=======================
Olayın Gelişimi
Edinilen bilgilere göre, müdür okulun resmi iletişim grubu olan WhatsApp platformunda 8 Mart kutlaması paylaştı. Gruptaki diğer öğretmenler mesajı yanıtlarken, 4 kadın öğretmenin herhangi bir geri bildirimde bulunmaması üzerine okul müdürü tarafından resmi bir “ön inceleme” yazısı tebliğ edildiği öne sürüldü.
Suçlama: “Uluslararası Protokol ve Nezaket Kuralları”
Öğretmenlere gönderilen uyarı yazısında, bu sessizliğin şu maddelere aykırı olduğu iddia edildi:
• 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu (Madde 125): “Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak.”
• Protokol Kuralları: Üst makamdan gelen bir paylaşıma karşılık vermemenin “nezaket ve uluslararası protokol kurallarına” aykırı olduğu savunuldu.
• Çalışma Düzeni: Öğretmenlerin bu tutumuyla “huzur ve çalışma düzenini bozduğu” ve amirine karşı kayıtsız kaldığı ifade edildi.
Sendikalardan Sert Tepki
Eğitim sendikaları, olayı “mobbing” (psikolojik taciz) olarak nitelendirerek sert tepki gösterdi. Sendika temsilcileri, WhatsApp’ın resmi bir tebligat kanalı olmadığını ve kişilerin bir sosyal medya uygulaması üzerinden mesaj beğenmeye veya yanıtlamaya zorlanamayacağını, bunun anayasal haklara ve kişisel özgürlüklere aykırı olduğunu savunuyor.
=======================
"Delil olarak etkin pişmanlık, banka dekontu ve telefon baz kaydı gösteriliyor. Telefon kaydı çıkan otel kurultayların yapıldığı yer, diğer adres İBB'nin Fatih’teki binası. Ben İstanbul vekiliyim. Bu delillerle biri tutuklanır mı? Ben tutuklandım."
Adalet bekliyoruz, kavramların içi boşaldı.
⚡ Buzz News? Kanallarımız
=======================
"Yıl 1989, Beyoğlu İlçe Belediye Başkanlığı seçimi, %23 oy almış Erdoğan, ilçe seçim kurulunu basar, hakime dünya kadar hakaret eder, kravatından tutar tokat atar.
Hakkında kesinleşmiş karar var ‘hakime tokat atma’ suçundan; karşıma getirdiği hakime şöyle iki kelimeyle uzaktan böyle yapmışım, bana ceza verecekmiş, hadi be oradan!"
https://t.me/ solcugazete/123705
=======================
1- Hamdi Ulukaya: 13.5 milyar dolar
2- Murat Ülker: 5.3 milyar dolar
3- Şaban Cemil Kazancı: 4.9 milyar dolar
4- Eren Özmen: 4.9 milyar dolar
5- Fatih Özmen: 4.7 milyar dolar
6- Uğur Şahin: 4.7 milyar dolar
7- Erman Ilıcak: 3.8 milyar dolar
8- Ferit Faik Şahenk: 3.2 milyar dolar
9- Filiz Şahenk: 2.9 milyar dolar
10- Feridun Geçgel: 2.7 milyar dolar
11- İpek Kıraç: 2.7 milyar dolar
12- Semahat Sevim Arsel: 2.7 milyar dolar
13- Selçuk Bayraktar: 2.7 milyar dolar
14- Mustafa Rahmi Koç: 2.6 milyar dolar
15- Mehmet Sinan Tara: 2.5 milyar dolar
16- Haluk Bayraktar: 2.4 milyar dolar
17- Ahmet Çalık: 2.3 milyar dolar
18- Mustafa Küçük: 2.2 milyar dolar
19- Mehmet Ali Aydınlar: 2.1 milyar dolar
20- Şefik Yılmaz Dizdar: 2 milyar dolar
21- Hüsnü Özyeğin: 2 milyar dolar
22- Sezai Bacaksız: 2 milyar dolar
23- Nihat Özdemir: 2 milyar dolar
24- Hamdi Akın ve Ailesi: 1.8 milyar dolar
25- Bülent Eczacıbaşı: 1.6 milyar dolar
26- Deniz Şahenk: 1.6 milyar dolar
27- Turgay Ciner: 1.5 milyar dolar
28- Kazım Türker: 1.3 milyar dolar
29- Faruk Eczacıbaşı: 1.3 milyar dolar
30- Emre Tezmen: 1.3 milyar dolar
31- İbrahim Erdemoğlu: 1.2 milyar dolar
32- Mustafa Latif Topbaş: 1.2 milyar dolar
33- Ceyda Lale Tara: 1.2 milyar dolar
34- Yasemin Zeynep Keyman: 1.2 milyar dolar
35- Leyla Tara Suyabatmaz: 1.2 milyar dolar
36- Vildan Gülçelik: 1.1 milyar dolar
37- Mehmet Kazancı: 1.1 milyar dolar
38- Ahmed Afif Topbaş: 1.1 milyar dolar
39- Ali Erdemoğlu: 1.1 milyar dolar
40- Oğuz Tezmen: 1.1 milyar dolar
41- Murat Vargı: 1 milyar dolar
42- Aydın Doğan: 1 milyar dolar
43- Tülay Kazancı: 1 milyar dolar
=======================
=======================
Başkomutan Trump, İran fiilen tam ve koşulsuz teslimiyet durumuna geldiğinde savaşı sonlandıracak
Trump ‘koşulsuz teslimiyet’ dediğinde İran’ın bunu açıkça ilan etmesini kastetmiyor.
=======================
15 yıllık senato görevim boyunca hiçbir brifingden sonra bu kadar öfkeli çıkmadım.
ABD askerlerinin İran’a kara birlikleri olarak gönderilmesi yönünde bir yola giriyoruz.
=====================
"Ülkenin en büyük problemi İslamiyet’in kaldırılışıdır.
100 sene önce İslamiyet kaldırıldı yerine Hristiyan düzeni getirildi.
Şimdi İslamiyet serbest olsun; ne enflasyon kalır ne de zulüm kalır.
Şeriat gelirse biz rahat ederiz."
https:// x.com/i/status/2030955863251255720
=======================
=======================
"Kim bu Kamu oğlu, 1980 doğumlu, Kamu Hukuku adlı kişi? Bu kişi şu anda salonda mı?
Bu tensip zaptı ile 106 kişinin tutukluluğunun devamına karar verdiniz.
Bu kararı da mı yapay zeka verdi?"
(Batuhan Serim)
=======================
=======================
Yine kapandı adalet bizim yüzümüze. Avukatımız Can Atalay da içeride. Ona 18 yıl verdiler, bu katile 16 yıl verdiler.
Can bizi savunduğu için ceza aldı. Avukatımız Oya Arslan da aynı şekilde. Ama bir türlü bize adalet gelmedi."
(Eylem Nazlıer)
=======================
=======================
=======================
======================
======================
=======================
Bugün ABD nüfusunun yaklaşık %25’ini oluşturan Evanjeliklerin içindeki Hristiyan Siyonistlerin inancına göre, İsa Mesih’in yeryüzüne ikinci kez gelip bin yıllık krallığını kurması için belirli bir"kehanet takvimi"nin işlemesi şarttır. Bu takvimin ilk maddesi 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla, ikinci maddesi ise Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesi ile tiklendi. Şimdi ise sırada Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yere Üçüncü Tapınak’ın inşası var.
Hristiyan Siyonistlerin teorisine göre, Mesih’in bin yıllık krallığının başlaması için İsrail’in eski ihtişamına, yani Süleyman Tapınağı’na kavuşması bir ön şarttır. İncil’deki bazı pasajlar Deccal’in gelip "Tanrı’nın tapınağına" oturacağını söyler; e şimdi ortada bir tapınak yoksa Deccal nereye oturacak? Dolayısıyla bu kesim için tapınağın inşası; gerçek Hristiyanların aniden göğe alınmasıyla (Rapture) başlayacak olan o büyük kaos döneminde Deccal’in ortaya çıkışını, ardından Armageddon Savaşını ve nihayetinde İsa Mesih’in bu savaşı bitirmek üzere gökten inişini hazırlayacak olan o en kritik sahnedir.
İsrail sağı ve Dini Siyonistler ise kendi"Davud soyundan gelecek Mesih"lerini bekledikleri için Hristiyan Siyonistlerin bu desteğini büyük bir pragmatizmle kabul ediyorlar. (Seküler Yahudilerin ve"Mesih gelmeden tapınak yapılamaz" diyen Ultra-Ortodoks Yahudilerin bu senaryolara karşı olduğunu belirtmek gerek). Bu sağcı gruplar, Hristiyan Siyonistlerin asıl niyetinin (savaş sonunda Yahudilerin ya Hristiyan olması ya da yok olması kehaneti) gayet farkındalar; ama "Hele bir tapınak kurulsun, kimin haklı olduğunu o zaman görürüz" diyerek bu devasa siyasi ve finansal desteği şimdilik tepe tepe kullanıyorlar.
Donald Trump, tabanını oluşturan bu kitlenin"kehanet beklentilerini" karşılamak adına Kudüs ve yerleşim yerleri konusunda tarihin en radikal adımlarını atarak bu süreci bizzat yönetmektedir. Netanyahu ise, kendi iktidarını korumak için koalisyon ortağı olan radikal"Tapınakçı" gruplara ve onların ABD'deki Evanjelik destekçilerine göbekten bağlanmış durumdadır.
=======================
=======================
https:// web.telegram.org/a/progressive/ document5301001662113026820
======================
=======================
Eğer inanıyorsanız dualarınızı, inanmıyorsanız iyi dileklerinizi kendisinden esirgemeyin.”
=======================
Mevzuata aykırı şekilde ekran taktırarak araç kullananlara 21 bin TL’ye kadar para cezası kesilecek.
(Halk TV)
=======================
Okul müdürü tarafından öğretmenlere gönderilen formda katılım için ad, soyad ve telefon numarası bilgileri istendi.
(Dilan Kutlu)
=======================
Mahkemeler siyaset arenası değildir, siyasi şov yapılmaz.
Mahkeme ‘Sanık Ekrem’ diye hitap eder. Sanık Ekrem İmamoğlu da belirlenen günde savunmasını yapar.”
https://t.me/ solcugazete/123802
=======================
"3-5 kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan değerlerimizi yok mu sayalım?
Beyefendiler istemiyor diye kahraman ecdadımızı ret mi edelim?"
=======================
Nurullah Efe Ankut, tutuklanma talebiyle Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi.
Nurullah Efe Ankut hakkında adli kontrol kararı verildi.
=======================
— Gyros – Döner Kebap
— Loukoumades – Lokma
— Dolmades – Yaprak Sarması
— Tzatziki – Cacık
— Keftedakia – Köfte
— Kokoretsi – Kokoreç
— Pita – Pide Ekmek
— Taramosalata – Tarama
— Melitzanosalata – Patlıcan Salatası
— Souvlaki – Şiş Kebap
— Revani
=======================
=======================
=======================
https://t.me/ solcugazete/123825
=======================
"Geçenlerde 5-6 kişi geldiler, evimizin önünde 4-5 el silah sıkıldı. Çocuklarım korkuyor, hiçbir yere gidemiyorlar. Devletten rica ediyorum, bir önlem alınsın.
Rojin’in ölüm sebebi araştırılsın önerisi Meclis’te AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Böyle olmaması gerekir.
Ramazan günü Cumhurbaşkanına sesleniyorum, benim sesim size neden gelmiyor?
Fakir olduğum için mi sesim size ulaşmıyor?
Mattia Ahmet Minguzzi’nin ailesi de tehdit ediliyordu, onlara 2 güvenlik, çakar arabası ve evinin önüne kamera verilmiş. Bize hiçbir şey yapılmadı.
İstanbul ile Diyarbakır’ın ne farkı var? Devlet neden bize sahip çıkmıyor?"
=======================
Çiftliğin “bebek fabrikası” olarak kullanılması planlandığı belirtilirken, onlarca kurbanın öldürülüp gömüldüğü iddiaları üzerine bölgede arama çalışmaları başlatıldı.
=======================
https://t.me/ solcugazete/123845
=======================
=======================
“Sahilde sadece bir kişi var. Burası hayalet kasaba gibi.”
=======================
=======================
Askerlerimiz çeşitli gelişmiş yapay zekâ araçlarından yararlanıyor.
Bu sistemler, düşmandan daha hızlı şekilde daha akıllı kararlar alabilmesi için saniyeler içinde devasa veri yığınlarını süzmemize yardımcı oluyor.
Gelişmiş yapay zekâ araçları, eskiden saatler hatta günler süren süreçleri saniyelere indiriyor.
=======================
Hürmüz Boğazı üzerinden Amerika’ya, İsrail’e ve ortaklarına tek bir litre petrol ihraç edilmesine izin vermeyeceğiz.
=======================
Bu soru, uyarıları dikkate almayan"Express Rome" ve"Mayuri Nari" gemilerinin mürettebatına yöneltilmelidir.
Boğazı geçmeyi amaçlayan her gemi İran’dan izin almak zorundadır.
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
Eğer savaşı kazanmış olsaydı, ateşkes için tüm dünyadan arabuluculuk istemezdi."
=======================
=======================
=======================
=======================
ABD’nin pedofil ve terörist Başkanı Donald Trump, modern tarihte eşi benzeri görülmemiş bir suç işledi.
ABD, bir okulu vurarak 168’den fazla masum kız öğrenciyi öldürdü.
=======================
https:// web.telegram.org/a/progressive/ document5875037239657899286
=======================
İspanya NATO üyesi; ABD ve İsrail ise İsrail’in yok edilmesini isteyen İran rejimine karşı ortak operasyon yürütüyor.
Sorun Yahudi devleti değil, İran’daki dini Nazi rejimidir.
Umarım İspanya’nın bu kararı İran’daki baskıcı ve fanatik rejimi cesaretlendirmez.
Zaman gösterecek.
=======================
-Reuters
=======================
İran’ı Amerika için bombalıyoruz.
=======================
=======================
İspanya NATO üyesi; ABD ve İsrail ise İsrail’in yok edilmesini isteyen İran rejimine karşı ortak operasyon yürütüyor.
Sorun Yahudi devleti değil, İran’daki dini Nazi rejimidir.
Umarım İspanya’nın bu kararı İran’daki baskıcı ve fanatik rejimi cesaretlendirmez.
Zaman gösterecek.
======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
@rbreich.bsky.social
1) Bağışçılar, politikacıları seçmek için büyük meblağlar veriyor
2) Seçilmiş yetkililer, bağışçıların lehine kuralları yeniden yazıyor
3) Bağışçılar büyük kar elde ediyor
4) Tekrar
Siyasetten büyük parayı çıkarmalıyız. Washington’daki tüm kötülüklerin kökeni budur.
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
@prime157.bsky.social
Şu gibi ifadeler kullanmayı hatırlamam gerekiyor:
Başkan Epstein
Başkan Epstein Dosyaları
Epstein Rejimi
Epstein’in dahil olduğu suç ailesi
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
=======================
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, mesajlarını yayımladığı Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi isimli X hesabı hakkında"Cumhurbaşkanına hakaret" ve"Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlarından soruşturma başlatıldı.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi:11.03.2026, 21:09
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İBB Başkanı ve CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun mesajlarını yayımladığı Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (@CAOIletisim) isimli X hesabı hakkında"Cumhurbaşkanına hakaret" ve"Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlarından soruşturma başlattı.
İmamoğlu’nun hesabına soruşturma başlatılmasına gerekçe gösterildiği iddia edilen paylaşımda İmamoğlu, şu ifadelere yer vermişti:
“Kötü niyetli 19 Mart darbecilerinin yalanları, iftiraları kursaklarında kalacak. Bu senaryoyu yazan ve talimat veren Cumhurbaşkanıdır. Talimatı alıp yerine getiren ve bütün bu hukuksuzlukları sürdüren siyasetçi görünümlü eski başsavcıdır.
Operasyonların ödülü bakanlık; bedeli de 1 yıl dolarken 250 milyar Dolar olmuştur. Bu bedel milletin cebinden çıkmıştır.
Bu zihniyetin ve ceberrut rejimin; makam, mevki, menfaat peşinde, ahtapotun kolları biçiminde, devletin kurumlarını nasıl sardığı da ortadadır. İftiranamenin tek açıklaması vardır: Kişi kendinden bilir işi! Milletimiz sizi göndermek için can atıyor!”
Ekrem İmamoğlu’nun paylaşımlarını yaptığı Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin X hesapları (CBAdayOfisi, CBAdayOfisi1 ve CBAdayOfisi11) daha önce 4 kez,"millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle"gerekçesiyle erişime engellenmişti.
Ekrem İmamoğlu’nun 9,7 milyon takipçili X hesabı da yine"millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması"gerekçesiyle İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 24 Nisan 2025 tarihli kararıyla erişime engellenmişti.
https:// haber.sol.org.tr/haber/imamoglunun-sosyal-medya- hesabina-sorusturma-baslatildi-407354
=======================
ABD-İsrail ile İran arasında patlak veren savaşın küresel enerji arzını ve dünyanın en kritik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı felce uğratmasına rağmen, Tahran yönetiminin Çin’e yönelik büyük ölçekli ham petrol sevkiyatı kesintisiz devam ediyor
Fotoğraf: ShutterStock
TankerTrackers.com verilerine göre, çatışmaların başladığı 28 Şubat tarihinden bu yana İran, Hürmüz Boğazı üzerinden tamamı Çin varışlı olan en az 11,7 milyon varil ham petrol sevk etti. Uydu görüntüleri aracılığıyla gemi hareketlerini izleyen uzmanlar, Tahran’ın bölgeden geçen her gemiyi hedef alma tehdidi sonrası takip sistemlerini kapatarak "kararmaya" giden tankerleri dahi tespit edebiliyor.
CNBC'nin haberine göre, Denizcilik istihbarat sağlayıcısı Kpler ise savaşın başlangıcından bu yana boğazdan geçen toplam miktarın 12 milyon varile ulaştığını tahmin ederken, Çin’in son yıllardaki birincil alıcı konumu nedeniyle bu yüklerin nihai adresinin Pekin olduğunu değerlendiriyor.
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) verileri, savaşın henüz ikinci haftası dolmadan Hürmüz Boğazı ve çevresinde en az 10 geminin saldırıya uğradığını ve bu olaylarda en az yedi denizcinin hayatını kaybettiğini gösteriyor. Bölgedeki risk seviyesinin artmasıyla birlikte ticari tanker trafiği durma noktasına gelirken, İran Dışişleri Bakanlığı yetkilileri boğazdan geçecek gemilerin"çok dikkatli olması gerektiği" yönünde uyarılarda bulunuyor.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, bölgede mahsur kalan gemilere kanaldan geçmeleri yönünde çağrıda bulunarak, İran’ın bir deniz gücü kalmadığını ve korkulacak bir durum olmadığını ifade etti.
Jask terminali ve alternatif ihracat rotaları
İran, stratejik bir hamle ile Hürmüz Boğazı’nı tamamen devre dışı bırakan Umman Körfezi kıyısındaki Jask petrol ve gaz terminalinde tanker yüklemelerine yeniden başladı. Ülkenin ham petrol ihracatının %90’ını gerçekleştiren Hark Adası terminaline alternatif olarak görülen Jask, son beş yılda sadece beş kez kullanılmış olmasına rağmen yeniden devreye alındı.
TankerTrackers verilerine göre, şu anda bölgede bir İran gemisine 2 milyon varillik yükleme yapılıyor. Bu durum, Tahran’ın boğaza olan bağımlılığını azaltmak için alternatifler aradığının sinyalini verse de, lojistik açıdan ciddi zorluklar barındırıyor.
Jask terminalinin verimlilik açısından Hark Adası ile rekabet etmesi mevcut şartlarda oldukça güç görünüyor. Uzmanlar, devasa büyüklükteki bir VLCC tipi tankerin Hark Adası’nda bir veya iki günde yüklenebildiğini, ancak Jask terminalinde bu sürenin 10 güne kadar çıkabildiğini belirtiyor. Bu durum, terminalin operasyonel bir avantajdan ziyade iç kamuoyuna yönelik bir propaganda değeri taşıdığı yorumlarına neden oluyor.
Yine de Jask’ın varlığı, olası bir tam abluka durumunda Tahran için sınırlı da olsa bir nefes alma alanı yaratıyor.
Pekin yönetimi, enerji arz güvenliğini sağlamak adına yılın ilk iki ayında petrol stoklama çalışmalarına hız vererek ham petrol ithalatını geçen yılın aynı dönemine göre %15,8 artırdı. Kpler verileri, İran’ın Şubat ayında günlük 2,16 milyon varil ile 2018’den bu yana en yüksek ihracat seviyesine ulaştığını ve bu miktarın tamamının Çin’e gittiğini gösteriyor.
Çin‘in Ocak ayı itibarıyla 1,2 milyar varile ulaştığı tahmin edilen devasa rezervleri, ülkenin dışa bağımlı kalmadan yaklaşık 3 ila 4 ay boyunca talebi karşılayabilmesine olanak tanıyor. Bu stoklama stratejisinin arkasında, ABD’nin Venezuela ve İran gibi kritik tedarikçilere yönelik müdahalelerinin yarattığı endişe yatıyor.
Orta Doğu’daki savaşın durulma belirtisi göstermemesi, küresel enerji piyasalarını diken üstünde tutmaya devam ediyor. Pazartesi günü bazı Körfez ülkelerinin üretimi kısması ve Hürmüz Boğazı trafiğinin durmasıyla Brent petrol 120 dolar seviyesine yaklaşarak son dört yılın zirvesini gördü.
G7 liderlerinin petrol şokunu önlemek amacıyla tarihin en büyük rezerv boşaltımı hamlesini değerlendirdiği haberleri ve Trump’ın savaşın yakında sona erebileceğine dair mesajları sonrası fiyatlarda sınırlı bir geri çekilme yaşandı. Salı günü itibarıyla ABD ham petrolü (WTI) 84,9 dolar, Brent petrol ise 88,9 dolar seviyelerinden işlem görüyor.
=======================
FBI, ABD'nin İran’a yönelik askeri operasyonlarına misilleme olarak, Tahran yönetiminin Kaliforniya kıyılarına insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenleyebileceği konusunda yerel polis teşkilatlarını uyardı
Fotoğraf: ShutterStock
ABC News tarafından incelenen ve Şubat ayı sonunda dağıtılan gizli güvenlik bültenine göre, İran‘ın Şubat 2026 başı itibarıyla ABD ana karasına yönelik bir saldırı planladığına dair istihbarat elde edildi. Raporda, söz konusu saldırının ABD açıklarındaki kimliği belirsiz bir gemiden fırlatılacak İHA’lar ile Kaliforniya’daki belirlenmemiş hedeflere yönelik gerçekleştirilebileceği vurgulandı.
FBI, olası saldırının zamanlaması, yöntemi veya failleri hakkında ise henüz daha detaylı bir bilgiye sahip olunmadığını kaydetti.
Bu kritik uyarı, Trump yönetiminin İran’a karşı başlattığı geniş kapsamlı askeri harekatla aynı döneme denk geldi. İran, halihazırda Orta Doğu’daki çeşitli ABD hedeflerine insansız hava araçlarıyla misilleme saldırıları düzenlemeye devam ediyor.
Konuya ilişkin FBI Los Angeles ofisi ve Beyaz Saray yetkilileri henüz resmi bir açıklamada bulunmadı. Ancak güvenlik uzmanları, İran’ın benzer teknolojileri ve operasyonel kapasitesini daha önce bölge genelinde sergilediğini, ana karaya yönelik bu tür bir"sürpriz saldırı" ihtimalinin ciddiyetle ele alındığını ifade ediyor.
ABD istihbarat birimleri, sadece deniz yoluyla gelecek tehditleri değil, aynı zamanda Meksika sınırındaki hareketliliği de yakından takip ediyor. Son aylarda Meksika uyuşturucu kartellerinin İHA kullanımını artırması, bu teknolojinin sınır hattındaki Amerikan güvenlik güçlerine karşı kullanılabileceği endişesini doğurdu.
Eylül 2025 tarihli bir başka istihbarat raporunda, bazı kartel liderlerinin ABD kolluk kuvvetlerine ve askeri personele karşı patlayıcı yüklü İHA saldırıları düzenlenmesi için karar aldığı iddia edilmişti. Uzmanlar, kartellerin genellikle ABD'nin sert yanıtından kaçınmak için bu tür eylemlerden uzak durduğunu ancak mevcut konjonktürde bu senaryonun"makul" bir risk teşkil ettiğini belirtiyor.
Eski İç Güvenlik Bakanlığı İstihbarat Başkanı John Cohen, drone savaşının hem Pasifik kıyılarından hem de Meksika sınırından gelme olasılığının endişe verici olduğunu kaydetti. Cohen, İran’ın Meksika ve Güney Amerika’da geniş bir nüfuza ve yerel ağlarla ilişkilere sahip olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:
"İran hem gerekli teknolojiye hem de bu saldırıları gerçekleştirmek için güçlü bir motivasyona sahip. FBI'ın bu uyarıyı yapması, eyalet ve yerel birimlerin hazırlıklı olması açısından kritik öneme sahip"
FBI raporu, İHA taşıyan gemilerin ABD ana karasına nasıl veya ne zaman yaklaşabileceğine dair spesifik bir rota belirtmese de, istihbarat yetkilileri uzun süredir İran’ın olası bir savaş durumunda hem karada hem de denizde ekipman mevzilendirdiği ihtimali üzerinde duruyor.
İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarının ardından, Tahran’ın"asimetrik savaş" stratejisi çerçevesinde ABD topraklarında doğrudan bir karşılık verme arayışında olduğu belirtiliyor. Bu durum, sadece askeri tesislerin değil, sivil altyapıların da koruma altına alınması gerekliliğini ortaya koyuyor.
=======================
Ali Ufuk Arikan
11.03.2026, 16:09
NATO, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya sahnesinde güç projeksiyonu yapabildiği bir platformdur. Çünkü şu anda yürütülen bu operasyon, yani İran’a yönelik bu askeri harekat, NATO müttefiklerinin olumlu şekilde devreye girmesini ve özellikle Avrupa’daki kritik askeri varlıkların kullanılmasını gerektiriyor. Bu nedenle ABD, Avrupa ve Kanada’nın birlikte hareket etmeye devam etmesi, bu Amerikan-İsrail harekatının başarısı açısından da son derece kritik önem taşıyor.
ABD’nin haydutça birçok ülkeyi hedef aldığı, soykırımcı İsrail’in bölgenin tamamında terör estirdiği bir dönemde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin bu açıklıkta bir itirafta bulunması gerçekten ilginç.
Ancak asıl ilginç ve bizi daha yakından ilgilendiren konu, yukarıdaki itirafın merkezinde yer alan NATO ya da ABD’nin varlığının Türkiye’ye güvenlik sağladığı iddiası.
Şimdi gelin önce bu iddianın altının ne kadar boş olduğuna sıcak bir savaş bölgesi üzerinden yakından bakalım, ardından da bu durumun ülkemiz için yarattığı tehditlere odaklanalım.
İran kendisine yönelik saldırının ilk gününden itibaren Körfez’de yer alan ve ABD-İsrail saldırılarında aktif olarak kullanılan ABD üslerini hedef aldı.
Bu durum Körfez’de ciddi bir telaşa yol açarken aynı zamanda ABD’ye yönelik büyük bir tepkiye neden olmuş durumda.
Gerçekte bugün başta Suudi Arabistan olmak üzere tüm Körfez ülkeleri istemedikleri, kararını vermedikleri ve katılmadıkları bir savaşa cebren sokulmuş oldu. Ayrıca ABD savunması çok sayıda askeri üssün bulunduğu Körfez ülkeleri yerine İsrail’e odaklanmış durumda. Ve benim değerlendirmeme göre şüphe yok ki Körfez tarafında müttefik ABD’ye karşı bir sitem var. Partner ülke ABD’ye karşı bir serzeniş var. Çünkü İran tarafından Körfez ülkelerine bomba yağarken Körfez’e ihtimam göstermeyen ve sadece İsrail halkını, güvenliğini ve istikrarını gözeten bir ABD var.
Suudi Arabistanlı analist Süleyman el-Akili’nin El-Cezire’ye savaşın başlamasından birkaç gün sonra söylediği bu sözler de bunun sağlaması niteliğinde.
ABD’nin her tür koruma vaadiyle yıllarca kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettirdiği, adeta arka bahçesine dönüştürdüğü Körfez ülkeleri, hedef oldukları ilk saldırılarda fazlasıyla korumasız olduklarını gördüler.
İlk günden bu yana Körfez’de darbe almayan tek bir ülke kalmazken, bu durum ABD’nin "geçilmesi mümkün değil, büyük koruma sağlıyor" dediği savunma sistemlerinin gerçek durumunu ortaya koyuyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin en büyük holdinglerinden biri olan Al Habtoor Group’un kurucusu Halaf Ahmed Al Habtoor’un "Bizi bu tehlikeli tırmanışın içine kim soktuğunu da biliyoruz. Bu savaşın kararını alanlar bölge halklarına ya da müttefiklerine danışmadı. Eğer Trump ve Graham ülkelerini ve Amerikan askerlerini İsrail’in çıkarları için riske atmak istiyorsa bu onların tercihidir. Ama biz aynı şeyi yapmayacağız" tepkisi de bu tablonun eseri.
Ancak sorun sadece Körfez’de yaşanmıyor.
İsrail’de de durum pek parlak değil.
"Demir Kubbe" efsanesinin çökmesiyle birlikte İsrail bu savaşta da büyük zorluklar yaşıyor.
Körfez’deki tartışmaların bir benzeri İsrail’de de yaşanırken, burada eksen biraz daha farklı.
İsrail medyası, ABD’den alınan mühimmatların maliyetinin savaşın uzamasıyla birlikte giderek arttığına işaret ederken, yakında ABD’nin Körfez ülkelerine sağladığı güvenlik duvarı nedeniyle İsrail’in yalnız kalabileceği ve daha fazla hedef olabileceğini işliyor.
Yani tersi bir korku İsrail’de de baş göstermiş durumda.
Sonuç olarak"siyasi" kısmını bütünüyle kenara koyduğunuzda dahi, ABD’nin müttefiklik ilişkisi kurduğu ülkelere askeri olarak"tam bir koruma sağladığı" iddiasının hiçbir karşılığı olmadığı bir kez daha görülmüş durumda.
Böylesi bir tabloda haliyle gündeme işin “siyasi” boyutu giriyor.
Emperyalizm siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel olarak girdiği her coğrafyaya nüfuz ediyor, orayı kendi çıkarları doğrultusunda eğip büküyor ve işbirlikçileri eliyle “alternatifsiz” olduğu düşüncesini yaymaya çalışıyor.
Yayılmaya çalışılan bu alternatifsizlik algısı “Batı medeniyeti”, “özgürlükler” ve “demokrasi” etiketleriyle süslenip tüm dünyaya pazarlanıyor. Tüm dünyada terör estiren ABD ve İsrail bir anda “İran’a özgürlük götüren kahraman” gibi sunulmak isteniyor.
Bunu, ilişki kurduğu ülkelerin tamamını kendisine boyun eğdirerek ve yörüngelerini Amerikancılığa sabitleyerek yapıyor.
Sonra?
Sonrasında ABD’nin çıkarı neyse tüm ülkeler o çıkarın peşinden sürükleniyor.
Körfez ülkelerinin bugün yaşadıkları tam da bu değil mi?
Kendilerine karşı yıllardır en ufak bir saldırıda bulunmamış komşu ülke İran’a soykırımcı İsrail ve ABD eliyle saldırıların ana üssü olarak kullanılan Körfez ülkeleri, şimdi iş ABD’nin onları korumasına geldiğinde yukarda aktardığımız üzere ortada kalıveriyor.
Rutte’nin dediği gibi, ABD’nin güç projeksiyonuna tabiler, ABD ve İsrail çıkarı neyse, onun yanında yer almak zorundalar.
Egemenliklerini ve bağımsızlıklarını ABD’ye teslim eden her ülke gibi.
Ürdün’deki
Muwaffak Salti Hava Üssü’nde THAAD Anti-Balistik Füze
Sistemi’ne ait hasar görmüş ABD AN/TPY-2 radarı. Radarın
maliyeti en az 500 milyon dolar.
Ülkemizdeki asıl tehdit ne?
İsrail ve ABD ortaklığıyla komşu ülkenin dini liderinin öldürüldüğü haydutça bir saldırı düzenleniyor ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan çıkıp bunu ABD ile anlaşmak için “fırsat penceresi” olarak tanımlıyor.
Sonra burada da durmuyor ve “Bunları yapmadan İsrail ile ABD ile ağız dalaşına bile girilmemeli” deyip, bir dizi “ev ödevi” hatırlatması yapıyor.
Ancak Fidan en önemli “ev ödevini” unutuyor, egemenlik ve bağımsızlık.
Atılacak veya atılabilecek tüm adımları Amerikancılığı merkeze alarak tarif eden Fidan, ülkemizin güvenliğinin tam da bu nedenle riske atıldığını"ustalıkla" pas geçiyor.
Ülkemiz şu anda İran tarafından atılacak füzeler nedeniyle (bu konudaki İsrail ve ABD yalanlarına karşı gerçekleri okumak için) tehdit altında değil.
Ülkemiz, iktidarı ve Meclis muhalefetinin bir bütün olarak Amerikancı bir çizgide siyaset yapması nedeniyle tehdit altında.
Ülkemiz, tamamı ABD çıkarlarını koruyan yabancı üsler nedeniyle, İncirlik’te bulunan ABD nükleer silahları nedeniyle tehdit altında.
Ülkemiz, iktidar tarafından da “düşman” olarak tanımlanan İsrail’e ve onun en büyük ortağı ABD’ye düzenli istihbarat sağlamak için kullanılan radar üssü nedeniyle tehdit altında.
Ülkemiz tüm bu adımların arkasındaki patronların düzeni nedeniyle tehdit altında.
soL Haber, savaşın başından bu yana tüm çarpıtmalara karşı gerçeğin mücadelesini veriyor. soL'un bu haberleri okurlarımızın verdiği destekle artıyor ve güçleniyor. Sen de soL'a destek vermek için hemen abone olabilirsin.
İddia bu.
"NATO olmasa, ABD olmasa Türkiye şu anda saldırıya uğrardı" deniliyor.
Kim tarafından ve neden?
ABD’nin siyasetiyle, askeri üsleriyle yayıldığı ülkemiz için esas tehdidin ABD olduğu, İsrail olduğu bu kadar açıkken, neden ısrarla bu yalanlar pişirilip pişirilip önümüze atılıyor?
Çünkü Türkiye’nin Amerikancı bir rotadan çıkması, içinde yaşadığımız düzenin sorgulanması, bağımsız ve egemen bir ülke olması istenmiyor. Meclis’teki grubu bulunan tüm partilerin aldığı Amerikancı pozisyon da bunun için.
Millî Savunma Bakanlığı, hava sahasının korunması için bir Patriot hava savunma sisteminin Malatya’ya konuşlandırıldığını bildirdi. Sistemin Almanya’daki NATO’nun Ramstein Üssünden geldiği, İncirlik’tekilerin daha gelişmişi olan Patriot PAC-3 modeli olduğu kaydedildi. Savunma sisteminin sadece Kürecik’i korumakla sorumlu olmadığı, güvenlik şemsiyesinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni kapsayacağı ifade ediliyor.
Bu haber bugün yandaş Türkiye gazetesinde yer aldı.
Onlar dahi emin değiller, “ifade edildi” diyorlar ama içleri rahat değil belli ki.
Çünkü ABD’nin sadece kendi çıkarlarını, kendi üslerini korumayı merkeze aldığını bugün Körfez’e göz ucuyla bakınca görüyorlar. Kendi üslerini dahi koruyamayan ABD’nin İsrail ile bölgeyi düzlemek için girdiği savaşta Türkiye’yi koruyacağı iddiası gerçekten de halkı kandırmaya çalışmaktan başka bir şey ifade etmiyor.
Bir diğer iddia da bu.
"ABD olmasa, NATO olmasa Türkiye’ye şu anda iki İran füzesi isabet etmişti" deniyor.
ABD basını ilk olayın ardından İncirlik Üssü’nün hedef alındığını iddia etmiş, bu iddiayı doğrulayan hiçbir kanıt ortaya çıkmamıştı.
Ancak aksini gösteren çok sayıda şüphe gündeme gelmişti.
Birincisi, İran kesinlikle Türkiye’ye yönelik bir füze saldırısı olmadığını ilan etti.
Yabancı ajanslara konuşan bir AKP yetkilisi de bunu doğrulayan biçimde “füzenin büyük olasılıkla Güney Kıbrıs’a atıldığını, hedefinin şaşırtıldığını” söylemişti.
Tam da burada İsrail-ABD oyunları devreye giriyor.
İran, ülke içinden ve bölgeden ABD ile İsrail’in"sahte bayrak operasyonları" yaptığını belirtiyor.
İngiltere’nin Güney Kıbrıs’a atılan bir füzenin menşeinin İran olmadığını açıklaması ve konuyu araştırdığını duyurması da bu açıdan son derece dikkat çekiciydi.
Yani ortada Türkiye’nin hedef alındığı bir saldırıdan ziyade, ülkemizi İsrail ve ABD’nin yanında savaşın içine çekmeye dönük bir provokasyon olduğu iddiası çok daha gerçekçi görünüyor.
Bunun aparatı olarak kullanılan NATO‘nun ve onun Patriotlarının Türkiye’yi koruyan bir kalkan değil; aksine ABD ve İsrail eliyle ülkemizi hedef haline getiren başlıklar olduğu, İran’a saldırıları fırsat bilenlerin yeni Patriotlar yerleştirerek ülkemizdeki NATO’ya bağımlılıkta bir adım daha attığı açık değil mi?
=======================
Son Dakika | Erdoğan yine laiklik bildirisi tartışmasına girdi! "Üç beş kart yobaz"
Güncelleme: 11 Mart 2026 Çarşamba 13:30
Haber Merkezi
Son dakika... Cumhurbaşkanı ve AKP Lideri Erdoğan, bu hafta da laiklik bildirisi tartışmasına girdi. Erdoğan, "Nesli tükenmekte olan 3-5 kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım? " dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Grup Toplantısı’nda hem iç siyasete hem de bölgedeki gelişmelere ilişkin dikkat çeken açıklamalar yaptı. Erdoğan, konuşmasının ilk bölümünde İstiklal Marşı’nı anlatıp laiklik bildirisi üzerinden başlayan tartışmaları yeniden alevlendirmeye çalıştı. Bu konu bir süredir konuşulmuyordu. Erdoğan, bu tartışmaya bu sefer “kurucu değerler” savunusu ile yüklendi.
Erdoğan, İstiklal Marşı’ndaki İslami öğelere vurgu yaparak şöyle konuştu:
“Değerli kardeşlerim, burada özellikle önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını anlayana kadar tekrar tekrar okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum.”
Erdoğan, İstiklal Marşı’ndan dizeler de okuyarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bu değerler üzerinde yükseldiğini söyledi:
“Evet, milli mücadeleyi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır. Ezandır. Kur’an’dır. Şehadettir. Bayraktır. Hürriyettir ve Kur’an’dır. Şehadettir. Bayraktır. Hürriyettir ve her gönülde yaşayan İla-i kelimetullah davasıdır.”
Konuşmasının bu bölümünde “kart yobaz” ifadesini de kullanan Erdoğan, şöyle dedi: “Nesli tükenmekte olan 3-5 kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım?”
Erdoğan, bu değerlere sahip çıkmayı sürdüreceklerini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, AK Parti genel başkanı olarak hepsinden öte bu aziz ve asil milletin bir evladı olarak İstiklal Marşımıza da, istiklalimize de son nefesimize kadar sahip çıkacağımızı bunları korumak için gerektiğinde göğsümüzü siper edeceğimizi bugün bir kez daha ilan ediyorum.”
Erdoğan, konuşmasının devamında bölgedeki çatışmalara dikkat çekti. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının hem bölgede hem de küresel ekonomide ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Savaşın insani sonuçlarına da değinen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi. İran’da hayatını kaybedenlerin sayısı 2.000’e ulaştı. Bu arada dini lider Ali Hameyni başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran’ın altyapısına ağır zayiat verdirildi.”
Erdoğan, kadınlar, çocuklar ve sivillerin ağır bedel ödediğini belirterek enerji, su ve ulaştırma altyapısının da hedef alındığını söyledi. Erdoğan savaşın petrol fiyatları üzerinden dünya ekonomisini de baskıladığını ifade etti.
Türkiye’nin krizler karşısında pasif kalmadığını savunan Erdoğan, Ankara’nın savaşın büyümemesi için diplomasi yürüttüğünü söyledi:
“Bakınız burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum: Türkiye olarak çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz.”
Erdoğan, son günlerde çok sayıda diplomatik temas yürüttüğünü de belirtti:
“Bu kapsamda 20’nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas içinde oldular. Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır.”
Erdoğan, konuşmasının bir başka bölümünde mezhep gerilimi uyarısı yaptı. İran halkına hiçbir zaman mezhep ya da etnik kimlik üzerinden bakmadıklarını söyledi. Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Biz bölgemizin tamamını olduğu gibi kardeş İran halkına da bu Şiidir, bu Sünnidir, bu Türktür, bu Kürt’tür diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz.”
“Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var. O da İslam!” demesi üzerine de tüm AKP Grubu ayağa kalkıp alkışlamaya başladı.
Erdoğan, İran’a saldırılar sürerken Türkiye’yi hedef alan yorumlar yapıldığını da belirtti. Bu iddiaların uluslararası medyada eş zamanlı biçimde dolaşıma sokulduğunu söyledi. Türkiye karşıtı lobilerin yürüttüğü kampanyaların farkında olduklarını vurguladı.
Erdoğan, "Türkiye’ye el uzatanın eli yanar! Türkiye’ye dil uzatanın dili yanar!" dedi.
Konuşmasının son bölümünde dijitalleşmenin çocuklar üzerindeki etkilerine değinen Erdoğan, ekran süresinin uzamasının eğitim, aile ilişkileri, sosyal beceriler ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu anlattı.
Dünya ve Türkiye’den çeşitli veriler paylaşan Erdoğan, çocukların sosyal medya ve dijital oyunlarla çok erken yaşta temas kurduğunu söyledi. Şiddet, müstehcenlik, zorbalık ve istismar içeriklerine erişimin kolaylaşmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Erdoğan, amaçlarının çocukları dijital dünyadan koparmak olmadığını söyledi. Bu alanda hazırlanan yasa teklifinin geçen hafta Meclis’e sunulduğunu hatırlattı: "Sosyal medya platformlarına gerçek ve güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını uygulama zorunluluğu getirmeyi hedefliyoruz.”
Erdoğan, söz konusu teklifin siyasi parti ayrımı gözetilmeksizin desteklenmesi gerektiğini belirtti. Düzenlemenin, Meclis’te yapılacak katkı ve önerilerle yasalaşacağına inandığını söyledi.
Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar da şöyle.
Değerli kardeşlerim, burada özellikle önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını anlayana kadar tekrar tekrar okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum.
Türk milletinin asli kimliğinin ne olduğunu Türkiye’yi hangi iradenin kurduğunu, bu devletin hangi esaslar üzerine bina edildiği çok yardımcı olacaktır. Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli. Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Evet, milli mücadeleyi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır. Ezandır. Kur’an’dır. Şehadettir. Bayraktır. Hürriyettir ve Kur’an’dır. Şehadettir. Bayraktır. Hürriyettir ve her gönülde yaşayan İla-i kelimetullah davasıdır. Merhum Nurettin Topçu’nun İstiklal Marşımızın müellifi ile ilgili yaptığı "Türk’ün Müslümanlıktan ayrılmayacağını bize Akif öğretti" tespiti sadece malumun ilamı değil midir? Üstat Necip Fazıl’ın içi alev alev Müslüman, dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hakim, dışı içine köle ifadesinde vücut bulan hakikat soruyorum size, bu değil midir? Bugün Asya’dan Afrika’ya Kafkaslardan Balkanlara kadar Türkiye denilince, Türk milleti denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir?
Allah aşkına. Bu değişmez gerçeklere gözlerini kapamak bu hakikatlere sırt çevirmek mümkün mü? Sırf birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü inkar mı edelim? Asla.
Nesli tükenmekte olan 3-5 kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım?
Ankara burada. Biz sizin yanındayız. Ankara burada. Biz sizin yanındayız. Beyefendiler istemiyor diye Allah Allah nidalarıyla 3 kıta 7 iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı red mi edelim? Kimse kusura bakmasın. Biz bunu yapmayız, yapamayız. Biz aslımıza da ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz.
Kim ne derse desin. Kim hangi bildiriyi yayınlarsa yayınlasın. Bizi biz yapan hasletlere sıkı sıkıya sarılacağız. Hiçbir dahili ve harici betahın, hiçbir gücün bu hasretlere zarar vermesine, inancımızı ve irademizi kırmasına, bu milleti sahte ve sanal korkularla esir almasına müsaade etmeyeceğiz. 86 milyon hep birlikte birbirimizin hukukuna ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukuna canımız pahasına sahip çıkacağız.
Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, AK Parti genel başkanı olarak hepsinden öte bu aziz ve asil milletin bir evladı olarak İstiklal Marşımıza da, istiklalimize de son nefesimize kadar sahip çıkacağımızı bunları korumak için gerektiğinde göğsümüzü siper edeceğimizi bugün bir kez daha ilan ediyorum.
Bu vesileyle istiklalimizin olduğu kadar istikbalimizin de tapu senedi olan İstiklal Marşı gibi nadide bir hediyeyi bizlere armağan eden büyük mütefekkir, münevver ve dava adamı Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle yad ediyorum. İstiklal Marşımızı kabul eden meclisimizin muhterem üyelerini rahmetle ve minnetle anıyorum. Yine bu vesileyle Kurtuluş Savaşımız başta olmak üzere bin yıldır cennet vatanımızı mübarek kanlarıyla sulayan tüm şehitlerimize, tüm gazilerimize Cenabı Allah’tan gani gani rahmet niyaz ediyorum.
Çok değerli yol ve dava arkadaşlarım, bölgemizde uzun bir süredir krizlerin ve çatışmaların ardı arkası kesilmiyor. Kuzeyimizden güneyimize mevcut çatışmalar sona ermeden maalesef bunlara her gün bir yenisi ekleniyor. İşte en son İsrail’in tahrikleriyle komşumuz İran’a karşı başlatılan savaş hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu. Sorunların masada çözülme imkan ve ihtimali varken yanlış hesaplar, yanlış değerlendirmeler ve elbette gözünü kan bürümüş bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı. Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi.
İran’da hayatını kaybedenlerin sayısı 2.000’e ulaştı. Bu arada dini lider Ali Hameyni başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran’ın altyapısına ağır zayiat verdirildi. Ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altındaki İran halkı şimdi de her gün devam eden bombardımanla hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Kadın, çocuk, yaşlı, sivil ayrımı yapmadan topyekün bir halka gelişmelerde hiçbir sorumluluğu yokken ağır bedeller ödetildiğini üzülerek görüyoruz. Petrol üretim tesislerinin, su ve enerji altyapısının ulaştırma altyapısının vurulduğuna, insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz. Öte yandan İran’a yönelik saldırılar başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde de ciddi baskı kuruyor. Şimdiden sadece savaşın bizzat içindeki ülkeler değil bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor.
Bu anlamsız, kuralsız ve hukuksuz savaşın devam etmesi durumunda daha fazla can ve mal kaybı olacağını, küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz şimdiden görüyoruz. Bakınız burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum: Türkiye olarak çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz. Biz bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetiyle hareket eden neme lazımcı bir ülke hiç değiliz. Tam tersine biz krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz, böyle bir hükümetiz. Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek, meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk. Çatışmaların başladığı günden bugüne hem İran hem Amerika Birleşik Devletleri hem de ilgili bölge ülkeleriyle temaslar kurduk.
Bu kapsamda 20’nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas içinde oldular. Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. Şayet diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak pekala mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi yeniden diplomasinin devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz. İçinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuşuyor kelimelerimizi özenle seçiyoruz. Türkiye’yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli hareket ediyoruz. Aynı şekilde başta mezhep kavgası olmak üzere bölgemizde sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri alıyoruz. Dün Milli Savunma ve Dış İşleri bakanlarımız Gazi Meclisimizi kapalı oturumda bilgilendirdi. Şimdi isterseniz bölgesel krizlerde nasıl bir dış politika vizyonu...
Aziz milletim, çok değerli milletvekillerimiz, burada şunu da ehemmiyetine binaen özellikle ifade etmek istiyorum. Biz bölgemizin tamamını olduğu gibi kardeş İran halkına da bu Şiidir, bu Sünnidir, bu Türktür, bu Kürt’tür diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz. Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii, Sünni değil, sadece insan vardır. İster yanı başımızda, ister dünyanın öbür ucunda olsun, haksızlığa uğrayan, mağdur edilen, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız. Daha önce komşumuz Irak’ta bunu yaptık. 15 sene evvel kıtlıkla boğuşan Somali’de bunu yaptık.
13 buçuk yıl boyunca komşumuz Suriye’de bunu yaptık. 5. yılına giren Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta bunu yapıyoruz. Sudan’da, Lübnan’da, Yemen’de, Libya’da ve daha pek çok yerde bunu yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Irk ayrımını, mezhep ayrımını, din, dil, köken ayrımını reddediyoruz. Daha önce de söyledim. Bugün üzerine basarak tekrar ediyorum.
Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var. O da İslam!
Bizi bütünleştiren ortak faydamız yine İslam! Mezheplerimizden, kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız. Hazreti Ali bizim Hazreti Ömer de bizim. Hazreti Osman bizim Hazreti Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hazreti Ayşe validemiz bizim Hazreti Zeynep annemiz de bizimdir!
Özellikle bu dönemde bir annenin çocukları anlamına da gelen ümmet kavramının temsil ettiği manaya daha sıkı sarılmamız gerekiyor. Bunu şunun için söylüyorum değerli kardeşlerim. Son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin körüklendiğine asırlık tartışmaların yeniden ısıtılmak istendiğine şahit oluyoruz. Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyorum.
Menşei bundan 13-14 asır öncesine uzanan muhataralı meselelerin bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir. İster dini, ister siyasi, ister tarihi olsun, bugün bize faydası olmayan aksine nefreti körüklemesi, fitneyi büyütmesi sebebiyle kardeşlik hukukumuza zarar veren tartışmalardan uzak durulmalıdır. Şunu lütfen unutmayalım: Şiiler, Sünniler olarak Araplar, Türkler, Kürtler ve Farslar olarak bütün farklılıklarımıza rağmen yüzlerce yıldır bir arada yaşıyoruz. İnşallah bu çatışma ve savaşlar bittikten sonra da yine bir arada barış içinde yaşamaya, aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaşmaya devam edeceğiz.
Bölge halkları olarak zaten mağduru olduğumuz bir çatışmanın daha büyük yaralar açmasına müsaade etmemeliyiz. Siyonist katliam şebekesinin elin taşıyla elin kuşunu vurma oyununa kesinlikle gelmemeliyiz! Değerli milletvekillerimiz, İran’a saldırılar devam ederken aralarında kimi eski İsrailli yöneticiler ile ücreti mukabilinde tetikçilik yapan kiralık kalemlerin de olduğu belli çevreler ülkemizle ilgili çeşitli iddialarda bulunmuşlardır. Akıllarınca liste yapan bu aklı evvellere şunu açık açık söylemek isterim: Düğmeye basılmışçasına eş zamanlı olarak uluslararası medyaya servis edilen bu hezeyanların amacını ve hedefini biz çok iyi biliyoruz.
Türkiye düşmanı lobiler tarafından sistemli şekilde yürütülen kampanyaların ardındaki asıl niyetin de gayet farkındayız. Allah’ın izniyle biz bu toprağa ve bu oyuna kesinlikle düşmeyeceğiz. Sağduyuyu ve soğukkanlılığı elden bırakmayacağız. Türkiye ülkelerden bir ülke değildir. Bu millet sıradan bir millet değildir. Türkiye’nin ve Türk milletinin karakterini tanımak isteyenler Kıbrıs’a baksın, İstiklal Harbimize baksın, Çanakkale zaferimize baksın!
En son 15 Temmuz’da sadece içimizdeki hainleri değil, onların ipini tutanları da milletin gücü ile, milletin azmi ile rezil, rüsva edip bozguna uğrattık. Bu millet namahremine uzanacak eli geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da çelik gibi iradesi ve cesaretiyle kıracak güçtedir, azimdedir, kudret ve kuvvettedir. Üstelik bugünün Türkiyesi dünden çok farklıdır. Türkiye iç cephesini güçlendirmiştir. Türkiye Terörsüz Türkiye projesiyle gücüne güç katmıştır. Savunma sanayimizdeki atılımlarla ordumuzun caydırıcılığı daha da artmıştır. Türkiye edilgen konumdan çıkmış bölgesinde denklem kurucu oyun kurucu rol üstlenmiştir. Türkiye’ye el uzatanın eli yanar! Türkiye’ye dil uzatanın dili yanar! Tekrar söylüyorum: Biz macera peşinde değiliz. Gerilim peşinde asla değiliz. Biz bölgemizin her karışında ve köşesinde sulhü sükunun hakim olmasından yanayız. Biz savaşlardan bihitap düşmüş, bıkmış, yorulmuş Ortadoğu’nun bir an önce hasretini çektiği kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız. Suriye’nin geçmişte Irak’ın toprak bütünlüğünü savunduğumuz gibi bugün de İran’ın, Lübnan’ın, bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz.
Bakın, bizim gerek ülkemiz içinde gerek bölgemizde adaletten, huzurdan, barıştan başka hiçbir gayemiz yok. Kim olursa olsun hiçbir ülkenin egemenliğinde topraklarında gözümüz yok. Ama topraklarımıza göz diken, egemenliğimize kasteden ve dahi macera arayan olursa evvel Allah ona da hodri meydan demekten çekinmeyiz. Değerli kardeşlerim, bölgemizdeki çatışmalarda gördüğümüz gibi artık savaşlar da boyut ve biçim değiştirmektedir. Dijital platformlar ve yapay zeka teknolojileri sivil ve askeri olmak üzere iki yönlü kullanılmaktadır. Avrupa ülkeleri dahil dünyanın birçok yerinde dijital mecralarla ilgili soru işaretleri yükselmekte, şüpheler artmakta, dijitalleşmenin sağlıklı bir zeminde ilerlemesi için önlemler gündeme gelmekte ve alınmaktadır. Şurası bir gerçek ki eğitimden ulaşıma, sağlıktan haberleşmeye kadar geniş bir yelpazede dijitalleşmenin sağladığı avantajlardan elbette hepimiz istifade ediyoruz. Bununla birlikte ekranda geçirilen süreler uzadıkça ders başarısından aile ilişkilerine, sosyal becerilerden ruh sağlığına pek çok alanda çocuklarımız bundan olumsuz etkileniyor. Tüm dünya için endişe verici olan şu rakamları sizlerle paylaşmak isterim. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir uluslararası araştırmaya göre dünya genelinde internette geçirilen günlük ortalama süre yetişkinlerde 6 saat 38 dakikayı, televizyon izleme süresi ise 3 saat 13 dakikayı bulmuş durumda. Bir başka raporda 0-2 yaş grubundaki çocukların neredeyse yarısının akıllı telefonlarda bir şekilde temas halinde olduğu 2000 ve sonraki yıllarda doğan çocukların ekran sürelerinin ise 9 saate kadar çıkabildiği ifade ediliyor. Türkiye‘deki tablo ise üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir başka gerçekliği gözler önüne seriyor. Ülkemizde 4 saat 4 dakikası cep telefonlarından olmak üzere internette geçirilen günlük ortalama süre 7 saat 13 dakika, sosyal medyada harcanan haftalık süre ise 25 saat 4 dakikadır. Dijital teknolojilerin çocuklarımızı nasıl etkilediğini TÜİK’in istatistiklerine baktığımızda çok net görebiliyoruz. TÜİK’in araştırmasına katılan 6-15 yaş grubundaki çocukların %66,1’i aktif olarak sosyal medya kullanıyor. Keza bu çocukların %32,6’sı her yarım saatte bir cep telefonunu kontrol ediyor. %74’ü ise en az bir dijital oyun oynuyor. Bu evlatlarımıza ekran başında geçirdikleri sürenin kendileri için hangi durumlara yol açtığı sorulduğunda %34,4’ü daha az kitap okuduğunu, %33,3’ü daha az ders çalıştığını, %25,5’i ailesiyle daha az zaman geçirdiğini, %18,6’sı arkadaşlarıyla daha az yüz yüze görüştüğünü, %17,2’si ise daha az uyuduğunu belirtiyor. Değerli arkadaşlar, çocuklarımızın şiddet, müstehcenlik, zorbalık ve istismar gibi içeriklere bu kadar kolay bir şekilde ulaşabilmesi kabul edilemez. Bizim amacımız çocuklarımızı dijital dünyadan koparmak değildir. Tam tersine gayemiz onları tehlikelerle dolu bu dünyada güvenli, bilinçli ve güçlü bireyler olarak var edebilmektir. Devletin, toplumun ve ailenin görevi de esasen budur. Dijital dünyada çocuklarımızı korumayı amaçlayan çocuğun üstün yararını esas alan, önleyici ve koruyucu bir anlayışla hazırladığımız yasa teklifimizi biliyorsunuz geçtiğimiz hafta meclisimize sunduk.
sosyal medya platformlarına gerçek ve güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını uygulama zorunluluğu getirmeyi hedefliyoruz. Siyasi parti ayrımı olmaksızın hepimizi ilgilendiren, çok daha önemlisi geleceğimiz olan evlatlarımızı ilgilendiren bu teklifin meclisimizin değerli katkıları ve önerileriyle yasalaşacağına inanıyorum.
=======================
İran’ın bölgedeki ABD ve İsrail bağlantılı noktaları hedef alacağını açıklamasının ardından, Citigroup ve Standard Chartered gibi küresel bankacılık devleri Dubai’deki ofislerini tahliye etmeye ve personeli evden çalışmaya yönlendirmeye başladı
Fotoğraf: ShutterStock
ABD merkezli finans devi Citigroup, Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC) ve Oud Metha bölgesindeki ofislerinde çalışan personeline bir iç yazışma göndererek ikinci bir duyuruya kadar evden çalışmaları talimatını verdi. Banka sözcüsü, çalışan güvenliğini sağlamak adına yeni bir planın devreye sokulduğunu belirtti.
Reuters’ın haberine göre Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) geniş bir operasyon ağı bulunan İngiltere merkezli Standard Chartered cephesinde de benzer hareketlilik yaşanırken, banka konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmaktan kaçındı.
Citi evden çalışmaya döndü, HSBC şubelerini kapattı
Öte yandan HSBC, müşteri ve personel güvenliğini gerekçe göstererek Katar’daki tüm şubelerini geçici olarak kapattığını duyurdu.
Şehirdeki bankacılık sektöründeki bu hareketlilik, Tahran’daki Hatemü’l-Enbiya askeri karargahından yapılan sert açıklamaların ardından geldi. İranlı yetkililer, ülkenin en büyük kamu bankalarından biri olan ve orduyla tarihi bağları bulunan Bank Sepah’ın idari binasına düzenlenen saldırıya karşılık olarak, bölgedeki Batı bağlantılı finansal bölgeleri hedef alacaklarını vurguladı.
İran’ın füze saldırıları ve bölgedeki artan askeri hareketlilik, halihazırda birçok yerel ve yabancı işletmenin evden çalışma düzenine geçmesine neden olmuş; ulaşım ve lojistik hatlarında ciddi aksamalar meydana gelmişti.
Bölgedeki çatışma ortamı, Dubai’nin on yıllardır sürdürdüğü "Ortadoğu’nun en güvenilir ekonomik merkezi" imajına zarar veriyor. 2004 yılında kurulan Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC), 2025 sonu itibarıyla 290’dan fazla banka, 100’ü aşkın hedge fonu ve 1200’den fazla aile şirketine ev sahipliği yaparak küresel bir finans merkezine dönüşmüştü.
Ancak son gelişmeler; sermaye kaçışı, toplu işten çıkarmalar ve şirketlerin merkezlerini başka bölgelere taşıma ihtimalini gündeme getirdi. Standard Chartered’ın yatırım bankacılığı birimi CEO’su Roberto Hoornweg gibi üst düzey yöneticilerin Dubai’de yaşıyor olması, bölgenin küresel finans hiyerarşisindeki önemini gösterse de mevcut güvenlik krizi bu yapıyı zorluyor.
Kriz derinleşirken banka yönetimlerinden farklı mesajlar gelmeye devam ediyor. HSBC CEO’su Georges Elhedery, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ekonomisinin temellerine olan güvenlerinin değişmediğini belirtirken, Goldman Sachs ve JPMorgan gibi kurumların bölge genelindeki personelini yerel resmi talimatlar doğrultusunda evden çalışmaya yönlendirdiği öğrenildi.
Ekonomi çevreleri, gerilimin tırmanması durumunda bölgedeki uluslararası yatırımların seyri konusunda endişeli bekleyişini sürdürüyor.
=======================
11 Mart 2026, 12:56 ET
Kral III. Charles, Temmuz 2024’te Londra’daki Lordlar Kamarası’nda Parlamento’nun Açılış Töreni sırasında Kralın Konuşmasını okurken Kraliçe Camilla yanında oturuyor.
Kirsty Wigglesworth/AP
LONDRA — Yüzyıllardır süregelen Britanya siyasi geleneği, Parlamento’nun seçilmemiş Lordlar Kamarası’ndan kalıtsal aristokratları uzaklaştırma kararı almasının ardından birkaç hafta içinde sona erecek.
Salı gecesi, üst meclis üyeleri, aristokrat unvanlarıyla birlikte Parlamento’da yer alan düzinelerce dük, kont ve vikontun görevden alınmasını öngören Avam Kamarası tarafından kabul edilen yasaya yönelik itirazlarından vazgeçtiler.
Hükümet bakanı Nick Thomas-Symonds, bu değişikliğin"eski ve antidemokratik bir ilkeye" son verdiğini söyledi.
"Parlamentomuz her zaman yeteneklerin tanındığı ve liyakatin sayıldığı bir yer olmalıdır," dedi. "Asla eski dostlar ağlarının bir galerisi veya yüzyıllar önce verilmiş birçok unvanın halkın iradesi üzerinde güç sahibi olduğu bir yer olmamalıdır."
Lordlar Kamarası, seçilmiş Avam Kamarası tarafından kabul edilen yasaları inceleyerek Britanya’nın parlamenter demokrasisinde önemli bir rol oynar. Ancak eleştirmenler uzun zamandır bunun hantal ve antidemokratik olduğunu savunuyorlar.
Geçtiğimiz Şubat ayında, merhum cinsel suçlu Jeffrey Epstein ile olan arkadaşlığı hakkındaki ifşaatların ardından Lordlar Kamarası’ndan istifa eden Peter Mandelson davası, üst meclise ve lordların kötü davranışları sorununa yeniden dikkat çekti.
Meclis şu anda 800’den fazla üyeye sahip ve Çin Ulusal Halk Kongresi’nden sonra dünyanın en büyük ikinci yasama meclisi konumunda.
700 yıllık tarihinin büyük bölümünde, üyeliği, koltuklarını miras yoluyla devralan soylulardan (neredeyse hiç kadın yoktu) ve birkaç piskopostan oluşuyordu. 1950’lerde bunlara, hükümet tarafından atanan emekli politikacılar, sivil liderler ve diğer önemli kişilerden oluşan"ömür boyu soylular" katıldı ve bunlar şimdi meclisin büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Şu anda üyelerin yaklaşık 10’da 1’i kalıtsal soylu. 1999 yılında, dönemin Başbakanı Tony Blair’in İşçi Partisi hükümeti, 750 kalıtsal soylunun çoğunu görevden aldı; ancak aristokratların isyanını önlemek için 92’sinin geçici olarak kalmasına izin verildi.
Başbakan Keir Starmer’ın mevcut İşçi Partisi hükümetinin kalan"kalıtsal" soyluları görevden almak için yasa çıkarması 25 yıl daha sürdü.
Lordlar mücadele etti ve açıklanmayan sayıda kalıtsal üyenin"yeniden yapılandırılarak" ömür boyu soylu olarak kalmasına izin verecek bir uzlaşmaya zorladı.
Yasa tasarısı, Kral III. Charles’ın kraliyet onayını vermesiyle (bir formalite) yürürlüğe girecek ve kalıtsal soylular, çeyrek asır önce başlayan siyasi süreci tamamlayarak bu bahar Parlamento’nun mevcut oturumunun sonunda ayrılacaklar. Lordlar açısından bu hızlı bir süreç.
İşçi Partisi, Lordlar Meclisi’nin yerini "Birleşik Krallık’ı daha iyi temsil eden" alternatif bir ikinci meclisle değiştirmeye kararlı olmaya devam ediyor. Geçmiş deneyimlere bakılırsa, değişim yavaş gerçekleşecektir.
Lordlar Kamarası’ndaki muhalefetteki Muhafazakar Parti lideri Nicholas True, meclise şöyle seslendi: "İşte, bu Parlamentoda yedi yüzyılı aşkın süredir görev yapan soyluların hizmetinin sonuna geldik. Binlerce soylu burada uluslarına hizmet etti ve binlerce yasa değişikliği yapıldı. Her şey tipik bir gerici tarih değildi. Şüphesiz ki bu insanların birçoğu kusurluydu, ancak çoğunlukla uluslarına sadakatle ve iyi bir şekilde hizmet ettiler."
======================
- - - - - - - -
- - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur- gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur- gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https:// groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http:// orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |