SULTAN 2. ABDÜLHAMİD HAN VE TAHT AŞKI İLE ÇÜRÜTTÜĞÜ
TÜRK DONANMASI
22 Haziran 2017 Politik
Deli POLİTİKA TARİH 6

2. Abdülhamid Hakkında Önsöz
Türk tarihini tahrif
etmekte
ısrarcı olan pek çok küme vardır. Bu kümeleri
etkinlik sıralamasına göre düzenlersek şüphesiz ki en
başta gelecek olan küme İslamcılar olacaktır. Bu kümeye
göre Kurtuluş Savaşı dahi yaşanmamıştır şehitlikler
düzmecedir
İngilizlerin emrinde çalışmış ve sonra da İngiliz zırhlısına
binerek kaçmış Hint Müslümanlarına dahi İngilizlerin
ağzı ile fetvalar vererek isyan etmemelerini öğütlemiş
vatan haini Vahdettin dahi aslında bir kahramandır nedeni de
sadece
İstanbul’dan kaçarken Osmanlı sarayını yağmalamamış
olmasıdır halbuki; 2. Mahmut döneminden itibaren
Osmanlı
Saray yönetimi Padişahın elinde değildir daha da önemlisi
İngilizler de çekilirken Osmanlı Sarayından “Kaşıkçı
Elmasını” dahi
almamıştır şimdi bu durumda İngilizler de mi dostumuz
olmuştur?
İslamcıların yanı sıra tahrifte onlarla yarışabilecek bir
küme
daha vardır bu küme diğerine göre daha ılımlı olup çeşitli
akademik alanlara da yayılmıştır amaçları Türklerin kendi
tarihine baktığında herkesi ve her şeyi sevmesidir Yavuzu
da Şahı da
Atsızı da Süreyya Aydemiri de Atatürk’ü de
Vahdettin’i de Nutuk’ta Atatürk Vahdettin için
“Soysuz köpek”
demesine rağmen bu kesim Atatürk’ü yüceltir ama
Vahdettin de çaresizdi diyerek yutturmaya çalışır
Yavuzun Türk katliamlarını inkar etmek gibi yollara giderler
Abdülhamid’in de Türk Donanmasına olan çürütmesini
bir kısmı yalanlar daha bilgili olanları ise bahanelerle
süsler
bazıları hatta “Türk
donanmasını bilinçli bir terk ediştir. ”
diye pişkince yorumlar. Bu konuda yazılabilecek çok fazla
satır olduğu için zamana bıraktığımız makaleleri de size
zamanla ulaştıracağız ancak Abdülhamid’in Batı Oğuz
Türklerini karanlığa itişini Türk Aydınlanmasını ve
Devrimlerini geciktirişini zamanla aktarırken bu makalede
sadece Türk
Donanmasını yok edilişe terk etmesini aktaracağız.
Abdülhamid Türk Ordusundan Neden Korkuyordu?
Şevket Süreyya Aydemir’in
de kitaplarında belirttiği üzere ;
Harp okulunda öğrencilere
silah verilmezdi. Silah verilse mermi verilmezdi. Hatta hoca
bazen
mavzer tüfeğini tahtaya çizip tarif ederdi. Edirne
harbiyesinde süngü yerine boyanmış yaldızlanmış tahtadan
süngü taklitleri verilirdi. Çünkü
Abdülhamid Harbiyenin silahlı oluşundan korkardı.
Şevket Süreyya Aydemir – Tek Adam

Abdülhamid
döneminde devletin düştüğü hal.
Nedeni temele dayanıyordu.
Abdülhamid Türk Ordusundan korkuyordu çünkü
Türk Ordusu Avrupadaki Düşün ve Teknik Gelişmeleri
yakından takip eden Aydın subaylarla dolup taşıyordu zoraki
bir
şekilde ordu baskısı ile Batı modelli okullar açıyordu ancak
buradaki eğitimi de ödenekleri kısarak mahvediyordu Kurtuluş
Savaşımızdaki Kahramanlardan Hayrullah Fişek(Okumak için
tıklayınız) dahi Batıya ait düşün dergilerini okuduğu için
rütbesi düşürülüp bu dönemde
sürülüyordu daha da önemlisi Türk Ordusu
Avrupadaki gibi “Babadan oğula
geçen” yönetme hakkını Batıdaki gibi
kaldırmak istiyordu padişahlar yerine halkın seçtiği
kişilerin
yönetmesi gerektiğine inanıyordu bu inanç pek ala ki
sınıf çatışmasından doğuyordu Osmanlı Aristokrasisi yerine
Osmanlı Askerleri egemenliği ele geçirmek istiyordu. Öyle
ki 93 Rus Harbinde dahi Abdülaziz’in Fransa’dan
aldığı 12 Milyon altın ile kurulan modern Alman
Kruvazörlerinin de bulunduğu dünyanın en büyük
3. Donanması olan Türk Donanması İstanbul’a
demirleniyordu Padişah 2. Abdülhamid Türk Donanması
yerine o dönemde pek yakın olduğu ve gene sefaretlerinin
desteği
ile tahta çıktığı İngilizlerden yardım isteyerek İngiliz
Donanmasını İstanbul’a çağırıyordu Gazi Osman Paşa’nın
ordusuna doğru düzgün yardım ve lojistik destek
verilmemişken öğünlerini yakaladıkları farelerle geçiren
Türk Askerlerinin yanı sıra Padişah Yeşilköy’e kadar
gelen Rus Ordusunu ancak İngilizlerin gözdağı ile
durduabiliyor
yıllar boyunca da bir apartman boyundaki Rus askerleri
anısına
dikilmiş bir kahramanlık anıtının gölgesinde yaşamak zorunda
kalıyordu.
Abdülhamid’in taht aşkı
ve ordu korkusu öyle derine işlemişti ki Türk Donanması
yerine kendisini tahtta tutacak olanın İngiliz donanması
olduğunu
dahi gösteriyordu. Abdülhamid Orduya karşı da bir teknik
üretmişti bütün İslam dünyasındaki tarikat
şeyhlerini İstanbul’da toplayarak Türk Ordusuna karşı bir
dayanak oluşturuyordu ancak bu politika sadece Ordu ile
ilgili
değildi bir diğer amacı da şeyhleri kontrol ederek
tarikatları
aracılığı ile Osmanlı coğrafyasındaki Müslümanları da
kontrol etmek istiyordu bu politikanın işe yaramadığını
kendisi
dönemindeki Arap ayaklanmalarından da Kürt
ayaklanmalarından da biliyoruz bazıları ise bu çalışmanın
Japonları İslama davet etmek ve Halifeliği de onlara vererek
hem bir
müttefik elde etmek hem de Halifelkten kurtulma amacı ile
yapıldığını söylese de sağlam bir delile rastlandığını
görmüyoruz. Şurası bir gerçektir ki İslamcıların
zırvaladığı şekil ile Abdülhamid bir gerici değildir gerici
işler yapmış olsa dahi kendisi bir İslamcı değildir Rom içen
16 karısı olan sürüsüyle cariyesi olan ve
inzivasını da Elena isminde bir Rum kadını ile nikahsızca
geçirmiş
birisidir başarısız pek çok politikası ve zararları gibi
yararlı diyebileceğimiz bir kaç yanı da vardır. Örneğin
Hristiyan kiliselerini parçalayarak Balkanlardaki
Ortodoksları
kendi içinde bir nebze parçalamayı başarmıştır ancak
Orduya talim yaptırmayışı ve ekonomiyi daha da Alman
sömürgesi
haline getirmesi ile yanlış raporların da sonucunda ordunun
bir
kısmını terhis etmesi yüzünden Balkan Savaşları faciası
yaşandığı için bu durumun da çok büyük bir
önemi kalmamıştır. Bazıları Balkanlardaki Askeri
ateşelerimizin
hain olup bu yüzden burada bir isyan ya da dış saldırı
ihtimali
gerçekleşmeyecektir şeklinde raporlar sunduğunu söylese
de hain olsalar da olmasalar da orduyu terhis etmek
isteyecek ilk
kişi orduyu düşman gören Abdülhamid’dir ve böyle
bir bahane onun için biçilmiş kaftandır.

Abdülhamid Acizliği
Türk Ordusuna olan
düşmanlığı
ile Abdülhamidin bir diğer dayanağı ise Ordu içindeki
yolsuzlukçu ve yozlaşmış askerlerdir bu askerleri yücelterek
yüksek makamlara getirir yolsuzluklarını ise koz olarak
elinde
bulundurur ancak onları da makamından etmez böylece hem
kendisinin kontrol ettiği ve onlar aracılığı ile de orduyu
kontrol
edebildiği kişileri yükseltmiş hem de Türk Ordusunu baskı
altında tutmuş olur. Öyle ki bu dönemde Atatürk dahi
üç ay tecrit yatmış ve Kahire’ye sürülmüştür
Harbiye öğrencilerinden tutun da ordu mensuplarına kadar
herkes
potansiyel düşman gibi incelenmiş ve irdelenmiştir bazı
askerler
daha sert tepkiler vererek Kuşçubaşı Eşref(Konu ile ilgili
makalemizi okumak için tıklayınız) gibi Abdülhamid’in
yaverinin oğlunu dahi kaçırmıştır bu dönemde felsefe
dergileri kapatılmış Batı eserlerini çevirmek yasaklanmış
hatta İslamın bilim ile bağdaşık olduğu tarihlerdeki Ibn-i
Haldun’un
El Mukaddimesi’ni dahi yasaklamıştır bu dönemde Namık
Kemal’ler Vatan Yahut Silistre’nin yazarları hapis
yatmıştır Osmanlı İmparatorluğu tahtı için toprağını
kaybetmeyi göze almış bir başka padişah olan Abdülhamid ve
onu kullanan Almanlar gibi çeşitli dış unsurların
çenelerinde
ufalanırken Türk Ordusunun mensupları çöllere
dağlara ya da unutulmuş adalara sürgün yemiş Namık Kemal
gibi aydınlar Magosalarda derdest edilmişken Türk çiftçisi
fakirleşirken Gayr-i Türk unsurlar saraya daha da yoğun
şekilde
girerek zenginliklerini arttırmıştır sadrazam aileleri dahi
bu
dönemde genellikle zengin Sebetayist aileler olup en önemli
örnekleri Evliyazadeler ailesidir Osmanlı İmparatorluğunun
kaynaklarını kompradorluk yaparak II. Abdülhamid
ile
birlikte peşkeş çekmişler zenginliklerine zenginlik
katmışlar
Notre Dame Sion gibi okullarda çocuklarını okutmuşlar Yahudi
Alyans Okullarından mezun olan çeşitli İslamcıları
yetiştirerek İmparatorluk içindeki her tabakaya sızmışlardır
bu zengin ailenin olanaklarından ve gücünden Avrupai
bağlantılarından 2. Abdülhamid de servetine servet
katarak faydalanmıştır bu dönemde Gayr-i Türk unsurların
yükselişine bir örnek de Kürtlerdir öyle ki
Hamidiye Alayları gibi bize saldıracak olan Kürt
Aşiretlerine
ait askeri birimler oluşturulmuş tütün elektrik demiryolu
üzüm bakır ve demir gibi sektörler bir bir yabancılara
satılmış hatta sitemizin ongusu olan Boğazlıyan Kaymakamı
Kemal Bey
gibilere rağmen ülkemizdeki tarihi eserler dahi “Burada
taştan çok ne var. ” denilerek peşkeş
çekilmiş Sadrazam Tunuslu Sait Paşa Türkçe
bilmiyor bahanesi ile resmi dil Arapça yapılmaya dahi
kalkışılmıştır.
Abdülhamid’in ordu
korkusunu açıkladıktan sonra Türk Donanmasını nasıl
çürüttüğüne gelir isek;
Abdülhamid Türk Donanmasını Nasıl Çürüttü?
İngiliz tarihçilerinden
Joan Haslip Abdülhamid’in bir anısını araştırmalarında şu
şekilde aktarır.
“Padişah
ahlaksızlıklarıyla alay edebilmek için nazırlarının
yolsuzluk
yapmasını beklerdi. Mesela ihtiyar Bahriye Nazırı’nın
(Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa) hırsızlıklarından sık sık
bahsederdi. Fakat buna rağmen ihtiyar Nazır Padişaha
karşı yapılacak
bir isyanda vazife almaması için Türk donanmasının
hareketten mahrum bir halde Haliçte tuttuğundan konumunu
muhafaza ediyordu. Bir gün Abdülhamit’e meşhur bir
saray hokkabazının metal çatalları yuttuğu hakkındaki
hünerleri anlatılmıştı. Padişah hemen cevap vererek
bunda o
kadar büyük bir hüner görmediğini çünkü
Bahriye Nazırı’nın hiç bir rahatsızlık hissetmeden
muazzam harp gemilerini yuttuğunu söylemişti. ”
Bahsettiğimiz gibi Hasan
Hüsnü
Paşa’nın yolsuzluklarına Donanmayı Haliç’te tutan
kişi olduğu için katlanıyordu kendisini azledip yerine
namuslu
bir subay getirse hangi namuslu Türk subayı toprak verip de
tahtını vermeyen Abdülhamid’i severdi?

Abdulhamid ve ona binen
Almanlar…
Dönem Avrupasında bir kartpostal.
Türk Donanması 1876-1909
arasında Abdülhamid’in tahtı için Haliç’e
hapsedilmişti bu uzun süre içerisinde Donanma kendi
karakterini kurumsallığını ve tecrübesini kaybetmişti daha
da
önemlisi gemiler bakımsızlıktan paslanmış teknik gelişmeler
takip edilmemiş harcanan onca para boşa gitmişti. Savaş
durumunda da
savaş dışındaki manevrasızlıktan felç olmuş Bahriye
Nazırlığı
1897 Türk-Yunan savaşında dahi Ege’ye çıkması
emri verilmesine rağmen kendisini Haliç’ten Çanakkale
Limanına zor atabilmişti bu harekette de donanmadaki pek çok
gemi birbirini kaybetmiş bir kısmı da batıp gitmişti. Bu
dönemde
Donanmaya parça alımı da doğru düzgün yapılmadı
sadece iki istisnai durum hariç Donanma envanteri de
yenilenmedi işte bu iki istisnai durum da İslamcılar ve
bahsettiğimiz
“Herkesi Sevelimci”
kümeler tarafından çarpıtılır. Bunlardan birisi alınan
iki denizaltıdır. Bu denizaltılar Donanmanın baskısı ve Türk
Ordusunun korkusu ile alınmıştır nedeni ise Yunanistan gibi
İngilizlerce ve bu dönemde özellikle de Ruslar tarafından
desteklenen bir ülkenin hak iddia ettiği Balkan
topraklarındaki
Rumları örgütlerken denizaltı ithalatına başlamış
olmasıdır. İsveç ve İngiliz ortak yapımı Nordenfelt
firmasının
ürettiği denizaltılar satın alınmıştır böylece silah
ihracatının temel prensipleri de belirlenmiş olmaktadır iki
düşmana
birden silah satışı yapmak iki düşman için de daha fazla
silah ihtiyacı yaratmaktı. Bu alınan denizaltılar da önce
İzmit’e ardından da Haliç’e hapsedilerek gene
çürütülmüştür. Diğer istisnai durum
ise Ermenilerin isyanları ve Türklere katliamları sonrası
yapılan müdahaleler ile Avrupalıların ve yurt dışındaki
Ermenilerin hareketleri ile tazminat talepleridir Osmanlı
İmparatorluğu ise tazminat ödemek yerine ABD ve
Avrupa
Devletlerinde üretilen savaş gemilerini satın almak üzerine
anlaşarak bir çıkış yolu buldu böylece Haliç’teki
hapishaneye yeni mahkumlar kazandırılmıştı.

Abdülhamid Dönemi Batı
Türklerinin acizliği böyle resmedilmiştir. Dikkat ediniz
Osmanlıya tüm saldıranlar karikatürde sadece Avrupalılar
değildir içlerinde Kürtler ve Araplar da resmedilmiştir.
Öyle ki bu sadece
donanmasızlık yüzünden pek çok Jeopolitik kayıp
yaşanmıştı bunlardan bir kısmı aşağıdadır;
1878 Kıbrıs Teselya
Romanya
Doğu Rumeli ve Karadağ.
1881 Tunus 1882
yılında
ise Mısır 1897 Girit.
1908 Bulgaristan
Bosna-Hersek
1911 Libya.
1912-13 Balkan
savaşları
ile de donanmasızlık yüzünden Yunanistan’a karşı dahi
korunamayacak olan Ege Adaları İtalya’ya koruması için
bırakıldı. 1. Dünya Savaşında ise Düşman Donanması
hiç bir zorlukla karşılaşmadan Ege’de dahi bir direniş
görmeden Çanakkale’ye geldi boğazdaki topçu
atışları olmasa idi İstanbul’a kadar da düşmanı
durdurabilecek bir donanmamız Abdülhamid gibi taht ve
yolsuzluk
sevdalıları yüzünden bırakılmamıştı. İtalyanlar Libya’yı
işgal ettiklerinde Mısır da aynı şekilde işgal edildiğinden
kara
bağlantısı olmadığından ordumuz bu bölgeye gidemiyordu ancak
donanma ile askerlerimizi taşımamız da malum nedenlerden
mümkün
değildi Libya’da okullarımızda Mustafa Kemal Bey ile Enver
Bey
dahil pek çok subayın bu bölgelerde direnişi örgütlediği
anlatılır ancak neden donanma ile askerlerin bu bölgeye sevk
edilmediği hiç bir zaman anlatılmaz neden gizlice bu bölgeye
gitmek zorunda kaldıkları da anlatılmaz Mısır’ı İngilizler
işgal ederken dahi savaş olmamıştır sadece ilhak ettiklerini
duyurmuşlar Türk Donanması Haliç’te hapisken
Padişah da onaylamıştır yetmemiş daha sonra belirteceğimiz
gibi
Süveyş Kanalından da İngilizlerle pazarlık yapıp hisse satın
almıştır. Bu dönemde Ermeni teröristlerce Abdülhamid’e
suikast de düzenlenmişti suikastin başında da Belçika
Vatandaşı Anarşist Jorris vardı İmparatorluğun düştüğü
ekonomik ve askeri çukur öyle derindi ki Padişah olası
bir müdahale bahanesi olmasın diyerek kendisine suikast
düzenleyen kişiyi Belçika’ya geri iade etmek
zorunda kalmıştı masallardaki “Tez
kellesi kesile tez şu ola tez bu ola. ”
imajı
çizen Padişahlık makamı bu hale düşürülmüştü
Fransız bankerlere borç ödenmeyeceği duyurulunca
Fransızlar Dalmaçya Kıyılarına basit bir donanma ile gelmeye
cesaret ederek asker çıkarabiliyordu sadece bir kaç
gemi ile buraya gelmelerinde sakınca görmeyen Fransız Ordusu
şüphesiz ki Fransız elçiliği ile Abdülhamid’in
Türk donanmasını bırakmayacağını öte yandan da Türk
Ordusunu da bırakmayacağını biliyordu ne de olsa ordu
serbest kalırsa
darbe yapacaktı onun yerine topraklarımızın işgal edilmesi
Abdülhamid’e göre tahtı kaybetmekten daha iyiydi.
Osmanlı Donanmasında Vatansever Bir Subay Emin Yüce Hatıraları
Osmanlı donanmasında bu
dönemde
pek çok idealist subay durumdan rahatsızdı yolsuzluklar
Osmanlının borç tablolarına da yansıyordu devletin kazancını
borcunu ve ödemesi gereken faizi ile aldığı yıllık borçları
hesaplayınca buhar olan bir para tablolarda görünüyordu
bu konu ile ilgili olarak Emekli Tümgeneral Hayrullah
Fişek’in
torunu Prof. Dr. Kurthan Fişek’in Osmanlı Dış Borçları
Üstüne Düşünceler (Okumak için tıklayınız)
okuyabileceğiniz önemli bir kaynaktır. bu paranın önemli
kısmı Abdülhamid’in Türk Ordusunu kontrol etmesine
yardım eden Hafiyelerince Nazırlıklarınca harcanırken bir
kısmı da
doğrudan Abdülhamid’in kişisel servetine akıyordu bir
gecede halkı açlıktan kırılır Beserabya üstünden
evsiz barksız kalmış Anadoluya göç ederken düşmanları
el koymasın diye aşağıda koyacağımız belge ile ortaya çıkan
10 milyon dolar çeşitli bankalardan diğerlerine
aktarıyordu öyle şiddetli bir basın yasağı ve ajanlık
despotluk
dönemiydi ki bunu bile sorabilenler olamıyordu üstüne
de Abdülhamid’in emlak zenginliği 10 milyon dolar
yetmemiş olacak yandaşlarına yedirdikleri de yetmemiş olacak
ki
düşmanın 1882 yılında işgal ettiği Mısır’daki
Süveyş Kanalından dahi hisse almıştı öyle bir padişah
düşünün ki düşmanın işgal ettiği toprakları
savunmak yerine işgali kabul edip para kazanmak için kişisel
mülküne Süveyş Kanalından hisse alıyor olsun.
Dipçe: bu dönemdeki
10 milyon dolar günümüzde milyarlarca dolara
eşittir en feci kriz olan 1929 krizinde dahi tüm
dünya
4 2 milyar dolarlık zarara uğramıştır halbuki bugün
4 2
milyar dolar büyük bir ekonomik kayıp olarak
görünmemektedir her yüzyıl para şişkilniği ile paranın
değeri de azalmaktadır.

Emin Yüce’nin söz
konusu kitabı.
Bu dönemde Türk
Ordusunun da eli kolu bürokratik olarak bağlanmıştı Türk
Genelkurmaylığından Deniz ve Kara Kuvvetlerinin de kontrolü
alınmıştı Genelkurmaylık Yıldız Sarayına bağlanmıştı koskoca
Genelkurmay kendi ordusuna emir veremiyordu doğruca
Padişahın
Hafiyesine gidip rapor sunuyordu aynı şey görüştürülmeyen
ve yetkileri parçalatılmış Kuvvet Komutanlıklarına da
yapılıyordu keza Askerlik Sanatından anlayanlar bilecektir
ki komuta
kuvvet yapısı parçalanmış bir ordu istese dahi savaşamaz
Abdülhamid için de önemli olan savaşmaları değil
savaşmamalarıydı. Aşağıya ise bahsettiğimiz Abdülhamid’e
ait 10 Milyon Dolar ve ayrıyetten milyonlarca altını
ile
ilgili iki belge koyuyoruz.
Abdülhamid’in
Osmanlı Bankasındaki parasını korumak için ülkesinden
alıp Alman Bankalarına Almanların kullanması ve
faizlendirmesi için
gönderdiğini anlatan gazete küpürü.
Abdülhamid’in kişisel
emlak servetinin yanı sıra Alman Bankasına aktardığı
10.000.000
altını mevcuttu. Bu kişisel servetinin sadece bir kısmı idi
Anadoluda
yiyecek ekmeği olmayan azınlıkların ticaret faaliyetleri ve
saraya
çıkmış Sebatayist Ailelerin de yaptığı kompradorluk ile
fakirleşmiş Kürtler ya da Araplar gibi aşiretleri de olmayan
93 Harbi ile Anadoluya göç edip barksız ve evsiz
kalmış kaybedilen her toprak parçasından göçe
zorlanmış insanlarımızın sorunları dış borcun ağırlığı
üstümüzdeyken
Sultan 2. Abdülhamid Han’ın tek umursadığı tahtı
serveti ve onu tahtta tutacak olan Almanlar Hafiyeler
Yolsuzlukçu
yozlaşmış diplomatlar ile makam aldığı için destek olan
zengin
ailelerdi. Öyle ki işte halka ait olan paranın korkakça
ve acizce Almanlara teslim edilişinin kanıtı yukarıdaki
gazete
küpürünün yanı sıra aşağıdaki resmi bankacılık
makbuzudur.
Cemal Kutay’ın Tarih
Sohbetleri Kitabının 1966 basımının 3. Cildinin 107.
sayfasında
da aktardığı üzere sadece Alman Bankalarında Abdülhamid’e
ait 10 000 -80 000 altın bulunmaktaydı. Abdülhamid
tahttan
indirildiğinde sizce bu paralara ne oldu? Kendi ailesine mi
gitti
yoksa Almanların elinde mi kaldı?

Alt başlığımıza adını veren
Emin
Yüce ise Abdülhamid donanmasında bir subaydı Bahriye
Mektebinde okurken 19.yy sonlarında Osmanlıdaki
iktisadi ve
kültürel teknik çöküşü kendisinin
gözbebeği donanmaya yönelik olarak “Abdülhamid
Donanmasında Bir Bahriyeli Donanma Zabiti Emin
Yüce’nin
Hatıraları” kitabında özetlemişti.
Aşağıya
kitabından bir kesit koyuyoruz;
“…Hakikatte
Abdülaziz devrindeki muazzam donanmayı imha ile
Haliç’teki
şamandıralara kıymeti kalmayan yaldızlı gemileri bend
ederek halkı
iğfale çalışırdı…Hasan Paşa’nın en büyük
fenalığı onun servet hırsı ve bu uğurda subay ve eratın
hakları
üzerinde suiistimal icra ederek tersanede inşaat ve
tamirata
sarf edilen meblağ üzerinden şahsi çıkar temin etmek
idi…
Diğer bir deyişle Bahriye bir çiftlik ve biz de onun
demirbaş
hayvanı idik… Osmanlı tarihinde pek büyük nüfuz
ve iktidara fevkalade ihtişam ve saltanata sahip değişik
bakanlara
tesadüf edilirse de makamını Hasan Paşa kadar uzun süre
işgal eden görülmez. Hasan Paşa Abdülhamit’in
arzusuna bağlı olarak donanmayı yok etmiş Bahriyenin
kıymetini hiçe
indirmiştir. ”
Bahsi geçen Hasan Paşa
1881-1903 arasında 22 yıl makamını korumuştur.
İtalyanlar
Tunus’u işgal ettiklerinde Osmanlının iç politikasını
biliyorlardı Abdülhamid’in Türk Donanmasını
çürüttüğünü ve savaşmak için
göndermeyeceğini de öyle… Bu yüzden dünyanın
en büyük 3. Donanmasını elinde tutan Türkleri
ciddiye almadan aşağıdaki karikatürlerden bazılarını
çizebiliyorlardı;

Deniz
karşısına oturmuş İtalyan’a hiç bir şey yapamadan sadece
bakakalmış ağlayan bir aciz…
21. YY Türkiye’sindeki Abdülhamid Gafletinin
Tekerrürü
Osman Pamukoğlu’nun da
söylediği gibi “Tarih aptallar
için tekerrür eder. ”
Karadeniz’deki
en üstün donanma olan Türk donanması 2007-8
yıllarındaki Ergenekon-Balyoz kumpaslarıyla tutsak
edilmişti dünyada
9 saniye içerisinde savaşa hazırlanabilen tek donanma
olan
Türk Donanması savaş planları dahi Kozmik Odaya
girilerek ele
geçiriliyordu donanma basit bir 51 nolu DVD ile
anlamsız
iddianamelerle bir kez daha çürütülüyordu
İlginçtir ki 1995 yılında Türkiye
Yunanistan’ın
Ege’de herhangi bir şekilde karasularını genişletme
kararını
savaş nedeni ilan etmişti 2002 sonrası ise Feridun
Sinirlioğlu
önderliğinde gönderilen Dışişleri heyeti ile bu
karardan
vazgeçilmişti Türk Donanması bir kez daha durumdan
rahatsızdı ve iktidarı elinde bulunduranların da
umrunda olan tek şey
gene iktidarın kendisiydi donanmanın rahatsızlığı ise
her yerden
hissedilebiliyordu Yunanistan bir kez daha Ege
Adalarına ve
karasularına gözünü dikmişti donanmanın bir kez daha
zincirlenmesi ile çok geçmeden Ege Adalarında
işgaller(Okumak için tıklayınız. ) başlayacak ve
Savunma
Bakanı olacak kişi de “Türkiye
Yunanistan’ın bu şovlarına kapılmaz. ”
gibi abest açıklamalarla durumu kabul edip geçiştirecekti.
Osmanlı İmparatorluğunun en
çok
toprak kaybeden padişahı olan 2. Abdülhamid’in
dönemini ve bu dönemde Türk Ulusunun kaçırdığı
fırsatları Aydınlanmanın duruşunu dergilerde dahi geçmesi
yasak olan 400 kadar sözcüğü sinemanın
yasaklanışını iki kişinin yan yana yürümesinin
yasaklanmasını sabah ve yatsı ezanları sonrası sokağa çıkma
yasağı kadınların ve erkeklerin beraber kayığa binme yasağı
felsefe
çevirilerinin sosyal konularda şiir yazmanın dahi
yasaklandığı
sanayileşme hareketlerinin takip edilmediği her türlü bilim
ve tekniğin “yenilik”
olarak tahta tehdit olarak algılandığı Avrupaya göndeirlen
öğrencilerin dahi fişlenerek şüpheli konumuna düşürüldüğü
ulusumuzun talihsiz sürecini daha sonraki makalelerimizde
donanma dışındaki konularla ele almayı sürdüreceğiz. Bizim
gelecek makalelerimizden önce de kaynak olarak 2.
Abdülhamid
Dönemindeki Basın Yasakları (Okumak için tıklayınız)na
dair Prof. Dr. Bora Ataman’ın araştırmasını okuyabilirsiniz.
Dipçe: Bütün
bunlarla birlikte 1876-1909 arasını gereksizce işgal
etmiş
Abdülhamid döneminde Türk Ulusu sanayileşme ve
bilimsel devrim fırsatlarını da kaçırmıştır Avrupa ilk
bilimler akademilerini ve üniversitelerini 16. yy’dan
önce dahi kurmuşken artık 19.yy’da özel bilim
alanları oluşturulmuştur bunlardan birisi de Jeolojidir
Jeoloji Bilim
Cemiyeti Britanya’da 1835 Avusturya’da 1839’da
kurulmuşken Türkiye’de ancak Cumhuriyet ile
kurulabilmiştir. Bunun önemi ise Osmanlının kendi
topraklarındaki madenlerin farkında olmayışını
vurgulamasıdır hatta
Jeoloji ve Poliitk bileşimi olan Jeopolitik öyle önemlidir
ki Alman Jeolog Prof. Dr. Nauman Osmanlıyı ziyaret ederek
incelemeler yapmış ve Osmanlının Alman sömürgesi olmaya
müsait olup olmadığını raporlamıştır Abdülhamid ise bu
dönemde Kaiser Wilhelm’i arkadaş sanmış Almanlara tarihi
eserlerimizi ve madenlerimizi peşkeş çekmeyi sürdürmüştür
Soner Yalçın’ın Beyaz Türklerin Büyük
Sırrı kitabında da belirttiği gibi bu dönemde Alman
Yatırımları
Osmanlıyı ele geçirmiş 15 Milyon Mark’ın üstüne
ulaşmıştır bu dönem sadece fırsatlar kaçırdığımız değil
aynı zamanda da sömürgeleştiğimiz donanmasız ve ekonomisiz
kaldığımız iç isyanlarla dahi mücadele edemeyen bir hale
düştüğümüz haldir. Almanların Jeopolitik’i
Ludendorf ile neden keşfettiğine Japonların buna olan
ilgisine Prof.
Dr. Nauman’ın ve İngilizleirn de hedefi olan Bağdar Demir
Yoluna bölgedeki Osmanlıdan gizli petrol araştırmalarına ve
yerel Arap aşiretleri ile olan ilişkilerine de daha sonraki
makalelerimizde zaman buldukça değineceğiz hoşçakalın.
22 Şubat 2017
Politik Deli
http://www.politikdeli.com/2-abdulhamid-ve-taht-aski-ile-halicte-curuttugu-donanma/
|