Ünlü "Bikini Kızları" heykelleri, Romalı kadınların 1.700 yıl önce iki parçalı spor kıyafetleriyle atletizm yaptığını kanıtlıyor.
=======================
“Müslüman olmadan Türk olunmaz. Türklüğün giriş kapısı Müslümanlıktır.”
Bu konuda sen ne düşünüyorsun
https:// x.com/i/status/2012600236300964120
=======================
18-Ocak-2026
Gazze’de ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı Gazze’de Barış Planı’nın ikinci aşamasına geçilirken, Amerika medyasından dikkat çeken bir iddia ortaya atıldı. Bloomberg, Trump’ın Kurul’da yer alacak olan ülkelerden 1 milyar dolar istediğini öne sürdü. Trump, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da davet etmişti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Barış Planı’nda ikinci aşama resmen başladı. Gazze için oluşturulan yeni yönetim yapısının merkezinde yer alan “Gazze Barış Kurulu” ile ilgili ayrıntılar uluslararası kamuoyunda tartışma yarattı.
Bloomberg, Barış Kurulu üyelik tüzüğünün taslağına dayandırdığı haberinde, kurul üyeliği için mali bir şart öngörüldüğünü yazdı. Habere göre, davet edilen ülkeler üç yıl süreyle kurulda yer alabilecek. Bu sürenin sonunda üyeliğin devam edebilmesi için 1 milyar dolar ödeme yapılması gerekecek.
Taslak tüzükte, Kurul’a katılacak ülkelerin Trump tarafından davet edileceği ve her üyenin bir oy hakkına sahip olacağı ifade edildi. Kurulun başkanlığını Trump’ın üstleneceği, halefini ise yine başkanın atayacağı kaydedildi.
Barış Kurulu’nun, yılda en az bir kez “başkanın uygun gördüğü zaman ve yerde” oylama toplantıları yapacağı, gündemin de başkan onayına tabi olacağı belirtildi. Kurul ayrıca, yürütme kurulu ile birlikte en az üç ayda bir oylama yapılmayan toplantılar gerçekleştirecek. Üyelerin oyu ile bazı üyelerin görevden alınabilmesi de tüzükte yer alıyor.
İşte sürecin ikinci aşamasındaki 6 maddelik plan:
1-) Gazze Barış Kurulu
Yeni yapılandırmada "Barış Kurulu", "Barış Kurulu Yönetim Kurulu" ve "Gazze Yönetim Kurulu" şeklinde 3 ana organ bulunuyor.
Gazze Barış Kurulu, İsrail’in Gazze Şeridi’nden çekilmesini tamamlamak ve silahsızlanma düzenlemelerini uygulamak için siyasi ve güvenlik zeminini hazırlamayı amaçlayan geçici bir heyet olarak tanımlanıyor.
Beyaz Saray açıklamasında Bulgar siyasetçi ve eski BM Orta Doğu Özel Temsilcisi Nickolay Mladenov’un, kurulun Gazze’deki temsilcisi olacağı belirtildi. Mladenov, savaş sonrası Gazze’nin günlük yönetimini üstlenecek olan 15 üyeli ayrı bir Filistin teknokrat komitesi olan Gazze Ulusal Yönetim Komitesi’nin başkanlığını da yapacak.
2-) İsrail’in Gazze’den Ek Geri Çekilmesi
İsrail ordusunun Gazze’nin güney ve doğu şeritleri ile kuzeydeki geniş alanlarda devam eden işgalini sonlandırarak ek geri çekilmeler yapması planlanıyor. İsrail ordusu, halen Gazze Şeridi’nin yüzde 50’sinden fazlasını işgal altında tutuyor.
3-) Filistinli Grupların Silahsızlandırılması
Hamas sorumluluklarını devretmeye hazır olduğunu açıklarken, silahlı gücünü koruma konusundaki tutumunu sürdürüyor. Grup, "Filistin devletinin kurulmasını garanti altına alan ve bu hakkı koruyan her türlü öneriye açık olduğunu" belirtiyor.
4-) Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi
15 Filistinli teknokrat üyeden oluşan komitenin, İsrail ordusunun çekildiği bölgelerde sivil işleri ve temel hizmetleri yöneteceği belirtiliyor. BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Kasım’da kabul ettiği karar tasarısı, Gazze’de Trump liderliğindeki Gazze Barış Kurulu denetiminde, bağımsız teknokratlardan oluşan geçici bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesini öngörüyor.
5-) Gazze’nin Yeniden İmarı
İsrail saldırıları sonucu sivil altyapısının yüzde 90’ı tahrip olan Gazze’de geniş çaplı bir imar süreci başlatılması hedefleniyor. BM, bu imarın maliyetini yaklaşık 70 milyar dolar olarak tahmin ediyor.
Yeniden imar çabaları kapsamında Refah Sınır Kapısı’nın durumu ise belirsizliğini koruyor.
6-) Uluslararası İstikrar Gücü
ABD, Gazze’de istikrarı sağlamak amacıyla konuşlandırılacak bir "Uluslararası İstikrar Gücü" oluşturulması için çalışmalarını sürdürüyor. Washington’ın bu gücü oluşturmak üzere en az üç ülkeyle (İtalya, Pakistan, Bangladeş veya Azerbaycan olduğu iddia ediliyor) anlaştığı ifade ediliyor. BM Güvenlik Konseyi kararına göre, bu gücün 2027 sonuna kadar görev yapması gerekiyor.
halktv.com.tr/ gundem/trump-erdogani-da-istemisti-1-milyar-dolar-istedigi- ortaya-cikti-1001648h
=======================
Suzanne Rowan Kelleher tarafından,
Forbes Ekibi.
Suzanne Rowan Kelleher, Forbes için seyahat konularını ele alıyor.
17-Ocak-2026
Federal Havacılık İdaresi (FAA), Meksika, Orta Amerika ve Güney Amerika’nın bazı bölgeleri üzerinde uçarken önümüzdeki 60 gün boyunca havayollarının dikkatli olmaları konusunda uyarıda bulundu ve "askeri faaliyetler" riskinin yanı sıra uydu konumlandırma ve navigasyon parazitlerine de dikkat çekti.
Meksika, Orta ve Güney Amerika’nın bazı bölgeleri üzerinde uçmak için FAA uyarıları
ABD Deniz Piyadelerine ait F35-B jetleri, Başkan Donald Trump’ın bölgedeki uyuşturucu kartellerine karşı savaşının bir parçası olarak Eylül 2025’te Porto Riko, José Aponte de la Torre Havalimanı’na formasyon halinde iniş yapıyor.
Önemli Bilgiler
FAA, Cuma öğleden sonra Meksika ve Latin Amerika ülkelerinin bazı bölgelerini kapsayan, Panama, Ekvador, Kolombiya ve Pasifik Okyanusu üzerindeki hava sahası bölümlerini içeren yedi adet Havacılara Uyarı (NOTAM) yayınladı.
17 Mart’a kadar geçerli olan uyarılarda, "Uçuşun iniş ve kalkış aşamaları da dahil olmak üzere, tüm irtifalardaki uçaklar için potansiyel riskler mevcuttur" denildi.
Geçtiğimiz ay, ABD'nin uyuşturucu kaçakçılığı teknelerine yönelik saldırıları ve ilk Venezuela petrol tankerinin ele geçirilmesinin ardından, Venezuela kıyılarında ABD askeri uçakları ile yolcu jetleri arasında iki kez havada tehlikeli yakınlaşma yaşandı.
Venezuela’ya yapılan bir sonraki askeri saldırı, FAA’nın Karayipler genelinde uçuşları geçici olarak kısıtlamasına yol açarak, büyük havayollarının yüzlerce uçuşu iptal etmesine ve binlerce yolcunun birkaç gün boyunca mahsur kalmasına neden oldu.
Temel Bilgiler
ABD Havayolları FAA'nın Uyarılarına Nasıl Tepki Verdi
Havayolları, NOTAM'lar gibi güvenlik uyarılarına göre uçuş planlarını düzenli olarak ayarlayarak, daha yüksek riskli hava sahasından kaçınmak için uçuşları yeniden yönlendirir. Cumartesi sabahı itibariyle, hiçbir ABD havayolu şirketi bölgede uçmakla ilgili kamuoyuna açıklama veya seyahat uyarısı yayınlamamıştı. United Airlines, "durumu izliyoruz ve şu anda paylaşacak ek bir şeyimiz yok" diye bir şirket sözcüsü Forbes’a e-posta yoluyla bildirdi. Southwest Airlines sözcüsü Forbes’a yaptığı açıklamada, "bölgedeki faaliyetlerle ilgili olarak ABD hükümetiyle yakın temas halinde olduklarını" ve "gerekirse geçerli acil durum prosedürlerini izleyeceklerini" söyledi. Delta Air Lines, Forbes’tan soruyu FAA’ya yönlendirmesini istedi. American Airlines ve JetBlue Airways yorum talebine yanıt vermedi.
Latin ve Güney Amerika Ülkeleri FAA'nın Uyarılarına Nasıl Tepki Verdi
Meksika sivil havacılık otoritesi yaptığı açıklamada, FAA'nın bildiriminin yalnızca ABD uçakları için geçerli olduğunu ve "ülkemizdeki havacılık için operasyonel değişiklikler" gerektirmediğini, bunun bir "uçuş yasağı" değil "önleyici bir uyarı" olduğunu ve "Meksika’daki sivil havacılık üzerinde hiçbir etkisi olmadığını" yineledi.
Ek Bilgi
ABD'nin Venezuela’ya düzenlediği baskının hemen ardından seyahat sigortasına olan talep arttı; bu da jeopolitik olayların uluslararası seyahat edenler arasında endişeye neden olduğunun bir işareti.
=======================
Mazlum Abdi’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılacak üçlü toplantıya katılmak üzere Şam’a gittiği bildirildi
Suriye Ordusu Tabka ilçesinin kontrolünü ele geçirdi: Mazlum Abdi, Şam’da Şara ve Barrack ile görüşecek
Suriye’de ordunun Rakka iline bağlı Tabka ilçesinin kontrolünü YPG/SDG’den aldığı, 483 örgüt üyesinin teslim olmak için güvenlik güçleriyle iletişime geçtiği bildirildi. Öte yandan SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılacak üçlü toplantıya katılmak üzere Şam’a gittiği bildirildi.
Suriye resmi haber ajansı SANA, Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi’ne dayandırdığı haberine göre, ordu stratejik öneme sahip Rakka’nın Tabka ilçesinin kontrolünü tamamen sağladığını duyurdu. Suriye Savunma Bakanlığı Medya ve İletişim Dairesi de YPG/SDG’nin 483 üyesinin örgütten ayrılmak için yetkililerle iletişime geçtiğini açıkladı. Açıklamada, 181 örgüt üyesinin teslim olduğu kaydedildi.
YPG/SDG, Fırat Nehri’nin batısında işgal ettiği bölgelerden çekilerek nehrin doğusuna geçeceğini iddia etmişti. Suriye güçleri ile SGD arasında zaman zaman çatışmalar yaşanmaya devam ediyor.
Halep Havalimanı yeniden açılıyor
AA, Suriye Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu’nun, 8 gündür kapalı olan Halep Uluslararası Havalimanında uçuşların 20 Ocak Salı gününden itibaren yeniden başlayacağını duyurduğunu bildirdi.
Kurumdan yapılan yazılı açıklamada, hava trafiğinin onaylı uçuş programı doğrultusunda yeniden başlatılacağı belirtilerek kararın, gerekli teknik ve güvenlik değerlendirmelerinin tamamlanmasının ardından alındığı ifade edildi.
Açıklamada, yolcu ve uçuş ekiplerinin güvenliği ile operasyonel emniyetin sağlanması amacıyla ilgili kurumlarla koordinasyon içinde hareket edildiği vurgulandı.
Yolculardan, uçuşlarına ilişkin güncel bilgileri ilgili hava yolu şirketleri üzerinden takip etmeleri istendi.
Suriye Petrol Şirketi: Sevre petrol sahalarını kontrol altına aldık
Suriye Petrol Şirketi (SPC), Suriye ordusunun Rakka’nın güneybatısındaki stratejik "Sevre" petrol sahalarında kontrolü sağladığını açıkladı. Demokratik Suriye Güçleri (DSG) sessizliğini korurken, sahaların günlük üretim kapasitesinin 2 bin 500 varil olduğu belirtildi.
Şirket yetkilileri, teknik ekiplerin sahaları devralmak ve petrol üretiminin aksamadan devam etmesini sağlamak üzere bölgeye intikal ettiğini bildirdi.
Konuya ilişkin bir açıklama yapan Suriye Petrol Şirketi İletişim Müdürü Sefwan Şeyh Ahmed, bölgedeki askeri hareketlilikle eş zamanlı olarak harekete geçtiklerini söyledi.
Ahmed, "Der Hafir bölgesinde çatışmaların başlamasıyla birlikte, Şirket CEO'su Yusuf Kablavi’nin talimatıyla acil bir operasyon odası kurduk. Amacımız sahaların güvenliğini ve üretimin sürekliliğini sağlamaktır" dedi.
Sefwan Şeyh Ahmed, Suriye ordusunun bu sabah kendilerine "Resafe" ve "Safyan" sahalarında kontrolü sağladığı bilgisini ilettiğini, bunun üzerine koruma ve teknik ekiplerin derhal sahalara gönderildiğini kaydetti.
Suriye Petrol Şirketi verilerine göre, dün gece itibarıyla tamamen ordu kontrolüne geçen Sevre bölgesi, ülkenin enerji haritasında kilit bir rol oynuyor. Sadece bir üretim alanı olmayan Sevre, çöl bölgesindeki diğer sahaları birbirine bağlayan bir lojistik ve idari merkez konumunda.
İnfaz iddialarına yalanlama
Tabka Cezaevi’ndeki mahkumların infaz edildiği" yönündeki iddialara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. İddiaları kesin bir dille yalanlayan DSG, söz konusu hapishanenin güvenlik riski nedeniyle üç gün önce boşaltıldığını duyurdu
DSG Basın İrtibat Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Tabka’da bulunan ve "Kilise Hapishanesi" olarak bilinen tutukevinin, olası saldırı risklerine karşı önceden tahliye edildiği belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Güçlerimiz, olası risklere karşı bir önlem olarak, Kilise Hapishanesinde bulunan tüm tutukluları üç gün önce şehir dışındaki güvenli noktalara sevk etmiştir. Dolayısıyla saldırı anında hapishane tamamen boştu. Şam hükümetine bağlı hücrelerin mahkumların öldürüldüğü yönündeki iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır."
=======================
13:52 18-01-2026
18-01-2026
Suriye’nin Deyrizor ilindeki aşiretlerin, Fırat’ın doğusundaki Ömer petrol ve Kuniko gaz sahasını YPG/SDG’den ele geçirdiği açıklandı.
Suriye’de Fırat Nehri’nin doğusundaki Deyrizor ilinde ayaklanan aşiretler ile Fırat’ın batısından bölgeye gelen aşiret güçleri, Ömer petrol ve Kuniko doğal gaz sahalarının olduğu bölgeyi terör örgütü YPG/SDG’den alarak ele geçirdi.
Deyrizor’daki AA ekibinin bildirdiğine göre, Ömer Petrol Sahası ve Kuniko Gaz Sahası aşiret güçlerinin kontrolüne geçti.
ABD’nin daha önce üs olarak kullandığı bu sahalardan çekilmesinin ardından bölgede güvenlik boşluğu oluşmuştu.
Aşiretler, Fırat Nehri’nin doğusundaki örgüt karşısında ilerleme kaydederken Deyrizor’a bağlı Şehil, Havaic, Ziban, Tayyane, Ebu Hammam, Hatla, Garanic, Bağoz, Susah ve Şafe köyü ile beldelerinde de kontrolü ele geçirdi.
=======================
Efe Çekli: 2011 doğumlu. 11 yaşında açtığı Facebook’unun fotoğrafına da silah koymuş.
Bu çocukları yapıp sokağa salan aileler de çocuklarının işlediği suçlardan sorumlu tutulmalı. Bir katkısı varsa cezalandırılmalı.
=======================
Haraç alma görevi Rus antropolog Mikhail Gerasimov’a verildi.
19-Haziran-1941’de Gerasimov ve ekibi Özbekistan’ın Samarghand kentinde Temur’un mezarını buldu, açtılar ve cesedini imha ettiler. İçeride de garip bir lanet buldular.
Lanet şöyle çeviriliyor: "Mezarımdan başka kim benden daha korkunç bir istilacıya sahip olacak
=======================
26-AĞUSTOS-1922,
Kimsenin bir şey bildiği yok!.
Halide Edip Adıvar çok sıkı bir amerikan mandacısıydı.
Öyle ise Atatürk’ün yanı başında ne arıyordu
Daha Sakarya savaşı yıllarında,
Mustafa Kemal’i sözde gazeteci kimliği ile izliyordu…
Afyon Kocatepe’de de Halide Edip’in çadırı Mustafa Kemal paşanın çadırının yanı başındaydı.
Halide edip anne ve babasını özlediğini söylediğinde Kemal Paşa telsiz subayını çağırır gereğini yap derdi…
Ordumuzun elinde "hf yayın" yapan tek telsizi vardı.
Telsiz subayı İstanbul tepebaşındaki Amerikan büyükelçiliğinin telsizine çağrı yaparak,
Halide Edip’in hemen arka sokakta oturan annesi ve babasını çağırtarak muhabereyi kuruyordu…
Muhabere frekansını bile biliyorum 4121 khz.
O mesafeden muhabere için 6 ve 8 mhz gibi bandlar doyumlu değildir…
Orta yüksek dalga 4 mhz bandı kullanılıyordu…
Halide edip anne ve babası ile sözde konuşurken,abd telsizinin başında amerikan,ingiliz,yunan generalleri heyecanla not alıyorlardı,
Atatürk ne saf adamdı(!) Bunu bilmezlikten geliyordu…
Halide edip’e verdikleri son emir: "ne yap et,büyük taarruz gününü öğren" emriniz olur dedi.
Hah,
Şimdi oldu,
Atatürkün beklediği de buydu.
Lakin halide edip,
Atatürk’ün ağzından bir türlü büyük taarruz lafını alamıyordu…
Çok güzel kadındı,
Görevini yerine getirmek için yeterli sermayesi vardı…
O gece gölge gibi paşanın çadırına sızdı,
…….
Paşa işini birmiş,
Sırtüstü uzanarak sigarasını yakmıştı.
…. O anda atatürk’ün en zayıf anı olduğunu düşünerek,
Gazi paşam,
► - büyük tarruz ne zaman olacak diye sordu.
Atatürk:
► - "amaaan halide hanım,benim ordumun ayakta duracak hali yok,orduyu yarın sabah akşehir’e geri çekeceğim" dedi.
Halide edip çok önemli bilgiyi aldıktan sonra üstünü başını topladı,annemi özledim dedi…
Bunun üzerine mustafa kemal telsiz subayını çağırdı,gereğini yap dedi…
Atatürk gusül abdestini alırken,
Halide edip abd büyükelçiliğindeki telsizle annesi ile konuşuyordu:
► - kızımcım halide sen cephedesin,çok merak ediyoruz,büyük taarruz olacakmış diye haberler dolaşıyor,sana neler olur,
Dön istanbula…
Halide:
Annecim,beni hiç merak etmeyin,az önce gazi paşanın kendi ağzından duydum,ordu bu gece şafak sökerken akşehir’e çekiliyor…
Abd telsizinin başında oley,oley oleyyyy.
Yunan generali,ingiliz generali,
Abd generali şapkalarını havaya atarak,
Diğer telsizlerin başına geçmişler.
İzmir yunan başkomutanlık karargahına,oradan da afyon cephesi karargahına bu zaferi bildiriyorlardı.
► - müjde,mustafa kemal kaçıyor.
Yunan karargahlarında haberi kutlamak için içkiler su gibi aktı,cephedeki tüm yunan askerleri baş komutanları ile birlikte zil zurna sarhoş olmuşlardı…
Halide edip görevini yerine getirmenin kahpe tebessümü ile çadırına dönerek henüz yatmışken.
Gazi paşanın sesi gürledi,
Top taburlarının tünümüne birden işaret vermiş,
Topçular kumanda bende diyerek kumandayı topçu general ismet inönü’den alarak gürledi:
► - birinci batarya ateeeş!
► - ikinci batarya ateeş!
► - üçüncü batarya ateeş!
► - bütün bataryalar,
Ateş serbes.
► - doldur boşalt ateeş!
12x12 top bataryası birden ateş ediyordu,
Karşıda yunan cephesi bir anda cehenneme dönmüştü…
Halide çadırından don gömlek fırlamış,
Mustafa,mustafa,hani bana söz vermiştin,
Büyük taarruz olmayacaktı diyerek yakasına elini uzatmıştı.
Atatürk tebessüm ederek,
Tüm bataryalar ateeş demeye devam ediyordu…
Kim bilir,
Kimsenin günahını,pardon sevabını alamayız,belki de ilk top atışlarını onda denemişti.
İşte ona atatürk denir.
Düşman ajanlarını düşmana karşı kullanan dahiye gazi mustafa kemal atatürk denir!! !
S-500 füzeleri gibi,
Üzerine gelen füzeleri geri göndererek çıktığı yere sokan gazi mustafa kemal paşa…
►
Atatürk okuma yaza bilmeyen satı kadını yüzbaşı yapmış,
Lakin halide edip adıvar’ı neden onbaşı yapmıştı.
Sizin tarihçileriniz beyninden iğfal edildiği için bunu kavrayamazlar!
►
Halide edip bu kandırılmışlığı hiç bir zaman affedemedi,
Çünkü onun yüzünden yunan ordusu külliyen yok olmuştu.
Dahası,
Gazi mustafa kemal paşaya tuzak kurarak,
1926 yılında izmir suikastında teorisyenlik yaptı lakin yakalanacağını anlayınca eşi ile birlikte foça’dan yunan adasına kaçtı,
Gıyaben 10 yıl hapis cezası yediği için,
Tam on yıl,
Atatürk ölünceye kadar türkiye’ye gelemedi,
Atatürk’ün ölümünden sonra tüm vatan hainlerine af çıkınca vatana dönebildi.
Sonra atatürkçü halide diye palavra attılar,
Millet de tam yedi…
Halide edip adıvar’ı atatürkçü diye parlatanlar var.
*
Eski kısa metrajlı yunan karargahı filmlerinde,
Taarruz altındaki yunan subaylarının ata binerken düşen sarhoş hallerini.
O sarhoşlukla bindikleri kamyonları nasıl devirdiklerini bile göremeyenler.
Bize yakın tarihimizi anlatmaya kalkışan beyninden i_fal edilmiş tarihçiler!
Nedim çakmak
=======================
Fundanur Öztürk
Ankara, BBC Türkçe
12-Ocak-2024
Sağlık meslek kuruluşları ve uzmanlık dernekleri, çoklu viral enfeksiyonların bir arada görüldüğü bir salgın yaşandığını belirterek, yoğun bakım ve acil servislerdeki yoğunluğun giderek arttığına dikkat çekiyor.
Türk Yoğun Bakım Derneği yoğun bakım doluluk oranlarının %100’ü bulduğunu ifade etti, planlı ameliyatların da bu nedenle ertelendiğini ya da iptal edilmek zorunda kalındığını kaydetti.
Türkiye Acil Tıp Derneği (TATD) de acil servislerin aşırı yük altında olduğu uyarısını yaptı.
BBC Türkçe’ye konuşan İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu üyesi Dr. Hacer Ayşen Yavru ise son dönemde yaşanan çoklu viral enfeksiyon salgınının en yoğun olarak İstanbul’da görüldüğünü söylüyor.
Hastanelerdeki yoğunluktan ötürü randevu bulamayan poliklinik hastalarının da acile akın ettiğini söyleyen Yavru, zaten kapasitesi üzerinde çalışan acil servislerde aksamaların yaşandığını belirtiyor:
"Yoğun bakım yataklarının en fazla bulunduğu il olan İstanbul’da boş yatak bulunamaması nedeniyle yetersiz alt yapıya sahip yoğun bakım servisleri açılıyor, fakat bunlar da yetersiz kalınca entübe hastalar servislerde, acil servis kırmızı alanlarında sedye üzerinde izleniyor.
"Sahadaki hekim arkadaşlarımız ve hastalar bu can yakıcı tablo ile mücadele ederken, sağlık otoritelerinin hiçbir uyarı yapmadığını görüyoruz. Oysa ki sadece toplu taşımada maske kullanımı gibi basit bir önlem bile yeterli olabilir."
Nasıl bir salgın yaşanıyor
Çoğunlukla mevsimsel grip semptomlarıyla seyreden hastalık, alışılandan farklı olarak çok daha uzun sürüyor.
https:// www.bbc.com/turkce/articles/cn3kk0p802eo
=======================
MADDE 222. (1) 25-11-1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanunla, 1.11.1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanunun koyduğu yasaklara veya yükümlülüklere aykırı hareket edenlere iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.
1939 yılında Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesinde yapılan değişiklikle şapka giymemenin cezası 3 aya kadar hapis oldu. Bu cezaların çoğu da affedildi. Yani siyasal İslamcıların iddia ettiği gibi, şapka kanuna karşı çıkıp şapka takmamanın cezası “idam” değildi, şapka takmadığı için idam edilen kimse yoktur
=======================
Amerikalı tarihçi Prof. Justin McCarthy’nin belgelerle hazırladığı harita, esas tehcirin Avrupa kitaplarında yer almayan, tarihin en büyük soykırımlarından birisi olduğunu ve Müslümanlar’a yapıldığını gösteriyor.
Harita, 1912-1913 Balkan Savaşı sırasında 1.5 milyon Müslümanın yaşadığı dramı gözler önüne seriyor.
Balkan Savaşları sonucunda göçe zorlanan ve öldürülen 1.5 milyonu aşkın Müslüman’ın yaşadığı dramı haritalaştı.
Haritayı hazırlarken yaptığım araştırmalarda Müslümanlara yapılan zulüm ve katliamları, o dönemin Avrupalı konsolosların kendi günlüklerinde açık biçimde gördüm. Bulundukları bölgelerde Müslüman ahalinin ev ve tarlalarının yakılıp yıkıldığını Müslümanların öldürüldüğünü, kadınlara tecavüz edildiğini ve işkenceler yapıldığını anlatıyorlardı.
Haritaya göre Balkan Savaşları öncesinde 3 milyon 242 bin nüfusla bölgenin yüzde 51’ini Müslümanlar oluştururken; Yunanlılar 1 milyon 558 bin nüfusla bölgenin yüzde 25’ine Bulgarlar 1 milyon 220 bin nüfusla yüzde 19’una, diğerleri ise 333 bin nüfusla yüzde 5’ine tekabül ediyordu.
Bulgaristan,Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ tarafından Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılan Balkan topraklarındaki 2 milyon 315 bin Müslüman’ın yüzde 27’si (632 bin),u savaşın kurbanları oldu.
Çoğu göç sırasında hastalık, açlık veya saldırılar sonucunda; SELANİK limanına varabilenlerin ise önemli bir bölümü gemi beklerken hayatını kaybetti veya katliama uğradı. Savaş sırasında evlerinden, yurtlarından ayrılmak zorunda kalıp yollara düşen Müslümanların ancak yüzde 33’ü (813 bin) Anadolu topraklarına ulaşmayı başarabildi. Balkanlar’daki Müslümanların sadece yüzde 38’i (870 bin), korku ve acılarla yüzleşerek yurtlarında kalabilmeyi başardı.
*
Tarih böyledir. Osmanlı güçlü iken işgal eder ve karşı koyanı öldürür, güçsüz iken de tersi olur.
Önemli olan "Yurtta sulh cihanda sulh" dedikten sonra çocuklarına bunu anlatmak, kendi vatanlarında vatandaşını ihya etmek ve bu tür güçlü eziyetine maruz kalmamaktır.
Maalesef laikliği oturtamadığımız için dini devlet işlerine soktuğumuz için başımız diğer müslüman ülkeler gibi beladan kurtulmuyor.
Ne dinci laikliği anlıyor nede kendine aydın diyenler dini ve dindarı aşağılayarak bunu anlıyor. Akıllı bir lider olmadan işimiz zor.
https:// www.aa.com.tr/tr/turkiye/batinin-gormezden-geldigi- musluman-katliami/53951
=======================
I'm not so sure about that.
► --
Barış sizi mutsuz et miyor değil mi
Ben bundan çok emin değilim.
► --
Pashinyan: We must build a bridge on the Turkey-Armenia border
Armenian Prime Minister Nikol Pashinyan, speaking at a conference yesterday, touched upon relations with Turkey, saying, "The situation we are in right now is truly incredible and almost unimaginably positive." Emphasizing "concrete steps," Pashinyan also stated that relations with Azerbaijan are developing faster than even Azerbaijan expected.
► --
Paşinyan: Türkiye-Ermenistan sınırında köprü inşa etmeliyiz
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, dün katıldığı bir konferansta Türkiye ile ilişkilere değinerek, "Şu an içinde bulunduğumuz durum, gerçekten inanılmaz ve neredeyse hayal edilemeyecek kadar olumlu" diye konuştu. Paşinyan "somut adımlar"a vurgu yaparak, Azerbaycan ile ilişkilerin de Azerbaycan’ın bile beklediğinden hızlı geliştiğini söyledi.
https:// www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-turkiye-ermenistan- sinirinda-kopru-insa-etmeliyiz-39184
=======================
YUNAN Ordusunun Bursa’ya girdiği gün anlı şanlı Osmanlı şairi edebiyatçı Cenap Şahabettin Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul Edebiyat Fakültesinde ders veriyor:
“Üzülmeyin efendiler, tersine memnun olun. Yunanlılar bizim lehimize çalışıyor, memleketi milliyetçi denilen serserilerden temizliyor”.
(Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, s.545).
=======================
İslam’a göre,
Kınn: öz ve öz köle.
Mukateb: bedelle özgürlüğüne kavuşabilen köle.
Müdebber: efendisi ölünce ancak özgürlüğüne kavuşacak köledir.
=======================
Fen Lisesi sayısı: 365
=======================
Bizim islamcı çevreler Abdülhamit’i kutsallaştırırken, onun Yahudi ve Mason düşmanı olduğunu anlatıyorlardı.
Yahudi kısmına ileride değiniriz…
Masonlar Abdülhamit döneminde altın çağlarını yaşıyorlardı.
Orhan Koloğlu İleri Yayınlarından çıkan; “Abdülhamit Dönemi Masonlar” adlı kitabında, Abdülhamit ve masonları işlemiş. Harika bir kitap…
Abdülhamit döneminde Masonlar balo üzerine balolar düzenliyor, bağışlar topluyorlarmış.
Koloğlu’nun kitabının 56. sayfasında bu balolara hazineden bağış yaptığı bilgisi de yer alıyordu.
Abdülhamit’in donanmasının başındaki İngiliz amirallerde masonmuş…
Abdülhamit, Mason elçinin baskısıyla Ermeni isyanını bastıran paşayı da sürgüne göndermiş…
Koloğlu’nun kitabında daha bir çok müthiş bilgiler var…
Tarihçi Orhan koloğlunun kitabında belgeleri mevcut.
=======================
CHP'li Deniz Yavuzyılmaz, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne ilişkin paylaştığı belgelerde, Rusya’nın işletme süresi boyunca toplam net kârının 180 milyar 70 milyon dolar, güncel kurla 7 trilyon 777 milyar liraya ulaştığını duyurdu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne ilişkin paylaştığı belgelerde, Rusya’nın işletme süresi boyunca toplam net karının 180 milyar 70 milyon dolar olduğunu belirterek, söz konusu tutarın güncel kurla 7 trilyon 777 milyar liraya ulaştığını duyurdu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, "AKP’nin Cumhuriyet tarihindeki en büyük peşkeşini tespit ettik" başlığında, Akkuyu Nükleer Güç Santrali yapımı ve işletmesine ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Yavuzyılmaz, paylaştığı belgelere dayanarak, Rusya’nın santralin işletme süresi boyunca elde edeceği karını sosyal medya hesabından duyurdu.
Yavuzyılmaz’ın paylaşımında yer alan bilgilere göre, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde Rusya’nın 69 yıllık işletme süresi boyunca planlanan toplam işletme net karı 207 milyar 399 milyon dolar olarak hesaplandı. Aynı belgelerde, kullanılan kredilerin (anapara ve faiz toplamı) 24 milyar 229 milyon dolar, hissedar katkısı (özsermaye) tutarının ise 3 milyar 100 milyon dolar olduğu belirtildi. Bu kalemler düşüldüğünde, Rusya’nın toplam net karının 180 milyar 70 milyon dolar olduğu ifade edildi. Yavuzyılmaz, söz konusu tutarın güncel kurla 7 trilyon 777 milyar liraya karşılık geldiğini kaydetti.
"Bunun adı, Türkiye’nin geleceğini satmaktır"
Yavuzyılmaz, paylaşımında, “Bunun adı, Türkiye’nin geleceğini satmaktır. Kendi vatandaşlarına değil, yabancı bir ülkenin çıkarına hizmet etmektir” ifadelerini kullandı.
Yavuzyılmaz ayrıca, kredi geri ödemelerinin 2044 yılına kadar tamamlanmasının öngörüldüğünü ifade ederek, “işin gecikmesi gerekçe gösterilerek Akkuyu sözleşmesinin derhal iptal edilmesi gerektiğini” belirtti.
=======================
https:// x.com/i/status/2012606391907668329
=======================
Trump’ın ilhak talebine karşı Avrupa ülkeleri Grönland’a toplam 37 kişilik destek gücü gönderme kararı almıştı.
Destek gücüne Fransa 15, Almanya 13, İsveç 3, Norveç 2, Hollanda ve İngiltere ise 1 asker verdi.
https:// x.com/i/status/2012637136193815015
=======================
https:// x.com/i/status/2012783100921545190
=======================
Ocak başkanı, engelleme sebebi hakkında şu açıklamayı yaptı:
Sebep şu. Ülkü ocakları Türk milletinin namlusunda kalmış tek kurşundur ve her zaman patlamaya hazırdır.
https:// x.com/i/status/2012833080021545289
=======================
?ᄌマRamiz İlker: "Fethullahçısın"
?ᄌマSerdar Arseven: "Elhamdülillah!"
?ᄌマRamiz İlker: "Fethullahçısın"
?ᄌマSerdar Arseven: "Elhamdülillah!"
https:// x.com/i/status/2012579901971284474
=======================
"lokantalar ağzına kadar dolu" diyen urusbuların sahtekarlıkları tespit edilmiş.
https:// x.com/i/status/2012596949657006168
=======================
Most of the automatic weapons are of Turkish origin.
https:// x.com/i/status/2012550649242702171
=======================
O dönemi canlı canlı yaşamış adam anlatıyor. Atatürk durup dururken kimseyi idam etmez.
Your browser does not support the video tag.
=======================
24. Dönem Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Üyesi de olan Bakır, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın çağrısı üzerine açıklamalarda bulundu.
Özdağ, dün Twitter hesabından Bakır’a şöyle seslenmişti:
“Pelin Hanım, Türk Milletine korkmadan iki olayı anlatmak zorundasınız. Suriyelilerin gelmeye başladığı dönemde bayan Davutoğlu AK Partili kadın milletvekilleri ile konuşmasında ne söyledi
Bunun üzerine Bakır, sosyal medya hesabından şu açıklamada bulundu:
“1)Ümit Bey ben korkmam.2011’de Akparti’nin Suriyeliler politikasına karşı çıktığımı, bu politikanın yanlış olduğunu ve sığınmacıların milyonları bulacağını Kızılcahamam kampında
Sn. Cumhurbaşkanı, parti yöneticileri ve 1000’i aşkın Milletvekili ve teşkilat mensubu önünde söyledim.
2) AB Uyum Komisyonu üyesi olduğum 2013’te Geri Kabul Anlaşması’na sert muhalefet ettim. Bu anlaşmanın Genel Kurula gelmesini engellemek için bütün gücümle tek başıma mücadele ettim. Ancak tüm çabama rağmen Genel Kurula geldi. Ben de Genel Kurulu terk ettim.
3) Hatta Akparti’nin yanlış göçmen politikasına dair eleştirilerim ve Türk’üm dediğim için Akp beni partiden kesin olarak ihraç etti. Benden intikam almak için eşime yüzlerce kumpas kuruldu. Yandaş basın deli saçması iftira kampanyaları başlattı. Ben yine de yolumdan dönmedim!
4) Geri kabul anlaşması’nın engellenmesi için Genel Kurul’da Dışişleri Komisyon Başkanı Volkan Bozkır’a gittim. Çünkü AB Uyum Komisyonundan çıkıp Dışişleri Komisyonuna girecekti teklif. Bir hanıma söylenmeyecek sözler şahsıma sarf edildi.
5) Sayın Davutoğlu’na bu anlaşmada anlaşma imzalandığı takdirde AB üye ülkelerinden vize serbestiyeti alacağımız söylenmiş. Ancak anlaşmayı okudum ben komisyon toplantısından önce. Böyle bir madde yoktu. Dolayısıyla o dönemin Başbakanına da yalan ve yanlış bilgi verilmiş.
6) O dönemin Başbakanına bu yalan ve yanlış bilgileri kimin verdiğini bilmiyorum. Ancak bu yalan ve yanlış bilgilere dayanarak Sayın Davutoğlu 2014 Haziranında vize serbestisi alıyoruz diye açıklamalar yaptı. Oysa anlaşmada böyle bir madde olmayınca hukuken bağlayıcılık olmuyor!
7) Vize serbestisi diyalog süreci diye bir şeyden bahsetmişler. Normal vatandaşlarımızın anlayabileceği şekilde söylersem: o sizinle diyalogda kalalım demek manasına gelir. Bir hukukçu olarak söylemek isterim ki bu tip diyalog süreçleri tarafları bağlamaz.
8) Zaten vize serbestisi diyalog süreci ile ilgili anlaşma metninde madde de yoktu. Bayan Davutoğlu’na gelince…Yurtdışı komisyon görevlerim olduğu için yurt dışında oluyordum genelde. Her davete katılamıyordum. Bir tek davete katıldığımı hatırlıyorum. O da 2015’te zannediyorum.
9) Orada Bayan Davutoğlu değil de bazı kadın milletvekillerinin “inşallah bizim çocuklarımız bu sığınmacılarla evlenecek!” dediklerini hatırlıyorum. Bu çok ağrıma gitti! İçime oturdu! Çok canım yandı! 2014-2015 gibiydi. Aradan 8 yıl geçmiş. Hafızamda bir tek bu var.
10) Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesiydim. 4 ayda bir Strazburg’da Genel Kurul olurdu. Genel Kurullara girmeden önce tüm raporları okurdum. Türkiye’nin aleyhine maddeleri tespit ederdim. Bunların çıkarılması, yerine lehimize madde koyulması için önergeler hazırlardım.
11) Türkiye’nin lehine olan bu önergeleri Genel Kurulda oylamaya sunmam Mevlüt Çavuşoğlu tarafından sürekli engellenmeye çalışılıyordu. Nursuna Memecan ve Mevlüt Çavuşoğlu beni hep bir köşeye çekip “Türkiye’yi savunan önerge vermeyeceksin.” Şeklinde ifadelerde bulundular.
12) Ağır mobbing yapıldı 4 yıl boyunca. Daha sonraki yıllarda bu ağır psikolojik şiddet nedeniyle bazı sağlık sorunları da yaşadım ama iyileştim çok şükür Allah’ın yardımıyla. Ancak Avrupa Konseyi Genel Kurullarda Mevlüt Çavuşoğlu şahsıma uygulan mobbingin dozunu kaçırdı.
13) Mevlüt Çavuşoğlu artık Avrupa Konseyinde ben önergeleri Table Office’e götürürken yolumu kesiyor, “kapasitesiz, saygısız, şerefsizlik vb” gibi ağır ifadeleri şahsıma kullanıyordu. Hiç aldırış etmeden Türkiye’yi savunan önergeleri yine de oylamaya koydurttum.
14) Çözüm sürecine de karşı çıktım. Genel Kurul’a “pkklı teröristler, pkklı aktivist olarak değiştirilsin” diye önerge geldi. Bu sayede pkk, AB terör örgütleri listesinden çıkartılacaktı. Ben buna şiddetle direndim. Oylamada hayır oyu verdim. Çavuşoğlu ise çekimser oy kullandı.
15) Bir akp kadın milletvekili evet oyu kullandı buna. Yani pkklılar terörist değilmiş, aktivistmiş bunlara göre. Oylamadan çıkışta da yine mutat olduğu gibi “çözüm sürecine karşı çıktın. Seni Tayyip Erdoğan’a şikayet edeceğiz” diye üstüme sözlü saldırıldı.
16) Çavuşoğlu beni Tayyip Bey’e şikayet etmeye başladı. Tayyip Bey beni dinlemedi hiç. Eşime de “grup disiplinine uymuyormuş” demiş. Tamam da hangi grup disiplini
17)Türk Milleti’ni, Devletimizi yurt dışında savunmamak, Milletimize ihanet, Avrupalıların tüm taarruzlarına sessiz kalmak, karşı önerge hazırlamamak eğer grup disipliniyse, evet ben o grubun disiplinine uymadım! Damarlarımda taşıdığım Türk kanı böyle bir displine uymama manidir!”
=======================
18-OCAK-1928 - Çerkez Hacı Sami çetesinden 3 kişi Eminönü Meydanı’nda idam edildi. Bu kişiler Atatürk’e suikast iddiasıyla idama mahkûm edilmişlerdi.
Türk kamuoyu 27-Ağustos-1927 günü Anadolu Ajansı’nın suikast haberi ile çalkalandı. Hacı Sami ve çetesi “siyasi suikast” yapmak üzere Kuşadası civarında Anadolu sahillerine çıkmıştı. 29 Ağustos’tan itibaren hemen tüm gazeteler manşetlerini bu konuya ayırdı. Hacı Sami’nin ve kardeşi Ahmet’in öldürüldüğünü, Hakkı, Sökeli Mecid ile Düzceli Mecid’in de yakalandıklarını duyurdu.
Hacı Sami, Meşrutiyet yıllarında pek çok cinayet işlediği halde ceza almamayı başarmıştı.
Milli Mücadele döneminde ise Çerkez Ethem’in yanında yer almıştı. Bu nedenle Lozan Antlaşması gereğince Genel Af kapsamı dışında bırakılan Yüzellilikler listesine Çerkez Ethem ve Yandaşları başlığı altında ve 61 sıra numarası ile girmişti. Aynı listenin 60. sırasında yer alan Kuşçubaşı Eşref’in de kardeşi idi. Hacı Sami Teşkilat-ı Mahsusa’ya girmiş, I. Dünya Savaşı’nda bu örgütün ajanı olarak İran ve Türkistan’da ayaklanmalar çıkarmakla görevlendirilmişti. Bölgede Enver Paşa ile çalışmıştı. Mütareke Dönemi’nde Salihli’ye gelmiş, ağabeyi ile birlikte Çerkez Ethem tarafından örgütlenen milis güçlerine katılmıştı. Ethem, Yunanlılara sığındığında o da yanında yer almıştı. Ulusal zaferin ardından Yunanistan’a gitmiş, Girit’e yerleşmiş ve sabun ticareti yaparak geçimini sağlamaya başlamıştı.
Abaza Hakkı ise Çerkez Ethem, Çerkez Reşit ve Hacı Sami’nin yakın arkadaşı idi. Kuva-yı İnzibatiye’ye katılmış, İzmit ve havalisinde Milli Mücadele aleyhinde faaliyetlerde bulunmuştu. Ethem’in isyanı sırasında onunla birlikte olan Hakkı, Kuva-yı Seyyare’de üst düzeyde görev almış, daha sonra da Firariler’e katılmıştı. Sökeli Mecid ile Düzceli Mecid ise gazetelerin verdiği bilgiye göre lalettayin birer şaki değillerdi. Fezahat ve melanetleriyle tanınmış adamlardı.
Yüzellilikler ile bu listeye girmeyen fakat ülkeyi terk etmiş olan Firariler, sürgün yıllarında Milli Âmale Hizmet (MAH) tarafından sürekli izlenmişti. Bu izlemeler sırasında pek çoğunun Türkiye aleyhinde kişisel ya da örgütsel faaliyetler içinde oldukları ya da Türkiye’de büyük karışıklıklar çıkaracak hazırlıklar yaptıkları saptanmıştı. Nitekim 1927 yılı ortalarına doğru Türk hükümeti Yüzelliliklerden Çerkez Hacı Sami liderliğinde bir çete oluşturulduğunu ve bu çetenin silahlandırılarak siyasi suikast yapmak amacıyla eyleme geçmeye hazırlandığını da öğrenmişti. Hatta Yunan makamlarını da konuyla ilgili bilgilendirerek önlem alınmasını istemişti.
Yunan yetkililer iddiaları yalanlamayı yeğledi ise de Türk hükümetinin aldığı istihbaratın asılsız olmadığı 24-Ağustos-1927 günü anlaşıldı. O gün Hacı Sami liderliğinde kardeşi Ahmet, Düzce’nin Beçingi karyesinden Abaza İsmail oğlu Hakkı, Sökeli Çerkez(Büyük) Mecid ile Düzceli Bedik(Bedel) Yusufoğlu (Küçük) Mecid Yunanistan’a ait olan Sisam Adası’ndan kayıkla Kuşadası sahilline çıktılar. Menderes Nehri’ni geçerek önce Beşparmak’a oradan da Çine ile Bozdoğan arasındaki Madran Yaylası’na geldiler. Yaylada Tahtacılar vardı. Bölgeyi haraca kesen Kozalaklı isimli eşkıyaya karşı hükümet tarafından silahlandırılmış olan Tahtacılar, Hacı Sami çetesinin mavzer ve bomba da dahil olmak üzere silahlı olduklarını görünce onlardan kuşkulanmış ve ekmek isteklerini reddetmişlerdi. Bunun üzerine çatışma çıkmıştı. Tahtacılar ise bir yandan çatışmayı sürdürürken öte yandan da yardım için Bozdoğan’a haberci göndermişlerdi.
Bozdoğan Jandarma Komutanlığı çatışma haberini alır almaz hemen telgrafla Aydın’a bilgi verdi. Çine, Nazilli, Söke, Karacasu kazaları jandarma kumandanları bölgeye yetişmek üzere hızla hazırlıklarını tamamladı. Aydın Jandarma Komutan Vekili Kıdemli Yüzbaşı İbrahim, Nazilli Jandarma Komutanı Yüzbaşı Necati, Bozdoğan Bölük Komutanı Yüzbaşı Şemsettin beyler bir müfreze ile hemen yola çıktılar.
Jandarmalar Madran Yaylası’na geldiğinde Tahtacılarla Hacı Sami çetesi arasındaki çatışma sürüyordu. Jandarma müfrezeleri yetişince çatışma daha da şiddetlendi. Hacı Sami ile kardeşi Ahmet öldürüldü. Abaza İsmail oğlu Hakkı ağır yaralı olarak ele geçirildi. Büyük Mecid ile Küçük Mecid kaçtı. Gece boyunca yapılan takip sonucunda onlar da yakalandı. Çete üyelerinin çatışma alanında bıraktığı çantalarda jandarmanın ele geçirdiği malzemeler çetenin son derece hazırlıklı olduğunu da gösterdi. Çete, kullanacağı silahların yanı sıra tentürdiyot ve gazlı bez gibi sağlık malzemelerini de yanında getirtişti.
Büyük ve Küçük Mecid’ler yakalandıklarında yapılan ilk sorgularında Son günlerde Yunanlılardan çok tazyik görüyorduk. Bunun için Türkiye’ye ilticaya mecbur olduk. Yunanlılar bizi yollarda çalıştırıyorlardı. Artık bu hayattan usanmıştık. Ağzımda diş kalmadı diyerek yanıtladılar. İnandırıcı bulunmayan bu yanıt üzerine İyi ama Anadolu’ya böyle silah ve bombalarla mı iltica edilir
Çerkez Hakkı, Büyük Mecid ve Küçük Mecid Bozdoğan’da yapılan ilk sorgularının ardından Aydın’a getirildi. Burada onlar için özel bir vagon hazırlandı, Jandarma Yüzbaşı Rıza Bey’in emrindeki jandarmaların gözetimi altında İzmir’e nakilleri sağlandı. İzmir’de ikinci kez sorgulanan çete üyelerinin sağlık kontrolleri de yapıldı. Yarası ağır olan Abaza Hakkı’nın bacağına pansuman yapılarak alçıya alındı. Sökeli Mecid’in kolunda bulunan yarası ise hafifti.
Tutuklular 31 Ağustos’ta Gülnihal Vapuru ile İstanbul’a gönderildi. İzmir’de alınan ifadeler de İstanbul’a iletildi. Tutuklular İstanbul’a ulaştığında İstanbul Valisi Süleyman Sami Bey basın mensuplarına çete üyelerinin tutukevine alınışı sırasında fotoğraf çekmeleri için izin verdi. Tutukevi müdürünün odasına tek tek getirildiler ve muhabirlere poz verdiler. Vakit muhabiri o dakikaları gazetesine şöyle yansıttı:
Bir haydut kıyafetinde idi. Ayaklarında çizmeler vardı.
► Kendisine soruldu: Senin adın nedir
► Mecid
► Yaran var mı
Kanlı gözleriyle şöyle bir baktı kafasıyla Yok! der gibi işaret verdi.
Resmi alındıktan sonra Mecid, jandarmalar vasıtasıyla çıkarılıp götürüldü. Bundan sonra odaya ikinci Mecid getirildi. Bu adam daha gençtir. Otuz yaşlarında görünüyor. Kolunda hafif yarası var. Üzerine bir düşkünlük geldiği zannolunabilirdi, kafasını aşağıya indirmişti. Bu şekilde menfur çehresi tespit edilemeyecekti, uyardılar.
► Objektife bak!
Birdenbire kendine gelerek gözlerini dikti ve eşkıyalık tekrar suretinde canlandı. Kanlı gözlerini, avına bakan bir canavar gibi objektife dikti. Eğer ezeli adalet kollarını zincire vurmuş olmasa idi, karşısındakine atılıp parçalayacak, kanını içecekti. Üzerinde açık sarı renkte bir elbise olan bu haydut da çıkarıldıktan sonra odaya Hakkı getirildi.
Hakkı bacağından ağır yaralıdır. Ayağı alçıya alınmıştır. Tedavi edilmektedir. Bunun içindir ki iki kişi, bu şeriri sedye ile taşıyorlardı. Üzerinde elbise yoktu. Hafif hafif inliyor, gözlerini etrafına çevirip olan biteni anlamak istiyordu. Türk kanı içmek için düşman parmağıyla vatanımıza gizlice çıkarılan bu serseri, arada sırada kelime-i şahadet getiriyor –La ilahe illallah diyordu.
Çete üyelerinin birbirleriyle görüşmelerini önlemek için ayrı ayrı koğuşlara yerleştirilmeleri kararlaştırıldı. Aynı gece Polis Müdüriyeti Siyasi Kısım yetkililerince ilk sorguları da yapıldı. Sorguda Vali Süleyman Sami Bey de bulundu. İlk izlenim, suikastın Yunan topraklarında planlandığını ortaya koydu. Çete üyelerine yardım ve yataklık yapan başka kişilerin olup olmadığını anlamak için soruşturma derinleştirildi. Ertesi gün, 1 Eylül’de, tutuklu sanıklarla ilgili evrak İstanbul Savcılığı’na gönderildi. Savcı Nazif Bey de dosyayı hızla İkinci Sorgu Hakimliği’ne ulaştırdı. Hakim Hayrettin Bey dosyayı inceledikten Sonra, 3 Eylül’den itibaren çete üyelerini sorguya aldı.
Tutukluların birbirleriyle çelişkili ifadeler vermesi üzerine sorgu ile birlikte incelemelerini de sürdürdü. Sorgu sırasında elde edilen bilgiler doğrultusunda eski İzmit Kumandanı emekli kaymakam Atıf Bey, Hacı Sami’nin kardeşi Meki, Sami’nin kardeşi Eşref’in kayınbiraderleri Hacı Ziya Bey oğulları Ahmet, Halil ve Rasih’in de çete üyelerine yardımcı oldukları kanaati oluştu. 5 Eylül’de önce Atıf Bey Mersin’de ele geçirildi. Ardından Hacı Sami’nin kardeşi Meki Üsküdar’da eniştesinin evinde tutuklandı. Hacı Sami ile gizlice haberleştiği iddiası ile tutuklanan Meki ile ilgili ele geçen evrakta sabun alışverişi konusunda haberleştiği belirlendi. Sabun ticaretinin ise parola olduğu kanaati oluştu.
Aynı gün her ikisinin sorgusu da başladı. Ahmet, Halil ve Rasih’i arama çalışmaları da eş zamanlı sürdürüldü. İkinci Sorgu Hakimi Hayrettin Bey 6 Eylül’de Atıf ile Meki’yi yeniden sorguladı. Bu arada Ahmet, Halil ve Rasih Söke’de tutuklandılar. Söke Savcılığı tutuklularla ilgili Söke’de incelemelerine hızla başladı.
7 Eylül sabahı Hayrettin Bey tüm tutukluların sorgularına devam etti. O güne kadar yapılan sorgulamada çete üyelerinin suikast amacıyla Anadolu’ya geldiği saptanmıştı. Ancak suikastın kime ya da kimlere yapılmak istendiği konusunda kamuoyuna herhangi bir bilgi sızmamıştı. 8 Eylül’de gazeteler suikastta hedefin Gazi Mustafa Kemal olduğunu duyurdu. Hainler Türkiye’yi ve Türkleri ta can evinden vurmak istemişti. Sorgular sonucunda suikast girişiminin ayrıntıları da ortaya çıkarıldı. Suikastın trenle İstanbul’dan dönecek olan Mustafa Kemal’in içinde bulunduğu vagonu havaya uçurarak yapılacağı belirlendi.
Mustafa Kemal Paşa 16-Mayıs-1919’da ayrıldığı İstanbul’a 1927 yılına dek gitmemişti. İstanbul halkı ise O’nu kentlerinde görmek istiyordu. Mustafa Kemal 30 Haziran’da Ankara’dan ayrılmış, 1 Temmuz’da kente ulaşmış, halkın arasına karışmış, onları dinlemiş, 28-Ağustos-1927 günü İstanbul’da toplanan Bakanlar Kurulu’na da başkanlık yapmıştı. Çete üyeleri Mustafa Kemal Paşa’nın Eylül ortalarına kadar İstanbul’da kalacağını önceden biliyor olmalı ki sorgularında 15 Eylül’e kadar Nallıhan’a ulaşmayı planladıklarını söylemişlerdi. Nallıhan’da ise İstanbul’dan Ankara’ya dönecek olan Mustafa Kemal’i, Bakanlar Kurulu üyelerini ve yeni milletvekillerini taşıyan treni dinamitle havaya uçurmak için gerekli hazırlıkları yapacaklardı.
Tutukluların sorguları devam ettikçe yeni bilgiler elde edildi. Söke’de yapılan incelemede ise üstü yazısız parşömen kâğıtları ile kartonlar ele geçirildi. Kâğıtlar, kimyevi işleme tabi tutulduğunda üzerinde kimi isimlerle adreslerin ortaya çıkabileceği, böylece haberleşmede kullandıkları şifreye ulaşılabileceği düşüncesi oluştu. İncelemeyi derinleştirmek üzere evrak Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Ancak Adli Tıp’ta yapılan inceleme sonucunda kâğıtların üzerinde herhangi bir yazı ya da işarete rastlanmadı. Bu arada tutukluluğu devam eden Abaza Hakkı önemli itiraflarda bulunacağını söyleyince Hakim Hayrettin Bey tarafından yeniden sorguya alındı. Gazeteler ertesi günlerde suikast örgütünün Çerkez Reşit tarafından hazırlandığı konusunda güçlü kanıtlara ulaşıldığını haber verdiler. Ayrıca, Sökeli Mustafa isminde bir kişinin de olayla ilgisi kurularak yakalama emri çıkarıldı. Mustafa yakalandı ve İstanbul’a gönderildi. Hayrettin Bey’in yaptığı sorgu sonucunda aranan kişi olmadığı anlaşılınca serbest bırakıldı. Aranan Mustafa’nın, Kuşçubaşı Eşref’in kayınbiraderi Cemali’nin kardeşi olduğu ve Sisam’da Yunanlılar tarafından bir başka nedenden dolayı tutuklu bulunduğu belirlendi. İstanbul’dan yapılan istek üzerine Söke Savcılığı Hacı Sami çetesine haberleşme konusunda yardım sağladığı gerekçesi ile Cemali’yi de tutukladı ve İstanbul’a gönderdi. Hayrettin Bey de 23 Eylül’den itibaren Cemali’yi sorgulamaya başladı.
Eylül ayı sonuna gelindiğinde altı tutuklu sanık bulunuyordu. Çerkez İsmail Hakkı, Büyük Mecid ve Küçük Mecid doğrudan suikast amacıyla çete kurmak, Kaymakam Atıf Bey, Üsküdarlı Meki ve Cemali’de çeşitli şekillerde çeteye yardım etmekle suçlanıyordu. Hayrettin Bey tüm tutukluların sorgusunu tamamladı. Savcı Yardımcısı Selahattin Bey mütalaasını, Hayrettin Bey kararnamesini yazdı. Kaymakam Atıf Bey’in emekliye sevk edilmiş olmasından dolayı ülkesine karşı muhalif bir tutum takındığı, kin ve gayz beslediği sorgulamalar sonucunda sabit oldu. Ancak Hacı Sami çetesiyle ilişkisi olduğu konusunda mahkemeye sevkini gerektirecek yeterli kanıt bulunamadı. Benzer şekilde Cemali’nin de çetenin haberleşme aracı olduğunu kanıtlayacak yeterli bilgiye ulaşılamadı. İkisi de serbest bırakıldı. Abaza Hakkı, Büyük Mecid, Küçük Mecid ve Meki’nin dosyaları ise idamla yargılanmak üzere Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Yüzelliliklerden Kuşçubaşı Eşref ile Sisam’da bulunan Sökeli Mustafa hakkında da suikast girişimini düzenlemekten dolayı gıyaplarında usulen tevkif müzekkiresi hazırlandı. Mustafa’nın Söke’deki evinde bomba ve fişek bulunmuş olması gözönünde bulundurularak Söke Savcılığı’ndan bu konuda ayrıca kovuşturma yapması istendi. Dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi ile suikast davasında ikinci aşamaya gelinmiş oldu.
Suikast Girişimi ve Yunanistan
Suikast girişiminin açığı çıkması ile birlikte Hacı Sami çetesinin arkasında kimin ya da kimlerin olduğu da kamuoyunda tartışılmaya başlandı. İlk izlenim suikastın Yunan topraklarında planlandığını ortaya koymuştu. Bu nedenle yurt dışında Türkiye aleyhinde çalışma yapan kişi ya da örgütler ile Türk-Yunan dostluğu ya da Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı beslediği “dostluk” anlayışı tartışmaya açıldı.
Basın; suikast girişimini, yurtdışındaki Yüzellilikler ile Firarilerin Türkiye aleyhinde sürdürdükleri çalışmaların yeni bir ürünü, Mütarekede başaramadıkları Türkiye’yi yok etme planlarının son örneği olarak değerlendirdi. Bu nedenle suikast girişiminin bu kesimden gelmiş olmasını doğal karşıladı. Ancak beş altı kişilik bir çetenin kendisini Türkiye Cumhuriyeti topraklarında istediğini yapacak güçte görmesini akılcı bulmadı. Hacı Sami ve hempaları(nın) ne kadar serseri ve cüretkâr olurlarsa olsunlar bu tür girişimlere karşı tetikte olan Türkiye Cumhuriyeti topraklarına yalnız başlarına giremeyeceklerini iddia ederek çetenin, kimden, nereden cesaret ve kuvvet aldıklarını sorguladı.
Hacı Sami ve çetesi iki kaynaktan güç almıştı. Dışarıda; Türkiye Cumhuriyeti aleyhine çalışan ve hükümeti yıkmak arzusuyla kaynayan bir fesat ocağı vardı. Hacı Sami, ülkeden kovulmuş olan muhaliflerden ve bir şekilde kendi istekleri ile çıkmış olan memnuniyetsizlerden güç almıştı. İkinci kaynak ise Yunanistan idi. Hacı Sami, Yunanlılar için yabancı değildi. Milli Mücadele günlerinde Türk vatanı aleyhinde kullandıkları isimlerden biriydi. Çete üyeleri de suikast için Yunan adasında hazırlanmış ve oradan Türkiye topraklarına çıkmışlardı. Oysa aynı günlerde Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey, gazetecilere Türk-Yunan ilişkilerinin dostane bir mecrada bulunduğunu söylemiş, Meclis kürsüsünde aynı kanıyı paylaşmış, Yunan meslektaşı da Tevfik Rüştü Bey’i doğrulayan beyanatlar vermişti. Bu sayede Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişki, geçmişin acı anılarına rağmen akla ve mantığa dayalı bir barış dönemine girmişti. Tam da bu dönemde şeni cinayet fikirleriyle meşbu olan alçakların bugün Türkiye’ye dost olduğunu zannettiğimiz bir memleketin topraklarında teslih edilmekte olması kamuoyunu hayal kırıklığına uğrattı. …Hıyanet ve cinayet teşkilatlarının Yunan hâkimiyeti idaresi altında bulunan topraklarda vücut bulması, oralardan silah ve kuvvet alarak Türk hudutlarına girmesi diplomatlardan işitilen dostluğun samimiyeti konusunda kuşku yarattı. Üstelik Yunanistan bir yandan çeteleri Yunan adalarında silahlandırırken öte yandan da Batı Trakya topraklarında Türkiye’den kovulan Türk düşmanlarını barındırmayı sürdürüyordu. Bu durum karşısında iki kritik soru yöneltildi.
İlki bu tür davranışların dostlukla nasıl bağdaştırılabileceği idi. İkincisi ise çete, Sisam adasında hazırlık yaparken Yunan memurlarının nasıl dikkatini çekmediği idi. Necmettin Sadak ikinci soruya ancak iki açıklama getirilebileceğine işaret etti; Ya Yunanistan’da anarşi vardır ve memurlar mühim çetelerin teşekkülünden ve seyahatinden habersizdir, yahut Yunan Hükümeti Türkiye’ye giden çetelere yardım ediyor Yunanistan’ın en hafif tanımlama ile ihmali ve ilgisizliği karşısında Türk kamuoyu Yunanistan ile olan ilişkinin şekil ve mahiyetini öğrenmek için büyük bir sabırsızlık içinde idi.
Türk kamuoyunun bu suçlamalarına Yunanistan’dan yanıt gecikmedi. Atina’da çıkan Eleftherios Logos gazetesi Türkleri hayal kurmakla suçladı. Kendi yarattıkları “vehimlerden” yine kendilerinin korktuklarını belirtti.
Çetenin Sisam’dan Anadolu’ya çıktığını yalanlaması ise Türk kamuoyunda öfkeye neden oldu. Vakit, gazetenin iddialarını üç soru ile yanıtladı: çete bize Yunan topraklarından neye geçiyor
Yunan Hükümeti’nin sözcülüğünü yapan Elefthero Vima gazetesi ise yıllardan beri Türkiye’ye samimi dostluk besleyen Yunanistan’ın Türk Cumhurbaşkanı ya da Türkiye’nin hükümet şekli aleyhinde en küçük bir hareket ve teşebbüse tahammül ve müsaade edemeyeceğini vurguluyordu. Buna karşın Yunan topraklarında Yunanistan’ın konukseverliğini esirgemeyeceği kimi Türkler bulunduğunu kabul ediyor, Yunan Hükümeti’nin bu kişileri gözetim altına almak konusunda gerekli makamları şiddetle uyardığını da belirtiyordu. Kanıt olarak da çete üyelerinin Bozdoğan’da verdikleri ilk ifadeyi geçerli sayıyor, Yunan Hükümeti’nden gördükleri baskı dolayısıyla Yunan toprağından kaçtıklarını hatırlatıyordu. Atina ajansı da Elefthero Vima gazetesini doğrulayan bir açıklama yaparak suikastta Yunan parmağına işaret eden Türk gazetelerinin iddialarını reddetti. Yunanistan’ın Doğu komşusu ile dostluğunu sürdürmek konusunda pek ziyade itina gösterdiğine işaret etti. Yunan Hükümeti de konu ile ilgili duyarlılığını Türk Hükümeti’ne aktardı. Yunanistan ayrıca Sisam valisi ile jandarma komutanını değiştirdi. Yunanistan’ın Ankara elçisi Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey’i bilgilendirdi.
Yunan gazetelerinin verdiği bilgilere göre Tevfik Rüştü Bey kendisine verilen bilgiyi memnuniyetle karşılamıştı. Londra’daki Yunan Elçiliği de bir tebliğ yayınlayarak Türk hükümeti ve basını tarafından Yunan memurlarına yapılan suçlamaların doğru olmadığını, hükümetin valiyi ve jandarma komutanını görevden alarak iyi niyetini ortaya koyduğunu duyurdu. Öte yandan Yunan Dışişleri Bakanı Mihalokopulos da Times muhabirine verdiği demeçle Sisam valisinin Hacı Sami çetesine yardım etmek şöyle dursun onun hareketinden bile haberdar olmadığı konusunda ikna turlarına başlamıştı.
Yunan tarafının tüm yalanlamalarına ve dostluğu sürdürmek konusundaki samimiyet söylemlerine yanıtı Türk Hükümeti’nin sözcüsü konumunda olan Hâkimiyet-i Milliye gazetesi verdi. Yunan hükümetinin silahlı çete kurulması ve Cumhurbaşkanına suikast düzenlemesi konusunda etkisi ya da dahli var mı, bunun kesin olarak iddia edilemeyeceğini belirterek konuya ihtiyatlı bir giriş yaptı. Ardından suikast girişiminin Türkiye için önemini ısrarla vurguladı. Ardından, suikastın daha hazırlık aşamasında, Türkiye’nin Yunanistan nezdinde yaptığı girişimleri ilk kez kamuoyu ile paylaştı. Buna göre suikast çetesi Yunanistan’da hazırlanmış, Atina’da girişimi planladıktan sonra önce Girit’e, sonra Sisam’a geçmişti. Türkiye’nin Atina elçiliği durumdan haberdar olarak Yunan Hükümetine başvurmuş ve gerekli önlemleri almasını istemişti. Yunan hükümeti Sisam’daki görevlilerinin verdiği bilgiye dayanarak Hacı Sami çetesinin Sisam’da bulunmadığı yanıtını vermişti. Aldığı bilginin güvenilir olduğu konusunda herhangi bir kuşkusu olmayan Türk elçiliği ise isteğinde ısrar etmişti. Bunun üzerine Yunan Hükümeti yeniden Sisam valisiyle görüşmüş ve incelemeler sonucunda Hacı Sami çetesinin Sisam’da bulunduğunu doğrulamıştı. Vali, Hacı Sami’yi yanına çağırmış ve ondan Sisam’ı terk etmesini istemişti. Yunan Dışişleri Bakanlığı da böyle bir çetenin oluşturulmasına hükümetinin asla izin vermeyeceği, haklarında derin bir soruşturma yapılacağı, Hacı Sami Atina’ya geldiğinde ise emniyet tarafından ciddi bir izlemeye alınacağı konusunda Türk elçiliğine garanti vermişti. Oysa, gerek Sisam Valisi tarafından ve gerek Dışişleri Bakanlığı tarafından böylesine resmi güvenceler verilirken çete çoktan Anadolu’ya geçmiş, hatta Hacı Sami ve kardeşi öldürülmüştü.
Hâkimiyet- i Milliye, Tevfik Rüştü Bey’in, Yunan elçisince verilen bilgileri memnuniyetle karşıladığı iddiasına da açıklık getirme gereğini duydu. Böylece gerçeklerin mugalâta içinde boğulmasını önledi. Tevfik Rüştü Bey, ihmali kanıtlanan Sisam Valisi’nin görevden alındığı haberine memnun olmuştu. Ancak valinin görevden alınmasını, bu konuda alınabilecek ilk önlem olarak değerlendirmiş, konu ile ilgili daha ciddi ve fiili önlemlerin alınmasını beklediklerini ısrarla belirtmişti. Gazete, Londra tebliğinde Tevfik Rüştü Bey’in memnuniyet ifadesine yer verilirken asıl dikkati çektiği konudan bahsedilmemesini de anlamlı buldu ve Türkiye’nin Yunanistan ile dostluk kurma çabasını akıntıya kürek çekme olarak tanımladı.
Türk Hükümeti, Yunan Hükümeti’nin ve basınının Dostluğun icabatına uymak için Türkler bizden daha ne bekliyor, sorusunu da Hâkimiyet-i Milliye aracılığı ile yanıtladı. Türkiye, komşularından abartılı isteklerde bulunmuyordu. İki temel arzusu vardı. İlki; Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına ve Cumhuriyetin ileri gelenlerine karşı suikast düzenleme çabası içinde olan Çerkezlerin ve diğer hainlerin Yunan topraklarında bir dayanak bulmasına izin verilmemesi idi. Öte yandan Batı Trakya Müslümanları arasında Yunan memurlarının koruması altında müftü ve benzer sıfatlarla yerleşmiş Yüzellilik listeye dahil bir çok hain bulunuyordu. Bunlar ne Trakyalı idi, ne de Trakyalıların çıkarları ile ilgililerdi. Yunan resmi çevrelerinin nüfuz ve desteklerinden güç alan bu kişiler, Trakya halkının iktisadi ya da siyasi refahını sağlamak için değil, özellikle Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucuları aleyhine faaliyet gösteriyor, gazete çıkarıyorlardı. Türkiye’nin ikinci istediği başta Yüzellilikler olmak üzere Yunanistan’da yerleşmiş Türkiye aleyhtarlarının sınır dışı edilmesi idi. Eğer Atina yönetimi dostluk söylemlerinde samimi ise bu adımları atmasına hiçbir engel yoktu. Gazete, Türk kamuoyunun bu konuda son derece duyarlı olduğunu bir kez daha hatırlatma gereği duyarken çete üyelerinin Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamaları da başlamak üzereydi.
Yargılamalar ve Karar
Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen Abaza Hakkı, Küçük ve Büyük Mecid ile Meki Ceza Kanunu’nun 126, 146 ve 156. maddeleri gereğince yargılanacaklardı. Yasanın 126. Maddesi; … Her ne suretle olursa olsun Türkiye Cumhuriyetine karşı silah kullanan Türk, idam cezasına mahkûm olur, 146. Maddesi; … gerek yalnızca ve gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak …, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi idam cezası hükmolunur, 156. madde ise Reisicumhur hakkında suikasitte bulunanlarla buna teşebbüs edenler fiilleri teşebbüsü tam derecesinde ise idam cezasıyla … cezalandırılır. diyordu. Dolayısı ile çete üyeleri idamla yargılanacaklardı. Ancak bacağı alçıda olan Abaza Hakkı’nın mahkemede ayağa kalkamayacak olması nedeniyle yargılama hemen başlamadı. Mahkeme başkanı hapishane doktorundan bilgi istedi. Hakkı’nın bacağındaki alçı Ekim ayı sonunda çıkarılınca yargılamanın başlaması için engel kalmadı.
Bu arada savcı da yargılamanın başlayabilmesi için gerekli önlemleri aldı. Salonu hazırlattı. Kamuoyunun davaya yoğun ilgi göstereceği düşünülerek duruşma salonuna koltuk sayısı kadar dinleyici alınması kararlaştırıldı. İçeriye alınanlar da sıkı kontrolden geçirildi. Özellikle ateşli silah olup olmadığı arandı.
Yargılamalar İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde 5 Kasım 1927 Cumartesi sabahı başladı. Saat 10.30’a doğru tutukluların salona gireceği kapılar açıldı. Mübaşir yerini aldı. Hemen sonra sanıklar süngülü dört jandarmanın arasında salona getirildi. Onların ardından Hakim Sabri Bey’in başkanlığındaki mahkeme heyeti duruşma salonuna girdi. Mahkeme Başkanı savcıdan iddianamesini okumasını istedi. Savcı Cemil Bey tarafından hazırlanan iddianameyi zabıt kâtibi okudu. İddianamede tutukluların yanında firarilerin de yargılanması isteniyordu. Mahkeme heyeti öncelikle firarilerle ilgili iddiaları ele alarak firarilerin ve mahkemenin davetine icabet etmeyenlerin gıyaben yargılanmasına karar verdi. Ardından sanıkların sorgusuna başlandı.
Önce Hakkı sorgulandı. Elli yaşını geçtiğini ve ticaretle uğraştığını söyledi. Sonra sırasıyla Büyük Mecid, Meki ve Küçük Mecid sorgulandı. Ardından Sorgu Hakimince hazırlanan iddianame zabıt katibi tarafından okundu. Bu iddianamede çetenin nasıl hazırlandığı, ülkeye nasıl girdiği, nasıl yakalandıkları ve suikastın nasıl gerçekleştirileceği ile ilgili elde edilen bilgiler mahkeme heyetine sunuldu. Çete üyeleri suikastı gerçekleştirdikten sonra Yunanistan’daki arkadaşlarının da Anadolu’ya gelerek onlara katılacağını ve birlikte Türkiye’de bir ihtilal yapmak amacında oldukları belirtildi. Yapılan inceleme sonucunda çetenin kavlen ve fiilen hıyanet-i vataniyede bulundukları sabit olduğundan tümünün 126. Madde gereğince cezalandırılmaları istendi.
İddianame okunduktan sonra Mahkeme Başkanı Savcıya -burada mevcut maznunların Hükümet-i Cumhuriye’ye, Reis-i cumhur hazretleri ile Heyeti Vekileye suikast maksadıyla geldikleri iddia ediliyor, ne buyurursunuz
Savcının açıklama ve talebinin ardından Mahkeme Başkanı, Hakkı’yı sorgulamaya başladı. Hakkı; sekiz çocuk babası olduğunu, Kafkas Cephesi’nde askerlik yaptığını, ara sıra İstanbul’a manifatura almak için geldiğini belirtti. Kafkas Cephesi’ne nasıl gittiğini ayrıntıları ile anlattı. Buna göre yirmi beş atlı ile Erzurum’a girmiş ve yirmi beş atlıyı da kendisi iaşe ediyormuş. Birçok cephede savaşmış, savaş (I. Dünya Savaşı) bitince İstanbul’a gelmiş, Padişahın emriyle sergi dairesinde ikamete memur edilmiş ve Padişah tarafından iaşe edilerek altı ay kadar yaşamış, sonra Adapazarı’na gitmiş, tekrar İstanbul’a gelmiş ve nihayet İzmir’den göçmenlerle vapura binerek Midilli’ye gönderilmiş. Verdiği bu ifade ile Milli Mücadele’de Yunanlılarla birlikte çalıştığını da itiraf etmiş olan Hakkı’ya, Mahkeme Başkanı Kuva-yı Milliye Yunanlılarla harp ederken kendisinin ne tarafta olduğunu sordu. Hakkı, Yunanlıların tarafında kaldığını söyledi. Sabri Bey’in ustalıkla sorduğu sorular karşısında da Yunan tarafında ne yaptığına açıklık getirdi. İzmir’den Yunan Hükümeti’nin emriyle Mudanya’ya gittiğini, oradan Kuva-yı Milliye’ye karşı Yunanlılarla birlikte savaşmak için cepheye gönderildiğini anlattı. Türkiye’den ayrıldıktan sonra gittiği Midilli’de ise dört beş ay kaldığını, burada firari Mutasarrıf İbrahim Bey’in kendisine bir teşkilat yapılmasını önerdiğini, bu teşkilat için kırk beş elli kişilik bir idare heyeti toplandığını ancak kendisinin bu öneriyi kabul etmediğini söyledi. Hakkı örgüte girmediğini söylüyordu ancak Mahkeme Başkanı’nın sen de bu elli kişilik heyetin içinde mi idin
Ardından Sabri Bey, Hakkı’ya ülkeden niçin kaçtığını sordu. İkili arasında şöyle bir diyalog geçti:
Reis Bey sordu: -sen niçin kaçtın, demek hıyanetinden korktun.
► Ben hain değilim ki korkayım.
► Sen Çerkezlerle beraber Kuva-yı Milliye ile harp etmedin mi
► Ettim ama herkes gibi.
Çerkezlerden başka Kuva-yı Milliye ile harp eden oldu mu ki herkes gibi diyorsun
► Oldu ya! Bu kadar isyanları yapanlar, Kuva-yı Milliye aleyhine hareket edenler yalnız Çerkezler mi idi
Hakkı bu karşılıklı konuşmanın ardından Girit’e nasıl gittiğini, Hacı Sami ile burada nasıl tanıştığını anlattı. Hakkı’nın ardından Küçük ve Büyük Mecid de sorgulandı ve ertesi gün devam etmek üzere duruşmaya ara verildi.
6 Kasım’da Adliye koridorları bir önceki güne göre daha kalabalıktı. Öğrenciler de davayı dinlemek üzere gelmişlerdi. Güvenlik önlemleri daha da artırılmıştı. Dinleyiciler yine sıkı bir aramadan geçirildi. Kadınlar da bir kadın görevli tarafından arandıktan sonra sanıklar mahkeme salonuna alındı. Meki bu kez tıraş olmuş, kravatını muntazam bir şekilde bağlamış, siyah saçlarını özenle taramıştı. Hakkı’nın ince ve beyaz bir sakal ile çerçevelenmiş olan yüzü daha kansız, daha renksizdi. Koltuk değneklerine dayanarak ağır, ağır ilerliyordu. Ayağının ağrıdığını söyleyerek jandarmadan koluna girmesini rica etmişti. Onun yardımı ile arkadaşlarının yanına oturmuştu. Mahkeme tam 10.30’da başladı. Mahkeme Başkanı yine Hakim Sabri Bey, Savcı da Cemil Bey idi.
Sabri Bey Meki’yi sorgulayarak duruşmayı açtı. Meki’ye nerede oturduğunu, ne işle uğraştığını, kimliğini sordu. Meki; eniştesinin yanında oturduğunu, aşçılık yaparak geçimini sağladığını, babası Mekke’ye sürgün gönderildiği için orada doğduğunu, Arap değil Çerkez olduğunu, Ahmet, Eşref ve Yusuf adlarında üç kardeşi daha bulunduğunu söyledi. Küçük yaşta Mekke’den İstanbul’a geldiklerini, İzmir İdadisi’nde eğitim gördüğünü anlattı. Milli Mücadele’de Salihli’de bulunduğunu, Edip Bey çetesi ile birlikte Uşak’ta ve Dumlupınar’da Yunanlılarla savaştığını, beş altı yıl önce yeniden İstanbul’a geldiğini belirtti. Sabri Bey’in ağabeyleri ile olan ilişkisine yönelik sorularını da yanıtlayan Meki, kardeşlerinin nerede olduğunu bilmediğini, Eşref ve Sami ile hiç haberleşmediğini, ağabeylerinden yalnızca Ahmet’e askerlik ile ilgili bir mektup yazdığını söyledi. Suikast ile ilgili aranan ya da tutuklananları da tanımadığını sözlerine ekledi.
Başkan, jandarmalar tarafından tutulan zabıt varakalarını okuttuktan sonra Hakkı’ya çeşitli sorular yöneltti. Çerkez Reşit ile beraber olup olmadığını, Reşit tarafından İsmet Paşa’ya yazılan mektupta ima edilen suikast girişimini bilip bilmediğini öğrenmek istedi. Zira Reşit, Size tarihi bir fırsat veren bu mektubum sizi maddi ve manevi zararlarımızı tasfiyeye tediyeye sevk ederse ne ala diyerek tehdit savurmuştu. Hakkı, mektup hakkında ne diyeceğini bilemediğini söyleyince Sabri Bey yeni bir zabıt varakası okuttu. Bunda Ethem ile Hacı Sami’nin Abaza Hakkı için kavga ettikleri, bu kavga sırasında Hacı Sami’nin Ethem’in dört dişini söktüğü, Abaza Hakkı’nın Hacı Sami için ‘elli kişiye bedeldir’ dediği belirtiliyordu. Sabri Bey, Hacı Sami’nin gerçekten elli kişiye bedel olup olmadığını sorunca Hakkı, Allah biliyor ya şimdi öldü. Hakikaten elli kişiye bedeldi efendim diyerek başkanı yanıtladı. Sabri Bey, o güne kadar yaptığı itirafların doğru olup olmadığını sorunca Hakkı, Doğru efendim hepsini söyledim, hepsini itiraf ediyorum, ben idam olunacağımı bile bilsem yine yalan söylemem diyerek ifadesini doğruladı. Hakkı’nın ifadeleri okundu, ifadesinde Hacı Sami’den başka Reşit ve diğerleri ile görüşmediğini, yalnız Hacı Sami ile ilişkide olduğunu, Sami’nin kendisini kandırdığını, Yüzellilik listeye dahil olduğu için hükümetin kendi aleyhinde yasal bir takibat yapmayacağını söylediği için Hacı Sami ile Söke’ye gitmeğe karar verdiğini belirtiyordu.
Mahkeme Başkanı Sabri Bey Hacı Sami’nin ardından her iki Mecid’e ve Meki’ye verdikleri ifadeleri doğrulayıp doğrulamadıklarını sordu. Tümü de ifade ve itiraflarını doğruladılar. Verilen ifadeler okunduktan sonra Başkan mahkemeyi bitirmek üzere olduğunu vurgulayarak sanıklara eklemek ya da söylemek istedikleri başka bir şey olup olmadığını sordu. Abaza Hakkı, söyleyecek başka sözü olmadığını belirtti. Diğerleri ise aldatıldıklarını beyan etti. Büyük Mecid ayrıca çoluk çocuk sahibi bir adamım. Askerlik yaptım. Nede olsa bu vatana hizmet ettim. Bana acıyınız. Beni kandırdılar. Bu işin içine soktular diyerek affını istedi.
Mahkeme Başkanı Hakim Sabri Bey kararı hazırlamak üzere duruşmaya son verdi. Suikast davası böylece tamamlanmış oldu. Ağır Ceza Reisi Sabri Bey’in duyarlılığı ve Savcı Yardımcısı Cemil Bey’in dosyaları önceden incelemeye almış olması nedeniyle dava iki gün içinde sonuçlandırıldı. Savcı Cemil Bey 6 Kasım günü öğleden sonra yapılan celsede iddianamesini okudu. Karar 7 Kasım’da açıklandı. Üsküdarlı Meki beraat etti. Abaza Hakkı, Söke’li Mecid ve Düzceli Mecid idama mahkûm oldu. Beraat haberini alan Meki adaletin hızla yerini bulmasında dolayı şaşkındı. Meki hemen o gün özgürlüğüne kavuştu.
İdam cezası alan Hakkı ile Mecid’ler yeniden hapishaneye gönderildiler, diğer mahkûmların olduğu koğuşlara ayrı ayrı dağıtıldılar. Hakkı, geceyi koğuşunda ağlayarak geçirdi. Sökeli Mecid ile Düzceli Mecid ise sabaha kadar uyuyamadı. Mahkeme heyeti ise idam mahkûmlarının dosyasını düzenleyerek Temyiz Mahkemesi’ne gönderdi. İdam cezaları hem Temyiz Mahkemesi hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylandı. Ankara’dan gelecek emir beklenirken hükümlüler de cezaevindeki günlerini tövbe ile geçiriyordu. Abaza Hakkı’nın yarası iyileşmiş koğuşta yardımsız yürüyebilecek hale gelmişti. Aldığı cezayı manevi hazlarla hafifletmeye çalışan Hakkı beş vakit namazını kaçırmıyordu. Çete üyeleri koğuşlarında bulunan diğer mahkûmlarla konuşmamayı tercih ederek sessizliğe gömülmüşlerdi.
İdam Cezaları İnfaz Ediliyor
1928 yılı Ocak ayının ikinci haftasında Ankara’dan cezaların infazı ile ilgili onay geldi. 18-Ocak-1928 gece yarısı saat üçte infaz için tutukevi hareketlendi. Sokaklar derin bir karanlık içindeydi. Ayasofya Meydanı sessiz ve ıssız, büyük bir mezarlık gibiydi. Tutukevinin köşesindeki sokağın başında titrek bir ışık yanıyordu. Sokak karanlık bir aydınlığın içindeydi. Tutukevinin demir kapısı uzaktan görünüyordu. Müdürün, Eminönü merkezini telefonla arayarak Sehpalar derhal kurulsun, hazırlanınız emri ile ortalık yeniden hareketlendi. Endişeli, heyecanlı adımlar atılmaya başlandı. Saat tam dörtte, Savcı Yardımcısı Mithat Bey, Tutukevi Müdürü Ziya Bey, Baştabip İbrahim Nafi Bey ile mahkûmlara dinsel tebligatta bulunacak olan imam efendi ve diğer memurlarla polis ve jandarma kuvvetleri müdürün odasında toplanmıştı. Telefon çaldı, haber geldi. Sehpalar kurulmuş, hazırlıklar tamamlanmıştı, emir bekleniyordu. Tutukevi müdürü Ziya Bey zili çaldı. Gardiyan geldi. Gözleri şişmişti. Belli ki hiç uyumamıştı. Ziya Bey emri verdi Mahkûmları alınan tertibat mucibince buraya getiriniz.
Mahkûmlar o gece asılacaklarından habersizdi. Küçük Mecid gece üçte uyanmış gardiyanlardan çay istemişti. Diğer ikisini de uyku tutmamış, kendiliklerinden uyanmışlardı. İki gardiyan yanlarında imam ile birlikte önce Küçük Mecid’in koğuşuna geldi. Yukarıda sorgu yapılacağını söyleyerek kalkmasını istedi. İmam, Mecid’den salavat getirmesini istedi ve ekledi Mecid sen memleketin büyüklerine, Mübeccel Cumhuriyetin esasına kastettin. Bu büyük cinayeti idam edilmekle ödeyeceksin. Şimdi idam olunacaksın! dedi. Mecid kalktı, koğuştan çıkarken yüksek sesle Allaha ısmarladık efendiler, hakkınızı helal ediniz, gidiyoruz artık dedi. Ardından Büyük Mecid’in koğuşuna gelindi. Mecid, Hoca demek idam ediliyoruz öyle mi diye sordu ve imamın isteği ile salavat getirdi. Koğuştakilere dönerek Biz rençber adamlarız. Allahtan bulsunlar bizi yakanlar. Biz kimiz, suikast kim, Cumhuriyet hükümetini devirmek kim
Mahkûmların tümüne beyaz gömlekleri giydirildi. Bu sırada Büyük Mecid bir sigara istedi. Sigaradan on bir nefes çektikten sonra yanındaki gardiyana dönerek: beş kuruşum var. Pantolonumun cebinde, o parayı alınız da sigarası olmayan bir fakire veriniz, sigara alsın dedi. Ardından da Söke’de çoluğum, çocuğum vardır. Onlara haber veriniz. Evimi satsınlar, paranın içinden ailemin nafakasını ayırsınlar, ruhuma bir de mevlit okutsunlar. Geriye kalan para ile de çocuklarımı okutsunlar. Çocuklarım benim gibi cahil kalmasınlar da millet ve devletlerine iyilik ederek babalarının yaptığı fenalıkları ödesinler diyerek vasiyet etti.
Saat tam beşte otomobiller Eminönü’ne hareket etti. Eminönü’nde üç sehpa kurulmuştu. Biri Rüsumat Müdüriyeti’ne giden caddenin köşe başında, ikincisi köprü başında köşede, üçüncüsü de tramvayların bekleme yerinde idi. İdam hükmünün infaz edileceğinden haberdar olan halk da akın akın Eminönü’ne gelmeyi sürdürüyordu. Mahkûmlar ayrı ayrı cezaevi otomobili ile idam edilecekleri sehpanın önüne getirildi. İlk olarak Küçük/Düzceli Mecid Reşadiye Camii önündeki sehpaya çıktı. Boğazına ip geçirildi. Mecid’in son sözü buna sebep olanlar Abaza Hakkı ile Hacı Sami’dir. Gözleri kör olsun, fakat hiç olmazsa Müslüman kardeşlerimin karşısında asılıyorum. Buna memnunum. Esir olarak, düşman bizi aldı, götürdü. Fakat kısmet yine burada olmakmış. Allahısmarladık oldu. Birkaç dakika sonra Büyük/Sökeli Mecid tramvayların bekleme noktasında kurulan sehpaya getirildi. Onun son sözü Biz esir düştük. Buraya geldik. Hacı Sami ile Abaza Hakkı bizi kandırdı. Ruz-ı mahşerde bu adamlardan hakkımızı alacağız oldu.
Son olarak Abaza Hakkı sehpaya çıktı. Okunan idam kararını dinledikten sonra beni kardeşlerimin üzerine saldırtan Ethem’den intikam almadan öldüğüme yanıyorum. Elli beş yaşındayım. On üç sene hizmet ettim. Hakkınızı helal edeniz dedi. İdam hükümleri infaz edildikten sonra cesetler bir süre asılı bırakıldı, sonra indirildi. Sehpalar kaldırıldı.
Hacı Sami ve çetesinin suikast girişimi 1919 yılı Aralık ayında, başlarında Todori isimli bir Rum’un bulunduğu Pontusçuların Ankara’daki girişimi ile başlayan, 1920’de Mustafa Sagir’in, 1926’da Ziya Hurşit ve adamlarının girişimleri ile devam eden sürecin yeni bir halkası idi. Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasında olduğu gibi Cumhuriyet’in güçlenerek devamını da Mustafa Kemal’in kişiliği ve varlığı ile eş gören çevreler O’nu yaşamdan kopararak Cumhuriyet’i sonlandırabileceklerini düşünmüşlerdi. Çerkez Ethem ve Reşit gibi Yüzellilik listeye dahil olanlar, Vehip Paşa gibi Firariler bu düşüncelerini eyleme geçirmek uğrunda örgütler kurmuşlar, kurdukları örgütlerle para toplamışlar, yabancı örgüt ve devletlerden özellikle Hoybun örgütünden siyasi destek de bulmuşlardı. Ortak hedefleri “Kemalist Türkiye” ve Mustafa Kemal’di. Bu nedenle Hacı Sami çetesinin suikast girişimi son olmayacak, yeni çeteler kurulacak, yeni girişimler sürecek ama sonları aynı olacaktı.
I. Belgesel Kaynaklar
Düstur, III. Tertip, C. 7, Ankara: Devlet Matbaası, 1944.
II. Gazeteler
Akşam
Cumhuriyet
Hâkimiyet- i Milliye
Vakit
III. Makaleler
ASIM, Mehmet, “Yüzelliliklerle Yunanlılar”, Vakit, 29-Ağustos-1927.
SADAK, Necmettin, “Hainlerin Teşebbüsü”, Akşam, 30-Ağustos-1927.
IV. Tezler
HALICI, Şaduman. Yüzellilikler, Anadolu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Eskişehir, 1998 (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi)
=======================
Lütfen Ülkenize yardım edin.
Ben 10yıldır uğraşıyorum yardım edin.
Ne Cumhurbaşkanı ne avukatları ne de Cumhuriyet savcıları Cumhurbaşkanına hakaret davası açamaz.AİHMden dönecegini bile bile 30bin Tl. vekalet ücreti almak için eziyet ettikleri ve azap çeken herkes okusun mahkemeye davalar düşsün diye başvursun.
İşte başvurum.
DOSYA NUMARASI; 2025-566 SAYILI VE 26-EYLÜL-2025DE AÇILAN DAVA DOSYASINA TALEPNAMEDİR
Sayın Hakim,
Birkaç yıl önce yaptığım başvuruyu izlemek üzere AİHM’ne Strasbourg’a gitmiştim. Fransadaki avukatla gittiğimden Hem Türk Yazı işleri müdürü hem AİHM Başkan yardımcısı hem de bir hakimle görüştürdüler.
Edindiğim bilgiyi zaten TC Hükümeti Adalet bakanlığının da bildiğini söylediler.
Cumhurbaşkanına hakarete açılan soruşturma daha o zaman 200.000 civarındaydı. Açılan davalar da 50bini geçmiş 8.000den fazla da CEZA HÜKMÜ kurulmuştu.
Bunu anlatarak bana artık “CEZA DAVASI AÇILMASI AMACIYLA soruşturmayla karşılaşmak bile maddi tazminata nedendir. Çünkü maddi manevi işkencedir cezalandırılmalıdır dediler.
Nasıl 2 yıl önce TC Anayasa Mahkemesi 1 tek kararla 8000e yakın HAGB kararlarını iptal ederek tekrar yargılamayı kararlaştırdıysa AİHM de bir tek kararla her soruşturma için tazminata hükmetme hazırlıklarını yapmaktadır.
Başvuru sayısı önemsizdir. Emsal üzerinden her soruşturmaya muhatap olan TC Vatandaşı bu tazminata hak kazanacak ve TC Anayasası emri olarak 1 yıl içerisinde bu tazminat kararı kuran savcı hakime rücu edilecektir.
Basit bir hesap yaklaşımıyla TC Devletinin soruşturma-dava başına 10Bin Euro ile cezalandırılması olasıdır. Hele gözaltı ve tutuklama varsa 25Eurodan aşağı olmayacak bu cezalardan Vergi Verenler korunmalıdır.
200.000 soruşturma çarpı 10.bin euro toplamda 2Milyar Euro eder. 50TL ile çarparsanız karşımıza çıkacak sayı dehşet verici olacaktır
En altta bilgilerinize sunduğum çeşitli AİHM kararları TC Anayasası olmuş ve bu kararları umursamadan bırakın Hüküm Kurmayı, soruşturma açmak bile TC Anayasası ihlal, sayılmaktadır.
Tabii ki tazminat dışında da bu olayların içinde olan savcı hakimler yanında bu davaları soruşturmaları açtıran TC Cumhurbaşkanı ve TC Cumhurbaşkanının avukatları da Örgüt Olarak Anayasaya karşı suç işlemekten yargılanacaktır.
TC Cumhurbaşkanı “”ancak YÜCE DİVANDA yargılanabilir “”asla demeyin çünkü gerek geçen hafta açıklandığı gibi TC Cumhurbaşkanı AKBİL davasından gizlice yargılanmış ve BERAAT ETMİŞTİR.
Bu emsale ek olarak 2016da benim İstanbul’dan başvurumla TYC Cumhurbaşkanına Geçersiz diploma noter sureti ile sahtecilik dolandırıcılık soruşturmasına Başsavcı Yüksel Kocaman tarafından açılabilmiştir. Her ne kadar bu kadar zamanda onca ek suç duyurularıma ve onlarca başvuruma cevap verilmemesine dayanarak burada da büyük bir adalet hatasına işaret edebilirim…
Bu konuda saçmasapan bir cevap veren TC Adalet Bakanlığını paniğine ve cevabına karşı cevabım da ekte bilgilerinize sunulmuştur.
1. Davanın Reddine
2. 2.Dava RedDedilmediği taktirde TC Cumhurbaşkanı ve Avukatları hakkında Örgüt olarak TC Anayasasına ve Uluslararası HUKUK anlaşmalarına kasten ve taammüdüden ZİNCİRLEME VE SÜREKLİ suç işlemekten SUÇ DUYURUSU YAPMANIZA
3. -açtıkları cumhurbaşkanına hakaret dava sayısı toplamını istemenizi
4. -yaptıkları cumhurbaşkanına hakaret konulu şikayet ve savcılıklara açtırdıkları dava sayısını istemenizi
5. -bu davalarda ceza alan insanların sayısını istemenizi
6. -bu davalardan aldıkları ücreti vekalet sayısını istemenşzş
7. -vergi dairesine beyanları ile dava sayısı ve alınan ücreti vekaletlerin karşılaştırılması sonuçlarını istemenizi
8. 8.TC Cumhurbaşkanının onlara dava açmalarını emreden her talimatı istemenizi
9. Adına hüküm kuracağınız türk milletinin sadık bir ferdi olarak talep ederim
1- TC adalet Bakanlığı Ceza işlerine cevabım
3- Hukuk ve AdaletTürkiye
Raftan indirilen Akbil davasında Erdoğan’a “gizli” beraat
4- Alican Uludağ
5- 12-12-202512-Aralık-2025
Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında İBB Başkanlığı dönemine ilişkin açılan Akbil davasının raftan indirilerek beraatle sonuçlandırıldığı öğrenildi.
Cumhurbaşkanı nasıl yargılanabilir
Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı yalnızca Yüce Divan’da yargılanıyor.
Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu, Anayasa’nın 105. maddesinde düzenleniyor. Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebiliyor. Meclis, üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebiliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi de soruşturma sonunda, üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Cumhurbaşkanı yalnızca Yüce Divan’da yargılanabiliyor.
Madde 10 • İfade özgürlüğü • Facebook üzerinde paylaşılan hakaret içeren yayınlar nedeniyle Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan uygulanan çeşitli cezai tedbirler • Hapis cezasına ve ardından beş yıl boyunca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin caydırıcı etkisi • Hakaret konusunda Cumhurbaşkanı’nın daha fazla korunmasını öngören ve Sözleşme’ye ve bir Devletin kendi başkanının itibarını koruma yönündeki menfaatine uygun olmayan özel bir hükmün uygulanması • Orantılılık
Madde 46 • Genel tedbirler • Özel hükmün, uygun bir telafi şeklini teşkil eden Sözleşme’nin 10. maddesiyle uyumlu hale getirilmesi
Kesinleşme Tarihi
28-Şubat-2022
AİHM Konu ile İlgili Önemli Kararları
– Colombani ve diğerleri/Fransa
Bu davada; bir grup gazeteciye, Fas Kraliyet Ailesinin uyuşturucu ticaretine göz yumduğunu iddia eden yazıları nedeniyle yabancı devlet başkanına hakaret suçundan para cezası verilmiştir. Başvurucuların ayrıca Fas Kralı’na sembolik bir tazminat ödemesine ve mahkumiyet kararını çalıştıkları gazetede yayımlamalarına karar verilmiştir.
– Artun ve Güvener/Türkiye:
Bu davada; gazeteci olan iki başvurucu, Marmara Depremi sonucu meydana gelen ölümlerden dönemin Cumhurbaşkanını sorumlu tutan yazıları nedeniyle cumhurbaşkanına hakaret suçundan (mülga 765 sayılı TCK m.158) hapis cezası ile cezalandırılmışlardır. Başvuruculardan birisinin cezası ertelenmiş, diğerininki para cezasına çevrilmiştir.
– Otegi Mondragon/İspanya
: Bu davada; siyasetçi olan başvurucu, bir basın toplantısında yaptığı konuşmada İspanya Kralı’nı işkencecileri korumakla itham etmiş ve iktidarını işkence ve şiddet yoluyla sürdürdüğünü söylemiştir. Başvurucu, sözleri nedeniyle Krala hakaretten bir yıl hapis cezası almış ancak bu ceza ertelenmiştir.
– Eon/Fransa
: Bu davada; yerel bir siyasetçi olan başvurucu, Fransa Cumhurbaşkanına hitaben “defol git, zavallı aptal” yazılı bir pankart taşıması nedeniyle 30 Euro tutarında para cezası ile cezalandırılmıştır. Bu ceza ertelenmiştir.
– Önal/Türkiye (No. 2)
: Bu davada; yayıncı olan başvurucu, bir kitapta dönemin Cumhurbaşkanı’nı cinayet işleyen, uyuşturucu ticareti yapan, Kürt sorunundan rant sağlayan bir çetenin lideri olarak gösteren ifadeler nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaretten (mülga 765 sayılı TCK m.158) suçlu bulunmuş ve para cezası ile cezalandırılmıştır.
– Vedat Şorli/Türkiye
Bu davada; sade bir vatandaş olan başvurucu, Facebook paylaşımları nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçundan (TCK m.299) tutuklanmış, yapılan yargılama sonucunda 11 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmış, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
– Pakdemirli/Türkiye
Bu davada; siyasetçi olan başvurucu aleyhine, dönemin Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle yüklü miktarda tazminata hükmedilmiştir. Özel hukuk yaptırımı sözkonusu olmasına rağmen İHAM’ın, Cumhurbaşkanına hakaret davalarında gönderme yaptığı önemli kararlarından birisidir.
Bu kararların tamamında İHAM, başvurucuların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli ve/veya ölçülü olmadığına kanaat getirmiştir
https:// sen.av.tr/…/iham-ve-aym-kararlari-i%C5%9Figinda…
Ersan Şen Ceza Avukatı
4.Avukatlık yemini ve TC Cumhurbaşkanlığı yemini.
Avukat. Hukuka, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma namusum ve vicdanım üzerine and içerim.
TC Cumhurbaşkanı…
ürkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer:
“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”
5.Açılan davalar sadece davalar soruşturmalar hariç
Yıl Açılan Dava Sayısı (Tahmini)
2021 4.500 – 5.500 Adalet Bakanlığı 2021 İstatistikleri; 2020’ye göre artış trendi.
2022 5.000 – 6.000 7.600 dosya (TCK 299+301); ~%80 TCK 299 (PİRHA, 2024 raporu).
2023 5.000 – 6.000 Trend devamı; resmi 2023 istatistikleri revize edilmiş ancak detay yok.
2024 5.000 – 6.000 Adalet İstatistikleri 2024; vergi yargısı odaklı raporlarda genel artış belirtilmiş.
2025 (Oca-Eki) 3.500 – 4.500 Tahmin; yıllık ortalamanın 10/12’si.
Toplam (2021-2025 Eki) 23.000 – 28.000 Mevcut verilere dayalı tahmin; resmi toplam bekleniyor.BU KONUDA TC ANAYASA MAHKEMESİ KARARINA RAĞMEN CİMERDEN BİLE BİLGİ ALAMADIM
NOT;Madde 90/Son Hükmü ve İHAM Kararları
Anayasa madde 90/son hükmünün sadece “milletlerarası antlaşmalara atıf yaptığı ve uluslararası mahkeme kararlarını kapsamadığı iddiasına karşılık, Anayasa Mahkemesi’nin kendi yorumu bu savı geçersiz kılmaktadır.
https:// www.kandemir.av.tr/aihm-kararlari-ve-anayasa…/
https:// www.kandemir.av.tr/aihm-kararlari-ve-anayasa-mahkemesi/
=======================
"Allah’ım! Çekirgeleri helak et, büyüklerini öldür, küçüklerini helak et, nesillerini kes, ağızlarını geçimliğimiz ve rızkımızdan (uzak) tut. Sen duaları işitensin." (Orada bulunan) bir adam:
"Ey Allah’ın Resûlü! Çekirgelere nasıl böyle beddua ediyorsunuz, onlar ki Allah’ın ordularından bir ordudur." dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da cevaben:
"Çekirge, denizdeki bir balığın hapşırığıdır." buyurdular."
[Tirmizî, Et’ime 23, (1824); İbnu Mâce, Sayd 9, (3221).]
=======================
https:// x.com/i/status/2012583567818187075
=======================
https:// x.com/i/status/2012644920163549614
=======================
In the Bible, Amalecch is kill everybody Men, women, children, even the donkeys.
https:// x.com/i/status/2012808846159307081
=======================
Amerikalı gaziler, Amerikan Anayasasına bağlılıklarını teyit etmek ve "bireyleri" değil, demokrasiyi savunmak için bir araya geldiler.
#TrumpTerrorist, "Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ordusu"
https:// x.com/i/status/2012668131332735011
=======================
https:// x.com/i/status/2012868215232229883
=======================
Tedavisi olmayan hastalara ötanazi uygulanan İsviçre’deki Dignitas Kliniği’nde gerçekleşen bir ötanazi seansı:
https:// x.com/i/status/2012865947430711666
==============
Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net)
L2fSIJNoA0xfSNxA