Şişli La Pe Hastanesi duvarı yıl 1880.
O
duvar hâla duruyor yıkılmak üzere yan yatmış bekliyor ve
yanından Porchelar Ferrariler geçiyor.
Balkan savaşı geri çekilen bir Türk askeri koleraya yakalanan silah arkadaşını da beraberinde götürüyor.
Kazan Tatarları.
Osmanlı devleti, 1895 yıl.
Kaynak: TurkistanLore telegram sayfası.
Rumeli Hissar, Küçüksu Kasrı, Robert Kolej 1880
8 Şubat 1919, Türk’ün tarihine kara bir gün olarak geçti.
İstanbul’daki Fransız işgal orduları komutanı Franchet d’Esperey beyaz atına binerek bir fatih edası takındı, şehirdeki Rum ve Ermeniler ise “fatihlerini” törenle karşılayarak “onurlandırdı.”
İstanbul zaten İtilaf Devletlerinin işgalindeydi.
Yapılan, ucuz bir şov ve Türk’e hakaretten başkası değildi.
Şehirde o gün matem havası esti.
Yapılan terbiyesizlik kadar buna bir cevap verilememiş oluşu da vicdanları sızlatıyordu.
Daha önceden valilik gibi görevlerde bulunan fakat yazı ve şiirleriyle de milletçe tanınan Süleyman Nazif bu matem havasını dağıtacaktı.
Fransız generalinin merasiminin ertesi günü aşağıda verdiğimiz
“Kara Bir Gün” yazısını yayınladı.
(9 Şubat 1919- Hâdisât Gazetesi)
Bu yazıdan sonra milli ruh canlandı.
Tabii Fransız generali de çılgına döndü.
Süleyman Nazif’in bulunmasını ve yok edilmesini emretti.
Nazif birkaç ay kaçak yaşadı.
Kaçaklık devresi İngilizlerin eline düşmesiyle sona erdi.
İngiliz ve Fransızların çekişmesi sebebiyle kurşuna dizilmedi.
Fakat Malta’ya sürgün edilmekten kurtulamadı.
“Kara Bir Gün” yazısının Latin harflerine aktarılmış hâli:
“Fransız generalinin dün şehrimize vürûdu münasebetiyle bir kısım vatandaşlarımız tarafından icra olunan nümayiş, Türk’ün ve İslam’ın kalbinde ve tarihinde müebbeden kanayacak bir ceriha açtı.
Aradan asırlar geçse ve bugünkü hüzün ve idbârımız şevk ve ikbale münkalib olsa yine bu acıyı hissedecek ve bu hüzün ve teessürü evlad ve ahfâdımıza nesilden nesile ağlayacak bir miras terk edeceğiz.
Almanya orduları 1871 senesinde Paris’e dahil olarak, -Büyük Napolyon’un neşide-i mütehaccire-i muzafferiyâtı olan- tâk-ı zafer altından geçerlerken bile Fransızlar bizim kadar hakaret görmemişti.
Ve bizim dün sabah saat dokuzdan on bire kadar hissettiğimiz ye’s ve azabı duymamıştı.
Çünkü (Fransız) nâmını taşıyan her ferd, çünkü yalnız Hristiyanlar değil, Yahudi Fransızlarla Cezayirli Müslümanlar, o matem-i milli karşısında aynı telehhüf ve hicab ile ağlamış ve kızarmışlardı.
Biz ise mevcûdiyet-i milliyye ve lisâniyelerini bizim âlîcenabımıza medyûn olan bir kısım halkın hay-huy şemâtetiyle bu mâtem-i muazzezimize en acı hakaretlerin birer tokat şeklinde atıldığını gördük.
(Buna müstehak değildik) diyemeyiz.
Müstehak olmasaydık, bu felakete düçâr olmazdık...
Her milletin sahâif-i hayatında birçok ikbal ve idbâr sahîfeleri vardır.
Fransa Kralı Birinci Fransuva’yı (Şarlken)’in mahbesinden kurtarmış ve koca Viyana şehrini kerrât ile sarmış bir ümmetin defter-i mukadderâtında böyle bir satr-ı elîm de mestûr imiş.
Her hal muhavveldir.
Araplar’ın güzel bir sözü var:
“Isbır feinne’d-dehre lâyesbır” (Sen sabret, çünkü zaman sabretmez) derler.”
Sultanahmet Camii minaresi restore çalışması. 1935 yılı.
Kuzguncuk’tan Boğaziçi manzarası... 1900 civarı...
1960’lı yıllarda ya da en geç 70’lerin başında çekildiğini tahmin ettiğim bu fotoğrafta, Koşuyolu girişinden Acıbadem yönüne bakıyoruz.
Bu otoyola Ankara Yolu ya da E-5 derdik, D-100 adını kullanmazdık eskiden...
Fotoğrafın elimdeki hali kötü kalitede olduğu için renklendirerek daha kaliteli hâle getirmeye çalıştım.
Fotoğraf, Koşuyolu girişinde günümüzde (yıkılmadıysa) noterin bulunduğu binadan ya da arazisinden çekilmiş olmalı.
Sağ tarafımız İbrahimağa, uzakta sol köşede Acıbadem Köprüsü’nü görüyoruz.
Yazacak çok şey var ama diğer detayları sizlerin anılarına bırakıyorum...
Not: O yıllarda, çocukluğumuzda, yol kenarına oturup geçen arabaları sayardık, nasıl bir psikoloji içindeysek artık, hepimizde vardı bu garip rahatsızlık!
![]()
1923 Lozan Antlaşması kapsamında imzalanan sözleşmeyle, Türkiye ve Yunanistan arasındaki Türk-Rum nüfusun zorunlu olarak yer değiştirmesi (mübadele) işlemi esas olarak 1924 yılında yoğunlaşmıştır.
Yaklaşık 1.300.000 Rum Anadolu’dan Yunanistan’a, 700.000 civarında Müslüman, Pomak ve Türk ise Yunanistan’dan Türkiye’ye zorla göç ettirilerek, iki ülkenin demografik yapısı büyük ölçüde değişmiştir.
Mübadele Antlaşma Tarihi: 30-Ocak-1923 (Lozan Barış Konferansı kapsamında).
Kapsam: Türkiye’deki Rum Ortodokslar ile Yunanistan’daki Müslüman Pomak ve Türkler yer değiştirmiştir.
Yunanistan’dan gelenler; İzmir, Bursa, Balıkesir, Samsun, Adana gibi Rumların terk ettiği bölgelere yerleştirilmiştir.
Sonuç: Yaklaşık 2 milyon insanın hayatını değiştiren bu zorunlu göç, her iki ülkede de on yıl süren ekonomik krizlere ve yerleşim sorunlarına yol açmıştır.
Balkan savaşı sırasında geri çekilen Türk ordusunun yol boyunca terk ettiği toplar
Many wooden carts abandoned along a dirt road, after the Turkish retreat, during the First Balkan War
L'Illustration, year 70, no 3643, December 21, 1912.
Birinci Balkan Savaşı sırasında Manastır’da ele geçirilen Türk topları
Drama Silistre eski Türk evleri.
1919 Smyrna Hapishanesi.
Sadece Pomakların mahkum edildiği Hapishane...
1900 - 1919 yılları arası Smyrna Hapishanesi.
Pomaklar Siyasi mahkûm olarak görülüyordu, hükümete karşı siyasi düşünceleri, faaliyetleri, eleştirileri nedeniyle hapsedilen kişidir siyasi mahkum.
Bu tutukluluk, kişinin meşru siyasi faaliyetlerinden kaynaklanır ve genellikle iktidarı sorgulayan gruplar tarafından ifade edilir.
Resmî suçlamalar adlı görünse bile, temel neden siyasi motivasyonlara dayanmaktadır.
Tutuklanma veya cezalandırılma sebebi, kişinin etnik kökeni inançları, düşünceleri veya siyasi eylemleridir.
Resmi kayıtlarda suç farklı gösterilse bile, tutuklamanın arka planında siyasi bir motivasyon vardır.
Eski Altındağ-Yenidoğan-Çin Çin
Aksaray - Ankara İlk otobüs yolcuları dinlenme anında 1940.
Ankara
ANKARA'NIN ESKİ FOTOĞRAFLARI. 1957 #ANKARA SEÇİMLERDE OY KULLANANLAR.
Ankara
Ahmediye Meydanı...
Osmanlı dönemi 1900’ler
Eminönü 1952 Ara Güler
70’li yılların başlarında İsmetpaşa Çankırı kapı Sokak.
"
Yedikule Mezarlık yolu... 1880’ler
İzmir’in işgalinin ardından Ödemiş-Birgi Jandarma Karakolu’nu basan ve karakoldaki silahları düşmana teslim edecek olan kumandanın alnına tabancasını dayayarak tüfek ve cephaneleri karakoldan çıkartan, henüz 21-22 yaşındayken milis müfreze kumandanı olup Poslu Mestan Efe, Demirci Mehmet Efe ve Mursallılı İsmail Efe gibi büyük zeybek reisleriyle birlikte Ödemiş, Tire ve Nazilli’de işgalci Yunan’la çarpışan, emrindeki zeybeklerle birlikte Milli Mücadele karşıtı Anzavur ve Konya isyanlarının bastırılmasında önemli bir rol üstlenen, “Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası” sahibi KARA ERKEK MEHMET EFE’nin gençlik ve yaşlılık fotoğrafı:
ANKARA 1928-1929 Ankarasi.
"
Allah’a inanmasaydım her türlü kötülüğü yapardım.
Onun cehennemde yakma tehdidi yüzünden kendimi dizginliyorum" diyen ilkel, aşağı ve vasat karakterli yobazlara Mehmet Akif Ersoy’dan bir dörtlük gelsin."
Aldanma insanların samimiyetine!
Menfaatleri gelir her şeyden önce.
Vaad etmeseydi Allah cenneti;
O’na bile etmezlerdi secde."
Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net)
L2fSIJNoA0xfSNxA