Fransa Kralı Fransuva ile İspanya Kralı
Şarlken, 1519'da Kutsal Roma-Germen İmparatoru olmak için aday oldular.
Yedi Alman elektör prens, daha fazla para dağıtan Şarlken'i 28 Haziran
1519'da Frankfurt'ta imparator olarak seçti. İki hükümdar arasındaki
gerilim 1521'de savaşa dönüştü. İki ordu 24 Şubat 1525'te Pavia'da
karşılaştılar. Fransız ordusu büyük bir mağlubiyet alırken Fransuva da
esir düştü. Pizzighettone Kalesi'ne hapsedilen Fransa Kralı, annesi
Savoylu Louise'ye gönderdiği mektupta "Talihsizliğimin nasıl sürdüğünü
soracak olursan şunu bilmeni isterim: Her şeyimi kaybettim, onurum ve şu
an için tehlikede olmayan hayatımdan başka" diyordu.
Fransuva'nın annesi, oğlunu kurtarmak için başka bir yerden destek
bulamayınca o dönemde akla bile gelmeyecek bir hamle yaptı. Pavia'dan
sonra Osmanlı hükümdarı Halife Kanuni Sultan Süleyman'a bir elçilik heyeti gönderdi. Ancak elçilik heyeti Bosna'da
kayboldu. Bunun üzerine ikinci bir elçilik heyeti gönderildi. Kanuni, 6
Aralık 1525'te Fransa elçisi Jean Frangipani'yi kabul etti. Fransız
elçisi, Fransuva'nın kurtarılmasını ve Habsburglar'a saldırılmasını
talep ediyordu.
Bunun üzerine Kanuni, Fransa kralına Ocak (15-25 Ocak) 1525 tarihli bir
nâme-i hümayun gönderdi. Tarihe geçen bu mektupta şöyle diyordu:

Pavia Savaşı'nda Fransuva'nın esir düşüşü.
'SÖYLEDİKLERİNİZ TAHTIMIN AYAKLARINA ARZ OLUNDU'
"Şanı yüce Allah'ın -sözü ve kudreti yüce olsun- yardımı, peygamberlik
göğünün güneşi, kerem ve cömertlik burcunun yıldızı, nebiler zümresinin
reisi, kemâl sahipleri fırkasının önde gideni, bereketi bol olan (Hz.)
Muhammed Mustafa -Allah'ın selamı üzerine olsunve dört sevgilisinin ki,
(Hz.) Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali'dir, Allah onların cümlesinden razı
olsun. Onların mukaddes ruhlarını yoldaş eylesin.
Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç veren
Allah'ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin
ve Anadolu'nun ve Karaman'ın ve Rum'un (Sivas ve civarı) ve Dulkadir
Vilayeti'nin (Maraş ve civarı), Diyarbekr'in ve Kürdistan ve
Azerbaycan'ın ve Acem'in ve Şam'ın ve Halep'in ve Mısır'ın ve Mekke'nin
ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen'in ve daha
nice memleketlerin ki büyükbabalarım ecdadımın kahredici kuvvetleriyle
fethettikleri, büyüklüğün sığınağı olan zatımın ateş yağdıran ve zafer
nakşeden kılıcımla fethettiğim nice memleketlerin sultanı ve padişahı
Sultan Bâyezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han'ım.
Sen ki Fransa vilayetinin Kralı Fransuva'sın:

Kanuni'nin fermanı.
Hükümdarların
sığındığı kapıma elçiniz Frangipan ile mektup ve sözlü olarak da
birtakım haber göndermişsiniz. Ülkenizi düşman istila ettiğini, şu anda
hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep
etmişsiniz. Daha başka ne söylediyseniz her şey benim âlemin karargâhı
olan tahtımın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden ayrıntılı olarak
haberdar oldum.
Şimdi, hükümdarların yenilmesi ve hapsolunması hayret edilecek bir şey
değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda
atalarımız, düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden
geri kalmamışlardır. Bizim büyükbabalarımız ve atalarımız daima düşmanı
defetmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri durmamışlardır.
Biz de onların yolundan gidip, her zaman memleketler, sarp ve korunmuş
kaleleri fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve
kılıcımız belimizde kuşanılmıştır. Yüce Allah hayırlar nasip edip,
iradesi ne ise yerine gelsin. Bundan başka durumlar ve haberlerin,
gönderdiğiniz adamınızdan sorulmuş olduğu malumunuz olsun. Böyle
biliniz.
1526 yılının Ocak ayının ortalarında, saltanat mekânı, büyük ve korunmuş şehir İstanbul'da yazıldı."

Mohaç Savaşı
ZAMBAK VE HİLAL'İN KUTSAL OLMAYAN İTTİFAKI
Fransa'nın yardım isteyen mektubunu getiren elçi, Almanları doğudan
sıkıştırması için Kanuni'yi Macaristan üzerine bir sefer açması
konusunda teşvik etmekle de görevlendirilmişti. Osmanlılar, Macaristan'ı
fethedebilirlerse Fransa üzerindeki Habsburg baskısı azalacaktı.
Macaristan Kralı II. Layoş, Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Şarlken ile
Avusturya Kralı Ferdinand'ın kız kardeşleri Anna ile evliydi.
Bu sırada esir Fransa Kralı Fransuva, İspanya'ya götürülmüştü. 14 Ocak
1526'da Madrid Antlaşması imzalandı. Fransuva, büyük tavizler verdiği
antlaşma imzalandıktan sonra 6 Mart 1526'da serbest bırakıldı. Aynı yıl
savaş yeniden başladı.
Başka çare bulamayan Fransa, Osmanlı ile ittifak kurmak zorunda
kalmıştı. Halbuki Fransuva, 1519'da başa geçer geçmez üç yıl içinde
Türkleri İstanbul'dan ve Avrupa'dan
kovacağını ilân etmişti. Hıristiyan dünyasında hoş görülmeyen bu
ittifak için Fransuva'nın kullandığı bahane, Osmanlı topraklarındaki
Hıristiyanları korumaktı. Bu ittifak, "Hıristiyan ve Hıristiyan olmayan
imparatorluklar arasında ilk diplomatik ittifaktı. "Kutsal olmayan
ittifak" denilen bu müttefiklik Carl Jacob Burckhardt tarafından "Zambak
ve Hilal'in kutsal olmayan birliği" olarak adlandırıldı.

Fransuva - Kanuni
KANUNİ, MOHAÇ'TA MACAR ORDUSUNU PERİŞAN ETTİ
Kanuni, bu gelişmeler üzerine Macaristan seferini gündeme almıştı.
Macaristan'a sefer yaparak Şarlken'e bir mesaj vermek istiyordu. Osmanlı
ordusu 1526 Nisan'ında yola çıktı. Osmanlı ordusunun hedefi
Macaristan'ın başkenti Budin'di. İki ordu 29 Ağustos 1526'da Mohaç'ta
karşılaştı. Kanuni, Mohaç'ta muhteşem bir zafer kazandı. Mohaç
Savaşı'ndan sonra Avrupa'daki dengeler değişti.
O dönemde Avrupa'nın tartışmasız en önemli gücü olan Osmanlı Devleti,
Macaristan'ın geleceğinin en büyük belirleyicisi oldu. Macaristan için
Mohaç'tan sonra büyük bir mücadele başladı. Macaristan toprakları 150
yıla yakın Osmanlılar ile Habsburglar arasında çekişme sebebi oldu.

Osmanlı Donanması Fransa'da.
FRANSA, OSMANLI SAYESİNDE AYAKTA KALDI
Osmanlı İmparatorluğu'nun modern Avrupa'nın şekillenmesinde önemli
tesiri vardır. Kanuni zamanında Doğu sınırlarının fazla tehdit almaması
ve Avrupa'da gelişen şartlar sebebiyle asıl hedef Batı olmuştu. Bu
dönemde Habsburg İmparatorluğu akrabalık bağlarıyla Avrupa'nın önemli
bir kısmında hâkimiyet kurmuştu. İtalya, İspanya, Avusturya, Almanya,
Macaristan gibi ülkeler dolaylı veya direkt olarak Habsburg
İmparatorluğu'na bağlıydılar.
Habsburgların önünde direnen tek güç Fransa idi. Osmanlıların
Avrupa'daki bu mücadeleye karışmaları, siyasi dengenin yeniden
kurulmasını sağladı. Fransa, Osmanlıların, Habsburglara karşı mücadeleye
girmesiyle hayat hakkı bulabildi. Nitekim Fransa Kralı Fransuva,
1532'de Venedik elçisine, "Şarlken'e karşı Osmanlılar sayesinde güvence
altında olduğunu" söylüyordu.
Osmanlılar, Fransa'yı asker göndererek, para vererek veya ticari
ilişkilerle Habsburglara karşı kuvvetlendirdiler. Kanuni, 1533'te Fransa
Kralı'na, Şarlken'e karşı İngiltere ve Alman prensleriyle bir ittifak
yapması için 100 bin altın göndermişti. Fransa Kralı Fransuva ile
Habsburg Hükümdarı Şarlken arasında 1542 yılında başlayan savaş
sırasında Fransa, Osmanlı yönetiminden denizden destek istedi. 1543'te
Osmanlı donanması Barbaros Hayreddin Paşa komutasında Akdeniz'e çıktı.
Barbaros, Marsilya'da Fransızlarla buluştu. Ancak Fransızlar hazırlık
yapmadıkları için limanda beklemek zorunda kaldı. Fransa Kralı, Türkleri
yardıma çağırdığı için Katolik dünyasının tamamen kendisine sırt
döneceğinden korkmuştu. İşi sürüncemede bırakarak hem Barbaros'u hem de
Katolik âlemini tatmin etmek istiyordu. Bu yüzden başlangıçta
kararlaştırıldığı üzere Şarlken'e karşı büyük bir harekât yerine Nice
kuşatmasını öne çıkardı. İki donanma Nice doğru yola çıktı.
Barbaros, Nice yakınlarında Villafranca Limanı'nı bombardıman edip ele
geçirdikten sonra topları dağlardan aşırtarak Nice'i kuşattı. Nice'in
teslim olmaktan başka çaresi yoktu. Ancak Fransızlarla haberleşerek
şehrin Türklerin eline geçmemesi için Fransızlara teslim oldular.
Barbaros, bu duruma sinirlenerek Toulon'a döndü.
Bu sefer sırasında, Salih ve Hasan reisler, İspanya'nın Katalonya
sahillerini vurup pek çok ganimet aldılar. Ayrıca İspanya'nın Valencia
eyaletindeki Endülüslüler, İspanyol idaresine isyan ederek Barbaros'tan
yardım almaya çalışmışlardı. Ancak Fransızlardan istediği desteği
alamayan Barbaros, harekâtı daha ileri götüremeyerek 1544'te İstanbul'a
döndü.
2026, dünya ve küresel ekonomi için pek
de pozitif başlamadı. ABD'nin Venezuela'ya gerçekleştirdiği,
uluslararası hukuku ayaklar altına alan operasyon senenin ilk şoku oldu.
İran'da yaşanan protestoların, olası bir Amerikan operasyonuna zemin
hazırlama ihtimali ise bir başka endişe olarak belirdi. İran'a büyük
çaplı bir operasyon, Venezuela'dakinden çok daha sert sonuçlar doğurur.
Bu sıcak gündeme, Donald Trump ile Fed Başkanı Jerome Powell
arasındaki gerginliğin yeni bir boyut kazanması eklendi. Powell, Fed'in
merkez binasının yenilenme işlemleriyle ilgili olarak geçtiğimiz yaz
Senato Bankacılık Komitesi'ne ifade vermişti. Tahminlerinin ötesine
geçen yenileme maliyetiyle ilgili Powell'ın verdiği ifadeyi temel alan
Adalet Bakanlığı, geçtiğimiz hafta Powell'a büyük jüri celbi gönderdi.
Bu hamle üzerine bir açıklama yapan Powell, yenileme maliyetinin bahane
edildiğini, asıl meselenin para politikasını siyasi baskı altına almak
olduğunu belirten bir açıklama yayımladı. Powell, faiz kararlarını
Trump'ın söylemlerine göre değil, ekonomik koşullara ve veriye dayalı
olarak aldıkları için kendisini ceza ile korkutmaya çalıştıklarını
açıkça söyledi.

Merkez bankacılığı tarihine geçecek bir olay yaşandı diyebiliriz. Powell'ın görev süresinin dolmasına az bir süre kaldı. Dolayısıyla bu olay piyasaları çok fazla sarsmayacaktır. Mayıs ortasında Trump'a yakın bir ismin Fed koltuğuna oturması sonrası politika faizinin daha hızlı düşeceği bekleniyor. Ancak politika faizi düşünce, Trump'ın beklediği gibi uzun vadeli hazine tahvili faizleri yeterince gerilemeyebilir. Trump, yeni gelecek Fed Başkanı'nı hazine tahvillerini yüksek hacimli ve sürekli biçimde almaya da zorlayabilir. Bu durum yeni tartışmaları ve belirsizlikleri tetikleyebilir.
JEOEKONOMİK ÇATIŞMA
Tüm bunlara ek olarak ticaret savaşlarını da unutmayalım. Bir süredir
gündemde olmasa da ticaret savaşları hâlen çözüme kavuşmuş değil. Trump
ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in
2026'nın ortalarına doğru yüz yüze bir toplantı gerçekleştirmesi
gündemde. Bu görüşmeden ticaret müzakerelerine dair nasıl bir sonuç
çıkacağı merakla bekleniyor.

Trump, dünyanın uzun süredir alışık olduğu düzeni yıkmak için tüm
tuşlara basıyor. Ama yeni düzenin nasıl tesis edileceği ile ilgili
düzgün bir fikri yok. Demokratların da öyle. Bu çok bilinmeyenli
denklem, dünyayı kaotik bir ortama sürüklüyor. Öyle ki Dünya Ekonomik Forumu'nun her yıl açıkladığı küresel risk sıralamasında jeoekonomik çatışma ilk sıraya yükseldi.
Küresel ekonomi, tüm bu çalkantılara rağmen bir şekilde büyümeye devam
ediyor. Yeni yılın ilk büyüme tahminlerini açıklayan Dünya Bankası,
küresel ekonominin 2026'da yüzde 2.6 büyüyeceğini öngörüyor. Jeopolitik
riskler ve politika belirsizliklerine rağmen küresel ekonominin büyümeye
devam etmesinin altında; artan gümrük tarifelerinden kaçınmak için
biriktirilen mal stokları, finans piyasalarındaki yüksek risk iştahı ve
yapay zekâ yatırımları yer alıyor. Bu unsurların büyümeyi istikrarlı
kılması kolay değil. Büyüme devam etse de bu büyümenin kapsayıcı olması
mümkün değil.

TÜRKİYE'NİN BÜYÜMETAHMİNİ YUKARIYA ÇEKİLDİ
Dünya Bankası, Türkiye ekonomisine yönelik 2026 ve 2027 büyüme
tahminlerini yukarıya revize etti. Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3.7
büyümesi öngörülüyor. 2027'de ise büyümenin yüzde 4.4'e yükselerek
Türkiye'nin potansiyel büyüme çizgisine yaklaşacağı tahmin ediliyor. Bu
senaryoya göre Türkiye'nin büyümesi, 2027'de üç yıllık aradan sonra
gelişen ülkelerin ortalama büyümesinin de üzerine çıkabilir.
2027'de bu büyüme öngörüsünü gerçeğe dönüştürebilmek için finansman
maliyetlerinin gerilemesi gerekiyor. Bunun için de 2026'daki
dezenflasyon performansımız belirleyici olacak. Sıkça zikrettiğim gibi,
2026'da enflasyonu hedef ile uyumlu seviyelere indirmemiz, Türkiye
ekonomisinin geleceği açısından çok kritik. Geçen haftaki yazımda, ocak
enflasyonunun yüzde 3.5'in üzerinde gelmesinin normal şartlarda iktisadi
bir temeli olmayacağını belirtmiştim. Ocak ayına ilişkin gelen ilk
sinyaller, aylık enflasyonun yüksek geleceği yönünde. Merkez Bankası
Başkanı Fatih Karahan da Londra'da yabancı yatırımcılara yaptığı sunumda
bu eğilimine dikkat çekmiş. Karahan, şubat sonrasında enflasyon
rakamlarının hedef ile daha uyumlu seviyelere inmesini beklediklerinin
altını çizmiş.