1. İsmail TÜRK: Bu millet silahsız ihanete de geçit vermeyecektir!
  2. Ahmet B. ERCİLASUN: Neye teşekkür ediyorsunuz?
  3. Yalnızca Kur’an yetmez.
  4. Hala daha kin ve nefret eğitimi veriliyor.
  5. Emre KongarLozan’a ve Cumhuriyete diyalektik bakış!
    1. TARİHE “DİYALEKTİK BAKIŞ”
    2. LOZAN VE CUMHURİYET:
    3. Osmanlı niye çöktü?
    4. Cumhuriyetin sorunu neydi; hâlâ nedir?
  6. Serendip Altındal: TÜRKİYE'NİN DÜZENİ…
  7. Sinan MeydanTürkiye Cumhuriyeti’nin temellerine saldırmak
    1. TÜRKİYE CUMHURİYE'NİN KURUCU BELGELERİNE SALDIRI
    2. TARİHSEL ÇARPITMALAR
    3. ŞEYH SAİT İSYANI VE AYDINLANMA DEVRİMİ
    4. ORTAK VATAN VE EŞİT YURTTAŞLIK
    5. LOZAN'I VE 1924 ANAYASASI'NI HEDEF ALMAK
  8. Ermeni ayaklanması asla bir soykırım değildir.
    1. Osmanlı’da Ermeni devlet adamları:
    2. Bakanlar:
    3. Hukuk Müşavir yardımcıları:
    4. Konsolos ve diplomatlar (1900-1907 arası):
    5. Hazine-İ Hassa (Bakanlar):
    6. Şuray-I Devlet Üyeleri (1900 Sonrası):
    7. Ticaret ve Ziraat nâzırı:
    8. İçişleri Bakanlığı (1900 sonrası)
    9. Vali Yardımcıları:
    10. PTT Bakanı (1878 sonrası):
    11. Nafia Nazırı (1908 sonrası):
    12. Meclis-i Âyan:
    13. S.No Senatör Padişah Atanma tarihi Doğum-Ölüm Not
    14. II. Meşrutiyet Dönemi:
    15. III. Dönem 1914-1918
    16. Memurlar ve bürokratlar:
    17. Kaynakça:
  9. Filistinli vaiz:
  10. Porno denen belanın dünyaya yayıldığı yerin Türkiye, İstanbul, Sultanahmet olduğunu bilir miydiniz?
  11. HDK davası: Sema Barbaros için tahliye kararı verildi
    1. ORTADA BİR DELİL YOK
  12. Skandallar devam ediyor: Camide şenlik yaptılar
    1. GÖRÜNTÜLER TEPKİ ÇEKTİ
    2. İŞTE YURDUN DÖRT BİR YANINDAKİ CAMİİLERDE YAPILAN ETKİNLİKLERDEN BAZILARI
    3. “ DİYANET ÇIKIP BU GÖRÜNTÜLER HAKKINDA AÇIKLAMA YAPSIN”
  13. Yapay zeka IBM'de çalışanların işini elinden aldı
    1. İŞGÜCÜ YENİDEN ŞEKİLLENİYOR
  14. Tanju Özcan: Çok tehlikeli bir oyun oynanıyor!
    1. 'HALKA SORULMADAN ANAYASA DEĞİŞTİRİLMEK İSTENİYOR'
    2. 'KENDİ LİSTEMİZDEN MECLİS'E SOKTUKLARIMIZ...'
  15. Cem Küçük’ten 5’inci dalga İBB operasyonu iddiası: “Bir o kaldı”
    1. “ İSPARK’a operasyon olmadı, bir o kaldı”
    2. “ Savcılık evrakları istiyor”
  16. ABD öğrenci ve au-pair’lere vize randevularını durdurdu
  17. DSÖ: Gazze’deki açlık ve kıtlık çok yüksek seviyelere ulaştı
    1. SAĞLIK SİSTEMLERİNDE YIKIM
    2. AÇLIKTAN ÖLEN İNSANLAR VAR
  18. İsrail yardım merkezine saldırdı: Üç ölü, 46 yaralı - Diken
  19. Armenian uprising was not a genocide.
  20. ABD Başkanı 28-Mayıs-1830’da Kızılderili katliamının önünü açan yasayı imzalamıştı!
  21. Eski Genelkurmay istihbarat başkanı KorGeneral İsmail Hakkı Pekin bakın ne anlatıyor
  22. Fransa’da uçak tamir hangarı satın alınıyor.



🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

İsmail TÜRK: Bu millet silahsız ihanete de geçit vermeyecektir!

18-Mayıs-2025

PKK, silahtan siyasete dönüş kararını açıklayınca süreci vatandaşa yutturmakla görevli olanlar harekete geçerek bunu tarihi bir zafer olarak sundular.

Bir olayın zafer vasfı kazanması yahut o ülke için sevinç vesilesi olması sadece silahlı mücadeleden değil, silahla ulaşılmak istenen amaçtan vazgeçilmesi ile olur. PKK açıklamasında, bir vaz geçme yok, tam tersine mücadeleyi başka bir boyuta taşımanın ilanı var. Zaten tasfiye kararında da hiç bir şeyden vaz geçilmediği ayan beyan izah edilmiş. Yani silahla yeterince mesafe aldık, tabanımızı ayrıştırdık, sıra siyasetle aynı hedefe yürümede. Bunu sevinç çığlıkları ile karşılamanın neresi doğru? PKK, Lozan’ı tanımıyoruz, 1924 anayasası ile ortaya çıkan devleti tanımıyoruz diyor,sarayın beslemeleri hep bir ağızdan “hurrraaa zafer kazandık” diye bağırıyor.

Aynı şeyi PKK ve türevleri de söylüyor, asıl zaferi biz kazandık diyorlar. Apo’nun ayağına gittiniz, mecbur kaldınız diyorlar. DEM eş başkanı koruculuğu tasfiye edin inek beslesinler diye, bu vatana, millete siper olmuş insanları aşağılıyor. İYİ parti dışında çıkıp bu kişilere had bildiren yok.

Erdoğan’ın eski danışmanı İlnur Çevik, “ tasfiye için ABD devreye girdi” diyor. Planın esas adresinin ABD olduğunu ima ediyor. Aksi olsa şimdiye kadar süreç çoktan sabote edilirdi. ABD/ İsrail ikilisi mutlaka provakatif eylemlerle sürece çomak sokarlardı. Sürecin - iç kaynaklı- olduğunu ifade etmek için S.Süreyya Önder’in aracının tekerine bir düzenek takıldığı iddia edildi. Güya otopark görevlisi veya vale bunu fark edip aracı lastikçiye götürünce anlamışlar. Siz hiç vale veya otopark görevlisinin başkasına ait araca ait bir arızayı sahibinden habersiz tamirciye götürdüğünü duydunuz mu? Maksat açık; bu yalanla topluma bu süreç yerli olduğu için dış güçler engellemek istiyor mesajı veriliyor. Bir olayın yerli ve iç dinamiklerle oluştuğuna toplum ikna edilmeye çalışılıyorsa, o olay dış kaynaklı olduğu içindir.

Aynı çevreler toplumu baskılamak için YPG’nin 50/60 bin silahlı gücü var diye propaganda yapıyor. Amaç, PKK ile anlaşın yoksa 50/60 bin kişilik bir güç sınırınızda bekliyor, daha büyük bedeller ödersiniz korkutması ile ülkeye diz çöktürmek.

PKK’nın açıklaması ile çok ciddi bir sürece girdik, Lozan’a karşı olan sadece PKK değil. Milli devlet karşıtlığında, anayasada Türklüğün kaldırılmasında, hatta eyaletleşmede AKP onlardan aşağı değil. Erdoğan ve bazı AKP yöneticilerinin,”Osmanlılarda da eyaletler olduğunu belirten, Lozan’ı eleştiren sözlerini hatırlayın. PKK ile AKP’nin buluştuğu çok nokta var, tehlikeyi büyüten de budur. Bazılarının ‘ya Bahçeli?’ Dediğini duyar gibiyim. Bahçeli, devletin görünen yüzüdür, devlete hangi kadro hakin olursa Bahçeli onların taleplerini dillendirir. Düne kadar bu ülkenin sigortası milliyetçilerdi, milliyetçileri sürece dahil ederek etkisizleştirdiler. Şehit dernekleri sessiz, dillerini yutmuş gibiler. CHP’yi yeni parti ile parçalama çalışmaları sürüyor, siyasi kulislerde önümüzdeki günlerde Gürsel Tekin’in genel başkanlığında yavru bir CHP’nin kurulabileceği konuşuluyor. Bu ahval ve şerair altında, milletin bekasına yönelme ihtimali olan tehditleri durdurma görevi yine millete düşmüştür. Ümitsiz değilim bu millet varlığına yönelen her türlü tehşike ve degdidi püskürtecek, buna teşne olan kadroları kusup atacak güçtedir. Silahlı ihanete geçit vermediği gibi silahsız ihanete de geçit vermeyecektir.

https:// www.yenicaggazetesi.com.tr/bu-millet-silahsiz- ihanete-de-gecit-vermeyecektir-916177h.htm

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Ahmet B. ERCİLASUN: Neye teşekkür ediyorsunuz?

18-Mayıs-2025

Bütün bunlara teşekkür edip şükranlarını sunan MHP lideri, yöneticileri ve taraftarları hâlâ milliyetçi mi?

Terörsüz Türkiye hedefimize engelleri aşarak, önyargıları kırarak, fitne ve nifak tuzaklarını bozarak, emin adımlarla yürüyoruz. Terörsüz Türkiye sürecinde bugün kritik bir eşiği daha açtık. Terör örgütü kendini fesh etme ve silahları teslim etme kararı aldığını açıkladı. Alınan kararı ülkemizin güvenliğinin milletimizin ebedi kardeşliğinin perçinlenmesi adına önemli buluyoruz.”

Terörsüz Türkiye hedefini bir devlet politikası haline getiren, özverili bir şekilde tavrını ve duruşunu gösteren Sayın Cumhurbaşkanımıza, partisinde ve devlet bürokrasinde mücadele edip terörsüz geleceğin mimarisine destek veren mesai arkadaşlarına, 27 Şubat barış ve demokratik toplum çağrısıyla tarihsel sorumluluğu üzerine alan PKK’nın kurucu önderi Abdullah Öcalan’a, İmralı-DEM Parti-Kandil arasında temas ve görüşme trafiğini yürüten heyetlere, DEM Parti’nin eş genel başkanlarına, yönetici ve milletvekillerine” “teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.”

Yukarıda yer alan ilk paragraftaki sözler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, ikinci paragraftaki sözler MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye aittir.

Cumhur ittifakının başındakiler! Neye teşekkür ediyorsunuz? Neyi önemli buluyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti devletinin “yüzyıllık soykırım politikaları” uyguladığını ileri süren PKK fesih bildirgesine mi teşekkür ediyorsunuz? Fesih kararındaki bu ifadeleri mi “ülkemizin güvenliğinin milletimizin ebedi kardeşliğinin perçinlenmesi adına” önemli buluyorsunuz? Devletimiz “soykırım politikası” mı uyguladı? Bunu kabul ediyor ve buna teşekkür mü ediyorsunuz, bunu mu önemli buluyorsunuz?

Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı… Ulusların kendi kaderini tayin hakkı… ilkesini benimseyerek, silahlı mücadele stratejisinde meşru, haklı bir mücadele yürüttü.” sözlerine mi teşekkür ediyorsunuz? PKK’yı, Lozan antlaşması ve 1924 anayasasına karşı “özgürlük hareketi” olarak gösteren, silahlı mücadelelerini “meşru” sayan bu ifadeleri mi önemli buluyorsunuz? PKK “meşru silahlı mücadele” yürüten bir “özgürlük hareketi” ise ona karşı elli yıldır mücadele eden ve şehitler veren Türk ordusu ve güvenlik güçleri ne oluyor? Onlar gayrımeşru faşist güçler mi oluyor?

Önder Apo Kürt-Türk ilişkilerinin sorunsallaştığı Lozan Antlaşmasının ve 1924 Anayasasının öncesini referans alarak, Ortak Vatan ve Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu Demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifini ve Demokratik Ulus anlayışını Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak benimsedi.” sözlerine mi teşekkür ediyorsunuz? Yani Türkiye Cumhuriyeti, “Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu ortak vakan” mı olacak? Buna mı teşekkür ediyorsunuz? Bunu mu önemli buluyorsunuz?

Sizin niyetiniz nedir? Türk varlığına dayanan cumhuriyeti yıkmak, “Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu” yeni bir devlet kurmak mı? Bunu Türklere sordunuz mu? Yoksa Özgür Özel’in dediği gibi MİT tarafından hazırlanan bir belgeye mi dayanıyorsunuz? Özgür Özel’in ifadesi doğru ise MİT, T.C. devletini ortadan kaldırmaya mı çalışıyor? MİT yöneticileri sizden akıllı mı ve ülkeyi onlar mı yönetiyor?

Bütün bunlara teşekkür edip şükranlarını sunan MHP lideri, yöneticileri ve taraftarları hâlâ milliyetçi mi?

https:// www.yenicaggazetesi.com.tr/neye-tesekkur- ediyorsunuz-916172h.htm

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Yalnızca Kur’an yetmez.

Neden yetmez.

Çünkü bir de peygamberin bizzat Allahın dinin anlatması, açıklaması vardır.

Göya(!) tarihte peygamberlerden ayrıca nebiler vardır.

Her peygamber aynı zaman nebidir.

Nebiler ise peygamber değildir.

Bu ne demek?

Nebilerin kutsal kitabı yoktur.

Onlar ilahın onlara öğrettiği dini kendi dilleriyle anlatırlar.

Yani nebiler öğretilerini anlatırlar.

Peygamberlerin ise ilah kaynaklı ayrıca kitapları vardır.

Siz her ne kadar Muhammedden eski peygamberlerin kitaplarını tahrif olduğunu söylesenizde dünya üzerinde Müslümanlardan çok daha fazla insan Eski Ahide ve/veya Yeni Ahide inanmaktadır.

Her ikisi içinde en az yirmi kadar peygamberin kutsal kitabı vardır.

Müslümanlar için tanıdık gelecek bazı kitaplı peygamberler şunlardır.

Isaiah(İşaya)

Amos

Daniel(Danyal)

Ester

Eyüp

Ezra(Üzeyir)

Habakkuk

Haggay

Ezakiel(Hezekiel)

Hoşea

Malaki

Mezmurlar(Zebur)

Mika

Nahum

Nehemya

Obadya

Rut

Samuel(İsmail)

Tsefanya

Joshua(Yeşu)

Yeremya

Yoel

Yunus(Şu balığın karnından çıkan)

Zecheriah(Zekeriya)

Bunlar kitaplı olduklarından peygamberdir.

Bir de kitapsız olan, kendi anlatılarıyla dini anlatanlar var.

İşte bunlar nebidir.

Yani peygamber Muhammed hem peygamberdir, hem de nebidir.

Kutsal kitabı vardır.

Kur’an


Ama bir de kendisinin Allahtan öğrendiği ve anlattığı, açıkladığı din vardır.

Bu da hadislerle kendini ortaya koyar.

Ben hadisleri iplemem, taklamam demek bir Müslüman için haddini fazlasıyla aşan bir iştir.

Hadisler Buhari, Müslim, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud, İbn Mace’nin kendi sözleri değildir.

Onlar peygamberin sözleri ve hareketleridir.

Hadisler peygamberin Allahın dinini anlatımlarıdır.


Haaıaa, burada duralım ve şunu söyleyelim.

Dürüst olalım.

Ayetlerde içsel çelişkiler, bilinen gerçeklerle, insan ve doğayla çelişkiler var.

Hadisler ve ayetler arasında, hatta hadislerin kendi içlerinde çelişkiler var.

Bu noktada yapılabilecek iki şey var.

Ya bu din muharreftir diyeceksiniz.

Ya da Yahudiler ve Hristiyanlar gibi yapacak, bu çelişkilerin açıklamasını ilahiyatçılara bırakcaksınız.

Seçim sizin.

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Hala daha kin ve nefret eğitimi veriliyor.

Hem de bir dostluk grubunda.

Osmanlı suçlanıyor.

Oysa Osmanlı devleti sizindi.

İhanet ettiniz, karşılığı oldu.

Bir bakın hele.

Osmanlı’da Ermeni devlet adamları:

Bakanlar:

Maliye Bakanı Agop Ohannes Kazazyan Paşa (1885; 1888, üç defa)

Nafia Nazırı Krikor Agaton Efendi (Mart 1867)

Davud Garabet Paşa (Mayıs 1868-Haziran-1871)

Ohannes Çamiç Efendi (1877-ve-1878)

Kirkor Sinapyan (Ocak 1912)

Orman ve Maden Bakanı Bedros Kuyumcuyan (Eylül 1878)

Posta ve Telgraf Bakanı Stanbulyan Efendi (Ocak 1910)

Mardikyan Oskan Efendi (Haziran1913)

Ticaret ve Ziraat Bakanı Ohannes Çamiç Efendi (Ağustos 1877, Ocak 1878)

Bedros Kuyumcuyan (Haziran 1880)

Bedros Hallaçyan (Ocak 1910)

Gabriel Noradukyan (1912’de Dışişleri Bakanı)

Ohannes Kuyumcuyan Paşa (1909-1913 arasında Dışişleri Bakanlığı Başkatip yrd.)

Hukuk Müşavir yardımcıları:

Edvar Bey Mısırlı (1908’e kadar)

Hırant Bey Abro (1917’ye kadar)

Konsolos ve diplomatlar (1900-1907 arası):

Hrant Düz (Messina/İtalya)

Hovsep Misakyan Efendi (La Haye/Hollanda)

Ohannes Magakyan Efendi, (Oziçe/Sırbistan) konsolos yardımcısı

Mihran Kavafyan Efendi Fransa (Genel Konsolos / Brüksel 1907)

Şekip Efendi (Birinci Katip Berlin/Almanya)

Harutyun Markaryan Efendi (Birinci Katip/ Belgrad)

Hovsep Azaryan Efendi (Genel Konsolos Malta)

Sarkis Balyan Efendi (Bari Konsolosu/İtalya)

Dikran Hünkarbeğendiyan (Odesa/Rusya Konsolos Yardımcısı)

Levon Bey Yeremyan (II. Katip/Paris)

Diran Bey Dadyan (II. Katip/Brüksel)

Levon Bey Yeremyan (II. Katip/Paris)

Minas Yeram Efendi (Konsolos Yardımcısı /Zanta)

Ohannes Nafilyan Efendi (Konsolos Yardımcısı /Tiflis)

Hrant Bey Noradukyan (Konsolos Yardımcısı /Galaç-Romanya)

Arsen Efendi (New Castle/İngiltere ve Patras/Yunanistan)

Hazine- İ Hassa (Bakanlar):

Sakız Ohannes Paşa (Hazine-i Hassa Bakanı-1897-1908arası)

Agop Kazazyan Paşa (II. Abdülhamit dönemi)

Mikael Portukal Paşa (1891-1897-II. Abdülhamit dönemi)

Şuray- I Devlet Üyeleri (1900 Sonrası):

İlyas Çayan Efendi

Andon Köyesan (Muhasebat Dairesi)

Duran Bey

Zarah Dilber Efendi

Bedros Zeki Garabetyan

Krikor Hıdıryan Efendi

Hrant Asadur Efendi

Ticaret ve Ziraat nâzırı:

Ohannes Çamiç Efendi

İçişleri Bakanlığı (1900 sonrası)

Bedros Kapamacıyan (Van Valisi)

Vali Yardımcıları:

Ohannes Ferit Efendi (Van)

Ohannes Asasyan (Elazığ)

L. Aycıyan ve Ant Billoryan (Erzurum)

PTT Bakanı (1878 sonrası):

Garabet Artin Davut Paşa (1868-1871)

Andon Tıngır Yaver (1870)

Krikor Ağaton (1868)

Oskan Mardikyan (1913-1914)

Nafia Nazırı (1908 sonrası):

Bedros Hallaçyan

Krikor Sinapyan

Meclis- i Âyan:

S.No Senatör Padişah Atanma tarihi Doğum-Ölüm Not

Abraham Paşa II. Abdülhamid 21-Ocak-1880 1830-1918

Gabriyel Noradonkyan Efendi II. Abdülhamid 17-Aralık-1908 1852-1916 Ticaret ve Nafıa Nazırı, 8 Ocak 1916’da istifa etmiştir

Manon Azaryan Efendi II. Abdülhamid 17-Aralık-1908 1852-1916 Belgrat Elçisi

Aram Efendi II. Abdülhamid 19-Mart-1909 ?-? Orman ve Maadin ve Ziraat Heyet-i Fenniyesi Reisi

Dilber Zare Efendi V. Mehmed 21-Ocak-1911 ?-? Şûrayı Devlet üyesi

Meclis- i Mebusan:

I. Meşrutiyet Dönemi:

Birinci Meşrutiyet döneminde Meclis-i Mebusan’da, İkinci Meclis Reisi Hüdavendigar mebusu Hovhannes Allahverdi, Dersaadet mebusu Sebuh Maksudyan Efendi, Diyarbekir mebusu Osep Kazazyan Efendi, Edirne mebusu Rupen Efendi, Erzurum mebusu Hamazasb Hallacyan Efendi, Erzurum mebusu Taniyel Karacıyan Efendi, Erzurum mebusu Giragos Kazancıyan Efendi, Erzurum mebusu Haçaduryan Efendi, Halep mebusu Karaca Manok Efendi, Hüdavendigar mebusu Sahak Yavrumyan Efendi, Sivas mebusu Agop Şahinyan Efendi, Ankara mebusu Daniloğlu Milkon Efendi, Aydın mebusu Ispartalıoğlu Agop Efendi, Dersaadet mebusu Agop Kazazyan Efendi, Trabzon mebusu Ohannes Efendi, Tuna mebusu Agop Kazancıyan Efendi, Erzurum mebusu Danyal Efendi ve Kayseri mebusu Agop Efendi görev yapmışlardır. Birinci Meşrutiyet dönemini kapsayan iki devrede, Meclis-i Mebusan’da görev yapan toplam on sekiz Ermeni mebus bulunmaktadır.[1]

II. Meşrutiyet Dönemi:

III. Dönem 1914-1918

Kirkor Zöhrap İstanbul İstanbul İstanbul

Bedros Hallaçyan İstanbul İstanbul İstanbul

Kegam Dergarabedyan Muş Muş Muş

Artin Boşgezenyan Halep Halep Halep

Karekin Pastırmacıyan Erzurum Erzurum

Ohannes Serengülyan (Vartkes) Erzurum Erzurum Erzurum

Mededyan Osep Efendi Erzurum

Dağavaryan Nazret Efendi Sivas

Karabet Paşayan Sivas

Dikran Barsamyan Sivas

Hamparsum Boyacıyan Kozan

Matyos Nalbantyan Kozan

Agop Babikyan Tekirdağ

Agop Boyacıyan Tekirdağ Tekirdağ

Vahan Papazyan Van Van

Onnik Tertsakyan (Arşak Vramyan) Van Van

Ispartalızâde İstepan İzmir

Vahan Bardizbanyan İzmir

Onnik İhsan İzmir

Agop Hırlakyan Ağa Maraş

Karabet Tomayan Kayseri

İstepan Çıracıyan Ergani

Minas Çeraz Bitlis

Memurlar ve bürokratlar:

Sisak Ferit Bey (Sansür Müdürü)

Minas Gamsar (Ermeni gazeteleri sansürcüsü)

Levon Surenyan (Ermeni gazeteleri sansürcüsü)

Bogos Parnasyan (Matbuat I. sekreteri)

Harutyun Hamdanyan Efendi (Sınırdışı Pasaportlar şefi)

Kaynakça:

^ Koç, Yılmaz (2009). Osmanlı Mebusan Meclisinde görev yapan ermeni mebuslar ve faaliyetleri (PDF) (Yüksek Lisans). s. 5.15-Nisan-2021 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi:14-Mart-2021.

^ İzrail 2015, s. 54.

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Emre KongarLozan’a ve Cumhuriyete diyalektik bakış!

ekongar@cumhuriyet.com

15-05-2025

TARİHE “DİYALEKTİK BAKIŞ”

Hem “diyalektik düşünce mantığına” hem “teknoloji-ideoloji etkileşimine” hem de “sınıfları” yaratan “üretim biçimine” dayalıdır.


Diyalektik düşünce mantığının üç temeli vardır:

1) Her olgu, kendi zıddını da içerir.

2) Her nicelik (miktar) değişmesi nitelik (mahiyet değişmesine, her nitelik değişmesi de nicelik değişmesine yol açar.

3) Her olay, kendi zıddını yaratır, zıtların etkileşiminden bir bireşim doğar ve o da kendi zıddını yaratır ve bu etkileşim, sonsuza kadar böyle devam eder.


İnsan- doğa çelişkisi teknolojiyi yaratır.

Teknoloji mülkiyeti insan-insan çelişkisini doğurur. İnsan-doğa ve insan-insan çelişki ve ilişkileri hem kendi içlerindeki hem kendi aralarındaki etkileşimlerle üretim biçimlerini belirler.

Bu üretim biçimleri kendilerini temellendiren teknolojilerin mülkiyetlerinin yol açtığı ideolojileri yarattığı için o ideolojiler döner, insan-insan çelişki ve ilişkilerini, sınıfları ve sınıflar arası çatışmaları yeniden üretir ve siyasal rejim (devlet) olarak kurumlaştırır.


Teknoloji ve ideoloji etkileşimiyle belirlenen üretim biçimleri, sınıfları ve devletleri yaratır.

İnsanlığın bu evrim süreci kabaca dört aşamada özetlenebilir.

(Diyalektik olarak her aşamanın bir öncekinin kalıntılarını ve bir sonrakinin tohumlarını da içinde taşıdığını ve soyut modellerin aşırı basitleştirmelerden dolayı bazı nüansları dışarıda bıraktığını unutmayın.)

1. Aşama. Üretim biçimi: Toplayıcı+avcı. Toplum yapısı, rejim: Göçebe, aile, aşiret. İdeoloji/İnanç: Paganizm. Sınıflar: Önceleri sınıfsız sonra, efendiler ve köleler.

2. Aşama (Tarım Devrimi): Üretim biçimi: Tarım. Toplum yapısı, rejim:

Kozmopolit monarşi (Krallar, Padişahlar). İdeoloji/İnanç: Tek tanrılı dinler, mezhepler, tarikatlar, ümmet anlayışı. Sınıflar: Toprak ağaları, din adamları, köle köylüler.

3. Aşama (Endüstri Devrimi): Üretim biçimi: Tarım+Endüstri. Toplum yapısı, rejim: Ulusal (milli) devlet, Cumhuriyet, Demokrasi denemeleri, seçimle değişen yöneticiler. İdeoloji/ İnanç: Tek tanrılı dinler, mezhepler, yükselen milliyetçilik, ırkçılık, Faşizm ve Komünizm denemeleri, temel hak ve özgürlüklerin tomurcukları, millet (ulus) anlayışı. Sınıflar: Toprak ağaları, tüccarlar, sermayedarlar, fabrikatörler (Burjuvazi), işçiler, sivil ve asker bürokratlar.

4. Aşama (Bilişim Devrimi): Üretim biçimi: Tarım+Endüstri+Bilişim (robotik+yapay zekâ). Toplum yapısı, rejim: Eşitlikçi, katılımcı demokrasi, Laik, Demokratik, Hukuk Devleti. İdeoloji/ İnanç: Bütün eski kimlikler ve eşit yurttaşlık. Sınıflar: Eski kalıntılar, yenitomurcuklar!


LOZAN VE CUMHURİYET:

Osmanlı niye çöktü?

Dünya, Endüstri Devrimi’ne geçtiği halde Din/Tarım aşamasına, ümmet yapısına saplandığı, geri kaldığı için savaşta yenildi ve Emperyalistler tarafından işgal edilerek Sevr ile bölüşüldü.

Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti nasıl ve niçin kurdu?

Emperyalistleri, Halife’nin Padişah ordusunu ve dinci isyancıları İstiklal Savaşı ile yenen Atatürk, Sevr’in Diyalektiği olan Lozan’la yeni bir devlet kurdu ve Endüstri Devrimi ile Demokrasiyi yakalamak için “Kurtarıcı Karizmasını” kullanarak Cumhuriyeti ilan etti.

Cumhuriyetin sorunu neydi; hâlâ nedir?

1) İnsanlığın ikinci aşamasındaki Din/Tarım Toplumu yapısı üzerine, üçüncü aşamasındaki Endüstri Devrimi’nin siyasal rejimi olan Cumhuriyetin kurulması sorunları.

2) Burjuvazinin (sermaye sınıfının) ve işçi sınıfının yokluğunda, bu sınıfların eseri olan Cumhuriyeti (Demokrasi’yi) sınıfsal temel olmadan kurma atılımının sorunları.

3) Bir “Milli Demokratik Devrim” olan Cumhuriyet atılımının, Osmanlı’da olmayan Burjuva sınıfı varmış, ya da olmayan Burjuvazi bir devrim yapmış gibi, “Burjuva Devrimi” denilerek küçümsenmesi.

4) Dinci/mezhepçi ve ırkçı/aşırı milliyetçi, kimlik politikalarının, Devrim’in Diyalektiği olan “Karşı Devrim” direnişi ile Cumhuriyet Devrimi’nin, Atatürk Reformlarının (Devrimlerinin), Çok Partili Düzen’in ve bunların temeli olan Lozan’ın altını oyması.

5) Çok Partili Düzen’in ilan edildiği 1 Kasım 1945 tarihinden itibaren de, bir önceki üretim biçiminin egemen sınıfları olan Toprak Ağalarının ve Din adamlarının, (tarikatların), kimlik politikalarını kışkırtan Emperyalizm ve Faşizm ile birlikte, siyaseti ve devleti etki altına alması.


Yaşasın Lozan…

Yaşasın Cumhuriyet…

Kahrolsun “Karşı Devrim”

Kahrolsun Emperyalizm ve Faşizm!

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Serendip Altındal: TÜRKİYE'NİN DÜZENİ…

serendipaltindal94@gmail.com

15-05-2025

Atatürk Üniversitesi’nde Doğu bölgesinin toplumsal yapısı ile ilgili araştırmalar yapan genç bir bilim adamının [İsmail Beşikçi’nin] sözleriyle, “1945 tarihinde, yani çok partili siyasal rejime geçişle birlikte, ağalar ve şeyhler iki yandan birden kuvvet almışlardır.

Birincisi, oy mekanizmasının kitlelere verilmesiyle birlikte halkın değer kazanması, ağa ve şeyhin halk üzerindeki geniş nüfuzlarını kullanarak siyasi partiler için rey kaynağı haline gelmeleri, dolayısıyla siyasi iktidar için kıymetli bir kişi olmaya başlamaları, kincisi de siyasal iktidarın lütuflarına da mahzar olmaya başlayan ağa ve şeyhlerin halk önünde büsbütün kudretli kişiler haline gelmeleri.” (Avcıoğlu, 1995b: 529)

Tanzimat Döneminden beri ağalık, Ayanlık, şeyhlik gibi vasıf ve kurumların eşraf etiketiyle Tanzimat döneminden itibaren, halkın üstünde etkili olmaya başlayarak bugünlere kadar kısmen süregelen etkileri nedeniyle, Cumhuriyete geçilmesine rağmen, Anadolu köylüsünün önemli bir kesimi hala otonom olabilme yetisini kullanabilecek eğitimsel bir özveriye sahip olamadığı için, Demokratik hakların hala sorgulandığı bir günceli yaşıyoruz. Oysa 100 yıllık bir Cumhuriyet ülkesinde, anti beşer ve asosyal bütün unsurların artık telef edilmiş olması gerekiyordu. Esasen aynı nedenle de Atatürk Devrimleri, ki en önemlilerinden olan toprak reformu bile yapılamadan, kısmen tamamlanabilmiştir.

İşte o gün bu gündür çağ dışı bir AKP tek adam rejimini, maalesef hala yaşıyoruz. Ne ki yavaşta olsa demokrasiyi artık milletçe kavradığımız ve yeniden revize etmeye başlayacağımız günlere de yaklaşıyoruz. Başımızdaki tek adam külliyesi her ne kadar hak ve Adalet yolunu transit geçiyorsa da milli direnç, sonun başlangıcına her milli birlik buluşmasıyla adım adım yaklaşıyor.

Bir hakikati bir türlü kavrayamadık. Bir adam iki efendiye birden hizmet edemez. Ya Devlet ya şeyh ve beyler! Devlet, şeyh ve beylerin bu halka yaptığı hizmetleri aynı surette, aynı kolaylıkla yerine getirmezse, elbette şeyhine ve beyine bağlı kalır. Şeyh ve bey mahallindeki haksızlıkları ve meseleleri kendi geleneklerine, inançlarına göre hemen hallediyor. Bize gelince, bir nüfus kâğıdı çıkarmak için adamlar on gün dağlardan, taşlardan yaya yürüterek şehre getiriyoruz. Şeyh bir koyun hırsızını kendi ölçülerine göre hemen cezalandırıyor. Biz aynı hırsızı, koyunu çalınan adamı, şahitleri günlerce yürüterek şehre indirip aylarca süründürüyoruz. Bu halk, şu şartlar içinde elbette şeyhine ve beyine bağlı kalır ve kalacaktır (Avcıoğlu-Abdullah Paşa: 684).

Şayet Atatürk ‘milletin efendisi köylüdür’ demişse, o halde Anadolu köylüsü de bu görüşü değerlendirecek otonom bir özveri kazanmış demektir.

Ki bilhassa Anadolu da yapılan milli birlik buluşmalarında önemli bir çoğunluğu, ‘Devletin turpla değil, Adaletle yönetildiğini’ söyleyen ve bu görüşü destekleyen köylülerin temsil ettiği görülüyorsa, bu görüşün topluma mal olduğu, doğruluğu da kendiliğinden anlaşılıyor. Tabi tam da bu noktada Devletin de köylü efendileri yönetebilecek seviyede olduğu, tartışılmamalıdır bile artık. Ki başında artık eşraf olmayan köylü de Devletine ’EFENDİM’ diyebilsin. Ve böylece Devlet-Halk iletişimi, her türlü gürültüden(!) azat olabilsin.

Şehirlerde, sayı ve çeşit bakımından çoğalan ve hızı artan modern haberleşme araçlarıyla dış alemle sıklaşan ve yakınlaşan ilişkilerin sonucu yeni tüketim kalıpları benimsenmekte ve buna bağlı olarak refah kavramı ve seviyesi için erişilen kişinin çok üstünde bir istek doğmaktadır. Türk toplumu, gün geçtikçe daha çok ve daha yukarı nitelikteki unsurları kendisinin tabii ihtiyacı olarak görmektedir. (Avcıoğlu: 997)

Halbuki bütün siyasi mücadeleler Partilerin ‘daha adil ve toplumcu idare edeceğiz’ sloganlarıyla başlamıyor mu? Öyleyse her daim, iyiyi, doğruyu, mükemmeli aramıyor, her zaman hak, hukuk, adalet diye haykırmıyor muyuz?

Yalnız bir an önce yenilemek zorunda olduğumuz eski Türkiye Düzenini temsil eden feodal yapıyı, tümüyle telef etmek zorunda olduğumuzu da unutmamamız gerekiyor.

Böylece artık tek bir toprak, tek bir kale kalmalıdır. Toprak, Anadolu Türkiye’si, kale ise Türkiye Cumhuriyeti Misakıdır. Yeni Türkiye Düzeninde elbette ve bilhassa Anayasanın, tek adam Hükümetinin ihlal ettiği maddelerinden başlamak üzere ilk dört maddesi de dahil olmak üzere betone edilerek, ihlalleri ağır cezalık hale getirilerek, suçluyu karakola uğramadan doğrudan hapishaneye sevk edecek müeyyidelerle yapılandırılmalıdır.

Aynı bağlamda, USA-Trump paradoksuyla İstanbul Kanal-rantiyesi şayet geçekleşirse, Montrö ihlali de aktive edileceğinden İstanbul dolayısıyla da Türkiye’miz, yeni Dünya Harbinde ilk hedef olacaktır. İşte tam da bu nedenle, gevşeyen düşünce kemerlerinizin, artık sıkıştırılması ya da determinist düşüncenin asla terkedilmemesi gerekiyor.

Ayrıca fay bölgesi olan İstanbul’da, toprağın üstünde zelzele tedbirleri alınması, sosyal bir zorunluluk oluşturmuşken, toprağın altıyla uğraşmak, yeni facialara davetiye çıkartmak ve İstanbul’u bir toplu mezara dönüştürmek olacaktır. AKP kalesi olduğu söylenen Konya da yapılan mitingde, memleketi satan müstevlilere söylenmesi gerekenleri, birlikteki on binlere söyleten Özal’a, S. Süreyya Önder’in cenaze töreninde yapılan ve Kılıçdaroğlu’na, vaktiyle yapılmış olan saldırıyı da anımsatan bir tekrarın, esasen bataklıkta telef olmakta olan bir cemaatin can havliyle uzanmış eliyle yapılmış olması nedeniyle, bu cibilliyetsizliğin aslında bahsine bile gerek yoktur.

Yalnız saldırıyı yapan yaşlı, sabıkalı bir sapık ve muhtemelen de bunak olduğu için, darp edilmekten son dakikada kurtulmuştur. Ne ki bu saldırının, CHP’lilerin telef edilmesi provokasyonundan sonra yapılmış olması, tertip olduğu açık olan bu saldırıyı yaptıranlarında tespit edilmesini, emsalleri önlemek bağlamında, şüphesiz zorunlu hale getirmiştir. Yalnız böyle bir saldırının, yine yanlış bir hesaplamayla, aslında milli birlik saflarını daha da pekiştirdiğini söylemek, herhalde yanlış olmayacaktır.

Netice de gelinen nokta şu ki; İstiklal döneminde olduğu gibi, ama silahsız olan bir Kuvayı Milliye dönemi başlamıştır artık. Zira kullanım tarihi çoktan bitmiş, teokratik bir sistemi hala yaşatmak veya gündemde kalmasını sağlamaya çalışan toplama bir çete Devleti belasından kurtulmanın başka yolu yoktur. Ve ‘CAN’ rant ihtirasına dönüşmüşse, can diye tanımlanamaz artık. Çünkü otokrasi, bir azınlığın, çoğunluğu idare ettiğini sandığı bir geçiş dönemidir. Ve saati çaldığında, bütün eskimişler gibi tarihin tozlu raflarında unutulmaya mahkûmdur.

Trump’ın bundan böyle yeni USA modeliyle terör lejyonlarını desteklememe kararı alması, her ne kadar onları kullanmayacağını resmen ifade etmemiş olsa da PKK’nın silah bırakmasını yine de etkilemiş olabilir. Şimdi dikkatle beklenmelidir, yakında kokusu çıkar nasıl olsa.

Çünkü Türk-Kürt kardeşliğinin Demokratik çerçevede gerçekleşebilmesi için en azından erken seçimler garanti edilerek, yeni bir Demokratik TBMM oluşması beklenecektir şüphesiz. Çünkü AKP rejimi kimseye güven vermemektedir. Kürt kardeşliği duyargası, bütün kardeşlik hak ve adaletini elinde tutarak, AKP treninin kargo vagonuna tekrar paketlenmek istemediğini açık olarak belirtmiştir. Ancak böylelikle ve seçim sonrası yeni bir Hükümetle, Demokratik değişim süreci başarıyla sonuçlandırılabilir. Aksi halde, olası bir fesih kararı bile güven vermeyecektir.

Çünkü fesih, emperyalist için terörün salt bir isim değişikliğidir. Ayrıca PKK silahlarının Irak’a bırakılması da bu gerçeğin göstergesidir. Ne var ki, Türkler ve Kürtler’in kardeş olduğu, asla unutulmamalıdır. O halde Kürtler Türkiye Cumhuriyeti’nin çatısı altında, tam ve eşit haklarda olmalıdır. Yalnız erken seçim şartı konmadan silah bırakılması, şüphe celbediyor. Zira çözümün oldubittiye getirilmesi, Erdoğan’a uzatmaları oynayabilmesi için, USA tarafından yollanan bir can yeleği algısı uyandırıyor.

Yalnız ve her halükârda kardeşlik bağlarının, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüzel ve evrensel kimlik gerçeğinin, 1924 anayasal temeli ve çatısıyla asla oynamayan; ama tam bir Demokratik Meclis yapılaşmasıyla, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kapsayan bir Meclis çözümlemesiyle yasallaşmak zorunda olduğunu, hele de barış düzenlemesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi olan Lozan’dan bahis dahi edilmemesini, bilmem anımsatmaya gerek var mı?

Anayasanın 66. Maddesi aslında bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, vatandaşlığını onaylayan bir maddedir. Bu vatandaşların içinde elbette Kürtler de vardı. O halde bu maddeyle ne yapmak istiyorsunuz, yoksa Kürtlere birde özerklik mi verilmesi düşünülüyor. O zaman orada durun bakalım! Çünkü o madde sizleri aşar. Ve başlangıç noktasına yeniden dönmüş olursunuz. Sonuç itibarıyla, gelişmelere bakıldığında, DEM Partisi dosyasının tekrar mercek altına alınacağı anlaşılıyor.

Emperyalist USA&CIA imali bir bölücü terör örgütü olan ve yıllardır mücadele ettiğimiz PKK’nın, alelacele oluşturulan bir çözüm süreciyle aniden gündem yapılması; hem de bu işlemin, başından itibaren Lozan antlaşmasına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı olan ve USA ile aynı paralelde bir görüntü vermesi, şimdi analiz nedeni olmak zorundadır.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni federe bir sömürge devleti yapmaya yönelik çalışmaları, BOP safsatasıyla ülkemin başına koydukları tek adam iktidarıyla da yıllardır deneyen; ama bunu başaramayan USA, maşası PKK’nın tam da sonunun gelmekte olduğu bir noktada, yeniden aynı amaçla cepheye sürülmüş olması veya olmaması, hiç şüphe yok ki açıklık kazanmak zorundadır. Yoksa hiç kimsenin, salt barış ve art niyetsiz demokratik bir ortak yaşama asla itirazı yoktur.

Benim tavsiyem; Sayın Sinan Meydan’ın gayet açık ve net olarak betimlediği ve içinde misak ı milliye dahil hiçbir eksiği olmayan Lozan Antlaşmasını, okumamış olan Türkiye Cumhuriyeti Ulusal Devleti Vatandaşlarının, kendi müktesebatları bağlamında dikkatle okuyarak anlamalarıdır. Çünkü ULUSAL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ bağımsız, laik ve ayrışımsız olarak hepimizindir.

Sözün özüyse; yani laik, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği ve üniter Devlet kimliğinden asla taviz verilmemelidir. Unutulmamalıdır ki PKK militanlarının anaları bile, 1924 İstiklal anayasasından önce daha henüz doğmamışlardı. Yalnız bilinmesi gereken; kolay çözümlenemeyecek olan bu konunun, daha çok yorum ve tartışma kaldıracak olduğudur…

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Sinan MeydanTürkiye Cumhuriyeti’nin temellerine saldırmak

14-05-2025

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

PKK terör örgütü “fesih kararını” açıkladı. Ancak terör örgütü, fesih bildirisinde, Lozan Antlaşması’nı ve 1924 Anayasası’nı; dolayısıyla Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Ulus Devletini hedef alıyor.

TÜRKİYE CUMHURİYE'NİN KURUCU BELGELERİNE SALDIRI

Terör örgütü, “Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’ndan alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı” ve “Önder Apo, Kürt-Türk ilişkilerinin sorunsallaştığı Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın öncesini referans alıyor,” diyerek açıkça Lozan Antlaşması’nı ve 1924 Anayasası’nı hedef alıyor.

Ayrıca, terör örgütü liderinin, “Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın öncesini referans aldığı” belirtilerek -diyalektik bir yaklaşımla- 1920 Sevr Antlaşması’na ve 1921 Anayasası’na gönderme yapılıyor.

Terör örgütü, bir taraftan Lozan Antlaşması’nı ve 1924 Anayasası’nı açıktan hedef alırken, diğer taraftan PKK’nın, “Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktığını”

ve “silahlı mücadele stratejisi çerçevesinde meşru ve haklı bir mücadele yürüttüğünü” belirtip terör eylemlerini ve terör hareketini övüp meşrulaştırıyor ve Lozan Antlaşması ile 1924 Anayasası’nı; yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgelerini de “terörün gerekçesi”

olarak gösteriyor.

TARİHSEL ÇARPITMALAR

Bildiride, eylemlerine 1978 yılında başladığı belirtilen PKK’nın, 1923 Lozan Antlaşması’ndan ve 1924 Anayasası’ndan kaynaklanan “Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı tarih sahnesine çıktığı” söylenirken adeta zamanda sıçrama yapılıyor. Öyle ki, Lozan’dan 55 yıl sonra, 1924 Anayasası’ndan 54 yıl sonra kurulan terör örgütünün kuruluş gerekçesi, yarım asır geriye götürülüp, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına dayandırılıyor.

Lozan eleştirisine gelince: Birincisi, Türkiye Lozan’da, Türk-Kürt öz-kardeşliğini, birliğini, ayrılmazlığını, Kürtlerin de Türkiye’nin eşit haklara sahip yurttaşları olduğunu savundu. Bu nedenle Lozan’da “Kürt varlığının inkâr edildiğini” söylemek tarihsel gerçeğe aykırıdır. Buna karşın Sevr’de, zamanla bağımsızlığa evrilecek “Özerk Kürdistan” projesi vardı. Atatürk’ün Nutuk’taki ifadesiyle, Lozan’da bu konu “elbette söz konusu ettirilmemiştir.” Bu nedenledir ki Lozan’ı, “Kürtleri inkâr ve imha siyasetiyle” suçlamak çarpık bir tarih okumasının veya emperyalizmin Sevr’de vaat ettiği “Kürdistan” hayalinin Lozan’da sonuçsuz bırakılmasının bir yansımasıdır.

Aynı şekilde 1924 Anayasası da “Kürtleri inkâr ve imha siyasetinin kaynağı” olarak görülüp suçlanamaz. 1924 Anayasası’nda “Türk Milleti” tanımlanırken “din ve ırk farkı olmaksızın” yurttaşlık bağını esas alan kavrayıcı, kapsayıcı, demokratik bir tanım yapılmıştır. Ayrıca 1961 yılında -hukukçuların daha demokratik olduğunu söyledikleri-yeni bir anayasa (1961 Anayasası) hazırlanmıştır. PKK terör örgütü kurulurken geçerli olan anayasa da 1961 Anayasası’dır. Ancak 1978’de kurulan PKK, kuruluş gerekçesini, “Kürtleri inkâr ve imha siyasetinin kaynağı” olarak gördüğü 1924 Anayasası’na dayandırıyor. Çünkü PKK terör örgütü doğrudan doğruya, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almak istiyor.

ŞEYH SAİT İSYANI VE AYDINLANMA DEVRİMİ

Osmanlı’dan beri devam eden isyanlar bir yana bırakılacak olursa, Türk-Kürt birlikteliğinin bozulmaya başlaması Lozan Antlaşması’na veya 1924 Anayasası’na bağlanamaz; Cumhuriyet döneminde bu birlikteliğin bozulmaya başlamasının miladı, tam da Lozan’dan geriye kalan Musul Meselesi’nin görüşüldüğü günlerde patlak veren dinsel temelli ve etnik ayrılıkçı Şeyh Sait İsyanı’dır. Türkiye Cumhuriyeti’ni daha doğarken boğmayı amaçlayan Şeyh Sait İsyanı bastırılırken çok doğal olarak devleti, devrimi ve rejimi koruma kaygısıyla Takriri Sökün Düzeni kurulmuştur. Ancak bunun 1923 Lozan Antlaşması veya 1924 Anayasası ile ilgisi yoktur.

İkincisi, Cumhuriyetin aydınlanma devrimleriyle ümmetten ulus, kuldan birey, tebaadan yurttaş yaratma projesi karşısında, yüzyıllardır halkın cehaletinden ve imparatorluğun yanlış politikalarından beslenen ağa, şeyh, şıh, tarikat, cemaat liderleri, -bazıları dış kışkırtmalarla olmak üzere- dinsel ve etnik gerekçelerle ve çıkarlarını koruma kaygısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanmıştır. PKK terör örgütünün bildirisinde de itiraf edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı çok sayıda isyan gerçekleşmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, bu “gerici” ve “bölücü” nitelikli isyanları bastırması, “Kürtleri inkâr ve imha siyaseti” ve “soykırım” değil, devleti, devrimi, rejimi koruma refleksidir.

PKK bildirisinde, Türkiye’de Kürtlere yönelik baskının da arttığı 12 Eylül Dönemi, 12 Eylül’ün Başbakanı Turgut Özal güzellemeleriyle ve 1990’larda PKK terör örgütünün çoluk, çocuk, öğretmen demeden katlettiği “terörle mücadele” sürecindeki bazı yanlış politikaların hatırlatılmasıyla geçiştiriliyor. Fatura doğrudan doğruya Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne kesiliyor.

ORTAK VATAN VE EŞİT YURTTAŞLIK

PKK terör örgütünün bildirisinde, yıllardır siyasal İslamcılardan, tatlı su solcularından ve yetmez ama evetçi liberallerden duymaya çok alışık olduğumuz “Ortak Vatan” ve “Eşit Yurttaşlık” kavramlarını da görüyoruz. Bakın ne diyor PKK terör örgütü: “Önder Apo, (…)‘Ortak Vatan’, ve Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu Demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifini ve Demokratik Ulus anlayışını, Kürt Sorununun çözüm çerçevesi olarak benimsedi.”“Cumhuriyet Tarihi boyunca gerçekleşen Kürt isyanları, 1000 yıllık tarihi Kürt-Türk ilişki diyalektiği ve 52 yıllık Önderlik mücadelesi Kürt Sorununun ancak ’Ortak Vatan’ ve ‘Eşit Yurttaşlık’ temelinde çözülmesinin kazandıracağını göstermiştir.”

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan beri, tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının vatanıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir anayasasında, “Türkiye belli bir etnik kökenden olanların vatanıdır, diğerlerinin vatanı değildir!” diye bir madde yoktur. Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yurttaşları Cumhuriyetin kuruluşundan beri hiçbir ayrım gözetilmeden anayasa ve yasaların önünde zaten eşittirler. Ayrıca bu toplumsal eşitlik önce Lozan Antlaşması, sonra da 1924 Anayasası ile yasal güvence altına alınmıştır.

Lozan Antlaşması’nda Türkiye’nin tüm halkının yasa önünde eşit olacakları kabul edilmiştir.

Lozan Madde 38: “Türkiye Hükümeti, doğum, milliyet, dil, soy, ya da din ayırt etmeksizin, Türk halkının tümünün yaşam ve özgürlüklerini, en geniş biçimde, korumayı yükümlenir. Türkiye’nin tüm halkı, kamu düzeni ve genel ahlak ile bağdaşmazlık göstermeyen her din, mezhep ya da inanışın gerek genel, gerek özel biçimde özgürce kullanılması hakkına sahip olacaktır.”

Lozan Madde 39: “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşları Müslümanlarla özdeş medeni ve siyasal haklardan yararlanacaklardır.

Türkiye’nin tüm halkı, din ayırtedilmeksizin, yasa önünde eşit olacaktır.”

1924 Anayasası da yurttaşlığı tanımlarken din ve ırk farkını dikkate almamıştır.

1924 Anayasası Madde 88: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur” demektedir.

Kanımca, PKK’nın “Ortak Vatan” ve “Eşit Yurttaşlık” söylemi, 1924 Anayasası’ndan beri tüm anayasalarımızda yer alan “Türk Milleti” tanımını (yurttaşlık tanımını) hedef alıyor. Ancak Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinde 1924 Anayasası’ndan beri “Türk Milleti”, etnik kökeni, dini, mezhebi ne olursa olsun Türkiye halkını oluşturan tüm etnik unsurların ve tüm yurttaşların ulusal kimliğidir. Anayasadaki “Türk Milleti”, sadece bir etnik kökeni değil, etnik kökeni ne olursa olsun tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını kapsamaktadır. “Türk Milleti” tanımını anayasadan çıkarmak, ulusu kimliksiz bırakmak, Türk Ulus Devleti’ni yerle bir etmek demektir.

LOZAN'I VE 1924 ANAYASASI'NI HEDEF ALMAK

PKK terör örgütü, bildirisinde açıkça Lozan Antlaşması’nı ve 1924 Anayasası’nı hedef alıyor.

Peki, bu ne anlama geliyor?

Lozan’ın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir. (Çünkü Lozan sadece Türkiye’nin tam bağımsızlığının değil, aynı zamanda yurttaşların eşitliğinin, laik hukukun, çağdaş devletin de güvencesidir.)

Lozan’ın hedef alınması; Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün ve ulusal birlik bütünlüğünün hedef alınmasıdır. Misak-ı Milli’nin hedef alınmasıdır.

Lozan’ın hedef alınması; bu topraklarda Türkiye’yi -şimdilik 102 yıldır- yeni bir savaşın parçası olmaktan koruyan “Lozan Barış Düzeni”nin (Pax Lozan’ın) hedef alınması demektir. (Bu konuda benim “Lozan: Onurlu Barış” adlı kitabıma bakılabilir.)

Lozan’ın hedef alınması; diyalektik yaklaşımla, Lozan’ın antitezi durumundaki Sevr Antlaşması’nı esas almak demektir. (Sevr Antlaşması ise Türkiye’yi paramparça eden bir idam fermanıdır.)

1924 Anayasası’nın hedef alınması ise, Türk ulus kimliğinin, Türk Ulus Devleti’nin hedef alınmasıdır. (Çünkü 1924 Anayasası 88.madde Türk ulusunu tanımlar)

1924 Anayasası’nın hedef alınması, üniter bütünlüğün hedef alınmasıdır. (Çünkü 1924 Anayasası üniter bütünlüğü esas alır)

1924 Anayasası’nın hedef alınması, üzerine saray sultan gölgesi düşmeyen laik ve çağdaş Cumhuriyetin hedef alınması demektir. (Çünkü 1924 Anayasası’nda saltanata, hilafete yer yoktur ve 1924-Anayasası-1928’den itibaren laikleştirilmiştir.)

1924 Anayasası’nın hedef alınması, kadın özgürlükleri başta olmak üzere özgürlüklerin hedef alınmasıdır. (Çünkü 1921 Anayasası’nda olmayan özgürlükler 1924 Anayasası’nda tanımlanmıştır. Ayrıca 1924 Anayasası’nda yapılan değişikliklerle kadınlara medeni ve siyasal haklar verilmiştir.)

1924 Anayasası’nın öncesine dönülmesi demek Kurtuluş Savaşı yıllarının olağanüstü koşullarında hazırlanmış geçici 1921 Anayasası düzenine dönülmesi demektir. (1921 Anayasası düzenine geri dönülmesi ise laik, üniter, Türkiye Cumhuriyeti’nin yok sayılması demektir.)


Lozan Antlaşması’na ve 1924 Anayasası’na saldırmak Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alan, tepeden tırnağa kadar ideolojik bir tavırdır. Silah bıraktığını belirten terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgelerini hedef alması ve Türkiye Cumhuriyeti’ni “soykırımcılıkla” suçlaması “geçiştirilecek” bir durum değildir.

PKK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine saldırması, Türkiye Cumhuriyeti’ni “soykırım yapmakla” suçlaması kabul edilemez.

Ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, Türk ulusunun bir bireyi olarak kabul etmiyorum.

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Ermeni ayaklanması asla bir soykırım değildir.

Çünkü sivil ve askeri çatışmalar karşılıklıydı.

Kavgada ilk yumruğu kimin attığı sayılmaz.

Ancak, ilk yumruğu kesinlikle Ermeniler atmıştır.

Herşeyin bir öncesi vardır.

Ermeni kalkışmasından öncesinde devlet Ermenilerindi.

Osmanlı bakanlar kurulu, valileri, elçileri, konsolosları ve neredeyse bütün devlet adamları Ermeniydi.

Osmanlı aslında Ermenilerin tarihte gördükleri en büyük, en kapsayıcı Ermeni devleti idi.

Ticaret, sanat, bütün önemli meslek dallarında Ermenilerin hakimiyeti vardı.

Bankerler, şairler, besteciler, mimarlar, ve daha pek çokları.

Hala daha sevilen, dinlenilen klasik Türk/Doğu Roma bestesi vardır.

Ermeni mimarların yaptığı camiler, saraylar, kışla binları vardır.

Ve Ermeniler Osmanlı’nın diğer gayrimüslim tebasının yaptığı gibi ortaklığı bozmak istediler.

Bunu Osmanlının en kötü zamanında kahpece ihanet ederek yaptılar.

Rusların Doğu Anadolu’daki işgallerinde Rus birliklerinde topluca görev aldılar.

Fransızların Klikya bölgesinin işgalinde bu defa da, Fransız üniforması altında görev aldılar.

Cephe gerisinde sivil halka etnik arındırma amaçlı sistematik katliamlar yaptılar.

Kiliselerin cephaneli, askeri yığınak yeri olarak kullandılar.

Papazları askerliğe ve savaşa heves etti.

Dönemin padişahına suikast yaptılar.

Ve evet, bütün bunların bir karşılığı oldu.

Her iki toplumun artık bir arada barış içinde yaşama imkanı kalmadı.

Güvensizlik doğruğa ulaşınca Anadolu’nun Doğu ve Güneyindekiler savaş alanı dışına göç ettirildi.

İhanetlerinin büyüklüğünü ve görecekleri karşılığı anlayınca, Rusların peşine takılanlar günümüz Ermenistan ve İranına kaçtılar.

Fransızların peşine takılanlar da Lübnan ve Fransa’ya kaçtılar.

Suriye’ye tehcir edilenler artık yıkılan Osmanlı’nın sınırları dışında kalmıştı, onlar da günümüz Suriyesi, Beyrut, Fransa ve Amerika’ya saçıldılar.

Evet, Ermeniler ayrı bir vatan istediler, bunun için etnik arındırma, düşmanla işbirliği dahil pek çok ihanet yaptılar.

Ve arzu ettiklerine kavuştular, bugün bağımsız bir Ermenistan var.

Büyük Ermeni ihaneti ve devamında gelişen acı olaylardaki katkılarını, suçlarını göz ardı ederek soykırım ve buna dayalı toprak taleplerine artık bir son vermek durumundalar.

Çünkü o büyük ortaklığı yeniden inşaa etmek imkansız olduğu gibi, Türkleri bu topraklardan hayal ettikleri gibi sürüp atmak da düşünülecek şey değildir.

Ermenilerin sorunları bizimledir.

Fransızlar, Ruslar, Amerikalılar ve başka batılı devletlerin bu sorunları çözme imkan ve kabiliyeti yoktur.

Armenian uprising was not a genocide.

Because civil and military conflicts were mutual.

It does not matter who threw the first punch in a fight.

However, the first punch was definitely thrown by the Armenians.

There is a precedent for everything.

Before the Armenian uprising, the state belonged to the Armenians.

The Ottoman cabinet, governors, ambassadors, consuls and almost all statesmen were Armenians.

The Ottoman Empire was actually the largest and most inclusive Armenian state that Armenians had ever seen in history.

Armenians dominated trade, art, all important professions.

Bankers, poets, composers, architects, and many more.

There is still the classical Turkish/Eastern Roman composition that is loved and listened to.

There are mosques, palaces, barracks built by Armenian architects.

And the Armenians wanted to break up the partnership, just like other non-Muslim subjects of the Ottoman Empire did.

They did this by treacherously betraying the Ottoman Empire at its worst time.

They took part in Russian troops during the Russian occupations of Eastern Anatolia.

They took part in the French occupation of the Cilicia region, this time under French uniforms.

They carried out systematic massacres of civilians behind the lines for the purpose of ethnic cleansing.

They used churches as ammunition depots and military staging areas.

They motivated priests to join the military and fight.

They assassinated the sultan of the period.

And yes, all of this had a response.

The two communities could no longer live together in peace.

When insecurity reached its peak, those in the East and South of Anatolia were deported outside the war zone.

When they realized the magnitude of their betrayal and the response they would receive, those who followed the Russians fled to modern-day Armenia and Iran.

Those who followed the French fled to Lebanon and France.

Those who were deported to Syria were now outside the borders of the collapsed Ottoman Empire, and they were scattered to modern-day Syria, Beirut, France and America.

Yes, the Armenians wanted a separate homeland, and for this they committed many betrayals, including ethnic cleansing and collaboration with the enemy.

And they got what they wanted, today there is an independent Armenia.

They have to put an end to the genocide and land demands based on it, ignoring their contributions and crimes in the great Armenian betrayal and the painful events that followed.

Because it is impossible to rebuild that great partnership, and it is also unthinkable to expel the Turks from these lands as they dream of.

The Armenian’s problems are with us.

The French, Russians, Americans and other Western countries do not have the means and ability to solve these problems.

Osmanlı’da Ermeni devlet adamları:

Bakanlar:

Maliye Bakanı Agop Ohannes Kazazyan Paşa (1885; 1888, üç defa)

Nafia Nazırı Krikor Agaton Efendi (Mart 1867)

Davud Garabet Paşa (Mayıs 1868-Haziran-1871)

Ohannes Çamiç Efendi (1877-ve-1878)

Kirkor Sinapyan (Ocak 1912)

Orman ve Maden Bakanı Bedros Kuyumcuyan (Eylül 1878)

Posta ve Telgraf Bakanı Stanbulyan Efendi (Ocak 1910)

Mardikyan Oskan Efendi (Haziran1913)

Ticaret ve Ziraat Bakanı Ohannes Çamiç Efendi (Ağustos 1877, Ocak 1878)

Bedros Kuyumcuyan (Haziran 1880)

Bedros Hallaçyan (Ocak 1910)

Gabriel Noradukyan (1912’de Dışişleri Bakanı)

Ohannes Kuyumcuyan Paşa (1909-1913 arasında Dışişleri Bakanlığı Başkatip yrd.)

Hukuk Müşavir yardımcıları:

Edvar Bey Mısırlı (1908’e kadar)

Hırant Bey Abro (1917’ye kadar)

Konsolos ve diplomatlar (1900-1907 arası):

Hrant Düz (Messina/İtalya)

Hovsep Misakyan Efendi (La Haye/Hollanda)

Ohannes Magakyan Efendi, (Oziçe/Sırbistan) konsolos yardımcısı

Mihran Kavafyan Efendi Fransa (Genel Konsolos / Brüksel 1907)

Şekip Efendi (Birinci Katip Berlin/Almanya)

Harutyun Markaryan Efendi (Birinci Katip/ Belgrad)

Hovsep Azaryan Efendi (Genel Konsolos Malta)

Sarkis Balyan Efendi (Bari Konsolosu/İtalya)

Dikran Hünkarbeğendiyan (Odesa/Rusya Konsolos Yardımcısı)

Levon Bey Yeremyan (II. Katip/Paris)

Diran Bey Dadyan (II. Katip/Brüksel)

Levon Bey Yeremyan (II. Katip/Paris)

Minas Yeram Efendi (Konsolos Yardımcısı /Zanta)

Ohannes Nafilyan Efendi (Konsolos Yardımcısı /Tiflis)

Hrant Bey Noradukyan (Konsolos Yardımcısı /Galaç-Romanya)

Arsen Efendi (New Castle/İngiltere ve Patras/Yunanistan)

Hazine- İ Hassa (Bakanlar):

Sakız Ohannes Paşa (Hazine-i Hassa Bakanı-1897-1908arası)

Agop Kazazyan Paşa (II. Abdülhamit dönemi)

Mikael Portukal Paşa (1891-1897-II. Abdülhamit dönemi)

Şuray- I Devlet Üyeleri (1900 Sonrası):

İlyas Çayan Efendi

Andon Köyesan (Muhasebat Dairesi)

Duran Bey

Zarah Dilber Efendi

Bedros Zeki Garabetyan

Krikor Hıdıryan Efendi

Hrant Asadur Efendi

Ticaret ve Ziraat nâzırı:

Ohannes Çamiç Efendi

İçişleri Bakanlığı (1900 sonrası)

Bedros Kapamacıyan (Van Valisi)

Vali Yardımcıları:

Ohannes Ferit Efendi (Van)

Ohannes Asasyan (Elazığ)

L. Aycıyan ve Ant Billoryan (Erzurum)

PTT Bakanı (1878 sonrası):

Garabet Artin Davut Paşa (1868-1871)

Andon Tıngır Yaver (1870)

Krikor Ağaton (1868)

Oskan Mardikyan (1913-1914)

Nafia Nazırı (1908 sonrası):

Bedros Hallaçyan

Krikor Sinapyan

Meclis- i Âyan:

S.No Senatör Padişah Atanma tarihi Doğum-Ölüm Not

Abraham Paşa II. Abdülhamid 21-Ocak-1880 1830-1918

Gabriyel Noradonkyan Efendi II. Abdülhamid 17-Aralık-1908 1852-1916 Ticaret ve Nafıa Nazırı, 8 Ocak 1916’da istifa etmiştir

Manon Azaryan Efendi II. Abdülhamid 17-Aralık-1908 1852-1916 Belgrat Elçisi

Aram Efendi II. Abdülhamid 19-Mart-1909 ?-? Orman ve Maadin ve Ziraat Heyet-i Fenniyesi Reisi

Dilber Zare Efendi V. Mehmed 21-Ocak-1911 ?-? Şûrayı Devlet üyesi

Meclis- i Mebusan:

I. Meşrutiyet Dönemi:

Birinci Meşrutiyet döneminde Meclis-i Mebusan’da, İkinci Meclis Reisi Hüdavendigar mebusu Hovhannes Allahverdi, Dersaadet mebusu Sebuh Maksudyan Efendi, Diyarbekir mebusu Osep Kazazyan Efendi, Edirne mebusu Rupen Efendi, Erzurum mebusu Hamazasb Hallacyan Efendi, Erzurum mebusu Taniyel Karacıyan Efendi, Erzurum mebusu Giragos Kazancıyan Efendi, Erzurum mebusu Haçaduryan Efendi, Halep mebusu Karaca Manok Efendi, Hüdavendigar mebusu Sahak Yavrumyan Efendi, Sivas mebusu Agop Şahinyan Efendi, Ankara mebusu Daniloğlu Milkon Efendi, Aydın mebusu Ispartalıoğlu Agop Efendi, Dersaadet mebusu Agop Kazazyan Efendi, Trabzon mebusu Ohannes Efendi, Tuna mebusu Agop Kazancıyan Efendi, Erzurum mebusu Danyal Efendi ve Kayseri mebusu Agop Efendi görev yapmışlardır. Birinci Meşrutiyet dönemini kapsayan iki devrede, Meclis-i Mebusan’da görev yapan toplam on sekiz Ermeni mebus bulunmaktadır.[1]

II. Meşrutiyet Dönemi:

III. Dönem 1914-1918

Kirkor Zöhrap İstanbul İstanbul İstanbul

Bedros Hallaçyan İstanbul İstanbul İstanbul

Kegam Dergarabedyan Muş Muş Muş

Artin Boşgezenyan Halep Halep Halep

Karekin Pastırmacıyan Erzurum Erzurum

Ohannes Serengülyan (Vartkes) Erzurum Erzurum Erzurum

Mededyan Osep Efendi Erzurum

Dağavaryan Nazret Efendi Sivas

Karabet Paşayan Sivas

Dikran Barsamyan Sivas

Hamparsum Boyacıyan Kozan

Matyos Nalbantyan Kozan

Agop Babikyan Tekirdağ

Agop Boyacıyan Tekirdağ Tekirdağ

Vahan Papazyan Van Van

Onnik Tertsakyan (Arşak Vramyan) Van Van

Ispartalızâde İstepan İzmir

Vahan Bardizbanyan İzmir

Onnik İhsan İzmir

Agop Hırlakyan Ağa Maraş

Karabet Tomayan Kayseri

İstepan Çıracıyan Ergani

Minas Çeraz Bitlis

Memurlar ve bürokratlar:

Sisak Ferit Bey (Sansür Müdürü)

Minas Gamsar (Ermeni gazeteleri sansürcüsü)

Levon Surenyan (Ermeni gazeteleri sansürcüsü)

Bogos Parnasyan (Matbuat I. sekreteri)

Harutyun Hamdanyan Efendi (Sınırdışı Pasaportlar şefi)

Kaynakça:

^ Koç, Yılmaz (2009). Osmanlı Mebusan Meclisinde görev yapan ermeni mebuslar ve faaliyetleri (PDF) (Yüksek Lisans). s. 5.15-Nisan-2021 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi:14-Mart-2021.

^ İzrail 2015, s. 54.

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Filistinli vaiz:

Cennet bakirelerinin adet kanaması, tükürüğü, mukusu, idrarı veya dışkısı olmayacak.

Müslüman erkekler, 100 erkeğin cinsel gücüne sahip olacak.

Cennette birçok karımız ve kölemiz olacak.”

https://x.com/i/ status/1924567080365355353

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Porno denen belanın dünyaya yayıldığı yerin Türkiye, İstanbul, Sultanahmet olduğunu bilir miydiniz?

Valla ben de bilmezdim, Üstad Radi Dikici’nin bana yolladığı yazıyı okuyana kadar. İşte bu ilginç yazıyı aynen size de naklediyorum ama, dilerim Sansür Kurulumuz okumaz…

Porno diye Sultanahmet’i de yasaklamaya kalkarlar, maazallah!.

500 yılında doğan Theodora üç kız kardeşin ortancasıdır. Hipodromda çalışan babası ölünce, ailesinin geçimini sağlamak için annesi Pornai Sokağı’ndaki tiyatroda pandomim yapan guruba dahil olur. 513 yılı gelince de ablası Komito annesinin yerini alır. Yardımcısı da Theodora’dır. Birlikte gösteri yaparlar. Theodora’nın gönlü aslında başka yerdedir. O dans etmek istemekte ve bunun için yaratıldığına inanmaktadır. O sırada Konstantinople’da Chrysomolla adıyla bilinen dönemin ünlü dans yıldızı ve annesinin arkadaşı İndaro’dan gizli gizli ders alır. Aradan üç yıl geçer. Konstantinople’da aynı sokakta yeni açılan Büyük Tiyatro’nun yıldızı artık Theodora’dır. Yaptığı gösteriler o derece heyecan uyandırıcıdır ki, yer yerinden oynar. Onu seyredebilmek için günlerce önceden yer ayırtmak gerekmektedir.

Theodora, gösteri sonrası yemek yemek için yine genellikle döneminin ünlü meyhanesi Barbario’ya gider ve çok kere geceyi de, seçtiği gençlerle geçirir.

Sonunda olan olur. Hamile kalır. Gizlice Selembria’ya (Silivri) taşınır ve bir kız çocuğu doğurur.

Hamileliği sırasında tanıştığı ve Libya’daki Pentapolis eyaletinin valiliğine atanan Hecebolus isimli bir komutan doğumdan sonra ona evlenme teklif eder.

Teklifi kabul eden Theodora, kızını annesine emanet ederek komutanla birlikte yola çıkar. Komutan, Pentapolis’te evlenmekten vazgeçince, Theodora kaçarak önce İskenderiye’ye gelir. Orada hayatını değiştirecek Makedonia isimli bir dansözle tanışır. Makedonia esasında, dayısı imparator olan Konsül Jüstinyen’in casusudur. Çok yetenekli bir dansözdür. Dans sonrası üst düzey yöneticilerle ilişki kurarak onlardan topladığı bilgileri Konstantinople’a döndüğünde Jüstinyen’e aktarmaktadır. Theodora, Makendonia ile Konstantinople’a döner. Sabahın erken saati olmasına rağmen dışarıda sıcak bir hava vardı. Büyük Saray’daki ofisinin kapısı vuruldu, mabeyincilerden biri Makedonia adlı bir hanımın kendisini görmek istediğini söyledi. Konsül Jüstiyen hemen içeri alınmasını emretti.

'Anlat bakalım, bize doğudan ne haberler getirdin?' diye sordu.

Makedonia Suriye, Filistin ve Mısır’da edindiği bilgileri tek tek anlattı. Jüstinyen de notlar aldı.

Makedonia raporunu bitirdikten sonra, 'Size bir sürprizim var,' dedi, 'önümüzdeki hafta Pornai‘deki Coppius’un tiyatrosuna gelmelisiniz. İnanın pişman olmayacaksınız. Bilirsiniz, ben iyi bir dansözüm. Ama öyle biri var ki, bir harika. Dans konusunda böyle biri ne dünya üzerine gelmiştir, ne de bundan sonra gelecektir...’

Bahsettiği Theodora’ydı. Jüstinyen bu dansözün methini duymuş ama işlerinin yoğunluğundan gidip izlememişti. Makedonia ısrar edince bu defa programını değiştirerek gitmeye karar verdi. Adamlarından birini gönderdi, isim vermeden, sahnenin tam karşısında bir loca ayırttı.

O akşam konsül kıyafetini değil, sıradan halkın giydiği bir kıyafet tercih etti, yanına da sivil giyimli iki muhafız aldı, tiyatroya gitti ve locasına yerleşti. (Radi Dikici, Theodora, s.149)

Dünya tarihi o geceden sonra değişecek, Theodora’ya da imparatoriçeliğe giden yol açılacaktır.

330 yılından başlayarak 1000’li yıllara kadar Hipodrom’un hemen batısında bulunan Pornai Sokağı, Konstantinople’un eğlence merkeziydi. Tiyatroları ve meyhaneleri ile ünlüydü. Ama ismini, esas itibariyle hayat kadınlarının faaliyet alanı olmasından ve gizlice yapılan pornografik seks gösterilerinden alıyordu.

Daha açık bir ifade ile, bugünkü porno kelimesi işte o Pornai sokağından gelmektedir…

Yani, tüm dillerde aynen kullanılan porno kelimesi Konstantinople, yani İstanbul menşelidir.

Pornai Sokağı, bugün Sultanahmet Meydanı’nın batısında, iki tarafı mütevazı apartmanlarıyla Asmalı Çeşme Sokağı adıyla durmaktadır. Artık orada ne tiyatro, ne meyhane ve ne de hayat kadınları var. Üstelik Osmanlı döneminde 1500’lü yıllarda yapılan İbrahim Paşa Sarayı sokağı ortasından keserek yarısını da yok etmiştir.




Alıntı

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

HDK davası: Sema Barbaros için tahliye kararı verildi

HDK üyeliği iddiasıyla tutuklanan 8 kişinin duruşması görülüyor. Mahkeme, EMEP İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros için tahliye kararı verdi.

28-05-2025

HDK’ye yönelik operasyon kapsamında 21 Şubat’ta tutuklanan 8 kişinin ilk duruşması bugün İstanbul Adliyesi’nde görülüyor.

Operasyon kapsamında tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine konulan Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, senarist ve yapım asistanı Ayşe Bengi Çelik, yazar ve kadın hakları savunucusu Aynur Cengiz, Melek Kızılocak, Ece Yıldız Karabacak ve Erkin Barın Göylüler’in de bulunduğu 8 tutuklunun duruşması bugün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesinde İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinde saat 10.30’da görülmeye başladı.

Duruşma kimlik tespiti ile başladı. Yargılanan Sema Barbaros ve Ayşe Bengi salonda hazır bulundu.

Evrensel Gazetesi’nin aktardığına göre, Barbaros savunmasında, Ben 10 yıldır aynı mahallede, 8 senedir aynı evde oturuyorum. 8 yaşında bir kızım var, 7 senedir Emek Partisi İl Başkanıyım, eşim Türkiye Gazeteciler Sendikasının Genel Başkanı. Ortada yargının manipüle edildiği bir durum var. Ben her perşembe görüşe gelen kızıma bu durumu anlatmak zorunda kaldım. Şiddete karşı koruduğumuz çocuğumuz postallarla, askerlerle karşılaştı. Özel harekat polisleri tarafında bizi tehdit eden ‘Neden bu kadar şaşırdınız’, ’Hiç mi eviniz basılmadı’ gibi cümlelerle karşılaştık. Bunların hiçbiri normalleşmemeli. Ben ortada bulunan hiçbir şey yokken 3.5 aydır silahlı terör örgütü suçlamasıyla cezaevinde tutuluyorum. Tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum dedi.

Mütalaasını veren savcı, Sema Barbaros’un tahliyesini talep etti.

ORTADA BİR DELİL YOK

Barbaros‘un avukatı Nazlıcan Çelik dosyada HDK’nin 12. Kongresi’nin yer almasına ilişkin, Şişli’de, İstanbul’un göbeğinde bir kongre düzenleniyor. Bu bir suç olarak karşımıza getiriliyor. Müvekkil hakkında başlatılan ilk duruşma 2024 tarihli, eski tarihli dosyada şüpheli olarak yer almıyor. Soruşturma aşamasında her şey fezlekelere bağlıyken nasıl ortada yazılı bir evrak yokken basına açık bir şekilde düzenlen kongrenin görüntüleri talep edilip şahıs tespiti yapılabilir? Ortada bir delil yok, bu kolluk aşamasında yapılmalıydı. Ancak kolluk ’orada bir delil var uzakta, o delil bizim delilimizdir’ demekle yetinmiş. Bu aşamada önce delil toplanması gerekmektedir ifadelerini kullandı.

Kararını açıklayan mahkeme heyeti Sema Barbaros için tahliye kararı verdi.

https:// www.birgun.net/haber/hdk-davasi-sema-barbaros-icin- tahliye-karari-verildi-626508

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Skandallar devam ediyor: Camide şenlik yaptılar

28-Mayıs-2025

ÇEDES kapsamında yıl sonu etkinliklerinde camilerin kullanılması için imkanlar adeta seferber edildi. İbadet edilmesi gereken camilerde palyaço gösterileri, bovling, futbol, çuval, tekvando ve halat çekme yarışları yapıldı.

Müslüm EVCİ Müslüm EVCİ

Milli Eğitim Bakanlığı 2024 yılında okullardaki mezuniyet törenleriyle ilgili okul müdürlüklerine gönderdiği genelgede mezuniyet törenlerinin millî, manevi, ahlaki ve kültürel değerlere aykırı düzenlenmeyeceğini bildirmişti. Mezuniyet törenlerine karşı Milli Eğitim Bakanlığı’nın ÇEDES Projesi kapsamında yıl sonu etkinliklerinde camilerin kullanılması için tüm imkânlarını seferber ettiği ortaya çıktı.

GÖRÜNTÜLER TEPKİ ÇEKTİ

Camilerin içinde milli eğitim müdürlüklerinin koordinesinde il müftülükleri ile gençlik ve spor il müdürlükleri işbirliğiyle düzenlenen “Kültür Şenliklerinde” kayda geçen görüntüler tepki çekti. düzenleniyor. “Kültür Şenliği” adı altında palyaço gösterilerinden, bowling oyununa, çuval oyunundan tekvando sporuna karşı çok sayıda etkinlik yapılıyor.

İŞTE YURDUN DÖRT BİR YANINDAKİ CAMİİLERDE YAPILAN ETKİNLİKLERDEN BAZILARI

Rize Kalkandere de çocuklara camide halat çekme yarışı ve çuval yarışı yaptırıldı.

Rize İkizdere 'de cami içinde öğrencilere körebe oyunu oynatıldı.

Niğde’nin Bor ilçesinde Durmuş Güleç Camii içinde çocuklara halat çekme yarışı ve kaşıkta top taşıma yarışı yaptırıldı.

Aydın’ın Efeler ilçesindeki Abdülkadir Geylani Cami’inde Hacı Celal Oto İlkokulu öğrencilerine camide yatarak bilek güreşi yaptırıldı.

Balıkesir’in Ayvalık ilçesindeki Çınarlı Camisi’nin avlusunda Sakarya Ortaokulu Öğrencileri ne voleybol maçı yaptırıldı.

Gaziantep’in Şehitkamil ilçesindeki Ukkaşe Bin Mihsan Camisi içerisinde Tekvando müsabakası yapıldı.

Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde bulunan bir camide çocuklara çuval yarışı ve halat çekme yarışı yaptırıldı.

Giresun’un Espiye ilçesindeki Mescidi Aksa Camisinin avlusunda çocuklara bowling oynattırıldı.

Ağrı’nın Patnos ilçesindeki bir okulda öğrencilere cami içerisinde futbol ve parkur oyunu oynattırıldı.

Adana’nın Sarıçam ilçesinde bulunan Hacı Mahmut Öz Camisinin avlusunda öğrencilere palyaço gösterisi yaptırıldı dans ettirildi.

DİYANET ÇIKIP BU GÖRÜNTÜLER HAKKINDA AÇIKLAMA YAPSIN”

Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖBSEN) Genel Eğitim Sekreteri Serkan Bebek, camilerde Kültür Şenliği altında ortaya çıkan görüntülere tepki gösterdi. “Gezi Parkı sürecinde ‘camilere ayakkabı ile girildi’ diyenler, ’CHP camileri ahıra çevirdi’ hikayesi üzerinden yıllardır siyaset üretenlerin bugün camileri ne hale çevirdiklerini hep beraber gördük” diyen Bebek, “Yüksek sesle konuşmak, top oynamak, uyumak hatta toplu bir şekilde dünyevi işleri konuşmak bile camide konuşmak mekruhtur diyen bu projenin ortaklarından Diyanet çıksın bu görüntüler hakkında açıklama yapsın. Bugün CHP iktidarda olsaydı ve bu etkinlikler yapılsaydı ‘camileri sirke, lunaparka çevirdiler. Kutsallarımıza saldırıyorlar’ diyecek kişiler bugün camide top oynatıp, palyaço gösterisi yaptırıyor. Cami avlusunda ise voleybol oynatıp langırt oynatıyorlar. Hatırlayın, Fatih Sultan Mehmet’e ait türbenin önünde ellerini arkadan bağladığı diye İmamoğlu’na soruşturma açıldı. Buradan Cumhuriyet savcılarına sesleniyorum; bu projenin ortaklarından olan Gençlik ve Spor Bakanı, Milli Eğitim Bakanı ve Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında bu görüntülerden sonra soruşturma başlatacak mısınız?” ifadelerini kullandı.

https:// www.sozcu.com.tr/skandallar-devam-ediyor-camide- senlik-yaptilar-p178368

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Yapay zeka IBM'de çalışanların işini elinden aldı

ABD'li şirket IBM'in 8000 çalışanını işten çıkardığı öğrenildi. Birçok çalışanın işi ise yapay zeka destekli yazılımlara verildi.

28-05-2025

ABD merkezli teknoloji devi IBM, 2025 yılında teknoloji sektöründeki işten çıkarmalar dalgasına katılarak yaklaşık 8.000 çalışanını işten çıkardı. İşten çıkarmaların büyük bir kısmı, yapay zekâ ile değiştirilen İnsan Kaynakları (HR) departmanında gerçekleşti.

Şirket, idari görevleri otomatikleştirmek amacıyla bu ay içerisinde yaklaşık 200 kişilik HR pozisyonunu yapay zekâ destekli yazılım ajanlarıyla değiştirdi. Bu ajanlar; personel sorularını yanıtlamak, evrak işlemlerini yürütmek ve veri organizasyonu gibi tekrar eden görevleri minimum insan denetimiyle yerine getirebiliyor.

İŞGÜCÜ YENİDEN ŞEKİLLENİYOR

Business Today’de yer alan habere göre, IBM CEO’su Arvind Krishna, yapay zekânın iş gücünde agresif biçimde kullanılmaya başlandığını belirterek, bu sürecin yalnızca maliyet azaltımı amacı taşımadığını, aynı zamanda şirketin modernleşme stratejisinin bir parçası olduğunu vurguladı.

IBM’in İnsan Kaynakları Direktörü Nickle LaMoreaux ise yapay zekânın tüm işleri tamamen ortadan kaldırmayacağını, yalnızca görevlerin tekrar eden kısımlarını üstlenerek çalışanların yaratıcı ve stratejik alanlara odaklanmasını sağlayacağını söyledi.

https:// www.birgun.net/haber/yapay-zeka-ibm-de-calisanlarin- isini-elinden-aldi-626512

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Tanju Özcan: Çok tehlikeli bir oyun oynanıyor!

28-Mayıs-2025

CHP'li Özcan, AKP, MHP, DEM ve diğer bazı siyasi grupların, halkın görüşünü almadan anayasayı değiştirmek için 400 milletvekili sayısına ulaşma çabası içinde olduğunu belirtti.

Tanju Özcan: Çok tehlikeli bir oyun oynanıyor!

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, X hesabından yaptığı açıklamada anayasa değişikliği tartışmalarına dikkat çekti.

'HALKA SORULMADAN ANAYASA DEĞİŞTİRİLMEK İSTENİYOR'

Özcan açıklamasında, “Çok tehlikeli bir oyun oynanıyor! AKP, MHP, DEM ve türevleri, 400 milletvekili oyu ile Anayasamızı, hem de halka sormaksızın değiştirmeye çalışıyorlar!” ifadelerine yer verdi.

Anayasa değişikliği için gerekli olan 400 milletvekili desteğinin, referanduma gerek kalmadan değişiklik yapılmasını sağlayabileceğini vurgulayan Özcan, bu durumun demokratik süreçler açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu savundu.

'KENDİ LİSTEMİZDEN MECLİS'E SOKTUKLARIMIZ...'

Özcan, söz konusu siyasi partilerin bu hedefe ulaşma ihtimalinden duyduğu kaygıyı da dile getirdi.

Kaygım odur ki bu sayıya ulaşabilirler!” diyen Bolu Belediye Başkanı, Kendi listelerimizden TBMM’ye soktuklarımızın bazıları da bu ihanete ortak olabilir! Çare bulmalıyız!

Çok tehlikeli bir oyun oynanıyor! AKP, MHP, Dem ve türevleri 400 Mv oyu ile Anayasamızı, hem de halka sormaksızın değiştirmeye çalışıyorlar! Kaygım odur ki bu sayıya ulaşabilirler! CHP yönetimi ve diğer muhalefet bileşenleri bu meseleye karşı ortak hareket etmelidir! Kendi…

Tanju ÖZCAN (@tanjuozcanchp)27-May-2025

https:// twitter.com/tanjuozcanchp/status/192736055754114265

https:// www.sozcu.com.tr/tanju-ozcan-cok-tehlikeli-bir-oyun- oynaniyor-p178372

=======================

Cem Küçük’ten 5’inci dalga İBB operasyonu iddiası: “Bir o kaldı”

Savcılıklar henüz harekete geçmeden önce gözaltı ve tutuklama bilgilerini paylaşmasıyla dikkat çeken Cem Küçük, bu kez İBB iştiraki İSPARK’ı işaret etti.

1.6 milyon kişi temizlik personeli olabilmek için kura bekledi, 1 milyon 596 bini elendi

BYD'ye kölelik koşulları ve insan kaçakçılığı suçlaması

Sevda Karaca: Çalışma Bakanlığı işçiye değil patrona çalışıyor

İBB soruşturmasında Beyaz İnşaat‘ın hissedarı ’etkin pişmanlıkla’ tahliye edildi

İktidara yakın gazeteci Cem Küçük, İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) yönelik yürütülen operasyonlarda yeni bir dalganın adresini TGRT Haber canlı yayınında duyurdu. Savcılıklar henüz harekete geçmeden önce gözaltı ve tutuklama bilgilerini paylaşmasıyla dikkat çeken Küçük, bu kez İBB iştiraki İSPARK’ı işaret etti.

Cem Küçük, TGRT‘de yaptığı açıklamada, “Bana göre İSPARK’a da bir operasyon olur. Nereden biliyoruz? Savcılık ikinci dalgadan sonra İSFALT, İSTAÇ ve İSPARK’ın ihale dosyalarını istedi. Ben de o zaman, 11 Nisan’da yazdığım yazıda ’herhalde savcılık bunları inceliyorsa operasyon gelir’ dedim” ifadelerini kullandı.

İSPARK’a operasyon olmadı, bir o kaldı”

Son operasyonun İSPARK’a yönelik olmadığını söyleyen Küçük, “İSPARK’a bu son cuma günkü operasyonda operasyon yapılmadı. Bence bir o kaldı” diyerek sıradaki hedefin İSPARK olabileceği yorumunu yaptı.

Küçük, devamında şunları söyledi:

Gelsin istiyorum demedim, gelir dedim. Savcılık... Kendimi onların yerine koyuyorum... İstedi, buldu ve oldu. İştiraklerden de bundan sonra verilecek ifadeler, tanıklar, iş adamları, açık tanıklar, gizli tanıklar ve itirafçıların vereceği bilgiye göre şahıslara da uzanabilir. Ama ben İSPARK dışında başka bir şahıs olacağını düşünmüyorum.”

Savcılık evrakları istiyor”

İBB’ye bağlı diğer iştirakler için şu an yeni bir operasyon sinyali olmadığını belirten Küçük, “Başka iştirakler şu an görünmüyor. Ha bu olmaz demiyorum ama görüntü bu. Çünkü savcılık bunu yapabilmesi için ihale dosyalarını istiyor, yazışmaları istiyor, evrakları istiyor. Bilmediğimiz başka şeyler varsa onları ilerleyen günlerde görürüz” diye konuştu.

(Politika Servisi)

https:// www.evrensel.net/haber/555329/cem-kucukten-5inci- dalga-ibb-operasyonu-iddiasi-bir-o-kaldi

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

ABD öğrenci ve au-pair’lere vize randevularını durdurdu

28-05-2025

ABD'de Trump yönetimi, öğrenci, au-pair ve değişim programı katılımcılarına vize randevularının askıya alınması talimatı verdi. Başvuru sahiplerinin sosyal medya hesaplarına yönelik incelemeler genişletilecek.

https://p.dw.com/ p/4v0p9

ABD, öğrencilere yeni vize randevularını askıya aldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, büyükelçilikler ve konsolosluklardan öğrenci, au-pair ve değişim programı katılımcılarına vize randevusu verilmemesini istedi.

İlk olarak ABD’den Politico dergisinin haberleştirdiği, ardından CNN ve Reuters haber ajansının da ulaştığı Dışişleri Bakanlığı belgesinde dünya çapında ABD büyükelçilikleri ve konsolosluklara, söz konusu grupları kapsayan F, M ve J tipi vize randevularını vermemeleri tavsiye ediliyor. Halihazırda verilmiş randevular ise bu talimattan etkilenmeyecek.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio imzalı kurum-içi metinde, vize başvurusunda bulunan öğrenci ve değişim programı katılımcılarının sosyal medya hesapları üzerinde yapılan incelemeleringenişletileceği ve ilgili kılavuzda güncellemeler planlandığı kaydedildi. Rubio, çalışmalar tamamlanana kadar büyükelçilikler ve konsolosluklara bu gruptaki kişilere vize için yeni randevu verilmemesi tavsiyesinde bulundu.

https:// www.dwturkce1.com/tr/abd-y%C3%B6netiminden-vize- i%C3%A7in-sosyal-medya-incelemesi-talimat%C4%B1/ a-72281375

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü gazetecilerin konuyla ilgili sorularıyla ilgili doğrudan yorum yapmaktan kaçındı, ancak genel olarak ABD'ye gelmek isteyen herkesi incelemek için eldeki tüm araçların kullanıldığını söyledi.

Trump yönetimi, üniversitelerde Filistin yanlısı gösterilere sert tepki göstererek öğrenci vizelerinin iptali, sınır dışı gibi uygulamalara gitmiş, Türkiye’den doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk’ün üniversite dergisinde Filistin yanlısı bir fikir yazısında imzası bulunduğu gerekçesiyle gözaltına alınması büyük yankı yaratmıştı. Öztürk, 6 haftalık tutukluluğun ardından bu ay başında kefaletle serbest kalmıştı.

https:// www.dwturkce1.com/tr/abd-%C3%B6%C4%9Frenci-ve-au- pairlere-vize-randevular%C4%B1n%C4%B1-durdurdu/ a-72693211

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

DSÖ: Gazze’deki açlık ve kıtlık çok yüksek seviyelere ulaştı

DSÖ, Gazze’deki açlık ve kıtlığın çok yüksek seviyelere ulaştığına dikkat çekti. Dünya Sağlık Örgütü Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Hanan Balkhy, İnsanlar temel gıda ihtiyaçlarını ve besini elde etme konusunda çok çaresizler. İnsanlar yemek yemediğinde aç kalıyor, ölüyor. İlaç, tedavi ve yiyecek olmadan insanlar ölüyor dedi.

28-05-2025

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Hanan Balkhy, İsrail’in yoğun saldırıları ve ablukası altında bulunan Gazze’de açlık ve kıtlığın çok yüksek seviyelere ulaştığını, bu nedenle de insanların öldüğünü bildirdi.

Balkhy, DSÖ'nün en üst karar alma organı Dünya Sağlık Asamblesinin (DSA) 78’inci toplantısına katılmak üzere geldiği İsviçre’nin Cenevre kentinde, Gazze’deki duruma ilişkin konuştu.

Gazze’deki durumun tahrip edici olduğunu kaydeden Balkhy, sağlık için çok kritik olan alanların ve altyapının tamamen yok edildiğini söyledi.

SAĞLIK SİSTEMLERİNDE YIKIM

Balkhy, Sağlık konusunda insanlar çok zor bir ortamda yaşıyor. Hijyen sağlığın temelidir ve Gazze’de bu eksik. Sağlık bakım sistemlerinde de bir yıkım var, sadece birkaç hastane kısmen veya asgari düzeyde hizmet veriyor. Gerçekten çok fazla kaynak eksikliği var. Temel ilaçların yüzde 41’i veya 42’si hiç yok. Ana aşıların yüzde 41’i veya 42’si stoklarda yok. Tıbbi ekipmanın yaklaşık yüzde 64’ü de stoklarda hiç yok dedi.

Gazze’de son derece dirençli sağlık çalışanlarının bulunduğunu anlatan Balkhy, bu kişilerin sahip olduklarıyla ellerinden gelenin en iyisini yaptıkları yıkıcı bir durumun yaşandığını söyledi.

AÇLIKTAN ÖLEN İNSANLAR VAR

Balkhy, cilt döküntüleri, zatürre, çok sayıda enfeksiyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi salgınların yaşandığına işaret ederek, tüm bunların Gazze halkını olumsuz etkilediğini ve durumun iyi görünmediğini söyledi.

Gazze’ye insani yardım ulaştırmanın zorluklarına da işaret eden Balkhy, şöyle devam etti:

Sınırda daha fazla yardım ulaştırmak için bekleyen yaklaşık 51 tırımız var. DSÖ depolarında bulunanları bazı bölgelere ulaştırmaya çalışıyoruz. 51 tırı Gazze’ye getirmekte sorun yaşıyoruz. (İsrail’in uyguladığı) Ayrıca ablukanın 11’inci haftasından sonra gelen gıda da ihtiyaçlar için yeterli değil. Genel olarak Gazze’deki açlık ve kıtlık çok yüksek seviyelere ulaştı. İnsanlar temel gıda ihtiyaçlarını ve besini elde etme konusunda çok çaresizler. (Açlık nedeniyle) Çocuklar da ölüyor. Açlıktan ölen insanlar var. Bu çok açık. İnsanlar yemek yemediğinde aç kalıyor, ölüyor. İlaç, tedavi ve yiyecek olmadan insanlar ölüyor.

Gazze’deki ölüm sayısının 54 bini aştığını söyleyen Balkhy, bunun muhtemelen daha fazla olduğunu ve enkaz altında kaç kişinin öldüğünü bilmediklerini söyledi.

Balkhy, Gazze’deki ölüm sayısı düşük tahmin ediliyor. Bence oradaki yıkım hayal gücünün ötesinde diye konuştu.

https:// www.birgun.net/haber/dso-gazze-deki-aclik-ve-kitlik- cok-yuksek-seviyelere-ulasti-626505

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

İsrail yardım merkezine saldırdı: Üç ölü, 46 yaralı - Diken

28-05-2025 - İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentindeki bir yardım dağıtım merkezine saldırdı. Üç Filistinli öldü, 46 kişiyse yaralandı.

Cihan Tekin

https:// www.diken.com.tr/israil-yardim-merkezine-saldirdi- uc-olu-46-yarali/

https://www.diken.com.tr/ wp-content/uploads/2025-05-2025-05-28-israil-saldiri- gazze-aa.jpg

https:// www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2025-05-2025-05-28- israil-saldiri-gazze-aa.jpg

https:// www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2025-05-2025-05-28- israil-saldiri-gazze-aa-300x162.jpg

Gazze’deki hükümet, İsrail’in sistematik kuşatma, aç bırakma, bombalama ve yıkım politikasıyla kasıtlı olarak yarattığı insani durumu yönetmedeki başarısızlığının kesin kanıtı olduğunu vurguladı.

Refah’ta açlıktan ölen sivillerden ve Gazze’deki gıda çöküşünden yasal ve insani açıdan tamamen İsrail sorumlu tutuldu.

İsrail’in yardımları bir savaş silahı ve siyasi şantaj aracı olarak kullanması, yardım malzemelerinin resmi sınır kapılarından ve tarafsız uluslararası ve BM örgütleri aracılığıyla geçişini sistematik olarak engellemesi kınandı.

Öte yandan Haaretz gazetesinin haberine göre İsrailli yedek subaylar, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’e şöyle bir mektup yolladı:

Biz, İsrail ordusundaki subaylar, eski komutanlar ve yedek subaylar, hükümetin ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in Gazze’deki siyasi savaşı derhal sonlandırmasını ve kaçırılanların (esirlerin) gecikmeden geri dönmesi için çalışmasını talep ediyoruz.

Bu, Gazze’yi işgal etmeye hazırlanan ve İsrail toplumu içindeki küçük bir azınlığın mesihçi vizyonunu hayata geçirmeyi amaçlayan bir savaştır.”

İsrail muhalefeti ve esir aileleri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu hükümetin içindeki aşırı sağcı kesimin istekleri doğrultusunda hareket etmekle itham ediliyor. Başbakan iktidardaki konumu başta olmak üzere kişisel siyasi çıkarlarını korumak amacıyla savaşı sürdürmekle suçlanıyor.

https:// www.diken.com.tr/israille-en-cok-ticareti-hangi- ulkeler-yapiyor-ne-alip-satiyorlar/

İsrail’le en çok ticareti hangi ülkeler yapıyor, ne alıp-satıyorlar?

https:// www.diken.com.tr/eski-israil-basbakani-iki-bakana- terorist-dedi/

Eski İsrail başbakanı, iki bakana 'terörist' dedi

https:// www.diken.com.tr/israilli-muhalif-lider-golan-ordu- cocuklari-hobi-olarak-olduruyor/

İsrailli muhalif lider Golan: Ordu çocukları hobi olarak öldürüyor

https:// www.diken.com.tr/israil-yardim-merkezine-saldirdi- uc-olu-46-yarali/

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Armenian uprising was not a genocide.

Because civil and military conflicts were mutual.

It does not matter who threw the first punch in a fight.

However, the first punch was definitely thrown by the Armenians.

There is a precedent for everything.

Before the Armenian uprising, the state belonged to the Armenians.

The Ottoman cabinet, governors, ambassadors, consuls and almost all statesmen were Armenians.

The Ottoman Empire was actually the largest and most inclusive Armenian state that Armenians had ever seen in history.

Armenians dominated trade, art, all important professions.

Bankers, poets, composers, architects, and many more.

There is still the classical Turkish/Eastern Roman composition that is loved and listened to.

There are mosques, palaces, barracks built by Armenian architects.

And the Armenians wanted to break up the partnership, just like other non-Muslim subjects of the Ottoman Empire did.

They did this by treacherously betraying the Ottoman Empire at its worst time.

They took part in Russian troops during the Russian occupations of Eastern Anatolia.

They took part in the French occupation of the Cilicia region, this time under French uniforms.

They carried out systematic massacres of civilians behind the lines for the purpose of ethnic cleansing.

They used churches as ammunition depots and military staging areas.

They motivated priests to join the military and fight.

They assassinated the sultan of the period.

And yes, all of this had a response.

The two communities could no longer live together in peace.

When insecurity reached its peak, those in the East and South of Anatolia were deported outside the war zone.

When they realized the magnitude of their betrayal and the response they would receive, those who followed the Russians fled to modern-day Armenia and Iran.

Those who followed the French fled to Lebanon and France.

Those who were deported to Syria were now outside the borders of the collapsed Ottoman Empire, and they were scattered to modern-day Syria, Beirut, France and America.

Yes, the Armenians wanted a separate homeland, and for this they committed many betrayals, including ethnic cleansing and collaboration with the enemy.

And they got what they wanted, today there is an independent Armenia.

They have to put an end to the genocide and land demands based on it, ignoring their contributions and crimes in the great Armenian betrayal and the painful events that followed.

Because it is impossible to rebuild that great partnership, and it is also unthinkable to expel the Turks from these lands as they dream of.

The Armenian’s problems are with us.

The French, Russians, Americans and other Western countries do not have the means and ability to solve these problems.

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

ABD Başkanı 28-Mayıs-1830’da Kızılderili katliamının önünü açan yasayı imzalamıştı!


ABD Başkanı Andrew Jackson, 28-Mayıs-1830 tarihinde Yerlilerrin (Kızılderili) yurtlarından sürülmeleri için Kızılderili İskân Yasası’nı imzalar!

Bu yasa gereği Kızılderililer ata yurtlarından zorla Missisipi Irmak’ının batısına sürülür.

Haritada görüleceği gibi Yasa, Missisipi’nin doğusunda yaşayan yerlilerin yurtlarından kovulmasına yönelik bir Birleşik Devletler hükümet politikasıdır.

Hükümetçe tapu verileceği bildirilse de Çikasov, Çoktav, Seminole, Çeroki ve Krik kabileleri Yerli Toprakları (bugünkü Oklahoma) denen tanımadıkları bir bölgeye gitmeyi kesinlikle kabul etmezler.

Çoğunun evleri, çiftçilik dışında meslekleri ve temsili yönetimleri, misyoner okullarına giden çocukları olmasına karşın 1830’larda 100 bin kadarı, askeri güç kullanılarak batıya göçe zorlanır.

Acılarla dolu bu zorunlu göç sırasında çoğu kelepçeli olan Kızılderililerin %25 yolda ölür.

Yaşanan trajediden 180 yıl sonra 2010 yılında ABD İdaresi ( resmen) özür diler.

ABD’nin giriştiği sistematik soykırımda ölen Kızılderili sayısı bilinmezken uzmanlar milyonlarcasının katledildiğinin altını çiziyorlar.

Zulme uğrayan Kuzey Amerika’nın gerçek sahibi Kızılderililerden torunlarının yüreğinden o acı izleri ala tazeliğini korumaktadır.



🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Eski Genelkurmay istihbarat başkanı KorGeneral İsmail Hakkı Pekin bakın ne anlatıyor

https://x.com/i/ status/1927940262086545585

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

Fransa’da uçak tamir hangarı satın alınıyor.

Uçağın altına paralar dolduruluyor.

Uçak hangara sokulup paralar alınıp İngiltere’ye götürülüyor.

Turgay Güler - Ülke Tv

Ekrem İmamoğlu hakkında duyduğum en absürt palavra.

Şu tipten belli zaten utanma olmadığı.

Tipe bak!

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================






Free Hit Counters

HTML hit counter \- Quick\-counter\.net



visitors by country counter
flag counter