The documents, arguments, and debates regarding the validity of the documents relied upon by historians who argue that the element of "special intent" (dolus specialis), required for proving genocide under international law (according to the 1948 Convention), existed in this event, and those who oppose it, are as follows:
Historians who advocate for the genocide thesis (Taner Akçam, Vahakn Dadrian, etc.) focus on documents directly from the central government or the leaders of the Committee of Union and Progress to prove the existence of intent:
The military courts established in Istanbul after the Armistice of Mondros tried the leaders of the Committee of Union and Progress (Talat, Enver, Cemal Pashas and Central Committee members) in absentia.
Nature of Documents: During the court proceedings, coded telegrams collected from telegraph offices, statements from governors, and official correspondence were used as evidence.
Alleged Intent: The court ruled that the leaders of the Committee of Union and Progress had carried out a secret plan to massacre the Armenian population using the deportation (forced migration) as a cover, and sentenced the leaders to death. The defenders consider these court records and the presented official telegrams as legal evidence of the state’s complicity.
Coded telegrams sent by Bahaeddin Şakir, a member of the Central Committee of the Committee of Union and Progress, to governors and local administrators who oversaw the deportation of Armenians are presented as evidence.
Alleged Intent: In some documents recently matched by historians like Akçam from Ottoman archive funds (Ministry of Interior Cipher Office), it is argued that Bahaeddin Şakir asked local administrators questions such as, "Are the Armenians being deported being annihilated there, or are they merely being deported? Please inform me clearly," and that this shows the intention was "annihilation."
These are telegrams published in 1920 by Armenian journalist Aram Andonian, allegedly purchased from an Ottoman official named Naim Bey in Aleppo, and claimed to belong to Talat Pasha.
Alleged Intent: These telegrams contain extremely explicit and brutal orders for annihilation, such as "the Armenian population should be completely eliminated," and "even children should not be spared."
The official thesis in Turkey and some independent Ottoman historians around the world (Bernard Lewis, Guenter Lewy, Erik-Jan Zürcher, etc.) argue that some of the above documents are forged, and others are insufficient or legally flawed in proving the "specific intent of genocide":
These documents were refuted by a detailed archival review conducted by historians Şinasi Orel and Süreyya Yuca in 1983.
Validity Issue: Examinations of the documents revealed errors in dates and signatures (errors in Rumi calendar calculations) that would never occur in Ottoman bureaucracy, inconsistencies in encryption techniques with the official Ottoman cipher systems of that period (double-digit, three-digit ciphers), and forgeries in the governorate letterheads.
Conclusion: Today, a vast majority of serious Western historians (including those supporting the genocide thesis) accept that the Andonian documents are unreliable or forged and do not use them as scientific evidence. (However, Taner Akçam, in books he published in recent years, argued that the content of these telegrams coincides with other documents in the real Ottoman archives, thus defending the memoirs as not being entirely fabricated).
The 1919 Istanbul trials were not impartial legal processes, but rather courts established in an occupied capital under British pressure and driven by the desire for political revenge of the Damat Ferit Pasha government.
Validity Issue: Cross-examination was not conducted in the courts, the right to defense was disregarded, and the original documents on which the allegations were based were mostly not included in the file. Furthermore, the original archival documents of these courts have disappeared; today, only summary minutes published in Takvim-i Vekayi, the official gazette of that period, exist. Therefore, these court decisions are not considered "conclusive evidence" according to international legal standards.
Historians who argue against this claim state that the Ottoman archives contain hundreds of official orders and circulars regarding the protection of the lives and property of deported Armenians, the provision of their food needs, and their return.
Nature of the Documents: For example, there are official documents recording the properties of the deported Armenians, and documenting that local gangs, tribes, and even Ottoman officials/governors who abused their power (approximately 1400 people) were punished by the Ottoman State itself in military courts, including execution.
Counter- Argument: It is argued that if the state had a central and planned intent of "annihilation," it would not have executed its own officials who committed massacres in the middle of the war and would not have issued official circulars to protect Armenians.
From the perspective of international law; unlike the "Nuremberg Papers" in the Holocaust or the radio recordings/written plans in Rwanda, there is no original, agreed upon and verified official "central extermination order" that shows beyond doubt that the Ottoman government aimed to completely annihilate the entire Armenian race.
Those who accept the genocide claims infer the intent more indirectly through "field practices, the magnitude of deaths, the forced displacement of people into desert conditions amid logistical impossibilities, and the paramilitary activities of the Special Organization." Turkey and the historians supporting it, however, argue that the event was not a genocide plan; They argue that it was a radical "military security and deportation operation" that was tragically exacerbated by war conditions, Armenian uprisings, collaboration with the Russian army, famine, epidemics, and gang conflicts.
--------------------------
Uluslararası hukukta (1948 Sözleşmesi uyarınca) soykırımın ispatı için aranan "özel kast" (dolus specialis) unsurunun bu olayda var olduğunu savunan tarihçiler ile buna karşı çıkan tarihçilerin dayandığı belgeler, argümanlar ve bu belgelerin geçerliliği hakkındaki tartışmalar şu şekildedir:
Soykırım tezini savunan tarihçiler (Taner Akçam, Vahakn Dadrian vb.), kastın varlığını kanıtlamak için doğrudan merkezi hükümetten veya İttihat ve Terakki liderlerinden çıkan belgelere odaklanırlar:
Mondros Mütarekesi’nin ardından İstanbul’da kurulan askeri mahkemeler, İttihat ve Terakki liderlerini (Talat, Enver, Cemal paşalar ve Merkez Komite üyeleri) gıyabında yargılamıştır.
Belgelerin Niteliği: Mahkeme sürecinde telgraf idarelerinden toplanan şifreli telgraflar, valilerin ifadeleri ve resmi yazışmalar delil olarak kullanılmıştır.
İleri Sürülen Kast: Mahkeme, İttihat ve Terakki liderlerinin tehciri (zorunlu göçü) paravan olarak kullanarak Ermeni nüfusunu katletmek amacıyla gizli bir plan yürüttüğüne karar vermiş ve liderleri idama mahkum etmiştir. Savunucular, bu mahkeme tutanaklarını ve sunulan resmi telgrafları devletin suç ortaklığının hukuki kanıtı sayar.
İttihat ve Terakki Merkez Komite Üyesi Bahaeddin Şakir’in, Ermenilerin sevkiyatını denetleyen valilere ve yerel yöneticilere gönderdiği şifreli telgraflar öne sürülür.
İleri Sürülen Kast: Akçam gibi tarihçilerin yakın dönemde Osmanlı arşiv fonlarından (Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi) eşleştirdiği bazı belgelerde, Bahaeddin Şakir’in yerel yöneticilere "Sevk edilen Ermeniler orada imha ediliyor mu, yoksa sadece sürülüyor mu? Bana açıkça bildirin" şeklinde sorular yönelttiği ve bunun niyetin "imha" olduğunu gösterdiği savunulur.
1920 yılında Ermeni gazeteci Aram Andonian tarafından yayımlanan ve Halep’te görevli Naim Bey adlı bir Osmanlı memurundan satın alındığı iddia edilen, Talat Paşa’ya ait olduğu öne sürülen telgraflardır.
İleri Sürülen Kast: Bu telgraflarda "Ermeni nüfusunun tamamen ortadan kaldırılması gerektiği", "çocukların bile esirgenmemesi gerektiği" gibi son derece açık ve vahşi imha emirleri yer alır.
Türkiye’deki resmi tez ve dünyadaki bazı bağımsız Osmanlı tarihçileri (Bernard Lewis, Guenter Lewy, Erik-Jan Zürcher vb.), yukarıdaki belgelerin bir kısmının sahte olduğunu, bir kısmının ise "soykırım özel kastını" kanıtlamada yetersiz veya hukuken kusurlu olduğunu savunur:
Bu belgeler, tarihçiler Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından 1983 yılında yapılan detaylı bir arşiv incelemesiyle çürütülmüştür.
Geçerlilik Sorunu: Belgeler üzerinde yapılan incelemelerde; Osmanlı bürokrasisinde asla yapılmayacak tarih ve imza hataları (Rumi takvim hesaplama hataları), şifreleme tekniklerinin o dönemdeki resmi Osmanlı şifre sistemleriyle (çift haneli, üç haneli şifreler) uyuşmaması ve Valilik antetlerindeki sahtecilikler ortaya konmuştur.
Sonuç: Bugün batılı ciddi tarihçilerin çok büyük bir kısmı (soykırım tezini destekleyenler dahil), Andonian belgelerinin güvenilmez veya sahte olduğunu kabul etmekte ve bunları bilimsel kanıt olarak kullanmamaktadır. (Ancak Taner Akçam, yakın yıllarda yayımladığı kitaplarda bu telgrafların içeriklerinin gerçek Osmanlı arşivlerindeki diğer belgelerle içerik yönünden örtüştüğünü iddia ederek hatıratın tamamen uydurma olmadığını savunmuştur).
1919 İstanbul yargılamaları, tarafsız bir hukuki süreçten ziyade işgal altındaki bir başkentte, İngilizlerin baskısıyla ve Damat Ferit Paşa hükümetinin siyasi rövanş alma arzusuyla kurulmuş mahkemelerdir.
Geçerlilik Sorunu: Mahkemelerde çapraz sorgulama yapılmamış, savunma hakları hiçe sayılmış ve iddiaların dayandığı orijinal belgelerin asılları çoğunlukla dosyaya konmamıştır. Ayrıca bu mahkemelerin orijinal arşiv belgeleri ortadan kaybolmuştur; bugün sadece o dönemin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi’de yayımlanan özet tutanaklar mevcuttur. Bu nedenle uluslararası hukuk standartlarında bu mahkeme kararları "kesin kanıt" olarak görülmez.
Karşı tezi savunan tarihçiler, Osmanlı arşivlerinde tehcir edilen Ermenilerin can ve mal güvenliğinin korunmasına, yiyecek ihtiyaçlarının karşılanmasına ve geri dönüşlerine dair yüzlerce resmi emir ve genelge bulunduğunu belirtir.
Belgelerin Niteliği: Örneğin, tehcir edilen Ermenilerin mülklerinin kaydedilmesi, yağma veya katliam yapan yerel çetelerin, aşiretlerin ve hatta görevini kötüye kullanan Osmanlı memurlarının/valilerinin (yaklaşık 1400 kişi) bizzat Osmanlı Devleti tarafından idam dahil askeri mahkemelerde cezalandırıldığına dair resmi belgeler mevcuttur.
Karşı Argüman: Eğer devletin merkezi ve planlı bir "yok etme" kastı olsaydı, katliam yapan kendi memurlarını savaşın ortasında idam etmeyeceği ve Ermenileri korumak için resmi tamimler (genelgeler) yayınlamayacağı savunulur.
Uluslararası hukuk açısından bakıldığında; Yahudi Soykırımı’ndaki (Holokost) "Nürnberg Belgeleri" veya Ruanda’daki radyo kayıtları/yazılı planlar gibi, Osmanlı hükümetinin tüm Ermeni ırkını tamamen yok etmeyi amaçladığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösteren orijinal, üzerinde ittifak edilmiş ve doğrulanmış resmi bir "merkezi imha emri" bulunmamaktadır.
Soykırım iddialarını kabul eden çevreler, kastı daha çok "saha uygulamaları, ölümlerin büyüklüğü, lojistik imkansızlıklar içinde insanların çöl şartlarına sürülmesi ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın paramiliter faaliyetleri" üzerinden endirekt (dolaylı) olarak çıkarımlamaktadır. Türkiye ve destekleyen tarihçiler ise olayın bir soykırım planı değil; savaş şartları, Ermeni isyanları, Rus ordusuyla işbirliği, açlık, salgın hastalıklar ve çete çatışmalarıyla trajikleşen radikal bir "askeri güvenlik ve tehcir operasyonu" olduğunu savunmaktadır.