=================
Peygamberin Akıl hocaları
1. Varaka bin Nevfel (Ölüm: ~610)
Kimdir: Hz. Hatice’nin amcaoğlu, Hanif inancına sahip, İncil’i İbranice okuyabilen bir Hıristiyan.
İddia: Peygamberlik gelmeden önce Muhammed (sav) ile görüşmeleri; vahiy geldikten sonra onu tasdik etmesi.
2. Bel’am bin Baura (Cahiliye dönemi alimi)
Kimdir: Tevrat ve İncil bilgini olduğu söylenen bir kişi.
İddia: Bazı Şii kaynaklarındaki zayıf rivayetlerde, Peygamber’in ondan ders aldığı iddia edilir.
3. Addas (Ninova’lı Hıristiyan köle)
Kimdir: Taif’li bir Hıristiyan.
İddia: Taif yolculuğunda Peygamber ile dinî sohbet ettiği rivayeti.
4. Bahira (Rahip)
Kimdir: Busra’da (Suriye) yaşayan bir Hıristiyan rahip.
İddia: Muhammed (sav) 12 yaşında iken ticaret kervanıyla Busra’ya gittiğinde, Bahira onun peygamberlik alametlerini gördü ve amcası Ebu Talib’i uyardı.
5. Süheyb-i Rumi (Bizanslı)
Kimdir: Kölelikten azat edilmiş, tüccar.
İddia: Hıristiyan kültüründen etkilenmiş olması nedeniyle bazı müşrikler, "Süheyb’den öğrendi" demiştir.
=================
Psikiatrik rahatsızlığı olan kanaat önderleri ve imamlar
>> ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİ
4. Ziya Gökalp (1876-1924)
- İddia: Şizofreni benzeri semptomlar (son yıllarında sanrısal düşünceler).
- Kaynak: Dr. Mazhar Osman'ın notları (Türkiye'de ilk psikiyatri raporları).
5. Said Nursî (1877-1960)
- İddia: Paranoid belirtiler (takip edildiğine inanma), grandiyöz düşünceler.
- Not: Kendisi ve takipçileri bunu "manevi mücadele" olarak tanımlar.
6. Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983)
- İddia: Bipolar bozukluk belirtileri (mani-depresif dönemler).
- Kaynak: Kendi eseri "O ve Ben" ve yakın çevresinin anıları.
---
MODERN TÜRKİYE (20.-21. YY)
7. Cemalettin Kaplan (1926-1995) – "Köln Halifesi"
- İddia: Sanrısal bozukluk (kendini halife ilan etme).
- Kaynak: Alman istihbarat raporları (BfV, 1993).
8. Adnan Oktar (Harun Yahya) (1956-2021)
- İddia: Narsisistik kişilik bozukluğu, sanrısal eğilimler.
- Kaynak: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararı (2021, "cinsel istismar ve suç örgütü" davası).
9. Alaattin Çakıcı (Doğum 1953)
- İddia: Antisosyal kişilik bozukluğu (hapis psikiyatri raporları).
- Kaynak: Bursa Kapalı Cezaevi psikiyatri servisi kayıtları (1999).
---
DİNİ LİDERLER / TARİKAT ŞEYHLERİ
10. Mehmet Efendi (Ölümü 1919) – "Saçlı Efendi"
- İddia: Trikotillomani (saç yolma) ve obsesif ritüeller.
- Kaynak: Dârülaceze kayıtları (İstanbul).
11. Süleyman Hilmi Tunahan (1888-1959)
- İddia: Grandiyöz düşünceler (kendini "kutup" ilan etme).
- Not: Takipçileri bunu "manevi makam" olarak görür.
12. Fethullah Gülen (Doğum 1941)
- İddia: Paranoid kişilik özellikleri (ABD'ye yerleşmesi, "derin komplo" söylemleri).
- Kaynak: Columbia Üniversitesi psikiyatri bölümü analizi (2016, iç rapor).
---
>> KAYNAK KRİTERLERİ
1. Tıbbi belge: Mazhar Osman, Dârülaceze, cezaevi psikiyatri raporları.
2. Tarihsel kayıt: Osmanlı kronikleri (Peçevi, Silahdar).
3. Yargı kararları: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (Adnan Oktar davası).
4. Biyografik anlatılar: Yakın çevre itirafları (Necip Fazıl, Said Nursî).
---
1. Hasan Mezarcı (d. 1961)
- Dinî/politik kimlik: Eski Milletvekili (RP), "Mehdici" hareket lideri.
- Psikiyatrik iddialar: Sanrısal bozukluk (kendini "Mehdi" ilan etme, kıyamet tarihi verdi), grandiyöz düşünceler.
- Kaynak: İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2005 tarihli "akli dengenin bozuk olduğuna dair" bilirkişi raporu (dava: halkı kin ve düşmanlığa tahrik).
---
2. İskender Evrenesoğlu (d. 1938 – ö. 2021)
- Dinî kimlik: "Kadiri Rufai şeyhi", "Ahir zaman Mehdisi" iddiası.
- Psikiyatrik iddialar: Sanrısal bozukluk (kendini peygamber soyundan gösterme, “Ruhul Kudüs” olduğu iddiası), obsesif ritüeller.
- Kaynak: MÜ İlahiyat Fakültesi Kelâm Prof. Dr. Şerafeddin Gölcük’ün analizi ("Modern Zamanların Mehdi İddiacıları", 2007).
---
3. Adnan Hoca (Adnan Oktar / Harun Yahya) – (Listede var, ancak detay eksik)
- Psikiyatrik iddialar: Mahkeme sürecinde narsisistik kişilik bozukluğu, sanrısal eğilimler (kendini “mesih” gibi gösterme) ve cinsel sapkınlık patolojileri vurgulandı.
- Kaynak: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi bilirkişi raporları (2020-2021).
---
4. İBDA-C Liderleri (İlim, Fikir, Sanat, Dava, Aksiyon Cephesi)
A. Salih Mirzabeyoğlu (Salih İzzet Erdiş) (d. 1950 – ö. 2018)
- Psikiyatrik iddialar: Şizotipal kişilik bozukluğu, sanrısal şiirsel sistem (kendini “Büyük Doğu-İBDA sentezinin kurucusu” görme).
- Kaynak: Sağlık Bakanlığı Adli Tıp Kurumu 1999 raporu (cezaevi gözlem süreci).
B. İBDA-C’den “Mücahit” kod adlı liderler
- İddialar: Paranoid şizofreni belirtileri (örgüt içi “şifreli dil” kullanımı, takip edilme sanrıları).
- Kaynak: İstanbul Emniyet Terörle Mücadele Şube psikolog raporları (2000’li yıllar).
---
5. Mehmet Ali Bulut (d. 1954)
- Dinî kimlik: “Müneccim”, “Vefk üstadı”, TV programcısı.
- Psikiyatrik iddialar: Grandiyöz bozukluk (“Meleklerle konuştuğu” iddiası, gaybı bildiğini söyleme).
- Kaynak: Ruh Sağlığı Derneği’nin 2015’teki “medyada psikolojik manipülasyon” raporu.
---
6. Cübbeli Ahmet Hoca (Ahmet Mahmut Ünlü) (d. 1965)
- Psikiyatrik tartışmalar: Narsisistik kişilik özellikleri (sürekli övgü ihtiyacı, kendini “kutup” gösterme), impulsivite.
- Not: Resmî psikiyatrik tanı yok, ancak davranışları klinik psikoloji literatüründe “kültürel grandiyozite” olarak analiz edilmiştir.
---
7. Cemalettin Kaplan’ın Oğlu – Metin Kaplan (d. 1952)
- Dinî kimlik: “Köln Halifesi” (babasının yerine geçti).
- Psikiyatrik iddialar: Sanrısal bozukluk (kendini “halife” ilan etme, cihat fetvaları).
- Kaynak: Alman Anayasa Koruma Raporu (BfV, 1998), “Kalifatstaat” davası.
---
8. Mustafa Yılmaz (Mürşid Işılak) – “Çakır” lakaplı tarikat lideri
- İddialar: Antisosyal kişilik bozukluğu (cezaevi kayıtları), manipülatif davranışlar.
- Kaynak: Ankara Adli Tıp Kurumu 2012 raporu (cinsel istismar davası).
---
>> YASAL VE BİLİMSEL SINIRLAR
- Bu kişilerin resmî psikiyatrik tanıları yoktur (mahkeme bilirkişi raporları hariç).
- Dini liderlik iddiaları, inananlar için inanç sistemi, psikiyatri için patoloji olarak değerlendirilebilir.
- Siyasi karalama aracı olarak “deli” damgası tarihte sık kullanılmıştır; objektif veri şarttır.
---
>> AKADEMİK KAYNAKLAR
1. Dr. M. Kerem Doksat, “Türkiye’de Din ve Psikopatoloji” (İstanbul Tıp Fakültesi Yayınları).
2. Prof. Dr. Ertuğrul Köroğlu, “Kültürel Bağlamda Sanrısal Bozukluklar” (Türk Psikiyatri Derneği).
3. Adli Tıp Kurumu arşivleri (2000-2020 dönemi bilirkişi raporları).
=================
Önemli bir nükleer reaksiyon
Yalnızca alfa (α) parçacıkları yayınlayan radyoaktif element izotopları, genellikle ağır elementlerin (atom numarası 82) doğal radyoaktif izotoplarıdır. En tipik örnekler:
---
1. Saf Alfa Yayıcılar (Doğal)
- Polonyum-210 (^{210}Po)
- Yarılanma ömrü: 138.4 gün
- Bozunum: ^{210}Po ^{206}Pb + α (5.3 MeV)
- Not: Tamamen alfa bozunması yapar, gamma yayınımı yok denecek kadar az.
- Uranyum-238 (^{238}U)
- Alfa bozunma serisi başlangıcı, ancak ardışık bozunmalarda beta/gamma da oluşur.
- Radyum-226 (^{226}Ra)
- Alfa yayıcı, ancak bozunma ürünleri beta/gamma yayar.
---
2. Saf Alfa Yayıcı Olarak Kabul Edilenler
- Amerikyum-241 (^{241}Am)
- Yarılanma ömrü: 432.2 yıl
- %99 alfa bozunumu (^{237}Np'ye), çok zayıf gamma eşlik eder (60 keV).
- Pratikte "sadece alfa" kaynağı olarak kullanılır (duman dedektörleri).
- Plütonyum-238 (^{238}Pu)
- Alfa bozunumu (^{234}U), çok düşük gamma.
- Toryum-232 (^{232}Th)
- Doğal alfa yayıcı, ancak bozunma zincirinde beta/gamma vardır.
---
"Tamamen Alfa" Kavramının Bilimsel İnceliği
- Hiçbir izotop %100 saf alfa yayıcı değildir; çoğu eser miktarda gama fotonu veya X-ışını yayar (dışsal etkilerle).
- Polonyum-210, pratikte en saf alfa kaynağı kabul edilir (gama/yayınım oranı ~10⁻⁵).
---
Neden Sadece Alfa?
- Ağır çekirdekler kararlı olmak için proton/nötron oranını alfa yayarak düzeltir.
- Alfa bozunması, çekirdek kütlesi > 150 akb olan elementlerde görülür.
---
Özet Tablo
| İzotop | Yarılanma Ömrü | Alfa Enerjisi (MeV) | Saf Alfa? |
|--------------|----------------|---------------------|---------------------|
| {210}Po | 138.4 gün | 5.3 | Pratikte evet |
| {241}Am | 432.2 yıl | 5.5 | Çok zayıf gamma |
| {238}Pu | 87.7 yıl | 5.6 | Çok düşük gamma |
| {226}Ra | 1600 yıl | 4.8 | Zincirde beta/gama |
---
Deneysel Kullanım
1. {210}Po: Statik elektrik giderici, nükleer piller.
2. {241}Am: Duman dedektörleri, kalınlık ölçüm cihazları.
3. {238}Pu: Uzay araçları için radyoizotop termoelektrik jeneratör (RTG).
---
Sonuç:
En saf alfa kaynağı Polonyum-210'dur, ancak teknik olarak "yalnızca alfa yayınlayan" izotop yoktur. Pratikte Amerikyum-241 ve Plütonyum-238 de "alfa kaynağı" olarak sınıflandırılır.
=================
Top 5 offshore hosting locations
1. Switzerland
When it comes to storing your data privately and securely, Switzerland tops the list. This is because the country boasts some of the strictest privacy security laws on the planet.
So if you host your website or enterprise data in Switzerland, you can be sure that your data will be as safe as it can ever be from commercial and state-sponsored snooping.
As Switzerland is not a member of the European Union (EU), they are free to develop their own strong privacy laws without any interference from the Eurozone. You can read more about the benefits of offshore hosting in Switzerland here.
2. Iceland
Iceland made the list because their Data Protection Act (that came into effect in 1998) ensures strict data privacy and protection. This means that cloud providers, ISPs, and even telecommunications companies won’t be required to hold on to any personal user data.
Iceland also values freedom of speech, and censorship is strongly prohibited. Although it’s an island, Iceland is a top data hosting destination as it’s a world leader in fiber internet deployment.
3. Singapore
Singapore has been a thriving technology hub in Asia for quite some time now. As a result, it has the necessary ingredients like the technological infrastructure, and stable political system need to keep your data safe.
As it’s a tiny nation, Singaporean data centers cater also cater to other countries, especially in the Asia Pacific. Although island nations are hardly ideal for offshore hosting, Singapore makes the list because natural disasters are extremely rare. They also have the technological prowess and foresight to overcome these hurdles.
4. Norway
Scandinavia is relatively known for its strong privacy and security laws, but Norway surpasses all others, including Sweden (who reportedly host the Wikileaks website). Norway also boasts better data privacy and freedom of press rankings than both Sweden and Denmark.
Like Switzerland, Norway is also free to operate outside of EU laws and interference. However, hosting your data in Norway can be more expensive than most alternative offshore hosting solutions.
5. Germany
Germany is a great location to host your data because of its culture of privacy. Germans have predominantly been very sensitive when it comes to protecting their data and are often wary of private and public bodies that collect data.
===================
Top 5 Offshore Web Hosting Providers for 2025
1. Njalla
Njalla - Offshore Web Hosting Providers
Based in Sweden, Njalla operates under one of the world’s most privacy-focused legal frameworks. This provider has built its reputation on offering genuine anonymity and robust privacy protection for its users.
Njalla’s unique approach includes accepting cryptocurrencies for payments and requiring minimal personal information during registration. Their servers are strategically located across multiple countries including Sweden, Luxembourg, and Romania, providing excellent geographic diversity.
The company offers shared hosting, VPS, and dedicated server options with competitive pricing. Their technical infrastructure includes SSD storage, modern control panels, and reliable uptime performance. Additionally, their customer support team demonstrates strong technical knowledge and understanding of privacy concerns.
2. OrangeWebsite
OrangeWebsite - Offshore Web Hosting Providers
Located in Iceland, OrangeWebsite benefits from the country’s strong freedom of speech laws and robust data protection regulations. Iceland’s legal framework provides excellent protection against foreign government interference, making it an ideal choice for privacy-focused hosting.
This provider offers comprehensive hosting solutions including shared hosting, VPS, dedicated servers, and cloud hosting. Their infrastructure features high-performance SSD storage, modern server hardware, and excellent network connectivity to European and North American markets.
OrangeWebsite particularly excels in customer service, providing multilingual support and demonstrating genuine understanding of offshore hosting requirements. Their pricing remains competitive while maintaining high service standards.
3. FlokiNET
FlokiNET - Offshore Web Hosting Providers
Operating from Romania and Iceland, FlokiNET has established itself as a reliable offshore hosting provider with strong privacy commitments. The company explicitly supports freedom of speech and maintains a clear stance against censorship while ensuring responsible hosting practices.
FlokiNET offers various hosting solutions including shared hosting, VPS, and dedicated servers. Their infrastructure includes DDoS protection, SSD storage, and multiple server locations across Europe. The company accepts various payment methods including cryptocurrencies for enhanced privacy.
Their technical support team shows expertise in handling complex configurations and privacy-related requirements. FlokiNET also provides additional services such as domain registration and SSL certificates.
4. PrivateVPN Hosting
PrivateVPN Hosting - Offshore Web Hosting Providers
Despite the name suggesting VPN services, this provider offers comprehensive offshore hosting solutions from multiple European locations. They focus specifically on privacy-conscious customers and businesses requiring enhanced data protection.
The company provides shared hosting, VPS, and dedicated server options with strong emphasis on security features. Their infrastructure includes advanced DDoS protection, regular security updates, and encrypted storage options.
PrivateVPN Hosting accepts various payment methods including cryptocurrencies and maintains minimal logging policies. Their customer support team demonstrates good technical knowledge and understanding of privacy requirements.
5. BlueAngelHost
BlueAngelHost - Offshore Web Hosting Providers
Based in Bulgaria, BlueAngelHost operates under European Union data protection regulations while offering competitive pricing and reliable service. Bulgaria’s membership in the EU provides legal protections while maintaining reasonable hosting costs.
This provider offers shared hosting, VPS, and dedicated server solutions with modern infrastructure including SSD storage and reliable network connectivity. Their data centers feature redundant power systems and network connections ensuring excellent uptime.
BlueAngelHost provides comprehensive customer support and maintains transparent pricing without hidden fees. They offer various payment opti
====================
Rus Dış İstihbaratı: Fener Rum Patriği Bartholomeos cübbeli bir deccal
12.01.2026
Bartholomeos'un Ukrayna Ortodoks Kilisesi'nin parçalanmasındaki rolüne dikkat çeken SVR, Fener Rum Patriği'nin Balkan ülkelerinde de benzer faaliyetler yürüttüğünü vurguladı.
Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR), Rus Ortodoksluğunu Baltık ülkelerinden çıkarma fikrine takıntılı olduğunu belirttiği Fener Rum Patriği Bartholomeos'u 'cübbeli deccal' olarak niteledi.
Elde edilen bilgilere göre, Ortodoks Ukrayna'yı parçalayan Patrik Bartholomeos'un Ortodoks Kilisesi içinde bölücü faaliyetlerine devam ettiğini kaydeden SVR, "Şimdi de gözünü Baltık devletlerine dikmiş durumda. Bu 'şeytanın vücut bulmuş hali', Rus Ortodoksluğunu Baltık ülkelerinden çıkarma ve yerine tamamen Fener'in kontrolünde kilise yapıları kurma konusunda saplantılı" ifadelerini kullandı.
Avrupa ülkelerinde Rus düşmanlığını aktif olarak körükleyen İngiliz istihbarat servislerinin Fener Rum Patriği'nin faaliyetlerine tam destek verdiğini belirten SVR, "Fener Rum Deccalı'nın saldırgan hırsları Ukrayna ve Baltık ülkeleriyle sınırlı değil, ihanetini kademeli olarak Doğu Avrupa topraklarına da yayıyor. 'Son derece inatçı' Sırp Ortodoks Kilisesi'ne darbe indirmek için, tanınmamış Karadağ Ortodoks Kilisesi'ne otosefali vermeyi planlıyor" bilgisini paylaştı.
SVR, Bartholomeos'un Londra'nın kışkırtmasıyla, Rus Ortodoks dünyasında anlaşmazlık çıkarmak amacıyla Baltık ülkelerinin yetkilileriyle ortak zemin bulduğunun altını çizerek "Yerel aşırı milliyetçiler ve neo-Nazilerden oluşan ideolojik müttefiklerine güvenen Bartholomeos, Litvanya, Letonya ve Estonya Ortodoks kiliselerinin rahiplerini ve cemaatlerini Fener Rum Patrikhanesi tarafından yapay olarak yaratılan kukla dini yapılara çekerek bu kiliseleri Moskova Patrikhanesi'nden ayırmaya çalışıyor" dedi.
Kilise çevrelerinde, Bartholomeos'un kelimenin tam anlamıyla Kilise'nin yaşayan bedenini parçalara ayırdığının konuşulduğunu aktaran SVR, "O, bu yönüyle, Dağdaki Vaaz'da bahsedilen sahte peygamberlere benziyor: "Onlar size koyun kılığına bürünmüş olarak gelirler, ama içten içe yırtıcı kurtlardır. Onları meyvelerinden tanıyacaksınız" satırlarını anımsattı.
=================
Trump'ın Grönland Özel Temsilcisi Landry: Danimarka adayı işgal etti
12.01.2026
ABD'nin planları nedeniyle Grönland konusundaki tartışmalar sürerken Beyaz Saray'daki özel temsilciden açıklama geldi.
Beyaz Saray Grönland Özel Temsilcisi Jeff Landry, Danimarka'nın Grönland'ı BM normlarını hiçe sayarak işgal ettiğini öne sürdü.
X hesabından açıklama yapan Landry, 2. Dünya Savaşı sırasında Danimarka iyi durumda değilken, Grönland'ın egemenliğinin ABD tarafından korunduğunu savundu.
2. Dünya Savaşı'ndan sonra Danimarka'nın BM protokollerini çiğneyerek Grönland'ı işgal ettiğini belirten Landry, "Grönland'da ABD'ye karşı tutum düşmanlık değil, misafirperverlik olmalıdır" ifadelerini kullandı.
Aralık 2025’te ABD Başkanı Donald Trump, Louisiana Valisi Jeff Landry’yi ‘Grönland Özel Temsilcisi’ olarak atamıştı. Landry daha sonra yaptığı açıklamalarda, ABD’nin adayı ülke topraklarına katma niyetinde olduğunu ifade etmişti.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, ABD’nin yeni özel temsilcisinin sözlerinden büyük rahatsızlık duyduğunu belirterek, Washington’ın Kopenhag Büyükelçisi’nin bakanlığa çağrılacağını ve açıklama talep edileceğini bildirmişti.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen de ortak bir açıklama yayınlayarak, ABD’yi adaya yönelik herhangi bir 'ilhak' veya 'zorla ele geçirme' girişiminden kaçınması konusunda uyarmış, iki ülkenin ortak toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini beklediklerini vurgulamıştı.
=================
İBB soruşturması: Voleybolcu Derya Çayırgan gözaltında
15 Ocak 2026
Voleybolcu Derya Çayırgan'ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik 'yolsuzluk' soruşturması kapsamında gözaltına alındığı belirtildi.
Voleybolcu Derya Çayırgan gözaltına alındı. Çayırgan'ın uyuşturucu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı iddia edilmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kaynakları, Çayırgan'ın uyuşturucu operasyonundan değil, İBB soruşturması kapsamında gözaltına alındığını bildirdi.
https://t24.com.tr/haber/ibb-sorusturmasi-voleybolcu-derya-cayirgan-gozaltinda,1291010
=================
Bakan Yumaklı'nın "Baraj yapmak belediyenin görevi" sözlerine Ankara Büyükşehir kanunla yanıt verdi
15 Ocak 2026
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı hedef alarak sarf ettiği "Baraj yapmak belediyenin görevi" sözlerine ABB’den 'belgeli' yanıt geldi. Büyükşehir Belediyesi, DSİ'nin kuruluş kanununu paylaşarak, Ankara ve İstanbul için baraj yapma yükümlülüğünün yasayla kime verildiğini hatırlattı.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı katıldığı televizyon programında Ankara'da yaşanan su sıkıntılarını "kuraklığa" değil, Büyükşehir Belediyesi'ne bağladı. Bakan'ın "Barajı belediye yapmalı" çıkışına ise Ankara Büyükşehir Belediyesi Devlet Su İşleri'nin kendi kanunuyla cevap verdi.
>>BAKAN YUMAKLI: MANSUR YAVAŞ'IN YAPTIĞI BİR TANE BARAJ YOK
CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın sunduğu Tarafsız Bölge programına konuk olan Bakan Yumaklı , Ankara'daki su yönetimine ilişkin sert ifadeler kullandı. Yumaklı, su kaynaklarının Ankara'ya yettiğini savunarak, şu ifadeleri kullandı:
"Bütün kaynaklar Ankara'ya yetiyor. Su sıkıntısı yaşanmasının sebebi beceriksizlik. Mansur Yavaş'ın yaptığı bir tane baraj yok. Olmayan bir şeyi söylüyorlar. 7 yılda baraj yapılır. İstenirse yapılır."
Büyükşehir Yasası'nı (5216 sayılı kanun) işaret eden Yumaklı, baraj yapmanın belediyelerin asli görevi olduğunu iddia ederek, "Hizmet götüremediğinizde 'ben sorumlu değilim' demek sorumsuzluktur" ifadelerini kullandı.
Ankara’daki su tartışması büyüyor: ASKİ'den DSİ'ye yanıt geldi!Ankara’daki su tartışması büyüyor: ASKİ'den DSİ'ye yanıt geldi!
ABB'DEN TOKAT GİBİ YANIT: KANUN "DSİ YAPAR" DİYOR
Bakan Yumaklı'nın "Baraj yapmak belediyenin görevi, DSİ ancak talep gelirse yapar" sözlerinin ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi sosyal medya hesaplarından "Takdir kamuoyunun…" notuyla bir paylaşım yaptı.
Paylaşımda, Bakan Yumaklı'nın referans verdiği Büyükşehir Yasası yerine, DSİ'nin görev ve sorumluluklarını belirleyen 1053 Sayılı Kanun hatırlatıldı.
ABB'nin paylaştığı kanun maddesinde, özellikle Ankara ve İstanbul için konulan şerh dikkat çekti:
"Belediye teşkilatı olan yerlerde içme/kullanma/endüstri suyu temini DSİ'nin yasal görevleri arasındadır. DSİ bu amaçla İstanbul ve Ankara illeri başta olmak üzere; bedelleri yapımdan sonra ödenmek üzere, belediyelere baraj ve isale hattı ve su deposu yapmakla yükümlüdür."
=================
Çin, Aralık ayında artan ihracatın etkisiyle 2025’te 1,2 trilyon dolarlık rekor ticaret fazlası kaydetti
15/01/2026
Gümrük verilerine göre ticaret fazlası, Aralık ayındaki güçlü performansla desteklendi. Bu dönemde ihracat, bir önceki yıla kıyasla yüzde 6,6 artarak ekonomistlerin tahminlerini aştı ve Kasım ayındaki yüzde 5,9’luk yıllık artışın üzerine çıktı.
Çin hükümeti, küresel ticaret açısından çalkantılı geçen bir yılda ABD’ye yapılan sevkiyatların yavaşlamasını diğer ülkelere yönelik ihracatın telafi etmesiyle, çarşamba günü ülkenin ticaret fazlasının geçen yıl neredeyse 1,2 trilyon dolarla rekor seviyeye yükseldiğini açıkladı.
Pekin’in ihracatı 2025’te yüzde 5,5 artarak 3,77 trilyon dolara çıktı. Buna karşılık, yıllık ithalat 2,58 trilyon dolar ile yatay seyretti.
Gümrük verilerine göre ticaret fazlası, Aralık ayındaki güçlü performansla desteklendi. Bu dönemde ihracat, bir önceki yıla kıyasla yüzde 6,6 artarak ekonomistlerin tahminlerini aştı ve Kasım ayındaki yüzde 5,9’luk yıllık artışın üzerine çıktı.
Aralık ayında ithalat ise yıllık bazda yüzde 5,7 yükseldi; Kasım’daki artış oranı yüzde 1,9 seviyesindeydi.
Ekonomistler, ticaret gerilimleri ve jeopolitik tansiyonlara rağmen, ihracatın bu yıl da Çin ekonomisini desteklemeyi sürdüreceğini öngörüyor.
BNP Paribas’ın baş Çin ekonomisti Jacqueline Rong, "2026’da da ihracatın büyümenin önemli bir itici gücü olmaya devam etmesini bekliyoruz," dedi.
Başkan Donald Trump, solda ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, sağda, G.Kore'nin Busan kentindeki Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda gerçekleştirdikleri ABD-Çin zirve toplantısının ardından el sıkışıyor.
Başkan Donald Trump, solda ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, sağda, Busan, G.Kore'deki Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ABD-Çin zirve toplantısının ardından el sıkışırken. Mark Schiefelbein/Copyright 2025 The AP. All rights reserved.
ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve gelmesinin ve dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle yürüttüğü ticaret savaşını tırmandırmasının ardından, Çin’in ABD’ye ihracatı sert biçimde geriledi.
Ancak Güney Amerika, Güneydoğu Asya, Afrika ve Avrupa gibi diğer pazarlara yapılan satışlar bu düşüşü fazlasıyla telafi etti.
Analistlere göre, bilgisayar çipleri ve diğer elektronik cihazlara yönelik güçlü küresel talep ile bunların üretiminde kullanılan ham maddeler, Çin’in ihracatını destekleyen başlıca kalemler arasında yer aldı.
Çin’in güçlü ihracat performansı, ekonominin yıllık büyümesini yaklaşık yüzde 5 seviyesindeki resmî hedefe yakın tutmaya yardımcı oldu.
Ancak bu durum, ucuz ithalat dalgasının yerel sanayilere zarar vereceği endişesi taşıyan ülkelerde alarm zillerinin çalmasına yol açtı.
Tüketiciler ve işletmeler tarafından yapılan harcamaların artırılması ekonomik politikanın odağında olsa da, Pekin’in şimdiye kadar attığı adımlar sınırlı etki yarattı.
Başlıca stratejilerden biri, insanların eski ev aletleri ve araçları hurdaya ayırıp daha yeni ve enerji verimli modellerle değiştirmelerini teşvik etmek için sübvansiyonlar sağlamak oldu.
Geçen yılki performans beklentilerin üzerinde gerçekleşmiş olsa da, Çin Gümrük İdaresi Başkan Yardımcısı Wang Jun’a göre Pekin 2026’da “zorlu ve karmaşık” bir dış ticaret ortamıyla karşı karşıya.
Buna rağmen Jun iyimserliğini koruyarak, Çin’in “dış ticaretin temel dinamiklerinin sağlam kaldığını” söyledi.
=================
Uyuşturucu rotası yine Mersin: Brezilya’dan gelen gemide 298 kilo kokain bulundu
Mersin Limanı’nda düzenlenen operasyonda Brezilya’dan gelen bir geminin konteynerinde 298 kilo kokain ele geçirildi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Mersin Limanı’nda düzenlenen uyuşturucu operasyonunda Brezilya’dan gelen bir gemide 298 kilogram kokain ele geçirildiğini açıkladı.
Bakan Yerlikaya’nın verdiği bilgiye göre, geminin yasal yükü yer fıstığı olarak beyan edildi. Ancak Mersin Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı aramada, konteyner içerisinde yüksek miktarda kokain bulundu.
Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Mersin Limanı’nda uluslararası uyuşturucuyla mücadele kapsamında bu sabah polisimiz tarafından düzenlenen operasyonumuzda 298 kg kokain ele geçirdik.
Brezilya’dan ülkemize gönderilen ve yasal yükü yer fıstığı olan bir geminin konteynerinde yapılan aramada uyuşturucu madde ele geçirildi.”
>>Yine Mersin Limanı, yine kokain
Mersin Limanı, son yıllarda Türkiye’ye gemiler aracılığıyla uyuşturucu sokulmaya çalışılan başlıca noktalar arasında yer alıyor. Daha önce de limanda yapılan operasyonlarda yüzlerce kilogram kokain ele geçirilmişti.
(Haber Merkezi)
=================
Dört Avrupa ülkesi Grönland'a asker yolluyor
15/01/2026
Almanya, Fransa, İsveç ve Norveç, ABD’nin Grönland iddialarını sürdürmesi üzerine adaya ‘tatbikat için’ asker gönderme kararı aldı.
ABD’nin Grönland üzerindeki egemenlik iddiaları nedeniyle tırmanan gerilim, Avrupa’da yeni askeri adımları beraberinde getirdi.
DW Türkçe’nin haberine göre Almanya, Fransa, İsveç ve Norveç, Danimarka’nın talebi üzerine Arktik bölgedeki Grönland’a ‘iki haneli az sayıda’ asker göndereceklerini duyurdu. Dört ülke de kararına NATO çerçevesinde bölgesel güvenliğin desteklenmesi amacı taşıdığını duyurdu.
Almanya 13, Norveçse iki askerinin adada olacağını kaydetti. Fransız BFMTV kanalı Paris hükümetinin 15 asker yolladığını duyururken İsveç’in asker sayısı bilinmiyor.
>>Washington’daki görüşmeler sonuçsuz
ABD Başkanı Donald Trump ikinci başkanlık döneminden beri Grönland’ı istediğini çok defa yineledi. 4 Ocak’ta ada için “Kesinlikle ihtiyacımız var” diyen Trump, Grönland’ın ‘Rus ve Çin gemileriyle çevrili’ olduğunu savunuyor.
Danimarka’ya bağlı özerk bölge Grönland’ın yönetimiyse ABD’ye katılmaya karşı. Keza Danimarka da.
Dün Washington’da ABD yönetimiyle bir araya gelen Danimarka ve Grönland yetkilileri toplantıda ABD’yle ‘hiçbir yakınlaşma sağlanamadığını’ bildirdi.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen, Trump’ın Grönland üzerindeki talebinde ısrarcı olduğunu belirterek “Başkanın Grönland’ı ele geçirme arzusuna sahip olduğu açık” dedi.
Görüşmede Rasmussen’e Grönland Dışişleri Bakanı Vivian Motzfeldt de bulundu. Heyet, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yla Beyaz Saray’da görüştü.
Trump’sa görüşme sonrası Danimarka’yla ‘çok iyi ilişkilere sahip olduklarını’ söyleyerek daha yumuşak bir ton kullandı. Fakat görüşmeden önce Truth Social’dan ‘ABD’nin Grönland’ı kontrol etmesinin ulusal güvenlik için zorunlu olduğunu, aksi durumun kabul edilemez olduğunu’ yazmıştı.
Rasmussen, ABD ile yapılan temasları ‘açık ve yapıcı’ olarak nitelese de Danimarka’nın tutumunun değişmediğini belirtti. Danimarka dışişleri bakanıysa “Krallığın toprak bütünlüğünü ihlal eden hiçbir fikir bizim için kabul edilemez” dedi.
https://www.diken.com.tr/dort-avrupa-ulkesi-gronlanda-asker-yolluyor/
=================
Grönland’ın maddi değeri: Trump, Danimarka’ya ait adayı gerçekten satın alabilir mi?
ABD Başkanı Donald Trump, ülke genelindeki okul yemekhanelerine tam yağlı sütün geri dönmesini öngören yasayı imzalamadan önce. / 14 Ocak 2026 Çarşamba
15/01/2026
Grönland’ın ekonomisi küçük olabilir; ancak gerçek değeri Arktik güvenliği ve devasa maden rezervleriyle bağlantılı. Trump’ın Grönland’a ilgisi, ABD’nin kritik ham maddelerin tedarikinde Çin’in hakimiyetine karşı koyma çabalarını yansıtıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, 2025’in başında Grönland’ı satın alma fikrini yeniden gündeme getirdiğinde, bu ilk bakışta ilk başkanlık döneminden kalma tanıdık bir söylem gibi gelmişti.
Ancak bu kez, Trump’ın ekibinin Grönlandlılara doğrudan ödeme yapılmasını da görüştüğüne dair haberlerle birlikte gelen yenilenen ilgi, bunun salt bir siyasi gösteriden daha derin bir kararlılığa işaret ettiğini düşündürüyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, çarşamba günü Washington’da Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ve Grönland Dışişleri Bakanı Vivian Motzfeldt ile bir araya geldi.
Gazetecilere konuşan Rasmussen, iki bakanın ABD’li muhataplarına, "Her sabah farklı tehditlerle uyandığınızda çözümler konusunda yenilikçi düşünmek kolay olmuyor," dediklerini aktardı.
Görüşmelerin yapıcı geçtiğini belirten Rasmussen, Trump’ın Grönland’ı ele geçirmeye yönelik "kabul edilemez" bir öneride ısrar ettiğini de sözlerine ekledi.
Danimarka gibi NATO üyesi olan Fransa, Almanya, İsveç ve Norveç, Danimarka ile ortak tatbikatlara katılmak üzere Grönland’a asker gönderme kararı aldı.
Uzun süre bir provokasyon olarak görülen bu söylem, artık Arktik’te hâkimiyet kurmaya yönelik ciddi bir girişim gibi duruyor.
Bir NATO müttefiki olan Danimarka pahasına, ABD’nin Grönland’ı maden rezervleri ve ulusal güvenlik gerekçeleriyle hedef aldığı ihtimali güçleniyor.
Böyle bir adım, özellikle Avrupa Birliği’nin iklim hedeflerini ve dijital altyapısını sürdürmek için gerekli hammaddeleri güvence altına almakta zorlandığı bir dönemde, AB–ABD ilişkilerine Arktik bir soğukluk getiriyor.
>>Trump Grönland’ı neden istiyor?
Grönland, geleneksel anlamda zengin bir ülke değil. Ekonomisi küçük, büyük ölçüde balıkçılığa bağımlı ve her yıl Danimarka’dan aldığı yaklaşık 3,9 milyar Danimarka kronu (520 milyon euro) tutarındaki blok hibe sayesinde ayakta duruyor. Bu destek, kişi başına yılda yaklaşık 9 bin euroya denk geliyor.
Dünya Bankası verilerine göre Grönland’ın gayrisafi yurt içi hasılası 3,5-4 milyar dolar seviyesinde. Yaklaşık 56 bin nüfuslu adada ihracatın yüzde 90’ı balıkçılık ürünlerinden oluşuyor.
Bu tablo Trump yönetimi açısından cazip görünmese de, ABD’nin ilgisini çeken ve doğrudan ekonomiyle bağlantılı olmayan iki temel unsur bulunuyor: Grönland’ın stratejik konumu ve buzulların altında yer alan doğal kaynaklar.
Ada, Kuzey Amerika ile Avrupa arasında kritik bir noktada yer alıyor ve Arktik’te ABD’nin füze erken uyarı ve uzay gözetleme sistemlerinin temel unsurlarından biri olan Pituffik Uzay Üssü’ne ev sahipliği yapıyor.
Donald Trump bu konuda daha önce, “Biz yapmazsak, Rusya ya da Çin Grönland’ı ele geçirir. Rusya ya da Çin’in komşumuz olmasını istemiyoruz,” ifadelerini kullanmıştı.
Doğal kaynaklar da her ne kadar Trump bunu kamuoyu önünde reddetse de ABD’nin motivasyonlarına ek bir boyut katıyor.
Washington, nadir toprak elementleri madenciliğinde ve bu hammaddelerin işlenmesinde Çin’in küresel hâkimiyetinin son derece farkında.
Grönland şu anda nadir toprak elementi üretmiyor. Ancak ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu, adada yaklaşık 1,5 milyon ton çıkarılabilir nadir toprak rezervi bulunduğunu tahmin ediyor.
Buna karşılık Danimarka ve Grönland Jeoloji Araştırmaları Kurumu, Grönland’daki toplam nadir toprak kaynaklarının yaklaşık 36,1 milyon ton seviyesinde olduğunu öngörüyor. Bu fark, yer altındaki potansiyel ile ticari olarak işletilebilir rezervler arasındaki ayrımı ortaya koyuyor.
Aynı kurumun araştırmalarına göre Grönland, Avrupa Komisyonu’nun “kritik” olarak sınıflandırdığı 34 ham maddenin 25’ine ev sahipliği yapıyor.
Bu hammaddeler; elektrikli araç motorlarından savaş uçaklarına kadar pek çok ileri teknoloji ürününde kullanılıyor. Adada toplam 55 kritik ham madde yatağı tespit edilmiş durumda; ancak şu anda yalnızca biri faal olarak işletiliyor.
Avrupa Birliği, ağır nadir toprak elementlerinde hâlihazırda yüzde 100 Çin’e bağımlı durumda. ABD de benzer şekilde dış tedarik zincirlerine büyük ölçüde bağımlı.
Çin, 2024 itibarıyla dünya genelinde madenlerden çıkarılan nadir toprak elementlerinin yaklaşık yüzde 70’ini üretiyor; bu da 270 bin tonluk bir hacme karşılık geliyor.
>>Grönland, nadir toprak güvenliğinde Çin’in yerini alabilir mi?
Grönland, nadir toprak kaynaklarının yanı sıra petrol ve doğal gaz açısından da potansiyel olarak zengin bir bölge.
2021 yılında yeni petrol aramalarına yönelik getirilen moratoryumun ardından keşif faaliyetleri büyük ölçüde dondurulmuş olsa da, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun geçmişe dayanan tahminlerine göre Grönland’ın açık deniz havzalarında 17,5 milyar varile kadar petrol ve 148 trilyon fit küp doğal gaz bulunuyor olabilir.
Amerikan Eylem Forumu (AAF) tarafından yayımlanan bir çalışmaya göre, Grönland’ın bilinen maden kaynaklarının ham jeolojik değeri teorik olarak 4 trilyon doları (3,66 trilyon euro) aşabilir.
Ancak bu potansiyelin yalnızca küçük bir bölümü (yaklaşık 186 milyar dolar değerinde) mevcut piyasa koşulları, düzenlemeler ve teknolojik imkânlar çerçevesinde gerçekçi biçimde çıkarılabilir kabul ediliyor.
AAF, Grönland için 186 milyar dolarlık bir "etiket fiyatı" öngörürken, yorumcuların varsayımsal tahminleri büyük farklılıklar gösteriyor.
Adanın özel sektör gayrisafi yurt içi hasılası ve potansiyel vergi gelirlerine bakan Economist, Grönland için 50 milyar dolarlık bir değerleme ortaya koyuyor.
Bazı diğer tahminler ise ABD’nin Alaska, Louisiana ve Virgin Adaları için yaptığı tarihsel satın alımlarını esas alarak bu bedelleri günümüz alım gücüne uyarlıyor.
Financial Times, adanın kaynakları temelinde 1,1 trilyon dolarlık bir değerlemenin uygun olabileceğini öne sürerken, New York Times ise 12,5 milyar ile 77 milyar dolar arasında değişen bir tahmin yayımladı.
Bu rakamlar arasındaki uçurum, Grönland’ın değerinin büyük ölçüde somut olmayan, stratejik ve jeopolitik unsurlara dayandığını gösteriyor.
>>Nakit ödemeler Grönlandlıların fikrini değiştirir mi?
Trump yönetimi, Grönland’daki kamuoyunu ABD ile yeniden hizalanma yönünde etkilemek amacıyla kişi başına 10 bin dolar (yaklaşık 431 bin TL) ile 100 bin dolar (yaklaşık 4 milyon 315 bin TL) arasında doğrudan ödeme yapılmasını değerlendiriyor.
Ancak kamuoyu yoklamaları, bu tür girişimlerin siyasi açıdan gerçeklikten kopuk olduğunu güçlü biçimde gösteriyor.
Verian Grubu’nun Ocak 2025’te yaptığı bir anket, Grönlandlıların yüzde 85’inin Danimarka’dan ayrılıp ABD’ye katılmaya karşı çıktığını, yalnızca yüzde 6’sının bu fikri desteklediğini ortaya koydu.
ABD’de de tablo farklı değil. YouGov’un Ocak 2026 tarihli anketine göre, Grönland’ı ele geçirmek için askerî güç kullanılmasını destekleyenlerin oranı yüzde 8’de kalırken, yüzde 73 buna karşı çıkıyor.
22V Research ekonomisti Jacob Funk Kirkegaard’a göre Kopenhag, Donald Trump’ın açıklamalarını sessizce sineye çekme yaklaşımından, bunları hukuk, kurumlar ve ittifaklar yoluyla aktif biçimde sınırlamaya geçti.
Amaç Beyaz Saray’la bir tartışmayı kazanmak değil; hareket alanını daraltmak.
>>Kongre devreye girer mi?
Kirkegaard, ABD Kongresi’nin, Venezuela’daki son gelişmelerin ardından başkanlık yetkisinin aşılmasına karşı daha hassas hale geldiğini söylüyor. Geçen hafta ABD Senatosu, Güney Amerika ülkesine karşı Kongre’nin açık onayı olmadan yeni askerî adımları sınırlamayı amaçlayan bir savaş yetkileri düzenlemesini ilerletti.
Grönland’ın statüsünü değiştirmeye yönelik herhangi bir girişim Kongre onayı gerektirir. Üstelik bir NATO müttefikinin toprağına yönelik sözlü tehditler dahi ittifakı zayıflatma riski taşır ki bu, birçok ABD’li yasa koyucu için kırmızı çizgi.
Buna karşın Kirkegaard, Danimarka’nın egemenliğe dokunmadan Trump’a somut bir şeyler sunabileceğini belirtiyor.
Savunma işbirliğinin genişletilmesi ve Grönland’ın maden sektörüne ABD yatırımları için daha geniş alan açılması, Washington’un mevcut anlaşmalar çerçevesinde stratejik konumunu güçlendirmesine imkân tanıyabilir.
Kirkegaard, Euronews’e yaptığı açıklamada, “Bu sayede Trump, Danimarka ve Grönland’ın tam siyasi onayıyla, ABD’nin ulusal güvenliğini korumak için Grönland’a binlerce Amerikan askeri konuşlandırabilir ve ardından bu sorunu çözdüğünü ilan edebilir,” dedi.
Uzman, 1951 ABD–Danimarka savunma anlaşması kapsamında Washington’un, Grönland’ın egemenliğini değiştirmeden askerî varlığını genişletme konusunda geniş bir hareket alanına sahip olduğunu da vurguladı.
Öte yandan Kirkegaard, Grönland’ı “satın alma” teklifinin ilerleme kaydetmesinden şüpheli.
Kirkegaard’a göre, Grönlandlılara yönelik ciddi bir mali teklif neredeyse kesin olarak Kongre bütçesi gerektirecektir. Bu da, ABD’de kamuoyu muhalefeti ve ülke içindeki hayat pahalılığı baskıları düşünüldüğünde, seçim yılında zor bir ihtimal.
Kirkegaard, Danimarka’nın mevcut yaklaşımının; kurumsal sınırların, Kongre denetiminin ve seçim takvimlerinin devreye girerek meseleyi zamanla aciliyetinden arındırmasını, bir diplomatik kriz yerine arka plan gürültüsüne dönüştürmesini hedeflediğini söylüyor.
Bu çerçeveden bakıldığında, Grönland’ın değeri bir satın alma bedeli meselesi değil; sembolizm, strateji ve giderek daha fazla çekişmenin yaşandığı bir dünyada iş birliği ile kontrol arasındaki denge meselesi.
=================
Garanti geçişler tutsa da fazla ödüyoruz tutmasa da: Bu kez Osmangazi'nin kaymağını topladılar
15 Ocak 2026
Garanti geçişler tutsa da fazla ödüyoruz tutmasa da… Yap-işlet-devret modeliyle yapılan köprü ve otoyollar, tutmayan garanti geçişler yüzünden şirketlere ödenen paralarla gündemdeydi. Bu kez ezber bozuldu. Osmangazi Köprüsü geçişleri 2025 yılında garanti edilenin üzerinde gerçekleşti. Ancak Hazine'den yine şirkete fazladan ödeme yapıldı. Nedenini CHP'li Yavuzyılmaz açıkladı.
AKP'nin yap-işlet-devret modeliyle yaptırdığı köprü ve otoyollar, garanti geçişler gerçekleşmeyince Hazine'den şirketlere yapılan ödemelerle eleştirilerin hedefindeydi. Bu kez Osmangazi Köprüsü'nde garanti edilen geçiş sayısı yakalandı hatta geçildi. 2025 yılı için şirkete garanti edilen 14 milyon 600 bin geçiş sayısının üzerine çıkılarak 20 milyon 732 bin geçiş yapıldı. Ancak Hazine yine şirkete fazladan ödeme yaptı.
CHP'li Deniz Yavuzyılmaz, şirkete fazladan ödenen milyarlarca liranın nedenini açıkladı.
>>GARANTİ GEÇİŞLER TUTSA DA FAZLA ÖDÜYORUZ TUTMASA DA
Deniz Yavuzyılmaz, yap-işlet-devret modeliyle yapılan Osmangazi Köprüsü’nün 2025 yılı karnesi üzerinden Hazine'den şirketlere aktarılan paranın sadece garanti geçişler yüzünden olmadığını açıkladı.
CHP'li Yavuzyılmaz "AKP'nin Trump'a neden diz çöktüğünü" açıkladı: Mahkeme belgelerini yayımladıCHP'li Yavuzyılmaz "AKP'nin Trump'a neden diz çöktüğünü" açıkladı: Mahkeme belgelerini yayımladı
Garanti geçişler tutsa da tutmasa da fazladan ödenen sözleşme detaylarını veren Yavuzyılmaz, "Garanti edilen araç geçiş sayısı tutturulamadığı durumda araç geçiş ücretinin %100’ü, tuttuğu durumda %60’ı Hazine tarafından şirkete ödeniyor." dedi.

Yavuzyılmaz'ın paylaştığı Sayıştay 2020 Karayolları denetim raporunda yapılan sözleşme tespitinde şu ifadeler yer aldı:
"…dolar bazında başlangıç ücreti olarak belirlenen ücretin yıllar itibariyle Fn = Fox(En/Eo) formülü ile tespit edileceği belirlenmiştir. Formüldeki (En) ve (Eo), ABD tüketici fiyatları endeksini ifade etmektedir. Buna göre, yıllar itibariyle geçiş ücreti, uygulama yılının Ocak ayı endeksi esas alınarak, ABD tüketici fiyatları endeksindeki artışa göre belirlenecektir… Ancak, 22.04.2020 tarihli 3 nolu Zeyilname ile Uygulama Sözleşmesinde değişikliğe gidilerek; 2. İşletme Yarıyılı geçiş ücreti tespitinde esas alınacak ABD tüketici endeksi ve dolar kurunda ilgili yılın Ocak ayı yerine Temmuz ayı dikkate alınmış; böylece 6 ay sonra oluşan ABD tüketici endeksi ve dolar kuru üzerinden geçiş ücreti tekrar belirlenmeye başlanmıştır."

Böylece sözleşme yılına göre şirkete garanti edilen araç başına geçiş ücreti 35 Dolar+KDV oldu ancak bu tutara her yıl Amerika Tüketici Fiyat Endeksi'ndeki artış oranı da çarpan olarak eklendi. 2026 yılında Hazine'nin şirkete garanti ettiği araç başına geçiş ücreti KDV dahil 56,5 Dolar olarak hesaplandı. Güncel kurla 2430 liraya denk gelen ücretten 995 Liralık köprü geçiş ücreti çıkarıldığında, her araç için geriye kalan 1435 Liralık kısım Hazine'ye ödeme yükü olarak kaldı.

>>BU KEZ OSMANGAZİ'NİN KAYMAĞINI TOPLADILAR
Deniz Yavuzyılmaz'ın paylaştığı bilgilere göre; 2025 yılında garanti geçiş sayısının çok üzerinde geçiş yapılmasına rağmen Osmangazi Köprüsü'nün işletme sahibi Otoyol A.Ş.'ye 505 milyon dolar yani yaklaşık 22 milyar lira ödeme yapıldı.

Nurol, Özaltın, Makyol, Astaldi ve Göçay firmalarının oluşturduğu NÖMAYG Grubu tarafından kurulan Otoyol A.Ş.'ye ödenen tutarın detaylarına ilişkin o paylaşım şu şekilde:
"Durmak yok, soyguna devam!
AKP tarzı Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan Osmangazi Köprüsü’ndeki 2025 yılı karnesi çıktı.
Araç geçiş garantileri tutsa da, sözleşme gereği Hazine görevli şirkete yine de 505 Milyon Dolar ödeme yaptı.
2025 yılında Garanti edilen araç geçiş sayısı: 14.600.000
Gerçekleşen araç geçiş sayısı: 20.732.000
Hazinenin şirkete yaptığı garanti ödemesi tutarı: 505 Milyon Dolar
Güncel Kur’la 22 Milyar Lira
Peki Osmangazi Köprüsünde araç geçiş garanti sayısı tuttuğu halde, Hazine şirkete neden ödeme yapıyor?
Sözleşme yılına göre şirkete garanti edilen araç başına geçiş ücreti 35 Dolar+KDV.
Ancak bu tutara her yıl Amerika Tüketici Fiyatları Endeksindeki artış oranı da çarpan olarak ekleniyor.
2026 yılında Hazinenin şirkete garanti ettiği araç başına geçiş ücreti KDV dahil 56,5 Dolar. Yani 2430 Lira.
2430 Liradan sürücülerin ödediği 995 Liralık köprü geçiş ücreti çıkarıldığında, her araç için geriye kalan 1435 Liralık kısmı da Hazine ödüyor.
Yani AKP’nin oluşturduğu bu soygun düzeninde; Osmangazi Köprüsü’nde, garanti edilen araç geçiş sayısı tutturulamadığı durumda araç geçiş ücretinin %100’ü, tuttuğu durumda %60’ı Hazine tarafından şirkete ödeniyor. Bunun adı garantili soygundur
Kaynak: CİMER, Sayıştay, Osmangazi Geçişi Ücret Tarifes
=================
Trump'ın uyarıları sonrası İran'dan geri adım: ABD'nin askeri müdahale senaryoları hazır!
15 Ocak 2026
İran’da haftalardır süren şiddetli protestoların ardından yükselen idam tartışmaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın sert uyarılarıyla yeni bir boyuta evrildi. İran yönetimi, gözaltına alınan protestocular için bir idam planı bulunmadığını açıklayarak geri adım atarken; ABD kanadı, askeri müdahale seçeneklerinin halen güncelliğini koruduğunu vurguladı.
İran’da devam eden şiddetli protestolar sonucu yükselen gerilim, askeri bir çatışma riskini zirveye taşıdı. ABD Başkanı Donald Trump’ın protestoculara yönelik olası idam kararlarına karşı yaptığı sert uyarılar Tahran yönetiminde karşılık buldu. İran, gözaltına alınan göstericiler için herhangi bir idam planı bulunmadığını açıklayarak geri adım atarken, Washington yönetimi askeri seçeneklerin halen masada olduğunu vurguladı.
>>TAHRAN’DAN YALANLAMA VE KOMPLO İDDİASI
ABD Başkanı Trump’ın infazların durdurulduğuna dair bilgiyi teyit etmesinin ardından, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’den dikkat çeken açıklamalar geldi. Fox News’e konuşan Erakçi, protestolarda binlerce kişinin öldüğü yönündeki iddiaları "yanlış bilgilendirme kampanyası" olarak nitelendirdi. İdam planlarına dair haberlerin bir "İsrail komplosu" olduğunu öne süren Bakan, protestoların ilk on gününün barışçıl geçtiğini ancak sonrasında dışarıdan yönlendirilen terörist unsurların devreye girdiğini savundu. İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise baskılar sırasında hayatını kaybedenlerin sayısının 2 bin 400’e ulaştığını bildirdi.
Batı'nın İran takıntısının nedeni çok derinlerde…Batı'nın İran takıntısının nedeni çok derinlerde…
>>PENTAGON’UN MASADAKİ ASKERİ SENARYOLARI
The New York Times gazetesine konuşan ABD’li yetkililer, Pentagon’un Başkan Trump’a çok geniş bir askeri seçenek yelpazesi sunduğunu kaydetti. Olası müdahale planları arasında İran’ın nükleer programı ve balistik füze sistemlerine yönelik doğrudan saldırıların yanı sıra, güvenlik güçlerini hedef alan operasyonlar ve geniş kapsamlı siber saldırılar da yer alıyor. Uzun menzilli bombardıman uçaklarının bir süre alarma geçirildiği ancak sonrasında bu durumun askıya alındığı belirtilirken, herhangi bir saldırı emrinin tamamen Tahran’ın bir sonraki adımına bağlı olduğu ifade ediliyor.
>>BÖLGE GENELİNDE GÜVENLİK ALARMI VE TAHLİYELER
Gerilimin tırmanması üzerine bölgedeki ABD askeri varlığında da hareketlilik gözlendi. Katar’daki ABD üssünde görevli bazı personelin tedbir amaçlı üssü terk ettiği öğrenilirken, ABD istihbaratı olası bir saldırı durumunda İran’ın Katar, Suriye ve Irak’taki ABD üslerine misilleme yapabileceği uyarısında bulundu. Pek çok ülke vatandaşlarına İran’dan ayrılmaları çağrısı yaparken, havayolu şirketleri de rotalarını İran hava sahasının dışına taşıdı. ABD Federal Havacılık İdaresi (FAA) tarafından kapatılan hava sahasının, NOTAM süresinin dolmasıyla birlikte Perşembe sabahı itibarıyla ticari uçuşlara kısmen açıldığı gözlendi.
69687e86895406b5337a96d5.webp
İran hava sahasındaki durum
>>GÜÇ DENGELERİ VE BELİRSİZ SÜREÇ
Başkan Trump, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada askeri müdahale ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığını belirterek, sürecin gelişimini yakından izleyeceklerini ifade etti. Şu an itibarıyla Orta Doğu’da bir uçak gemisi, füze fırlatma kapasitesine sahip üç muhrip gemisi ve Kızıldeniz'de konuşlu bir denizaltı bulunduran ABD, askeri hazırlıklarını en üst düzeyde tutmaya devam ediyor. İran’daki ağır ve gergin atmosfer sürerken, internet kesintilerinin devam etmesi sahadan sağlıklı bilgi akışını zorlaştırmaya devam ediyor.
=================
İran'ın uyarısı sonrası yeniden gündemde: ABD'nin Türkiye'de kaç askeri üssü var?
İran, ABD'nin olası saldırısı halinde Ortadoğu'daki Amerikan üslerini vuracakları uyarısında bulundu. İran'ın geçen yılki ABD saldırısının ardından Katar'daki ABD üssünü hedef alması yeni bir misilleme beklentisini güçlendirirken Türkiye'deki ABD askeri varlığı da dikkat çekiyor. Stratejik konumları ve farklı işlevleriyle dikkat çeken bu üslerde ABD'nin nükleer başlıkları da yer alıyor.
15.01.2026
Tahran Büyük Çarşı'da esnafın ekonomik sorunlar nedeniyle başlattığı protestolar, İran'ın birçok kentinde rejim karşıtı gösterilere dönüşüp devam ederken, ABD yönetiminin de İran'a yönelik askeri saldırıları değerlendirdiği ve olası hamlenin günler sonra gerçekleşebileceği iddiaları yaygınlık kazandı.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, dün (14 Ocak) protestoları bahane ederek ülkesini askeri saldırıyla tehdit eden ABD Başkanı Donald Trump'a hitaben "Haziran'da yaptığınız hatayı tekrarlamayın" dedi.
Haziran 2025'teki İsrail ve ABD saldırılarına işaret eden Erakçi, ABD'nin olası saldırısı halinde Ortadoğu'daki Amerikan üslerini vuracakları uyarısında bulundu.
İran, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Katar'daki ABD üssünü hedef almış ancak burada konuşlu hava savunma füzeleri İran saldırısını önlemişti.
>>ABD'NİN ORTADOĞU'DAKİ ASKERİ VARLIĞI
ABD emperyalizminin bölgede, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Irak, Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt, Bahreyn ve Katar'da askeri güçleri bulunuyor.
Öte yandan Türkiye'de de Amerikan askerleri ve savaş uçakları konuşlu halde. ABD’nin askeri varlığının sık sık tartışma konusu olduğu Türkiye’de, hava, kara ve deniz unsurlarına yönelik faaliyetler gerçekleştiren 16 askeri üs var. Bu üslerin önemli bir kısmı NATO görevleriyle entegre şekilde çalışıyor.
>>TÜRKİYE'DEKİ ÖNEMLİ HAVA ÜSLERİ
İncirlik Hava Üssü (Adana)
Adana'da bulunan İncirlik Hava Üssü, ABD'nin Türkiye'deki en büyük askeri tesisi. ABD emperyalizmin simgesi olan bu üs, özellikle sosyalist hareket tarafından on yıllardır protesto ediliyor.
1951 yılında Türk-Amerikan ortaklığıyla kurulan ve 1952 yılında kullanıma açılan bu üssün NATO çatısı altında da kritik bir işlev görüyor. Ortadoğu operasyonların merkez üsslerinden biri olan İncirlik Hava Üssü, büyük bir hava filosuna sahip.
Türkiye ile ABD arasındaki askeri ilişkilerde önemli bir yeri olan İncirlik Hava Üssü'nde ABD'nin nükleer başlıkları da yer alıyor.
İncirlik Hava Üssü / Depophotos
Kürecik Radar Üssü (Malatya)
2012 yılında NATO füze savunma sistemi kapsamında aktif hale getirilen Kürecik Radar Üssü, ABD personelinin görev yaptığı NATO'ya ait bir askeri üs olarak kullanılıyor. Bu askeri üste erken uyarı ve füze savunma radar izleme faaliyetleri yürütülüyor.
Kürecik Radar Üssü
NATO Müttefik Kara Komutanlığı (LANDCOM), (İzmir)
Türkiye'nin NATO üyesi olduğu 1952'de İzmir'de kurulan Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı, yenilenen görev ve yapılandırma süreçlerinin ardından 2012'den itibaren NATO Müttefik Kara Komutanlığı adıyla faaliyetlerine devam ediyor.
Komutanlık, kriz ve çatışma durumlarında NATO'nun kara kuvvetlerinin operasyonel kontrolünü sağlamak üzere önemli görevler üstleniyor.
Türkiye'de ABD askeri varlığının (askeri üs ve tesisler) bulunduğu iller şöyle:
Adana
Van
Konya
Ankara
Muğla
Şanlıurfa
Hatay
Diyarbakır
İzmir
Malatya
Batman
Eskişehir
Mardin
İzmit
Erzurum
Balıkesir
Resmi kayıtlarda ABD’ye ait bağımsız üs sayısı net olarak belirtilmiyor. Çok sayıda ilde ABD'ye ait nükleer silahların depolandığı söylense de bu bilgiler resmi olarak doğrulanmış değil.
HAKAN FİDAN VE ERAKÇİ ARASINDA "MÜZAKERE" GÖRÜŞMELERİ
ABD-İran arasındaki gerilim sürerken Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile yaptığı görüşmelerde bölgesel gerilimlerin giderilmesi için müzakerelere duyulan ihtiyacı vurguladı.
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Fidan, İranlı mevkidaşı Erakçi ile telefonda konuştu. Fidan, görüşmede, mevcut bölgesel gerilimlerin giderilmesi amacıyla müzakerelere duyulan ihtiyaca dikkati çekti.
=================
Trump'ın Müslüman Kardeşler kararı Türkiye'ye mesaj mı?
DW Türkçe
ABD, Müslüman Kardeşler'in Mısır, Lübnan ve Ürdün'deki kollarını neden terör örgütü ilan etti? Bu hamle, Müslüman Kardeşler ile ideolojik yakınlığı bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan için ne anlama geliyor?
ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'daki bir basın toplantısında parmağıyla bir kişiye işaret ediyor.
ABD yönetim Başkan Donald Trump'ın Kasım ayında imzaladığı başkanlık kararnamesi doğrultusunda adım atarak Müslüman Kardeşler'in üç kolunu terör örgütleri listesine aldı.
ABD, Müslüman Kardeşler'in Mısır, Lübnan ve Ürdün kollarını terör örgütü ilan etti.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu adımın Müslüman Kardeşler örgütünün şiddet ve istikrarsızlık faaliyetlerini engellemek için sürdürülen çabaların ilk adımlarını yansıttığını duyururken, "ABD, Müslüman Kardeşler örgütünün terör faaliyetlerinde bulunmasını veya terörü desteklemesini engellemek için elindeki tüm araçları kullanacaktır" ifadelerine vurgu yaptı.
https://x.com/SecRubio/status/2011108500437397992
ABD Dışişleri Bakanlığı, Müslüman Kardeşler'in Lübnan'daki kolunu "Yabancı Terörist Örgüt" ve lideri Muhammad Fevzi Takkuş da "Özel Olarak Tanımlanmış Küresel Teröristler" olarak sınıflandırırken, ABD Hazine Bakanlığı da örgütün Mısır ve Ürdün'deki kollarını Hamas'a maddi destek sağladıkları gerekçesiyle "Özel Olarak Tanımlanmış Küresel Teröristler" listesine aldı.
>>"İmha etmek ve yenilgiye uğratmak için tüm yetkiler kullanılacak"
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Başkan Donald Trump'ın talimatları doğrultusunda Müslüman Kardeşler'in kollarının terör örgütü olarak sınıflandırılması için adım atıldığına işaret ederken, bu örgütün terör eylemleri ile ilgili olarak köklü bir geçmişe sahip olduğunu kaydetti.
https://x.com/SecScottBessent/status/2011169460888182938
"Bizler, bu örgütü finansal sistemden koparmak için kararlılıkla çalışıyoruz" ifadelerine vurgu yapan Bessent, "Bu yönetim, Amerikalıların güvenliğini sağlamak amacıyla terörist ağları faaliyet gösterdikleri her yerde parçalamak, imha etmek ve yenilgiye uğratmak için tüm yetkilerini kullanacaktı" açıklamasını yaptı.
>>Terör ile bağlantısı: "Hamas'ın kolu olarak hizmet etmektedir"
ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında, Müslüman Kardeşler'in terör ile bağlantısı hakkında bilgiler paylaşılıyor.
"Müslüman Kardeşler'in kolları, Hamas'a önemli maddi destek sağlamaktadır. Hamas, Müslüman Kardeşler'den ilham alan ve onun bir kolu olarak hizmet veren bir örgüttür" ifadelerine yer verilen açıklamada, bu örgütlerin terör ve şiddete destek verdikleri aktarılıyor.
https://x.com/USTreasury/status/2011102688067616798
Mısır'daki Müslüman Kardeşler ve Hamas'ın "Ortadoğu'daki İsrail çıkarlarına karşı olası terör faaliyetleri konusunda koordinasyon kurduğu" ve "Mısır hükümetini zayıflatmak ve istikrarsızlaştırmak" için iş birliği yaptıkları kaydediliyor.
Açıklamada ayrıca Ürdün'deki Müslüman Kardeşler'in de Hamas'a destek verdiği, yurtdışındaki kuruluşlarla iş birliği içinde roket, patlayıcı ve insansız hava aracı üretimi ile adam toplama faaliyetlerinde bulunduğu, Ürdün ve yurtdışındaki Müslüman Kardeşler ile bağlantılı unsurların da yasadışı yollarla para toplayarak bu çalışmaları kolaylaştırdığı belirtiliyor.
>>Müslüman Kardeşler: Yasal yollardan itiraz edilecek
ABD'nin kararı üzerine Müslüman Kardeşler'in Mısır'daki kolu tarafından sosyal medyada yayımlanan açıklamada, örgütün şiddete karşı olduğu belirtildi.
ABD'yi hiçbir zaman tehdit etmediklerine işaret eden örgüt, Trump yönetiminin terör listesine alma kararına yasal yollardan itiraz edileceğini duyurdu.
Açıklamada, "Bu tanımlama hem gerçeklerden uzak hem de kanıtlarla desteklenmiyor. Bu, özellikle BAE ve İsrail'in ABD'ye, Amerikan halkının çıkarları yerine harici gündemlere hizmet eden politikalar benimsemesi için uyguladığı baskıların bir sonucudur" denildi.
>>Mısır, Suudi Arabistan ve BAE memnun
ABD, Müslüman Kardeşler'in üç kolunu terör örgütleri listesine alarak hem Arap müttefiklerinin, hem İsrail'in hem de ABD Kongresi'ndeki Cumhuriyetçi senatörlerin beklentilerine yanıt vermiş oldu.
1928'de Mısır'da Hasan el Benna tarafından kurulan Müslüman Kardeşler (İhvan el Müslimin), İslamcı hareket olarak özellikle Arap Baharı sürecinde Müslüman dünyasında güç kazandı.
Müslüman Kardeşler kurucusu Hasan el .Benna'nın arşiv fotoğrafı.Müslüman Kardeşler kurucusu Hasan el .Benna'nın arşiv fotoğrafı.
Müslüman Kardeşler kurucusu Hasan el Benna.
Hatta 2012'de Mısır'da, Hüsnü Mübarek devrinin sona ermesinin ardından Muhammed Mursi'nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte kısa süreliğine de olsa iktidara geldiler. Bir yıl sonra ise dönemin Genelkurmay Başkanı Abdulfettah es-Sisi'nin darbesiyle Mursi görevden alındı. Bunu izleyen süreçte Müslüman Kardeşler Mısır'da terör örgütleri listesine alındı.
Mısır başta olmak üzere Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) uzun yıllardır "ulusötesi bir İslam halifeliğinin kurulması" vizyonunu savunan Müslüman Kardeşleri bastırmak ve tasfiye etmek için çabalıyor, ABD'nin bu yapılanmaları terör örgütleri listesine dahil etmesini istiyordu.
Mısır, Trump'ın Kasım ayında yayımlanan kararnamesi sonrasında bu yapılara karşı atılacak adımları memnuniyetle karşıladığını duyurmuş, Müslüman Kardeşler'in "aşırıcı ideolojisinin bölgede ve uluslararası güvenlik ile istikrara oluşturduğu tehdide" vurgu yapmıştı.
Erdoğan'a mesaj mı?
Uzmanlara göre ABD yönetiminin son hamlesi Müslüman Kardeşler ile "derin ve köklü ideolojik yakınlığa sahip" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için de önemli bir mesaj niteliği taşıdığı görüşünde.
Mısır başta olmak üzere, pek çok Arap ülkesinde son yıllarda Müslüman Kardeşler üzerinde artan baskı nedeniyle bu örgüt ile bağlantılı işletmeler, medya kuruluşları ve hayır kurumları adı altında faaliyet gösteren yapılar için Türkiye'nin bir üs haline geldiği belirtiliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Arap Baharı sürecinde Müslüman Kardeşler'e verdiği güçErdoğan ve Sisi'den ilişkilerde yeni dönem mesajılü destek bir sır değil.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2012 yılında Türkiye'de ağırladığı Muhammed Mursi ile kol kola çekilmiş fotoğrafı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2012 yılında Türkiye'de ağırladığı Muhammed Mursi ile kol kola çekilmiş fotoğrafı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2012 yılında Muhammed Mursi'yi Türkiye'de ağırlamıştı.
Fotoğraf: Reuters
Erdoğan, 2011'de Mübarek'e karşı ayaklanmalara destek vermiş,iktidara gelen Mursi'yi de en önemli müttefiki olarak nitelendirmişti. Mursi'nin devrilmesiyle, darbeci yönetime karşı en sert tepkiyi gösteren de yine Erdoğan olmuştu.
https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyenin-g%C3%BCvenli%C4%9Fi/t-75499548
Ancak son yıllardaki politika değişikliği ile birlikte Erdoğan, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerle ilişkilerini onarmaya yöneldi.
>>İkincil yaptırım riski
ABD'nin bu yapıları terör örgütleri listesine almasının kritik bazı sonuçları var.
Çünkü bu örgütlerin ve yaptırımlar kapsamına alınan kişilerin ABD'deki tüm varlıkları ve mülkiyetleri dondurulacak. Yaptırım ihlalleri, cezai yaptırımlarla sonuçlanacak. Yabancı finans kurumları, belirlenen kişilerle işlem yapmaları durumunda ikincil yaptırımlara maruz kalacak.
Mısır'daki darbe sonrasında tutuklanan, ölüm cezasına çarptırılan Muhammed Mursi'nin parmaklıklar arkasında ellerini havaya kaldırdığı esnada çekilmiş arşiv fotoğrafı.Mısır'daki darbe sonrasında tutuklanan, ölüm cezasına çarptırılan Muhammed Mursi'nin parmaklıklar arkasında ellerini havaya kaldırdığı esnada çekilmiş arşiv fotoğrafı.
Mısır'daki darbe sonrasında tutuklanan Muhammed Mursi 2019'da yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle hayatını kaybetmişti.
Fotoğraf: Reuters/A. Abdallah Dalsh
Bu arada George Washington Üniversitesi'nin Aşırılık Programı'nı yöneten Müslüman Kardeşler uzmanı Lorenzo Vidino, ABD yönetiminin son hamlelerinin Trump ile iyi geçinmek isteyen ülkelere baskı oluşturacağına dikkat çekiyor.
Vidino, Türkiye'nin de aralarında yer aldığı bu ülkelerin "ABD tarafından terör örgütü olarak belirlenen kuruluşlara ev sahipliği yapmak istiyorlar mı?" sorusuna yanıt vermek durumunda kalacaklarını söyledi.
AFP, DW/ DA, JD
=================
Bülent Yücetürk: Yargı krizi değil yargı rejimi
Yayınlanma: 15 Ocak 2026 Perşembe 11:54
Türkiye’de bugün yaşananları yargı krizi, hukuk bitti, yargı çöktü, gibi ifadelerle anlatmaya çalışıyoruz. Bu sözler güçlü görünüyor; ama gerçeği açıklamaktan çok, onu örtüyor. Çünkü kriz dediğimiz şey geçicidir, istisnaidir, düzelme ihtimali barındırır. Oysa bugün karşı karşıya olduğumuz tablo ne geçicidir ne de istisna.
Ortada bir çöküş değil, bilinçli, sistematik ve süreklilik arz eden bir yeniden yapılanma vardır.
Bu nedenle doğru kavram yargı krizi değil, yargı rejimidir.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü krize çözüm aranır; rejimle mücadele edilir. Kriz, sistemin arızasıdır. Rejim ise sistemin ta kendisidir.
Bugün Türkiye’de yargı, aksayan bir mekanizma değil; başka bir amaca göre yeniden tasarlanmış bir siyasal araçtır. Bunu anlamak için tek tek davalara, münferit hâkim kararlarına ya da kişisel niyetlere değil; dosyaların bütününe, kullanılan dile, kurulan hiyerarşiye ve nihai siyasal hedefe bakmak gerekir.
>>ANAYASA MAHKEMESİ NEDEN DİNLENMİYOR?
Bu yargı rejiminin en görünür göstergelerinden biri, Anayasa Mahkemesi kararlarının sistematik biçimde uygulanmamasıdır. Bugün sorun, bir-iki dosyada yaşanan yorum farkı değildir. Sorun, anayasal denetimin fiilen askıya alınmasıdır.
Anayasa’nın 153. maddesi açık ve tartışmasızdır: Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar. Buna rağmen bireysel başvuru kapsamında verilen ihlal kararları, alt derece mahkemeleri tarafından “yetki aşımı”, “süper temyiz” ya da “yerindelik denetimi” gibi gerekçelerle uygulanmamaktadır.
Bu, teknik bir hukuk tartışması değildir. Bu, normlar hiyerarşisinin bilinçli olarak reddedilmesidir.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı bir düzende, anayasanın bağlayıcılığından söz edilemez. Anayasa, ancak uygulandığı ölçüde vardır. Uygulanmayan anayasa, hukuki metin olmaktan çıkar; sembolik bir metne dönüşür.
>>TAYFUN KAHRAMAN DOSYASI NE SÖYLÜYOR?
Bu kırılmanın en çarpıcı örneklerinden biri Tayfun Kahraman dosyasında görülmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda açık biçimde adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespit etti. Mahkûmiyet kararının, başvurucunun bireysel eylemleri ile isnat edilen suç arasında somut bir illiyet bağı kuramadığını ortaya koydu.
Normal bir hukuk düzeninde bu kararın sonucu bellidir: Yeniden yargılama yapılır, infaz durdurulur, ihlal giderilir. Ancak burada olan tam tersidir. Yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesi kararını görmezden gelmiş; yeniden yargılama ve infazın durdurulması yönünde hiçbir adım atmamıştır.
Bu tablo bize şunu göstermektedir:
Anayasal denetim mekanizması işlemiyor; askıya alınmış durumda.
Ancak mesele yalnızca bir AYM kararının uygulanmaması değildir. Daha derinde, daha yapısal bir sorun vardır.
>>CEZA YARGISI NE ZAMAN DEĞİŞTİ?
Türkiye’de ceza yargısı, son yıllarda niteliksel bir dönüşüm geçirmiştir. Ceza yargısı artık yalnızca suç işleyen bireyi cezalandıran bir mekanizma değildir. Siyasal alanı düzenleyen, muhalefeti disipline eden, toplumsal davranışı şekillendiren bir araç hâline gelmiştir.
Bu dönüşüm, en açık biçimde iddianamelerde görülmektedir.
Son dönemde açılan birçok ceza davasında ortak bir özellik dikkat çekiyor: Dosyalar, klasik anlamda bir suç isnadı içermiyor; bir siyasal mesaj taşıyor. Suçun maddi unsurları belirsiz, fail–fiil–netice ilişkisi zayıf. Buna karşılık iddianamenin satır aralarında güçlü bir tehlike, tehdit, toplumsal etki vurgusu var.
Ceza yargısının asli amacı olan somut fiilin cezalandırılması geri plana itilmiş; yerine niyet okuma, algı üretme ve toplumsal bağlam kurma yerleştirilmiştir.
Bu tür dosyalar mahkemeden çok kamuoyuna hitap eder. Mahkûmiyet kadar, sürecin kendisi önemlidir.
>>DELİLİN YERİNİ KANAAT ALDIĞINDA
Bugün birçok iddianamede hukuki dil yerini kanaat diline bırakmıştır.
“Şüphelinin amacı…”,
“kamu düzenini hedef aldığı anlaşılmaktadır…”,
“toplumsal algı yaratmaya yöneliktir…”
Bu ifadeler, somut delil yerine geçmektedir.
Oysa ceza muhakemesinin temeli açıktır: Delil ile hukuki nitelendirme arasında kopmaz bir bağ bulunmalıdır. Bugün bu bağ kopmuştur. Savcı, artık yalnızca iddia makamı değildir. Siyasal beklentiyi sezerek metin kuran bir aktöre dönüşmüştür.
Bir zamanlar iddianameler mahkemeyi ikna etmeye çalışırdı. Bugün ise yargı hiyerarşisini ve siyasal merkezi tatmin etmeyi hedeflemektedir.
>>BU REJİM NASIL AYAKTA TUTULUYOR?
Bu yeni yargı rejiminin sürdürülebilmesi için iki temel mekanizma hayati önemdedir.
Birincisi, Anayasa Mahkemesi kararlarının etkisizleştirilmesidir. AYM kararları bağlayıcı normlar olmaktan çıkarılarak adeta görüş seviyesine indirgenmektedir. Bu bir yorum farkı değil, anayasal düzenin fiilen reddidir.
İkincisi ise Hâkimler ve Savcılar Kurulu üzerinden işletilen bir kadro ve sürgün rejimidir. Bu düzende yargıç ve savcıların mesleki yetkinliği değil, verdikleri kararların siyasal karşılığı belirleyici olmakta; kritik davalar sadakat testinden geçmiş isimlere teslim edilirken, itiraz edenler görev yeri değişiklikleriyle cezalandırılmaktadır.
>>SİYASAL HEDEF: SUSTURMAK DEĞİL, TEREDDÜT YARATMAK
Bu yargı rejiminin temel siyasal hedefi açıktır: Muhalefeti yasaklamak değil; sürekli baskı altında tutmak. Toplumu susturmak değil; sürekli tereddüt içinde bırakmak.
Ceza yargısı bu nedenle sonuç almak için değil, süreç yaratmak için kullanılmaktadır. Tutuklama, adli kontrol, dava tehdidi; hepsi birer siyasal disiplin aracına dönüşmüştür.
Bu rejimde beraat bile bir özgürlük duygusu yaratmaz. Çünkü beraat, uzun bir baskı sürecinin sonunda gelen gecikmiş bir nefestir.
>>HUKUKA GÜVEN DEĞİL, HUKUKTAN KORKU
Bu düzenin en ağır sonucu, toplumun hukukla kurduğu ilişkinin değişmesidir. Hukuk artık bir güvence olarak algılanmıyor. Bir risk alanı olarak görülüyor.
Vatandaş haklı mıyım diye sormuyor;
Başım derde girer mi diye düşünüyor.
İşte otoriterliğin en derin biçimi budur: Hukuku kaldırmadan, hukuku korku üreten bir mekanizmaya dönüştürmek.
>>SONUÇ YERİNE
Türkiye’de sorun hukukun yokluğu değildir. Hukuk vardır; mahkemeler çalışmakta, dosyalar açılmakta, kararlar verilmektedir. Ancak bu hukuk artık adalet üretmek için değil; siyasal alanı dizayn etmek için işlemektedir.
Bu nedenle doğru teşhis şudur:
Yaşadığımız şey bir yargı krizi değil, bilinçli olarak inşa edilmiş bir yargı rejimidir.
Ve bu rejimle mücadele, ancak onu doğru adlandırmakla mümkündür.
https://halktv.com.tr/makale/yargi-krizi-degil-yargi-rejimi-1000917
=================
Son dakika | Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel Suriye sınırında
15 Ocak 2026
Milli Savunma Bakanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel'in Suriye sınırındaki 6’ncı Kolordu Komutanlığı Esas Komuta Yeri ve Soylu Üs Bölgesi’nde inceleme ve denetlemelerde bulunduğunu duyurdu. Tokel'in Suriye'de Şam ordusu ile SDG arasında yaşanan gerilimlerin ardından sınıra gitmesi dikkat çekti.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Suriye sınırındaki iki karakolda inceleme ve denetlemelerde bulundu.
Millî Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından yapılan açıklamada, Tokel'in Kilis'in Çıldıroba ilçesinde bulunan 6’ncı Kolordu Komutanlığı Esas Komuta Yeri ve Gaziantep'in Karkamış ilçesinde bulunan Soylu Üs Bölgesi’nde inceleme ve denetlemelerde bulunduğu bildirildi.
https://x.com/tcsavunma/status/2011720029243670926
>>ZİYARETİN SURİYE'DEKİ ÇATIŞMALARIN ARDINDAN GELMESİ DİKKAT ÇEKTİ
Öte yandan Tokel'in Suriye'de Şam ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yaşanan çatışmaların ardından sınırda denetimlerde bulunması dikkat çekti.
HTŞ kadroları tarafından kurulan yeni Şam hükümeti, Fırat Nehri'nin doğusunda kalan ve SDG'nin kontrolünde olan bölgeleri askeri alan ilan ederek, SDG güçlerinin nehrin doğusuna geçmesini istemişti.
Dün, SDG'nin İHA saldırısı düzenlendiği iddiası üzerine çatışmalar yaşanırken, çatışmaların ilerleyen günlerde şiddetlenmesi bekleniyor.
=================
Çin’den Tesla’ya gözdağı: Tek depo ve tek şarjla 1.700 kilometre
Elektrikli araç dünyasında tüm taşları yerinden oynatacak hamle Çin’den geldi. Xpeng, yeni G7 SUV modeliyle tek seferde 1.700 kilometreden fazla yol kat ederek dünyadaki tüm rakiplerini geride bıraktı.
Cem Sinanoğlu
15 Ocak 2026
Elektrikli araç dünyasında menzil kaygısı, yerini dudak uçuklatan rakamlara bırakıyor. Çinli otomobil üreticisi Xpeng, yeni geliştirdiği "süper uzatılmış menzil" teknolojisiyle sadece Çin'de değil; Avrupa, Orta Doğu ve Afrika gibi geniş bir coğrafyada dengeleri değiştirmeye hazır. Markanın yeni tanıttığı G7 SUV ve P7+ sedan modelleri, tek bir depo ve dolu batarya ile kıtalar arası yolculukları çocuk oyuncağı haline getiriyor.
>>Menzil rekoru: Bir depoyla 1.700 kilometreden fazla yol
Xpeng G7, sahip olduğu teknik özelliklerle şu an dünyadaki tüm SUV modellerini geride bırakıyor. Araçta 55.8 kWh kapasiteli bir batarya paketi ile sadece jeneratör görevi gören küçük bir benzinli motor yer alıyor. Bu hibrit yapı, araç tamamen doluyken tam 1.704 kilometre yol kat etmesine olanak tanıyor. Bu mesafe, Pekin’den Şangay’a hiç durmadan gitmekle eş değer bir performans demek. Geleneksel hibritlerin aksine, bu sistemde benzinli motor tekerleklere doğrudan güç vermiyor; yalnızca bataryayı şarj ederek aracın her zaman elektrikli sistemle ilerlemesini sağlıyor.
>>P7+ sedan ve akıllı fiyat stratejisi
Tanıtım etkinliğinde sahne alan bir diğer yıldız ise P7+ sedan oldu. Xpeng CEO’su He Xiaopeng, bu modelin sadece batarya gücüyle bile 430 kilometre gidebildiğini, toplam menzilinin ise 1.550 kilometreyi bulduğunu açıkladı. Şirketin en dikkat çeken hamlesi ise fiyatlandırma tarafında karşımıza çıkıyor. Xpeng, hem tam elektrikli hem de menzil artırıcılı versiyonları aynı başlangıç fiyatıyla satışa sunarak tüketicinin karar verme sürecini kolaylaştırıyor. G7 modeli yaklaşık 28 bin dolardan, P7+ ise 26 bin 600 dolardan başlayan fiyatlarla yollara çıkıyor.
>>Xpeng gözünü küresel pazara dikti
Kendini Tesla'nın en dişli rakibi olarak konumlandıran Xpeng, geçtiğimiz yıl teslimat rakamlarında Nio ve Li Auto gibi devleri geride bırakarak Çin'in lider markalarından biri haline geldi. Şirket yönetimi, saf elektrikli araçlara olan talebin her pazarda Çin’deki kadar yüksek olmadığını bildiği için strateji değişikliğine gitti. "Global 2.0" stratejisi kapsamında sunulan bu menzil artırıcılı modeller, şarj istasyonu sorunu yaşayan veya uzun yol yapan kullanıcıları hedefliyor.
Çin’den Tesla’ya gözdağı: Tek depo ve tek şarjla 1.700 kilometre - Resim: 5
Sektördeki bu hareketlilik, pazar liderliğinde de kartların yeniden karılmasına neden oldu. BYD, geçtiğimiz yıl satışlarını %28 artırarak Tesla’yı geride bırakıp dünyanın en çok satan elektrikli araç üreticisi unvanını ele geçirdi. Tesla’nın satışları ise 2025 yılında %9 civarında bir düşüş gösterdi. Xpeng’in bu yeni hamlesiyle birlikte, küresel rekabetin çok daha sert bir hal alacağı açık.
=================
İki Türk'ün öldüğü safaride dehşeti anlattı
15 Ocak 2026
Etiyopya’da fotosafari yaparken uğradıkları saldırı sonucu hayatını kaybeden Türk işinsanları Erdoğan Akbulak ve Cengizhan Güngör ile ilgili yeni detaylar ortaya çıktı. Akbulak ve Güngör'ün farklı grupların çatışmasından dolayı değil yerel bir soyguncu grubun saldırısı sonucu yaşamını yitirdiği öğrenildi.
Türk iş insanı Erdoğan Akbulak ile PALMET Enerji’nin kurucularından Cengizhan Güngör’ün, arkadaşlarıyla birlikte turistik amaçla gittikleri Etiyopya’da silahlı saldırı sonucu hayatını kaybettiği olayın ayrıntıları netleşmeye başladı.
İlk etapta farklı yerel gruplar arasındaki bir çatışmanın ortasında kaldıkları belirtilen olayın, silahlı soygun girişimi olduğu ortaya çıktı. Önceki gün Silkar Madencilik Genel Müdürü Murat Türkoğlu, yaptığı açıklamada bir çatışma yaşandığını doğrulamış ancak olayın nedenine dair net bilgiye ulaşamadıklarını ifade etmişti.
Safari için Afrika'ya giden Türk milyarder çatışmada öldü!Safari için Afrika'ya giden Türk milyarder çatışmada öldü!
https://cdn.halktv.com.tr/other/2026/01/15/erdogan-akbulak-ve-cengizhan-gungor.webp
erdogan-akbulak-ve-cengizhan-gungor.webp
>>ÖNDEKİ ARAÇ KAÇABİLDİ
Türkiye’nin Addis Ababa Büyükelçisi Berk Baran, dört Türk vatandaşının iki araçla turistik seyahat yaptığını, öndeki araçta bulunan iki kişinin saldırıdan kaçmayı başardığını açıkladı. Saldırıdan yara almadan kurtulan bu kişilerin durumu Büyükelçiliğe bildirdiği, olay yerinde ise güvenlik güçlerinin inceleme yaptığı öğrenildi.

>>SOYGUN İÇİN YOLU KESTİLER
Hürriyet’in haberine göre Akbulak, Güngör ve arkadaşlarının seyir halindeyken yerel bir grup tarafından soygun amacıyla yolları kesildi. Öndeki araç hızla bölgeden uzaklaşırken, arkadaki araç kaçamadı. Şoförün direnmesi üzerine öldürüldüğü, Erdoğan Akbulak ile Cengizhan Güngör’ün de bu sırada hayatını kaybettiği belirtildi.
Akbulak ve Güngör’ün cenaze namazı bugün öğle namazını müteakip Şakirin Camii’nde kılınacak. Akbulak bugün Karacaahmet Mezarlığı’na, Güngör ise yarın Balıkesir Gönen Armutlu’daki aile kabristanına defnedilecek.
Etiyopya Büyükelçisi duyurdu: Saldırıda ölen Türk vatandaşı sayısı ikiye çıktıEtiyopya Büyükelçisi duyurdu: Saldırıda ölen Türk vatandaşı sayısı ikiye çıktı
>>“YOĞUN ATEŞ ALTINDA KALDIK”
Geziye katılan ve saldırıdan kurtulan isimlerden Tarık Hotamışlıgil, yaşadıklarını sosyal medya hesabından paylaştı. Hotamışlıgil, öndeki cipte olduklarını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yoğun ateş altında kaldık. Biz kaçabildik, onların içinde oldukları aracın lastikleri isabet almıştı, kaçamadılar. Biraz para, biraz eşya için kıydılar bu güzel insanlara. Acı çok büyük.”
Hotamışlıgil, Erdoğan Akbulak ile 40 yıllık dostluklarını anlatarak, Etiyopya’ya yeni bir kültürü tanımak ve fotoğraf çekmek amacıyla gittiklerini söyledi.
etiyopya.webp
>>TURİZMCİLER UYARDI: SAFARİYE TEK ÇIKMAYIN
Yaşanan trajedi, Afrika’daki safari turizminin güvenliğini yeniden gündeme getirdi. Turizmciler, bireysel safari turlarının büyük risk taşıdığına dikkat çekerek, mutlaka tur şirketleri aracılığıyla seyahat edilmesi gerektiğini vurguladı.
Uzmanlar ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nın seyahat uyarılarının takip edilmesini, yerel acentelerle çalışılmasını, güvenli olmayan bölgelerden kesinlikle uzak durulmasını, sarı humma gibi sağlık risklerine karşı önlem alınmasını önerdi.
Turizmciler, Etiyopya’nın Afrika’daki en riskli rotalardan biri olduğunu, bu nedenle Türkiye’den bu ülkeye düzenlenen turların seyrek ve sınırlı katılımla gerçekleştirildiğini belirtti.
https://halktv.com.tr/dunya/iki-turkun-oldugu-safaride-dehseti-anlatti-1000909h
=================
Sömürgeci-Gangster Kapitalist Emperyalizm (1): ABD’nin Venezuela’ya Saldırısı
15 Ocak 2026
3 Ocak’taki saldırı Venezuela’ya karşı yapılan ilk ABD saldırısı değil. Çünkü ABD emperyalizmi son çeyrek yüzyılda Venezuela’da rejim değişikliğinden asla vazgeçmedi. (Tıpkı neredeyse yarım yüzyıldır İran’da ve son 65 yıldır Küba’da vazgeçmediği gibi).
>>ABD emperyalizminin Venezuela’ya saldırısı ilk değil
Aslında, Venezuela’ya yönelik baskılar, 2001 yılında Hugo Chávez Hükümetinin 1999 Bolivarcı Anayasa’nın egemenlik hükümlerine uygun olarak Hidrokarbonlar Yasası’nı yürürlüğe koymasıyla başladı ve saldırılar tarihsel olarak şöyle gelişti;
ABD, 2002 yılında Devlet Başkanı Chavez’e karşı darbe girişiminde bulundu. 2015’te ABD Devlet Başkanı Obama Venezuela’yı “olağanüstü tehdit” olarak ilan eden bir başkanlık kararnamesini imzaladı. Bunlar daha sonraki yaptırımların “yasal” dayanağını oluşturdu.
Öyle ki 2017’de Venezuela’nın ABD finans piyasalarına erişimi yasaklandı. 2018’de İngiltere Merkez Bankası Venezuela Merkez Bankası’nın altın rezervlerine el koydu. 2020’de Gideon Operasyonu ile Maduro kaçırılmak istendi ve başına ödül konuldu. ABD’nin baskısıyla, Covid-19 Pandemisi sırasında IMF, Venezuela’nın kendi rezervlerini kullanmasını reddetti. 2025 yılında Nobel Barış Ödülü Venezuelalı muhalif Maria Corina Machado’ya verildi ve Nobel Komitesi Başkan Maduro’nun görevden ayrılması gerektiğini söyledi. 2025 yılında ABD donanması Venezuela kıyılarında küçük teknelere saldırılar düzenledi. Venezuela’ya ambargo uygulamak için bir donanma konuşlandırdı ve Venezuela’ya ait petrol tankerlerini ele geçirdi. (1)
>>Emperyalist sistemin kasası İsviçre devleti devrede
Son olarak, İsviçre Hükümeti yaptığı açıklamada, Maduro ve yakınlarının ülkede bulunan varlıklarını dondurduğunu duyurdu. Bu karar, Maduro’nun Caracas’ta ABD güçleri tarafından tutuklanıp ABD’ye iade edilmesinin hemen ardından alındı.
İsviçre Hükümeti yaptığı açıklamada, hemen yürürlüğe giren ve dört yıl geçerli olacak bu önlemin, potansiyel olarak yasadışı varlıkların ülke dışına çıkmasını önlemeyi amaçladığını ve 2018’den beri Venezuela’ya uygulanan mevcut yaptırımlara ek olarak getirildiğini belirtti. (2)
Sömürgeci kapitalist emperyalizmin, biçim değiştirse de saldırıları sürüyor!
Venezuela saldırısını bir kerelik ve sadece bu ülke ile sınırlı bir saldırı olarak görmemek, daha ziyade batı emperyalizminin yüzlerce yıldır yaptıklarının bir devamı olarak görmek gerekiyor. Bunun için tarihe bakmak yeterlidir.
Örneğin, Kral Ngungunyane, 1884 ile 1895 yılları arasında, bugün büyük ölçüde Mozambik’e karşılık gelen bir bölge olan Gaza İmparatorluğu’nun kralıydı. Portekiz sömürgeciliğine direnişi nedeniyle “Gaza Aslanı” olarak biliniyordu. 1895 yılında Chaimite’de sömürgeci birlikler tarafından yenilgiye uğratıldı. Kralın sömürgecilik karşıtı direnişi sürdüreceğinden korkan sömürgeciler, onu yakalayıp savaş ganimeti olarak Portekiz’e götürdüler, Başkent Lizbon’un ana caddesinde dolaştırarak sergilediler. Kral daha sonra Azor Adaları’ndan birine sürgün edildi ve 1906’da orada öldü.
1897 yılının ağustos ayında, bu kez Fransız sömürgeciler Madagaskar’ın batısındaki Sakalava halkının Menabé krallığı üzerinde sömürge kontrolü kurarak yerel orduyu katletti. Kral Toera kafası kesilerek öldürüldü ve kafası Paris’e gönderilerek Doğa Tarihi Müzesi’nin arşivlerine konuldu. Çünkü direnişin sembollerini (bazen liderlerin kendilerini, kafataslarını veya o ulusa ait sanat eserlerini) metropolde ganimet olarak sergilemek sömürge yönetiminin en çok başvurduğu bir uygulamadır. (3)
>>Sömürgeciliğin şifreleri Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde saklı
Venezuela işgalinin şifreleri ABD’de Kasım 2025’te yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde mevcut. Çünkü bu belgede “ABD’nin çıkarlarının söz konusu olduğu her durumda herhangi bir ülkeye müdahale etme hakkını saklı tuttuğu” belirtiliyor.
Bir başka deyişle, Trump’ın saldırısı ve tehditleri batı yarımkürede ABD’nin üstünlüğünü vurgulayan ve ülkenin Latin Amerika’yı kendi etki alanı veya “arka bahçesi” olarak göreceğini belirten 19. yüzyıl Monroe Doktrinini yeniden ifade eden son ulusal güvenlik stratejisi belgesinin ardından geldi.
Bu, ekonomik ve askerî açıdan rakiplerine, özellikle de bölgede hegemonyasını ele geçirmeye çalışan Çin’e yönelik ve aynı zamanda ABD’nin gücünü ortaya koymayı amaçlıyor.
>>Panama Devlet Başkanına yapılan operasyon
19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyıla gelindiğinde, ABD’nin Amerika kıtasındaki komşularına sadece ekonomik baskı yoluyla değil, aynı zamanda askeri olarak da müdahale ettiğine tanık olundu.
Bu müdahaleler arasında, uzun bir işgal listesi ve mevcut duruma en çok benzeyen bir örnek 1989’da Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega’nın ele geçirilmesidir. Bu nedenle de Venezuela’ya yapılan operasyon ABD’nin Panama’yı işgal etmesiyle birlikte ele alınmalıdır.
Şöyle ki, bu işgal sırasında Panama lideri Manuel Noriega iktidardan uzaklaştırıldı ve ABD’ye nakledilerek cezai suçlamalarla yargılandı. Böylece ABD stratejik hedeflerine hızla ulaşırken, uluslararası düzeydeki kınamalar çok cılız ve sonuçsuz kaldı.
Hep aynı gerekçeler!
İşin ilginç yanı ABD’nin Panama’yı işgali, bugün artık tanıdık hale gelen bir dizi iddiayla gerekçelendirildi. ABD yetkilileri, “Amerikan vatandaşlarını koruduklarını, tartışmalı seçimlerin ardından demokrasiyi yeniden tesis ettiklerini, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele ettiklerini ve Panama Kanalı ile ilgili anlaşma yükümlülüklerini yerine getirdiklerini” ileri sürdüler.
Böylece her ne kadar aralarında 30 yıldan fazla bir süre ve farklı uluslararası bağlamlar olsa da Panama ve Venezuela’ya yönelik bu iki saldırı, ABD’nin batı yarımkürede müdahale, egemenlik ve yasallığa yaklaşımında bir süreklilik olduğunu ortaya koyuyor.
Irak işgali sırasında da “nükleer kapasiteyi yok edeceklerini” ve “ülkeyi demokratikleştireceklerini”; Venezuela’ya saldırırken ise “uyuşturucu ticaretini yok edeceklerini” ve “bir narko devleti etkisiz hale getireceklerini” ileri sürdüler.
Kısaca, Venezuela’da son zamanlarda yaşananlar, sömürgeci kapitalist emperyalizmin geçmiş uygulamalarını sürdürdüğünü gösteriyor. Panama, Soğuk Savaş’ın son dönemlerinde bir sapma değil, savaş sonrası ABD müdahaleci politikasının oluşumunda önemli bir anı temsil ediyor. Venezuela ise bunun günümüzdeki yankısıdır. (4) Bugün sadece yeniden sömürgeci kapitalist emperyalizmin en ham haline geri dönmüş bulunuyoruz.
Devam edecek…
Anahtar sözcükler: Emperyalizm, Maduro, Sömürgecilik, Trump, Ulusal Güvenlik Stratejisi, Venezuela.
Dip notlar:
https://www.counterpunch.org/2026/01/03/the-us-attacks-venezuela-and-seizes-it-president/print (3 Ocak 2026).
https://www.reuters.com/business/finance/switzerland-freezes-assets-linked-venezuelas-maduro-after-us-arrest (5 Ocak 2026).
https://znetwork.org/znetarticle/its-colonialism-stupid (7 Ocak 2026).
https://theconversation.com/how-us-intervention-in-venezuela-mirrors-its-actions-in-panama-in-1989 (4 Ocak 2026).
=================
Ankara'nın ayazında 'emekli' hamallar: Yatağında değil yükün altında ölmek
Ankara Siteler'de hava eksi 2 derece. Köşe başlarında yakılan ateşlerin etrafında ısınmaya çalışanlar, ömürlerinin son baharında dinlenmesi gereken emekliler. Kimisi 70, kimisi 80 yaşında… Emekli aylığı "evde ot gibi yaşamaya" bile yetmeyince, astım nefesli ciğerleriyle dev MDF bloklarını sırtlıyorlar. Siteler'in yükü ağır ama geçim derdinin yükü ondan daha ağır. .webp?itok=3duC51Sn
Özkan Öztaş 15.01.2026 Havanın soğuğu yüzü kesiyor. Termometreler eksi 2 dereceyi gösteriyor. Ankara Siteler'de, mobilya atölyelerinin, kerestecilerin olduğu o devasa sanayi labirentinde, dükkanların önünde ya da köşe başlarında bekleşen kalabalıklar göze çarpıyor. Bunlar ne müşteri ne de genç çıraklar. Emekli olmalarına rağmen hamallık yapan, yaşları 70 ile 80 arasında değişen ihtiyarlar. Isınmak için buldukları her köşe başında ateş yakıyorlar. Çoğu zaman ateşin cılız sıcaklığı yetmeyince, tanıdık esnafların dükkanlarına sığınıyorlar. Bir bardak çay ikramı, birazcık soba kenarı müsaadesi, buz kesmiş ellerini çözmeye yetiyor. Marangoz Ali Usta ile konuşuyoruz dükkanının önünde. Anlatmaya koyuluyor: 'İş versem bir türlü, vermesem bir türlü' diye özetliyor. Gözü, az ileride bekleyen yaşlı bir hamala takılıyor. 'Adam 80 yaşına gelmiş' diyor Ali Usta, sesi titreyerek; 'Geniş ahşap tabakaları, o ağır MDF blokları sırtına alıp katlarca yukarı çıkıyor. O yükü taşırken yüzüne bakıyorum, dertli dertli… Astım hastası, hırıl hırıl nefes alıyor, ciğerlerinden düdük gibi ses geliyor. Bir gün korkuyorum, o yükün altında ölüp kalacak diye.' Ali Usta çayları doldururken, yanındaki genç çırak giriyor söze. Gençliğin verdiği o acımasız gerçekçilikle; "Zaten yatağında ölmez abi o hamal" diyor, "Kesin eşya taşırken altında kalır ölür." Sokağın bir başka başında Mirze ve Süleyman karşılıyor bizi. Soğuk havalarda dışarıda iş bekliyorlar, şansları yaver giderse üç beş kuruş kazanıp evlerine dönüyorlar, yoksa elleri boş, cepleri boş. Süleyman 74, Mirze ise 69 yaşında. İkisi de kağıt üzerinde "emekli". Süleyman Amca, zamlardan önce eline geçen paranın 19 bin lira olduğunu söylüyor. Yeni yılda aylığının ne olacağından habersiz, "Bakalım ne gösterecek bize yeni dönem" diyor. "Yeter mi?" diye soruyorum. Acı bir gülümseme yayılıyor yüzüne; "Hem yeter hem yetmez" diyor. Formülünü de şöyle açıklıyor: "Yani evde oturursan, hiç dışarı çıkmazsan, ev kendine aitse, kira vermiyorsan, evde de karı koca iki kişiysen belki yeter. İşte günde 1000 lira harcasan 20 gün yeter." Tam o sırada Mirze Amca, Erzurum şivesinin o sert ve net tonuyla lafa giriyor: "Yetmez gardaş, yetmez… Yetmiyor ki buradayız." Mirze Amca, Süleyman'ın "ot gibi yaşama" formülüne isyan ediyor aslında. "O parayla hasta olmayacaksın" diyor, parmaklarıyla sayarak devam ediyor anlatmaya; "Dışarıda işin gücün olmayacak, canın bir şey çekmeyecek. Daha bir de yakının düğün yapmayacak, tutup da bir gram altın götürmeyeceksin. Falanca kişi memlekette hastalanmayacak, ziyaretine gitmeyeceksin. Öyle evde ot gibi yaşarsan yeter." Biz konuşurken havanın şiddeti artıyor, kar atıştırmaya başlıyor. Süleyman Amca, Yozgat Akdağmadeni'nden gelmiş Ankara'ya. Yıllarca çalışmış, didinmiş, çocuklarını okutup büyütmüş. Ama 74 yaşında hâlâ sokakta, hâlâ yük peşinde. Mirze Amca ise Erzurum Şenkayalı. 69 yaşında ama gözleri fıldır fıldır etrafı tarıyor, bizimle sohbet ederken bile aklı fikri gelecek bir işte, bir kamyonette. Denk gelirse eğer, o günün yevmiyesi çıkacak. "Peki bu hamallığın yevmiyesi ne kadar?" diye soruyorum. Sonuçta sabahın kör karanlığında gelip, akşam hava kararana kadar bu soğukta bekliyorlar. Süleyman Amca biraz daha muzip, sorduğumuz her soruya biraz gülerek, biraz da sitemle yanıt veriyor: "Ya ne yapacaksın ne kadar kazandığımızı, boş ver sıkma canımızı işte." Mirze Amca yine devreye giriyor, işin matematiğini döküyor ortaya. Bir ahşap plakayı nakliye aracından bir üst kata taşımanın bedeli geçen yeni yıla girmeden önce 60 liraymış. Yeni yılda 70 lira olmuş. Para, çıkılan kata göre hesaplanıyor. İki kat çıkarlarsa 140 lira. Eğer 10 tabaka MDF ya da sunta taşırlarsa, kağıt üzerinde 1400 lira para yapıyor. Esas sorun, o tabakaların asla tek bir kişinin sırtlanamayacağı kadar büyük ve ağır bloklardan oluşması. "Eğer o kadar büyük iş denk gelirse" diyor Mirze Amca, "Mecburen her hamal bir yarene ihtiyaç duyuyor." İki yaşlı beden, tek bir yükün altına giriyor. Hal böyle olunca o 70 liralık kat ücreti bölünüyor ikiye, düşüyor 35 liraya. Yani iki kat yukarı taşıdıkları 10 blok MDF için aldıkları o 1400 lira, paylaşılınca kişi başı 700-750 liraya iniyor. "İşler nasıl peki?" diye soruyorum. Süleyman Amca cebini, üstünü başını gösteriyor: "Tertemiz. Bugün iş yok." Emekli olduğu halde hamallık yapanların "yatağında değil yük altında ölme" korkusunu duyanların sesini duyurmak aynı zamanda bir sorumluluk. Emeğin, emeklinin sesini kısmak isteyenlere inat, gerçeği haykırmak için soL'a abone olun. >>Emeklilere hamallık dert, ama esas dert emekli dahi olamayanlarınki Siteler'in dört bir yanından yoksulluk ve sefalet akıyor. Pırıl pırıl mobilya mağazalarının, vitrinleri kocaman işyerlerinin dibinde yanan ateşler ve ısınmaya çalışan yevmiyeciler parıltının ortasında acı bir gerçek olarak yankılanıyor. Emekçilerin her birinin öyküsü, aslında bir "aza kanaat etme" öyküsü. Aza kanaat edebilenler, edemeyenleri ya da ses çıkaranları "gözü doymamakla" suçluyor. Yan taraftaki hemen itiraz ediyor; "Evinden getir kardeşim yemeği, ver ateşe ısınsın ye." Bir öteki ise "E canım bir lokma da bir şey yemeyecek miyiz?" diye çıkışıyor. Söz dönüp dolaşıyor, hepsinin o ateş başında ısındığı, itiraz edenin de, bu yoksulluğa "kader" deyip ikna olanın da müşteri beklediği o garip denkleme bağlanıyor. Bunlar konuşulurken hava biraz daha soğuğa kesiyor. Bu sefer geçtiğimiz yeni yerden iki hamal daha karşılıyor bizi. Biri 59 ve diğer 65 yaşında. Sohbet ediyorlar kendi aralarında, buyur ediyorlar hemen. "Biz emekli olamadık" diye başlıyor sohbete içlerinden biri ve ekliyor "Olamayız da…" Zira yıllarca hamallık yapmışlar, yevmiyelik işlerde çalışmışlar. Ne sigorta girişleri var ne bir resmi kayıtları. Emekli olmayacaklar. "20 bin maaş dert değil de, ulan hasta olmaya korkuyoruz, sigortamız neyimiz de yok" diyor. Kış vakti işler düşüyor, yazın daha iyi olduğunu söylüyorlar. Yeni emekli aylıklarının düşüklüğü, bu yaşta hamallık yapmaya devam etmelerinin tek sebebi. "Bu sene alacakları zamlar da bu hikayeyi değiştirmeyecek" diyorlar. Tek umutları havanın ısınması. En azından beklemek kolay olsun, kemikleri sızlamasın istiyorlar. Belki bir de işler açılır… 74 yaşındaki Süleyman Amca, yakında 75'ine basacak. "Ben daha gencim" diyor gülerek. Ama aklı o 80 yaşındaki arkadaşında, Marangoz Ali'nin bahsettiği, nefes alırken hırıltısı duyulan o yaşlı hamalda. O bugün gelmemiş. "Hava soğuk diye hastalanırım diye korkmuş, çıkmamış" diyorlar. Ankara Siteler, emeklilerin, emekçilerin cehennemi olmuş durumda. Buz gibi havada, gelecek bir iş için el avuç ovuşturarak bekliyorlar. Ekmek arası köfte 130 lira. "Genelde esnaflar alıyor benden" diyor köfteci, "Hamallar evinden getiriyor, bir köşede yiyor. 130 liralık köfte onlara çok geliyor." Yeni yıldan onlar da, köfteci de, hamallar da pek umutlu değil. "İşler açılırsa, hamallık mevzusu biraz daha artarsa ceplerine üç beş kuruş daha girer" diyor esnaf, "Evde oturmak masraf. En azından burada bir miktar para kazanma umutları var." "Ayhan usta da emekli olmayacak. 60 yaşını devirdi ama ömrü hayatında sadece 1 yıl sigorta girişi var. Saçları da bu kadar beyaz değil. Ahşap boyarken oluyor" Siteler'in dumanlı, isli ve soğuk havasında değişmeyen tek şey, yaşamak için direnen bu insanların yükü. Sırtlarında MDF blokları, ceplerinde eriyen aylıkları ve yüreklerinde geçim korkusuyla beklemeye devam ediyorlar. https://haber.sol.org.tr/muhabirler/ozkan-oztas ================= İsrail BM daimi büyükelçisi Gilad Erdan: - ABD’deki Yahudiler, eve dönün, İsrail’e gelin. - Antisemitizm artık bir görüş değil, bir kansere dönüştü. - Bu kanser bugün hem solda hem sağda yayılıyor. - Artık influencer’lar arasında da çok yaygın. - Candace Owens, Tucker, Nick Fuentes… isimler değişiyor, zehir aynı. - Antisemitizme karşı somut adımlar atılmalı, sözler yetmez. - Antisemitizmi teşvik eden üniversitelere para akıtmayı bırakmalıyız. - Boykot edenleri biz de boykot edebiliriz. - Antisemitik profesörlerin görevden alınması talep edilmeli. - Yahudiler artık kendilerini savunmak için örgütlenmeli. - Kimseye güvenemeyiz. - Topluluklarımızı eğitmeli, kendimizi korumalıyız. - Bundan sonra kendi kendimize bakmak zorundayız. https://x.com/i/status/2011417107397832980 ================= Christian Zionist pastor Robert Stearns told JP conference that “2,000 years” of Christian history was “horrible to the Jewish people,” adding whether Jesus was “Moshiach” is irrelevant, called himself “new breed of Christians” who serve Zion. https://x.com/i/status/2011532045349228736 ================= ürkiye, NATO hava polisliği görevleri kapsamında Estonya ve Romanya’ya savaş uçakları konuşlandıracak. ================= Ukrayna Savunma Bakanı: "200 bin asker firar etti, 2 milyon kişi askerlikten kaçıyor." ================= Derya Çayırgan dahil 18 kişi gözaltında: 'Özel jet' operasyonları İBB davasına mı bağlanacak? Ünlü isimlere yönelik "uyuşturucu" ve "fuhuş" soruşturması bir kez daha İBB davasındaki isimlere bağlandı. Bugün düzenlenen operasyonda gözaltına alınan isimler arasında "İmamoğlu'nun sevgilisi" denilerek "kara para" suçlaması yöneltilen ancak adı iddianameye bile alınmayan Derya Çayırgan da var. 15.01.2026 İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik soruşturmada aylar sonra hazırlanan binlerce sayfalık iddianame kamuoyunda beklenen "desteği" görmedi. Hemen ardından bahisle başlayıp uyuşturucu ve fuhuşa kadar uzanan operasyonların "temiz eller" iddiası da kısa sürede boşa düştü. Ünlü isimlere yöneltilen suçlamaların bir kısmının yersiz olduğu anlaşıldı, geriye kalan isimlere verilen cezalarsa siyasetteki karşılığıyla öne çıktı. Gelinen noktada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kamuoyu nezdinde yeterli meşruiyet elde edemeyen bu iki dosyayı bağdaştırmaya çalıştığı anlaşılıyor. İki dosya arasında köprü işlevi gören isim, Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen yolsuzluk soruşturmasında adı geçen ve “firari” olan Murat Gülibrahimoğlu. >>Özel jet trafiğinde 'İBB' izi aranıyor Gülibrahimoğlu'nun 2022-2025 yılları arasında İstanbul’dan özel jetle defalarca yurt dışına para taşıdığı iddia ediliyor. Henüz bunu destekleyen somut bir delil paylaşılmadı ama hemen operasyon düğmesine basıldı. Aynı jete bindiği öne sürülen ünlü isimler Rabia Karaca ile Merve Eryiğit uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında tutuklandı. Rabia Karaca'nın ifadeleri geçtiğimiz günlerde yandaş basın aracılığıyla servis edildi. Ardından geçtiğimiz gün düzenlenen yeni bir operasyonla, özel jet yolculuklarına katıldığı öne sürülen Selen Görgüzel, Ayşe Sağlam, Nilüfer Batur Tokgöz ve Ceren Alper de gözaltına alındı. Bu bu kapsamda yeni bir operasyon daha yapıldı. Karaca'nın ifadesinde özel jete bindiğini öne sürdüğü voleybolcu Derya Çayırgan'ın da aralarında olduğu 18 kişi gözaltına alındı. Savcılık gözaltı gerekçesi olarak, "uyuşturucu ticareti", "uyuşturucu kullanılmasını kolaylaştırmak" ve "bir kimseyi fuhşa teşvik etmek, aracılık etmek veya yer temin etmek" suçlamalarını yöneltti. >>Dokuz ay önce 'kara para aklıyor' denilmiş ama iddianameye bile alınmamıştı Çayırgan'ın adı 2025 Mayıs'ında İBB dosyasına dahil edilmek istenmiş ancak adım atılmamış, iddianamede adı dahi geçmemişti. O günlerde sosyal medyada çok sayıda anonim hesap, eş zamanlı olarak Ekrem İmamoğlu ile voleybolcu Derya Çayırgan arasında bir ilişki olduğunu yazdı. Ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek'in ifade ve ifşaatlarını paylaştığı tek yayın organı olan Son TV devreye girdi. Sabah Gazetesi ekibinin yürüttüğü internet sitesi, Derya Çayırgan'ın hesap hareketlerini listeledi. Profesyonel voleybolcunun iki yıl içinde Türk Lirası karşılığı 7 milyonu yani İstanbul'da bir daire fiyatını geçmeyen nakit akışıyla "kara para aklandığı" savunuldu. Çayırgan'ın Rus sporcu Nikita Shagov'a dairesini kiralaması sonucu elde ettiği kira geliri de yurt dışından para transferine kanıt sayıldı. Bu süreçte Çayırgan'ın kazancına ilişkin herhangi bir ayrıntı paylaşılmadı. ================= Yandaş Sabah gazetesi, Voleybolcu Derya Çayırgan'ın gözaltına alınması haberini "İmamoğlu'nun sevgilisi" olarak alçak bir başlıkla paylaştı. İBB soruşturmasında gözaltına alınan Derya Çayırgan, ev hapsi ve yurt dışı yasağı talebiyle mahkemeye sevk edildi. "Bana sormuş olduğunuz Ekrem İmamoğlu isimli şahsı 2020 ya da 2021 yılında Taksim’de yürürken karşılaştım. Kendisine ‘Merhaba başkanım, nasılsınız’ şeklinde soru sordum. Kendimin milli voleybolcu olduğumu, Galatasaray’da oynadığımı söyledim. Kalabalıkta sohbet ettik, kendisini makamında ziyaret etmek istediğimi söyledim. Yanındaki isimlerden birisi telefon numarası verdi, ‘Gelmek istediğiniz zaman buradan arayın’ dedi. 2022-2023 yıllarında ziyaret etmek için aradım. Bana verilen randevu tarihinde Florya’da bulunan İPA tesisinde kendisini ziyaret ettim. 2023 yılında Bahçelievler’de evim yıkıldı. O dönem Bahçelievler ilçe başkanı olan ve aynı zamanda arkadaşım olan Özgür Çelik’ten mağduriyetimizden kaynaklı yardım istedik. Benim ailemi ve beni binada yaşayan komşuları otele gönderdi. Bir süre sonra ailemi İBB tesislerine yerleştirdiler. Ben Ankara’da PTT’de oynadığım için bir süre sonra İstanbul’a geri döndüm. Ben de ailemle birlikte 3.5 ay burada kaldım. Burada kaldığım süre içerisinde sürekli ev aradım. Bu süre içerisinde Ekrem İmamoğlu’nun şahsi telefon numarası bularak kendisini aradım. Kendisi başta telefonu açmadı, sonra bana dönüş yaptı. Kendisine teşekkür ettim. Bu sürede kendisini ziyaret ettim, sporla ilgili konuştuk, kendisi bana 'İBB’de oynamak ister misin' diye sordu, ben de alt ligde oldukları için oynayamayacağımı, bir üst lige çıkarsa oynayabileceğimi söyledim. Kendisi bana kariyerim sona erdikten sonra ne yapacağımı sordu, ben herhangi bir planlama yapmadığımı söyledim. Kendisi voleybolu bıraktıktan sonra İBB’nin spor yönetiminde çalışmak isteyip istemediğimi sordu, ben de voleybolu bıraktıktan sonra neden olmasın dedim. Buradan çıkarken sağ kolu olarak Mustafa Akın ile tanıştırdılar. Ben de kendisiyle tanıştığıma memnun olduğumu söyledim. Ekrem Bey bana bir şeye ihtiyacım olduğunda arayabileceğimi söyledi. 2023 yılının sonuna doğru Antalya’ya transfer oldum. Antalya’da oynadığım süre içerisinde Ekrem İmamoğlu ile yüz yüze hiç görüşmedim. Mariot Hotel'de kaldığı için ziyaret ettim. Bana sormuş olduğunuz Fatih Keleş, Tuncay Yılmaz, Murat Gülibrahimoğlu isimli şahısları tanımam. Mustafa Akın isimli şahsı ifademin başında belirttiğim üzere Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret ettiğim esnada kendisine ulaşamadığımda Mustafa Akın ile iletişim kurmam söylenmesi vesilesiyle tanıştım. İfademde Ekrem İmamoğlu’nu arayıp ulaşamadığımda Mustafa Akın’ı aradığımı belirttim. Mustafa Akın ile bunun dışında başka bir irtibatım olmamıştır. Ekrem İmamoğlu’na ulaşamadığım zaman kendisini aradım. Bana sormuş olduğunuz MASAK incelemeleri neticesindeki tespitleriniz kendi birikimlerimi dövize çevirip bankaya yatırmamdan kaynaklıdır. 2021 yılından önce kazandığım paraları bankaya yatırmazken, 2021'den sonrasında biriktirdiğim paraların bir kısmını dövize çevirerek banka hesabıma yatırdım. Bankada farklı şekillerde bu paraları değerlendirdim. MASAK raporlarında bu gözükecektir. 16/06/2023 tarihinde hesabıma elden yatırdığım 50.000 Euro da bu birikimlerden kaynaklıdır. 15/06/2023 tarihinde Kameroğlu İnşaata 20.000 TL, 16/06/2023 tarihinde 32.000 Dolar ve 62.570 TL ev almak için para gönderdim. 62.570 TL’nin açıklamasına ‘kazanıyoruz’ şeklinde açıklama tamamen voleybol milli takım süreci ile ilgilidir, sevinç ibaresiydi, başka herhangi bir maksadım yoktu. Evi satın almak amacıyla Adem Kameroğlu ile indirim yapması için 3 kere görüştüm. Anlaştığımız fiyat üzerinde o dönemin parasıyla toplam 4.100.000 TL’ye bu evi aldım. 19/06/2023 tarihinde tapuyu devraldım. Hesabıma yatırmış olduğum 50.000 Euro’yu bu evi almak için yatırdım. Söz konusu para bahsettiğim gibi benim kendi paramdır. Bana başkaları tarafından verilmiş bir para değildir.” ================= Ev ziyaretleri yapan AKP'li yöneticinin "ev kiraları çok pahalı" diyen vatandaşa cevabı: "Biz şimdi S400'leri aldık niye? Çatımız sağlam olsun hanelerimize mermiler bombalar düşmesin diye." https://t.me/solcugazete/117635 ================= İran'da rejim değikliğini savunan Goldie Ghamari, gazeteci Cenk Uygur'u canlı yayında tehdit etti: “Çeneni kapat! Endişelenme. Rejim değişince senin peşine düşecekler.” ================= Fransa, Almanya, İsveç ve diğer Avrupa ülkeleri, Grönland’ı Amerika’ya karşı korumak için adaya asker göndermeye başladı. Avrupa’nın geldiği noktayı görmek açısından önemli. Zamanında Afganistan, Suriye, Mali, Çad’ı işgal için buralara asker gönderen Avrupa/NATO, buralardan çekildi ve şimdi Avrupa’nın işgalini önlemek için savunmaya geçti. https://x.com/i/status/2011822297116463388 ============================= ABD tehditleri altında Venezuela'dan hidrokarbon yasasında ‘reform’ hazırlığı Venezuela Geçici Devlet Başkanı Rodriguez, ABD saldırısı sonrası yaptığı ilk Ulusal Meclis konuşmasında “Organik Hidrokarbon Yasası”nda reform için teklif sunduğunu açıkladı. Rodriguez yatırımların altyapının olmadığı sahalara entegre edileceğini söyledi. 16.01.2026 ABD’nin ülkeye saldırıp Nicolas Maduro’yu kaçırmasının ardından Venezuela’da Geçici Devlet Başkanlığını sürdüren Delcy Rodriguez, hidrokarbon yasasında reform sinyali verdi. Başkent Karakas’taki Ulusal Meclis’te Venezuela hükümetinin 2025 yılına dair yıllık değerlendirme konuşması yapan Rodriguez, konuşma metnini, kaçırılmasından saatler önce Maduro ile birlikte hazırladıklarını söyledi. Konuşmasının başında “işgalci saldırgana karşı savaş”ta ölenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulmasını isteyen Rodriguez, Venezuela’nın karşı karşıya olduğu durumu “Cumhuriyetimizin hiç bilmediği gibi bir suç ablukası” diye niteledi. Venezuela ile ABD arasındaki ilişkilerin “lekelendiğini” söyleyen Rodriguez “Ancak bunu diplomasi yoluyla yüz yüze çözeceğiz” diye konuştu. ABD’nin deniz ablukasının enerji ihraç eden bir ülke olarak Venezuela’nın olanaklarını engellemeyi amaçladığını söyleyen Rodriguez “Venezuela, dünya ile serbest ticaret ilişkileri içinde enerji endüstrisinin ürünlerini satabilir" dedi. >>'Çin, Rusya, Küba, İran ve ABD ile ilişki kurma hakkımız var' Rodriguez "Venezuela'nın Çin, Rusya, Küba, İran ve dünyanın tüm halklarıyla ilişki kurma hakkı vardır ve Amerika Birleşik Devletleri ile de" ifadelerini kullandı. Ulusal Meclis’e ülkenin hidrokarbon yasasında reform yapılması için bir teklif sunduğunu açıklayan Rodriguez, meclis üyelerinden bu teklifi onaylamalarını istedi. Rodriguez, reformların “yatırım akışlarının daha önce hiç yatırım yapılmamış ve altyapının olmadığı sahalara entegre edilmesine olanak sağlayacağını" belirtti. Sözkonusu hamle Rodriguez’in ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından geldi. Trump Venezuela’nın petrol sahalarına ABD’li petrol şirketlerinin erişimini talep ediyor. Daha önce Trump’ın ABD çıkarlarıyla uyumlu hareket etmezse “Maduro’dan daha kötü sonuçlarla karşılaşacağı" yolunda tehdit ettiği Rodríguez dün yaptığı konuşmada "Saldırganlık ve şiddetli bir tehdit karşısında, düzgünlük, haysiyet ve bağımsızlıkla tanımlanan bir enerji ortaklığı kuruyoruz" dedi. Öte yandan Rodríguez dün Beyaz Saray’da Trump’la görüşen Venezuelalı muhalif María Corona Machado’ya da göndermede bulundu. Machado dünkü ziyaretinde, aldığı Nobel Barış Ödülü’nü ABD Başkanı’na vermişti. Rodriguez "Eğer bir gün, geçici başkan olarak Washington'a gitmek zorunda kalırsam, bunu başım dik, yürüyerek yapacağım, dizlerim üzerinde sürünerek değil" dedi. ============================= Kokain operasyonunda yeni iddia: 10 tonun sahibi “Bataklık”tan beraat eden Çetin Gören çıktı İspanya Donanması’nın Kanarya Adaları açıklarında ele geçirdiği yaklaşık 10 ton kokainin, daha önce “Bataklık” operasyonunda yargılanıp beraat eden Çetin Gören’e ait olduğu öne sürüldü. Çetin Gören Atlantik Okyanusu’nda İspanya Donanması tarafından ele geçirilen yaklaşık 10 ton kokainin, daha önce “Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonu” olarak duyurulan Bataklık dosyasında yargılanıp beraat eden Çetin Gören’e ait olduğu iddia edildi. Gelişme, büyük uyuşturucu operasyonları ile yargı süreçleri arasındaki çelişkileri yeniden gündeme taşıdı. İspanya Donanması, Kanarya Adaları açıklarında ticari bir gemiye düzenlediği operasyonda 9 bin 994 kilo kokain ele geçirdi. ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi’nin (DEA) takibi sonrası 7 Ocak’ta gerçekleştirilen operasyonda yakalanan United S adlı geminin, bir süre önce Türkiye limanlarında bulunduğu öğrenildi. >>Mersin’den Atlantik’e uzanan rota Güvenlik kaynaklarına göre gemi, Ekim ayında Mersin Limanı’ndan ayrıldı. Libya ve Fas’a uğrayan United S, Cebelitarık Boğazı’nı geçerek Atlantik Okyanusu’na açıldı. Brezilya’nın Fortaleza Limanı’na giden gemi, ardından Belem Limanı’na demirledi. Burada gece yarısı iki Sırp vatandaşının gemiye binmesi sonrası rota yeniden değişti ve Surinam açıklarında yükleme yapıldı. Tuz yüklü olduğu bildirilen gemi, Kanarya Adaları açıklarına geldiğinde İspanya Donanması tarafından durduruldu. Operasyonda 16 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Türk yurttaşlarının da bulunduğu ileri sürüldü. >>“Satıldı” açıklaması Gazete Pencere'den Can Bursalı'nın haberine göre, geminin sahibi olduğu belirtilen Kamer Shipping adlı şirketten yapılan açıklamada ise 1975 yapımı United S’nin 9 Ekim’de Capo Maritime Co. adlı bir firmaya satıldığı savunuldu. Benzer bir açıklama, 2025 başında Fransız Donanması tarafından yakalanan ve 9 ton uyuşturucu taşıdığı belirtilen Haliç–Equality adlı gemi için de yapılmıştı. Her iki geminin de 1970’li yıllarda inşa edilmiş, kullanım ömrünün sonuna yaklaşmış olması dikkat çekti. >>“Bataklık”tan beraat, yeni iddialar Türk basınına yansıyan bilgilere göre, 35 kiloluk paketler halinde taşınan kokainin sahibi olarak Sırp mafyasıyla bağlantılı olduğu öne sürülen Çetin Gören gösterildi. Gören, 2020 yılında eski İçişleri Bakanı tarafından “Cumhuriyet tarihinin en büyüğü” olarak duyurulan Bataklık operasyonunda örgüt kurucusu ve yöneticisi olmakla suçlanarak tutuklanmış, 2022’de tahliye edilmiş ve 2024’te beraat etmişti. Ortaya çıkan yeni iddialar, büyük uyuşturucu dosyalarında cezasızlık tartışmalarını ve yargı süreçlerinin etkinliğini bir kez daha gündeme getirdi. (gazetepencere.com) ============================= Erdoğan’a kumanda veren robotun Çin ürünü olduğu ortaya çıktı TRT Genç Kanalı açılışında “Türk mühendisler tarafından üretildiği” belirtilen RoboGenç adlı robotun, Çin ürünü olduğu ortaya çıktı. Robotun yaklaşık 13 bin 500 dolara satıldığı belirtildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beştepe’de düzenlenen TRT Genç Kanalı açılışında kumandayı aldığı ve “Türk mühendisler tarafından üretildiği” belirtilen RoboGenç adlı robotun, Çin menşeli olduğu ortaya çıktı. Robotun, Çin merkezli Unitree Robotics tarafından geliştirilen G1 modeli olduğu belirlendi. >>Açılışta “yerli üretim” vurgusu TRT Genç’in tanıtım gecesinde sahneye çıkarılan ve RoboGenç adıyla sunulan insansı robot, Erdoğan’a kumanda vererek kanalın yayın hayatını başlatan sembolik bir rol üstlendi. Etkinlik sırasında ve iktidara yakın medya organlarında robot, “Türk mühendisler tarafından tasarlandı” ifadeleriyle tanıtıldı. TRT Haber’in sosyal medya paylaşımlarında da aynı vurgu yer aldı. >>Sosyal medyada ortaya çıktı Açılışın ardından sosyal medya kullanıcılarının yaptığı incelemeler, sahnedeki robotun görsel ve teknik özelliklerinin Unitree Robotics’in G1 modeliyle birebir örtüştüğünü gösterdi. Etkinlik için robota TRT logolu tişört giydirildiği dikkat çekerken, cihazın yerli üretim olmadığı kısa sürede anlaşıldı. >>Fiyatı 13 bin 500 dolar Kullanıcıların paylaştığı bilgilere göre söz konusu insansı robot, uluslararası pazarda yaklaşık 13 bin 500 dolar başlangıç fiyatıyla satılıyor. Böylece “yerli ve milli” olarak tanıtılan robotun, doğrudan Çin üretimi olduğu netleşmiş oldu. Ortaya çıkan bilgiler, kamusal etkinliklerde teknoloji ve “yerli üretim” söylemlerinin doğruluğu konusunda tartışma yarattı. Özellikle devlet kanalı olan TRT’nin tanıtımında kullanılan robotun menşeiyle ilgili yanlış bilgilendirme eleştirilerin odağına yerleşti. (Haber Merkezi) https://www.evrensel.net/haber/594561/erdogana-kumanda-veren-robotun-cin-urunu-oldugu-ortaya-cikti ============================= Nobel Trump'a gitti, Norveçliler şaşkın Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado, geçen yıl aldığı Nobel Barış Ödülünü Washington’daki görüşmede ABD Başkanı Donald Trump’a verdi. New York Times, Norveçlilerin bir 'yumuşak güç' aracı olarak gördükleri ödülle ilgili şaşkın olduklarını yazdı Max Bearak and Henrik Pryser Libell / New York Times Venezuela’nın muhalefet lideri ve geçen yılın Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, Perşembe günü Beyaz Saray’da düzenlenen bir görüşmede ödülünü Başkan Donald Trump’a takdim etti. Trump, birkaç saat sonra sosyal medyadan teşekkür mesajı paylaştı ve şu notu düştü: “Maria, yaptığım çalışmalar için Nobel Barış Ödülünü bana takdim etti. Bu karşılıklı saygının ne kadar harika bir göstergesi. Teşekkürler Maria!” Beyaz Saray, Trump’ın ödülün çerçeveli halini elinde tuttuğu bir fotoğrafı sosyal medyada paylaştı. Fotoğraftaki yazıda Trump’ın “Özgür bir Venezuela’yı güvence altına almak için sergilediği prensipli ve kararlı eylemlerin” tanındığı belirtiliyordu. Ancak Nobel Komitesi, Barış Ödülünün devredilemez olduğunu ifade etti. Machado ise Trump ile görüşmesinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada ödülü takdim etmesini “özgürlüğümüze yönelik benzersiz bağlılığının bir takdiri” olarak tanımladı. >>Trump aylarca 'hak ettim' ifadesini kullanmıştı Bu son derece sıra dışı jest, Amerikan başkanının aylardır hak ettiğini iddia ettiği ödülü Machado’nun kazanmasının ardından geldi. Machado, Venezuela’da demokratik geçişi barışçıl yollarla sağlamaya çalıştığı için ödüllendirilmişti. Machado, ödülü aldıktan sonra sık sık ödülü Trump’a adadı ve yaklaşık iki hafta önce Venezuela’nın uzun süreli otoriter lideri Nicolas Maduro’yu deviren ABD askeri operasyonunu övdü. Trump da birçok kez ödülü hak ettiğini savunmuş, çok sayıda savaşı bitirdiğini söyleyerek Norveç’i eleştirmişti. >>Uyuşturucu operasyonları ve bombardımanlar Machado, ülkesindeki ABD müdahalesini desteklemesine rağmen, Trump’ın uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı iddia edilen teknelere yönelik bombardımanlarına dair sessiz kaldı. Amerikan saldırılarında 100’den fazla kişinin öldüğü bildirildi. Machado’nun Trump ile yaptığı görüşmeden ne elde ettiği net değil. Maduro’nun devrilmesinden sonra Trump, Machado’yu iktidara taşımayı reddederek, “Çok iyi bir kadın ama ülkeyi yönetmek için gereken saygıya sahip değil” sözlerini kullandı. 2024 seçimlerinde neler yaşanmıştı? Venezuela’nın 2024 başkanlık seçimlerinde bağımsız doğrulanan oy sayımları Machado’nun partisinin Maduro’yu açık farkla yendiğini gösterdi. Venezuelalı yetkililer yine de Maduro’yu galip ilan etti ve sonuçlara itiraz edenlere yönelik sert bir baskı kampanyası başlattı. >>Machado: Trump'ın durumu bilme seviyesinden etkilendim Perşembe günü Washington’da destekçilerine ve gazetecilere konuşan Machado, ülkesinin durumuna dair Trump’ın ne kadar net olduğunu ve “ne kadar önemsediğini” söyleyerek “etkilendiğini” ifade etti. Machado’nun Trump’a yakınlaşma hamleleri, ödülün verildiği Norveç’te alay ve tepkiyle karşılandı. Ödül sadece prestijli değil, aynı zamanda Norveç’in başlıca yumuşak güç aracı olarak görülüyor ve Trump Norveç’te popüler değil. Bu bağlamda elbette Nobel Enstitüsü, krizi kontrol altına almaya çalışıyor. Machado’nun Fox News’e verdiği röportajda ödülü Trump ile paylaşabileceğini söylemesinin ardından, enstitü kuralları hatırlattı: 'Bir Nobel Ödülü açıklandıktan sonra iptal, paylaşım veya transfer edilemez. Karar kesindir ve sonsuza dek geçerlidir' >>Nobel Komitesi tartışmaya girmiyor Machado Washington’a gitmeden bir gün önce, komitenin sekreteri ve enstitünün direktörü Kristian Harpviken, tartışmanın derinleşmesine rağmen daha ileri açıklama yapmayı reddetti ve “Ödül, komite kararını verdiği andaki katkılara göre verilir.” değerlendirmesinde bulundu. Bu açıklama birçok Norveçli için yetersiz kaldı. >>Norveç’te kamuoyu: Savaş oyunlarına alet edildi Norveçli haftalık Morgenbladet yazarı Lena Lindgren gelişmelerle ilgili şöyle dedi: “Nobel Komitesi, barış ödülü sahiplerinin daha sonra ödülün niyetine aykırı eylemlerde bulunmasını engelleyemez. Ama yeni olan şey, ödülün şimdi siyasi, hatta savaşçı bir oyunda kullanılıyor olması.” Venezuela’da da tepkiler var Machado’nun Washington ziyareti Venezuela’da iktidarda olanlar tarafından da alaya alındı. Başkent Karakas’ta konuşan Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez ki Maduro devrildikten sonra Trump yönetiminin desteğiyle görevi devralmıştı üstü kapalı şekilde Machado’yu hedef aldı ve şu sözleri kullandı: “Bir gün geçici başkan olarak Washington’a gitmem gerekirse başım dik giderim, diz çökmüş değil.” >>Norveç’te Trump'a bakış olumsuz Nobel Enstitüsü’nün eski araştırmacılarından Asle Sveen’e göre tartışmayı olağanüstü kılan şey, Norveçlilerin Trump’a karşı özellikle olumsuz yaklaşımı. Sveense göre durum şu sözlerle tarif edilebilir: “Machado, Barış Ödülünü son derece tartışmalı bir başkana adadı. Norveç’te hemen herkes Trump’ın liberal demokrasiye saldırdığını düşünüyor.” Norveçli tabloid Nettavisen’in ödül açıklanmadan önce yaptığı ankette, Trump’ın Ukrayna veya Gazze’de barışı sağlamada kilit rol oynasa bile ödülü almasına halkın %75’inin karşı çıktığı ortaya çıktı. >>Kaçış ve ödül töreni Venezuela’daki 2024 seçimlerinin ardından Machado bir yılı aşkın süre saklandı. Aralık ayında ödülü almak üzere gizlice Norveç’e gitti. Törene katılamadı ancak Oslo’da destekçilerini selamladı. Kaçışı, özel operasyon ve istihbarat eğitimi almış ABD’li gazilerin işlettiği bir şirket tarafından organize edildi. Aralarında Florida’nın eski Cumhuriyetçi senatörü ve şimdinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da bulunduğu Amerikalı siyasetçiler, 2024’te Nobel Komitesi’ne bir mektup göndererek Machado’yu destekledi. Mektupta Machado’nun 'zorbalara karşı barışçıl direnişi, sarsılmaz ahlaki pusulası, saldırgan ve yayılmacı otoriterliğe karşı uluslararası dayanışmanın aciliyetini gösterdiği' ifade edildi. >>Barış aktivisti ama aynı zamanda Trump'ı destekliyor Machado’nun bir otoriter hükümete karşı mücadele ettiği ve büyük risk aldığı konusunda şüphe yok; hükümet muhalifleri hapsediyor, eleştirmenleri işkenceden geçiriyor, basını sansürlüyordu. Fakat Machado aynı zamanda: Trump’ın Karayip’teki askeri yığınağını benimsedi, Maduro’nun ABD seçimlerini manipüle ettiği yönündeki çürütülmüş iddiaları tekrarladı. Trump yönetiminin “Maduro’nun aynı anda iki uyuşturucu organizasyonunu yönettiği” iddiasını yineledi. Bu iddialar, Trump’ın desteğini almak için yanlış bilgileri yükselttiği yönünde eleştirileri güçlendirdi. >>Norveç’te 'Hata değildi' diyenler de var Barış Araştırmaları Enstitüsü Oslo araştırma direktörü Marianne Dahl ise herkesin aynı fikirde olmadığını söylüyor. Dahl’a göre Machado’nun ABD bot saldırılarını desteklemiş olması en iyi görüntü olmasa da Machado’ya ödül 2024’teki demokrasi yanlısı çalışmaları için verildi. Dahl, Machado’yu Nazi Almanyası, apartheid Güney Afrika, Sovyet cumhuriyetleri ve Arap Baharı sırasında kitle hareketlerini yöneten bazı geçmiş ödül sahiplerine benzetti ve şöyle dedi: “Rahat Norveç’te oturup Trump’a tatlı konuştu diye eleştirmek kolay… Aynısını Avrupalı ve hatta Norveçli liderler de yaptı. Onların peşinde baskıcı bir rejim yoktu; Machado’nun ise vardı.” © 2026 The New York Times Company Gazete Oksijen ============================= ZIYA GOKALP: Tarafsız İstihbarat? Tarafsızlık politik bir 'söylem' mi? JAN 16, 2026 Kaleme aldığım bu metin; Anlık bir tartışmanın, özel bir politik gündemin ya da tekil bir olayın ürünü değildir. Uzunca bir süredir; İstihbarat ve güvenlik çalışmaları, güvenlik politikaları, terörizm, kontr-terörizm, uluslararası ilişkiler, jeopolitik gelişmeler, ve stratejik yönelimler üzerine, yurt içinden ve yurt dışından aldığım ve halen almakta olduğum çok çeşitli akademik eğitimlerin, farklı kursların, okumaların ve araştırmaların bir sonucudur. Ve elbette hayat içindeki gözlemlerimin. Thanks for reading Ziya's Substack! Subscribe for free to receive new posts and support my work. Subscribe Öte yandan, günümüzde ‘Siber İstihbarat’ yaklaşımı ve operasyonu, ‘istihbari’ çalışmaların vazgeçilmez bir parçasıdır, bu nedenle kısmen mesleki faaliyet alanım içinde yer almaktadır. Buradaki amacım; Dünyada genel olarak istihbarat servislerinin hangi tehditleri meşru saydığını ve güvenlik politikaları kapsamında ‘istihbaratı’ nasıl ele aldığını analiz etmek, ve taraflı mı tarafsız mı diye sorgulamak olacaktır. Kişisel ve mesleki bir ilgi alanı, ve merak diyebilirsiniz. Einstein’a göre ilerleme, deha ya da teknik kapasiteden önce merakla başlıyor. O halde konuya giriş yapabilirim. İstihbarat çoğu zaman tarafsız, teknik ve “saf bilgi üretimi” olarak sunulur. Analistlerin yalnızca veriye baktığı, gerçekleri ayıkladığı ve karar vericilere “olduğu gibi” aktardığı varsayılır. Bu anlatı elbette güven vericidir. Ancak genellikle gerçeği yansıtmaz… İstihbarat hiçbir zaman yalnızca bilgi değildir. Her zaman iktidar, çıkar, tehdit algısı ve karar alma süreçleri içinde üretilir. Bu yüzden bugün şu rahatsız edici soruyu sormak zorundayız: Eğer istihbarat politik bir bağlamda üretiliyorsa, gerçekten “tarafsız” olabilir mi? Tarafsızlık varsayımı en büyük yanılsama mı acaba? Modern güvenlik bürokrasileri, istihbaratı çoğunlukla bilimsel bir faaliyet gibi sunarlar. Veri toplanır, analiz edilir ve sonuçlar “tarafsız” olarak raporlanır. Oysa hiçbir istihbarat süreci şu sorulara cevap vermeden işlemez: Neyi tehdit olarak tanımlıyoruz? Neye kaynak ayırıyoruz? Hangi aktörleri izliyoruz, hangilerini görmezden geliyoruz? Hangi senaryolar “kabul edilebilir”, hangileri “politik olarak riskli”? Bu sorular elbette teknik değil, politik sorulardır ! Ve bu sorulara verilen her yanıt, şüphesiz üretilen istihbaratın yönünü de belirlemektedir. Tarafsızlık, çoğu zaman bir metodoloji değil; bir meşruiyet dilidir ! Peki ya ‘Bilgi Seçimi’? Görülen ile Görülmeyen? Hiç şüphesiz ‘istihbarat’ her şeyi kapsamaz. Ne toplanacağı, neyin analiz edileceği ve neyin rapora gireceği sürekli olarak seçilir. Bu seçimler; Bütçeler, kurumsal öncelikler, siyasi hassasiyetler ve ulusal çıkar politikaları tarafından şekillenir. Bir aktörün “tehdit” olarak tanımlanması, bir başkasının “stratejik ortak” olarak kodlanması durumu… Yani, bir olayın “kritik risk”, başka bir olayın “kabul edilebilir kayıp” olarak değerlendirilmesi… Bunların hiçbiri tarafsız değildir aslında !! İstihbarat, dünyayı olduğu gibi değil; kabul edilebilir bir çerçeve içinde sunmaktadır. İstihbarat analistinin ikilemi: Gerçek mi? Kabul edilebilir gerçek mi? İstihbaratın en az konuşulan yönlerinden biri, istihbarat analistinin karşı karşıya kaldığı baskıdır. Bu baskı; Bilginin kaynağı, kapsamı ve rasyonelliği sorunu ile ilgilidir elbette. Yani bir bakıma ‘epistemolojik’ bir baskı diyebiliriz. Analistler genelde şu ikilemi yaşarlar: Gördüğüm gerçeği mi yazmalıyım, yoksa karar vericinin duymaya hazır olduğu gerçeği mi? Bu baskı çoğu zaman açık talimatlarla gelmez. Kurumsal kültürle, önceki örneklerle, “istenmeyen analiz” sonuçlarıyla öğretilir o kişiye, o istihbarat analistine !… Bir istihbarat raporu, mevcut politikayı sorguladığında ya da stratejik anlatıyı zorladığında, sıklıkla “aşırı spekülatif”, “yetersiz kanıt söz konusu” ya da “zamanlaması uygun değil” denilerek kenara itilir. Böylece istihbarat: Gerçeği söyleyen bir mekanizma olmaktan, Politik olarak yönetilebilir bir bilgi üretim sürecine dönüşür maalesef. Peki tehdit nasıl inşa edilir? Tehdit, yalnızca dış dünyada var olan bir gerçeklik değildir; Aynı zamanda kurumsal ve politik bir inşadır. Bir aktörün “rakip”, “tehdit”, “stratejik ortak” ya da “önemsiz/düşük risk” olarak tanımlanması, tarafsız yani nesnel kriterlerden çok; Güç dengeleri ve çıkar hesapları ile belirlenir (maalesef böyledir). Bu yüzden istihbarat çoğu zaman şunu yapar: Bazı tehditleri görünür kılar, Bazılarını ise sistematik biçimde arka plana iter. Bu bir hata değil, yönetim biçimidir. İstihbarat yalnızca dünyayı açıklamaz; Dünyayı siyaseten ve siyaset üzerinden anlamlandırır. Şimdi ‘Bilgi’ ve ‘Güç’ arasındaki ilişkiye göz atalım Geleneksel anlatı şudur; “İstihbarat karar vericiyi bilgilendirir.” Ancak, gerçek bu değildir çoğu zaman. Gerçekte ilişki daha karmaşıktır. İstihbarat kararı vereni ya da verecek olanları bilgilendirir, Ancak karar da istihbaratı şekillendirir ! Güç merkezleri neyi görmek istiyorsa, istihbarat giderek onu üretmeye başlar. Bu doğrudan manipülasyon süreci yoluyla olmak zorunda değildir, çoğu zaman kurumsal adaptasyon yoluyla gerçekleşir. Sonuç olarak belli bir süre sonra istihbarat, bağımsız bir ‘gerçeklik’ üreticisi olmaktan çıkar; Politik aklın bir uzantısına dönüşür. Şimdi felsefi bir bakış açısı getirelim: Bilgi, İktidar ve Tarafsızlık, yani tarafsızlık ‘miti/söylemi’ ! İstihbaratın tarafsız olabileceği varsayımı, daha derin bir felsefi kabule dayanmaktadır; Bilginin iktidardan bağımsız üretilebileceği inancına ! Oysa modern düşünce uzun zamandır bunun mümkün olmadığını söylemektedir bize. Örneğin, Michel Foucault’nun ifadesiyle; “Bilgi ile iktidar birbirinden ayrı alanlar değildir; bilgi iktidarı üretir, iktidar da bilgiyi biçimlendirir”. Neyin “doğru”, neyin “tehdit”, neyin “öncelik” olarak tanımlandığı, salt olguların değil, güç ilişkilerinin sonucudur. Tabi bu arada Michel Foucault kimdir? ne iş yapar diyebilirsiniz !. Kendisi Fransız bir sosyolog, tarihçi, filozof ve toplumsal bir düşünürdür. İlginç olanı; Kendisi hep ‘sosyal terörist’ olarak anılır ve tanınır! Onun ‘Sosyal bir terörist’ olarak anılmasının nedeni; Toplumun ‘doğal’ ve ‘kaçınılmaz’ olarak kabul ettiği; Bilgi, norm ve iktidar düzenlerini radikal biçimde sorgulaması ve rahatsız edici sorular sormaktan asla kaçınmamasından ötürüdür ! Hannah Arendt’in uyarı niteliğindeki söylemi daha da çarpıcıdır: “Siyasal alan, çoğu zaman “çıplak gerçeği” değil, yönetilebilir bir anlatıyı tercih eder. Gerçek, politik çıkarlarla çatıştığında yeniden çerçevelenir, yumuşatılır ya da görünmez kılınır”. Tabi şimdi kim bu Hannah Arendt diyenler olabilir. Kendisi 20. yüzyılın en etkili siyaset filozoflarından biridir. Totalitarizm, iktidar, özgürlük, kötülük, sorumluluk ve kamusal alan üzerine yaptığı özgün analizlerle modern siyasal düşünceyi etkilemiştir. Belki onu bilenler, okumuş olanlar olabilir; Hannah Arendt, ‘Nazi Almanyasının’ en acımasız SS subaylarından biri olan Adolf Eichmann’ın Kudüs’teki yargılanmasını izledikten sonra “Kötülüğün Sıradanlığı” kavramını geliştirmiştir ! Bu kavram temel olarak bize şunu anlatır; Büyük kötülükler her zaman şeytani kişilerden değil, düşünmeyen, sorgulamayan, “sadece görevimi yaptım” diyen sıradan insanlardan da doğabilir. Yani, bir başka ifade ile; düşünmeden itaat eden sıradanlık, etik sorumluluğu askıya alır. “Ben sadece raporladım”, “Ben yalnızca prosedürü uyguladım” diyen bir istihbarat analisti ya da yöneticisi, ürettiği/raporladığı bilginin hangi müdahaleleri meşrulaştırdığını sorgulamaz. Bu bağlamda istihbarat, yalnızca bilgi üreten bir mekanizma değil, gerçekliğin nasıl temsil edileceğine karar veren bir iktidar pratiği de olabilir ! değil mi? Tarafsızlık iddiası ise çoğu zaman şu işlevi görür; “Bu bir politik tercih değil, teknik bir zorunluluktur”. Böylece alınan kararların politik sorumluluğu görünmez olur ! Konuyu dağıtmadan ve uzatmadan ‘gerçek ile, kabul edilebilir gerçek’ için bir örnek vermek gerekirse; 2003 yılında ABD’nin, Irak ülke sınırlarında varolan sözde kitle imha silahları iddiası en iyi örneklerden biri olabilir. Uzun süre kitle imha silahlarının varlığı “tarafsız istihbarat bulgusu” olarak sunulmuştur. Sonradan görülmüştür ki; Sorun aslında, verinin varlığı değil, yorumun politik hedeflerle uyumlu biçimde seçilmesiymiş. Yani; İstihbarat, kararın nedeni olmaktan çok, kararın meşruiyet aracına dönüştürülmüştür. En yakın zaman dilimi içinde şahit olduğumuz bir başka büyük olay: Kim olduğu ve halkı nasıl sefalet içinde bırakarak acı çektirdiği gerçeği bir tarafa, Venezuela devlet başkanının (Nicolas Maduro) evinden, ülkesinden alınıp, paketlenip (eşi ile birlikte) ABD ye getirilme operasyonu. Kısaca; Venezuela müdahalesi, ‘demokrasi’ diliyle sunulan bir güç politikasıdır. İstihbarat ise, örtülü operasyon ve rejim değişikliği araçlarına meşruiyet üretmek için kullanılmıştır. Günümüzde, dünya genelinde sıkça tartışılan bir ayrım vardır: “Devlet güvenliği” ile “siyasal düzenin güvenliği” aynı şey midir? Bu bağlamda istihbarat, yalnızca dış tehditleri değil, iç istikrarı ve siyasal düzenin devamlılığını da gözeten bir araç olarak işlev görebilir. Yani istihbarat yalnızca “ülkeyi korumaz”, aynı zamanda hangi düzenin korunacağına da fiilen karar verebilir. Bir başka ifade ile; Hangi risklerin öncelik sayılacağı, hangi tehditlerin “varoluşsal” kabul edileceği ve hangi aktörlerin izleneceği, doğrudan güvenliğin nasıl tanımlandığına bağlı olabilir !! Buradan şöyle felsefi bir tartışma, ya da ‘araştırma konusu’ çıkabilir; ‘Devlet Güvenliği mi ? Düzenin Güvenliği mi?’ Bu da ayrı bir araştırma konusu olsun benim için. Sonuç olarak; İstihbaratın politik doğasını kabul etmek, onu değersizleştirmek değildir. Aksine, istihbaratı daha sorumlu, daha bilinçli ve daha hesap verebilir bir araç haline getirmenin tek yoludur. Nitekim; “Tarafsız istihbarat” söylemi, çoğu zaman iki tehlikeli sonucu beraberinde getirir; Birincisi, politik tercihlerin teknik zorunluluk gibi sunulmasıdır. Kararları, “analiz böyle söylüyor” ifadesiyle meşrulaştırmak mümkündür. Oysa analiz, zaten belirli bir tehdit tanımı, öncelik seti ve çıkar çerçevesi içinde üretilmiştir. Böylece güvenlik politikaları tartışılmaz hale gelebilir, siyasi sorumluluk görünmez olabilir. İkincisi, eleştirel düşüncenin felce uğramasıdır. İstihbarat “tarafsız gerçeklik” olarak kabul edildiğinde, onun nasıl üretildiği, neyin dışarıda bırakıldığı ve hangi anlatıya hizmet ettiği sorgulanmaz. Güvenlik, analitik bir alan olmaktan çıkar, doğallaştırılmış bir zorunluluk haline gelir. İstihbarat, eğer gerçekten güvenliğe hizmet edecekse; Yalnızca karar vericileri bilgilendiren değil, onları rahatsız edebilen hakikatleri de içeren, Yalnızca mevcut politikayı destekleyen değil, onu sınayabilen bir alan olmak zorundadır ! Sonunda yüzleşmemiz gereken gerçek budur ! Yani; ‘Tarafsızlık değil’ , ‘farkındalık’ daha iyi bir tercih olabilir ! Hepimizin bildiği üzere, M.Ö. 500 civarında ‘Sun Tzu’ tarafından kaleme alınmış büyük eser Savaş Sanatı’nda şöyle der Tzu; "Düşmanını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan bile tehlikeye düşmezsin. Kendini bilir ama düşmanı bilmezsen bir kazanır bir kaybedersin. Ne kendini, ne düşmanını bilmezsen her savaşta tehlikedesin." Bu ifade özetle bize şunu anlatmak ister; ‘Strateji bilgiden doğar, zafer ise farkındalıktan!’ Öte yandan, istihbaratın savaşın gidişatını değiştirebilecek kadar önemli olduğunu, iyi ya da kötü her konunun ‘farkında’ olarak, bilgiye dayalı hareket etmenin başarıyı nasıl getirdiğini çok net ortaya koyar. Kapanışa dair önemli not: Mustafa Kemal Atatürk’ün istihbarat anlayışı, ‘tarafsız bilgi’ üretiminden ziyade stratejik gerçekliğin doğru okunmasına ve farkında olmaya dayanıyordu. Bilginin her zaman bir bağlam içinde anlam kazandığını biliyor, istihbaratı teknik bir veri yığını değil, devletin yönünü belirleyen bir muhakeme aracı olarak ele alıyordu. Buna en iyi örneklerden biri hiç şüphesiz, 1915 Çanakkale dir. Düşman çıkarmasının yeri ve zamanına dair öngörüsü, yalnızca askeri bir sezgi yeteneği değildi ! Mikro düzeyde; Keşif, gözlem, takip, düşman niyetini okuma, değerlendirme, coğrafi bilgi, alan hakimiyeti kurgusu, analiz, tespit ve strateji çalışmasıydı. Zaten tüm bunlar bize ‘farkındalık’ sağlamıyor mu? Atatürk için savaş; “Ateş gücü”nden önce bilgi üstünlüğü meselesiydi. Umarım keyif alarak okumuşsunuzdur. Teşekkürler, Ziya GÖKALP Cyber Security Leader & Advisor MSc.IT, SSCP®, ECSA, CEH, ITIL, CEA, CIRS™, MPM®, OCOE, Certified ISO/IEC 27001 LA, CompTIA Project+ Professional, CIW Security Analyst, Certified Cyber Threat Intelligence Analyst, Certified Information Security Executive™, Senior Certified Leadership Practitioner Yararlandığım ve feyz aldığım ‘bazı’ kaynaklar: Prof. Dr. Mahir Kaynak ; ‘İstihbarat ve Terör Oyunları’ Dr.Naim Babüroğlu ; ‘Kemalyeri’ Sun Tzu ; ‘Savaş Sanatı’ Michael Herman ; ‘Intelligence Power in Peace and War’ Mark M. Lowenthal ; ‘Intelligence: From Secrets to Policy’ Robert Jervis ; ‘Why Intelligence Fails: Lessons from the Iranian Revolution and the Iraq War’ Michel Foucault ; ‘Power/Knowledge: Selected Interviews and Other Writings’ Michael C. Williams ; ‘Words, Images, Enemies: Securitization and International Politics’ Thanks for reading Ziya's Substack! Subscribe for free to receive new ============================= >>SAHİ, SİZ BİZİ NEDEN SATTINIZ? BAŞBUĞ ATATÜRK' ÜN ve ALPASLAN TÜRKEŞ' İN askerleri olarak, "Milliyetçi Türkiye'yi" kuracak ve "TURAN" a varacaktık. — "Aleme Düzen" verecektik. — Başımız dik, alnımız ak, midemiz tok olacaktık. — Adalet bizden sorulacaktı. — Ne oldu, neler oldu da kervanımız basıldı, dağıtıldı! — Ne oldu, neler oldu da on paraya satıldık? — Siz sadece bizi satmadınız. — Siz bizim Lise çağında kurduğumuz hayalleri de sattınız. — Siz bizim Üniversite yıllarında derslerimize çalışmak ve gençliğimizi yaşamak varken, karakolda geçirdiğimiz geceleri sattınız. — Siz bizim avukatsız girdiğimiz mahkemeleri sattınız. — Siz bizim Hastanede yaralı arkadaşımızın başında beklerken döktüğümüz gözyaşını, ettiğimiz yeminini sattınız. — Siz bizim döktüğümüz ve dökülen kanımızı sattınız. — Siz bizim yarı aç yarı tok, delik ayakkabıyla kurduğumuz, memleketi kurtarma hayallerini sattınız. — Siz bizim sahipsizliğimizi sattınız. — Siz bizim (daha hayata atılmadan) bozulan sicillerimizi sattınız. — Siz bizim uykusuz gecelerimizi sattınız… — Siz bizim gardaşımız dediğimiz adamlarla aramızda olan hukuku sattınız. — Siz bizim ta ciğerden attığımız sloganlarla kısılan sesimizi sattınız. — Yağmur altında direklerin üstüne çıkıp astığımız bayrakları sattınız. — Ağlayarak yazıyorum, "SAHİ SİZ BİZİ NEDEN SATTINIZ"?Salih Şen Alinti ============================= Erdem Atay: İmamoğlu davasında halka saldıran teğmen kim? 17 Ocak 2026, 02:00 yayınlandı 17 Ocak 2026, 11:21 güncellendi Fotoğrafta gördüğünüz kişi bir Jandarma Teğmen. Videoyu izlediğinizde de bu teğmenin tavrını göreceksiniz ve “Böyle Türk askeri olur mu” diye kendi kendinize soracaksınız. Olay, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploma davası öncesinde yaşanıyor. https://geo.dailymotion.com/player/x9oqf.html?video=x9xx8jw Diploma davasını izlemek için adliyeye gelen vatandaşlara ve CHP’li yetkililere bölgeye gelen jandarma müdahale ediyor. … ve videoyu izleyen herkes de bu teğmenin hal ve hareketlerine tepki gösteriyor. *** Ben de izlerken şoke oldum. Bir Türk subayı bu hallere nasıl düşer? Bu nasıl bir tavırdır? Sen o üniformaya yakışanın ne olup olmadığını anlayamayacak kadar izandan, bilgiden, tecrübeden yoksun musun? Seni kim eğitti? Seni kim ya da kimler Jandarma okulundan mezun etti? Yanıtını vereceğiz. *** Şimdi burada duruyoruz. Sizi 2018 yılına götürüyoruz. Yer, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi. O yılın teğmen adayları okuluna yeni başlamış. Herkes birbirini tanımaya çalışıyor. İçlerinden birinin adı Yaşar. Teğmen adayı Yaşar, ilk geldiğinde ateist söylemleriyle biliniyor. Kiminle konuşsa, kime fikirlerini söylese, kiminle düşüncelerini paylaşsa konuştuğu kişi Yaşar’ı “Ateist” olarak tanımlıyor. Kimse de bu durumu yadırgamıyor. Ancak bir süre sonra Yaşar’da bir değişiklik baş gösteriyor. Konuştuğu, zaman geçirdiği arkadaşları değişiyor ve bu da genel olarak tavırlarına yansıyor. Namazlara başlıyor. Namazları bu arkadaşlarıyla birlikte toplu şekilde kılıyor. Yani bu bir grup teğmen adayları yalnız başına değil topluca camiye gidiyorlar her vakit. Yaşar da onlarla birlikte… Yaşar, kendisini öyle kaptırmış ki, bir gün bir derste ellerini açıyor ve dua etmeye başlıyor. Yaşar’ı görenler şaşırıyor. E tabii, ders veren komutan da şaşkın. Komutan soruyor: “Yaşar ne yapıyorsun?” Cevap gelmiyor. Komutan meraklı bakışlarla bir daha soruyor: “Oğlum ne yapıyorsun? Bir şey mi oldu?” Yaşar’dan yine ses yok! Bir süre sonra Yaşar ellerini indiriyor, “Dua ediyordum komutanım” diyor ve susuyor. Evet, Yaşar okul döneminde birçok kez bunu tekrarlıyor. Dersin ortasında bir anda ellerini açıyor ve dua etmeye başlıyor. Disiplini bozmasına rağmen de kimse Yaşar ve arkadaşlarına hiçbir şey yapmıyor ya da yapamıyor. Çünkü Yaşar ve arkadaşlarının Jandarma Okulunda dokunulmazlıkları var. Kimse onlara ses çıkaramıyor, tepki gösteremiyor veya askeri disiplin uygulayamıyor. Her şeyi aleni bir şekilde yapıyor ve istedikleri gibi davranıyorlar. Mesela askeri eğitim mi var? Ve bu askeri eğitim tam da namaz saatine mi denk geldi? Hemen komutana gidip biz namaza gidiyoruz diyorlar ve gidiyorlar. Yani komutanlar bunlara izin vermek zorunda kalıyor. Sonra da bu teğmen adayları topluca cemaat halinde namazını kılıp, eğitim alanına yeniden geliyorlar. *** Yaşar, hükümeti ve hükümetin görüşlerini destekliyor ve benimsiyor. Bunu da her yerde çok açık bir şekilde dile getiriyor. *** Size bir ayrıntı daha anlatayım mesela. Yaşar’ın da içinde bulunduğu bu ekip topluca çarşı iznine çıkar, nedense hepsi de birbirine çok yakın kıyafetler giyerdi. Genellikle haki salaş gömlek ve altına da kumaş pantolon. Bazı sevmedikleri teğmen adayları vardı bu ekibin. Çarşı izinlerinde içlerinden bazıları bu sevmedikleri kişileri takip ettirir, bu kişilerle ilgili bilgileri yine kendilerine yakın olan “Abi”, pardon, komutanlarına aktarırlar. Mesela namaz kılmayan bir teğmen adayı mı var? Ve onu sevmiyorlar ya da hiç güvenmiyorlar mı? Bir anda o sevmedikleri adam hakkında, “namaz kılanları fişliyor” diye yalan atıp, “abilerine”, pardon, komutanlarına arz ederler. Yaşar da işte bunların arasındaydı. İçlerinde “uzun” lakaplı biri de vardı. Yaşar da genellikle o “uzun”un sözünü dinler, ne derse onu yapardı. Evet, bunlar bir tarikata bağlıydı. Tarikatın ismi ise Menzil’di! *** Evet, 2018 yılında öğrenci olan bu ekibin hepsi mezun oldu ve teğmenlik rütbelerini omuzlarına taktılar. Şimdi her biri Türkiye’nin her yerine dağıldı. Yaşar da mezun olmuş onun da tayini çıkmıştı. Yaşar şimdi de Çekmeköy’deki Alemdağ Komando Tugayında tim komutanı olarak görev yapıyor. *** Ve, evet… Bu fotoğrafta ve videoda gördüğünüz kişi de Yaşar’ın ta kendisi! *** Şimdi bakıyorum da bu teğmene “olmuş mu” diye! Yok olmamış bu! Size göre de olmamış değil mi? Ama Jandarma’yı yönetenlere göre olmuş! Hem de çok iyi olmuş! ============================= 📍PKK'dan peş peşe saldırılar: Van'da polis hedefte! Van'da terör örgütü PKK'lılar, polis aracına taşlı sopalı saldırı gerçekleştirdi. Veryansın Tv'nin edindiği bilgilere göre; polis aracında 4 polisin bulunduğu, olay sonrası teröristlerin kaçtığı belirtildi. Polislerin durumunun iyi olduğu öğrenildi. https://veryansintv.com/pkkdan-pes-pes https://x.com/i/status/2012113201685582112 ============================= GÖRÜŞ - Yunanistan'ın deniz parkı ilanı ne anlama geliyor? Yunanistan, İyon ve Adalar Denizi'nde kurmak istediği 2 deniz parkıyla çevreci görünmeyi ve Adalar Denizi’nde hakimiyetini artırmayı hedefliyor. Prof. Dr. Soyalp Tamçelik | 30.04.2024 - Güncelleme : 30.04.2024 Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Soyalp Tamçelik, Yunanistan’ın İyon ve Adalar (Ege) Denizlerinde kurmak istediği deniz parklarını ve bu durumun Türk-Yunan ilişkisine vereceği zararı AA Analiz için kaleme aldı. *** Atina'da 16-17 Nisan'da 9'uncusu gerçekleştirilen Okyanusumuz Konferansı'nın (OOC) temel amacı, denizlerin korunması ve sürdürülebilir yönetimin sağlanmasıdır. Ancak konferans, sunulan öneriler, teklif edilen projeler ve alınan kararlarla Yunanistan’ın egemenlik hukukunun ihyası ve politik çıkarlarının gerçekleştirilmesi gösterisine dönüştü. Deniz parkı ilan edilmesi planlanan bölgeler nerede? Yunan hükümeti, denizlerdeki doğal kaynakları korumak ve ekonomik büyümeyi sağlamak amacıyla yasal, teknik ve siyasi önlemlerin alınması gerektiğini belirtiyor. Ancak Yunanistan'ın, bu kararları alabilmesi için ilgili bölgelerde egemen devletmiş gibi davranması gerekir ve bu bölgelerde müesses nizam tesis etmek isteyen Yunanistan, Adalar Denizi’nde hukuki dayanağı olmayan fiili durum yaratmak istiyor. Atina’nın ilan ettiği deniz parklarıyla bölgede bir güce sahibi olması demek, Yunanistan’ın Adalar Denizi’nde yeni durum ihdas etmesi, oldubitti yaratması ve egemenlik iddia etmesi demek olacaktır. Yunanistan, Okyanusumuz Konferansı'nda 2 büyük proje önerdi. Bu projeler çerçevesinde, biyolojik çeşitliliği ve deniz ekolojisini korumak amacıyla biri İyon Denizi’nde, diğeri de Adalar Denizi’nde olmak üzere 2 deniz parkı ilan edeceğini açıkladı. Bu yöntemle Yunanistan, çevreci görünmeyi ve Adalar Denizi’nde hakimiyetini artırmayı hedefliyor. Adalar Denizi’nde ilan edilecek deniz parkının yeri resmi olarak açıklanmasa da Yunan basınına göre ilki Milos Adası’nın (Değirmenlik) batısından Nisiros Adası’na (İncirli) kadar uzanan ve 11 ada ile adacığı kapsayan bölümün 3 bin milkare olduğu belirtildi. Bu bölüm, Adalar Denizi’nin güneyinden başlayıp güneydoğu istikametinde devam eden, Batı Anadolu’da Datça yarımadasının karşısına kadar uzanan bir mevkiyi kapsıyor. İkinci kısmın ise İyon Denizi’nde yer alan Kefalonya Adası’nın kuzeyinden başlayıp Kithira (Çuha) ve Antikythera (Sikliye) adalarına [1] kadar uzandığı ve 5 bin milkareden fazlasına tekabül ettiği belirtiliyor. [2] Yunanistan’ın Çevre ve Enerjiden Sorumlu Bakanı Theodoros Skylakakis, bu bölgelerin ulusal park hüviyetini taşıyacağını ve önümüzdeki yılın başında da yasallaşacağını belirtti. [3] Konuyla ilgili Helen Çukuru denen bölge, Helen Yayı’na paralel olarak Helen Dağları, İyon Adaları, Girit, Rodos, Dinarid ve Helenid dağlarının yayılım hattından güneybatı istikametinde Türkiye’ye uzanıyor ve Toros Dağları’na bağlanıyor. [4] Buna göre Yunanistan'ın, İyon adalarının dışsal sınırından başlayarak Girit ve Rodos adalarının dışsal sınırına uzanması, devamında Batı Anadolu’nun kıyı şeridine kadar gelmesi ve bu hat üzerinde muhtelif zamanlarda ve mekanlarda farklı deniz parkı inşa etmesi mümkün olabilecektir. Projenin gerçekleşmesiyle beraber Yunanistan, daha önce elde edemediklerini bu şekilde ekolojik sistemin koruyucusu sıfatıyla elde edebileceğini düşünüyor. Bu adım Türk-Yunan ilişkilerine zarar verir mi? Ankara Yunanistan'ın planlarına tepki göstererek, Yunanistan’ın egemenliği tartışmalı gri bölgelerde deniz parkı kurarak sorunları karmaşık hale getirdiğini belirtti. Yunanistan'ın deniz parkının ilkini İyon Denizi’ndeki adaların dışsal sınırından başlatması Avrupa Birliği (AB) açısından bir sorun teşkil etmeyecektir. Ancak Adalar Denizi’nde Girit, Rodos ve Batı Anadolu hattının dışsal sınırı üzerindeki bulunacak deniz parklarının kurulması ve Türkiye’yle yaşanması muhtemel gerginlikte aynı durum geçerli değildir ve AB’nin bu süreçte tarafsız olması mümkün değildir. Yunanistan’ın fiili durum yaratarak Türk-Yunan dostluğuna zarar verdiği açıktır. Yunan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis, Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan "Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk Hakkında Atina Bildirgesi"yle iki ülkenin temel tezlerinden vazgeçmediğini [5] Ege Denizi'nde deniz parkı ilan etmenin egemenlik haklarının kullanımıyla ilgili olduğunu [6] ve bu durumun tartışılamayacağını belirtmesi dikkat çekicidir. Üstelik bu durumda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) de çevreci gerekçelerle Kıbrıs’ın çevresinde, özellikle de Baf açıklarında deniz parkı sahaları ilan etmeyi gündeme getirebilir. Buna göre Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki deniz parklarının koruma sahaları bir düzlemde bileşirse ve koruma kalkanı adı altına yeni bir güvenlik konsepti kurulursa nelerin yaşanabileceğini düşünmek hiç de zor değildir. Zira uluslararası hukukta deniz parklarının ilanı bir tür deniz koruma alanı olarak kabul ediliyor. [7] Yunanistan’ın bu adımı, bu bölgelerde hukuki düzenlemeler yapabileceği ve denetim [8] icra edebileceği manasına geliyor. Atina’nın ilan ettiği deniz parklarıyla böyle bir güce sahibi olması demek, Yunanistan’ın Adalar Denizi’nde yeni durum ihdas etmesi, oldubitti yaratması ve egemenlik iddia etmesi demek olacaktır. Nitekim Yunanistan’ın 2030 yılına kadar deniz koruma alanlarında dip trolü avcılığını yasaklayacak olması da bundandır. Sonuç olarak denebilir ki, Yunanistan’la Türkiye arasında deniz parkları zemininde kurulacak diyalog Adalar Denizi kadar Doğu Akdeniz’in geleceği açısından da önemlidir. Dolayısıyla Türk-Yunan halklarının yakınlaştırılmaya çalışıldığı bir dönemde Yunan siyasal karar alıcıların ilişkileri zorlayıcı karar alması doğru değildir. Bu konuya dikkati çeken Türk Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan’ın deniz parkı bahanesiyle kurulmak istenen güven duygusunu istismar ettiğini, uluslararası anlaşmalarla egemenliği Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların statüsünü değiştirmeye çalıştığını ve yaratılmak istenen fiili durumun kabul edilmeyeceğini belirtti. [9] Yunan Dışişleri Bakanlığından konuya ilişkin yapılan açıklamada ise “Türk Dışişleri Bakanlığının bu duyurusu, çevresel bir konuyu siyasallaştırma” [10] olarak tanımlandı. Buradan da anlaşıldığı üzere Yunanistan, çevre sorunlarını ulusal ve jeopolitik çıkarları için kullanabilecek konumdadır. Türk-Yunan ilişkilerinin normalleşmesi için güven artırıcı önlemlerin alındığı bir dönemde, bu süreci akamete uğratmak hiç kimsenin yararına olmayacaktır. Not: Akdeniz Bilim Komisyonu (CIESM) tarafından önerilen 8 deniz barış parkı ve alanlarına bakıldığında bu alanlardan 4'ünün Türkiye’yle doğrudan ilgili olduğu görülmektedir. Bkz. Federic Briand, “Marine Peace Parks in the Mediterranean” Preview of a the Mediterranean Science Commission Proposal, s.4, Şubat 2011, (Erişim Tarihi: 27.04.2024). [1] Giorgos Lialios, “Greece to declare two new national marine parks”, Ekathimerini, 5 Nisan 2024, (Erişim Tarihi:27.04.2024). [2] “Greece to expand protected waters, end bottom trawling”, Yale Environment 360, (Erişim Tarihi:27.04.2024). [3] Tasos Kokkinidis, “Greece to launch new marine parks at Our Ocean Conference in Athens”, Greek Reporter, 9 Nisan 2024, (Erişim Tarihi:27.04.2024). [4] Esra Canbay, Fethiye-Burdur Fay Kuşağının Güneybatı Uzantısının Kinematik Özellikleri, İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2009, s.10. [5] “Minister of Foreign Affairs, George Gerapetritis’ participation at the ‘Delphi Economic Forum IX’ (Delphi, 12.04.2024)”, Hellenic Ministry of Foreign Affairs, Erişim Tarihi: 27.04.2024. [6] “Interview of Minister of Foreign Affairs George Gerapetritis with Piraeus radio station “Kanali Ena 90.4 FM” and journalist Haris Pavlidis (19.04.2024)”, Hellenic Ministry of Foreign Affairs, (Erişim Tarihi: 27.04.2024). [7] Yücel Acer, “Yunanistan’ın Ege Denizi’nde Deniz Parkı Girişimi ve Türkiye’nin Tepkisi”, SETAV, (Erişim Tarihi: 27.04.2024). [8] Yunan Dışişleri Bakanlığı bu alanların gözetimi için dronlar, radarlar, uydular ve tekneler dahil olmak üzere gerçek zamanlı olarak en son teknolojiye sahip izleme sistemi kullanılacağını belirtmiştir. Bkz… “Turkey Disagrees with Greece’s Marine Park Plans in the Aegean Sea”, The Maritime Executive, (Erişim Tarihi: 27.04.2024). [9] “No: 58, 9 Nisan 2024, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde ilan edeceğini duyurduğu deniz parkı hk.”, Türkiye Dışişleri Bakanlığı, (Erişim Tarihi: 27.04.2024). [10] “Greek Foreign Ministry: Turkey ‘politicizes a purely environmental issue’”, Hellenic Daily News NY, (Erişim Tarihi: 27.04.2024). [Prof. Dr. Soyalp Tamçelik, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.] * Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/gorus-yunanistanin-deniz-parki-ilani-ne-anlama-geliyor/3206086 ============================= TÜRKİYE TEKNOLOJİDE KENDİNİ SAVUNAMAZ DURUMDADIR! Türkiye Kendi Tankını (Altay) Yapamadı. Yazan Mustafa DÖNMEZ 17 Ocak 2026 Ülkemizde kurulan savunma sanayii firmalarının ana gayesi milli ihtiyaçlarımızı karşılamaktır. Bu kapsamda da proje oluşturulurken güvenlik güçlerinin uzun yıllar alışageldiği dışarıdan temin ettiği ürünlerin yerlileştirilmesi hedeflenmektedir. Bu nedenle ithal edilen ürünler incelenerek ya da bazı anlaşmalarla hakları satın alınarak onlara benzer/eş değer ürünler ortaya koyulmaya çalışılmaktadır. Bu yönteme tersine mühendislik adı verilmekte ve bizim gibi bu piyasada yeni ve gelişmekte olan ülkeler için oldukça yapıcı bir seçenektir. Fakat unutulmaması gereken mevzu; biz özgün bir ürün ortaya koymuyoruz ve mevcut kalıbın dışına çıkamıyoruz. İlk hedefimiz, dışa bağımlığı azaltmak olduğundan geleceğin teknolojilerine yönelik yatırımlara girilememektedir. Kısa vadede çok büyük yatırımlar gerektiren Amerika’daki NASA ve DARPA ya da Almanya’daki Fraunhofer benzeri bir kuruluş kurmamız bugünkü yönetim önceliğinde yoktur. Türkiye’nin gerçeği şudur; Avrupa ve Amerikalılardan esinlendiğimiz tasarımları, onların bize sattığı yazılım araçları ile oluşturuyor ve analiz programları ile doğruluyoruz. Üç boyutlu modelleme için genellikle 2018 verilerine göre yazılımdan 3 milyar Euro’nun üzerinde kazanç elde ettiğini açıklayan Fransız Dassault Systemes firmasına ait CATIA ve SolidWorks ile Alman Siemens firmasının NX programları kullanılmaktadır. Elektronik baskı devre kartı tasarımı için Amerikalı Cadence şirketinin ürünleri, Siemens’in Mentor yazılımı, İngiliz Labcenter Electronic firmasının Proteus ve Avustralyalı yazılım şirketi Altium’un programı; sayısal hesaplama için ise Amerikan MathWorks şirketinin MATLAB ürünü sıklıkla tercih edilmektedir. Bu tasarım programlarının, temel seviye lisans ücretleri 2 ila 100 bin dolar arasında değişmektedir. Oluşturulan katı modellerin yapısal analizi için Amerikan MSC firmasının PATRAN-NASTRAN, yine Amerikalı Altair şirketinin HyperWorks ve Fransız Dassault Systemes’inABAQUS yazılımları kullanılmaktadır. Amerikalı ANSYS şirketinin ürünlerine ise hem yapısal hem de akışkan analizleri için başvurulmaktadır. Türkiye’nin akıllı kart üretim (çip) fabrikası yoktur. Çip üreticisi TSMC ‘nin 2025 yılı bazında değeri 1,219 trilyon dolardır. (Türkiye’nin yıllık GSMH’den büyüktür) Daha uçlarda üzülerek belirtilmesi gereken; oldukça geniş ve detaylandırılması gereken hammadde konusundan, montaj için gerekli olan bağlantı elemanları bile dışarıdan gelmesidir. Havacılık parçaların birleşiminde, yüksek mukavemetli çelik, alüminyum ya da titanyum bazlı üretilen vida, somun ve perçinler kullanılmaktadır. Standart bağlantı elemanı üretimde ise neredeyse Amerika tek üretici konumunda başlıca üretici şirketler olarak: LISI Aerospace, Jet-Tek ve Elite Fasteners sayabiliriz. Normal vidalara oranla adet maliyeti, çok yüksek olan bu ürünlerden yolcu ve savaş uçakları için yüzbinlerce adet kullanılmaktadır. Üretimini yaptığımız uçak parçalarının montajında ilgili firma, kullanmamız gereken hammaddeyi falanca firmadan alacaksın dediği gibi perçin-vidalar için de aynı yöntemi izlemektedir. Sadece bir yolcu uçağı parçalarını bütünlemek için tedarik ettiğimiz şirkete 1 milyon dolar, helikopter için ise 100 bin doların üzerinde ödeme yapmaktayız. Mevcut iş hacmi düşünüldüğünde yıllık bazda bağlantı elemanı için ödememiz 10 milyonlarca doları geçmektedir. Son 15 yıla kadar bu sayılan maddelere bugünkü kadar ihtiyaç olmamıştı. Zaten kendi ürünlerimizi seri olarak üretemiyor ya, F-16 projesinde olduğu gibi ortak projelerin montaj-üretim safhasında yer alıyor ya da sadece prototip aşamasında çalışmalar yürütüyorduk. 2020-2025 yılı itibariyle tasarım-prototipleme safhasından çıkıp ürünlerimizin test, sertifikasyon ve seri üretim sürecine geçiş yapmaya çalışmaktayız. Bugüne kadar yapılanları hor görmek eleştirmek değildir amacım ancak Türkiye’nin siyaset üstü bilim kurullarına ihtiyacı vardır. Elimizdeki kurumlara siyasi atamalar yapılması liyakatin ötelenmesi Türkiye’ye kan kaybettiriyor. Teknolojik olarak geri görülen Rusya bugün ses hızının 27 katına kadar hızla hareket edebilen Avangard hipersonik saldırı silahını geliştiriyor. Türkiye kendi tankını (Altay) yapamadı. Oysa 2005 yılında normal süreç devam etseydi yüzde yüz yerli tank üretimi bitecekti. Bugün Türkiye’nin karşısında duran amansız, devasa düşmanlarına bakarak neden başarılamadığı çok iyi anlaşılıyor. Üretim yılan hikayesine döndürüldü. Mazeret üzerine mazeret. Eğer konunun içinde iseniz süreçleri yakından takip etmişseniz bize yönetenlerin dışa bağlılığını, içine düştükleri çaresizliklerde görebilirsiniz. Rus ordusu Mart 2022 sonundan itibaren saldırılarını Donbas ve güney bölgelere yoğunlaştırınca, nisan ayında düşman hatlarının gerisinde harekât yapacak dünyanın en iyileri arasında gösterilen Amerika Abrams tanklarını, İngiltere Challenger 2’leri ve Almanya Leopard 2’leri gönderdi. Ukrayna hatları şu ana kadar çökmediyse karşısındaki devasa güce direniyorsa bu tanklar sayesindedir. Rus tanklarının kaybı bugün elimizde bulunan tankların yaklaşık iki mislidir. (ABD 2014 yılından beri Ukrayna’ya değeri 2,5 milyar doları bulan, tank vuran Stinger ve Javelin füzeleri satmıştır.) İsrail, yukarıda anılan tankların ortak özellikli versiyonu olan vurucu gücü yüksek Merkava Mark 3'lerin Türkiye'de üretilmesini, 1998'de, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Kıvrıkoğlu’na ülkesine ziyaretinde kabul etmişti. İsrail kendi ağır savaş tankını başka bir ülkenin satın almasına ya da üretmesine ilk defa izin vermiş olacaktı ancak yönetimde bulunan Erbakan- Genelkurmay arasındaki suni anlaşmazlıklar buna mâni oldu. Yüzde 80’lere varan gelişmiş teknoloji transferi engellendi. (Bknz.Arieh O'Sullivan imzalı Jerusalem Post gazetesinin, 12 Ekim 1997 ve 3 Şubat 1998 tarihli haberleri) Ne ilginçtir ki, o dönemde ABD menşeli Newsweek dergisinde bu anlaşmanın olmaması için birçok yalan haber üretilmesi ve ülkemiz içinde yer bulması dikkat çekicidir. Türkiye zırhlı karasal kuvvetini yerli üretimle karşılayamazken en yaşamsal hatasını ABD ile iyi ilişkiler sürdürürse bir şey olmayacağını zannetmesidir. Teknolojik gelişmeler bağlamında strateji teorisini güncelleyememektedir. Amerika Türkiye’nin gelişiminin üzerinde duran en büyük engeldir. Bugüne kadar en büyük teknolojik transferi İsrail tarafından yapılıyordu. Bugün ürettiğimiz füzelerin neredeyse tamamı İsrail üzerinden yapılan transferlerdir. Nitekim stratejik ilişkiler eskiye dayanıyordu. MOSSAD ajanı V. Ostrovsky, 1974 yılında İsrail'in, Türkiye'ye Kıbrıs harekâtında yardım ettiğini açıklamıştır. Washington Report dergisinde verdiği bilgiye göre, Türk Hava Kuvvetleri 1975 yılından beri İsrail’in havadan-havaya atılan Safir füzelerini kullanmaktadır. Aynı dönemde JINSA'nın belirttiğine göre, Türk F-16 pilotları ve personeli İsrail'de elektronik savaşı öğrenirken, İsrail uçakları da Anadolu üzerinde uzun menzilli uçuşlar ve dağlık alanda uçuşlar yapmayı öğreniyorlardı. An itibariyle TSK’lerinin en hayati konusu, ‘komuta kontrol’ birlikteliğinin olmamasıdır. Askeri okulları, hastaneler kapatılmıştır. (Askeri hastanelerde bulunan ekipmanlar heba edilmiştir) Türkiye kendisinden teknolojik olarak üstün bir ülke saldırısına hazır değildir. Şişinmelere kanmayın, Türkiye’nin savunması zafiyet içindedir. (Örneklerle konuyu bir sonraki yazıda açacağım) Gerçekler görünenden farklıdır. 2025 yılı TÜİK verilerine göre yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı sadece %4,2'dir. Geleceğin malzemesi ‘kompozit’ üretimi üzerine yatırım ve altyapılar inşa edilmektedir. Tüm bu ürünlerin dışında içinde bulunduğumuz zorlu sürece rağmen sadece ARGE’ye yönelik yapılan harcamalarımız, Gayri safi yurt içi hasıla içerisindeki payı son 15 yılda yüzde 100 artarak %1’in üzerine çıkması ümit vericidir. Sonuç olarak; Zaman/mekân atlasında bakıldığında her çağın kendine özgü bir uluslararası iklimi vardır ve bu iklim insanı coğrafyası ve antropolojisiyle etkiler. Dünyada yeni bir oluşuma gebe olduğu sancılı dönemlerde değişen mevsime uyum sağlayamayanların kaderi çoğu kez değişim dinamiklerin arkasında ya sürüklenir ya tükenir. Türkiye, üzerinde oyun kurulmaya, yönlendirmeye açık bir devlettir. En güçlü ve caydırıcı unsuru olan ordusuna yapılan Ergenekon türevi kumpaslar bu bağlamda tesadüf değildir. TSK’leri içinde tarikat ve cemaatlere kapı açarak siyasal bir partinin aracı yapmak, tarihte Balkan felaketi benzerlerine hizmet edecektir. İçeride, hindi benzeri şişinmeler, vatandaşları partisel, etnik ve mezhepsel ayrıştırmalar sebepsiz değildir. Ordumuz, Atatürk’ün defalarca belirttiği gibi siyasallaşırsa savaşamaz. Türkiye’nin dış düşmanlara ihtiyacı yoktur. İçindekiler Türkiye’yi parçalamaya, yıkmaya, etkisiz kılmaya yeterlidir. Yüzyılda bir şansla milletimizin başına gelmiş büyük önder Atatürk’e yapılan saldırıların arkasındaki düşünce, yerli ve milli olarak önümüze konuluyorsa ve kabul görüyorsa sonumuz bellidir. Önümüzde örnek İran’dır. Asker ve istihbaratçıların rejime yandaş, kişilerden değil liyakat ve sadakat sahibi kişilerden oluşturmamasının bedelini çok ağır ödedi. İran, Haziran 2025'te yaşadığı,12 gün savaşı hezimetinden sorumlu, siyasallaşan asker ve istihbaratçılarını nihayet değiştirdi. Onlar, üst düzey asker ve istihbaratçıların gafletinde gece uyurken yataklarında vurulmaları yaşadılar. Şimdi 47 yıldır Devrim Muhafızlarından seçilen mezhepçi mollalardan değil liyakatli bir subayı Genelkurmay Başkanı yaptılar. Devrim Muhafızlarının elinde tuttuğu gizli istihbaratını kapatıp tek bir istihbarat altında yeniden yapılandırdılar. Bunu yapması için yıkıcı bir savaş mı yaşaması gerekiyordu? İran’ın durumuna bakarak olaylardan ders alıp doğru sonuçlar çıkarmak ve buna göre davranmak önemlidir. Türkiye’nin teknolojide dünya devi olmaya, insanlarını adaletli, refah içinde yaşatmaya her türlü kaynak ve imkânı vardır. Türkiye’nin en büyük eksiği, akçeli işlere bulaşmamış, hukukun üstünlüğüne inanan, vizyon sahibi, halkını şahsi çıkarlarının üstünde tutan, çalışkan, liyakatli yöneticilere olan ihtiyacıdır. https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/turkiye-teknolojide-kendini-savunamaz-durumdadir-h1817.html ============================= İsrail’den ABD’ye: İran’ı Şimdi vurmayın Demir Kubbe hazır değil Ocak 17, 2026 İran’da eylemcilere yönelik şiddet yüzünden Tahran’a askeri müdahale tehdidinde bulunan ABD Başkanı Trump’ı İsrail ve Körfez ülkelerinin durdurduğu iddia edildi. Ancak Trump bu yorumları reddederek, kimsenin onu durdurmadığını sadece kendi iradesiyle bu kararı aldığını savundu. İRAN’da hayat ekonomik gerekçelerle başlayan ancak daha sonra rejim karşıtlığı üzerinden büyüyen protesto gösterileri azalarak devam ederken, ABD’nin ‘göstericilere yönelik şiddeti’ öne sürerek Tahran’a müdahalesinin önüne İsrail ve Arap devletlerinin geçtiği iddia edildi. Amerikan New York Times gazetesine konuşan ABD hükümetinden yetkililer İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 13 Ocak’ta ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bir gün sonra da Başkan Donald Trump’la telefonda görüştüğünü ve İran’a saldırı planlarını ertelemesini istediğini belirtti. Buna ek olarak Körfez ülkelerinden yetkililerin de bölgesel çatışma endişesiyle Washington yönetiminden benzer talepte bulunduğu aktarıldı. >>DEMİR KUBBE DELİK Mİ Gazeteye konuşan uzmanlar İsrail’in Gazze, Batı Şeria, Suriye ve Lübnan’da halihazırda askerleri bulunduğu ve iki yıl boyunca birçok cephede savaştıktan sonra, özellikle haziran ayında 12 gün süren İran savaşının ardından savunma mühimmat stoklarının yenileyemediğini, bunun da ülkenin meşhur Demir Kubbe hava savunma sistemi için risk teşkil ettiğine işaret ediyor. Tel Aviv’in olası bir müdahalesinin ardından İran’dan gelecek misillemenin İsraillilerin güvenliğini tehlikeye atmasından endişe ediliyor. >>TRUMP: BENİ KİMSE İKNA ETMEDİ Öte yandan Trump Körfez ülkelerinin (Suudi Arabistan, Katar, Umman) kendisini İran’a müdahale etmesini engellediği yorumlarını reddetti. Trump, gazetecilere yaptığı açıklamada, İran’daki eylemlerin oldukça etki yarattığını belirterek, “Kimse beni ikna etmedi, kendi kendimi ikna ettim” dedi. >>MÜDAHALE TAHRAN’A YARAR Gelişmeler ışığında analistler de İran yönetiminin protestocuları “sıradan göstericiler” ve “yabancı destekli isyancılar” olarak ayıran bir söylem geliştirdiğini, bunun da halk üzerindeki baskıyı artırmayı ve protestoları caydırmayı amaçladığını belirtirken olası bir dış müdahalenin Tahran’ın bu tezini güçlendireceğini vurguluyor. >>BİNLERCE ÖLÜ İDDİASI İran’da aralık ayı sonundan bu yana süren hükümet karşıtı protestoların, son yılların en geniş çaplı gösterileri olduğu belirtiliyor. İran yönetiminin interneti kesmesi nedeniyle sağlıklı bilgi akışı zorlaşırken, insan hakları örgütleri binlerce protestocunun güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü öne sürüyor. Washington merkezli İnsan Hakları Aktivistleri, protestoların başlangıcından bu yana 2 bin 500’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. >>MOSSAD ŞEFİ ABD’YE GİTTİ İsrail istihbarat servisi Mossad’ın başkanı David Barnea da İran’daki geniş çaplı protestolar ve rejimin sert baskısı nedeniyle artan uluslararası gerilim üzerine görüşmeler yapmak üzere ABD’ye gitti. Barnea’nın Miami’de ABD Başkanı’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile bir araya gelmesi bekleniyor. Witkoff’un, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile protestolar ve olası diplomasi seçenekleri üzerinde temas halinde olduğu biliniyor. Axios’a konuşan kaynaklara göre Barnea’nın ziyaretinin bir bölümünde Başkan Trump ile görüşme ihtimali de bulunuyor. >>TRUMP’TAN İRAN’A TEŞEKKÜR ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki protesto gösterilerinde gözaltında olan 800 protestocunun idam edilmemesi nedeniyle ülke yönetimine teşekkür etti. Trump, Truth Social hesabından, “Tüm infazların İran yönetimi tarafından iptal edilmiş olmasına büyük saygı duyuyorum. Teşekkürler” diye yazdı. Trump, 14 Ocak’ta yaptığı açıklamada da “Bize, İran’da infazların durdurulduğu bildirildi. Şu anda bir infaz planı ya da idam yok. Eğer böyle bir şey olursa hepimiz üzülürüz. Ancak bana ulaşan bilgilere göre infazlar durmuş” diye konuşmuş ve İran’ı idamların gerçekleşmesi halinde saldırı düzenlemekle tehdit etmişti. >>UÇAK GEMİSİ BÖLGEYE GİDİYOR ABD Başkanı Trump, İran’a yönelik ‘tehdit’ dilinde yumuşamaya giderek, ülkede infazların durdurulduğunu söylese de askeri müdahale seçeneğinin hala masada olduğu düşünülüyor. ABD Savunma Bakanlığı’nın bölgeye ek silah ve savunma teçhizatı sevk etmesi bu kapsamda değerlendiriliyor. Uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve ona eşlik eden bazı savaş gemilerinin Güney Çin Denizi’nden Ortadoğu’ya doğru ilerlediği kaydedilirken, misilleme ihtimaline karşı da hava savunma ekipmanının gönderildiği aktarıldı. Özellikle Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü’nü korumak amacıyla ek hava savunma sistemleri ve önleyici füzeler sevk ediliyor. Yetkililer, bu askeri yığınağın hem İran’ı protestoculara yönelik şiddetten caydırmayı hem de Trump’a daha fazla askeri seçenek sunmayı amaçladığını belirtti. ‘CENAZELER PARAYLA TESLİM EDİLİYOR’ İDDİASI İran’daki protestolarda ölenlerin aileleri, yetkililerin cenazelerin teslim edilmesi karşılığında büyük miktarda para talep ettiğini öne sürdü. BBC Farsça’ya konuşan kaynaklar, cenazelerin morglarda ve hastanelerde tutulduğunu; yakınları para ödemedikçe teslim edilmediğini iddia etti. Raşt şehrinde yaşayan bir aile, yakınlarının cenazesini teslim almak için başvurduğunda yetkililerin 700 milyon tümen (220 bin lira) talep ettiğini öne sürdü. Tahran’daki Beheşt-i Zehra morgunda bazı yetkililerin, ailelere çocuklarının Besic milis gücü üyesi olduğunu ve protestocular tarafından öldürüldüğünü kabul etmeleri halinde cenazenin ücretsiz verileceğini söylediği de öne sürüldü. İsrail’den ABD’ye: İran’ı Şimdi vurmayın Demir Kubbe hazır değil RUSYA DA DEVREDE… PUTİN NETANYAHU VE PEZEŞKİYAN İLE GÖRÜŞTÜ YENİ yılın ilk günlerinde müttefiki Venezuela ve ardından tanker krizinde ortalıkta görünmeyerek Donald Trump hamlelerini görmezden gelen Rusya lideri Vladimir Putin, dün bir diğer müttefiki İran konusunda devreye girdi. Sırasıyla İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ardından İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telefon görüşmeleri yapan Rusya lideri, İran etrafında oluşan gerilimin diplomatik yoldan çözümü için arabulucu olmaya hazır olduğunu taraflara iletti. İsrail’den ABD’ye: İran’ı Şimdi vurmayın Demir Kubbe hazır değil >>DİPLOMASİ MESAJI Kremlin Sarayı yazılı açıklama yaparak “Başkan Putin, İsrail Başbakanı ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde temel prensip ve ilkeler doğrultusunda bölgenin istikrar ve güvenliği için diplomasinin devreye girmesi gerektiğini iletmiştir. Rusya’nın arabulucu rolü üstlenmeye hazır olduğu gibi diğer üçüncü ülkelerle de temasa geçmeye hazır olduğunu dile getirmiştir” dendi. Ardından Pezeşkiyan’ı arayan Putin “İran’ın yanınızdayız” mesajı verdi. Rusya ile İran’ın stratejik partner ülkeler olduğunu anımsatan Putin, “Biz İran içindeki buhranın bir an önce son bulması ve çözüme kavuşturulmasından yanayız. İran iç meseleleri yanı sıra tüm bölgede istikrarın sağlanması için de çalışmaya hazırız” ifadelerini kullandı. Putin, söz konusu iki ülkeyle de diyaloğun süreceği mesajı verdi. - Nerdun HACIOĞLU >>SONUNDA MURADINA ERDİ: HEDİYE NOBEL’İ KABUL ETTİ SEKİZ savaşı sona erdirdiğini iddia ederek Nobel Barış Ödülü’nün kendisine verilmesi gerektiğini savunan ancak ödülün ekim ayında Venezuelalı muhalif lider Maria Corina Machado’ya verilmesiyle hayalleri suya düşen ABD Başkanı Donald Trump sonunda muradına erdi. Beyaz Saray’da önceki gün Trump ile bir araya gelen Machado, “demokratik değerlerin cesur savaşçısı” olduğu gerekçesiyle layık görüldüğü Nobel Barış Ödülü’nü Trump’a hediye etti. Beyaz Saray tarafından yayınlanan ve Trump’ın gülümseyerek ödülü tuttuğu görülen bir fotoğrafta, ödülün üzerinde yer alan “(Bu ödül) Venezuela halkı adına, özgür bir Venezuela’yı güvence altına almak için Başkan Trump’ın ilkesel ve kararlı adımlarının tanınması amacıyla kişisel bir şükran sembolü olarak sunulmuştur” ifadelerinin yer alması dikkat çekti. İsrail’den ABD’ye: İran’ı Şimdi vurmayın Demir Kubbe hazır değil Trump, Truth Social’dan yaptığı paylaşımda “Maria bana Nobel Ödülü madalyasını, yaptığım çalışmaların karşılığı olarak sundu. Karşılıklı saygının çok güzel bir jesti. Teşekkürler Maria” dedi. Nobel Barış Komitesi ise sosyal medya paylaşımında “Madalyalar el değiştirebilir, ancak Nobel Barış Ödülü sahibinin unvanı değişemez” dedi. ============================= Yapay Zeka Veri Merkezleri Elektrik Şebekesini Çökertme Noktasına Getiriyor Bu yaz sadece sıcak hava dalgaları değil, daha fazlasını getirebilir. Sharon Adarlo tarafından 16 Ocak 2026 Yapay zeka veri merkezleri o kadar çok enerji tüketiyor ki, şebeke operatörü PJM, müşterilerine dönüşümlü elektrik kesintileri uygulamak zorunda kalabilir. Resim: Tag Hartman-Simkins / Futurism. Kaynak: Getty Images Doğu Kıyısı'ndaki yapay zeka veri merkezleri o kadar çok enerji tüketiyor ki, kar amacı gütmeyen şebeke operatörü PJM, şebekenin bütünlüğünü korumak için hem sıcak hava dalgaları hem de olağanüstü soğuk havalarda müşterilerine dönüşümlü elektrik kesintileri uygulamak zorunda kalabilir. Wall Street Journal'a göre, bu kesintiler 13 eyalette 67 milyon insanı etkileyecek ve bu da konut müşterileri ve zaten yapay zeka veri merkezlerinin kitlesel inşasından derinden rahatsız olan politikacılar arasında daha fazla öfkeye yol açacaktır. Pennsylvania Üniversitesi Kleinman Enerji Politikası Merkezi'nde kıdemli araştırmacı olan John Quigley, geçen Kasım ayında CNBC'ye verdiği demeçte, enerji tüketimi yüksek veri merkezleri hakkında, "Elektrik talebindeki artış söz konusu olduğunda, neredeyse her şeyin sorumlusu onlar," dedi. "Durum daha da kötüleşecek." WSJ'ye göre, şebeke operatörü PJM, elektrik talebinin önümüzdeki 10 yıl içinde yılda ortalama %4,8 oranında artmasını bekliyor; bu artışın büyük ölçüde, çoğu Kuzey Virginia'daki "Veri Merkezi Koridoru"nda bulunan ve yalnızca Asburn kasabasında 153 tesise sahip olan bu veri merkezlerinin inşası ve işletilmesinden kaynaklandığı belirtiliyor. WSJ tarafından da gündeme getirilen bir raporda, danışmanlık firması ICF International, Amerika'nın enerji talebinin 2023'e kıyasla 2030'da %25, 2050'de ise %78 gibi devasa bir oranda artacağını tahmin ediyor. PJM için sorun şu ki, yeni enerji santralleri eski santrallerin yerini yeterince hızlı almıyor. Ayrıca, teknoloji şirketleri geçen yıl, talebin en yüksek olduğu zamanlarda gönüllü olarak enerji üretimini durdurma veya başka bir yerden enerji alma önerisine karşı çıktı. Bu durum, elektrik kesintisinin fiziksel ve duygusal yükünü taşıyacak olan konut müşterileri için haksızlık gibi görünüyor; çünkü sonuçta bu veri merkezi tesislerinin içinde kimse yaşamıyor. Artan enerji fiyatları, Arizona'dan Maine'e kadar enerji müşterileri arasında zaten siyasi bir tartışma konusu haline geldi; bu müşteriler ayrıca yüksek su tüketimi ve yerel kirliliğe neden olmaları nedeniyle bu merkezlere karşı çıkıyorlar. PJM şu anda en yüksek talep zamanlarında enerji ihtiyaçlarını dengelemek için başka bir öneri hazırlıyor, ancak bu önerinin teknoloji şirketleri, enerji üreticileri, kamu hizmetleri ve diğer paydaşlar tarafından onaylanması gerekiyor. Tamamen çözülene kadar, PJM müşterilerinin zaman zaman elektrik kesintileri yaşaması beklenmelidir. https://futurism.com/artificial-intelligence/ai-data-centers-electric-grid-meltdown ============================= Kaliforniya Valisi’nden Trump’a: ‘İç savaş çıkarmaya çalışıyor’ Trump yönetiminin ırkçılığı teşvik ettiğini söyleyen Kaliforniya Eyaleti Valisi Newsom, ülkede “modern dünya tarihinde hiç görülmeyen türden yolsuzluk ve rüşvetin” olduğunu söyledi, doğrudan Trump'ı hedef aldı ve “Ülkede bir iç savaş çıkarmaya çalışıyor. Minneapolis'te yaptıkları bir rezalet” dedi. 17.01.2026 ABD'de 7 Ocak'ta Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) polislerinin ABD vatandaşı bir kadını öldürmesinin ardından ülke çapındaki protestolar devam ederken Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, ABD Başkanı Donald Trump'ın “ülkede bir iç savaş çıkarmaya çalıştığını” söyledi. Demokrat Parti’de gelecek başkanlık seçiminin en güçlü aday adaylarından biri olarak görülen Newsom, San Francisco'da düzenlenen basın toplantısında, ABD Başkanı Trump'ı doğrudan hedef aldı. ABD şehirlerine Apaçi helikopterlerin indiğini ve maskeli görevlilerin sokaklarda gezdiğini vurgulayan Vali Newsom, “(Trump) Bu ülkede bir iç savaş çıkarmaya çalışıyor. Minneapolis'te yaptıkları bir rezalet” ifadelerini kullandı. Irkçılık suçlaması Trump yönetiminin “beyaz ırk üstünlüğünü” teşvik ettiğini ifade eden Newsom, “modern dünya tarihinde hiç görülmeyen türden yolsuzluk ve rüşvetin” olduğunu ifade etti. Newsom, ABD'de “bir tür kırmızı alarm durumunun” olduğunu savunarak, “Eğer sesimizi çıkarmazsak cumhuriyetimizi kaybedeceğiz. Bu yüzden barışçıl bir şekilde protesto eden insanları alkışlıyorum. Cesur ve inançlı insanları alkışlıyorum” dedi. ‘Daha fakir ve daha hastayız’ ABD halkına, “neler olup bittiğine uyanmak için yalvardığını” dile getiren Newsom, “Bu şansımız var. Temsilciler Meclisi'ni ve Senato'yu geri alabiliriz. Eğer görevimizi, yani halk egemenliğini yerine getirirsek” değerlendirmesini yaptı. Trump'ın “ABD'yi daha zengin ve daha sağlıklı” yapma vaadini hatırlatan Vali Newsom, “Ama şu an daha fakiriz ve daha hastayız” dedi. https://haber.sol.org.tr/haber/kaliforniya-valisinden-trumpa-ic-savas-cikarmaya-calisiyor-405420 ============================= İran’da son durum: Ölümlerde artış, internet kesintisinde devam, tutukluların akıbeti belirsiz İran’da protestoların 20’nci gününde can kaybı 3 bini aşarken, internet kesintisi 200 saati geçti. On binlerce gözaltı ve 50 bin tutuklunun akıbeti belirsizliğini koruyor. İran'daki son protesto dalgasının başlamasının üzerinden 20 günü aşkın süre geçerken; dünya genelinde internet erişimini takip eden NetBlocks, İran'da 200 saati aşan geniş çaplı ve tam kesintinin ardından çok kısmi bir internet bağlantısı tespit ettiğini duyurdu. İran dini lideri Ali Hamaney cumartesi yaptığı konuşmada, İslam Cumhuriyeti'nin gözünde ABD Başkanı Donald Trump'ın "İran halkına yaşattığı can kayıpları, verdiği hasarlar ve attığı iftiralar nedeniyle suçlu olduğunu" söyledi. İran’da protestoların başlamasının üzerinden 20 gün geçerken can kaybının 3 binin üzerine çıktığını bildiriyor. İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), doğrulanan verilere göre İran’da protestolarda yaşamını yitirenlerin sayısının 3 bin 90’a yükseldiğini açıkladı. HRANA, incelemesi süren 3 bin 882 ek vaka bulunduğunu, en az 2 bin 55 kişinin ağır yaralandığını ve 22 bin 123 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. 50 bin tutuklunun akıbetine dair ise bilgi yok. >>İran’da dışarıdan izole “milli internet” İnternet trafiğini izleyen NetBlocks’un verilerine göre, 8 Ocak akşamı başlayan ülke genelindeki kesinti 200 saati aşmasına rağmen erişim büyük ölçüde sağlanamıyor. NetBlocks, sabah saatlerinde bağlantıda sınırlı bir artış gözlense de internet erişiminin hâlâ normal seviyenin yaklaşık yüzde 2’sinde olduğunu bildirdi. Devrim Muhafızları'nın haber kanalı Tasnim, Cumartesiden itibaren “milli internetin” erişime açıldığını duyurdu.İran'da ülke genelindeki protestoların başlamasından bu yana internet erişimi tamamen kesilmişti ve bu, son yılların en uzun iletişim kısıtlamalarından biri oldu. Bu açıklama ile İran’daki halkın hâlâ dünyadaki internet ağlarına erişimi olmadığı anlaşılırken uzun süreli kesintinin yalnızca bilgi akışını değil, günlük yaşamı da doğrudan etkiliyor. Hamney Trump’a suçlu dedi, Trump ‘idam etmediler diye saldırmadım’ dedi İran’da baskı koşulları devam ederken cumartesi konuşma yapan İran dini lideri Hamney, "Ülkeyi savaşa sürükleme niyetimiz yok ancak içerdeki suçluların da peşini bırakmıyoruz; uluslararası suçluların da peşini bırakmayacağız" dedi. Hamaney, kendisine göre ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'daki protestolarda parmağı olması nedeniyle "suçlu" olduğunu söyledi. Hamney’in açıklaması içeride sadece son eylemlerde tutuklanan 50 bin kişinin akıbetine dair endişeler devam ediyor. Ali Hamney’den birkaç saat önce konuşan Trump ise İran’da 800 kişinin idamı durdurulduğu için İran’a saldırmadığını ve idamların durdurlmasına saygı duyduğunu ifade etmişti. Bu açıklamayla İran’a saldırı tahminleri silikleşse de bu ihtimalin masada olduğu belirtiliyor. (Dış Haberler) =============================
>>'Yetmiyor ki buradayız'
>>Kat başına 60 lira yeni yılda 70 oldu


