1. "HÜSAMETTİN CİNDORUK:" TÜRK BAHARI BAŞLADI!
    1. ÜLKEYİ PAZARLAMAYA GELDİM DİYEN ŞAHIS;
  2. ABD'DEN TÜRKİYE’YE AIM-120 AMRAAM FÜZE SATIŞINA ONAY!
    1. ABD'DEN HANGİ FÜZELER ALINACAK?
    2. AIM-120C-8 180 KM MESAFEDE ETKİLİ OLACAK
    3. AIM-9X SİDEWİNDER BLOK II KISA MESAFEDEKİ HEDEFLERE KARŞI KULLANILACAK
    4. AIM-120C-8 ÖZELLİKLERİ
    5. AIM-9X SİDEWİNDER BLOK II ÖZELLİKLERİ
  3. TRUMP DUYURDU; F-55 VE F-22 SUPER SAVAŞ UÇAKLARI GELİYOR
    1. F-55 VE F-22 SUPER GELİYOR
  4. ABD, ALTINCI NESİL SAVAŞ UÇAĞI F-47’NİN DETAYLARINI PAYLAŞTI, F-22 DEMODE KALDI
    1. F-22, F-47’NİN YANINDA DEMODE KALIYOR
    2. 185’TEN FAZLA F-47 PLANLANIYOR
    3. ÇİN’E CEVAP
  5. İSPANYA’NIN DEV ELEKTRİK KESİNTİSİNE İLİŞKİN İLK BULGULARINDA TÜRKİYE DETAYI
    1. ANOMALİNİN KRONOLOJİK ADIMLARI
    2. "28 NİSAN PAZARTESİ:" SESSİZ BAŞLAYAN KAOS
    3. 12:30 – TALEP ZİRVEDE, SİSTEM KRİTİK SINIRDA
    4. 12:33 – ÜÇ İL, ÜÇ ANİ KAYIP
    5. 12:33 – ZİNCİRLEME KOPUŞ BAŞLIYOR
    6. 12:44 – YENİDEN BAĞLANTI BAŞLADI
    7. SİBER SALDIRI ŞÜPHESİ ORTADAN KALKTI
  6. SİLAH BIRAKMA KARARI SONRASI PARTİLERİN OY ORANLARI NEDİR?
  7. KANAL DEĞİL “TALAN” İSTANBUL PROJESİ NEDİR?
    1. İTÜ ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA
    2. RANT VE SERMAYE BİRİKİM ALANI
    3. MESELE İSTANBUL’UN NE EKOSİSTEMİ NE GELECEĞİ
  8. DR. AYŞE UĞURLU, “CUMHURBAŞKANINA HAKARET” SUÇLAMASIYLA İHRAÇ EDİLDİ
    1. "ATO:" GÖREVİNE İADE EDİLMELİ
  9. "DİYANET REKORA KOŞUYOR:" GÜNDE 354 MİLYON TL
    1. PARA ÖĞÜTEN BAŞKANLIK
    2. SANAYİ BAKANLIĞI GERİDE
    3. İLETİŞİM’DEN 2,1 MİLYAR LİRA
  10. MİLYON DOLARLIK JET KAVGASI: ABD YASALARINA AYKIRI HEDİYE
    1. KATAR “BU BİR HEDİYE DEĞİL” DİYOR
    2. “BEDAVA OLDUĞUNA İNANMAK İÇİN APTAL OLMALISINIZ”
    3. ABD BAŞKANI’NIN HEDİYE KABUL ETMESİ YASAK
    4. BOEING ANLAŞMASI BERABERİNDE GELDİ
    5. BOEING HİSSELERİ YÜKSELİŞTE
  11. TAZMİNATINI İSTEYEN İŞÇİYİ ÖLDÜRESİYE DÖVENLER ARASINDA YER ALAN POLİSİN KİM OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI
    1. TEMEL KOTİL’İN KORUMASI OLDUĞU YALANLANMIŞTI
    2. PATRONUN KORUMASIYMIŞ
    3. ÇENEDE KIRIK, BOYUNDA KESİK
    4. NE OLMUŞTU?
  12. "EGE CANSEN:" VERGİ POLİSİYE TEDBİRLERLE TOPLANIR
    1. KAYIT DIŞILIKLA MÜCADELE
    2. POLİS, DEVLET DEMEKTİR
  13. ERDOĞAN’DAN ‘BAMBAŞKA BİR TÜRKİYE’ VAADİ: TÜRK’Ü KÜRT’TEN AYIRIRSAN, ARAP’TAN AYIRIRSAN YALNIZ KALIR
    1. ‘SİYASET SAHNESİNE TESADÜFEN ÇIKMADIK’
    2. ‘MALAZGİRT TÜRK-KÜRT-ARAP’IN ORTAK ZAFERİDİR’
    3. ‘SİLAH BIRAKMA VE FESİH SÜRECİ MİT TARAFINDAN TİTİZLİKLE İZLENECEK’
    4. ‘TEMKİNLİYİZ, TEDBİRLİYİZ, SABIRLIYIZ’
    5. ’22 YILDIR NEREDEYSEK BUGÜN DE AYNI YERDEYİZ’
    6. ‘TÜRKİYE, BAMBAŞKA BİR TÜRKİYE OLACAK’
    7. ZELENSKİY İLE GÖRÜŞME
  14. BU SÖZLER BU SEVİYEDEKİ BİR İNSANIN KENDİ AKLIYLA, KENDİ KAFASINDAN UYDURABİLDİĞİ SÖZLER DEĞİLDİR; BU SÖZLER KESİNLİKLE BİR ORGANİZASYONUN, PARAMİLİTER BİR YAPILANMANIN VARLIĞINI VE BU ADAMIN DA O ORGANİZASYONDA BİR ŞEKİLDE GÖREVLİ OLDUĞUNU İŞARET EDİYOR.
  15. TAYYİP ERDOĞAN, BUGÜN YAPTIĞI KONUŞMASINDA TURGUT ÖZAL’IN BAŞLATTIĞI PARADİGMANIN YARIM KALDIĞINI VE BU PARADİGMAYI SÜRDÜRECEKLERİNİ BELİRTTİ. TURGUT ÖZAL’IN PARADİGMASI “FEDERASYON TARTIŞILABİLİR” SÖZLERİDİR. BU PARADİGMA, TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN FESİH KARARINDAKİ LOZAN’A KARŞI ÇIKIŞI İLE ÖRTÜŞÜYOR. DOLAYISIYLA, BU “BARIŞ SÜRECİ” ÜNİTER DEVLETTEN FEDERATİF DEVLETE DÖNÜŞÜM SÜRECİDİR. AKP, MHP VE DEM’İN BAŞLATTIĞI BU SÜRECİ DEM’LE İŞBİRLİĞİ İÇİNDEKİ SOSYALİST KÜÇÜK PARTİLER DE DESTEKLİYOR. HALKIN YÜZDE YETMİŞİ İSE KARŞI.
  16. "PROF. YUSUF HALAÇOĞLU:" ANADOLU’DA KÜRDİSTAN DİYE BİR YER YOK!
  17. GÖRÜRSÜN
  18. "E. TÜM. DOĞU SİLAHÇIOĞLU:" GELİNEN NOKTA
  19. METİNER,İSMET PAŞA’YA FAŞİST DEMİŞ.
  20. BM, DİAKURD’UN LOZAN ANTLAŞMASI BAŞVURUSUNU KABUL ETTİ
    1. “KUZEY KÜRDİSTAN, NORMAL İDARİ SÜREÇLERLE YÖNETİLMEMİŞTİR”
    2. “KÜRT VARLIĞININ TANINMADIĞINI İFADE ETTİK”
    3. “KÜRTLERİN DEVLET OLMA HAKKINI TANIMASI GİBİ BİR BEKLENTİMİZ YOK”
    4. “BM’NİN KÜRTLERLE İLGİLİ ÖNEMLİ TESPİTLER YAPMASINI BEKLİYORUZ”
  21. "M.TANZER ÜNAL:" “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, BU HAİNLERLE Mİ SAĞLANACAK?
  22. "PROF. DR. OKTAR ASOĞLU:" "TIBBIN FEODAL DÜZENİ: DERNEKLER, ETİK KURULLAR VE SESSİZLİK İKLİMİ"
    1. “ANAHTARI DAĞITANLAR, KAPIYI DA ARKADAN KAPATIRLAR!"
    2. KİM, KİMİ EĞİTİYOR?
    3. PEKİ YA KENDİ İÇLERİNDEN BİRİ SKANDALA KARIŞIRSA?
  23. DEMİREL VE CUMHURİYET
  24. TESUD GENEL BAŞKANLIĞI


🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

"HÜSAMETTİN CİNDORUK:" TÜRK BAHARI BAŞLADI!

Ülkemizin Bekası tehlike altına girmesine rağmen MUHALEFET partileri halen SİNEMİLLETEDÖNMÜYORLARSA demek ki bunlar da Büyük Ortadoğu Projesi( BOP)’ne HİZMET EDİYORLAR. .!

BEN muhalefet lideri olsam MECLİS'TENÇEKİLİRDİM

Ben olsam PARLAMENTODANÇEKİLİRİM!

Büyük bir hareket yapmak lazım. 20 sene önce iktidar olmuş bir siyasal parti, siyasi İslam’a dönme kararı vermiş, CUMHURİYETİN TEMELİLKELERİNDENVAZGEÇMİŞ bir SİYASİ HAREKETVAR.

Bu parti BAŞARAMADI, şimdi başaramadığı için sıkıntı yaşıyor.

Bir gün anayasa teklif ediyor, bir gün Avrupa Birliği’ni ifade ediyor… Milletvekillerini ikna etmek kolay değil.

Ama “parlamenter sisteme dönmek için süre verdikten sonra”MECLİS'TEN ÇEKİLMEKTİRÇÖZÜM

Bu, iktidarı zorlayacaktır.

Seçimin şartlarını demokratik hale getirmedikten sonra SEÇİME GİRSENİZ ne olacak?

Arkasında sivil-asker TÜMDEVLETGÜÇLERİ olan, kaynakları SONSUZBİRKİŞİYLE seçime girmek çok zordur.

TÜRKİYE bugün AÇIK bir BÖLGE haline geldi, giren belli değil, çıkan belli değil. Anayasa’nın 16’ncı maddesinde açık bir hüküm var.

Temel hak ve hürriyetler, YABANCILAR için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir” diyor.

Hükümet böyle bir yanlış yaptı.

Bunun ÇÖZÜMÜMECLİS'TE.

MUHALEFETLE anlaşarak, SIĞINMACILARIN ne HAKLARI olduğuna DAİRKANUNU çıkarmaları lazım.

Kimi nereye koyacağınızı, kime ne kadar hak vereceğinizi Meclis’ten geçen bir yasayla tespit etmek gerekir, ENKISA ZAMANDA.

HATAY'DA Suriyeli SIĞINMACILAR Türk‘lere BURASI BİZİMEYALETİMİZDİ, HATAY’I EMRİVAKİYLEALDINIZ, SİZGİDİN demeye başladılar, ihtilaf çıkarıyorlar.

Bu yanlıştan Türkiye’nin dönmesi çok önemli.

Bence TÜRKİYE'NİNBİRİNCİDERECEDE ÖNEMLİMESELESİBU, terör kadar önemli bir mesele.

Düşünün ki 5 MİLYONDAN fazla SIĞINMACIYIEVLAT EDİNMİŞSİNİZ ve BAKIYORSUNUZ, nüfusları devamlı artıyor, kendi vatandaşınızın rızkından kesiyor, onlara veriyorsunuz.

Bu insancıl bir hadise değil. Herkes övüyor ama arkanızdan da gülüyorlardır.

Biliyorum ki DEVLETBUDÜZENSİZGÖÇMENLERİN TÜMÜNEHAKİMDEĞİL, hukukuna da hatta nerede oturduklarına da hakim değil.

5-6 MİLYONKİŞİYİ geri göndermek de mümkün değil, gitmek istemiyorlar…

Bir de AFGANLILARl katarsanız, düşünmek bile istemiyorum.

MİLLİ YASİLANI!…

Papa öldü, bayrakları yarıya indirdiler. Suudi Kralı öldü. Yas ilan edildi. Ülke yandı. Kılları kıpırdamıyor. Neden?

Çok iyi irdele Türk Milleti. Anadolu’da son zamanlarını yaşıyorsun. 19 yıldır Türkiye’yi işgale hazırladılar. Ordunu zayıflattılar. Ülkeyi Suriye, Libya gibi ülkeleri paramparça eden yüzer gezer teröristlerle doldurdular.

Türk Baharı Başladı!…

İç karışıklık ve Dedeağaç’ta Türkiye’ye Türk Baharı getirmeye hazırlanan Amerikan Kuvvetleri bekliyor. Yunanistan’ı yeniden İzmir’e sokacaklar.

ÜLKEYİ PAZARLAMAYA GELDİM DİYEN ŞAHIS;

Ülkenin kolayca işgal edilmesi için bütün alt yapıyı oluşturdu. Türkler uyanmasın, kendi derdiyle uğraşsın diye HER TARAFYAKILDI.

Yangını neden seyrettiler sanıyorsunuz? Ya "MÜTAREKE BASINI?"

Anadolu’da Türk varlığına son verecekler. Sen uyanıp DUR DEMEZSEN!

Ordu var demeyin! Ülke yanarken kışlasından çıkartılmayan ordu. Ordu işgale direnemesin diye parçalanırken seyrettiğin ordu…

Bu cinayete hep birlikte yol verdik…

Muhalefet bu tezgaha ortak görünüyor. Aksi olsaydı bu ihanete ortak olmak yerine çoktan Sine-i Millete dönerlerdi?

Türk Baharı... Veya Anadolu’dan Türk varlığını silme operasyonu başlatıldı.

Bilin istedim.

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

ABD'DEN TÜRKİYE’YE AIM-120 AMRAAM FÜZE SATIŞINA ONAY!

ABD'den Türkiye’ye 53 adet AIM-120 AMRAAM ve 60 adet AIM-9X Sidewinder füze satışına onay çıktı. Türkiye füzeler için yaklaşık olarak 300 milyon dolar ödeyecek.

15-Mayıs-2025

Yusuf Akbaş

Teknoloji Editörü

ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’ye havadan havaya füzelerin satışına onay verdi. Türkiye, 300 milyon doları aşan bedelle ABD’den füze alacak.

ABD'DEN HANGİ FÜZELER ALINACAK?

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon’a bağlı Savunma Güvenlik ve İşbirliği Ajansı (DSCA) tarafından yapılan duyurulara göre Türkiye toplam 103 adet füze ve 17 adet güdüm satın alıyor.

Yaklaşık 225 milyon dolara 53 adet AIM-120C-8 AMRAAM (Gelişmiş Orta Menzilli Havadan Havaya Füze) ve 6 adet AIM-120C-8 AMRAAM güdüm kiti alacak. Ayrıca toplam değeri 79,1 milyon dolara 60 adet AIM-9X Sidewinder Blok II füzeleri ve ilgili lojistik ve program destek unsurlarının ve 11 adet AIM-9X Blok II Taktik güdüm sisteminin alınacağı açıklandı.

AIM-120C-8 180 KM MESAFEDE ETKİLİ OLACAK

AIM-120C-8 füzeleri 180 kilometreye varan menzilde görüş ötesi mesafede etkili olan havadan havaya füzeleridir. Mach 4 (yaklaşık 4.900 km/s) hıza ulaşabilen AIM-120C-8 füzeleri yüksek hızıyla öne çıkıyor. Bu füzeler savaş uçaklarında ve kara tabanlı hava savunma sistemlerinde kullanılabiliyor. Türkiye’nin F-16 uçaklarına entegre edilecek bu füzeler F-35’lerde de kullanılabiliyor. AIM-120C-8 füzeleri, önceki varyantlarına kıyasla gelişmiş güdüm sistemine sahip olması sayesinde hedef takibi ve vurma başarısının yüksekliğiyle dikkat çekiyor.

AIM-9X SİDEWİNDER BLOK II KISA MESAFEDEKİ HEDEFLERE KARŞI KULLANILACAK

AIM-9X Sidewinder Blok II füzeleri ise 18 kilometreye varan kısa mesafelerde havadan havaya atışlarda kullanılacak. Bu füzelerdeki atıştan sonra kilitlenme (LOAL) özelliği sayesinde, füze hedefe kilitlenmeden önce ateşlenebilir ve uçuş sırasında hedefe yönlendirilebilir. F-16 savaş uçaklarında kullanılacak.

AIM-120C-8 ÖZELLİKLERİ

"Menzil:" Yaklaşık 180 kilometre

"Hız:" Maksimum Mach 4 (yaklaşık 4.900 km/s)

"Ağırlık:" Yaklaşık 150.7 kg

"Boyutlar: Uzunluk:" 3.66 metre Çap: 178 mm Kanat Açıklığı: 447 mm

"Savaş Başlığı:" Yaklaşık 18 kg yüksek patlayıcı parçacık etkili savaş başlığı

"Güdüm Sistemi:" Ataletsel navigasyon, orta safha veri bağlantısı ve aktif radar arayıcı başlık kombinasyonu ile hedefe yönelme

"Uyumlu Platformlar:" F-15, F-16, F/A-18, F-22, F-35 gibi modern savaş uçakları, NASAMS (Norwegian Advanced Surface to Air Missile System) gibi hava savunma sistemleri.

AIM-9X SİDEWİNDER BLOK II ÖZELLİKLERİ

"Uzunluk:" Yaklaşık 3 metre

"Çap:" 12.7 cm

"Ağırlık:" Yaklaşık 85 kg

"Hız:" Mach 2.5+

"Menzil:" Yaklaşık 18 km

"Savaş Başlığı:" 9.36 kg’lık WDU-17/B halka biçimli patlayıcı parçacık etkili başlık

"Güdüm Sistemi:" Görüntüleme kızılötesi (IIR) arayıcı başlık

"Manevra Kabiliyeti:" İki eksenli itki yönlendirme sistemi ile 60g’ye kadar manevra yeteneği

"Uyumlu Platformlar:" F-15C/D/E, F-16C/D, F/A-18A+/C/D/E/F, EA-18G, F-22 Raptor, F-35 Lightning II, NASAMS hava savunma sistemi

https:// www.aa.com.tr/tr/dunya/abdden-turkiyeye-300-milyon-dolari- asan-fuze-satisina-onay/3568128

http:// dhbr.co/bY9D

https:// www.donanimhaber.com/abd-den-turkiye-ye-aim-120-amraam-fuze- satisina-onay--191404

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

TRUMP DUYURDU; F-55 VE F-22 SUPER SAVAŞ UÇAKLARI GELİYOR

ABD Başkanı Donald Trump, Orta Doğu turu kapsamında Doha, Katar’ı ziyaret etti. Düzenlenen basın toplantısında ise F-55 ve F-22 Super savaş uçakları hakkında ilk kez bilgi verildi.

15-Mayıs-2025

Metin Akpınar

Teknoloji Editörü

ABD, havacılık tarafında 2025’e oldukça hızlı başladı. ABD Başkanı Donald Trump, Orta Doğu turu kapsamında Katar’ı ziyaret ederken Doha’da düzenlenen basın toplantısında F-55 ve F-22 Super savaş uçaklarına dair ilk detayları paylaştı. Trump, F-55 olarak adlandırdığı uçağın F-35’in büyük bir yükseltmesi olacağını ifade etti.

Görünüşe göre ABD, F-55 olarak adlandırılması beklenen yeni bir çift motorlu savaş uçağının geliştirilmesini ve mevcut F-22 Raptor’un F-22 Super olarak adlandırılacak bir yükseltmesini değerlendiriyor. Trump’ın bu açıklamaları Katar’ın 160 adet Boeing ticari jet satın almasının ardından düzenlenen, Boeing ve GE Aerospace yöneticilerinin de aralarında bulunduğu iş dünyası liderlerinin katıldığı bir toplantıda geldi.

F-55 VE F-22 SUPER GELİYOR

Basın toplantısında Trump, halihazırda F-35’ler için basit bir güncelleme yapıldığını ancak aynı zamanda F-55 olarak adlandırılan, F-35’in çok ciddi bir yükseltmesi üzerinde çalıştıklarını duyurdu. F-55 savaş uçağı, F-35’in aksine tek değil çift motorlu olacak.

Aynı zamanda F-55 de üretiyoruz. Bu oldukça kapsamlı bir yükseltme olacak ve F-55 iki motorlu olacak. Çünkü F-35’in tek motoru var ve ben tek motorlu uçakları sevmiyorum. Gerçekten bu adam dünyanın en iyisidir (GE Aerospace CEO’sunu işaret ederek) motorlar konusunda ama motorlardan biri bozulursa 2-3-4 tane olması daha iyidir... F-55 üreteceğiz, doğru fiyatı alabilirsek. F-35’in çok daha üzerinde bir performansı olacak”

Trump aynı zamanda ABD’nin beşinci nesil uçağı F-22 Raptor için de önemli bir güncellemeden bahsetti: “Bence dünyadaki en güzel savaş uçağı F-22 ama biz bir F-22 Super yapacağız ve bu F-22 savaş uçağının çok modern bir versiyonu olacak.”

Henüz detaylı değil ancak görünen o ki F-35, üretiminde bir sorun olmadan yoluna devam edecek ancak F-55 adlı çift motorlu varyantı süreçte kendisine eşlik edecek. Bilindiği üzere F-35’ler Lockheed Martin tarafından üretiliyor. Bununla birlikte F-22 Super varyantı da ilginç. Kısa bir süre önce 6. nesil savaş uçağı F-47’nin teknik detayları açıklanmıştı. Trump, daha önce F-47’nin F-22’lerin yerini alacağını söylemişti.

Trump’ın açıklamaları esasında analist ve uzmanlar için de sürpriz oldu. Çünkü bu programlar, mevcut programlarda hiç geçmemişti. Agency Partners havacılık analisti Nick Cunningham, F-55’in 2030’larda ABD Donanması’nın Boeing F/A-18 Super Hornet filosunun yerini alması planlanan F/A-XX programına atıfta bulunabileceğini söyledi.

https:// ca.news.yahoo.com/trump-floats-possible-f-55-093508983.html

http:// dhbr.co/bY9O

https:// www.donanimhaber.com/f-55-ve-f-22-super-savas-ucaklari- geliyor-iste-ilk-detaylar--191415

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

ABD, ALTINCI NESİL SAVAŞ UÇAĞI F-47’NİN DETAYLARINI PAYLAŞTI, F-22 DEMODE KALDI

Çin, altı nesil savaş uçaklarını uçururken ABD’de geçtiğimiz aylarda altın nesil savaş uçağı F-47’yi tanıtmıştı. Şimdi ise Boeing F-47 hakkındaki kritik detaylar resmen paylaşıldı.

14-Mayıs-2025

Metin Akpınar

Teknoloji Editörü

Geçtiğimiz mart ayında ABD Başkanı Donald Trump, Pentagon’un NGAD altında yürüttüğü altıncı nesil savaş uçağı için sözleşmeyi Boeing’e vermiş ve çak, Boeing F-47 olarak adlandırılmıştı. Ancak Boeing F-47hakkında teknik detaylar o dönem paylaşılmamıştı. Şimdi ise ABD Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral David Allvin’in sosyal medya platformu X üzerinden yayımladığı infografik, yalnızca F-47’nin değil, ona eşlik edecek yeni nesil işbirlikçi insansız hava araçlarının (CCA - Collaborative Combat Aircraft) da kabiliyetlerini ortaya koyuyor.

F-22, F-47’NİN YANINDA DEMODE KALIYOR

ABD’nin “Yeni Nesil Hava Hakimiyeti” (Next Generation Air Dominance – NGAD) programı kapsamında geliştirilen F-47, görev menzili açısından halihazırdaki F-22 Raptor’a kıyasla yüzde 70 daha uzun bir menzile sahip olacak. 1.000 deniz milinden (yaklaşık 1.852 kilometre) fazla harekât yarıçapı sunan F-47, bu özelliğiyle yakıt ikmali gereksinimini azaltarak tanker uçaklarını muharebe sahasından daha uzağa konumlandırma avantajı sağlayacak. Bu durum, özellikle Çin’in hava savunma sistemleriyle çevrili Hint-Pasifik bölgesinde kritik önem taşıyor.

https:// www.donanimhaber.com/cache-v2/

Mach 2’nin üzerinde hıza ulaşması beklenen F-47, bu yönüyle F-22 ile benzer bir hız aralığında yer alıyor. Ancak gizlilik konusunda daha ileri bir seviyeye taşındığı görülüyor: infografiğe göre F-47 “Stealth++” yeteneklerine sahipken, F-22 “Stealth+” ve F-35 ise sadece “Stealth” olarak sınıflandırılıyor. Bu, F-47’nin radar, kızılötesi ve görsel iz açısından daha düşük tespit edilebilirlik anlamına geliyor.

185’TEN FAZLA F-47 PLANLANIYOR

ABD Hava Kuvvetleri, F-47’den 185 adetten fazla alım yapmayı planlıyor. Bu sayı, bütçe aşımı nedeniyle sınırlı sayıda üretilen F-22 filosuyla denk ya da daha fazla olabilir. Orgeneral Allvin, F-47’nin maliyetinin F-22’den daha düşük olacağını ve daha geniş kapsamlı bir üretim programı hedeflendiğini belirtti. Uçağın 2025-ile-2029 yılları arasında operasyonel hale gelmesi öngörülüyor. Ancak bu tarihler ilk uçuş, başlangıç operasyonel kabiliyet ya da tam faaliyete geçişi mi ifade ediyor, henüz netlik kazanmış değil.

"İnsansız arkadaşları:" YFQ-42A ve YFQ-44A

F-47’ye eşlik edecek insansız işbirlikçi arkadaşları da gün yüzüne çıktı. General Atomics’in YFQ-42A ve Anduril’in YFQ-44A modelleri, CCA olarak bilinen işbirliğine dayalı insansız hava araçları ailesinin ilk üyeleri olacak. Bu İHA’lar 700 deniz milinden (yaklaşık 1.296 kilometre) fazla menzile sahip olacak ve belli seviyede gizlilik özellikleri barındıracak. Azami hızları ise gizli tutuluyor. Test uçuşlarının 2025 yılı itibarıyla başlaması ve 2029’a kadar operasyonel hale gelmeleri planlanıyor. Bu hava araçlarından da toplamda 1000’den fazla tedarik edilmesi hedefleniyor.

CCA’ların yalnızca F-47 ile değil, aynı zamanda F-22 ve F-35 gibi mevcut savaş uçaklarıyla da entegre çalışması öngörülüyor. Bu sayede, insanlı ve insansız unsurların koordineli hareket ettiği hibrit hava filoları oluşturulması hedefleniyor.

ÇİN’E CEVAP

İlk duyuruda F-47’nin prototipinin neredeyse 5 yıldır uçmakta olduğunun altını çizilmişti. Tüm bu gelişmeler aynı zamanda Çin’in J-36 ve J-50 gibi altıncı nesil savaş uçağı prototipleri üzerinde yoğun test faaliyetleri yürüttüğü bir döneme denk geliyor. Pekin yönetimi henüz bu uçakları resmi olarak tanımasa da, kamuoyuna açık test uçuşları, Çin’in bu alandaki iddiasını somutlaştırıyor. Çin’e ait askeri yayınlar, özellikle J-36’nın 1.000 km’ye kadar hava sahası ablukası uygulayabilecek kapasitede olduğunu öne sürüyor. Uçakların sırasıyla Mach 2.5 ve Mach 2 hızlarına ulaşabileceği iddia ediliyor.

Uzmanlara göre, ABD’nin F-47 ve CCA sistemleri özellikle Hint-Pasifik bölgesinde Çin’in “anti erişim/alan engelleme” (A2/AD) stratejisini kırmak üzere geliştiriliyor. Yeni uçaklar, cephe hattına daha uzak ama güvenli üslerden operasyon düzenleyebilecek kapasitede olacak. Böylece, çatışma bölgelerine yakın ABD unsurlarının maruz kalabileceği riskler azaltılmış olacak.

https:// www.twz.com/air/f-47-now-has-an-officially-stated-combat- radius-of-1000-nautical-miles

http:// dhbr.co/bY9i

https:// www.donanimhaber.com/abd-altinci-nesil-savas-ucagi-f-47-nin- detaylarini-paylasti--191383

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

İSPANYA’NIN DEV ELEKTRİK KESİNTİSİNE İLİŞKİN İLK BULGULARINDA TÜRKİYE DETAYI

İspanya Ekolojik Geçiş Bakanı Sara Aagesen, 16 gün önce tüm İber Yarımadası’nı ve bazı Avrupa ülkelerini etkileyen dev ölçekli, anormal elektrik kesintisine dair ilk bulguları açıkladı.

15-Mayıs-2025

Metin Akpınar

Teknoloji Editörü

İspanya’da 28 Nisan günü yaşanan ve tüm İber Yarımadası’nı ve bazı Avrupa ülkelerini etkileyen büyük elektrik kesintisine ilişkin ilk teknik veriler açıklandı. Ekolojik Geçiş Bakanı Sara Aagesen, İspanyol Meclisi’nde yaptığı detaylı sunumda olayın kronolojisini aktarırken, Avrupa enerji sisteminin karmaşık yapısına ve Türkiye’yle olan senkron bağlantıya da dikkat çekti. Bakan, bunun olağanüstü bir olay olduğunu ve sebeplerinin halen anlaşılmaya çalışıldığının altını çizdi.

ANOMALİNİN KRONOLOJİK ADIMLARI

Aagesen, elektrik üretiminde yaşanan ani kayıpların Granada, Badajoz ve Sevilla illerinde gerçekleştiğini açıkladı. Kesintinin yaşandığı gün, 28 Nisan Pazartesi, saat 12:30 sularında ülke genelinde talep 25.184 MW seviyesindeydi ve 3 GW’lık pompalama kapasitesi devredeydi. Saat 12:33’te ise üç ayrı noktada sadece saniyeler içinde toplamda 2,2 GW’lık üretim kaybı yaşandı.

"28 NİSAN PAZARTESİ:" SESSİZ BAŞLAYAN KAOS

Kesintiden yaklaşık yarım saat önce, saat 12:03’te, İspanya’nın elektrik şebekesinde ilk anormallikler gözlendi. Aagesen’in aktardığına göre, bu sırada sistem değişkenlerinde beş dakika süren şiddetli bir salınım yaşandı. Bu dalgalanmalar; voltaj ve frekansta ani ve düzensiz değişimler olarak kaydedildi. Henüz bu ilk aşamada herhangi bir kesinti yaşanmadı, ancak sistemin dengesinde bozulmalar başlamıştı.

12:19’da ise ikinci bir salınım gerçekleşti. Üç dakika süren bu ikinci dalga, Avrupa senkron enerji sistemi içinde daha sık gözlemlenen türdendi. Ancak dikkat çekici olan, bu salınımın merkezinin Orta-Doğu Avrupa’dan geldiği ve Türkiye’ye kadar uzanan senkron sistemle bağlantılı olduğuydu. Aagesen, Avrupa’nın doğusu ile Türkiye arasında yaşanan senkron salınımların, İspanyol sistemine yansıdığını belirtti.

Bu noktada Türkiye’nin de bu sistemle aynı dağıtım ağına entegre olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, kesintinin ardından yaptığı açıklamada, “Şu anda bu sıkıntıdan Türkiye etkilenmedi. Ama bizi etkileyebilecek boyutta bir sıkıntı. Çünkü biz de Avrupa’nın sistemine bağlıyız,” ifadeleriyle, bu tür olayların sınır tanımayan etkilerine dikkat çekmişti.

12:30 – TALEP ZİRVEDE, SİSTEM KRİTİK SINIRDA

"Saat 12:"30’da ülkede elektrik talebi 25.184 megavat seviyesine ulaşmıştı. Aynı anda 3 GW’lık pompalama sistemi devredeydi. Her şey olağan görünse de, sistemin içinde baskı giderek artıyordu.

12:33 – ÜÇ İL, ÜÇ ANİ KAYIP

"Saat tam 12:32:"57’de ilk ciddi üretim kaybı Granada’daki bir trafo merkezinde tespit edildi. Yalnızca 19 saniye sonra, 12:33:16’da Badajoz, ardından 12:33:36’da Sevilla’da benzer üretim düşüşleri yaşandı. Bu üç olay, yalnızca birkaç saniye içinde toplamda 2.2 GW’lık üretimin sisteme verilememesi anlamına geliyordu. Bu ani düşüş, sistemin dengesini tamamen bozdu.

12:33 – ZİNCİRLEME KOPUŞ BAŞLIYOR

Aagesen’in ifadesiyle, bu kayıpların hemen ardından “zincirleme aşırı gerilim kesme” süreci başladı. Gerilimde hızlı yükselme ve düşmeler, sistemin diğer bileşenlerini de tetikledi. Aynı dakika içinde şebekede yük atma (demand shedding) protokolleri art arda devreye sokuldu. Ancak REE’nin (İspanya Ulusal Şebeke İşletmecisi) altı farklı müdahalesine rağmen sistem istikrar kazanamadı.

12:33’te ilk eşik aşıldı ve bazı bölgelere elektrik verilemez hale geldi. Son aşama da aynı dakika içinde devreye girdi ve yarımada çapında şebeke çöktü.

12:44 – YENİDEN BAĞLANTI BAŞLADI

Şebeke tamamen çökünce, hızlıca yeniden toparlanma süreci başlatıldı. Saat 12:44’te Fransa ile olan enterkonnekte hat yeniden devreye alındı ve adım adım yeniden enerji arzı sağlandı.

SİBER SALDIRI ŞÜPHESİ ORTADAN KALKTI

Bakan Aagesen, kesintinin siber saldırıdan kaynaklandığına dair herhangi bir bulgunun bulunmadığını da ilk kez açıkladı. “Bu çok iyi bir haber,” diyen Aagesen, sürecin siyasi etkilerden bağımsız bir şekilde yürütüldüğünü ve milyonlarca veri noktasının analiz edildiğini vurguladı. Bakan aynı zamanda yenilenebilir ve nükleer enerji yatırımlarına dair de güvence verdi. Hükümetin oluşturduğu komisyonun altı kez toplandığını ve araştırmaların derinleştirildiğini belirten Aagesen, hedeflerinin olayın kesin nedenini en kısa sürede, bilimsel veriler ışığında ortaya koymak olduğunu dile getirdi. İlk analizler sorunun atmosferik titreşimden kaynaklanabileceğine işaret etmişti.

https:// www.pv-magazine.com/2025/05/15/spanish-government-provides- update-on-blackout-with-further-details/

http:// dhbr.co/bY9U

https:// www.donanimhaber.com/ispanya-dev-elektrik-kesintisine- iliskin-ilk-bulgulari-acikladi--191420

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

SİLAH BIRAKMA KARARI SONRASI PARTİLERİN OY ORANLARI NEDİR?

PKK'nin silah bırakma ve fesih kararının ardından Asal Araştırma tarafından yapılan araştırmada AKP ile CHP arasındaki farkın çok küçük olması dikkat çekti.

PKK’nin 12 Mayıs’ta silah bırakma kararını açıklamasının ardından çeşitli tartışmalar sürüyor. Sürecin geldiği noktada siyasi partilerin oy oranlarının ne olduğuna dair de araştırmalar devam ediyor. Asal Araştırma, 10-14 Mayıs tarihleri arasında yaptığı çalışmanın sonuçlarını duyurdu.

Asal Araştırma, 26 ilde gerçekleştirdiği seçim anketinin sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Katılımcılara "Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusu yöneltildi.

Anket, iktidar ve ana muhalefet partisi yüzdelerinin çok yakın olması, aradaki farkın neredeyse kapandığını gösterirken, seçmen tercihlerinde parçalı yapının devam ettiği dikkat çekti.

Ankette “Bu Pazar bir milletvekili genel seçimi olsa oyunuzu hangi siyasi partiye verirsiniz?​” sorusuna yönelik oy oranları şu şekilde;

https:// www.evrensel.net/upload/dosya/293543.jpg

"▪️ AKP:" %33.5

"▪️ CHP:" %32.4

"▪️ DEM Parti:" %9.1

"▪️ MHP:" %8.6

"▪️ İYİ Parti:" %4.2

"▪️ Zafer Partisi:" %3.8

"▪️ Yeniden Refah Partisi:" %3.1

"▪️ Türkiye İşçi Partisi:" %1.4

"▪️ Anahtar Parti:" %1.0

"▪️ Diğer:" %2.9 (Politika Servisi)

https:// www.evrensel.net/haber/553766/silah-birakma-karari-sonrasi- partilerin-oy-oranlari-nedir

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

KANAL DEĞİL “TALAN” İSTANBUL PROJESİ NEDİR?

Kanal İstanbul kent yoksullarının dışlanması, mülksüzleşmesi ve İstanbul’un zaten kırılgan olan mekânsal adaletinin daha da tahrip edilmesi anlamına geliyor.

Kader İrem KAVAK

İTÜ ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA

Kanal İstanbul 2011 yılında dönemin başbakanı tarafından “Çılgın Proje” olarak duyurulduğu günden beri ülkenin gündeminden hiç düşmeyen bir başlık olmuştur. Bugüne kadar projeyi genellikle mühendislik, jeopolitik ya da ekonomik etkileri üzerinden tartışsak da Kanal İstanbul esasen bir planlama meselesidir. Üstelik bu mesele, sadece teknik bir hata zincirinden değil; halk iradesini, doğayı, bilimi ve planlama etik değerlerini hiçe sayan, otoriter ve dayatmacı bir yaklaşımın ürünüdür.

Planlama bilimi bize her zaman bir kenti planlarken, çevresel, sosyal, ekonomik, kültürel boyutların birlikte ele alınması gerektiğini öğretir. Ayrıca planların katılımcı süreçlerle, bilimsel dayanaklarla ve kamu yararı esas alınarak hazırlanması şarttır. Fakat Kanal İstanbul sürecine baktığımızda, bunun tam tersini görüyoruz. Kanal İstanbul’un bugüne kadar geçirdiği planlama süreci, şehircilik ilkelerinden çok siyasi iradenin yönlendirmesiyle şekillenmiştir.

RANT VE SERMAYE BİRİKİM ALANI

İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) 2025 tarihli Bilgilendirme Notu’nda da açıkça ifade edildiği gibi, bu projeye ilişkin çevre düzeni planları, imar planları ve plan revizyonları adeta hukukun devre dışı bırakıldığı bir planlama süreci şeklinde birbirini izlemiştir. Planlar yargı tarafından iptal edilse de hemen ardından yeni planlar devreye girmiş ve planlama süreci keyfi yürütülmüştür, planlama süreçleri kamuoyu katılımından uzak, tepeden inme biçimde işletilmiştir. Kanal İstanbul, bir ulaşım koridorundan çok, İstanbul’un kuzey kuşağını bir rant ve sermaye birikim alanına çevirme projesidir.

Bu bölge, bugün İstanbul’un akciğerleri, su kaynakları, tarım alanları, doğal yaşam alanlarıdır. Oysa projeyle buralar birer inşaat alanına, mega konut ve ticaret projelerinin merkezine dönüştürülmektedir. Kanal İstanbul güzergâhı, İstanbul’un en kritik içme suyu kaynaklarından biri olan Sazlıdere ve Terkos havzalarını doğrudan etkilemektedir İPA raporuna göre, sadece 2024-2025 döneminde Sazlıdere çevresinde 24.000’in üzerinde konut ve ticari birim inşaatı için 28 ayrı ihale yapılması projenin arkasındaki rant iştahının ve hukuk tanımazlığın boyutlarını gözler önüne sermektedir. Bu projeler, su havzalarını çevreleyen tarım alanlarında yürütülmektedir ve İSKİ’nin altyapıya dahi izin vermemesi, projenin ne kadar riskli ve mevzuata aykırı bir şekilde yürütüldüğünün göstergesidir.

Bilirkişi raporlarında da bu alanlarda gerçekleştirilen imar faaliyetlerinin, sadece İstanbul’un ekolojik dengesini değil, iklim değişikliğiyle mücadele kapasitesini de zayıflattığı belirtiliyor. İstanbul’un kuzey kuşağında kurulması planlanan bu yeni şehirle bölgeye yaklaşık 2 milyonluk yeni bir nüfus çekilmesi planlanıyor. Bu da sadece ekolojik yükü değil, sosyal eşitsizliklerin derinleşmesi, kent yoksullarının dışlanması, mülksüzleşmesi ve İstanbul’un zaten kırılgan olan mekânsal adaletinin daha da tahrip edilmesi anlamına geliyor.

MESELE İSTANBUL’UN NE EKOSİSTEMİ NE GELECEĞİ

İPA'nın kamuoyu araştırmasına göre İstanbulluların %77‘si projeyi desteklemiyor. En büyük gerekçeleri ise doğa tahribatı, deprem riski ve rant beklentisi. Ancak halkın bu net tutumuna rağmen, projeye yönelik karar alma süreçleri kapalı kapılar ardında, katılımcılıktan uzak bir şekilde yürütülüyor. Bu durum, planlamanın demokratik bir süreç olması gerektiği gerçeğinin bir kez daha görmezden gelindiğini gösteriyor. 65 milyar TL’yi aşan bir maliyetle yürütülen bu projeye ayrılan kaynak, İPA’nın da önerdiği gibi, beklenen Marmara depremine hazırlık için kullanılabilecek durumda. Yaklaşık 1 milyon bağımsız birimin güçlendirilmesine yetecek bir fonun, halkın yaşam hakkını tehdit eden bir projeye aktarılması, bir planlama faciası olduğu kadar bir siyasi tercih ve halkın hakkını gasp eden bir uygulama olduğunu gözler önüne seriyor.

Kanal İstanbul bir şehircilik projesi değil bir “yatırım aracı” gibi sunuluyor. Bu projeyi savunanlar genellikle ekonomik getiriler ve uluslararası prestij üzerinden konuşuyor. Oysa mesele, İstanbul’un suyu, toprağı, ekosistemi ve geleceği. Kent sadece binalardan ibaret değildir; kent, onun yaşayanlarıyla, doğasıyla ve tarihiyle bir bütündür. Ve bu bütünlüğü yok sayan her proje gibi, Kanal İstanbul da yanlış, halk düşmanı ve kent suçudur.

https:// www.evrensel.net/haber/553794/kanal-degil-talan-istanbul- projesi-nedir

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

DR. AYŞE UĞURLU, “CUMHURBAŞKANINA HAKARET” SUÇLAMASIYLA İHRAÇ EDİLDİ

Ankara Kadın Platformu’nun açıklamasını okuyan TTB İnsan Hakları Kolu Yürütme Kurulu üyesi Ayşe Uğurlu hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret”ten açılan soruşturmada “memuriyetten çıkarma” cezası verildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), İnsan Hakları Kolu Yürütme Kurulu üyesi Ayşe Uğurlu’ya, Ankara Kadın Platformu’nun, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimine dair düzenlediği açıklamada metni okuduğu gerekçesiyle Sağlık Bakanlığı tarafından “memuriyetten ihraç” talebiyle soruşturma açılmıştı.

Bakanlık ayrıca Ayşe Uğurlu hakkında, açıklamada yer alan “Erkek egemen ittifaklara teslim olmayan kadınlar olarak; diktatörlük rejimine edecek sözümüz, bu sistemi yıkacak gücümüz var” ifadeleri nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu kapsamında savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu.

Ayşe Uğurlu hakkında açılan soruşturmada “memuriyetten çıkarma” cezası verildi.

"Geri dönüp iyi hekimlik yapmaya devam edeceğim"

Konu hakkında Sendika.org’a konuşan Uğurlu, "Kararın ardından hukuki süreci de başlatacağız. Geri döneceğim ve iyi hekimlik yapmaya devam edeceğim” dedi.

"Uğurlu şunları söyledi:"

Ankara Kadın Platformu’nun basın toplantısındaki metni okumam dolayısıyla Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla soruşturma açıldı. Basın toplantısında okunan açıklama, Anayasa’da tanımlanmış olan düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında bir açıklamaydı.

Hakkımdaki soruşturma iyi hekimlik değerlerini sahiplendiğim; insan hakları, kadın hakları, demokrasi mücadelesi verdiğim için açıldı. İyi hekimlik yapmak suç değildir. Mesleki faaliyetimin de bir parçasıdır bu. Bunları yaptığım için ihraç edildim.

Kararın ardından hukuki süreci de başlatacağız. Geri döneceğim ve iyi hekimlik yapmaya devam edeceğim.”

"ATO:" GÖREVİNE İADE EDİLMELİ

Ankara Tabip Odası Uğurlu hakkında verilen ceza hakkında şu açıklamayı yaptı:

Ülkemizdeki hukuksuzluklara bugün bir yenisi daha eklendi. Geçmiş dönemde Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmış Dr. Ayşe Uğurlu, düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını kullandığı için çalışma hakkı elinden alınarak cezalandırıldı.

İyi hekimlik değerleri ışığında 35 yıldır kamuda çalışan, ülkesine ve insan hakları alanına yıllardır hizmet eden Dr. Ayşe Uğurlu’yu mesleğinden ve Anayasal haklarından mahrum bırakan “memuriyetten çıkarma” cezası, demokrasiyle ve sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Anayasamızda ve Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerde düşünce ve ifade özgürlüğü temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınmıştır.

Bir yurttaş, bir kadın, bir hekim, bir hak savunucusu olan Dr. Ayşe Uğurlu görevine iade edilmelidir.” (Haber Merkezi)

https:// www.evrensel.net/haber/553822/dr-ayse-ugurlu- cumhurbaskanina-hakaret-suclamasiyla-ihrac-edildi

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

"DİYANET REKORA KOŞUYOR:" GÜNDE 354 MİLYON TL

Diyanet İşleri Başkanlığı, 120 günde 42 milyar 483 milyon 861 bin TL harcadı. Başkanlık, Türkiye’de on milyonlarca yurttaşın yoksullukla mücadele ettiği Ocak-Nisan döneminde günde 354 milyon TL kaynak kullandı.

"15-05-2025 11:"35

"Diyanet rekora koşuyor:" Günde 354 milyon TL

2025 yılına 130,1 milyar TL’lik bütçe ile başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarında gerçekleştirdiği toplam harcama hesaplandı. Başkanlığın Ocak-Nisan 2025 dönemini kapsayan 120 günde yaptığı toplam harcama 40 milyar TL’yi aştı. Diyanet, dört ayda gerçekleştirdiği dev harcama ile çok sayıda bakanlığın harcamasını geride bıraktı.

Hemen her yıl on milyarlarca liralık harcamasıyla tepki çeken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ölçüsüz harcama geleneği, 2025 yılında da bozulmadı.

PARA ÖĞÜTEN BAŞKANLIK

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre kamu idarelerinin harcamalarını ortaya koyan mali verilere göre, Ocak 2025’te 13 milyar 430 milyon 10 bin TL’lik kaynak kullanan Diyanet İşleri Başkanlığı, Şubat 2025’te ise 9 milyar 450 milyon 731 bin TL’lik harcamaya imza attı. Başkanlık, milyarlarca lira harcama geleneğini Mart ayında da sürdürdü.

Başkanlığın Mart ayı harcaması kayıtlara, 9 milyar 659 milyon 779 bin TL olarak geçti. Diyanet, Türkiye’deki ekonomik krizin giderek derinleştiği Nisan ayında ise 9 milyar 943 milyon 341 bin TL’lik harcama gerçekleştirdi.

Ocak, Şubat, Mart ve Nisan ayına yönelik mali verilere göre, Diyanet’in 120 günde yaptığı harcamanın toplamı, 42 milyar 483 milyon 961 bin TL’ye ulaştı.

SANAYİ BAKANLIĞI GERİDE

Diyanet İşleri Başkanlığı, Ocak-Nisan 2025 döneminde imza attığı 42,4 milyar TL’lik harcama ile 41 kamu idaresinden 27’sinin harcamasını geriye itti. Ocak-Nisan 2025 döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan daha az para harcayan bazı kamu idareleri şöyle sıralandı:

"Dışişleri Bakanlığı:" 9,5 milyar TL

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı: 12,3 milyar TL

"Ticaret Bakanlığı:" 13,2 milyar TL

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: 22,7 milyar TL

Kültür ve Turizm Bakanlığı: 14,3 milyar TL

İLETİŞİM’DEN 2,1 MİLYAR LİRA

Kamuoyunda, “Propaganda başkanlığı” olarak nitelendirilen İletişim Başkanlığı da yüz milyonlarca liralık kaynak kullandı. İletişim Başkanlığı’nın Ocak-Nisan 2024 döneminde harcamanın toplamının 2 milyar 190 milyon 745 bin TL olduğu belirtildi.

https:// yurtsever.org.tr/2025/diyanet-rekora-kosuyor-gunde-354- milyon-tl-547210/

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

MİLYON DOLARLIK JET KAVGASI: ABD YASALARINA AYKIRI HEDİYE

15-Mayıs-2025

Katar’ın ABD’ye lüks bir jet hediye etmesi, tartışmaları beraberinde getirdi. Trump, kendi partisi tarafından bile eleştirilirken, Katar uçağın Trump’a kişisel bir hediye olmadığını, “hükümetlerarası bir işlem” olduğunu ileri sürdü.

Gökyüzündeki Saray” olarak anılan uçak, Boeing teslimatının gecikmesi nedeniyle başkanlık uçağı olarak kullanılacak. Analistler bunu politik bir sembol ve stratejik bir mesaj olarak görüyor.

Cumhuriyetçi Parti üyelerinden bile tepki çeken bu karar, Amerikan siyasetinde geniş ses getirdi. Cumhuriyetçi Nikki Haley sosyal medyada, “Bu Biden olsaydı, öfkelenirdik” diye yazdı.

Katar’ın vaat ettiği cömertliğe karşı gelen beklenmedik tepki, Trump’ı kızdırdı. Uçak haberininin duyurulmasının ardından Trump, “aptal” olarak tanımladığı eleştirmenlerine saldırdı.

KATAR “BU BİR HEDİYE DEĞİL” DİYOR

Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise Trump’ın jet anlaşmazlığını açıklığa kavuşturdu, bunu “hükümetten hükümete” bir işlem olarak adlandırdı.

CNN’e konuşan Al Sani, “Bu çok basit bir hükümetler arası anlaşma. ABD tarafında veya Katar tarafında olsun, kişilerle hiçbir ilgisi yok. Savunma Bakanlıkları ile ilgili.” dedi.

Sani, olayın neden bu kadar büyük bir haber haline geldiğini bilmediğini söyledi. Teklifin “hala hukuki inceleme altında” olduğunu da sözlerine ekledi.

BEDAVA OLDUĞUNA İNANMAK İÇİN APTAL OLMALISINIZ”

Eleştirmenlerin bir çoğu ise bunu yasadışı bir yabancı bağış ve ulusal güvenlik tehdidi olarak nitelendirdi.

Trump, Suudi Arabistan’da bulunduğu sırada, “Ordumuz ve dolayısıyla vergi mükelleflerimiz, ÜCRETSİZ alabilecekleri halde neden yüz milyonlarca dolar ödemeye zorlansınlar ki” paylaşımında bulundu.

Obama’nın eski danışmanı David Axelrod ise, “Yabancı bir hükümet tarafından teklif edilen 400 milyon dolarlık bir uçağın ‘bedava’ olduğuna inanmak için aptal olmanız gerekir” dedi.

ABD BAŞKANI’NIN HEDİYE KABUL ETMESİ YASAK

Bu plan, ABD Anayasası’nın hükümet yetkililerinin “herhangi bir Kral, Prens veya yabancı devletten” hediye kabul etmesini yasaklaması nedeniyle önemli etik soruları gündeme getirdi.

Ayrıca, yabancı bir güç tarafından bağışlanan bir jetin başkanlık uçağı olarak kullanılması derin güvenlik endişeleri de ortaya çıktı.

Jet, Amerika’ya bir saldırı durumunda başkan için mobil bir komuta merkezi olarak hizmet vermek üzere tasarlandı.

BOEING ANLAŞMASI BERABERİNDE GELDİ

Bu sırada Boeing, Katar’dan “şimdiye kadarki en büyük ​​siparişini” aldı.

Trump, Boeing firmasının Katar’a 160 uçak satışı konusunda 200 milyar dolarlık tarihi bir anlaşma yaptığını açıkladı. Taraflar arasında savunma, havacılık gibi birçok alanda ikili işbirliği anlaşmaları imzalandı.

Anlaşmayı duyuran bildiride Beyaz Saray, Trump’ı “baş anlaşma yapıcı” olarak nitelendirdi.

BOEING HİSSELERİ YÜKSELİŞTE

Boeing’in hisseleri yatırımcılı heyecanlandırarak çarşamba günü New York’ta yarım yüzde daha yüksek kapandı. Anlaşma, Amerika’nın en büyük ihracatçısı olan Boeing için büyük bir destek. NTV

https:// acikgazete.com/milyon-dolarlik-jet-kavgasi-abd-yasalarina- aykiri-hediye/

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

TAZMİNATINI İSTEYEN İŞÇİYİ ÖLDÜRESİYE DÖVENLER ARASINDA YER ALAN POLİSİN KİM OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI

15-Mayıs-2025

Tazminatını istemek için gittiği Çalık Holding binası önünde öldüresiye dövülen ve darptan sonra hayatını kaybeden işçi Mehmet Eğrek’i darp ettiği için 1’i polis 4 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında yer alan polisin, holdingin patronu Ahmet Çalık’ın koruması olduğu öğrenildi.

Çalık Holding önünde tazminatını alamadığı gerekçesiyle silahlı eylem yapan işçi Erol Eğrek, korumalar tarafından öldüresiye dövüldü ve gördüğü şiddet nedeniyle hayatını kaybetti. Darp nedeniyle hayatını kaybeden Eğrek’in ölümüyle ilgili 1’i polis 6 kişi gözaltına alındı, 4’ü tutuklandı. 2 kişi ise adli kontrolle serbest bırakıldı.

TEMEL KOTİL’İN KORUMASI OLDUĞU YALANLANMIŞTI

Eğrek’in dövüldüğü görüntülerin sosyal medyada paylaşılması ve ölümünün ardından başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar arasında yer alan polis memuru, tutuklanan 4 kişiden biri. Koruma olarak görev yapan polis memurunun, holdingin CEO’su Temel Kotil’in koruması olduğu ileri sürüldü ancak bu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kaynaklarınca yalanlandı.

PATRONUN KORUMASIYMIŞ

Halktv.com.tr’nin edindiği bilgiye göre, tutuklanan koruma polisi Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık’a tahsisliydi. İncelenen kamera kayıtları ve alınan ifadeler sonucunda, koruma polisiyle birlikte 4 kişi tutuklanarak cezaevine konuldu. Eğrek’in ölümüyle ilgili soruşturma sürüyor.

ÇENEDE KIRIK, BOYUNDA KESİK

Eğrek’in yeğeni Mehmet Eğrek, hastanede görüştükleri kendilerine doktorun ölüm sebebini kalp krizi olarak açıkladığını söylemişti. Eğrek, morgta yaptıkları incelemede amcasının çenesinin kırık olduğunu ve boynunda derin kesiğe rastladıklarını da belirtmişti.

NE OLMUŞTU?

9 Mayıs’ta öğlen saatlerinde İstanbul Esentepe’de bulunan Çalık Holding önüne gelen Erol Eğrek, 10 yıllık tazminatını talep etti. Yanında bulunan silahı başına dayayan Eğrek’e, Çalık Holding önünde bulunan ve koruma oldukları belirtilen kişiler müdahale etti. Eğrek’in elinden silahı alan korumalar, hakkını talep eden ağır şekilde darp etti. Olay yerinde 3 adet boş kovan bulundu. Kovanların Eğrek’in silahından ateşlendiği ve yerde bulunan bir saksının hedef alındığı öğrenildi.

Ağır darptan sonra Cemil Taşçıoğlu hastanesine götürülen Eğrek baş ve göğüs bölgesinde ağrı olduğunu söyledi. Hemen ardından fenalaşan Eğrek, kırmızı alanda yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Eğrek’in ölümüyle sonuçlanan darpla ilgili Çalık Holding’ten de bir açıklama yayınlandı. Açıklamada, Eğrek suçlandı ve haklarını almasına karşın şirket hakkında asılsız suçlamalarda bulunduğu iddia edildi.

Eğrek, Çalık Holding’le ilgili FETÖ suçlamasında bulunmuş bunun üzerine şirket tarafından hakkında dava açılmıştı. Eğrek’in yeğeni Mehmet Eğrek, amcasının bu davada beraat ettiğini belirtmişti.

https:// acikgazete.com/tazminatini-isteyen-isciyi-olduresiye- dovenler-arasinda-yer-alan-polisin-kim-oldugu-ortaya-cikti/

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

"EGE CANSEN:" VERGİ POLİSİYE TEDBİRLERLE TOPLANIR

15-Mayıs-2025

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, geçen hafta yaptığı bir konuşmada, hem devletin “vergi gelirlerini artırmak” hem de “vergide adaleti sağlamak” için mevcut 184 Organize Sanayi Bölgesi ile tüm hallerin kapılarında ve şehir giriş-çıkışlarında vergi denetçilerinin sürekli olarak bulunacaklarını söyledi. Bu denetçiler mal taşıyan kamyonlarda fatura ve irsaliye kontrolleri yaparak “kayıt dışı” ticari faaliyetin “kayıt içine” girmesini sağlayacaktır. Mehmet Şimşek’in yapıldığını ve yapılacağını söylediği denetimler yeni icat değildir. Bildim bileli bunlar vardır. E-5 Tuzla kavşağı bu denetim noktalarının en ünlüsüdür. Yeni olan, denetçilerin OSB ve hal kapılarında konuşlandırılacak olmalarıdır. Maliye Bakanları, zaman zaman gevşeyen denetimleri sıkılaştırmak için böyle çıkışlar yapar. Bakanın bu konuşması üzerine, özel sektörcü AKP’nin gözdesi ve TOBB’un süper kıdemli başkanı Rifat Hisarcıklıoğu “Her işletmenin, her fabrikanın kapısına vergi memuru koyarak, polisiye tedbirler alarak vergi gelirleri artırılamaz. Hakkaniyet de sağlanamaz” diye üyelerini kollayan sözde AKP’ye muhalif” bir şeyler söyledi. Pek tabii insan, TOBB Başkanı olunca böyle konuşmalıdır. Hisarcıklıoğlu, sureti haktan görünmek için de “Vergi denetimine karşı değiliz. Kayıt dışı ekonomiyle mücadeleyi destekliyoruz” diye söze girip ardından “Vergi sistemi girişimcilerin motivasyonunu bozmayacak şekilde tasarlanmalıdır” dedi. Bu ifadenin “bence” tercümesi şudur: Küçük ve orta boy işletmeler vergi kaçırmadan, kayıt içi çalışan marka ve teknoloji sahibi güçlü firmalarla rekabet edemez. Bu boy üyelerimizin vergi kaçaklarına, biraz göz yummak gerekir. Şunu hiç unutmayın. Türkiye’de 3. Selim’den beri çözülememiş çok sorun vardır. Ama ele alınıp üzerinde sayfalar dolusu raporlar yazılmamış tek bir konu yoktur. Kayıt dışılıkla mücadele de bunlardan biridir. Bu alanda özellikle “büyük patronlar kulübü” TÜSİAD çok çalışma yaptırmıştır.

KAYIT DIŞILIKLA MÜCADELE

OECD’de vergi gelirlerinin GSYH’ye oranı, ortalama %34’tür. Bizde ise %24’tür. Buradan kalkarak, kayıt dışılık önlenebilirse, ülkemizde de 1.2 trilyon dolara ulaşmış GSYH’nin %10’u kadar yani yılda 100 milyar dolardan fazla ilave vergi toplanabileceği söylenebilir. Kayıt dışılıkla mücadele “son alışveriş” noktasında damaya çıkar. En etkin ve en yaygın denetim, her gün alışverişe çıkan milyonlarca tüketicinin fiş almadan ödeme yapmamasıdır. Devletin yeterince vergi toplayamamasından en fazla zarar gören dar gelirliler, ceplerinden daha az para çıksın diye “fiş vermeyen” esnafı tercih eder. Bu suretle kayıt dışılığı teşvik eder, kayıt dışılık da vergi gelirlerini azaltır. Ne yaman bir çelişkidir bu.

POLİS, DEVLET DEMEKTİR

Polis kadim Yunancada şehir devleti daha doğrusu düpedüz “devlet” demektir. Silahlı kuvvetleri olmayan devlet yoktur. Costa Rica gibi ordusuz devlet olur ama polissiz devlet olmaz. Devlet, halktan zorla para toplama tekeline sahip kamusal örgüttür. Adalet, mülki idarenin; vergide adalet rekabete dayalı serbest piyasa sisteminin temelidir. Vergide adalet sadece, çok kazanandan, çok harcayandan, çok serveti olandan çok vergi almak değil, herkesten gücüne göre vergi alabilmektir.

" SONSÖZ:" Alınamayan vergiyle adalet olmaz.

https:// www.sozcu.com.tr/vergi-polisiye-tedbirlerle-toplanir-p173978

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

ERDOĞAN’DAN ‘BAMBAŞKA BİR TÜRKİYE’ VAADİ: TÜRK’Ü KÜRT’TEN AYIRIRSAN, ARAP’TAN AYIRIRSAN YALNIZ KALIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör örgütü PKK ile yürütülen açılım süreci için "Temkinliyiz, tedbirliyiz, sabırlıyız ama aynı zamanda iyimseriz, umutluyuz" dedi. PKK'nın sözde fesih açıklamasına ilişkin konuşan Erdoğan, "Silah bırakma ve fesih süreci MİT tarafından titizlikle izlenecek. Yanlışta ısrar edenle mücadeleden geri adım atmayız" diye konuştu. "Malazgirt; Kürt, Türk, Arap‘ın ortak zaferidir" diyen Erdoğan, "Türk’ü Kürt’ten ayırırsan, Arap’tan ayırırsan yalnız kalır, zayıflar" ifadelerini kullandı. Erdoğan, ’süreç’ tamamlanınca Türkiye’nin bambaşka bir ’Türkiye' olacağını söyledi.

15-Mayıs-2025

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP Kongre Merkezi’nde Teşkilat Akademisi Liderlik Okulu programına katıldı.

İşte Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan satır başları:

Konuşmamın hemen başında merkez üssü Konya Kulu olan ve Ankara’da da hissettiğimiz 5,2 büyüklüğündeki depremden dolayı geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Bugün burada partimizin eğitim öğretim vizyonunun yeni bir hamlesinin, Teşkilat Akademisi’nin açılışı vesilesiyle bir aradayız. Bu önemli programa öncülük eden AK Parti Genel Merkez ARGE ve Eğitim Başkanlığımızı tebrik ediyorum. Teşkilat Akademisi’ni partimizin omurgasını güçlendirmeyi amaçlayan çok önemli, kıymetli ve değeri ileride daha iyi anlaşılacak stratejik bir adım olarak değerlendiriyorum.

SİYASET SAHNESİNE TESADÜFEN ÇIKMADIK’

Rabbim bizleri tüm insanlığa hizmet yolundan ayırmasın diyorum. Tüm eğitimcilerimize şimdiden teşekkür ediyoruz. Siyaset sahnesine tesadüfen çıkmış kadro, teşkilat değiliz. Ortak hedeflerimiz, ortak bir davamız var.

Bizim için tarih AK Parti ile başlamadı. Şu salondaki kadro İstanbul surları önünde cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet ile aynı heyecana sahip yürekli bir kadrodur. Biz nereden geldiğini bilen bir kadroyuz.

Bizim muhalefetten en önemli farkımız budur. AK Parti’nin hikayesi işte budur. Hem gaza ruhunu taşıyan nefer hem de birer dervişsiniz. Dervişlik öyle ucuz değil. Biz hem Türkiye’yi hem de kalpleri inşa etmek için bu yola revan olduk. Bizim davamız, derdimiz büyük. Bu yol meşakkatli, zorlu bir yol. Bu yol aşk ister, gayret ister. Kardeşlerim biz yanacağız ki çevremiz aydınlanacak. Biz bu yola çıkar için, makam mevki için çıkmadık. Biz bu yola vatan uğruna millet uğruna yanmak için çıktık.

MALAZGİRT TÜRK-KÜRT-ARAP’IN ORTAK ZAFERİDİR’

Size bakanlar sizden cesaret alacak. Bu topraklardaki bin yıllık tarihimiz şunu apaçık göstermiştir. Türk Kürt Arap birlikte var olmuş, galibiyeti de mağlubiyeti de hep birlikte yaşamıştır. Malazgirt Türk Kürt Arap’ın ortak zaferidir. Çaldıran Türk Kürt Arap’ın ortak zaferidir. Kudüs’ün fethi, İstanbul’un fethi ve nicesi ortak zaferidir. Ancak dağılınca hep beraber fetreti yaşadık. Birbirimize düşünce çok büyük acılar yaşadık. Bunu hasımlarımız emperyalistler bunu çok iyi biliyor. Aramıza cetvelle çizer gibi sınırlar çizdiler. Nifak ve fitne soktular. Bizi birbirimize düşman etmek için ellerinden geleni yaptılar. Onlar çok iyi biliyor ki Türk-Kürt-Arap birlikte hareket ederlerse çok büyük olurlar. Maalesef zaman zaman kurdukları tuzaklarda başarılı da oldular. Bizi birbirimizden ayırmak isteyenlerin tuzağına düşenler oldu.

Kardeşliğimize pusu kurmaya devam ediyorlar. Biz bu tuzağa düşmeyeceğiz. Biz bu oyunlara asla gelmeyeceğiz. Türk’ü Kürt’ten ayırırsan Arap’tan ayırırsan yalnız kalır, zayıflar. Kutuplaştıran, bölen parçalayan değil birleştiren olacağız. Başkaları ne yaparsa yapsın biz inadına kardeşliği savunacağız.

SİLAH BIRAKMA VE FESİH SÜRECİ MİT TARAFINDAN TİTİZLİKLE İZLENECEK’

Bölücü terör örgütü kendisini fesih edeceğini ve silah bırakacağına açıkladı. Biz terörü silahı terk edene suhuletle yaklaşırız. Silah bırakma ve fesih süreci MİT tarafından titizlikle izlenecek. Yanlışta ısrar edenle mücadeleden geri adım atmayız. 86 milyonun sorumluluğunu taşımanın ciddiyetiyle hareket ediyoruz. Bin düşünüp bir söylüyoruz. Ayaklarımızı yere sağlam basıyoruz. İlgili kurumlarımızla her konuyu hiçbir boşluk bırakmadan çok kapsamlı olarak değerlendiriyoruz.

TEMKİNLİYİZ, TEDBİRLİYİZ, SABIRLIYIZ’

Cumhur İttifakı ortağımız MHP ile sıkı koordinasyon ve eşgüdüm halindeyiz. Temkinliyiz, tedbirliyiz, sabırlıyız. Aynı zamanda iyimseriz, umutluyuz. Milletimizi, on binlerce canını, trilyonlarca dolarlık kaynağını yutan 40 yıllık terör girdabından tamamen çıkarmakta kararlıyız.

22 YILDIR NEREDEYSEK BUGÜN DE AYNI YERDEYİZ’

Kimsenin kaygısı, şüphesi olmasın. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gündemine hakimdir. Biz 22 yıldır neredeysek bugün de aynı yerdeyiz. Bugün her bakımdan çok daha güçlüyüz. Ne Irak’ta ne Suriye’de sınırımızda terör örgütlerine tahammülümüz olmadı, bundan sonra da olmayacak. Bölgemizde terörün süresi bitti. Yabancı aktörlere bel bağlama dönemi kapanmıştır.

TÜRKİYE, BAMBAŞKA BİR TÜRKİYE OLACAK’

Dünyamız kabuk değiştirmekte, eski düzen çatırdamaktadır. Türkiye kutup başı olarak yeni dönemde hak ettiği yere hızla geliyor. Türkiye’nin önü aydınlanıyor. Terörsüz Türkiye ile en büyük eserimizi inşa ediyoruz. Terör meselesini de geride bırakınca Türkiye, bambaşka bir Türkiye olacak. O zaman huzur artacak, kardeşlik pekişecek, demokrasi güçlenecek. Yarım asırdır Türkiye’nin ayağına vurulan bir prangayı söküp atacağız, o zaman menzile daha hızlı yürüyeceğiz.”

ZELENSKİY İLE GÖRÜŞME

Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenskiy ve heyetini Cumhurbaşkanı Külliyemizde ağırladık. Rusya-Ukrayna savaşına adil barışla son verme çabalarını konuştuk.

Türkiye’nin ufku açılıyor. Türkiye’nin önü aydınlanıyor, yıldızı daha çok parlıyor. Türkiye diplomaside, ekonomide, ticarette, turizmde ve diğer alanlarda artık unutmayın, yeni bir ligde mücadele ediyor. Terörsüz Türkiye ile inşallah en büyük eserimizi inşa ediyoruz. Bugüne kadar her ne yaptıysak bu salonda bulunan bulunmayan geniş AK Parti ailesi ile yaptık.

Bu ülkenin aleyhine olacak her girişimin karşısında en başta Erdoğan, Bahçeli durur diyeceksiniz. Terörsüz Türkiye’yi vatandaşlarımıza hep birlikte anlatacağız. Gayretleriniz için şimdiden hepinize teşekkür ediyorum.

https:// www.veryansintv.com/erdogandan-bambaska-bir-turkiye-vaadi- turku-kurtten-ayirirsan-araptan-ayirirsan-yalniz-kalir

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

BU SÖZLER BU SEVİYEDEKİ BİR İNSANIN KENDİ AKLIYLA, KENDİ KAFASINDAN UYDURABİLDİĞİ SÖZLER DEĞİLDİR; BU SÖZLER KESİNLİKLE BİR ORGANİZASYONUN, PARAMİLİTER BİR YAPILANMANIN VARLIĞINI VE BU ADAMIN DA O ORGANİZASYONDA BİR ŞEKİLDE GÖREVLİ OLDUĞUNU İŞARET EDİYOR.

"Yani şurası net:" Yarın öbür gün - şu veya bu nedenle - bir yerlerden bir işaret geldiğinde, ülke, bu adamlardan oluşan organize gruplar tarafından karıştırılacak.

Başka bir deyişle, Türkiye’nin "Yuguslavyalaştırılması", "Iraklaştırılması", "Suriyeleştirilmesi" bunlar eliyle yürütülecek.

Bu adamın mutlaka bulunup sorgulanması lazım.

(Lütfen aşağıdaki X mesajında paylaşılan videoya bakar mısınız?)

https:// x.com/turkalican/status/1922967461810274323

Bir şahıs, protesto yapan vatandaşları tehdit etti:

"Evde sabaha kadar altyazı kovalıyoruz, Erdoğan bir şey söylesin sokağa inelim diye.

Yarın 'Çocuklar bir sıkıntı var çözer misiniz' derler, kameralar kapanır, sabah bakarız kim sağ kim selamet."

https:// x.com/i/status/1922576291686949087

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

TAYYİP ERDOĞAN, BUGÜN YAPTIĞI KONUŞMASINDA TURGUT ÖZAL’IN BAŞLATTIĞI PARADİGMANIN YARIM KALDIĞINI VE BU PARADİGMAYI SÜRDÜRECEKLERİNİ BELİRTTİ. TURGUT ÖZAL’IN PARADİGMASI “FEDERASYON TARTIŞILABİLİR” SÖZLERİDİR. BU PARADİGMA, TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN FESİH KARARINDAKİ LOZAN’A KARŞI ÇIKIŞI İLE ÖRTÜŞÜYOR. DOLAYISIYLA, BU “BARIŞ SÜRECİ” ÜNİTER DEVLETTEN FEDERATİF DEVLETE DÖNÜŞÜM SÜRECİDİR. AKP, MHP VE DEM’İN BAŞLATTIĞI BU SÜRECİ DEM’LE İŞBİRLİĞİ İÇİNDEKİ SOSYALİST KÜÇÜK PARTİLER DE DESTEKLİYOR. HALKIN YÜZDE YETMİŞİ İSE KARŞI.

Federatif devlete dönüşüm sürecini gerçekleştirebilmek için anayasa değişikliği ya da yeni bir anayasa gerekir. Çünkü Anayasa’nın 1., 2., 3. ve 4. maddeleriyle 42. ve 66. maddeleri üniter devletin temelidir. Ancak ilk dört maddeye dokunmadan 42. ve 66. maddeler değiştirilirse, federatif devlete dönüşümün önündeki engel kalkmış olur. Bu maddelerin içerikleri şöyle:

Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.

Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

Önümüzdeki dönem, üniter devleti savunanlarla federatif devleti savunanlar arasındaki mücadeleye sahne olacak. Kimin kazanacağını ise hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

"PROF. YUSUF HALAÇOĞLU:" ANADOLU’DA KÜRDİSTAN DİYE BİR YER YOK!

Lozan’da Kürt Enstitüsü kurulmasının amacı Türkiye’nin bölünmesi. Kürt sorunu diye bir sorun olmadığı esas meselenin Türkiye’nin bölünmesi ve bölgenin kontrol altına alınması olduğunu biliyoruz. BOP dediğimiz olgu zaten ortada. Musul ve Kerkük anlaşmazlığında nasıl Şeyh Sait isyanını çıkardılarsa, Hatay’ın anavatana katılması konusunda yaşanan problemli süreçte nasıl Dersim isyanını çıkardılarsa bugün de benzeri çalışmaların olduğu ortada. Bugün de yaşananlar bu olayların günümüz koşullarında bir tekrarı. Dolayısıyla tarihten ders alarak bölge üzerine politikalarımızı güncel koşullar içerisinde belirlemek kaçınılmaz oluyor”

Lozan’da gerçekleştirilen görüşmelerde Kürtler bir azınlık olarak kabul edilmedi. Böyle bir olgu görüşmeler sırasında reddedildi. Dolayısıyla bugün ortaya konmak istenen sözde siyasi yapının önüne o günlerde geçilmiş oldu. Şimdi batılı ülkeler tekrar Kürt sorunu kavramını ortaya atarak Türkiye’yi bölmek çabası içine girişiyorlar. Kürt sorunu değil, Türkiye’yi bölme sorunu olduğunu artık biliyoruz. Türkiye’yi böldükleri takdirde bölgeye tam anlamıyla hakim olabileceklerini düşünen batılı devletler Kürt sorunu üzerinden Ortadoğu’da kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmek, politikalar üretmek istiyorlar. Tarihi gerçekleri bilerek hareket etmek bizi bu tür oyunlardan koruyacaktır.”

Bugünlerde özellikle Kürdistan olgusunu sürekli gündemde tutup bir devlet kurmak istiyorlar. Bunun için de bildiğimiz dört parçalı Kürdistan olgusu gündeme getiriliyor. Bunu defalarca söyledim, tekrar söylüyorum; Osmanlı Devleti’nde Kürdistan diye bir yer yok bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içeresinde. Kürdistan dediğiniz yer Süleymaniye, Erbil ve İran’ın bir bölgesi olarak gösterilir. Bugün Kürtlerin Kürdistan olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde tanımlamaya çalıştıkları hiçbir şehrimiz Kürdistan olarak geçmez haritalarda. Hatta Osmanlı’da Kürdistan eyaleti Süleymaniye, Erbil ve İran’daki bölgeyi kapsar. 1847 yılında bu saydığım yerler Kürdistan olarak kabul edilmiş ancak 1867 yılında vilayetler nizamnamesiyle bu ortadan kaldırılmıştır. Tarihteki tüm haritalarda Hakkari, Van, Diyarbakır illerinin bulunduğu bütün o coğrafya Türkomania yani Türk coğrafyası olarak geçer. Kürdistan denen coğrafya bugünkü Irak ve İran’daki bölgeler içinde kalır. Bunun açıkça bilinmesi gerekir. TBMM’de bunu tarif ettiğim de o dönem milletvekili olan Altan Tan benim olmadığım bir oturumda 1847 haritasını göstererek cevap vermek istedi. Ben de 1867 vilayetler nizamnamesini gösterince tarihsel gerçek TBMM zabıtlarına da bir kez daha geçmiş oldu. Kürdistan denen bölgede Osmanlı devletinde bu nizamnameyle hükümsüz kaldı. Şimdi Kürdistan diye yola çıkacaksınız ancak Kürdistan dediğiniz coğrafyanın neresi olduğunu bilmeyeceksiniz. Bu bile birçok şeyi anlatmaya, esas amacın ne olduğunu anlatmaya yetiyor”

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

GÖRÜRSÜN

Bir tiyatro oynanıyor açıkta,

Teröristi salacaklar görürsün,

Ya Temmuz, Ağustos yahut Ocak’ta,

Teröristi salacaklar görürsün.

Barış diye kuruyorlar tuzağı,

Kalmadı bu işin solu ve sağı,

Belliki çağımız ihanet çağı,

Teröristi salacaklar görürsün.

Açık açık söylüyorlar adamlar,

Taş basar bağrına artık analar,

Dile gelse dese şu yüce dağlar,

Teröristi salacaklar görürsün.

İkinci perdeyi açacak melun,

Bütün zehirini saçacak melun,

Yine kanımızı içecek melun,

Teröristi salacaklar görürsün.

Barış diye ütüyorlar kafamı,

Aşama mı bunlar yoksa safha mı,

Anlaşılan yakacaklar çıramı,

Teröristi salacaklar görürsün.

Bu işin demek ki sonuna geldik,

Neler konuşuldu, ne sözler verdik,

Andımızı sildik, Türklüğü yerdik,

Teröristi salacaklar görürsün.

~Hacıbey ÖZBAY - 14-05-2025~

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

"E. TÜM. DOĞU SİLAHÇIOĞLU:" GELİNEN NOKTA

Bu ülkede Kurtuluş Savaşı’nda yer almayan etnik grup yoktur. Yalnızca bir etnik grubun Cumhuriyetin “asli bileşen” ya da “asli unsur” olduğunu ileri süren de yoktur. Bu konuda hiçbir yerde kayıt da yoktur. Türk ulusunu oluşturan bütün unsurların emperyalizme karşı verilmiş mücadeledeki emeği ve hizmeti inkâr edilmemektedir.

Türk ulusu başlatılan bu sürecin nereye evrileceğini görmeyecek kadar sezgiden, öngörüden yoksun değildir. Bir kez aralanan ayrımcılık kapısının sonuna kadar açılacağının ve nihayet o kapının yıkılıp yok edileceğinin bilincindedir. Yoruma açık anlaşılmaz cümleler ardına sığınarak kabul edilemeyecek dayatmaları ulusun önüne koyanlar da bunu bilmektedirler. Ancak dağılıp yok olan, parçalanan Yugoslavya’nın; Çekya ve Slovakya olarak ikiye ayrılan Çekoslovakya’nın; üç parçalı hale gelen Irak’ın; bugün nasıl şekilleneceği belirsiz olan Suriye’nin etnik ve dinsel ayrımcılık yüzünden bu hale geldiğini de hiç kimse unutmamalıdır.

Türkiye’de tüm yurttaşlar rahat ve huzur içinde yaşamayı istemektedirler. Terörün bitmesinden hiç kuşkusuz herkes mutlu olacaktır. Ancak çözüm sürecinin bir “çözülme süreci”ni başlatma korkusu, yurttaşların endişe duymasına yol açmaktadır. Bu ihtimal hiçbir zaman gözden uzak tutulmamalıdır. İş işten geçtikten sonra yapılacak bir şey kalmayacaktır... Hiç kuşku yok ki “Atatürk Cumhuriyeti”nin yeminli bekçileri tüm yurttaşlar; toplumsal dayanışma içinde, siyasasal girişimler ve demokratik yollarla Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal yapısının değiştirilmesi önünde dimdik duracaklardır.

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

METİNER,İSMET PAŞA’YA FAŞİST DEMİŞ.

Allah aşkına CHP'li bir yöneticide çıksın AKP'li Metiner 'e karşı açıklama yapsın.

Fotoğrafa dikkatle bakın, koskoca İsmet Paşa nasıl oturuyor, Arkasında Kurtuluş Savaşı var. Garp Cephesi Komutanlığı var. Birinci, İkinci İnönü savaşları var. Mudanya Mütarekesi, Lozan Antlaşması var. Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı var.

Arkasında Cumhuriyet Tarihi’nin ilk yarım yüzyılı var. O tarihi yapan adam. Mustafa Kemal’den sonra, Şevket Süreyya’nın deyimiyle, o İkinci Adam.

Bir ilçenin belediye başkanı karşısında oturuşundaki tevazu müthiş. Belediye başkanının koltuğuna oturmuyor. Koca İsmet Paşa, başkanın karşısında bir koltuğa, şapkası dizlerinde, saygıyla oturuyor.Ruhun şad olsun…

Resmi var inönü

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

BM, DİAKURD’UN LOZAN ANTLAŞMASI BAŞVURUSUNU KABUL ETTİ

03-09-2024

Ali Güney @alitahsinguney

Erbil (Rûdaw) – Diaspora Kürtleri Konfederasyonun (Diakurd) Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının uygulanmadığı gerekçesiyle Lozan Antlaşması hakkındaki Birleşmiş Milletler’ine yaptığı başvuru kabul edildi. DİAKURD avukatı Hişyar Özalp süreci Rûdaw’a değerlendirdi.

DİAKURD avukatları Hişyar Özalp ve Rıdvan Dalmış Lozan Antlaşması’nda göz ardı edilen Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkının Türkiye Cumhurbaşkanlığı tarafından tanınmasını talep etti.

Söz konusu talep Türkiye Cumhurbaşkanlığı tarafından yasal süre içinde cevap verilmemesi üzerine Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açıldı.

Rûdaw’a konuşan DİAKURD avukatı Hişyar Özalp “Ankara 6. İdare Mahkemesi, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının üniter devlet yapısına ve anayasanın ilk dört maddesine aykırı olduğunu belirtti. Mahkeme ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Kürtlerin bu hakkını değerlendirebilecek bir kamu otoritesinin bulunmadığını ifade etti. Bu kararı istinaf ettik. Ankara 10. Bölge İdare Mahkemesi de idare mahkemesinin kararını hukuka uygun buldu ve talebimizi reddetti. Böylece iç hukuk yolları tükenmiş oldu ve karar kesinleşti” dedi.

İç hukukun yolları tükendikten sonra konuyu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne taşıdıklarını belirten Özalp, “Başvurumuzda, Lozan Antlaşması’nda Türk heyetinin Kürtlerin Türklerle aynı haklara sahip olacağı ve Türkiye’yi birlikte yönetecekleri vaadinde bulunmasına rağmen, Cumhuriyetin kurulmasından sonra bu vaatlerin yerine getirilmediğini belirttik. Kürtlerin karar alma süreçlerinde yer almadığını ve kolektif haklarının tanınmadığını, ayrıca asimilasyon ve imha politikalarıyla karşı karşıya kaldıklarını iddia ettik” ifadelerini kullandı.

KUZEY KÜRDİSTAN, NORMAL İDARİ SÜREÇLERLE YÖNETİLMEMİŞTİR”

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne yapılan başvuruda, Türkiye’nin Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 5 maddesine aykırı davrandığını belirttiklerini vurgulayan Özalp sözlerini şöyle sürdürdü:

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarından itibaren, Kuzey Kürdistan’ın olağanüstü idari usullerle yönetildiğini de ifade ettik. Bu olağanüstü yönetim süreçlerine umumi müfettişlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamaları, bugünkü kayyum atamaları da dâhildir. Kuzey Kürdistan, normal idari süreçlerle yönetilmemiştir.

Türkiye mahkemelerinin, Kürtlerin haklarının anayasanın ilk dört maddesine ve üniter devlet yapısına aykırı olduğu yönündeki kararlarına karşı çıktık. Uluslararası hukuk ve sözleşmeler, bir milletin haklarının başka bir devletin egemenlik haklarıyla sınırlandırılamayacağını, Kürtlerin ulusal haklarının ihlal edilemeyeceğini garanti altına almıştır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin bu tutumu uluslararası hukuka aykırıdır.

KÜRT VARLIĞININ TANINMADIĞINI İFADE ETTİK”

TC Kürtlerin iç SD hakkını tanımadığı için dış SD hakkının yani ayrılma hakkının kullanılması bir zorunluluk olmuştur. Kürtlerin ekonomik kaynaklarını yönetme, dil ve kültürel haklarını tam olarak kullanma ve ekonomik ve kültürel gelişimlerini sağlama haklarının tanınmadığını, bu nedenle ayrılma hakkının artık bir gereklilik haline geldiğini ifade ettik.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne yaptığımız başvuruda, Türkiye’nin Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 5. maddesine aykırı davrandığını iddia ettik.

Başvurumuzda, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 5 maddesini öne çıkardık, 1’nci madde, kendi kaderini tayin hakkıyla ilgili, 2’inci madde, sözleşmenin iç hukukta uygulanmasıyla ilgili, 25’inci madde, demokratik haklarla ilgili; 26’ıncı madde, hukuk önünde eşitlik ve ayrımcılık yasağıyla ilgili; 27’inci madde ise azınlık haklarıyla ilgilidir.

Bu maddelere atıfta bulunarak Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasının 66. maddesinde, herkesin Türk olarak kabul edilmesi nedeniyle Kürt varlığının tanınmadığını ifade ettik. Türk egemenlik sisteminin, Kürtleri inkâr eden ve yok sayan yaklaşımının, sözleşmenin ruhuna aykırı olduğunu belirttik.”

KÜRTLERİN DEVLET OLMA HAKKINI TANIMASI GİBİ BİR BEKLENTİMİZ YOK”

BM İnsan Hakları Komitesi kod numarası vererek başvuruyu kabul ettiğini belirten Özalp, şöyle devam etti:

Gelecek süreçle ilgili olarak, başvurumuz kabul edildi. Ancak bu, taleplerimizin kabul edildiği anlamına gelmiyor. Usul gereği, başvurumuz incelenmek üzere kabul edildi ve bir numara verildi. Bu aşamada, Türkiye Cumhuriyeti’ne bizim iddialarımız iletilecek ve onların beyanları alınacak. Daha sonra komite bir karara varacak.

BM’NİN KÜRTLERLE İLGİLİ ÖNEMLİ TESPİTLER YAPMASINI BEKLİYORUZ”

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını veya devlet olma hakkını tanıması gibi bir beklentimiz yok. Bu, komitenin yetki sınırları dışında kalan bir konu. Ancak, bu yarı yargı organının hukuki bir değerlendirme yaparak Kürtlerin tarihsel olarak haksızlığa uğradığını, kendi kaderini tayin hakkının var olduğunu ama uygulanmadığını tespit etmesini ve Kürtlerin kolektif haklarının tanınmamasına yönelik bazı önlemler almasını bekliyoruz. Esas beklentimiz bu yönde.

İlk kez, Kürtler Birleşmiş Milletler’e bağlı bir kuruma bu tür taleplerle başvuruda bulunuyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı bu yarı yargı organının, Kürtlerle ilgili önemli tespitler yapmasını bekliyoruz. Bu, oldukça önemli bir durumdur.”

Avukat Rıdvan Dalmış13-Temmuz-2023’te Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yılına girmeden birkaç gün önce, "Bu anlaşma isminde barış olmasına rağmen biz Kürtlere sadece ölüm ve acı getirmistir. Lozan Kürtlerin self-determinasyon hakkını sonsuza kadar ellerinden almayı amaçlamış, Kürt halkını asimile ederek yok etmek istemiştir. Açtığımız davada bu haksızlığın aslında uluslararası hukuka aykırı olduğunu sözleşmeler, teamüller, içtihat, doktrin ve hukukun genel ilkeleriyle açıkladık" şeklinde açıklama yapmıştı.

https:// www.rudaw.net/turkish/kurdistan/030920241

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

"M.TANZER ÜNAL:" “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, BU HAİNLERLE Mİ SAĞLANACAK?

14-May-2025

Terörsüz Türkiye” öyle mi?

Ne olacakmış?

PKK, silah bırakacakmış…

Ne olacakmış?

PKK, kendini feshedecekmiş…

Böylece ülkemiz “terörsüz” hale gelecekmiş.

Önceki gün bunun bir “emperyalizm aldatması” olduğunu yazdığımda, bir kez daha “ipini koparanların” hücumuna uğradım.

Efendim ben “terörsüz Türkiye” istemiyormuşum.

Hadi oradan!

Olup biten, emperyalist ABD’nin sinsi bir oyunu.

Bize zehir içirmek istiyorlar, üstünü “terörsüz Türkiye” çikolatasıyla kaplamışlar.

Terörsüz Türkiye”, olmaz mı?

Olur…

Hainlerin her isteğine “evet” dersin, istedikleri toprakları verirsin, ulus devlet ve üniter devletten vazgeçersin, savaşmazsın boyun eğersin, “terörsüz Türkiye” hedefine ulaşırsın, daha doğrusu ulaştığını sanırsın.

Sonra ülkemizdeki diğer etnik ve inanç grupları “Hani bana, hani bana?” diye sıraya girerler, tarihten silinir gidersin.

Yakın tarihte coğrafyamız benzer hainlikler yaşadı.

Bunlardan biri de Yugoslavya…

Emperyalizm, NATO’yu kullanarak Yugoslavya’yı lime lime etti, 7 devlete böldü.

Gidin bakın, eski Yugoslavya topraklarında bugün “barut kokusu” ve “gözyaşı” var.

Yugoslavya, bize bir şey anlatmıyor mu?

Avrupa’daki hainler ne istiyor?

Bakın, PKK daha yeni uyduruktan “Silahları bıraktım, örgütü feshettim” dedi.

Bildirinin içine baktık, bu bir silah bırakma değil, Türkiye’ye savaş ilan etmekti.

Hainler, hainliklerine devam ediyordu.

İçeridekiler hainlik yapar da dışarıdakiler durur mu?

Avrupa’daki hainler de eşzamanlı olarak harekete geçti.

İsviçre’de “Türkiye karşıtı” Lozan Kürt Enstitüsü kuruldu.

Enstitünün kuruluş hedefleri, buram buram “ihanet” kokuyor.

Hedefleri arasında neler var?

Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkı” var.

Başka?

Türkiye’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’nın reddedilmesi” var.

Enstitünün “hainlik” dolu açıklaması şöyle:

Lozan Antlaşması’nın Kürt milletine yüz yıldan fazla yaşattığı inkâr, parçalanma ve sessizlik rejimi artık sona ermektedir. Enstitü, bu tarihi anı gören ve onu fikri bir öncülüğe dönüştüren vizyonun ürünüdür.

Enstitümüzün temel amacı, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını tarihi, hukuki ve siyasi açılardan korumak ve kurumsal düzeyde ve meşru yöntemlerle fikri zemini hazırlamaktır.

Uzun vadede, evrensel bilgi ile bilimi, sanatı ve düşünceyi bir araya getirebilecek akademik özerkliğe sahip bir kurum olan Avrupa’da Kürt Üniversitesi’nin kurulması enstitünün hedefleri arasında.

Memnuniyetle ve kararlılıkla duyuruyoruz ki, Lozan Antlaşması’nın yıldönümünde, Temmuz 2025’te, enstitümüzün öncülüğünde, Lozan’da akademisyenler, hukukçular ve siyasetçilerin katılımıyla “Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Kürtlerin Geleceği” adlı bir çalıştay düzenleyeceğiz. Bu çalıştay, tarihi inkârın mekânında, özgürlük arayışımızın sesini ve fikri gücümüzü dünyaya duyuracak bir platform olacaktır.

Lozan Kürt Enstitüsü, İsviçre’yi sadece bir merkez ve mekân olarak değil, düşünce özgürlüğü, siyasi çoğulculuk ve gelişmiş demokrasinin bir örneği olarak görmektedir.

Bu açıklamadan “terörsüz Türkiye” çıkar mı?

Şimdi diyeceksiniz ki, “Lozan Kürt Enstitüsü ile PKK’nın ne ilişkisi var? Enstitü ayrı, PKK ayrı…”

Değil işte, bunların hepsi aynı takımın oyuncuları.

Enstitünün açıklamasının ilk cümlesi ne?

Lozan Antlaşması’nın Kürt milletine yüz yıldan fazla yaşattığı inkâr, parçalanma ve sessizlik rejimi artık sona ermektedir. Enstitü, bu tarihi anı gören ve onu fikri bir öncülüğe dönüştüren vizyonun ürünüdür.”

Bu ne demek?

"Bu şu demek:"

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş senedi olan LOZAN Antlaşması, emperyalist devletler tarafında rafa kaldırılıyor” demek.

Başka ne demek?

Mustafa Kemal Atatürk tarafından yırtılıp atılan SEVR Antlaşması, yeniden hortlatılacak” demek.

Nasıl, “terörsüz Türkiye”ye doğru adım adım gidiyoruz değil mi?

Vah benim güzel memleketim vah!

100 yılın sonunda bu hallere mi düşecektin.

https:// www.kocaeligazetesi.com.tr/makale/24971276/mtanzer-unal/ terorsuz-turkiye-bu-hainlerle-mi-saglanacak

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

"PROF. DR. OKTAR ASOĞLU:" "TIBBIN FEODAL DÜZENİ: DERNEKLER, ETİK KURULLAR VE SESSİZLİK İKLİMİ"

Nefes.com.tr

13-Mayıs-2025

Bu topraklarda herhangi bir olumsuzluktan doğan sorumlulukları, başkalarının üzerine yıkmak bir gelenek gibidir.

Kudret sahibi olanlar, sorumluluğu birkaç gencin sırtına yükler. Ve toplum, gözlerini kapayıp olan biteni unutur.”

İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda genel cerrahi ihtisası yaptım. Uzmanlık eğitimim sonrasında Mayo Clinic (Rochester / ABD) ve Memorial Sloan Kettering Cancer Center(New York/ABD) hastanelerinde eğitim aldım. 2005’te doçent, 2010’da cerrahi profesörü unvanlarımı İstanbul Tıp Fakültesi’nde aldım. Liv Hastanesi’ni medikal direktör olarak kurdum, İstinye Tıp Fakültesi kurucu dekanlık görevini üstlendim. 2017 yılından itibaren özel muayene hekimliği ve Maslak Acıbadem Hastanesi’nde yarı zamanlı (Visiting Professor) olarak çalışmaktayım. Son 20 yıldır ortalama yılda 4 SCI (Uluslararası prestijli dergilerde) makale yayınlıyorum. H-indeksim 29 olup, 4500’den fazla atıf yayınlarıma yapılmıştır. Covid ile ilgili hiç yazım ve atıfım yoktur. Çeşitli ulusal ve uluslararası derneklerde yönetim kurulu üyelikleri yaptım, kongre, sempozyumlar düzenledim. Sadece rektum kanser tedavisi ile ilgili olarak 50’ye yakın uluslararası yayınım mevcut olup, dünya kolorektal camiası için bile ciddi önemli bir sayıdır. Ülkemizde laparoskopik ve robotik kolorektal kanser cerrahisinin gelişmesinde önemli bir pay sahibiyim ve bu alanda bilime ve eğitime çeşitli metodlar ile büyük katkılar sağladım. Ameliyatsız rektum tedavisini ilk başlatanlardanım. Bu alanda da çok sayıda uluslararası yayınım var ve dünya literatürüne çok ciddi katkılar sağladım. Tüm bu üretimlerim ve deneyimimle, dünya tıbbının dikkatini çektim; uluslararası saygınlık elde ettim. Uluslararası Tıp Otoriterlerinin daveti neticesinde, dünyanın çeşitli önde gelen ülke kongrelerinde eğitim amaçlı, canlı yayın olarak gerçekleştirilen onlarca robotik/ laparoskopik kolorektal kanser ameliyatları yaptım. 100’den fazla uluslararası konuşma gerçekleştirdim. Çok sayıda ulusal-uluslararası fellow yetiştirdim. Konuşmalarımın özelikle kendi yayınlarımın ve deneyimimin üzerine dayanması, uluslararası ilgiyi artırırken bilgimi paylaşma fırsatları bulmamı sağladı. Bu kongre davetlerimin ve uluslararası platformlarda elde ettiğim saygınlığımın, ulusal derneklerle herhangi bir ilgisi olmayıp; tamamıyla bilime adanmış bir hayatın karşılığıdır, ödüllendirilmesidir.

Sağlıkta yeni bir reform olarak uygulamaya başlayan dönüşüm süreci, başta üniversiteler olmak üzere, eğitim ve araştırma hastanelerinin en etkin, donanımlı kadrolarının önemli bir bölümünün, değişen koşullar nedeniyle özel sektöre geçişine yol açmıştır. Bu kadar büyük ve nitelikli bir insan gücünün kamudan özel /Vakıf hastanelerine geçiş sürecinin yarattığı etkilerden birisi de eğitim ve bilim üzerinde gözlenmiştir. Ortaya çıkan boşluğu, önceleri iyi niyetle doldurmak amacıyla başlayan, hekimlerin birer aydın bilinci içerisinde başlattığı Ulusal dernekler ve alt branş derneklerinin bilim ve eğitim kaygılarının giderilmesine yönelik çözüm ve çabalar, giderek ciddi bir erozyona uğramış, tekelci kliklerin egemen olduğu toksikleşen bir ortama dönüşmüş olmasına yönelik kaygı ve saptamalarım bu yazının ana nedenini oluşturmaktadır.

Yirmi beş yıldır, sürekli olarak kesintisiz üreten, her koltukta oturmuş, bilimin gereğini her koşulda yerine getirmiş bir kişi olarak, bu kamuya açık mektubu yazıyorum. Yazdım çünkü yazmamak sessizliğin bir parçası olmak demekti. Yazdım çünkü başardıklarım, hayatım ve pratikte gördüğüm yanlışların düzeltilme zorunluluğu bana bu yazıyı yazma hakkını ve cesaretini veriyor.

1. "Sürekli Tıp Eğitiminde, Eğitim Almak Bir Haktır, Ayrıcalık Değildir."

Hastalıkların yüksek teknik beceri, bilgi birikimi ve etik derinlik isteyen uzmanlık alanlarında, eğitim bir ayrıcalık değil; kamusal bir yükümlülük ve anayasal bir haktır. Ancak bu hak, son yıllarda bilimin ve kamunun elinden ziyade; kişisel kliklerin, güç ağalarının, dernek derebeylerinin ve bürokratik aristokrasilerin elinde toplanmıştır.

Bugün bir uzmanın, en basit cerrahiden, laparoskopik ve robotik cerrahiye kadar her şeyi yalnızca belirli, konuyla ilgili bir derneğin onayladığı “Tek Eğitim’den” öğrenmesi gerektiği telkin ediliyor. Dernekler, üniversitelerin, kamu kurumlarının ve bilimsel otoritelerin üzerinde konumlanmaya çalışıyor. Kendi içindeki otoriteyi mutlaklaştırarak, bilimsel öğreticiliği bir ayrıcalığa, hatta daha da ileri giderek tıpkı bir sadakat testine dönüştürmeye çalışıyorlar. Eğitimi ortak bir değer değil, kontrol aracı olarak sunuyorlar. Kendi kontrollerinin olmadığı başkaları tarafından düzenlenen sürekli tıp eğitimine davet edilen konuşmacı ve moderatörleri çeşitli ikna yöntemleri kullanarak, vazgeçirmeye çalışarak “Bilimde Tekelleşme” yaratılmaya çalışılmaktadır. Bunun bilimsel doğrularla bir ilgisi olmadığı gibi, bilimin doğası gereği gerilemeye yol açacağı açıktır.

Bu süreç, planlı bir mühendisliktir; tüzüksel manipülasyonlar bunun temelini oluşturan aktivasyonlardan sadece birisidir.

Önce belirli kişilere kapalı süreçlerle bir sefere mahsus olmak üzere “Yeterlilik Belgesi” verilir.

Sonra tüzük değiştirilir ve şöyle denir:

Bu belgeyi taşımayanlar yeterlilik kurulunda oy kullanamaz.

Yeterlilik kuruluna aday olamaz.

Dernek yönetimine giremez, adaylığını koyamaz.

ANAHTARI DAĞITANLAR, KAPIYI DA ARKADAN KAPATIRLAR!"

Bu sistem, Batı demokrasilerinden çok; Ortadoğu tarzı, sembolik katılım maskesi taşıyan bir sadakat rejimini andırır.

Ve bu düzenin taşıyıcıları ya genellikle kamudan ayrılmış, yaş haddinden emekli veya yaş sınırına takılarak “Erken Emekli” olmuş hekimlerdir; ya da kamuda kadrosunu koruyup özel sektörde çalışanlardır ki Tam Gün Yasası’nın belirli bir azınlığa tanıdığı haktır.

Çoğunluğu oluşturanlar kamusal alanın dışında kalmış olsalar da özel ve/veya vakıf hastanelerinde “Ömür Boyu İktidar Olma“ hakkını sürdürmek istemektedirler. Çünkü orada yaş sınırı yoktur; mezara kadar söz, güç sahibi olma, bilime ve geleceğe yön verme arzu ve hırslarını devam ettirmek istemektedirler.

Bu kişiler için eğitim daha çok güç kazanmanın bir yoludur. En son 10-15 yıl önce asistan görenler, “Asistan Sorunları ve Eğitim” adlı panelin çoğunluğunu teşkil eden konuşmacılar olabilmektedirler. Hatta o kadar ileri giderler ki: “Özel hastaneye geçmiş olsam da ben öğretirim, bilim bizden sorulur, bana ihtiyaçları var.”

Bu yaklaşım yalnızca bir zihniyeti değil, eğitimin iktidarlaştırılmış doğasını, otoriter kültürü de göstermektedir. Güç senin elindeyse, doğal olarak en değerli parçalar da sana ait olur. Kongrelerde her birinize en az 2-3 prestijli görev gelecek şekilde bilimsel üretiminize bakılmaksızın, aranızda biat temelli paylaştırılır.

1. "Bilim Yerine Tüzük, Liyakati Yerine Kulüpçülük"

Tüzükler…

Bilim, liyakat, etik…

İlk başta böyle başlar her şey.

Sonra birkaç kurnaz, o tüzüklerin içine sinsice kendi iktidarını gizler.”

Etik kurullar, bilim camiasının vicdanıdır. Ama bu vicdanın yerine çıkar ilişkileri geçerse, kurul artık adalet değil bir susturma aracı; yalnızca bir sopaya dönüşür. Kovuşturulan kişinin savunmasını bile almadan hazırlanan ve sonuca bağlanamamış, geçerliliği olmayan bir “Etik Kurul Görüşü” her tarafa (Rektörlere, Cerrahlara, Hastane sahiplerine, hatta uluslararası dergi editörlerine) gerçekmiş gibi, bir yargı kararıymış gibi gizlice dağıtılarak hedefe alınan kişiyi kamusal alanda itibarsızlaştırmaya çalışarak sessizlik iklimine katkı sağlanır.

Halbuki etik kurullar ve tüzükler, size biat etmeyenleri yok etmek için değil, haksızlıkları durdurmak için kullanılır. Aksi takdirde kamu vicdanı yaralanır. Bugün birçok dernekte etik, adaleti değil; hâkim güçlerin huzurunu korumayı görev edinmiştir. Bu yüzden önemlidir, mutlak öncelik kontrolü gereken yerdir.

Dernek yönetiminde aktif görev yapan bazı isimlerin uluslararası etik bir ihlal yaptıkları tespit edilerek, “Etik İhlal Suçu” tanımlanarak ve bu dayanak açıklanarak editoryal kurul kararı ile geri çekilmiştir. Bu geri çekme, açıkça “Retraction” başlığı ile derginin web sayfasında kamuya açık bir şekilde yayınlanmıştır. Bu, bilim dünyasında çok ender görülen bir skandal olarak kabul edilse de bu isimlerin Onur ve etik Kurulu üyeliklerine, dernek içi yönetim, eğitim faaliyetlerini sürdürmelerine bir engel teşkil etmez, devam ederler.

Tüzük oradadır ama uygulanmaz, uygulanamaz.

Çünkü o tüzük, gerektiğinde bükülmek için vardır.

Ülke bilimine verdiği zararı bile düşünmekten kaçınırlar.

Tüzük, içine gizlenmiş iktidarla ancak bir manipülasyon aracına dönüşür.”

Daha dernek yönetim kurulunu belirleyen seçimler henüz yapılmamışken, başkanı sadece yeni yönetim kurulu seçebilecekken bile başkan önceden belirlenmiştir. Ve bu yeni başkan bunu deklare etmekten hiç çekinmez, sanki doğalmış gibi. Kongre başkanları, bilimsel komiteler, organizasyon ekipleri; hepsi sandıktan önce çoktan belirlenmiştir. Verdikleri “Ulusal Kongre Düzenleme Kurulu" payesini de bir kamu üniversitesi bölüm başkanı olmanızı bile önemsemeden, sahte bir güç sarhoşluğu içinde alma ilkelliğini ve kabalığını sergilerler. Derneğin yayın organı olan derginin editör yardımcısına yazılı haber verme, teşekkür etme nezaketini bile göstermeden silebileceklerini düşünmektedirler.

Ve ne yazık ki, demokrasi ile belirlendiğini, tüzüğe dayandığını ifade eden sivil toplum örgütleri, günümüzde hızla siyasal bir partiye dönüşerek feodalleşmiştir.

Demokrasi yalnızca bir afiş, bir sözdür.

Kararlar ise yıllardır aynı isimlerin etrafında döner durur.

Çünkü uluslararası dernekler, ulusal dernekler vasıtasıyla ilişkiler kurarlar. Bu sayede uluslararası konuşmalar ve görevler gelir. Özellikle uluslararası derneklerin sırayla dolaştığı başkanlık sırasının bizim ülkeye geleceği zamanı çok iyi bilirler ve “Dünya Dernek Başkanı” olurlar. Bunun ülke kamuoyundaki etkisini bir düşünün ve her anlamdaki kazanımlarını…

Küçük kliklerin yönettiği yerde demokrasi değil, sadece sessizlik çoğalır.”

"III. Eğitimde Tekelleşme: Kim Eğitici Olabilir, Kim Olamaz?"

Uluslararası cerrahi camialarında eğitici olmak genellikle net ve ölçülebilir kriterlere dayanır: SCI-E yayınlar, vaka sayıları, “Train the Trainers” belgeleri, sunumlar ve kurslardaki deneyim. Ama bizde?

Sen eğiticisin.

Sen değilsin.

Çünkü biz öyle karar verdik.”

Canlı cerrahi kursları, kongre kürsüleri, eğitim panelleri artık yalnızca seçilmişlerin sahnesidir.

Ölçüt çoğunlukla bilgi değil; kimin ne zaman sustuğu, kimin ne zaman eğildiğidir.”

Bazı düşük vaka sayılarına sahip özel hastane hekimleri ne bir asistan ne de uzman eğitiminden sorumlu olmadan akademik unvanlar almışlar ve bugünün eğiticileri

olmuşlardır. Halbuki kamuda yıllardır görev yapan çoğu periferik üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinde emek harcayan, uzman yetiştiren çoğu klinik üyeleri, bölüm başkanları bile dışarıda tutulmaktadır.

Eğitici Olabilmek, Kongrelerde Söz Sahibi Olabilmek” özelliğini elde edebilmek için sırasını beklemek zorundadır onlara göre — tabii uyumlu olma şartıyla…

Pandemi süresince Covid kaynaklı yayınlarla ortalama 10’ar puan şişirilmiş H-indeksleri ve Covid’den elde edilen binlerce referanslarla, başka ülke merkezlerinin sonuçlarını kendi doğrularına destek için sanki kendilerinin sonucuymuş gibi kullandıkları sunumlar, niteliksiz makaleler… Ve tüm bunların üzerine inşa edilen bir eğitim yetkisi.

KİM, KİMİ EĞİTİYOR?

En basit PubMed ve Google Scholar arama motoru bile isim soy isimle gerçeği, üretiminizi, yetkinliğinizi tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

Covid’in H-endeksine kattığı 10 puanı ve yayın şişkinliğini çıkarırsanız, geriye yalnızca liyakat kılıfına bürünmüş kocaman bir sessizlik kalır.”

Ve ne yazık ki, öğretmek artık bilgi aktarımı değil; kürsüye çıkabilmenin, görünür olmanın, biat etmenin, sadakatin bir ödülü olarak sunulmaktadır.

1. "Dernekler Nasıl Feodal Yapıya Dönüşür?"

Kuruluşta sana bağımlı delegeler ile yola çıkarsın, yıllar geçince yeni delegeleri, ödüllerle ya da zaaflarla ele geçirirsin. Böylece dernekler, ortada sandık olan küçük aşiretlere dönüşür.”

Modern görünümlü, dijitalleşmiş, sponsor destekli kongrelerin arka planında eski dünyanın küçük hanedanları hüküm sürmektedir.

Bir kişi başkan yapılacaksa, onu dernek ağaları belirler, onay verirler adaylığına. Sonrası demokrasiydi, sandıktı, olmadı tüzüktü derken, başkanlık o kişinin “Doğal” hakkı hâline getirilir.

Bütün bu süreçte elde edilmiş güç, sadece rakiplere karşı kullanılır.

PEKİ YA KENDİ İÇLERİNDEN BİRİ SKANDALA KARIŞIRSA?

Dernek ağaları suçu bir iki kişinin sırtına yüklerken, ellerindeki etik kurulları çalıştırmaz, tüzük gereği görevlerini sonlandırmazlar.”

Uluslararası bir dergi, editoryal kurul kararını etik gerekçelere dayandırarak, açıklar, yayını kaldırır ve bunu web’de yayınlar.

Ama dernek susar, vicdanlar yaralanır.

Tüzük ortadadır. Ama bakmak isteyen göz, işitmek isteyen kulak yoktur.”

Unutmak ve unutturmak bu topraklarda kadim bir gelenektir çünkü.”

"1. "Çözüm:" Şeffaflık, Liyakat, Cesaret"

Değişim, tek bir damlayla başlar.

Bileşik kaplar gibi…

Bir yerde bir umut kabarırsa, başka bir yerde yankı bulur. “ Çözüm karmaşık değildir.

Tüzükler birer süs değil, işleyen hukuk belgeleri olmalıdır.

Eğiticilik; sadakate, kontenjana, klanlara göre değil; liyakate ve kamusal sorumluluklara göre tanımlanmalıdır.

Dernekler, küçük iktidar alanları değil; ortak aklın evrensel evi olmalıdır.

Dernek üyelik barajları düzeltilmeli, kucaklayıcı olmalıdır. Her üyenin, demokrasinin gereği

olan geniş katılımlı seçim hakkını sağlayacak altyapı kurulmalıdır. Bu nedenle seçimler elektronik ortamda, geniş katılımla sağlanmalıdır. Dernek başkanı, adaylığını ve projelerini

dernek üyelerine açıklayarak aday olduktan sonra genel kurulda çoğunluk üyelerin desteğini alarak seçilmeli; yönetim kurulu tarafından seçilmemelidir.

Onur ve Etik Kurul Üyeliği ile Yönetim Kurulu Başkanlığı; tek dönemle sınırlandırılmalıdır.

Eğitim veren kurumlarda çalışmayan hekimlerin yönetim kurulunda görev yapmaması uygun olur.

Yönetim kurulunda özel/vakıf üniversiteleri ile kamu eğitim hastanelerinin eşit dağılımla temsil edileceği bir yapı oluşturulmalı ve bu yapı iki seçim dönem ile sınırlandırılmalıdır.

Kongrelerin ulusal platformlar olduğu unutulmamalı; sürekli tıp eğitimi için ayrılan zamanların, liyakat esasına ve tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde dağılımına dikkat edilmelidir.

Zaten bir kongre için sınırlı olan sürekli tıp eğitimi saatlerini doldurmak için abartılı sayıda yabancı konuşmacı çağırmaktan vazgeçilmeli; hem ülke kaynakları korunmalı hem de ulusal kongre platformu muhafaza edilmelidir.

Kendi verilerimiz ve kendi ülke önceliklerimiz bilimle harmanlanmalıdır.

Korkunun hüküm sürdüğü yerde, bilim yalnızca dekor olur.”

Şeffaflık, korkuya karşı en etkili panzehirdir. “Etik; gücü korumak için değil, haksızı durdurmak için vardır.” Bilim adamı her şeyden önce cesur adamdır. Tarih, cesur bilim adamlarının örnekleriyle doludur. “Bilimin olduğu yerde korku, korkunun olduğu yerde gelişme olmaz.”

Türkiye’nin en eğitimli, donanımlı, yetişmiş kadrolarının kendi ortamlarında, Ulusal ve alt çalışma gruplarında acilen demokrasiyi sağlamaları, bilimi, aklı ve vicdanı zemin alan yaklaşımı tekrar yapılandırmaları gerekmektedir.

Türkiye siyasi yapısının uyguladığı programın tartışılması ayrı bir konu, programın pratikte yarattığı sorunları çözmek ayrı bir konudur. Biz hekimlerin hangi uzmanlık branşına sahip olursak olalım, derneklerimize sahip çıkmak, feodal, siyasi, biat kültürünün yarattığı toksik ortamı ortadan kaldırmak zorunluluğumuz var. Bunun bir aydın sorumluluğumuz olduğunu hatırlamalı ve ülkemiz için daima daha iyiyi sağlamak zorunda olduğumuzu hiç unutmamalıyız…

Bu mektup bir damla olabilir.

Ama o damla, bir gün, etten örülen duvardaki bir çatlağı büyütebilir.

Aydın olmak, yalnızca konuşmak değil; yalnız kalmayı da göze alabilmektir.”

Saygılarımla…

https:// www.nefes.com.tr/tibbin-feodal-duzeni-dernekler-etik- kurullar-ve-sessizlik-iklimi-34422

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

DEMİREL VE CUMHURİYET

Eğer bana Cumhuriyet nedir, diye sorarsınız. Size cevabım şudur:

Cumhuriyet benim işte!

İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu cumhurbaşkanı yapan, Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet budur. Bunu Büyük Atatürk’e borçluyuz.

Bu memleket senin hakkını ödeyemez büyük ATATÜRK


Bir abla: Bu zübükten de az çekmedik…

Başka bir abi:" Bir abla bu halk 20 nci yüzyılın büyü dahisi ve emsalsiz liderinin kıymetini bilemedi… Çok fazlaydı büyük Atatürk bu halka…

Yine aynı abla:" Başka bir abi Rus general" zannımca Atatürk yanlış halkı kurtardı" demiş ya, bence Y.Y tespiti…

Başka bir abi: Bir abla çok doğru söylemiş… düşünebiliyor musun Gandhi şöyle dedi" Atatürk İngilizleri yenene kadar biz İngilizleri Allah zannediyorduk …

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================

TESUD GENEL BAŞKANLIĞI

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından tamamen etkisiz hale getirilen PKK Bölücü Terör Örgütü’nün, silah bırakma ile ilgili olarak yaptığı açıklamada Türkiye Cumhuriyeti suçlanmakta, asker, güvenlik personeli, korucu, kamu personeli dahil on binlerce vatandaşımızın katledilmesine yol açan PKK Terörünün gerekçesinin, Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından kaynaklanan Kürt inkar ve imha siyaseti olduğu iddia edilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti; tarihinin hiçbir döneminde, vatandaşlarına ve hiçbir insana karşı inkar ve imha siyaseti izlememiş, soykırım ve asimilasyon uygulamamıştır.

Lozan Antlaşması, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde işgalci ve emperyalist güçlere karşı verilen bağımsızlık savaşı sonucunda imzalanan siyasi belgedir ve ülkemizin tapu senedidir.

1924 Anayasası, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu Cumhuriyet yönetiminin ve devrimlerinin temel yasasıdır.

Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti; devleti ve milleti ile bölünmez bir bütün olup, ulus devlet yapısını ilelebet muhafaza ve müdafaa edecektir.

Saygılarımızla

🇹🇷    ↑↑↑    ↓↓↓    ÇIK

=======================




Free Hit Counters

HTML hit counter \- Quick\-counter\.net



visitors by country counter
flag counter