Yahudilerin ve Sabetaycıların (Dönmelerin) Osmanlı’nın çöküşünde doğrudan veya planlı bir ana fail olarak rolleri bulunmamaktadır.
Tarihsel komplo teorilerinde sıkça iddia edilen "Osmanlı’yı Yahudiler ve Sabetaycılar yıktı" anlatısı, akademik tarihçilikten ziyade dönemsel siyasi propagandaların bir ürünüdür.
Bu iki grubun Osmanlı’nın son dönemindeki konumu ve çöküş sürecindeki gerçek etkileri şu şekilde özetlenebilir:
Devlete Sadakat: Osmanlı Yahudileri (özellikle 1492’de İspanya’dan gelen Sefaradlar), imparatorluk içinde "Millet-i Sadıka" (sadık millet) anlayışına en uzun süre bağlı kalan gruptur. Yunan, Bulgar veya Sırplar gibi devlete karşı kitlesel milliyetçi isyanlar başlatmamışlardır.
Siyonizm ve II. Abdülhamid: Siyonizm hareketinin kurucusu Theodor Herzl, Filistin’de Yahudi yerleşimi için II. Abdülhamid’e borçların ödenmesi karşılığında teklifte bulunmuş, ancak padişah bunu reddetmiştir. Bu durum siyasi bir pazarlık olsa da, Osmanlı Yahudilerinin ezici çoğunluğu o dönemde Siyonist hareketten ziyade Osmanlı vatandaşı kimliğini benimsemiştir.
Genel Etki: Yahudi nüfusu, imparatorluğun çöküşünün mimarı değil; ekonomi, tıp ve ticaret alanında devlete hizmet etmiş, çöküş sürecinde ise imparatorluğun diğer unsurları gibi mağduriyet yaşamış bir azınlıktır.
Sabetaycılık, 17. yüzyılda Sabetay Sevi’nin izinden giden, dışarıdan Müslüman görünen ancak kendi içlerinde gizli bir inancı sürdüren gruptur.
Selanik ve İttihat ve Terakki: Sabetaycı nüfusun en yoğun olduğu yer Selanik’ti. 19. yüzyılın sonlarında Selanik; Batılılaşmanın, modern eğitimin ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkezi haline geldi. Bu bölgedeki Sabetaycılar eğitimli, ticaretle uğraşan ve Batılı fikirlerle tanışmış bir kentli sınıftı.
Siyasete Etki: İttihat ve Terakki Hareketi içinde ve Meşrutiyet’in ilanında bazı Sabetaycı kökenli isimler (örneğin Maliye Nazırı Cavid Bey) görev almıştır. Ancak İttihat ve Terakki, Sabetaycı bir örgüt değil; Türk, Arnavut, Çerkes gibi farklı kökenlerden asker ve bürokratların kurduğu Türk milliyetçisi ve anayasalcı bir siyasi harekettir.
Sabetaycıların Rolü: Komplo teorilerinde Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi doğrudan Sabetaycılara bağlanır. Oysa 31 Mart Vakası sonrası Hareket Ordusu’nun kararı ve Meclis-i Mebusan’ın onayıyla padişah tahttan indirilmiştir. Sabetaycılar bu süreçte bağımsız bir aktör veya gizli bir "yıkıcı güç" olarak değil, dönemin modernleşmeci ve İttihatçı kadrolarının bir parçası olarak yer almışlardır.
Ciddi tarihçilere göre (İlber Ortaylı, Halil İnalcık, Sina Akşin vb.) Osmanlı’nın çöküşünün asıl nedenleri içsel ve dışsal structural (yapısal) dinamiklerdir:
Sanayi Devrimi’ne Uyum Sağlanamaması: Avrupa’nın sanayileşmesi karşısında Osmanlı ekonomisinin hammadde tedarikçisi durumuna düşmesi ve lonca sisteminin çökmesi.
Kapitülasyonlar ve Dış Borçlar: Duyun-ı Umumiye’nin kurulmasıyla devletin ekonomik bağımsızlığını kaybetmesi.
Fransız İhtilali ve Milliyetçilik: İmparatorluğu oluşturan Balkan ve Arap halklarının ayrılıkçı isyanları.
Askeri ve Teknolojik Gerileme: Büyük devletlerin (Rusya, İngiltere, Fransa) teknolojisi karşısında ordunun yetersiz kalması ve sürekli toprak kaybı.
I. Dünya Savaşı’na Giriş: Ağır şartlar altındaki devletin I. Dünya Savaşı gibi küresel bir felakette mağlup olması.
Özetle: Ne Yahudiler ne de Sabetaycılar Osmanlı’nın çöküşünün ana sebebi veya planlayıcısıdır. Dönemin toplumsal, ekonomik ve siyasi akıntıları içinde yer almışlardır; ancak devleti yıkan şey iç veya dış "gizli odaklar" değil, dünya sistemindeki köklü değişimlere Osmanlı’nın ayak uyduramamış olmasıdır.