Bu güreş tekniğini aşağıda uzun
uzun anlattım.
Esas mesele Gulampara sarması deyiminin siyasette kullanım yeri
için.
Süleyman Demirel tarafların birbirine mecbur kaldığı, içeride büyük bir kriz veya rekabet barındırmasına rağmen dışarıya karşı bozulamayan, adeta düğüm olmuş, çıkmaz ve zoraki ittifak/ilişki biçimlerini tarif etmek için kullandığı argotik bir benzetmedir.
Ama ülkemizin
şu anda içinde bulunduğu borç sarmalı da aynı deyim için çok
kullanışlıdır.
Herhangi bir parti, herhangi bir lider, hatta darbe
liderleri dahi olsa, sonuçta ülke ekonomisini finansmanı için
sürekli borç yapılandırma, ek kaynak bulma sorunu ülkenin
bağımsız, millî siyaset takip etmesinin önündeki en büyük
engeldir.
Örneğin, bir darbe olsa, sağcı, solucu, millî her ne şekilde olursa olsun, bir darbe olsa darbe liderinin ilk yapacağı şey bir ekonomi brifingi istemektir.
Türk siyasi
tarihi bu kısır döngüyü belki de beş kez dönmüştür.
Merkez sağın yoğun borçlanma, yandaş ve müteahhit zengin etme,
ülkeye bolluk getirme iddiaları sebebiyle ülkemiz pek çok kez
temerrüte düşme sınırına gelmiştir.
Her defasında yukarıda anlattığım, döngü bir kez daha
yaşanmıştır.
Genellikle merkez sağın SIÇTIĞINI temizlemek geçiş
döneminde kısa bir süre için iktidara gelen merkez sol
ağırlıklı, küçük bir sağ parti destekli koalisyon
hükumetlerini üstüne kalmıştır.
Ekonominin restorasyonu için her defasında ya New York, ya da
Londra'ya gidilmiştir.
İçinde olduğumu, ve giderek derinleşen son ekonomik buhranda da aynı şeyler olacaktır.
Bonkörce
borçlanma, yandaş zengin etme, dini cemaat ve tarikatların
devlet ve ekonomideki payını artırma, sünni kesimin toplumun
kalanı ve devleti organize ve endoktrine şekilde yağmalaması
sürecektir.
Bu döngüler elbette sonsuza kadar süremez.
Ya sürekli tekrarlanan döngüler bizi Afganistan seviyesine
yaklaştırır, ve artık mahallenin delisi gibi küresel
oligarkların en kötü ve zavallı şekilde oyuncağı oluruz.
Kendi açtığımız bok çukurunda sonsuza kadar debelenmeye devam
ederiz.
Ya da hiç umudum yok ama, bu dibe vuruşların sıklığı, din iman
sahtekarlıkları, dinin ahlaki temeller verdiği yağma düzeni
artık bıktırır ve belki de Türkiye ve Türk halkı akıl, bilim,
uzlaşı, çağdaşlaşma çağına yeniden başlayabilir.
Benim
kehanetlerim bu şekilde.
Bu sefer önümüzde halkımızın seçimi olan yerli ve millî
bir ekonomik buhran ile son yüzyılın en büyük kusursuz fırtınası
sayılabilecek ABD/AB/batı kaynaklı küresel buhran var.
Ekonomik parametreleri olumlu olan ülkeler bile bu küresel
buhranda hayli hırpalanacaktır.
Bizim gibi kendi kendine çelme takmış olan ülkeler ise küresel
oligarkların GULAMPARA SARMALARININ hedefinde olmaya devam
edecektir.
Bu sefer de teğet geçmiyecek, tam ortadan delip, yırtıp,
parçalayarak geçecektir.
Doğrusu şimdiden sosyal dokunun parçalandığını görüyorum.
3. sayfa adliye haberleri, siyasetin hukuk dışına, diktatorya
sulta rejimine savrulması, ekonomik cinnet haberleri, altta
kalanın canı çıksın anlamı taşıyan gelişmeler aslında çok açık
şekilde bunu bize gösteriyor.
Saygılar
Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA
--------------
=======================
Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan ekonomik kriz ve buhran dönemlerinde, uluslararası kurumlardan finansman bulmak, borçları yapılandırmak veya yeni bir istikrar programı uygulayarak piyasalara güven aşılamak amacıyla yurt dışından davet edilen ya da dış ilişkileri yürütmesi için özel yetkiyle görevlendirilen ekonomistler ve devlet adamları kronolojik olarak aşağıda listelenmiştir.
Celal Bayar: Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk büyük dış kredilerinden birini temin etmek üzere görevlendirilmiştir. 1930’lu yılların başında Büyük Buhran’ın ve sanayileşme adımlarının finansmanı için Sovyetler Birliği’nden 8 milyon dolarlık (ve sonrasında Birleşik Krallık’tan) faizsiz kredi alınması süreçlerini iktisat vekili ve başbakan olarak bizzat yönetmiştir.
Hasan Saka: 1946 yılındaki devalüasyon (Cumhuriyet tarihinin ilk büyük devalüasyonu) ve İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki ekonomik daralma döneminde, Marshall Planı yardımları ve yeni kurulan IMF/Dünya Bankası sistemine entegrasyon süreçlerinde dış finansman kanallarını açmak amacıyla diplomatik ve ekonomik heyetlerin başında yurt dışı temaslarını yürütmüştür.
Fatin Rüştü Zorlu: 1950‘li yılların sonuna doğru Türkiye’nin döviz rezervlerinin tükenmesi ve dış borçlarının kilitlenmesi üzerine, 4 Ağustos 1958 İstikrar Kararları öncesinde Batılı ülkelerden para bulması için görevlendirilmiştir. Paris ve Washington hatlarında yürüttüğü yoğun mekik diplomasisi sonucunda OEEC (günümüzün OECD’si), IMF ve ABD’den oluşan bir konsorsiyumdan yaklaşık 359 milyon dolarlık rekor bir kredi paketi temin etmiştir.
Turgut Özal: 1970’li yılların sonunda Türkiye’nin döviz krizine girdiği, temel maddelerin kuyruğa bağlandığı dönemde Başbakan Süleyman Demirel tarafından Başbakanlık Müsteşarı ve DPT Müsteşarı olarak tam yetkiyle görevlendirilmiştir. Özal, yurt dışında IMF, Dünya Bankası ve yabancı ticari bankalarla görüşerek borçların ertelenmesi ve yeni kredi musluklarının açılması için 24 Ocak 1980 Kararları’nı hazırlamış ve bu program sayesinde dış finansman akışını yeniden başlatmıştır.
Kemal Derviş: Cumhuriyet tarihinde yurt dışından "para bulması ve ekonomiyi yönetmesi" için doğrudan çağrılan en net örneklerden biridir. 2001 şubat ayındaki büyük bankacılık ve likidite krizi patlak verdiğinde, Başbakan Bülent Ecevit tarafından Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı görevini bırakarak Türkiye‘ye gelmesi istenmiştir. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı yapılan Derviş, "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"nı hazırlamış, Washington ile yürüttüğü temaslar sonucunda IMF’den yaklaşık 19 milyar dolarlık (toplamda 40 milyar dolara yaklaşan yapılandırma adımlarıyla birlikte) hayati bir acil kredi paketinin gelmesini sağlamıştır. [1, 2]
Cumhuriyet’in ilk yıllarında bizzat Türk ekonomistlerin yurt dışına gönderilmesinin yanı sıra, yurt dışından Türkiye’ye para bulma formülleri üretmesi ve rapor yazması için yabancı ekonomistler de davet edilmiştir:
Prof. Dr. Paul Müller (1930’lar): Merkez Bankası’nın kurulması ve Türk parasının istikrara kavuşması aşamasında yabancı uzmanların görüşlerine başvurulmuştur.
Walker Heyeti (1933): Amerikalı uzmanlardan oluşan bu heyet, Türkiye’nin sanayileşme planlarına dış finansman ve kredi bulunabilmesi için rasyonel bir ekonomik harita ve rapor hazırlamıştır.
Prof. James Barker (1950): Dünya Bankası adına Türkiye’ye gelerek kalkınma projelerinin hangilerine dış kredi verilebileceğini raporlayan heyete başkanlık etmiştir.
Önceki listede yer alan kriz dönemlerinde temin edilen, yapılandırılan veya ekonomiye kazandırılan kesin döviz miktarları, anlaşma detayları ve finansal karşılıkları aşağıda kronolojik olarak detaylandırılmıştır:
Temin Edilen Miktar: 8 Milyon Dolar (Sovyet Kredisi) + 10 Milyon Sterlin (İngiliz Kredisi)
Detaylar: 1934 yılında Sovyetler Birliği’nden alınan 8 milyon dolarlık kredi, dönemin şartlarına göre devasa bir kaynaktır ve 20 yıl vadeli, tamamen faizsiz olarak alınmıştır. Bu para nakit olarak değil; Nazilli Basma Fabrikası ve Kayseri Bez Fabrikası gibi ilk ağır sanayi hamlelerinin makine ve teçhizat alımında kullanılmıştır. 1938’de Birleşik Krallık ile yapılan anlaşmayla da bütçe ve askeri harcamalar için 10 milyon sterlinlik hat açılmıştır.
Temin Edilen Miktar: 359 Milyon Dolar (Toplam Konsorsiyum Paketi)
Detaylar: Türkiye’nin dış borçlarını ödeyemez hale gelip fiilen moratoryum (borç erteleme) eşiğine geldiği bu dönemde yürütülen mekik diplomasisiyle Cumhuriyet tarihinin o güne kadarki en büyük dış yardım paketi toplanmıştır. Paketin dağılımı şu şekildedir:
ABD (Hükümet ve Eximbank): 234 milyon dolar
OEEC (Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü): 100 milyon dolar
IMF: 25 milyon dolar
Yeniden Yapılandırma: Bu paketle birlikte Türkiye’nin birikmiş ve vadesi gelmiş 400 milyon doları aşkın ticari dış borcu Paris Kulübü nezdinde uzun vadeye yayılarak yapılandırılmıştır.
Temin Edilen Miktar: 1,25 Milyar SDR (Yaklaşık 1,65 Milyar Dolar) [1]
Detaylar: 24 Ocak 1980 Kararları’nın ilan edilmesinin ardından IMF ile 3 yıllık tarihi bir Stand-by anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmayla sağlanan 1,65 milyar dolarlık doğrudan kredinin yanı sıra, Dünya Bankası’ndan "Yapısal Uyum Kredisi" (SAL) kapsamında 5 yıl boyunca her yıl yaklaşık 300 milyon dolar kaynak aktarılmıştır. [1]
Yeniden Yapılandırma: OECD çatısı altındaki donör ülkeler konsorsiyumu, Türkiye’nin vadesi geçmiş yaklaşık 5 milyar dolarlık resmi ve ticari borcunu ertelemiş ve çok düşük faizlerle yeniden yapılandırmıştır.
Temin Edilen Miktar: 460 Milyon SDR (Yaklaşık 740 Milyon Dolar)
Detaylar: 5 Nisan 1994 Kararları sonrasında IMF ile 14 aylık bir Stand-by anlaşması yapılmıştır. Krizin büyüklüğüne kıyasla (doların iki ayda 15 TL'den 40 TL'ye fırladığı dönem) IMF'den alınan nakit desteği oldukça sınırlı kalmıştır. Ancak bu imza, uluslararası piyasalarda Türkiye’nin itibarını korumuş ve dış bankaların Türkiye’ye yönelik kredi hatlarını tamamen kapatmasını önlemiştir. [2, 3, 4]
Temin Edilen Miktar: 15 Milyar SDR (İlk etapta acil acil sağlanan) / Toplamda 19 Milyar Dolar
Detaylar: Kemal Derviş’in başlattığı "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" kapsamında IMF ile olan Stand-by düzenlemesi revize edilmiş ve Türkiye’ye milyarlarca dolarlık ek kaynak aktarılmıştır. 2001-2002 kriz yönetim sürecinde Dünya Bankası ve IMF işbirliğiyle Türkiye bütçesine ve çöken bankacılık sektörünün rehabilitasyonuna aktarılan toplam finansman taahhüdü 30 milyar doları bulmuştur. Bu, o döneme kadar IMF tarihinin tek bir ülkeye verdiği en büyük finansal destek paketlerinden biri olmuştur. [2]
Temin Edilen Miktar: 16,5 Milyar Dolar (Doğrudan Kalkınma/Proje Finansmanı) + On Milyarlarca Dolar Portföy Girişi [5, 6]
Detaylar: IMF ile herhangi bir Stand-by anlaşması yapılmadan, çok taraflı kalkınma bankaları ve küresel piyasalardan kaynak temin edilmiştir.
Proje ve Deprem Finansmanı: Dünya Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve İslam Kalkınma Bankası gibi kurumlardan (rekor tazeleyerek) sadece proje bazlı uygun koşullu 16,5 milyar dolar dış finansman getirilmiştir. (Bunun yaklaşık 4 milyar doları doğrudan deprem bölgesi altyapı ve sanayisi için ayrılmıştır).
Piyasa Girişleri (Sıcak Para/Portföy): Güven ortamının tesisiyle birlikte, uluslararası fonlardan tahvil ve hisse senedi piyasasına (Eurobond ihraçları dahil) kısa sürede 16,8 milyar dolardan fazla net portföy girişi sağlanmış ve Merkez Bankası rezervleri tahkim edilmiştir. [5, 6, 7]
|
Dönem / Ekonomist [1, 5, 6, 8, 9] |
Alınan/Yapılandırılan Nominal Miktar |
Finansal Niteliği |
Ekonomik Etkisi |
|---|---|---|---|
|
1934 / C. Bayar |
8 Milyon Dolar |
%0 Faizli Sanayi Kredisi |
İlk kamu sanayi tesislerinin kurulmasını sağladı. |
|
1958 / F. R. Zorlu |
359 Milyon Dolar |
Konsorsiyum Yardımı + 400M$ Yapılandırma |
İflas (Moratoryum) riskini son anda önledi. |
|
1980 / T. Özal |
1,65 Milyar Dolar |
IMF Stand-by + 5 Milyar$ Yapılandırma |
İthal ikameci modelden ihracata dayalı modele geçişi fonladı. |
|
1994 / A. Doğan |
740 Milyon Dolar |
Acil Likidite (IMF Stand-by) |
Rezerv kaybını frenledi ve piyasaya geçici moral verdi. |
|
2001 / K. Derviş |
~19 Milyar Dolar |
Sektörel Yapılandırma & Rezerv Desteği |
Bankacılık sisteminin tamamen çökmesini engelledi. |
|
2023-2026 / M. Şimşek |
16,5 Milyar Dolar (Kurumsal) + 16,8 Milyar Dolar (Portföy) |
Proje Kredileri, Eurobond ve Yabancı Sermaye Girişi |
Merkez Bankası net rezervlerini tarihin en düşük seviyelerinden çıkardı. |
[1] https:// sistem.nevsehir.edu.tr
[4] https://x.com
[5] https:// bigpara.hurriyet.com.tr
[7] https:// www.gazeteduvar.com.tr
===========================
|
Akademik ve Eğitim Kökeni |
Kriz Dönemindeki Resmi Unvanı |
Kariyerindeki Diğer Önemli Ekonomik Makamlar / Öne Çıkan Rolleri |
|
|---|---|---|---|
|
Turgut Özal |
İTÜ Elektrik Mühendisliği
|
Başbakanlık Müsteşarı |
Dünya Bankası Sınai Kurumlar Danışmanı
|
|
Kemal Derviş |
London School of Economics (LSE)
|
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı |
Dünya Bankası Başkan Yardımcısı
|
|
Osman Çitlioğlu |
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) |
Merkez Bankası Başkan Vekili (1994) |
Merkez Bankası Başkan Yardımcısı
|
|
Aykon Doğan |
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) |
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı (1994) |
DPT İktisadi Planlama Başkanlığı
|
|
Mehmet Şimşek |
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi (Mülkiye) |
Hazine ve Maliye Bakanı |
Merrill Lynch (Londra) Gelişmekte Olan
Avrupa Stratejisti |
|
Hafize Gaye Erkan |
Boğaziçi Üniversitesi Endüstri
Mühendisliği |
Merkez Bankası Başkanı (2023-2024) |
Goldman Sachs Genel Müdürü
|
=====================
Gulampara
(kulampara) sarması, geleneksel Türk güreşlerinde (özellikle
yağlı güreş ve karakucak) uygulanan ve rakibi tamamen çaresiz
bırakan çok kilit bir “sarma ve
bağlama” pozisyonunun halk arasındaki
amiyane adıdır.
Tahmininiz mantık olarak doğrudur; hareketin fiziki doğası ve yarattığı çaresizlik durumu, kelimenin cinsel içerikli kökeniyle doğrudan paralellik gösterir.
Güreşte “sarma”, alta alınan rakibin bacaklarının ve gövdesinin kendi bacaklarınızla kilitlenmesi tekniğidir. Gulampara sarmasında süreç şu şekilde işler:
— Pozisyon: Rakip yerde, yüzüstü veya yan pozisyonda alta alınır.
— Kilit (Sarma): Üstteki güreşçi, bacaklarını alttaki rakibin bacaklarının arasından geçirerek arkadan dolar ve tamamen kilitler.
— Boyunduruk ve Bastırma: Aynı anda üstten rakibin boynu veya koltuk altı kavranarak gövdesi yere doğru preslenir.
— Mekanik Sonuç: Bu pozisyonda üstteki güreşçinin kasık ve kalça bölgesi, alttaki rakibin kalça ve kuyruk sokumu bölgesine tam olarak oturur ve ağır bir baskı uygular. Alttaki güreşçinin ne kollarını ne de bacaklarını hareket ettirecek alanı kalır.
1. Fiziksel Görüntü: Pozisyon gereği iki güreşçinin alt-üst anatomik duruşu ve kalça kalçaya kilitlenme şekli, kelimenin sözlük anlamını (oğlancılık/homoseksüellik) çağrıştıran kaba bir görsellik oluşturur.
2. Mutlak Çaresizlik: Bu sarma bir kez tam uygulandığında, alttaki pehlivanın kendi gücüyle bu sarmaldan kurtulması neredeyse imkansızdır. Üstteki sporcu, alttakinin tüm hareket kabiliyetini elinden alır.
Bu nedenle hareket, güreş terminolojisinde resmen “çift sarma” veya “bacak sarması” olarak geçse de, eski pehlivanlar ve halk arasında yarattığı mutlak teslimiyet ve fiziksel duruş sebebiyle gulampara sarması olarak adlandırılmıştır. Süleyman Demirel de bu deyimi güreş minderinden alarak, siyasette “kurtuluşu olmayan tam sıkışmışlık” durumlarını tasvir etmek için kullanmıştır.
Pehlivanlar için Oyunların Tarifleri – Sarma
https://
pehlivanblog.wordpress.com/2018/01/31/oyunlarin-tarifleri-
sarma/
Ayağınızı altınızdaki
rakibinizin ayağının iç tarafına sokup dolamaktır.
Özellikle Yağlı ve Karakucak güreşlerinde sık kullanılan bu
teknik sarma bravlesi,sarma burgusu, sarma gerdanlama, sarma kle
gibi bölümlere ayrılır. Ayrıca sarmadan dönme ve sarma karşılığı
gibi yöntemler de geliştirilmiştir.
Yağlı güreş, greko-romen ve serbest güreşte sarma, en önemli
oyunlardan biridir. Zira rakip altta iken onu kıpırdayamaz hale
getirebilir.
Yalnızca SARMA