=======================
“Bu kez 15 Temmuz’dan beter olur. Evde sabaha
kadar altyazı kovalıyoruz, Erdoğan bir şey söylesin sokağa
inelim diye.
Yarın ‘Çocuklar burada bir sıkıntı var çözer misiniz’
derler, kameralar kapanır, sabah bakarız kim sağ kim selamet.”
=======================
Mustafa Kemal, başbakan Celal Bayar’la birlikte Tunceli’ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nün açılışını yapacaktı.
Köprünün ucunda karakol vardı.
Basıldı.
33 asker şehit edildi.
Peşinden…
Telefon hatları kesildi, pusular kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburu vuruldu, 56 asker daha şehit oldu.
Film koptu.
Elebaşı Seyit Rıza’ydı…
Birisinin hikâyesi yürek burkucudur dediği Seyit Rıza.
Kukla’ydı…
Kendisini oynatanların ipleri bıraktığını hissedince, paniğe kapıldı, İngiltere Dışişleri Bakanı’na mektup yazdı, Suriye’deki İngiliz Elçiliği’ne gönderdi.
Yalvaran mektubunda, Anadolu için çorak toprak derken, Kürdistan bereketli toprak diyordu…
Sayın ekselansları diye başlıyor, Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim’e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı diye vaziyeti anlatıyor, sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum diye bitiriyor, Seyid Rıza diye imzalıyordu.
Hal böyleyken…
Seyit Rıza’yı masum göstermeye çalışan arkadaşlar, böyle bir mektubun asla varolmadığını iddia ediyor.
Altında kabak gibi Seyid Rıza imzası bulunmasına rağmen, Seyit Rıza yazmadı, Nuri Dersimi yazdı diyorlar.
Üstelik, sanki Fransa babamızın oğluymuş gibi, o mektup Fransa’ya yazıldı, Fransa Devlet Arşivleri’nden doğrulamak mümkün diyorlar.
Gel gör ki…
Londra’da The National Archives diye bi yer var.
İngiltere devlet arşivi…
Kayıt ofisine gidiyorsun, FO 371/20864/E5529 numaralı belgeyi rica edebilir miyim kardeş diyorsun, hay hay deyip, yukardaki mektubu veriyorlar.
50 pens filan, fotokopisini alabiliyorsun.
Yılmaz Özdil
=======================
1981’de Kara Harp Okulu’nda 19’uncu bölüğün 63’üncü kısmında özel bir sınıf oluşturuldu. Bu sınıfın özelliği şuydu; Öğrencilerin tamamı sivil lise kökenliydi.
18-Kasım-2023 22:12
15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra askeri okulların kapatılması kararlaştırıldı. Kendilerince, darbeleri önlemek için TSK'nın inine giriyorlar.
Kararla ilgili olarak bazı yazarlar, Askeri okulların özel bir ideolojik alan olmaktan çıkacağını savunuyor.
Askeri okullarda FETÖ'cülük eğitimi verilmediğine göre, ideolojik alandan kasıt elbette ki, Atatürkçülük.
Başbakan Binali Yıldırım da, Harp Okulları’nın kapatıldığını söylüyorlar. Bunlar doğru değildir. Harp Okulları aynen devam edecek. Yaptığımız şudur; Lise bölümlerini, askeri liseleri kapattık. Artık Harp Okulları’na herkes girebilecek diyor.
Anlaşılan o ki, Başbakan Yıldırım darbecilerin askeri okullarda yetiştirildiğine inanıyor.
Erdoğan’ın Başdanışmanı Şeref Malkoç’un bugün Milliyet’e yaptığı şu açıklamalar ise dehşet ötesi:
15 Temmuz gecesi kanlı bir darbe girişimi oldu. Türkiye eşkiyalıkla, çeteyle karşı karşıya kaldı. Çıkarılan KHK’de asıl hedef şu; Bundan sonra Türkiye’de bir daha darbeye kimse teşebbüs etmesin. Bunun için devletin kurumları başta TSK olmak üzere yeniden yapılandırılması. Hükümetlerin değişimleri silahla değil, sandıkla olsun. Kararnamelerin amacı ve hedefi bu. Siyasi tarihimize baktığımızda arka arkaya darbeler. İnsan sayarken bile zorlanıyor, utanıyor, sıkılıyor. Bunları yapanlar kurmay subaylar, generaller. Askeri liselerde, harp akademilerinde, harp okullarında. Türk Milleti’nin evlatlarına ne okutuluyor, ne öğretiliyor, ne yediriliyor ne içiriliyor ki, bunlar eşkiya oluyorlar, darbeci oluyorlar? TSK başımızın tacı. Ama ne oluyor ki, bunlar hep eşkıya çıkıyor?
Bu yaklaşımların mantığını özetlersek;
Darbecilerin kaynağı askeri liselermiş... Başta İmam Hatip’liler olmak üzere herkes harp okullarına girecekmiş... Sivilden gelenler herhalde Atatürk idelojisi ile eğitilmediği için de darbe marbe düşünmeyecekmiş…
Darbecilikle mücadelenin formülü ne kadar da basitmiş!…
FETÖ'cülük eğitiminin harp okullarında değil, dışarıda Işık Evlerinde verildiğini,
Geçmişte Işık Evlerine giden öğrencileri takip edip, okuldan attırmaya çalışan komutanların bizzat AKP iktidarı döneminde cezalandırıldığını hatırlatıp,
15 Temmuz darbesinde rol alan FETÖ'cü generallerin büyük bölümünün askeri lise kökenli olmadığını somut örneklerle anlatalım.
FETÖ'cülerin askeri okullara 2000’li yıllardan itibaren soru çalma yöntemiyle sızdığı konuşuluyor. Ama bir başka yöntem daha var; Sivil sınıf uygulaması.
Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu uygulamanın başlangıcı 1981.
O tarihe kadar Kuleli, Maltepe, Işıklar askeri liselerinden mezun olan öğrencilerle, sivil liselerden gelenler Harp Okullarına gittiğinde karma sınıflar oluşturulup, kaynaşmaları sağlanıyor ve devre ruhu yaratılıyordu.
1981’de Kara Harp Okulu’nda 19’uncu bölüğün 63’üncü kısmında özel bir sınıf oluşturuldu. Bu sınıfın özelliği şuydu; Öğrencilerin tamamı sivil lise kökenliydi.
Bunlar ve diğerleri 1985’te mezun olup, TSK’ya katıldı.
Kara Harp Okulu’nun o özel sınıfındakilerin abıketi mi? Kimi Güneydoğu’da şehit oldu, kimi emekliye ayrıldı.
Kimi de 15 Temmuz darbesinde karşımıza çıktı!…
İşte o isimler:
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın 16 yıllık arkadaşı, AKP Milletvekili Şaban Dişli’nin kardeşi, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli…
EDOK Harekat Eğitim ve Öğretim Başkanı Tuğgeneral Lütfü İhsan Yanıkoğlu…
Sivas 5. Piyade Er Eğitim Tugayı ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Fatih Celaleddin Sağır…
Antalya 3. Piyade Eğitim Tugay Komutanı ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mustafa Kaya…
Balıkesir Bakım Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanı Tümgeneral Mehmet Akyürek…
Ve Isparta Eğirdir Dağ ve Komando Okulu Eğitim Merkez Komutanı Tümgeneral Metin Akkaya…
17’li, 18’li yaşlarda Kara Harp Okulu’na gelmiş ve 30 yıl sonra darbeci general olmuşlar.
Bugün iktidarın mantığıyla sorgularsak; Niye askeri okul değil, sivil kökenliler darbeci olmuş?.. Sorun okuldaki eğitimse, niye diğerleri değil de sadece bunlar etkilenmiş?…
Kara Harp Okulu’ndan 1985’te mezun olan bu darbeciler o vakit nasılmış, mezuniyet yıllığından okuyalım mı?
Mehmet Dişli: Taktik derslerinde yegane temsilcimizdir. Hafta sonlarını opera ve balede sosyete kızlarıyla geçirir. Sigaranın zararları hakkında kompozisyonlar yazmasına rağmen hafta sonları cebinden çakmak ve sigarasını eksik etmez. İngilizce derslerinde Amerikalıları bile kıskandıracak derecedeki telaffuzu ile bizi gülmekten kırar. Bitmeyen neşesiyle iyi niyetli ve çalışkan arkadaşımıza başarı ve mutluluklar dileriz.
Lütfü İhsan Yanıkoğlu: Memleketimizin karı bol, kışı sert geçen yerinden gelen bu arkadaşımız, iklimin aksine devamlı gülen, güldürmesini bilen bir arkadaşımızdır. Derslerde hocalara karşı örtü ve gizlemeyi çok iyi uygulamakta ise de kaş ve saçlarıyla dikkat çekmektedir. Kısımda arkadaşlarına ilginç lakaplar takmakta olan Erzurum’un dadaşına, 63’üncü kısmın espri paşasına, futbol hastasına ömür boyu mutlulukla ve başarılar dileriz.
Fatih Celaleddin Sağır: Fatih deyince akla hemen uyku gelir. Uyumak için kendine her fırsatı yaratan arkadaşımız sabah etüdlerini çok iyi değerlendirir. Kendisine bu konuda program yapan arkadaşımız bu programı sınav haftalarında dahi bozmaz. Müzik dünyasının süper takipçisi olan arkadaşımız bu konuda da kendisini kanıtlamıştır. Kısmımızın ana muhalefeti, yakışıklı teğmenimize renkli rüyalar ve mutlu günler dileriz.
Mustafa Kaya: Bölüğe geldiğinden beri üstün görev anlayışı, leb demeden leblebiyi anlayan, ancak üstlerinin karşısında üç adımı muhafaza edemeyen yazıcımız, verilen tüm görevleri başarıyla yerine getirir. Sanatının ayrıntılarını, tuttuğu güzel notlarda gösteren arkadaşımız bu yönüyle de takdirlerimize layıktır. Eğitime bir turist olarak katılanlardandır. Törenlerle de yakından uzaktan ilişkisi yoktur.
Mehmet Akyürek: Az konuş, öz konuş deyip, kendini az ve öz bir şekilde takdim eder. Derslerde uyuma konusunda hayli yetenekli olan bu arkadaşımız şairane ruhunu sınav kağıtlarına da aktararak, hocaların gönlünü çelmiş ve vaziyeti kurtarmıştır. Arşimet’in kafasına elmayı onun düşürdüğü rivayet edilir. Gözünü budaktan esirgemeyen, iyilik ve neşe kaynağı şanlı piyademize ebedi saadetler ve başarılar dileriz.
Metin Akkaya: Çankırı’dan aramıza katılan bu sportmen arkadaşımız hızlı konuşması ve heyecanıyla dikkati çeker. Uzun müddet güreşimize katkıda bulunmuş daha sonra kendini tekvando ile takviye ederek kombine bir sporcu olduğunu kanıtlamıştır. Kanun nizam ve yönetmeliklere harfiyen uyması sayesinde son yıla kadar sağlam gelebilmiştir. Sakin ve duygulu bir yaşamı muhafaza etmesini becerse de bunun tam zıddı olarak çabucak sinirlenebilir. Aşırı gayreti ve azmi sayesinde gelecekte de başarılı olmasını diliyoruz.
Açıkça görülüyor ki, sorunun kaynağı ne askeri liseler ne de bu liseler ile harp okullarının müfredatı... Öyleyse öncelikle bunların nasıl, ne zaman devşirilip, FETÖ'ye kaptırıldığını sorup- konuşmamız, çözümü de ondan sonra bulmamız gerekmiyor mu?
Mesela; Okula girdiklerinde, mezun olduklarında, teğmenliklerinde veya yarbaylıklarında değil de Cemaatçiliğin prim yapmaya başladığı veya iktidarın ne istedilerse verdiği dönemde FETÖ'ye katılmış olamazlar mı?
Size çarpıcı bir örnek anlatayım.
Bu iddiayı, darbeden sonra değil, yaklaşık 1 sene önce TSK'daki cemaatçileri araştırırken ajandama not etmiştim.
Nottaki isim, darbecilikten tutuklanan Sivas 5. Piyade Er Eğitim Tugayı ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Fatih Celaleddin Sağır.
Sağır, Savcılık ifadesinde şu itirafta bulundu:
Fethullah Gülen cemaati ile yakın ilişkim vardı. 1988-1992 yılları arasında evlere ve yurtlara gidiyordum, tüm toplantılara katılıyordum. 10 yıl süreyle cemaate himmet ettim. 2007 yılından sonra özellikle Balyoz ve Ergenekon operasyonlarının ardından uzaklaşmaya başladım, ilişkimi askıya aldım.
Sağır’la ilgili ajandamdaki nota gelince; Devreleri şunu anlatmıştı:
1987’de Denizli’de Acemi Er Eğitim Alayı’ndayken babası yakın arkadaşlarına telefon açtı ve oğlunu kurtarmalarını istedi. Arkadaşları ne olduğunu, kimden kurtaracaklarını sordu. Baba, ’Sormayın, kardeşim vefat etti. Şimdi oğlumu, amcasının karısıyla evlendirmeye çalışıyorlar. Tarikat varmış, oğluma büyü yapmışlar’ dedi. Bunun üzerine kendisiyle konuşuldu, ama ’Yapacak bir şey yok. Mukadderat’ dedi ve amcasının karısıyla evlendi.
Hâl bu iken, askeri okullar ve harp okulları neden-niçin infaza tabi tutuluyor?
Askeri okulların bir Kanun Hükmünde Kararnameyle kapatılması kararı üzerine Erdoğan’ın siyasi partilerin kapatılması konusundaki görüşlerini hatırladım.
Daha Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılması sırasında bu konuda tavır koyan Erdoğan şunu söylemişti:
Bir siyasi partinin kapatılması kararını bana göre, ileri demokrasilerde milletin vermesi gerekir. Ama bir siyasi partinin içinde, onu temsil edenler kişisel planda eğer bir suç işlemiş olurlarsa, bunlar bireysel olarak bunu ödeyebilirler. Ama bir partinin kurum olarak bunu ödemesi demokratik parlamenter sistemin egemen olduğu ve siyasi partilerin de demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu ülkede, bana göre tarihe düşülecek eksi bir puan olarak düşünülmelidir.
Erdoğan parti kapatmayla ilgili son olarak geçen yıl Balıkesir’de de şu açıklamayı yapmıştı:
Partileri madem ki tüzel kişiliktir, gerçek kişiyle tüzel kişiliği birbirine karıştırmayalım. Hep nüktedir biliyorsunuz, tüzel kişiye ceza verilir mi ya? Ceza kime verilmesi lazım, gerçek kişiye verilmesi lazım. Bir partinin başkanı suç işlediyse ver. Mesela şu anda iktidar partisinin yaklaşık 22 milyon seçmeni var. Siz bunu kapattığınız anda bu ne demektir, 22 milyonu cezalandırıyorsunuz. Bu adalet mi? Ha tekrar yenisi kurulur, ayrı mesele. Ama niçin yanlış adımı atıyorsunuz?.. Aynı şeyi ben dernek, vakıflar için söylüyorum. Suç işleyen kimse gel onları cezalandır.
Lütfen biraz tutarlılık; Askeri liseler de tüzel kişilik değil mi ki, kişilerin suçu kuruma kesiliyor?
Tarihe eksi puan düşmek, yarın bir kez daha aldatıldık demek, daha önemlisi bir nesli daha devlet düşmanı haline getirmek istemiyorsanız, TSK'nın can damarını kesme yanlışından mutlaka dönün!…
Müyesser Yıldız
Odatv.com
=======================
Her yandan yandaş kanallarda sabahtan beri bayram havası estiriliyor!…
Terör örgütü PKK, fesih kararını resmen açıklamış… Açıklama metninin tamamını defalarca okudum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne dayatmaların ve pazarlık taleplerinin derhal yerine getirilmesini içeren uzun direktif namede en dikkatimi çeken ifade, PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı satırıydı. Tiyatroyu, tezgahı anlayabilmek adına başka hiçbir şeye gerek kalmadı. PKK çoktan düzenli orduya geçmiş ve YPG/SDG adını almıştı. Bu satırla, teröristler, bizdeki siyasetçilerden de daha dürüst davrandıklarını göstermiş oldular!.. Aynı zamanda, durmak yok, yola devam dediler!.. Anlayacağınız fesih sadece adda kaldı!…
PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG, Türkiye tarafından artık terör örgütü olarak görülmüyor. MSB, geçtiğimiz günlerde bu yapıya YPG yerine SDG diyerek ilk işareti zaten vermişti.
Saray iktidarının elindeki daha önce hazırlanmış kutlama açıklamaları da sabahın ilk saatleriyle hemen servis edilmeye başlandı.
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum,Türkiye Yüzyılı; Türk ve Kürt yüzyılıdır deyiverdi. Uçum’un açıklaması aynı zamanda yakın zaman yol haritasını da gösterir nitelikteydi. Şöyle;
Demokrasi ve hukuk alanında kapsamlı reformların yapılacağı, ulusal ve yurtsever demokrasi hukukunun somutlandığı yeni bir aşamaya geçileceği herkesin kabulündedir. Görüldüğü üzere Kurtuluşla başlayan, Cumhuriyetin ilanıyla tescillenen Kuruluş sürecimiz, Terörsüz Türkiye’ye geçişi takiben yeni anayasa başta olmak üzere kapsayıcı reformların yapılmasıyla tamamlanacaktır.
Devlet Bahçeli’nin çalışma ofisinin yanındaki odada hazır bekletilen af yasası ve anayasa değişiklikleri çok yakında ortaya çıkacak. O zaman Türk ve Kürt Yüzyılı ete, kemiğe bürünmüş olacak!.
*
Ben söylemiştim, ben yazmıştım demekten hiç hazzetmem. Çok nadir ancak ve ancak çok zorunlu hallerde geriye dönüş yaparım ve hatırlatma babında ben demiştim derim. Yine çok zorunda kaldım!.. PKK’nın fesih süreci ile ilgili yapay gündem senaryolarının eşliğinde gelişmeleri takip ediyorsunuz. Nasıl bir aldatmacanın tuzağında olduğumuzu defalarca yazdım. Bu sefer, sizleri, biraz daha geriye götüreceğim. Yeniçağ Gazetesinin Ankara Temsilciliği görevini yürütürken Adsız da yazdığım 18-Ağustos-2016 tarihli Afrin’den iki kare... başlıklı köşe yazımın tamamına tekrar yer vereceğim. O zamanlar bu bilgileri Genelkurmay Başkanlığı üst düzey yetkililerinden bizzat alıyordum. Fotoğrafları da öyle.. Yine kaynağımı açıklamayacağım. Bu yazıyı kaleme aldığım günler Yaşar Güler Genelkurmay ikinci başkanıydı. Şimdi Savuma Bakanı… Kulakları çınlasın!.
İşte o yazı;
► Afrin’den iki kare…
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry gelecekti 24 Ağustos’ta... Üst akıl bu... Tabii ki sorgu sual edilemez!.. Kararını değiştirdi. ABD, Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı yolluyor Türkiye’ye…
ADSIZ'ın sıkı takipçileri, Biden’ın her Türkiye gelişinde saltanat mensuplarına ne ev ödevleri verdiğini yakından bilirler. Görüntüye bakarsanız, bizimkiler Biden’den hiç haz etmezler ama bir dediğini de ikiletmezler.
15 Temmuz hain darbe girişimin ardından Türkiye içine kapanırken, TSK tasfiye edilirken, kırmızı çizgilerimiz kimsenin hatırına bile gelemezken sessiz sedasız değil, göstere göstere işi hallediverdiler!.. Menbic’i PYD/PKK’ya teslim ettiler. Suriye’nin Kuzey’inde Kürt koridorunu tamamladılar.
Görüntüye bakarsanız; AKP iktidarı FETÖnün iadesi için ABD ile sıkı bir kavga içinde. Karşılıklı açıklamalara bakarsanız da, pazarlıkta borsa dalgalı bir seyir izliyor. Resmi açıklamalara bakarsanız, kavgaya kuzu kuzu inanır giderseniz. Fakat, sizlere, 15 Temmuz öncesinde de arşivleri karıştırmanızı ve her sözde şiddetli ABD kavgasının ardından okyanus ötesinden gelen ziyaretçilerle görüşmeler sonrası Suriye’de neler olduğunu, bir dizi kazığı nasıl afiyetle yediğimizi görmenizi öneririm.
Azez- Mare hattı kırmızı çizgimizdi... ABD üniformalı YPG/PKK militanları ile yaptıkları operasyonların fotoğraflarını dalga geçercesine gözümüze sokuverdiler. Sonra bizimkiler başladı masala, ABD söz verdi, güvence verdi, Kürt koridoru olmayacak diye.
Hain darbe girişiminin gecesinden sonra beklendiği üzere FETÖ kavgası senarist ABD ile daha da alevlendi. Türkiye’ye iade edilirdi... Edilmezdi... Derken hafta başında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ortalıkta görünüverdi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na, MHP yöneticilerine gidiverdi. İsrail mutabakatının Meclis’ten geçirilmesi için arıza çıkarılmamasını istedi.
Menbic operasyonu bittikten sonra PYD'nin tekrar Fırat Nehri’nin doğusuna geçeceği yönünde ABD’nin sözü var. Şimdi ABD’nin bu sözünü tutması gerekiyor. Bu konuda temaslarımızı sürdürüyoruz da dedi. Yersen pazarı!…
Şimdi sizlerin dikkatine, burnumuzun dibinden Hatay’ımızın hemen karşısından Kuzey Suriye/Afrin’den 2 kare fotoğrafı sunacağım;
* **
Yakın zamanda güvenlik güçlerimizin elde ettiği bu fotoğraf kareleri Afrin’deki PKK kamplarına ait. Bu fotoğraflar ne anlatıyor aslında?…
► Kanlı bölücü terör örgütünün düzenli orduya geçtiğini.
► Bu hainleri çıplak gözle görebildiğimiz halde hiçbir müdahalede bulunamadığımızı.
► Kandil’e şiddetle bomba yağdırdık söylemlerinin kamuoyunun gazını almaktan ibaret olduğunu.
► Atı alanın çoktaan Üsküdar’ı geçtiğini!…
Güneydoğu’da her gün bombalar patlıyor. Şehit haberleri ile kavruluyoruz. Dün sabah, TSK’nın tasfiye sürecinde bir adım daha atan yeni bir kanun hükmünde kararname ve cezaevlerinde kısmi affı düzenleyen kararname ile uyandık. Televizyonlardan af sevinci pompalanırken bir de baktık ki İsrail mutabakatı Meclis’e gönderilmiş.
Bu ne acele demeyeceğim!…
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, 24 Ağustos’ta Türkiye’ye geliyor…
Kim?…
Hani şu çapulcu başı Barzaniye, müsterih olun. İkimizin de ömrü Kürt Devleti görmeye yetecektir diyen zat-ı muhterem!…
Siz esas, 25 Ağustos’u bekleyin... İtirafçı kanallardan ne masallar dinleyeceksiniz?.. FETÖnün iadesi hakkında Biden’a nasıl sert çaktığımız hakkında!.. Ver kavurmayı gör savurmayı misali!…
Biden’ın her gelişinde bizimkilerin önüne koyduğu Kıbrıs ödevlerini yine merak bile etmeyeceksiniz. ABD’nin verdiği sözleri tutmasını beklerken, TSK’nın tasfiye edilmesi ile birlikte Kıbrıs’ta neler başımıza gelebileceğini tahmin bile edemeyeceksiniz.
Afrin’den iki kare…
Terör örgütü ile mücadele!…
Bakalım!.. Ömrümüz bir sabah uyandığımızda Büyük İsrail Devleti’ne atanan büyükelçinin kararnamesini görmeye yetecek mi?…
=======================
⦿ https://x.com/i/ status/1922227837584761278
=======================
Ben diktatör olacağım, birisi kalkıp bana ‘diktatör’ diyecek.
Onun vay haline.
Diktatörlüğün mizacında, karakterinde bu tür şeylere tahammül yoktur.
Anında götürürler.
Eğer Diktatör görmek isteyen varsa Suriye’ye gitsin.
⦿ https://x.com/i/ status/1922262540496638070
=======================
Erkek adama, karısını niye dövdüğünün hesabı sorulmaz.
⦿ https://x.com/i/ status/1922262313987350612
=======================
Hükmettikleri bir tarih avuçlarının içinden kayıp gidiyor.
Lozan delinecek diye feveran ediyorlar.
Lozan’la beraber kimi sınıf ve zümrelerin elde ettiği kazanımların tarihe karışacak olmasından korkuyorlar.
Şapka düştü kel göründü.
⦿ https:// pbs.twimg.com/media/Gq0-vh RW sAAZALH
=======================
Savcının suç teşkil ettiğini iddia ettiği pankartlar:
► Diktatör Erdoğan
► Boyun Eğme
=======================
13-Mayıs-2025
T24 Haber Merkezi
TV100 yazarı Fuat Uğur, son yazısında FETÖ terör örgütü devlet tarafından yok edildi, Süleymancılar için de yolun sonu görünüyor ifadelerini kullandı.
⦿ https://www.tv100.com/isi- bitti-gun-yuzu-goremez-artik-makale-814085
Fuat Uğur, kamuoyunda Süleymancılar olarak bilinen, kurucusunun Süleyman Hilmi Tunahan olduğu dini oluşuma ilişkin olarak bir iddiada bulundu.
Uğur, yazısında şunları kaydetti:
Türkiye, Cumhuriyetin ikinci yüzyılını Türkiye Yüzyılı yapma hedefine yönelik büyük yürüyüşüne engelsiz ve daha güçlü bir şekilde devam edecek.
Bu yürüyüşte hırsızlıkla, yolsuzlukla sermaye toplayıp ülkenin kaderine el koymaya çalışanlara ve onların yardakçılarına yer yok.
FETÖ terör örgütünün yok edilmesinin ardından Adnan Oktar grubunun, Kuytul grubunun da üzerine yüründü. Şimdi Süleymancıların sırada olduğunu bütün devlet yetkililerinden işitiyoruz. BND, CIA ve Mossad tarafından yemlenen, güdülenen, aparat olarak kullanılan, dini kuruluş adı altında ülkenin altına dinamit döşeyenler için yolun sonu görünüyor.
Cezaevindeki Turpçuk’un yapacağı tek şey vardı onu da kullandı. Büyük turp amcaları ona bir fırsat verdiler, ’Yolunu açıyoruz sen de taşlarını döşe’ diye. O ise züccaciye dükkânına giren bir fil gibi her şeyi devirip ayaklarının altına aldı.
Süleymancılar: 'Kapalı kutu' olarak tanımlanan cemaat hakkında neler biliniyor?
=======================
21-Ağustos-2024 12:59
İstanbul’un en büyük mezarlıklarından Karacaahmet’te bir Pazar sabahı.
Ortalık genel olarak sakin. Ama bir mezarın başında büyük bir hareketlilik var.
Kadın, erkek, çocuk ve yaşlılardan oluşan kalabalık; sessiz bir şekilde bir mezarı ziyaret ediyor.
Mezara yaklaşanlar, geri adım atarak uzaklaşıyor.
Dua edip mezardan ayrılanların yerine durmadan yenileri geliyor.
Kadınlar ayrı, erkekler ayrı yerde.
Hepsi kumaş pantalon giymiş erkeklerden bazıları koyu renk mavi takke takıyor.
Kadınlar ise tesettürlü ve başörtülerini kendilerine has bir tarzda bağlamışlar.
Hepsi dua ederken ellerini birleştiriyor.
Bu mezar, 1959’da ölen Süleyman Hilmi Tunahan’a ait. Takipçilerinin tabiriyle Süleyman Efendi Hazretlerine.
Tunahan, kamuoyunda Süleymancılar olarak bilinen dini oluşumun temellerini atan isim ve bu oluşum bugün de çalışmalarına yaygın bir şekilde devam ediyor.
Geçen yıllarda yurtlarında yaşanan yangından tacize çeşitli olaylarla haberlere konu olan cemaat, son dönemde de bazı eleştiri ve tartışmalara konu oluyor.
Aslında Türkiye’de Süleymancıların varlığından çok fazla kişi haberdar. Ama haklarında çok az şey biliniyor.
Bunun nedeni ise biraz da oluşumun tarihinde gizli.
Süleyman Hilmi Tunahan günümüzde Bulgaristan sınırlarında yer alan Silistre’de doğduktan sonra gençlik yıllarında İstanbul’da din alanında aldığı eğitimlerin ardından 1922’de müderris oldu.
Cumhuriyet devrimleri sürecinde 1924’te Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu ilan edilince müderrislikten istifa etti.
1938’de vaizlik görevine başladı. Sultanahmet, Süleymaniye, Şehzadebaşı, Beyazıt, Yenicami gibi büyük camilerde verdiği vaazlarla tanındı.
Bu dönemde bazı cami odaları ile evlerin bodrum katlarında Kuran eğitimi verdiği ders halkaları oluşturdu.
Tunahan; 1930’lar, 40’lar ve 50’lerde takibata uğradı, sorgulandı ve tutuklandı.
Oluşumun Kur’an öğretme çalışmaları yıllar boyunca illegal olarak sürdü.
1950’de ise Tunahan, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle dini çalışmalarını yoğunlaştırdı.
1950’lerin başında ilki Çamlıca’da olmak üzere Kur’an kursaları açıldı.
Tunahan’ın 1956’da ders okuttuğu yerlere baskın düzenlendiği, sorgulandığı oldu ancak o, ders gruplarına devam etti.
Talebelerini ülkenin farklı yerlerine gönderip Kur’an kursları açtırdı.
Oluşumun kurucusu Süleyman Hilmi TunahanOluşumun kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan
BBC Türkçe’ye konuşan, doktora tezini cemaat üzerine yazıp günümüzde Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Mehmet Ali Kirman, cemaat kaynaklarına atfen, 1950-1956 arasında cemaatin kurs sayısı 70’e yakınken 1956 yılında gerçek anlamda bir patlama yaşandığını ve 400’ü bulduğunu, 1960’a gelindiğinde ise sayının 1000’i aştığını söylüyor.
Tunahan’ın 1959’da ölümünün ardından cemaatin başına damadı Kemal Kacar geçti.
Prof. Dr. Kirman; 27-Mayıs-1960 darbesi sonrası kurs faaliyetlerinde duraklama yaşandığını, 1962’de normal hale döndüğünü, yine cemaat kaynaklarına göre 1966’da kurs sayısının 3000’e yaklaştığını aktarıyor.
1965’te kurslardan gelen ve sınava girerek din görevlisi olma yolunu ortadan kaldıran yasa ile yıllarca sürecek Süleymancı-İmam Hatipli din görevlisi gerilimi ortaya çıktı.
Süleymancılar tanımlamasının ilk defa, 1960’larda Din Görevlileri Federasyonu’ndaki etkinlik mücadelesinde grubun rakipleri tarafından kullanıldığı iddia ediliyor.
Yaşanan mücadeleler sonucu İmam Hatip okulları ve İlahiyat fakültelerinden yetişen Mektepliler ve Kur’an kurslarından yetişen Süleymancılar olmak üzere ortaya iki tür din görevlisi çıktı.
12-Mart-1971 muhtırası sonrasında yapılan yasal düzenlemeyle Kur’an kursları binalarının yararlanma hakkının Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlanması söz konusu oldu.
Cemaat ise bunun karşısında elindeki derneklerin isim ve tüzüklerini değiştirdi ve bu durumu, kendine Kur’an eğitimi veren değil de eğitim-öğretim faaliyetlerine alt yapı sunan bir konum getirerek atlattı.
Bu kurumlar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kontrol ve denetimine tabi hale geldi.
Böylece çalışmaların ağırlığı öğrenci yurtlarına kaydı. Ancak yurtlarda öğrencilere dini eğitim devam etti.
Prof. Dr. Kirman, 1971 yılının cemaat için bir dönüm noktası olduğunu ancak Süleymancıların çok çabuk toparlanarak yaşadıkları şaşkınlığı üzerlerinden attıklarını söylüyor.
Kemal Kacar, 1980 yılında Almanya’da bir konuşma yaparken Kemal Kacar, 1980 yılında Almanya’da bir konuşma yaparken
12-Eylül-1980 darbesi sonrası cemaatin yurtlarına ve malvarlıklarına el konmasına karar verildi ancak son anda bu işlemden vazgeçildi.
Bu geri adım, farklı spekülasyonlara neden oldu.
Prof. Dr. Kirman’ın aktardığına göre, cemaat mensubu ve sempatizanları bunu, yapılan teftişlerde yasal olmayan ve suç unsuru taşıyan herhangi bir duruma rastlanmamasına bağlıyor.
Ancak bunu cemaat ile yapılan pazarlıklara bağlayan görüşler de ortaya atıldı.
Örneğin gazeteci Nazlı Ilıcak, cemaatin 1982’deki anayasa referandumunda Evet oyu vermesi karşılığında el koyma işleminden vazgeçildiğini iddia etti.
Darbenin lideri ve 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren 10-Nisan-1987 ’de bunu reddedecek ve Biz böyle bir küçüklüğe tenezzül eder miyiz? diyecekti.
12 Eylül sürecinde bazı cemaat üyeleri hakkında laikliğe aykırı faaliyette bulunmak iddiasıyla davalar açıldı ve bazı cezalar verildi.
Gazeteci Ruşen Çakır, Ayet ve Slogan adlı kitabında, 1980’li yılların ortalarından itibaren Süleymancı yurtlarında olup bitenlere basının yakın ilgi gösterdiğini aktarıyor.
Çakır; pansiyonlarda yaşanan intihar, şüpheli ölüm, dayak ve kaçma olaylarıyla ilgili yayınların Süleymancıları çok zora soktuğunu, cemaat liderlerinin basından kaçma veya soruları yazılı yanıtlama yoluna gittiğini belirtiyor.
İstisna olarak 1989 yılında Tercüman gazetesinden Kemal ve Nazlı Ilıcak, Kemal Kacar ile röportaj yaptı ve röportaj Süleymancılar cevaplıyor başlığı ile yayımlandı.
Röportajda Kacar’ın Diyanet ile ilgili bazı sözleri üzerinde eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç da cevap hakkını kullanmak istedi ve Aralık 19 89-Haziran-1990 arasında yaklaşık 6 ay süren bir yazı dizisi ortaya çıktı.
Cemaat üzerine çalışması bulunan farklı uzmanlar, Süleymancıların 90’lı yılların sonunda 28 Şubat sürecinden de fazla etkilenmediğini, faaliyetlerini Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde sürdürdüğünü belirtiyor.
Cemaatin başına Kacar’ın 2000’de ölümünün ardından Tunahan’ın torunu Arif Ahmet Denizolgun, onun 2016’da ölümünün ardından da yine Tunahan’ın bir başka torunu Ali Erhan (Alihan) Kuriş geçti.
Süleymancılar aslında cemaate dışarıdan verilen bir isim.
Cemaattekiler ise Süleymanlılar veya Süleyman Efendi’nin talebeleri gibi tabirleri tercih ediyor.
Birçok uzmana göre genel olarak cemaatler için geçerli olan içe kapalı olma durumu bu grup için de geçerli ancak bazı cemaatlere göre daha da kapalı görünüyorlar.
Cemaat için halk arasında kapalı kutu tanımı sık sık kullanıyor.
BBC Türkçe’ye konuşan Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın, cemaati derinliği olmayan ama istikrarlı bir yapı olarak yorumluyor ve kapalılık konusunu şöyle yorumluyor:
Bir hayli uzun bir zaman kapalı kaldılar. Açık bir yerleri yoktu. Son zamanlarda belirli merkezler oluşturdular. Örneğin burada, Konya’da iki büyük yerleri var. Cemaat buralarda bir araya gelir. Birine gittim, Cumhurbaşkanlığı konağı gibiydi. Çok davetkar değiller ama gitmek istediğinizde de bir engelle karşılaşmazsınız.
Prof. Dr. Kirman ise birçok cemaat için geçerli olduğunu söylediği kapalılık durumunu, Türkiye’de tekke ve zaviyelerin kapatılmış olmasıyla ilişkilendiriyor:
Bu durumda varlıklarını sürdürebilecek bir zemin bulmakta zorlanıyorlar. Kendilerini dini grup olarak tanıtmazlar ama dini grup olduklarını da herkes bilir.
Cemaat içinde liderden il sorumlularına doğru bir hiyerarşi bulunduğunu belirtiyor Prof. Dr. Kirman.
Grubun otoriter bir yapısı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kirman; cemaatte disiplin ve sadakatin diğer dini gruplara çok daha ileri düzeyde olduğunu belirtiyor ve Kemal Kacar’ın 1996’da bir öğrenci yurdunda yaptığı konuşmada Teslim ol, müsterih ol dediğini aktarıyor.
Cemaatin, son yıllarda kız çocukların eğitimine de eğilmekle birlikte erkek üyelerin egemen olduğu bir topluluk görüntüsü arz ettiğini belirten Prof. Dr. Kirman, cemaatin İstanbul dışında özellikle Türkiye’nin güney bölgelerinde güçlü olduğunu belirtiyor.
Prof. Dr. Kirman bu noktada Antalya, Adana, Mersin, Tarsus, Isparta, Burdur, İzmir, Manisa, Kütahya ve Adapazarı’na dikkat çekiyor.
1980 yılında, Almanya’daki Kuzey Ren Westfalia Eyaleti’ndeki İslami Kültür Merkezi’nde Kemal Kaçar’ın konuşmasını kayda alan dinleyiciler 1980 yılında, Almanya’daki Kuzey Ren Westfalia Eyaleti’ndeki İslami Kültür Merkezi’nde Kemal Kaçar’ın konuşmasını kayda alan dinleyiciler
Grupla bağlantılı birçok kurum ve yayın organı olmakla birlikte bunlar grubun belirli konulardaki görüşlerine dair açıklamalar yapmıyor.
Bazı cemaatlerde olduğu gibi oluşumun sosyal medya hesapları bulunmuyor.
Doğrudan görüşlerini aktaran TV, radyo ve gazete gibi yayınları da yok.
Cemaatle bağlantılı olduğu öne sürülen Çamlıca Kitabevi’ne gidip, görevlilerle sohbet edip, alıp incelediğimiz Yedi Kıta, İnsan ve Hayat gibi dergilerde de bu açıklıkta bilgilerin olmadığını görüyoruz.
Yine kitabevinden edindiğimiz kitaplarda da Tunahan’ın hayatı dışında cemaatle ilgili bilgiler bulamıyoruz.
Fazilet Takvimi, cemaatin en ünlü ve yaygın yayınlarından. Türkiye’de on yıllardır hayli yaygın olan bu duvar takviminde, her sayfanın arkasında dini açından önemli bilgiler bulunuyor. Ancak bunda da cemaate dair bilgi yer almıyor.
Bu arada cemaatin önde gelenleri son yıllarda basına da konuşmuyor.
2019 yılında internete sızan, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait olduğu iddia edilen, resmi görevlilerin bugüne kadar yalanlamadığı, Dini-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dini Yönelişler adlı gizli ibareli raporda; cemaatin faaliyetlerinin günümüzde orta ve yükseköğretim öğrencileri için yurtlar, Süleymaniye Özel Eğitim Kurumları ve Kur’an kurslarıyla devam ettiği öne sürülüyor.
Gizli rapora göre buralarda öğrenciler sıkı bir disiplin altında tutuluyor ve sırlarını dışarı vermemeleri söyleniyor; yurt, kurs ve okulların finansmanı, cemaatin sahip olduğu çok sayıda holding ve halktan toplanan paralarla sağlanıyor.
BBC Türkçe’nin cemaate yakın kaynaklardan edindiği bilgilere ve medyadaki haberlere göre cemaat son yıllarda hastane, turizm şirketi, zincir market gibi farklı alanlarda da faaliyet gösteriyor.
Kemal Kacar’ın 1989 yılında Tercüman gazetesinde yayımlanan röportajı Kemal Kacar’ın 1989 yılında Tercüman gazetesinde yayımlanan röportajı
Uzmanların aktardığına göre Süleymancılar, Nakşibendi tarikatının Müceddidi koluna bağlı bir oluşum.
2019’daki raporda, cemaat üyeleri kendilerini Hz. Nuh’un gemisi olarak gördüğü ve bu gemidekilerin yegane kurtuluşa erenler olduğuna inandığı öne sürülüyor ve cemaat mensuplarının kendilerinden olmayan imamım arkasında namaz kılmadığı iddia ediliyor.
Prof. Dr. Mustafa Aydın, Tunahan’ın hareketinin ilmi ve fikri bir hareket olmadığını savunuyor ve ekliyor:
Örneğin doğruluğu yanlışlığı ayrı ama Said-i Nursi bazı ayetleri, bazı konuları kendi özgünlüğünde tartışır. Süleyman Hilmi Tunahan’ın ise bir küçük risalesi dışında kitabı yok. Hareketin fikri cephesi yok. Din konusu biraz dışlanınca insanlara Kur’an-ı Kerim’i öğretmek istemiş, kendisini buna vermiş. Hatta Süleyman Efendi’nin başta bir cemaat oluşturmak gibi bir niyeti de yok diye düşünüyorum.
Prof. Dr. Kirman ise cemaatin zamanla bir değişim ve buna bağlı olarak bir iç sekülerleşme sürecine girdiğini gözlemlediğini de söylüyor.
Cemaatin on yıllardır farklı sağ partilere destek sunduğu görülüyor.
2019’daki raporda, cemaat liderlerinin konjonktüre ve kendi cemaatleriyle kurduğu ilişkilerine bağlı olarak değişik partilerden milletvekili seçildikleri belirtiliyor.
Cemaat üyelerinin geçmişten bugüne Millet Partisi (MP), Demokrat Parti (DP), Adalet Partisi (AP), Anavatan Partisi (ANAP), Doğru Yol Partisi (DYP), Refah Partisi (RP) ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştığı anlaşılıyor.
Gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun 1987 yılında yayımlanan Rabıta kitabının Süleymancılarla ilgili bölümünde grubun 12 Eylül sonrasında bir ara, darbe çizgisindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi’ni (MDP) desteklediği de yazıyor.
Kemal Kacar, biri MP ikisi AP’den olmak üzere üç dönem milletvekilliği yaptı.
Bir dönem Avrupa Konseyi’nde Türk Parlamenterler Heyeti üyeliğini de yürüttü.
Yine cemaat mensubu Hilmi Türkmen bir dönem Demokratik Parti bir dönem AP’den olmak üzere iki dönem, Ali Ak ise AP’den bir dönem milletvekilliği yaptı.
1995’de RP’den milletvekili seçilen Arif Ahmet Denizolgun, 1998-1999 yılları arasında Ulaştırma Bakanlığı görevini yürüttü. NATO Komisyon Başkanlığı da yaptı.
Prof. Dr. Kirman, cemaat için, son derece dikkatli ve hesaplı adımlar atmak suretiyle diğer dini gruplardan oldukça farklı bir siyaset anlayışına sahip olduğu söylenebilir tespitinde bulunuyor. Süleymancıların bazı seçimlerde oylarını farklı partilere yayabildiklerini de belirtiyor.
Geçmişte, Hilmi Türkmen gibi cemaatten ayrılan bazı kişiler arasında, Süleymancıların devleti ele geçirmeyi hedeflediğini iddia edenler oldu.
Prof. Dr. Kirman, Tunahan’ın talebelerinin de tıpkı üstatları gibi içlerinde Osmanlı sevgisi taşıdıkları ve Cumhuriyet’in kuruluşunda sonra yapılan bazı uygulamaları özellikle bazı laiklik uygulamalarını zaman zaman eleştirdikleri bilinmektedir diyor.
Bunun yanında, siyasal alanda kendilerini devletle karşı karşıya getirebilecek hareket ve tutumlardan kaçınmaya çalıştıkları görüşünü savunuyor.
2019’daki raporda, diğer bazı cemaatlerden farklı olarak sert uyarıların yer alması dikkat çekiyor. Raporun bir yerinde, Süleymancılarla ilgili olarak, onların, birtakım yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantısı olduğu iddialarının ciddiye alınması ve yeni bir FETÖ ile karşılaşmamak için gerekli incelemelerin yapılması üzerinde durulması gereken önemli bir konudur ifadeleri yer alıyor.
İngiltere’nin başkenti Londra’nın doğusunda yer alan, Süleymaniye Cemaati Derneği’ne ait Süleymaniye Camii. İngiltere’nin başkenti Londra’nın doğusunda yer alan, Süleymaniye Cemaati Derneği’ne ait Süleymaniye Camii.
Cemaat, on yıllardır yurt dışında da aktif çalışmalar yürütüyor.
2019’daki raporda, 1961’de Almanya’ya yönelik işçi göçünden sonra yurt dışında İslam Kültür Merkezleri (İKM) adı altında Kur’an kurslarını ilk açan grubun Süleymancılar olduğu yazıyor.
Cemaat, bu yapıyı ilk olarak 1973’te Almanya’nın Köln kentinde kurdu.
Bu merkezler zaman içinde Almanya’nın diğer kentleri ve farklı ülkelere yayıldı.
Zaman içinde yurt dışında yüz binlerce kişiyle temas eden bir yapılanma oluşturuldu.
İKM’nin merkezi bugün de Köln’de bulunuyor.
2019’daki rapora göre yurt dışında İKM aracılığıyla örgülenen cemaat, 1980’de kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türk-İslam Birliği (DİTİB) örgütlenmesini kabul etmedi.
Cemaatin, farklı ülkelerdeki farklı dernek ve vakıf üzerinden çalışmaları artık Afrika’da Asya’ya bütün kıtalara yayılmış durumda.
Grup, onlarca ülkede eğitimden yardım çalışmalarına çeşitli alanlarda faaliyetler yürütüyor.
2016’da Adana’nın Aladağ ilçesinde yaşanan yurt yangınında 11’i çocuk 12 kişi yaşamını yitirmişti. 2016’da Adana’nın Aladağ ilçesinde yaşanan yurt yangınında 11’i çocuk 12 kişi yaşamını yitirmişti.
Cemaat yıllardır, dönem dönem yurtlarında yaşanan bazı olaylarla ilgili gündeme geliyor.
Örneğin 2008’deki Konya Taşkent’teki LPG patlaması ve 2016’da Adana Aladağ’daki yangın faciası, 2022-2023’te Alanya’daki bi yurtta çocukların taciz ve istismar olayı bunlar arasında.
Bununla birlikte son aylarda cemaat eleştirilerle gündeme geliyor. Eleştiriler daha çok hükümete yakın çevreler veya İslami kesim içinden geliyor.
Tunahan’ın torunu ve geçmişte AKP’de milletvekilliği yapan Fatih Süleyman Denizolgun, sosyal medyada yaptığı açıklamalarla cemaatin liderliğini siyasi tavır dahil birçok açıdan sert bir şekilde eleştiriyor.
Hükümete yakın bazı sosyal medya kullanıcı ve yazarların ve de Metin Külünk gibi AKP'li siyasetçilerin de cemaate eleştirilerde bulunması dikkat çekiyor.
Yine son dönemde, kamuoyunda Cüppeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün de cemaati eleştirmesi göze çarpıyor.
Furkan Hareketi lideri Alparslan Kuytul ise ortada cemaatlere karşı bir bölme planı olduğunu belirtip bu eleştirilerin bununla ilgili olduğunu iddia ediyor.
BBC Türkçe’nin görüştüğü cemaatin tabandaki bazı destekçileri, son dönemdeki eleştirilerin, cemaatin seçimlerdeki tavrıyla ilgili olduğunu düşündüklerini söylüyor.
Cemaatin son yıllardaki seçimlerde muhalefeti desteklediği öne sürülüyor.
Prof. Dr. Mustafa Aydın, sohbet ettiği cemaat üyelerinde böyle bir eğilim gözlemlediğini, hatta bir cemaat mensubunun kendisine Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) oy vermemesi için yemin ettirildiğini söylediğini aktarıyor.
Bu tartışmalar karşısında cemaat herhangi bir açıklama yapmış değil.
Tartışmaların nasıl sonuçları olacağını tahmin etmek de zor.
Ancak ortaya çıkışı 1940’lara kadar uzanan cemaat, geçmişte olduğu gibi ülke gündeminde tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.
Bu haber kapsamında oluşumla bağlantılı olduğu düşünülen birçok dergi, yayınevi, dernek, vakıf ve internet sitesine röportaj talebimizi ilettik ancak olumlu yanıt alamadık.
=======================
⦿ https://futurism.com/_next/ image
Uluslararası raporlama ve ekonomik analizlerden Çin’in güneş enerjisinde dünya lideri haline geldiğini biliyoruz. Ülke son yıllarda yenilenebilir enerjiye sert döndü ve şimdi küresel güneş enerjisi ve panel üretimi konusunda neredeyse tekele sahip.
Son zamanlarda sosyal medyada dolaşan bir video, Çin’in Guizhou eyaletindeki tüm bir dağ silsisini güneş panelleriyle kaplanmış gösteren operasyonun saf ölçeğini vurguluyor. Drone görüntüleri, güneş panellerinin sanal bir denizini ve gözün görebileceği kadar uzanan yollara erişim yolunu ortaya koyuyor.
► Çin, Guizhou’nun hinterlandında güneş panelleri ile geniş bir dağ silsilesi halısı yaptı (video sadece drone pilde düşük olduğunda sona erdi
► tarafından u/uniyk in Damnthatsinteresting
Yüksek irtifası ve karamsar iklimi sayesinde, dağlık il endüstriyel tarım için kötü bir yer yapar. Ancak bu dezavantajlar aynı zamanda eyaleti güneş enerjisi kurulumları için en iyi yer haline getiriyor - bölgenin son yıllarda benimsediği bir şey.
China Daily’ye göre, eyaletlerin ilk güneş enerjisi kurulumu 2015’te çevrimiçi oldu, ancak ulus iddialı yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmaya hazırlandığı için yavaştı. 2018 yılına kadar Guizhou, yılda yaklaşık 1,75 milyon kilovat güneş enerjisi üretiyordu, bu da yaklaşık 1300 hane için yeterliydi (bu bağlamda, ortalama bir Çin hanesi 2024’te yılda 1332 kilowatt saat kullandı).
2020 yılına kadar Guizhou’nun, devlet sübvansiyonları, yenilenebilir enerji şirketleri için ucuz banka kredileri ve eyaletteki ucuz gayrimenkullerle beslenen güneş enerjisi kapasitesinde 10 milyondan fazla kilovata ulaştığı bildirildi. 2023 yılına kadar, bu sayı 15 milyon kilovata ulaştı ve yakın zamanda yavaşlıyor gibi görünüyor.
Çin hükümeti daha önce 2020’de 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji üretimini üç katına çıkarma sözü vermişti. Özellikle Çin’in kömür enerjisi üretiminde dünya lideri olması, Batı’daki Çin şahinleri için önemli bir gerilim kaynağı olması iddialı bir hedefti.
Çin, 2024 yılı itibarıyla dünyanın hizmet alanı ölçekli güneş ve rüzgar inşaatının yüzde 64’ünden sorumluydu ve 339 gigawatt saatlik yenilenebilir enerji altyapısı inşaat halindeydi. Karşılaştırma yapan sonraki dört üretici - ABD, Brezilya, İngiltere ve İspanya - toplam 72 gigavatlık yenilenebilir kapasiteye sahipti.
Güneş altyapısı mevcut hızında büyümeye devam ederse, Pekin yenilenebilir enerji hedefini bu yılın başlarında vurabilir.
Yine de, Çin’in uzun maratonu karbon nötrlüğüne doğru gidecek çok yolu var, bu Başkan Xi’nin 2060’tan önce vurmayı umduğu bir şey. Ulusal kömür tüketimi programdan önce azalmaya devam etse de, kömür enerjisi şu anda Çin’in elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 57’sini oluşturuyor.
Bununla birlikte, ülke hala güneş enerjisi kapasitesinde diğer tüm ulusları içiyor - Guizhou’daki gibi projelerin heyecanlı Redditors için sadece clickbait’ten daha fazlası olduğunun kanıtı.
⦿ https://futurism.com/china- solar-mountain-video
=======================
Silahlı çatışma, on yıllar geçtikçe giderek daha nadir hale gelse de, küresel askeri harcamalar her geçen yıl keskin bir şekilde artıyor ve savaş tarihinde benzeri görülmemiş sayılara ulaşıyor.
⦿ https:// www.rand.org/content/dam/rand/pubs/research_reports/ RR 1900/ RR 1904/ RAND _ RR1904.pdf
https:// www.cnn.com/2025/04/30/world/world-military-spending- report-sipri-intl-hnk-ml/index.html
Bu harcamaların çoğu, askeri teknoloji endüstrisinin yükselişiyle besleniyor. 20 21-ve-2023 yılları arasında, risk sermayesi firmaları, yüksek güçlü karşı-İHA sistemlerinden ölümcül drone sürülerine kadar her şey için kazançlı sözleşmeler yapmayı umarak sadece ABD'deki askeri teknoloji girişimlerine 100 milyar dolar pompaladı.
https:// www.wired.com/story/anduril-is-building-out-the- pentagons-dream-of-deadly-drone-swarms/
Bu kadar çok girişim ve savunma holdingi her türlü vızıltılı donanımı sunarken, savaşın geleceğinin neye benzeyeceğini tahmin etmek oldukça zorlaşıyor.
Ancak bu, Fransa gibi ülkelerin bir tahminde bulunmasını engellemiyor. Fransız Ordusu için gelecekteki muharebe programlarının komutanı General Bruno Baratz, geçtiğimiz günlerde ülkenin 2028 gibi kısa sürede havayolu şirketlerini cephe hatlarına yerleştirme niyetini açıkladı.
⦿ https:// www.straitstimes.com/world/europe/french-army-hopes-for- combat-ready-robots-by-2040
Baratz, Paris yakınlarındaki bir askeri robotik tatbikatında, Üç yıl içinde oldukça gelişen bir şeyin olmasını umuyoruz, ilk yer robotu yetenekleri güçlerimizi donatmaya hazır dedi.
Baratz, Fransız hükümetinin 2040’tan çok önce savaş unsurlarımıza pratik fayda sağlayan gelişmiş sistemlerin konuşlandırmasını beklediğini ve 2021’de belirlenen robot konuşlandırması için hedef tarihe atıfta bulunduğunu da sözlerine ekledi. Bu karar, Fransız askeri liderlerinin ekipmanı yükselterek, ordu rezervlerini artırarak, özel müteahhitlere dış kaynak kullanarak ve yüksek teknolojili drone ve robotik programlarına yatırım yaparak yüksek yoğunluklu savaşa hazırlanma çağrısının bir parçasıydı.
Askeri robotik denemelerinde Barrons, insansız birimlerin bacak, sırt ve tekerlekleri spor yaptığını ve savaş alanı koşullarını taklit etmek için engelleri ve kaçak tuzaklardan kaçtığını bildiriyor. Fransız ordusu, gözetlemeden uzaktan onarım çalışmasına ve mayın temizlemeye kadar bir dizi görev için robo birimlerini konuşlandırmayı öngörüyor.
⦿ https://www.barrons.com/ news/french-army-hopes-for-combat-ready-robots- by-2040-5b970224
Ordunun teknik şube başkanı Fransız general Tony Maffeis, Şimdi [robotların] bir düşmanla temas ettiklerinde daha etkili olabileceğini kanıtlamamız gerekiyor dedi. Robot, savaşı kolaylaştırmalı, onu geri tutmamalı.
Fransa, yüksek teknoloji donanımını kucaklamak için bir neden olarak Rus-Ukrayna savaşına işaret etse de, cumhurbaşkanı Emmanuel Macron kısa süre önce Fransa’nın çatışmaya asker göndermeyeceğini doğruladı - robot ordusunun tam olarak ne için kullanılacağına dair önemli soruyu gündeme getirdi.
Avrupa süper gücü şu anda Çad, Nijer ve Burkina Faso gibi eski sömürgeleştirilmiş Afrika ülkelerindeki konuşlanmalardan asker çekiyor ve bazı eleştirmenler, Fransa’nın ordusunun kıtada tanındığı gizli planlara geri dönmesi için bir duman perdesi olduğu konusunda uyarıyor.
⦿ https://www.france24.com/en/ live-news/20250130-france-hands-over-last-base-in-chad- amid-withdrawal
https:// breakingdefense.com/2018/05/french-quick-reaction-force- key-to-syrian-missile-strikes/
Fransa daha önce Gine’de ekonomik savaş, Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki insansız hava aracı casusluğu ve petrol zengini Guyana ulusuna yüksek teknolojili silah transferleri gibi taktikler kullandı.
Fransa’nın en son askeri teknolojisini nasıl konuşlandıracağının tahmin edilmesi, ancak bir depoda toz topladığını hayal etmek zor.
https:// futurism.com/france-robot-army
=======================
byMaggie Harrison Dupré tarafından
11 Mayıs
Jabin Botsford / Getty / Futurism aracılığıyla Washington Post
Tüm yumurtalarını bir sepete koymak, onlar için avlanmaya gitmeme gerek olmadığı anlamına gelir - sadece sepeti çalabilirim.
Elon Musk’ın giderek artan Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE) şimdi federal hükümetin geniş veri rezervlerini pekiştirmek istiyor. Şu anda devlet kurumlarında siluluyorlar ve DOGE onları genişleyen merkezi bir veritabanında birleştirmek istiyor. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, güvenlik uzmanları told The Washington Post’a bunun korkunç bir fikir olduğunu söyledi.
⦿ https://futurism.com/elon- musk-doge-access-network-nuclear-secrets
Nedenini görmek zor değil. Çin, uppedhackleme çabalarını sadece tekmeler için yükseltmedi; veriler inanılmaz derecede güçlü ve bilgisayar korsanlığı grupları ve yabancı hasımlar her zaman Amerikan vatandaşları ve sakinleri, milletvekilleri, ajanslar ve şirketler hakkında hassas bilgiler almaya çalışıyorlar.
Geleneksel güvenlik bilgeliği devam ettikçe, bu hassas bilgileri ayrı, korunan kazıklar ajanslar arasında tutmak sadece bilgisayar korsanlarının veri bulmasını zorlaştırmakla kalmaz, aynı zamanda bir ihlal varsa, düşmanların ellerini sadece daha büyük bir turtanın bir dilimine ulaşmalarını sağlar.
Kısacası, bir okyanusa dağılmış bireysel paraları bulmak ve toplamak için hazine avcılarını göndermek ya da büyük bir altın tenceresinden sonra göndermek arasındaki farktır. Hangisini takip etmeyi tercih edersin?
Güvenlik firması Coalfire’da yönetici olan Charles Henderson, WaPo’ya verdiği demeçte, Ayrım ve segmentasyon, sağlam siber güvenlikte temel ilkelerden biridir dedi. Tüm yumurtalarını bir sepete koymak, onlar için avlanmaya gitmeme gerek olmadığı anlamına gelir - sadece sepeti çalabilirim.
Gizlilik ve sivil haklar grupları, federal verilerin kurumlar arası bir araya getirilmesinden de endişe duyuyor, çünkü sağlık hizmetlerinden göçe, sosyal güvenlik, işgücü ile ilgili kurumlara ve benzerine kadar - belirli ABD vatandaşlarının ve sakinlerinin daha bütünsel (ve dolayısıyla daha hedefli ve sömürülebilir) portrelerini boyayabiliyor.
⦿ https://futurism.com/elon- musk-private-data-deportation
Hükümet Gözetim Projesi’nin Etkili ve Hesap Verebilir Hükümet Programı direktörü Faith Williams’ın WaPo’ya söylediği gibi, insanların kesinlikle ihtiyaç duydukları en az erişime sahip olmalarını istersiniz dedi.
Yani eğer birisi içeri girerse ve bir soru sorarsa, diye ekledi, o işte usta anahtar değil.
Beyaz Saray, WaPo’ya yaptığı açıklamada, bir sözcünün ulustaki en parlak siber güvenlik zihinlerinden oluştuğunu ve yapılan her eylemin yasalara tamamen uyduğunu öne süren bir sözcü ile geçerli güvenlik endişelerini ciddi şekilde azalttı.
WaPo’ya göre sözcü, Başkan Trump, federal hükümeti modernize etmek ve daha verimli hale getirmek için suçlamaya öncülük ediyor - ve DOGE bu vizyonu yerine getirmede kritik bir rol oynuyor dedi. DoGE, ajanslar arasında güvenli veri paylaşımını ilerleterek, hesap verebilirliği artırıyor, dolandırıcılığı ortadan kaldırıyor ve yönetim kurulu genelindeki operasyonları kolaylaştırıyor.
⦿ https://futurism.com/the- byte/doge-elon-musk-data-hackers
=======================
⦿ https://x.com/i/ status/1921513792703283556
=======================
Yayınlanma: 13-Mayıs-2025 Salı 16:14
Fesih ve silah bırakma açıklamasında Lozan ve 1924 Anayasası’nı hedef alan PKK’nın Lozan eleştirisine AKP’den net destek geldi. AKPMKYK Üyesi Orhan Miroğlu, ’Lozan’ ifadesini eleştirenlere tepki göstererek Lozan delinecek diye feveran ediyorlar. Lozan’la beraber kimi sınıf ve zümrelerin elde ettiği kazanımların tarihe karışacak olmasından korkuyorlar! dedi.
Terör örgütü PKK, dün yaptığı fesih ve silah bırakma açıklamasında Türkiye’nin tapu senedi olan Lozan Anlaşması ile 1924 Anayasası’nı hedef aldı.
Açıklamada o ifadeler tartışmalara neden olurken destek açıklaması AKP MKYK Üyesi Orhan Miroğlu’ndan geldi.
Orhan Miroğlu bildirideki ifadelere yönelik eleştirilere tepki göstererek, Oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi PKK silahlı dönemi kapattı diye ağlaşıp duruyorlar! Fesih ve silahları bırakma karar ve açıklamasını itibarsızlaştırmaya çalışıyor, PKK’ya ve Öcalan’a ateş püskürüyorlar dedi.
PKK'nın Lozan’a yönelik açıklamasına tepki gösterenleri feveran etmekle suçlayan Miroğlu, Lozan’la beraber kimi sınıf ve zümrelerin elde ettiği kazanımların tarihe karışacak olmasından korkuyorlar! Şapka düştü kel göründü! dedi.
Fesih açıklamasındaki ifadeleri desteklediğini ortaya koyan AKP'li Orhan Miroğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
PKK söz konusu olduğunda alacakaranlık yıllarını karınca misali uyuyarak geçirenler!
kış uykusuna yatanlar!
şiddete ve teröre geçmişte toleransla yaklaşanlar!
Öcalan’a seninkiler savaşmasını bilmiyor, bu şiddette bir savaşla devlet sizi ciddiye almaz! Diye tavsiyede bulunanlar!
Öcalan PKK‘ya yirmi beş yıl önce Türkiye’yi terket talimatı verdiğinde, 2010 yılına kadar kontrol altında tuttukları İmralı adasına gidip, ’hepsi gitmesin, beşyüzü kalsın’ diyenler!
Talimata uyup gidenlere pusu kurarak imha edenler ve toplu mezarlara gömenler!
Binlerce Kürt gencinin gömüldüğü hendekleri, 'şiddet Kürt gençlerini özgürleştiriyor, demokratik özerklik hendeklerde ilan ediliyor' diyerek kutsayanlar!
Kürt aydınlarının masa başında değil, kanları canları bahasına kaleme aldıkları binlerce sayfalık kitapları dahi bugüne kadar görmezlikten gelenler!
PKK’yı eleştirmeyi göze alan Kürt aydınlarından, korkça ve sefilce selamı sabahı kesenler!
PKK’yı doğuran sebeplere Diyarbakır Cezaevi dahil, gözlerini kapayanlar!
bu sabahtan itibaren birer PKK uzmanı oldular, oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi PKK silahlı dönemi kapattı diye ağlaşıp duruyorlar!
Fesih ve silahları bırakma karar ve açıklamasını itibarsızlaştırmaya çalışıyor, PKK’ya ve Öcalan’a ateş püskürüyorlar!
Lozan delinecek diye feveran ediyorlar!
Lozan’la beraber kimi sınıf ve zümrelerin elde ettiği kazanımların tarihe karışacak olmasından korkuyorlar!
Şapka düştü kel göründü!
Tarihin kaydettiği en karanlık dönem, binlerce masum insanın hayatına, canına mal olmuş bir iç çatışmanın sonlanmasına sevinememeleri, Kürtler’in elli yıldır belki de ilk kez kendileri için yola çıkmaya hazırlık yapıyor olmalarındandır!
Kan dökmeden, kendi halkına kurşun sıkmadan, asker- polis korucu öldürmeden!
İşte buna sevinebilmeleri çok zor, biliyoruz ve anlıyoruz!
Hükmettikleri bir tarih avuçlarının içinden kayıp gidiyor!
⦿ https://halktv.com.tr/ gundem/pkknin-lozan-elestirisine-akpden-net-destek-938046h
=======================
PKK’lı Duran Kalkan, Serxwebun adlı dergide tam 13 sayfalık bir yazı kaleme aldı. Yazının başlığı:
Bu yazıda Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri tam 111 KEZ SOYKIRIMCI ilan ediliyor.
Bu iftiraların arkasında yatan temel niyet: Lozan’ın feshi, anayasanın yok sayılması ve Türkiye’nin parçalanmasıdır!
Yazının daha girişinde şu itiraf var:
PKK’nin feshi oldu, başımızda bir belaydı kurtulduk diyenler… bir bakarlar ki YENİLMİŞLER, YANILMIŞLAR!
Özetle: Silahları susturduk sananlara 'hayır, asla bitmedik' mesajı veriliyor!
Kalkan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline saldırıyor:
Asıl sorun Lozan’dır diyerek hedefin, Cumhuriyet’in kuruluş anlaşmasını feshetmek olduğunu açıkça ilan ediyor.
Amaç; anayasal sistemin temelinden kaldırılması!
PKK’nın sözde silahlı mücadeleye başlamasının sebebi olarak doğrudan TSK ve Türkiye Cumhuriyeti gösteriliyor.
Kendilerinin t* rörist olmadığını, adeta t *rör yapmaya mecbur bırakıldık demeye çalışıyorlar.
Bu iftiraların tek bir amacı var:
Devleti suçlu, teröristleri mağdur göstermek!
Amaç açık:
PKK'yı bir hak arama aracı gibi sunmak, devleti ise s* ykırımcı göstermek.
Kalkan’ın şu ifadeleri meseleyi tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor:
PKK’nin değiştirilmesi, dönüştürülmesi gündemde.
Örgüt şekil değiştiriyor, ama asla bitmiyor!
Hiçbirisi doğru değildir, özel savaş propagandasıdır.
Özetle:
PKK yeni taktiklerle, yeni yöntemlerle, başka isimler altında varlığını sürdüreceğini açık açık ilan ediyor.
PKK bitti diyenlere bizzat terörist başı Kalkan cevap veriyor:
Hayır, bitmedi, dönüşüyor!
Kalkan, Türkiye’ye ve millete alenen meydan okuyor:
TSK’nın ve devletin yaptığı Kürt soykırımıdır.
Siyasallaşmamızdan korkuyorlar, çünkü Lozan’dan sonra Kürdistan’da yaptıkları katliamların hesabını vermek istemiyorlar.
Bu sözlerle ne isteniyor❓
► Türkiye yenilecek
► Sözde Kürt soykırımı kabul edilecek
► Lozan Antlaşması feshedilecek
► PKK meşrulaştırılacak
Kalkan, mücadelenin özünü şöyle tanımlıyor:
Kalıcı olan silahlı yöntem değil, ideolojik ve siyasi amaçlardır.
Yani silah bıraksa bile, devleti yıkma hedefinden asla vazgeçmeyeceğini itiraf ediyor!
En çarpıcı hedeflerden biri:
T* rörist başı Öcalan’ın fiziki özgürlüğü!
Yani açıkça Öcalan serbest kalmalı çağrısı yapılıyor.
Kürt halkı yeni örgütlerle mücadele edecek
Kadınlar, gençler, halklar bu süreci yürütecek
PKK temeli attı, şimdi devri başlıyor
Bu, sözde demokratikleşme değil, yeni kuşak üzerinden sürdürülecek t* rör planıdır!
En net cümle şu:
Küresel Özgürlük Hamlemiz devam ediyor.
Öcalan için tüm dünyada eylem çağrısı yapılıyor.
PKK sadece Türkiye’ye değil, uluslararası arenada da yeni bir t* rör dalgası planlıyor!
Sonuç❗
► PKK ideolojik olarak da, fiilen de tasfiye olmamıştır.
► Silahlı mücadele bitmedi, taktik değiştirdi.
► Lozan, anayasa, Türk ordusu ve devletinin varlığı doğrudan hedef alınmaktadır.
Bu açıklamalar birer itiraf belgesidir!
PKK’nın niyeti barış değil, Türk Devleti’ni yıkmak, yerine sözde Kürdistan’ı kurmaktır!
Türk Milleti bu alçak planlara asla boyun eğmeyecek!
Devletimizin bekası, milletimizin birliği ve ebedi vatanımız Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır!
゚ヌᄋ Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
=======================
12, Mayıs, 2025
Terörsüz Türkiye süreci başlatanların foyası meydana çıkmıştır. PKK Terör Örgütü’nün kongresini toplayarak fesih kararı aldığı bildirilmektedir. Söz konusu kongreye Abdullah Öcalan’ın bir hastahaneden telefonla katıldığı iddia edilmektedir. Bu bildirinin özeti, biz PKK olarak devleti dize getirdik anlamı taşımaktadır. Söz konusu bildiriyi muhatap alanlar, PKK’nın feshini değil, Türkiye Cumhutiyeti’nin fesh edilmesini kabul etmişler demektir. Bu bildiri Türkiye Cumhuriyeti devletine meydan okuma bildirisidir. Bu bildiriyi her kim muhatap alıyorsa, devletin temeline dinamit konulmasına iştirak etmiş demektir. Kimse bu ihanet bildirisini barış bildirisi olarak milletin önüne koymasın. Bu bildiri, devletin ruhuna fatiha okumakla eş değerdedir.
Bildiride Abdullah Öcalan’ın Lozan öncesi durumun esas alınmasını kabul ettiği ifade edilmiştir. Adını açık söylememişler ama, Lozan öncesinde Sevr dayatması vardı. Bunlar Lozan Anlaşmasını yırtıp, Sevr Anlaşması’nı tekrar gündeme getirmek istiyorlar. Bildiride 1921 Anayasası’nın esas alınması istenmektedir. Halbuki Türkiye Cumhutiyeti’nin kuruluş Anayasası 1924 Anayasası’dır. Bu talep Türkiye Cumhutiyetini yok saymaktır. ABD Lozan Anlaşmasını tanımamıştır. Her fırsatta Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu sınırlarını tanımadığını ifade etmektedir. Şimdi PKK üzerinden Lozan Anlaşmasının yok sayılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Türk Milleti buna karşı Kuvâ-yi Milliye ruhu ile direnmelidir.
Hain bildiride yüz yıllık soykırımdan söz edilmektedir. Türkiye Cumhutiyeti’nin PKK’ya karşı yürütmüş olduğu mücadele, Kürt soykırımı olarak tanımlanmaktadır. Türkiye yüz yıldır Ermeni soykırımı iftirası ile uğraşmaktadır. Şimdi bir de Kürt soykırımı ithamı ile karşı karşıya kalmaktadır. Bunun kabul edilmesi demek, devletin uluslar arası mahkemelerde yargılanmasını kabul etmek demektir. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özel Harekât mensuplarımızın yargılanarak cezalandırılması anlamına gelmektedir. Operasyonlarda öldürülen PKK mensuplarından şehit olarak söz edilmektedir. Devlete karşı isyan edenler, kahraman ve gazi olarak adlandırılmaktadır. Yargılamalar sonucunda devleti tazminat ödemeye mahkum etmek istemektedirler.
Büyük Kürdistan’ın kurulması ile ilgili çatı örgüt KCK’dır. Yani Kürdistan Topluluklar Birliği’dir. Kürtçe, Koma Civakên Kurdistanê ifadesinin baş harflerinden oluşmaktadır. Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen, şiddet ve isyan temelli radikal bir ideolojiye dayanan, PKK, PYD, PJAK ve PÇDK alt örgütlerinden meydana gelmektedir. Hain bildiri ile zaten fiilen yok olan PKK fesh edilerek diğer bütün alt örgütlerin önü açılmaktadır. Silah bırakma yalanı sembolik olarak yapılıp, kamu oyunun gözü boyanacaktır. Örgüt mensuplarından Suriye kökenli olanlar YPG’ye, Irak kökenli olanlar ise Barzani güçlerine katılacaklardır. Türkiye kökenli olanlar ise af edileceklerdir. Ancak Türkiye’ye gelmek istemedikleri söylenmektedir.
41 yıl devlete hizmet etmiş bir bürokrat olarak, PKK'yı ve bu örgüte karşı verilen mücadeleyi yakından takip etme fırsatı buldum. Tarihi süreçteki bütün safhaları ayrıntılı olarak biliyorum. Gelinen son aşamada, yapılan görüşmelerin müzakere değil, mütareke anlamına geldiğini görmekten üzgünüm. Sanki iki devlet uzun yıllardır savaşıyormuş, ateşkes ilan edilmiş, Türkiye Cumhuriyeti mağlup olmuş ve mütareke imzalıyormuş muamelesi reva görülmektedir. Damarında Türk kanı dolaşan hiçbir vatan evladının bu dayatmayı kabul etmesi mümkün değildir. Barış ve demokratik yönetim söylemlerinin gerisinde Türkiyenin bölünmesi ve Anadolu’nun Türksüzleştirilmesi planları yatmaktadır. Bu çözüm şekli Kürt teröristleri affederek dağdan indirirken, Türk gençlerini dağa çıkmaya zorlamaktadır. Bunu yapmayın, bu çözüm değil cinayet olur.
Türkiye Cumhutiyeti’nin feshi anlamına gelen bu bildiri muhatap alınırsa, Abdullah Öcalan siyasi aktör olarak, İmralı’daki yeni ikametgâhından görüşmeleri yürütecek ve Anayasa referandumsuz değiştirilme yoluna gidilecektir. Buna göre ilk 4 maddeye dokunulmadan, 42’inci maddedeki eğitim dili ve 66’ıncı maddedeki vatandaşlık tanımı yeniden yazılarak, Türkiye kürtlerinin KCK’ya entegrasyonunun yolu açılacaktır. Buna karşılık Erdoğan’ın ölene kadar devletin başında kalmasına imkân sağlanacaktır. Gelecekte tarih bu olayı şöyle yazacaktır. Aptal Türkler uykudayken, Kürtler ile Siyasal İslamcılar işbirliği yaparak, Türkiye Cumhuriyeti’ni fesh etmişlerdir denilecektir.
Atatürk Cumhuriyeti’ne özünden bağlı bir yurttaş olarak, önerim şudur. Bundan sonra tüm muhalefet partileri, ayrı siyasi partiler olarak mücadele etmeyi bırakmalı, güçlerini yeniden Kuvâ-yi Milliye Çatısı altında birleştirmelidirler. Bunu yapmadıkları takdirde zaten siyaset yapacakları ülke de kalmayacaktır. Öncelikle PKK’nın fesih bildirisi yok sayılmalıdır. Sonra Atatürk Cumhutiyeti konusunda birleşen güçler, bir deklarasyon yayımlayarak, yol haritalarını açıklamalıdırlar. Bremen mızıkacıları gibi her kafadan bir ses gelmeye devam ederse, hapishanelerdeki PKK’lılardan boşalan yerlere bu sürece karşı çıkanlar doldurulacaktır. Ya buna hazır olacağız, ya da Cumhutiyete sahip çıkacağız. Başka yol kalmamıştır.
=======================
Birinci Dünya savaşı’nın galipleri Osmalı’yı parçalama ve Türk’ü yok etme planını hazırlama onurunu ABD’ye verdiler ve böylece Sevr, Başkan Wilson tarafından tasarımlandı.
Bu nedenle Lozan’da Sevr’in çöpe atılmasını ABD hiç kabüllenemedi ve Antlaşmayı imzalamadı.
Biz büyük devletiz.
Planlarımızı/ projelerimizi er ya da geç gerçekleştiririz dediler.
Amaçlarını önlediği için Temsilciler Meclisi’de Atatürk’e ağır hakaretler ettiler…
Aslında diğer emperyalistler de kerhen imzalamışlardı.
İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, bunu İsmet Paşa’ya açıkça söylemişti;
Genç general ne istedikse kabul etmediniz.
Bunların hepsini cebime koydum.
Ülkeniz yanmış, yıkılmış, harap bir halde.
Üstelik büyük borç altındasınız (Osmanlı’nın borçlarını yüklenmiştik).
Yarın gelip önümüzde diz çöküp bizden gene borç isteyeceksiniz.
O zaman cebimdekileri çıkarıp önünüze koyacağım demiştir.
Atatürk zamanında ne diz çöktük ne borç istedik.
Ne yazık ki Atatürk’ten sonra diz çöktük, borç istedik, hala istiyoruz!…
Soğuk Savaş döneminde, 23 sentlik asker olduğumuz için projelerini uygulamayı ertelediler, bizi fedai olarak kullandılar.
Soğuk Savaş bitince projelerini gerçekleştirmek için harekete geçtiler ve PKK'yı kurdular.
Şimdi, PKK aracılığı ile projenin uygulama zamanının geldiğini ilan ettiler.
PKK, küstah açıklaması ile efendilerinin isteğini iletmiş oldu!…
Olay budur.
Şimdi safları belirleme, işbirlikçilere karşı yeniden Kuvayı Milliye’yi kurma zamanı…
=======================
ChatGPT:
ABD ve İngiltere’nin Ortadoğu’da bir Kürdistan devleti kurulmasına ilgi duymalarının arkasında, tarihsel, jeopolitik ve enerji temelli stratejik çıkarlar bulunmaktadır. Bu mesele oldukça karmaşık ve farklı aktörlerin farklı nedenleri olabilir, ancak temel motivasyonlar şöyle özetlenebilir:
ABD ve İngiltere, bölgesel güçleri dengelemek amacıyla bağımsız veya özerk bir Kürt yapısını destekleyebilir.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi ülkeler üzerindeki baskıyı artırmak veya bu ülkelerin etkisini sınırlamak için Kürt kartı zaman zaman kullanılmaktadır.
Kürt bölgeleri, İran karşıtı politikalar için de potansiyel bir tampon bölge işlevi görebilir.
Irak’ın kuzeyinde (özellikle Erbil-Kerkük hattında) önemli petrol ve doğalgaz rezervleri bulunmaktadır.
ABD ve İngiltere merkezli enerji şirketleri bu kaynaklara doğrudan erişim için Kürt bölgesel yönetimleriyle sıkı ilişkiler geliştirmiştir.
Özerk veya bağımsız bir Kürdistan’ın Batı’ya daha yakın bir enerji ortağı olacağı düşünülmektedir.
ABD, özellikle IŞİD sonrası süreçte Suriye’nin kuzeyindeki Kürt gruplarla (örneğin YPG/SDF) sıkı askeri işbirliği kurdu.
Bu işbirliği, ABD’nin bölgede kalıcı üsler kurmasına ve İran’a karşı pozisyon almasına olanak sağladı.
İsrail, bir Kürt devleti kurulmasını destekleyen ülkeler arasında yer alıyor.
Çünkü Kürtler, tarihsel olarak İsrail’e karşı Araplara göre daha az düşmanca tutum sergilemiştir.
Bu da İsrail’in çevresindeki düşman kuşatmasını kırabilecek bir avantaj olarak görülüyor.
Yeni kurulacak bir Kürt devleti, ekonomik ve siyasi olarak Batı’ya bağımlı olacaktır.
Bu da ABD ve İngiltere’ye sadık bir müttefik yaratma fırsatı doğurur.
Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi, bölge ülkelerinin (özellikle Türkiye, İran ve Suriye) sert muhalefeti nedeniyle son derece zordur. Dolayısıyla ABD ve İngiltere genellikle bu konuyu bir baskı aracı veya pazarlık kozu olarak kullanma eğilimindedir.
=======================
Bugün Abdullah Öcalan Meclis’te konuşsun denilerek başlatılan sürecin, ne gibi sonuçlara yol açacağın anlayabilmek için Kerkük’te yaratılmak istenen oldu-bittiye bakmak gerekir!
Kerküklü Türkmen gazeteci Reşat Salihi, 19 Kasım’da yayınladığı mesajda, Kerkük’te ne yapılmak istendiğini şöyle açıkladı:
Hepsi sistematik işliyor. İlk önce Kerkük’teki Nüfus ve Tapu Müdürlüklerini kundakladılar. Kerkük’ün Türklüğünü ispat eden belgeleri yaktılar. Kerkük’te Türklerin yaşadığı bölgelerde terör saldırıları ile insanları bezdirdiler. Türklerin göç etmesi için; terör olayları, katliam, fidye talebi, kaçırma ve işkenceler ile yıldırma politikasını yaptılar. Türk bölgelerine PKK, Peşmerge ve IŞİD teröristlerini sokup işgal etmeye kalkıştılar. Türkmenleri göç ettirip yerlerine, Suriye, İran ve Türkiye’den Kürtleri getirdiler. İmkân sağlayıp, memuriyet verip, arsalar dağıttılar, vatandaşlık verdiler. Şimdi nüfus sayımı ile asırlardır Türk yurdu olan Kerkük’ün kimliğini değiştirecekler.
Mesaja bir yorum gönderen Mahir Şeki, Abdullah Öcalan’ın Misak-ı Millîci diye gösterilmesine de atıf yaparak Amerikan tipi demokrasiye hazırlık! İçeride, ’Misak-ı Millî sınırlarına yeniden kavuşacağız. Musul, Kerkük yeniden ‘Türk Yurdu Olacak’ masalları anlatılıp APO’yu çıkarma hazırlıkları yapılırken, gerçekte, işte bu Amerikan operasyonları yapılıyor işte... dedi.
ABD’nin Irak’a saldırdığı 1990 yılından beri, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım diyerek, ABD’nin gösterdiği Kerkük-Musul’u siz yönetin havucuna kanmamak gerektiğini söylüyorum…
Birinci çözüm sürecinin de konuyla ilgili olduğunu 30-Temmuz-2009 tarihinde, İşler rayından çıkarsa her Türk bir ordu olur! başlığı altında şöyle incelemiştim.
Peki nedir mesele? Bizim açımızdan mesele çok açıktır. Çözüm süreciyle, Ergenekon davasıyla, Türkiye’nin Türk devleti olmaktan çıkarılması için zemin hazırlanıyor. Fakat bu tespiti biz yaptığımız zaman partizanlar üzerinde etkili olmuyor. İşte The Guardian gazetesinin köşe yazarı Simon Tisdall da ‘Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün aşınan ultra milliyetçi mirasına, şimdiye kadar en büyük darbe vurmak üzere olabilir. Türkiye’yi yaratan Lozan Antlaşması’ndan 86 yıl sonra Atatürk’ün şekil verdiği gömleğin gevşemesine yönelik karşı konulması zor baskılar büyüyor’ diyor.
Millî devlet değil mi? İşte şimdi çözülmek istenen odur.
Amerika, Türkiye’nin gücünü hiçbir zaman hazmedememiştir. Öyle ki konu, İstiklâl Savaşı’ndan sonra Menderes’in, 1960’dan sonra da İsmet İnönü’nün önüne getirilmiştir. Meseleyi İsmet Paşa’ya ABD adına taşıyan DPT uzmanı Turgut Özal’dır. İsmet Paşa, Güneydoğu’da özel bir kalkınma modeli öneren Turgut Özal’a, ‘Tuğ da verelim mi?’ demiştir. ABD, 1965’te yeni Başbakan seçilen Süleyman Demirel’e Türkiye’nin bir Türk-Kürt federasyonuna dönüşüp dönüşemeyeceğini resmen sormuştur. Demirel konuyu Genelkurmay’ın gündemine getirince sert tepkiyle karşılaşmış ve konu kapanmıştır. Daha sonra aynı konu Kenan Evren’in ve Turgut Özal’ın önüne de konulmuştur. Özal’ın ’federasyonu tartışalım’ sözünün arkasında bu Amerikan planı vardır. Dönemin Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay, Türkiye’nin Amerikan planları ile Kerkük ve Musul’a girmesini kabul etmemiş, baskı üzerine istifa etmiştir.
Bugün Türkiye’nin önündeki plan aynı plandır! Büyük Osmanlı haritası çizilerek yine Türkiye’ye Kerkük-Musul hedefi gösteriliyor. Fakat küçük bir şartla! Türkiye’nin üniter yapısının bozulması gerekiyor ki, Kuzey Irak’taki Kürt devleti Türkiye’ye katılsın! Zaman içinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile birleşerek, eski Amerikan Büyükelçisi Pearson’ın söylediği gibi Erzurum’dan Bağdat’a kadar uzanan bölge tek bir ekonomik bölge hâline gelsin! Ardından Barzani’nin İnternet sitesinde yazıldığı gibi, bu bölge ‘tek bir siyasi bölge’ hâline gelsin ve ’Kuzey Kürdistan’daki işgalci Türk Ordusu’ buradan çekilsin!
Türkiye, Kerkük-Musul’u kazanacağım derken Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu kaybetsin. İşte tarihi fırsat dedikleri Amerikan planı budur. ( 30-Temmuz-2009 , Yeniçağ, Arslan Bulut)
Şimdi 2024 yılında, aynı proje tekrar sahneye konuluyor! ABD, Kerkük petrollerini Türkiye’ye bırakmamak için her türlü tedbir alıyor ama Türkiye’de Türk halkına hâlâ Osmanlı gibi büyüyeceğiz masalları anlatılıyor. Üstelik sadece Kerkük’ün değil, proje gereği Güneydoğu Anadolu’nun da nüfus yapısı değiştiriliyor!
=======================
13-Mayıs-2025
Terör örgütü PKK, 12. Kongre sonuç bildirisi açıkladı. Örgüt, silahlı mücadelenin sonlandırması kararlarını alarak, PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı.
Bu ifade, Çalışmalarımız başka adlarla devam edecektir anlamına geliyor.
Bildiride, Kongremizin aldığı PKK’nin fesih ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırma kararı kalıcı barışa ve demokratik çözüme güçlü bir zemin sunmaktadır. Söz konusu kararların uygulanması Önder Apo’nun süreci yürütüp yönlendirmesini, demokratik siyaset hakkının tanınmasını ve sağlam bütünlüklü bir hukuki güvenceyi gerektirir. Bu aşamada Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihi sorumlulukla rolünü oynaması önemli olmaktadır. denildi.
Yani kararın uygulanması, Abdullah Öcalan’a siyaset yapma hakkı verilmesiyle ilgili Meclis kararı alınmasın bağlanmış durumda…
*
Bildiride Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı. denilerek, Sevr şartlarına dönmek arzusu ifade edilmiş oldu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi reddedildi.
Öyle ki, PKK katı Kürt inkârının, buna dayalı imha siyasetinin, soykırım ve asimilasyon politikalarının egemen olduğu koşullarda şekillendi. denilerek Türkiye soykırımla suçlandı!
Bildiride 1990’lı yılların koşullarında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Kürt sorununu siyaset yoluyla çözme arayışı gelişti ama devletin Turgut Özal ve ekibini ortadan kaldırması, Kürt inkâr ve imha siyasetinde ısrar ederek savaşı tırmandırması neticesinde bu yeni süreç sabote oldu. iddiasına yer verildi!
Bildiride, Önder Apo Kürt-Türk ilişkilerinin sorunsallaştığı Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasasının öncesini referans alarak, Ortak Vatan ve Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu Demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifini ve Demokratik Ulus anlayışını Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak benimsedi. denilerek Sevr özlemine ikinci defa vurgu yapıldı!
*
Bildiride Türkiye’nin sol-sosyalist güçleri, devrimci yapı, örgüt ve şahsiyetlerinin Barış ve Demokratik Toplum sürecini sahiplenmeleri ile halkların, kadınların ve ezilenlerin mücadelesi yeni bir düzey kazanacaktır. Bu, son sözleri ‘Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Kardeşliği ve Tam Bağımsız Türkiye!’ olan büyük devrimcilerin amaçlarını başarmak anlamına gelecektir. denilerek Deniz Gezmiş’e atıfta bulunuldu.
Bildiride Uluslararası güçleri halkımıza yönelik yürütülen yüzyıllık soykırım politikalarındaki sorumluluklarını görerek demokratik çözüme engel olmamaya ve sürece yapıcı katkılarını sunmaya davet ediyoruz denilerek Kürt soykırımı iddiasının tanınması istenmiş oldu.
Hürriyet gazetesine göre Silahlar BM gözetiminde ve Kuzey Irak’ta teslim edilecek. Yani, PKK, BM güvencesi de istiyor.
*
Emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu, Türkiye Cumhuriyeti, PKK'nın bildirisini yok hükmünde saymazsa devlet özelliğini kaybetmiş demektir. Bu bildiri Lozan’ı reddediyor, Cumhuriyet’i reddediyor, Sevr’in geçerli olduğunu kabul ediyor! diye bir durum özeti yaptı.
Aslına PKK ne istediğini, yıllar önce Talabani’ye açıklamıştı. Talabani, PKK’lılar bana ‘Silahı bırakıp dağdan şehre inmemiz isteniyor. Gideceğimiz yer neresi? Ev mi, yoksa hapis mi? Birinci şartımız genel af ilan edilsin. Hazırlanacak yeni anayasada -Türkiye’nin hepsi Türk değildir. Türkiye birçok ırktan oluşur- ifadesine yer verilsin’ dedi. PKK’yı ikna etme konusunda başarılı olduk sayılır. Türk tarafını ikna etme konusunda yarım başarılı olmuş sayılırız. Bu konuda kardeşim Mesut Barzani ve Berham Salih Türk tarafıyla iyi çalışma yürütüyor diye konuşmuştu.
Anlaşılan şimdi, Türk tarafını temsil eden İktidar ve muhalefet liderleri ikna edilmiş durumda!
*
Biz Yeni Anayasa PKK’nın talebi ve Amerikan dayatmasıdır derken bunu Oslo’da yapılan PKK-MİT konuşmasından çıkarıyorduk! Orada koordinatör ülke temsilcisi, taraflara Sizi burada biz topladık. Abdullah Öcalan’ın talepleri Meclis’te görüşülecektir demişti’
Kısacası, ABD ve PKK dayatması ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, dolayısıyla Türk Milleti’nin Türkiye üzerindeki egemenlik hakkı ortadan kaldırılmak isteniyor.
Amerikan dayatması olunca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını rafa kaldırmak suç olmaktan çıkıyor mu?
Atatürk, Anadolu’da Türkleri Ankara çevresini hapsederek, doğuda Ermenistan ve Kürdistan kurulmasını öngören Wilson prensiplerini ve Sevr Antlaşmasını tarihin çöplüğüne atmıştı ama açılım siyaseti takip eden iktidar ve ana muhalefet, Türkiye’ye bu şartları dayatan PKK’ya ülkenin bütün kapılarını açmış oldu.
⦿ https:// www.yenicaggazetesi.com.tr/silah-birakma-degil-sevr- dayatmasi-914263h.htm
=======================
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, terör örgütü PKK'nin kendini feshetme ve silah bırakmaya yönelik yaptığı açıklamada, Türkiye’de toplumsal barışın güvencesi; millet iradesine, ulusal egemenliğimize, Lozan Anlaşması’nda tescil edilmiş bağımsızlığımıza ve ülkemizin bölünmez bütünlüğüne dayanan yüzyılı aşkın varlığıyla kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olan Cumhuriyetimizdir ifadelerini kullandı.
12-05-2025
Terör örgütü PKK, 5-7 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirdiği 12. Kongresi’nin kararlarını açıkladı.
Kongrenin güvenlik nedeniyle iki farklı alanda eş zamanlı bir biçimde yapıldığı ve 232 delegenin katıldığı aktarılan bildirgede, PKK 12. Kongresi, pratikleşme süreci Önder Apo tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere PKK’nin örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırması kararlarını alarak PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı ifadelerine yer verildi.
CHP lideri Özgür Özel, terör örgütü PKK'nin yayımladığı karar açıklamasına ilişkin yaptığı yazılı açıklamasında, şunları kaydetti:
Bugün PKK terör örgütü kendini feshettiğini, silah bırakma kararı aldığını açıkladı.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak tarihsel bir tutarlılık içerisinde, barışın yanındayız. Aynı şekilde, terörün ve şiddetin her türlüsüne her zaman karşı olduk, bundan sonra da karşı olmaya devam edeceğiz.
Bu topraklarda 47 yıldır süren terörün, akan kanın sonsuza kadar durması ortak temennimiz ve irademizdir. PKK’nın silah bırakma kararı aldığını ve örgütsel yapısını feshettiğini ilan eden son açıklaması, Türkiye’nin yıllardır ağır bedeller ödediği bir dönemin sona ermesi açısından kritiktir. Ancak, bu sürecin başarılı olması ve kalıcı toplumsal barışa evrilmesi; atılacak adımların samimiyeti, hukukiliği ve demokratik meşruiyeti ile doğrudan ilişkilidir. Sürecin tüm aşamalarıyla nihayete ermesini, on binlerce canımızı kaybetmemize yol açan, ağır ekonomik ve toplumsal yıkım yaratan terörün ilelebet sonlanmasını bekliyoruz.
Kürt sorunu dahil olmak üzere ülkemizdeki tüm sorunların çözümü hukuk devleti, adalet ve demokrasiden geçer. Bu süreç, günlük hesaplarla, seçim planlarıyla değil; hiçbir siyasi görüşün, partinin, toplumsal kesimin dışlanmadığı bir kapsayıcılıkla yönetilmelidir. Ülkelerde iç barış, otoriter bir sistemde değil, demokratik hukuk düzeninde sağlanır. Türkiye’de toplumsal barışın güvencesi; millet iradesine, ulusal egemenliğimize, Lozan Anlaşması’nda tescil edilmiş bağımsızlığımıza ve ülkemizin bölünmez bütünlüğüne dayanan yüzyılı aşkın varlığıyla kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olan Cumhuriyetimizdir.
Bundan sonraki dönemde tam mutabakata dayanan bir toplumsal barışın güvencesi olarak demokrasi ve hukukun üstünlüğünün kurumsallaştırılması konusunda atılması gereken adımlar vardır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda; şehit ailelerinin, gazilerimizin ve bütün mağdurların rızalarının alındığı tam bir çözüm için sorumluluk bilinciyle davranmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu amaçla, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, demokratik düzenlemelerin ele alınması yönündeki tarihsel ve siyasi tutarlılık taşıyan tavrımızı muhafaza ediyoruz. Demokratikleşmenin gereği olan tüm yasal düzenlemelerin beklemeksizin TBMM çatısı altında yapılması ihtiyacının altını çiziyoruz. Demokratikleşme için gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması kadar, mevcut kanunların uygulanmasındaki hukuk dışı yaklaşımların terk edilmesi ve anayasa ihlallerine son verilmesinin şart olduğunu hatırlatıyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi, toplumun barış ve demokrasi taleplerinin kişisel siyasi hedefler doğrultusunda istismar edilmesine izin vermeyecektir. Ülkemizdeki demokrasi ve hukuk devletine ağır zararlar veren uygulamalar son bulmalıdır. Artık seçilmiş belediye başkanlarının ve belediye meclislerinin yerine kayyım atama uygulamasına ve Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suç sayan hukuksuz soruşturmalara son verilmelidir. Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu’nun, siyasi parti liderleri Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Ümit Özdağ’ın, tüm siyasi tutsakların ve toplumsal davalardan cezaevinde bulunanların özgürlüklerinin sağlanması ve tam demokratik rekabet koşullarının tesisi elzemdir. Bir yandan barışa yönelik adımlar atılırken, diğer yandan muhalefete savaş açılması ve düşman hukuku uygulanması kabul edilemez. Bu tutumun sürdürülmesi, barışın güvencesi olan demokrasinin yıkımı anlamına gelir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm yurttaşlarımıza sözümüzdür:
Hepimizin barış umudunun, kardeşçe yaşama iradesinin, hep birlikte kalkınma ve zenginleşme hayalinin bir kez daha siyasi çıkarlar uğruna heba edilmesine karşı, biz buradayız.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, barış ve demokrasinin tesisi konusundaki sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Bizler, ana muhalefet partisi olmanın ötesinde Türkiye’nin birinci partisi olarak iktidara hazırlanma sorumluluğumuz ve tarihsel mirasımızın gücü ile barış ve demokrasinin inşasının güvencesiyiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu anlayışla, bütün gücümüzle, kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.
=======================
Doğalgaz perakende satış fiyatı 0,68 kuruş ise devlet İGDAŞ’a neden hane başına neredeyse bir fatura ücreti daha ödüyor? (Hatta daha fazlasını…)
Devletin parası işin finalinde vatandaşın cebinden çıkmıyor mu? Bu durum neden AKP iktidarının bir lütfuymuş gibi sunuluyor?
⦿ https:// www.instagram.com/reel/D I bxjm3tbTq/
=======================
17-Nisan-2025
Değerli Dostlar:
17-Aralık-2004 tarihinde Brüksel’de Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında imzalanan anlaşmayla KIBRISRUMLARAVERİLDİ.
Bu anlaşmaya, dönemin başbakanı RECEPTAYYİPERDOĞAN imza attı.
Yani Kıbrıs, bundan 21 YILÖNCE, RECEPTAYYİP ERDOĞANTARAFINDANRUMLARAVERİLDİ.
Ben bu acı gerçeği, AB belgelerine dayanarak TABUTAÇAKILAN SONÇİVİ kitabımda yazdım.
İlk baskısı Kasım 2006 yılında yapılan bu kitabım üst üste 7 baskı yaptı.
Bu konuyu Türkiye’nin çeşitli yerlerinde verdiğim konferanslarda, konuk olarak davet edildiğim yerel ve genel TV kanallarında anlattım. AKP iktidarından sesini çıkaran olmadı! Muhalefet partileri ise umursamadı bile!
Şimdi, yeni bir gelişme yaşandı.
4 Nisan 2025 tarihinde Semerkand’da yapılan Avrupa Birliği (AB)- Orta Asya Zirvesinde, Türki devletler olarak bilinen Kazakistan, Özbekistan, Kırgıstan ve Türkmenistan, Kıbrıs Rum Hükümetini tanıdılar. Bununla yetinmeyip AB’ye şu sözü verdiler: KKTC’yi tanımıyoruz ve tanımayacağız.
Bu haber, 20 yıldır Kıbrıs konusunda aldatılmakta olan çevrelerde tepki yarattı.
Beni şaşırtan, hatta üzen, Can ATAKLI ve Miyase İLKNUR gibi deneyimli, saygın gazetecilerin de 20 yıldır Kıbrıs gerçeğini bilmeyişlerinin ortaya çıkmış olmasıydı!
Bu çok vahim bir durumdur!
Şu gerçeği bir kez daha yazıyorum:
Bugün dünyada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) DİYE BİRDEVLETYOKTUR!
Dünyada hiçbir devlet tarafından kabul edilmemiş bir oluşum vardır. Kıbrıs’ın dünyadaki adı REPUBLIC OF CYPRUS yani KIBRISCUMHURİYETİ’dir ve bu cumhuriyetin başkanı RUMDUR!
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Devlet Başkanı Nikos Hristoduldis’tir.
Değerli Dostlar,
Türkleri birinci derecede ilgilendiren bu konuyu gerçekten ayrıntıları ve belgeleriyle öğrenmek isteyenler, eğer TABUTA ÇAKILAN SON ÇİVİ kitabımı alıp okumak isterlerse kitabın yayımcısı Asya Şafak Yayınları sahibi İsmet Arslan’a ulaşabilirler: Cep: 0532 724 95 64.
Bir de sizlerden ricam var:
Eğer başta CHP olmak üzere MHP, İYİ Parti ve diğer partilerde yakınlarınız, tanıdıklarınız varsa lütfen onlara söyleyiniz, Kıbrıs konusunda halkımızın aldatılmasında aracı olmasınlar!
=======================
10-Mayıs-2025
Bölücü narko-terör örgütü PKK’nın başı, bebeklerin ve 50 bin kişinin katili sözde kongre toplayıp kendini feshetme kararı almış öyle mi?
Gerçi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Gel mecliste DEM grubunda haykır demişti ama mecliste haykıramadan İmralı üzerinden bir başlangıç yaptığını düşünelim…
Silahların gömüleceği veyahut teslim edileceği konusu yarım yamalak da olsa telaffuz edildi ama bölücü narko-terör örgütü PKK’nın illegal yollardan elde ettiği milyarlarca dolarlık geliri, malları ve dünyanın birçok yerinde faaliyette olan yüzlerce şirketinin ne olacağı konusu sır.
Artık yeter, bu kadarı da fazla…
Terörsüz Türkiye konusunda samimi iseniz, her seferinde dost ve müttefik olarak takdim ettiğiniz ülkeler ile tavizsiz olarak milli bir müzakere yürütünüz.
Bırakınız taşeronları, bölücü narko - terör örgütünün arkasındaki ülkeler ile siyasi unsurları masaya yatırınız.
Terörün hamisi ve yılanların başı olan ülkelere müzik notası değil ama gerçek birer nota veriniz. Bakalım ne oluyor???
Kandil’deki terör unsurlarının ekseriyetini Kuzey Suriye’ye kaydırıp, PKK’yı feshedilmiş gibi göstermek hangi aklın ürünü acaba?
Terörsüz Türkiye olabilmesi için küresel terör örgütü BOP ile de yolların ayrılması lazım…
Bir çift sözüm de Terörsüz Türkiye masalını dışarıdan alkışlayan küresel aktörlere, siz kendinizi akıllı Büyük Türk Milleti’ni saf mı zannediyorsunuz?
Siz Büyük Türk Milleti’nin verdiği İstiklâl mücadelesini ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü unutmuş gibi davranıyorsunuz.
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi bir anıt gibi başucumuzda ve sözleri belleğimizde…
Merak etmeyiniz, yine hatırlatırız…
Aklımızla alay etmeyiniz: Ya devlet başa ya kuzgun Leşe
=======================
Sene 1937… Mustafa Kemal, başbakan Celal Bayar’la birlikte Tunceli’ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nün açılışını yapacaktı. Köprünün ucunda karakol vardı. Basıldı. 33 asker şehit edildi. Peşinden… Telefon hatları kesildi, pusular kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburu vuruldu, 56 asker daha şehit oldu.
Film koptu.
Elebaşı Seyit Rıza’ydı…
Birisinin hikâyesi yürek burkucudur dediği Seyit Rıza.
Kukla’ydı…
Kendisini oynatanların ipleri bıraktığını hissedince, paniğe kapıldı, İngiltere Dışişleri Bakanı’na mektup yazdı, Suriye’deki İngiliz Elçiliği’ne gönderdi.
Yalvaran mektubunda, Anadolu için çorak toprak derken, Kürdistan bereketli toprak diyordu… Sayın ekselansları diye başlıyor, Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim’e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı diye vaziyeti anlatıyor, sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum diye bitiriyor, Seyid Rıza diye imzalıyordu.
Hal böyleyken… Seyit Rıza’yı masum göstermeye çalışan arkadaşlar, böyle bir mektubun asla varolmadığını iddia ediyor. Altında kabak gibi Seyid Rıza imzası bulunmasına rağmen, Seyit Rıza yazmadı, Nuri Dersimi yazdı diyorlar. Üstelik, sanki Fransa babamızın oğluymuş gibi, o mektup Fransa’ya yazıldı, Fransa Devlet Arşivleri’nden doğrulamak mümkün diyorlar.
Gel gör ki…
Londra’da The National Archives diye bi yer var. İngiltere devlet arşivi… Kayıt ofisine gidiyorsun, FO 371/20864/E5529 numaralı belgeyi rica edebilir miyim kardeş diyorsun, hay hay deyip, yukardaki mektubu veriyorlar. 50 pens filan, fotokopisini alabiliyorsun.
=======================
1981’de Kara Harp Okulu’nda 19’uncu bölüğün 63’üncü kısmında özel bir sınıf oluşturuldu. Bu sınıfın özelliği şuydu; Öğrencilerin tamamı sivil lise kökenliydi.
18-Kasım-2023
15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra askeri okulların kapatılması kararlaştırıldı. Kendilerince, darbeleri önlemek için TSK'nın inine giriyorlar.
Kararla ilgili olarak bazı yazarlar, Askeri okulların özel bir ideolojik alan olmaktan çıkacağını savunuyor.
Askeri okullarda FETÖ'cülük eğitimi verilmediğine göre, ideolojik alandan kasıt elbette ki, Atatürkçülük.
Başbakan Binali Yıldırım da, Harp Okulları’nın kapatıldığını söylüyorlar. Bunlar doğru değildir. Harp Okulları aynen devam edecek. Yaptığımız şudur; Lise bölümlerini, askeri liseleri kapattık. Artık Harp Okulları’na herkes girebilecek diyor.
Anlaşılan o ki, Başbakan Yıldırım darbecilerin askeri okullarda yetiştirildiğine inanıyor.
Erdoğan’ın Başdanışmanı Şeref Malkoç’un bugün Milliyet’e yaptığı şu açıklamalar ise dehşet ötesi:
15 Temmuz gecesi kanlı bir darbe girişimi oldu. Türkiye eşkiyalıkla, çeteyle karşı karşıya kaldı. Çıkarılan KHK’de asıl hedef şu; Bundan sonra Türkiye’de bir daha darbeye kimse teşebbüs etmesin. Bunun için devletin kurumları başta TSK olmak üzere yeniden yapılandırılması. Hükümetlerin değişimleri silahla değil, sandıkla olsun. Kararnamelerin amacı ve hedefi bu. Siyasi tarihimize baktığımızda arka arkaya darbeler. İnsan sayarken bile zorlanıyor, utanıyor, sıkılıyor. Bunları yapanlar kurmay subaylar, generaller. Askeri liselerde, harp akademilerinde, harp okullarında. Türk Milleti’nin evlatlarına ne okutuluyor, ne öğretiliyor, ne yediriliyor ne içiriliyor ki, bunlar eşkiya oluyorlar, darbeci oluyorlar? TSK başımızın tacı. Ama ne oluyor ki, bunlar hep eşkıya çıkıyor?
Bu yaklaşımların mantığını özetlersek;
Darbecilerin kaynağı askeri liselermiş… Başta İmam Hatip’liler olmak üzere herkes harp okullarına girecekmiş… Sivilden gelenler herhalde Atatürk idelojisi ile eğitilmediği için de darbe marbe düşünmeyecekmiş…
Darbecilikle mücadelenin formülü ne kadar da basitmiş!…
FETÖ'cülük eğitiminin harp okullarında değil, dışarıda Işık Evlerinde verildiğini,
Geçmişte Işık Evlerine giden öğrencileri takip edip, okuldan attırmaya çalışan komutanların bizzat AKP iktidarı döneminde cezalandırıldığını hatırlatıp,
15 Temmuz darbesinde rol alan FETÖ'cü generallerin büyük bölümünün askeri lise kökenli olmadığını somut örneklerle anlatalım.
FETÖ'cülerin askeri okullara 2000’li yıllardan itibaren soru çalma yöntemiyle sızdığı konuşuluyor. Ama bir başka yöntem daha var; Sivil sınıf uygulaması.
Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu uygulamanın başlangıcı 1981.
O tarihe kadar Kuleli, Maltepe, Işıklar askeri liselerinden mezun olan öğrencilerle, sivil liselerden gelenler Harp Okullarına gittiğinde karma sınıflar oluşturulup, kaynaşmaları sağlanıyor ve devre ruhu yaratılıyordu.
1981’de Kara Harp Okulu’nda 19’uncu bölüğün 63’üncü kısmında özel bir sınıf oluşturuldu. Bu sınıfın özelliği şuydu; Öğrencilerin tamamı sivil lise kökenliydi.
Bunlar ve diğerleri 1985’te mezun olup, TSK’ya katıldı.
Kara Harp Okulu’nun o özel sınıfındakilerin abıketi mi? Kimi Güneydoğu’da şehit oldu, kimi emekliye ayrıldı.
Kimi de 15 Temmuz darbesinde karşımıza çıktı!…
İşte o isimler:
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın 16 yıllık arkadaşı, AKP Milletvekili Şaban Dişli’nin kardeşi, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli…
EDOK Harekat Eğitim ve Öğretim Başkanı Tuğgeneral Lütfü İhsan Yanıkoğlu…
Sivas 5. Piyade Er Eğitim Tugayı ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Fatih Celaleddin Sağır…
Antalya 3. Piyade Eğitim Tugay Komutanı ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mustafa Kaya…
Balıkesir Bakım Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanı Tümgeneral Mehmet Akyürek…
Ve Isparta Eğirdir Dağ ve Komando Okulu Eğitim Merkez Komutanı Tümgeneral Metin Akkaya…
17’li, 18’li yaşlarda Kara Harp Okulu’na gelmiş ve 30 yıl sonra darbeci general olmuşlar.
Bugün iktidarın mantığıyla sorgularsak; Niye askeri okul değil, sivil kökenliler darbeci olmuş?.. Sorun okuldaki eğitimse, niye diğerleri değil de sadece bunlar etkilenmiş?…
Kara Harp Okulu’ndan 1985’te mezun olan bu darbeciler o vakit nasılmış, mezuniyet yıllığından okuyalım mı?
Mehmet Dişli: Taktik derslerinde yegane temsilcimizdir. Hafta sonlarını opera ve balede sosyete kızlarıyla geçirir. Sigaranın zararları hakkında kompozisyonlar yazmasına rağmen hafta sonları cebinden çakmak ve sigarasını eksik etmez. İngilizce derslerinde Amerikalıları bile kıskandıracak derecedeki telaffuzu ile bizi gülmekten kırar. Bitmeyen neşesiyle iyi niyetli ve çalışkan arkadaşımıza başarı ve mutluluklar dileriz.
Lütfü İhsan Yanıkoğlu: Memleketimizin karı bol, kışı sert geçen yerinden gelen bu arkadaşımız, iklimin aksine devamlı gülen, güldürmesini bilen bir arkadaşımızdır. Derslerde hocalara karşı örtü ve gizlemeyi çok iyi uygulamakta ise de kaş ve saçlarıyla dikkat çekmektedir. Kısımda arkadaşlarına ilginç lakaplar takmakta olan Erzurum’un dadaşına, 63’üncü kısmın espri paşasına, futbol hastasına ömür boyu mutlulukla ve başarılar dileriz.
Fatih Celaleddin Sağır: Fatih deyince akla hemen uyku gelir. Uyumak için kendine her fırsatı yaratan arkadaşımız sabah etüdlerini çok iyi değerlendirir. Kendisine bu konuda program yapan arkadaşımız bu programı sınav haftalarında dahi bozmaz. Müzik dünyasının süper takipçisi olan arkadaşımız bu konuda da kendisini kanıtlamıştır. Kısmımızın ana muhalefeti, yakışıklı teğmenimize renkli rüyalar ve mutlu günler dileriz.
Mustafa Kaya: Bölüğe geldiğinden beri üstün görev anlayışı, leb demeden leblebiyi anlayan, ancak üstlerinin karşısında üç adımı muhafaza edemeyen yazıcımız, verilen tüm görevleri başarıyla yerine getirir. Sanatının ayrıntılarını, tuttuğu güzel notlarda gösteren arkadaşımız bu yönüyle de takdirlerimize layıktır. Eğitime bir turist olarak katılanlardandır. Törenlerle de yakından uzaktan ilişkisi yoktur.
Mehmet Akyürek: Az konuş, öz konuş deyip, kendini az ve öz bir şekilde takdim eder. Derslerde uyuma konusunda hayli yetenekli olan bu arkadaşımız şairane ruhunu sınav kağıtlarına da aktararak, hocaların gönlünü çelmiş ve vaziyeti kurtarmıştır. Arşimet’in kafasına elmayı onun düşürdüğü rivayet edilir. Gözünü budaktan esirgemeyen, iyilik ve neşe kaynağı şanlı piyademize ebedi saadetler ve başarılar dileriz.
Metin Akkaya: Çankırı’dan aramıza katılan bu sportmen arkadaşımız hızlı konuşması ve heyecanıyla dikkati çeker. Uzun müddet güreşimize katkıda bulunmuş daha sonra kendini tekvando ile takviye ederek kombine bir sporcu olduğunu kanıtlamıştır. Kanun nizam ve yönetmeliklere harfiyen uyması sayesinde son yıla kadar sağlam gelebilmiştir. Sakin ve duygulu bir yaşamı muhafaza etmesini becerse de bunun tam zıddı olarak çabucak sinirlenebilir. Aşırı gayreti ve azmi sayesinde gelecekte de başarılı olmasını diliyoruz.
Açıkça görülüyor ki, sorunun kaynağı ne askeri liseler ne de bu liseler ile harp okullarının müfredatı… Öyleyse öncelikle bunların nasıl, ne zaman devşirilip, FETÖ'ye kaptırıldığını sorup- konuşmamız, çözümü de ondan sonra bulmamız gerekmiyor mu?
Mesela; Okula girdiklerinde, mezun olduklarında, teğmenliklerinde veya yarbaylıklarında değil de Cemaatçiliğin prim yapmaya başladığı veya iktidarın ne istedilerse verdiği dönemde FETÖ'ye katılmış olamazlar mı?
Size çarpıcı bir örnek anlatayım.
Bu iddiayı, darbeden sonra değil, yaklaşık 1 sene önce TSK'daki cemaatçileri araştırırken ajandama not etmiştim.
Nottaki isim, darbecilikten tutuklanan Sivas 5. Piyade Er Eğitim Tugayı ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Fatih Celaleddin Sağır.
Sağır, Savcılık ifadesinde şu itirafta bulundu:
Fethullah Gülen cemaati ile yakın ilişkim vardı. 1988-1992 yılları arasında evlere ve yurtlara gidiyordum, tüm toplantılara katılıyordum. 10 yıl süreyle cemaate himmet ettim. 2007 yılından sonra özellikle Balyoz ve Ergenekon operasyonlarının ardından uzaklaşmaya başladım, ilişkimi askıya aldım.
Sağır’la ilgili ajandamdaki nota gelince; Devreleri şunu anlatmıştı:
1987’de Denizli’de Acemi Er Eğitim Alayı’ndayken babası yakın arkadaşlarına telefon açtı ve oğlunu kurtarmalarını istedi. Arkadaşları ne olduğunu, kimden kurtaracaklarını sordu. Baba, ’Sormayın, kardeşim vefat etti. Şimdi oğlumu, amcasının karısıyla evlendirmeye çalışıyorlar. Tarikat varmış, oğluma büyü yapmışlar’ dedi. Bunun üzerine kendisiyle konuşuldu, ama ’Yapacak bir şey yok. Mukadderat’ dedi ve amcasının karısıyla evlendi.
Hâl bu iken, askeri okullar ve harp okulları neden-niçin infaza tabi tutuluyor?
Askeri okulların bir Kanun Hükmünde Kararnameyle kapatılması kararı üzerine Erdoğan’ın siyasi partilerin kapatılması konusundaki görüşlerini hatırladım.
Daha Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılması sırasında bu konuda tavır koyan Erdoğan şunu söylemişti:
Bir siyasi partinin kapatılması kararını bana göre, ileri demokrasilerde milletin vermesi gerekir. Ama bir siyasi partinin içinde, onu temsil edenler kişisel planda eğer bir suç işlemiş olurlarsa, bunlar bireysel olarak bunu ödeyebilirler. Ama bir partinin kurum olarak bunu ödemesi demokratik parlamenter sistemin egemen olduğu ve siyasi partilerin de demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu ülkede, bana göre tarihe düşülecek eksi bir puan olarak düşünülmelidir.
Erdoğan parti kapatmayla ilgili son olarak geçen yıl Balıkesir’de de şu açıklamayı yapmıştı:
Partileri madem ki tüzel kişiliktir, gerçek kişiyle tüzel kişiliği birbirine karıştırmayalım. Hep nüktedir biliyorsunuz, tüzel kişiye ceza verilir mi ya? Ceza kime verilmesi lazım, gerçek kişiye verilmesi lazım. Bir partinin başkanı suç işlediyse ver. Mesela şu anda iktidar partisinin yaklaşık 22 milyon seçmeni var. Siz bunu kapattığınız anda bu ne demektir, 22 milyonu cezalandırıyorsunuz. Bu adalet mi? Ha tekrar yenisi kurulur, ayrı mesele. Ama niçin yanlış adımı atıyorsunuz?.. Aynı şeyi ben dernek, vakıflar için söylüyorum. Suç işleyen kimse gel onları cezalandır.
Lütfen biraz tutarlılık; Askeri liseler de tüzel kişilik değil mi ki, kişilerin suçu kuruma kesiliyor?
Tarihe eksi puan düşmek, yarın bir kez daha aldatıldık demek, daha önemlisi bir nesli daha devlet düşmanı haline getirmek istemiyorsanız, TSK'nın can damarını kesme yanlışından mutlaka dönün!…
=======================
11-Mayıs-2025
@abdullahagar2
Türkiye’de Terörsüz Türkiye adı altında örgütün silah bırakması başta olmak üzere Türkiye’nin ne gibi kazanımlar elde edeceği konuşuluyor ama terör örgütünün bu süreçte neyi amaçladığı, nasıl bir terör siyaseti ve stratejisi oluşturduğu nedense pek konuşulmuyor.
O zaman vatana, millete, devlete ve 40 yıllık mücadelemize vefa ile üzerimize düşeni yapalım ve tarihe bir not düşelim.
PKK terör örgütü bu süreçte ne kazanmak istiyor ve neleri amaçlıyor?
1- Siyasallaşmış kimliği ve edindiği kitle/sempati üzerinden demokratik özerklik/demokratik konfederalizm gibi araçlarla bölücü emellerine ulaşmak…
2- ‘Kilit Parti’ rolünü sürdürmek, bu rolü güçlendirmek, Türk Siyasi partilerine havuç ve sopayı göstererek kopardığı tavizleri arttırmak…
3- Anayasanın değiştirilmesi, devletin kimyasının bozulması başta, ana dilde eğitim, idari, siyasi ve adli yapıda elde edeceği tavizlerle terör siyaset ve stratejini devam ettirmek, etkisini derinleştirmek, üniter devlet modelini kırmak…
4- Terör örgütü üzerinden elde ettiği güç, etki ve kazanımlarından vazgeçmeden, terör örgütü kimliğinden kurtulmak, meşrulaşmak, örgütü ve türevleriyle mücadele edilmesini engellemek…
5- Ama şimdi ki temel önceliği özellikle Suriye…
► Temel amacı Suriye’de varlığını ve kazanımlarını korumak,
► Suriye’de silahlı-siyasi gücünü ve kontrol ettiği alanları muhafaza etmek ve güçlendirmek,
► Suriye’deki bütün Kürtleri başta, etnik, dini, güç katmanlarında etkisini artttırmak, etki altına almak,
► Suriye’deki YPG/PKK terör varlığına (harekat başta) Türkiye’nin müdahale etmesini engellemek, olan bitene göz yummasını, uyumasını ve uyandırılmamasını sağlamak,
► Uluslararası camiada DEAŞ ile mücadele eden seküler/kadına değer veren/Batı değerleri ile entegre bir YPG/PYD (pynk-daanes) adıyla Türkiye’nin de itirazlarını aşarak tamamen meşrulaşmak,
► Zamanla Şam’a ve bütün Suriye’ye nüfuz etmek, bütün Suriye’de güç-etki ve nüfuz sahibi olmak,
► Türkiye yasadışı silahlı solla geliştirdiği modeli Lazkiye-Tartus başta Alevi-Nusayri bölgelerde uygulamak, Türkiye’yi, özellikle sınır bölgelerini oralardan kaşımak.
► Akdeniz bölgesindeki Alevi-Nusayrileri içine katarak Akdeniz’e çıkmak,
6- Türkiye’den rol çalarak kendisini ‘farklı etnik-dini-mezhebi kimliklerin uyum içinde yaşadığı’ demokratik, seküler, sosyal bir yapı olarak ÇÖZÜMÜNADRESİ olarak pazarlarken ve destek alırken, Türkiye’yi mezhepçi, otokratik, hatta radikal örgütlerle işbirliği olan bir kimlik üzerinden yaftalanmaki Türkiye’yi SORUNUNBİRPARÇASI olarak göstermek ve baskı altına aldırmak istiyor.
7- Irak ve Suriye’de tuttuğu-içine kattığı-bütünleştiği-entegre olduğu bölgelerle nihai planda Türkiye’ye yönelmek istiyor.
Maksatları öncelikle ‘Türkiye’nin gözünü boyayarak’ Suriye’yi bitirmek.
Şu an ‘Ana niyet ve maksadı’ Türkiye’nin Suriye’de terör devleti varlığına müdahale etmesini engellemek, öncelikle olarak nüfuz ve etkisini orada geliştirmek.
Ve bu yaptıklarında kesinlikle yalnız değil. Hatta bölgede rekabet halinde olan bazı küresel ve bölgesel bazı güçlerde bile ortak bir mutabakat ve etkinin geliştiği, onlarla işbirliği içinde olduğu gözüküyor.
Ve bu işte kesinlikle yalnız da değiller. Türkiye’deki bazı embedded, enbesil ve menfaatperestlerin de işin içinde olduğu görülüyor.
Ya sonra?
O da artık taktirlerinize.
=======================
Kanal İstanbul güzergahındaki imar uygulamaları yeni bir tartışma yarattı. Sazlıbosna bölgesinde özel mülk sahiplerine ait alanda inşaat oranının, hazineye ait arazilerin bulunduğu bölgeden 3 kat daha fazla, kamuya terk oranının ise daha düşük olduğu belirtildi.
11-Mayıs-2025
Tartışmalara yol açan Kanal İstanbul güzergahındaki imar uygulamaları soru işaretleri yarattı. Sazlıbosna bölgesinde özel mülk sahiplerine ait yaklaşık 1 milyon metrekarelik alanda inşaat oranının, hazineye ait arazilerin bulunduğu bölgeye göre 3 kat daha fazla, kamuya terk oranının ise daha düşük olduğu ortaya çıktı. CHP’li meclis üyesi Hüseyin Arda Engizek, bu bölgedeki özel mülk sahiplerinin açıklanmasını istedi.
İmamoğlu’ndan Kanal İstanbul çağrısıİmamoğlu’ndan Kanal İstanbul çağrısı
Kanal İstanbul manzaralı konut projelerine İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından hız verildi. Kanal İstanbul Yenişehir Rezerv Yapı Alanı ilan edilen Arnavutköy Sazlıbosna ve Hacımaşlı Mahallelerinde sınırları içerisinde Sazlıdere Baraj havzasında TOKİ’nin 65.3 milyarlık rant yaratan 24 bin sosyal konut projesinde son olarak net arsa tapularının belirlenmesini ve yapı ruhsatlarının verilmesine imkan sağlayacak imar uygulaması onaylanmıştı. İnşaat süreci hızla devam ederken imar uygulamalarıyla ilgili bazı iddialar gündeme geldi. Başakşehir Belediyesi CHP’li Meclis Üyesi Hüseyin Arda Engizek, Sazlıbosna bölgesinde özel mülkiyete ait yaklaşık 1 milyon metrekarelik alanda emsalin yani inşaat oranının daha yüksek, kamuya yapılan terk oranının ise daha düşük olduğuna dikkat çekti.
Engizek, Kanal İstanbul Yenişehir sınırları içinde kalan Sazlıbosna bölgesinde süren imar uygulamalarındaki bazı ayrıcalıklı düzenlemelere dikkat çekerek Toplam 6.4 milyon metrekarelik alanın 4.8 milyon metrekaresi imar düzenlemesine dahil edildi. Bu alanın yüzde 75’i maliye hazinesine, yüzde 25’ i özel mülkiyete ait. Yani yaklaşık 1 milyon metrekarelik alan özel mülkiyete ait ve burada farklı bir uygulamaya gidildi. Yenişehir’in genelinde parsellerde kamuya terk oranı yüzde 45 iken, bu özel alanda kesinti yüzde 41. Yenişehir’de emsal genel olarak 0.50. Ancak bu özel alanda emsal 1.25. Yani özel mülkiyete ait arazilere 3 kat emsal verilmiş durumda dedi. Engizek, Sazlıbosna bölgesindeki bu 1 milyon metrekarelik ayrıcalıkla alanda Katarlı ve Arap şirketlerinin arazilerinin bulunduğu yönünde duyumlar aldıklarını belirterek mülkiyet sahiplerinin açıklanmasını talep etti.
Bölgeye ait 19 sayfalık Mal Sahipleri Araştırma ve Özet Formu’na bakıldığında Düzenleme Ortaklık Payı Oranı (DOPO) ve düzenlemeye giren alanların yoğunluğu dikkati çekti. Peki bu ifadelerle aktarılan veriler neyi ifade ediyor?
DOP oranı, bir düzenleme sahasında toplam düzenleme ortaklık payı miktarının, düzenlemeye giren kadastro veya imar parsellerinin toplam yüzölçümüne oranıdır. Yani görselde DOPO olarak ifade edilen yani düzenleme ortaklık payı, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgede yaşayanların ihtiyacı olan ve herkesin ortak kullanabileceği, kamusal alanı ifade eder ve bölgede yaşayan insanların ortak kullanımı dışında hiçbir fonksiyon için kullanılamaz.
Öte yandan söz konusu düzenlemeye giren ve girmeyen alanlara bakıldığında, bölgedeki özel mülklerin büyük çoğunluğunun düzenlemeye tabi olduğu görüldü.
Odatv.com
=======================
Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Gelir İdaresi Başkanlığı, daire satış bedelinde usulsüz bildirim yapıldığı tespit edilen yüz binlerce gayrimenkul için alıcı ve satıcı adreslerine tebligat göndermeye başladı. İfade işlemlerinin ardından usulsüzlük tespit edilen satışlarda, gerçek bedel ile beyan edilen bedel arasındaki fark faiziyle birlikte tahsil edilecek.
Derleyen: Mustafa Balcı Derleyen: Mustafa Balcı
17 Nisan’da ilk kez Sözcü’nün duyurduğu haberin ardından Gelir İdaresi Başkanlığı, yüz binlerce ’usulsüz satış’ şüphesi taşıyan işlem için alıcı ve satıcıların adreslerine tebligat gönderme işlemlerine hız verdi.
Bakanlık tarafından kullanılan yapay zeka destekli sistemler aracılığıyla, geçmiş 5 yıla yönelik yapılan taramalarda yüz binlerce şüpheli gayrimenkul satışı tespit edildi.
Söz konusu satışlarda, taşınmazın gerçek bedeli yerine bölge sınırlarında yer alan belediyenin belirlediği rayiç bedel kadar değer gösteren alıcı ve satıcılar Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından ayrı ayrı ifadeye davet edilirken, satış süreci için izahat vermeyenlere yüklü miktarda para cezası uygulanacağı belirtildi.
Yasal düzenlemelere göre gayrimenkul satışlarında gerçek bedelin yüzde 4’ü tapu harcı olarak alınmakta. Mevzuata göre söz konusu tutar, alıcı ve satıcı arasında eşit şekilde dağıtılmış durumda. Buna karşın fiili uygulamada çoğu zaman satıcı, yüzde 4’lük bedelin tamamını karşılamakta.
Yürürlükte olan uygulama bu şekilde olsa da, alıcı ve satıcı taraflar sık sık kendi aralarında yaptıkları sözlü anlaşma ile tapu satış bedelini düşük beyan etme yoluna başvuruyor. Satışa konu işlem için alınan randevunun ardından ilçe tapu müdürlükleri, alıcı ve satıcıyı telefon ile arayarak satılacak gayrimenkul için ödenecek beyanı sorgulamakta.
Taraflar burada gerçek bedel yerine önceden anlaştıkları ve rayiç bedelin üzerinde kalan tutarı beyan etmekte. Bu yolla ödenecek tapu harcı düşürülürken, devletin alacağı vergi miktarında da düşüş sağlanıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in talimatları ile geçtiğimiz aylarda satış işlemlerini incelemek üzere yeni ekipler görevlendirilirken, yapay zeka destekli taramalar ile son yıllarda yapılan milyonlarca satış işlemi tek tek incelendi.
Evlere gönderilen tebligatlar ile satışa konu işlem için taraflar izahat vermeye davet edilirken, ifade işlemlerinin ardından Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından usulsüzlük şüphesinin sabit görülmesi halinde alıcı ve satıcı, tapu satış işleminde eksik beyan ettiği miktarı faiziyle birlikte geri ödemek zorunda kalacak.
=======================
12-Aralık-2010
MHP Lideri Bahçeli son öğrenci eylemlerini 68 dönemine benzetti. 68 kuşağı üzerine bugüne kadar pek çok kitap, makale yazıldı; belgeseller, diziler, filmler çekildi. Ama bir konunun üzerinde nedense pek durulmadı. Bu nedenle 68 kuşağı sanki hep eksik anlatılmış gibi geliyor bana. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, İbrahim Kaypakkaya ve nicelerini gerçekten tanıdığınızı mı düşünüyorsunuz? Gelin onların pek bilinmeyen yönlerini yazayım, kararı siz verin…
ARKADAŞIM dert yandı:
Oğluma yatarken hikâye yerine bazı biyografiler anlatıyorum. Picasso, Maradona, Beethoven, Che, John Lennon, Marilyn Monroe gibi.
Geçen hafta nereden duydu ise Fransız İhtilali’ni anlatmamı istedi?
Anlattım. Ama anlatırken korktum! Aklıma Adnan Cemgil ve oğlu Sinan geldi. Korktum.
Adnan- Nazife Cemgil çifti öğretmendi. 1940’lar başında DTCF’deki üniversite mücadelesinin önde gelen aydınlarıydılar.
Adnan Cemgil işsiz kaldı; hapis yattı, sürgüne yollandı.
Oğulları Sinan Cemgil o zorlu yıllarda 1944’te doğdu.
Sinan Cemgil meraklıydı; babasına-annesine hep sorular sordu. Onlar da oğullarının anlayacağı bir dille anlattılar.
Nitelikli bir kültür ortamında yetişen Sinan çok başarılı öğrenci oldu. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca öğrendi. Arkadaşlarına Dante’den İtalyanca dizeler okurdu.
Ünlü Amerikalı artist Clark Gable’nin taklidini yapıp herkesi güldürecek kadar espriliydi./images/100/0x0/55eb3158f018fbb8f8b15b9d
ODTÜ Mimarlık’ta öğrenci iken devrimci mücadeleye katıldı. Teorik derinliğiyle öğrenci liderlerinden oldu.
ODTÜ’de Hoca deme âdetini Sinan Cemgil başlattı. Hoca derlerdi arkadaşları bilgisinden ötürü.
Köylüleri, toprak ağalarına karşı ayaklandırmak amacıyla gittiği Nurhak Dağları’nda Jandarma tarafından öldürüldü. Sırt çantasından 4 kitap, bir de kuru soğan çıktı. Yirmi yedi yaşındaydı.
Bir yaşındaki oğluna, 21 yaşında öldürülen arkadaşı Taylan Özgür’ün adını vermişti.
Oğlunun cesedini almaya giden anne Nazife Cemgil, tabut başındaki meraklı köylülere seslendi: Bu oğlum Sinan. Bunlar da onun arkadaşları (Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan), kardeşleri. Onlar da oğullarım. Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekâlı güzel çocuklardı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar.
Arkadaşım yakın tarihin bu acı olaylarını bilen biri. Üniversite öğrencilerine son yapılanlar arkadaşımı da korkutmuştu; nedeni biricik oğluydu. Oğlunun Sinan Cemgil’le aynı kaderi paylaşmasından korktu ve tarihsel gerçekleri anlatıp anlatmama kararsızlığına düştü.
Ona Edip Cansever’in şirini okudum:
Utancı bilerek yaşamak korkunç/ Daha korkuncu da var: utancı bilerekten yaşatmak…
Şairdiler
Size 68’lileri anlatmalıyım:
Mahir Çayan’ın şair olduğunu bilir misiniz; Güneşi batmayan bir ada/Ben ne şuralıyım, ne buralıyım/Adalıyım… Adalıyım.
Eşi Gülten Çayan atletti; 400 metrede milli takım seviyesinde bir koşucuydu. Yakın arkadaşı erkekler 400 metre koşan atlet ise bugünün tanınmış gazetecisi Osman Saffet Arolat’tı.
Hüseyin Cevahir edebiyat eleştirmenliğine Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başladı. Şiir de yazdı. Tunceli Alevi Dedesi torunu Hüseyin Cevahir, Rolling Stones dinlemeyi de çok severdi. SBF’nin en çalışkan öğrencisiydi; Devrimci başarılı olmalıdır diyordu hep arkadaşlarına. Dürbünlü silahla hedef alınarak öldürüldüğünde 26 yaşındaydı.
SBF’nin efsanevi hocalarından Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, derslerinden hep tam not alan Cihan Alptekin’i yakından tanımak için evine davet etti. Laz uşağı Cihan yaşasaydı belki önemli anayasa profesörlerinden biri olacaktı. Öldürüldüğünde 25 yaşındaydı.
Tunceli’de yakalanıp işkenceyle öldürülen İbrahim Kaypakkaya’nın elinden; Varlık, Papirüs, Soyut, Türk Dili gibi edebiyat dergileri düşmezdi. Türk dilinin yapısını, sözcük hazinesini, şiirdeki gücünü ve müzikalitesini araştıran şair Kaypakkaya öldürüldüğünde sadece 24 yaşındaydı.
1971 darbesinde Sansaryan Han’daki işkenceler sırasında polisler önemli bir delil buldu; devrimcilerin hemen çoğunda aynı tip mavi ya da kırmızı külot vardı.
Sordular; Bu donların anlamı ne; mavi ile kırmızının farkı ne; bunlar THKO’nun rütbeleri mi?
İşkencedeki sporcu gençler gülmemek için kendini zor tuttu, Bunlar dediler, ODTÜ Spor Kulübü’nün donları!
Futbolu severlerdi kuşkusuz…
Devrimci Öğrenciler Birliği’nin tümü Beşiktaşlıydı. Çarşı’nın devrimciliği nereden geliyor sanıyorsunuz?
68’lilerden futbol takımı kurulsa Deniz Gezmiş ilk 11’e mutlaka alınırdı.
Deniz’in ayrılmaz parçası Cihan Alptekin de…
Mahir Çayan ise kesin teknik direktör; çok sevdiği futboldan iki bacağına takılan platin çubukları nedeniyle erkenden koptu.
Deniz Gezmiş sahada kesin hakemi kandırmaya çalışırdı. Onun mizahçı yönü bilenmeden Deniz Gezmiş portresi yazılabilir mi? Beyaz at üstünde ODTÜ yurdunda kız arkadaşına serenat yapan bir romantikti o. İdam edildiğinde henüz 25 yaşındaydı.
Aşkı da yaşadılar doyasıya…
Sevgilisini son bir kez daha görmek için saklandığı evden çıkan ODTÜ’lü Koray Doğan, sırtından yediği polis kurşunuyla sevgilisinin evinin önünde can verdi.
O da 25 yaşındaydı.
O kuşak 1 kişiyi bile öldürmedi; ama tam 43 can verdiler.
Oysa…
Okul koridorlarında gazoz kapağıyla futbol oynayan bir kuşaktı onlar.
Sanmayın ki fasulyesine poker ya da blöflü pişti oynamadılar?
Sanmayın ki kolalı votka içmediler? Ya da rakı?
Emel Sayın konserine gitmediklerini mi düşünüyorsunuz?
Muhammed Ali, Joe Frazier’e yenildiğinde üzülmediklerini mi sanıyorsunuz?
Ya da hiç küfretmediklerini mi? En güzelini de bir ağız dolusuyla Deniz Gezmiş ederdi. Ve yine Deniz Gezmiş her fırsatta en sevdiği türküyü söylemez miydi: Ne ağlarsın benim zülfü siyahım/ Bu da gelir bu da geçer ağlama/ Göklere erişti feryadım ahım/Bu da gelir bu da geçer ağlama…
Dillerindeki şarkı: Imagine
Delikanlıydılar. İdealisttiler. Devrimciydiler.
Bozulmamış saf bir kuşaktı onlar.
Kızıldere’de katledilen Kazım Özüdoğru gibi, halka inmeyi ayakkabı boyacılığı yapmak sanıyorlardı.
İşten atılan Çorumlu belediye işçileri için yürüdüler.
Kürtler için de yürüdüler; Kürtçe slogan atıp, Kürtçe şiirler okudular. Varto depremi nedeniyle kan bağışı kampanyası düzenlediler. Azgın Zap Suyu’na köprü inşa ettiler.
Pancar, tütün, fındık, haşhaş mitingleri yaptılar. Tam bağımsızlık için Mustafa Kemal Yürüyüşü düzenleyip Samsun’dan Ankara’ya yürüdüler. Atatürk heykelleri tahrip edilmesin diye geceler boyu nöbet tuttular.
68’li kızlar da vardı bu eylemlerde; hem de mini etekleriyle.
Hippiler yok muydu? Özel okullara hayır yürüyüşünde, uzun saçlı genç üniversiteli, sarışın kız arkadaşıyla hem sarmaş dolaş yürüyor hem de slogan atıyordu. O hippi; Kızıldere katliamından tek sağ kurtulan Ertuğrul Kürkçü’ydü.
Hayalleri vardı, dillerinde ise John Lennon’un Imagine şarkısı…
Mahkemedeki savunmaları sırasında, Mevlânâ resmi çizip altına Ben insanım yazıp hâkime gönderecek kadar bu ülke değerlerine inanan bir kuşaktı.
Resimden, edebiyattan gelmişlerdi.
Ellerinden kitap düşmedi hiç. Nice yazarlar çıkarmaları boşuna değil. ODTÜ İnşaat’tan Balık Memet yani yazar Mehmet Eroğlu’nu okumayanınız var mı?
Dans da ettiler: SBF yatılı öğrencilerinin salı ve cuma akşamları 18.45-20.00 arası dans partileri vardı.
Carmina Burana’nın Türkiye’deki ilk bale gösteriminde harikalar yaratan balet Aydın Erol unutulabilir mi? Ya da onca işkenceye rağmen cezaevinin soğuk koğuşunda bale yapan 20 yaşındaki balerin kız Ayşe Emel Mestçi?
Anadolu türkülerini, Dadaloğlu’ndan Âşık Veysel’e şehre getiren 68’liler değil mi?
Tiyatro da yaptılar; Uluslararası Üniversite Tiyatroları Festivali’nde üçüncü oldular.
FKF ilk başkanı İzzet Polat Ararat’ın DTCF Tiyatro Bölümü öğrencisi olması tesadüf mü?
ODTÜ Sosyalist Kültür Kulübü üyeleri Ali Artun ve Yılmaz Aysan’ın bugünün tanınmış sanat galerisi Nev’in sahipleri olması, o dönem birikiminin ürünü değil mi?
Dağcılık kulüplerini üniversitelerde ilk kimler kurdu sanıyorsunuz? Türkiye’de bu sporun gelişiminde 68’li Fikret Gürbüz, Tuncer Gürdil, Uçmaz Sungur, Sönmez Targan ve nicelerinin katkıları unutulabilir mi?
Ardı ardına şampiyon olan efsanevi İTÜ basketbol takımının temelini TMTF İkinci Başkanı Cavit Savcı atmadı mı?
Maratoncu Mehmet Yurdadön ülkeye madalyalar kazandırmadı mı?
ODTÜ’lü Ömer Gürcan cezaevine sokulmasaydı, idam edilen babası Fethi Gürcan gibi ülkemizi binicilikte birincilik kürsüsüne çıkarır mıydı?
SBF’nin tanınmış milli güreşçileri Necati Sağır, Mustafa Aynur aynı zamanda THKP-C’li değil miydi?
Bugün judo ve karatede madalya alanlar, bu sporun gelişmesinde büyük emeği olan Murat Özdabak’ı anımsar mı? Peki ya boksörler milli sporcu Taşkın Konuralp’in adını duymuş mudur?
ODTÜ Motor Kulübü’nün kurucularından Tayfur Cinemre motosikletiyle kimleri taşımadı ki; Ulaş Bardakçı, Yusuf Aslan, Cihan Alptekin…
Fenerbahçe takımında yelken yapan Taner Türkantöz, Mahir Çayan’ın en yakın yoldaşıydı.
Hangisini yazayım?
68 kuşağı bu özellikleriyle neden anlatılmaz?
Oysa…
Toplumsal bir gelecek hayali kuranlar bu mirası her yönüyle bilmelidir.
⦿ https://www.hurriyet.com.tr/ yazarlar/soner-yalcin/68-kusagini-iyi-taniyor- musunuz-16512571
=======================
Sen neden
geldin lan?
Ayaktaydım. Merak ve heyecanla izliyordum.
Benim bir suçum yok, dedi çocuk.
Ne yani lan, suçun yok da seni camiden mi aldılar, pezevenk, neden aldılar?
Evden aldılar… Ders çalışıyordum… Tıp fakültesinde okuyorum. Beni aramıyorlar aslında, abimi arıyorlar; ama beni aldılar.
Abin kimmiş lan?
Mehmet Şener. Ben de Hasan Hüseyin Şener.
Başlatma lan Ahmet’inden Mehmet’inden! Kimmiş lan Mehmet Şener?
Ağca’ya silah veren, dedi çocuk, övünerek.
O âna kadar çocuğu çiğ çiğ yiyecekmiş gibi bakan polisin tüm hırsı tükenmişti.
Ben araya girdim; öfkeyle: Bu çocukla beni aynı yere koyamazsınız, dedim.
Sen de kimsin lan?
Ben Tarık Akan’ım.
Ne olmuş lan Tarık Akan’san? Neden kalamıyormuşsun bununla? Bu insan değil mi?
Çenemi tutamadım, ettim lafımı: Ben bu faşistle kalamam, beni başka yere…
Mideme bir yumruk yedim. Ayaklarım yerden kesildi. Neye uğradığımı anlayamamıştım. Kendimi yerde buldum. İki-üç tekme de yerde yedim. Kafamı kolluyordum.
Hücreden biraz uzaklaştık. Polis durdu. Ben de durdum. Polis A. geldi yanımıza. Üç polis ve ben, öylece dikiliyorduk. Sonunda polislerden biri
(A. değil):
Al bakalım şu süpürgeyi eline, dedi.
Aldım.
Bağırarak devam etti:
Beni dinleyin! Herkes çöpünü kapının altından atacak; artist de buraları süpürecek!
Bir an, süpüreyim mi, süpürmeyeyim mi diye düşündüm. Sonra elimdeki saplı süpürgeyi ayaklarımın çevresinde ufak ufak, isteksizce hareket ettirmeye başladım.
Ulan çöplerinizi dışarı çıkartın, yoksa fena yaparım!
Dokuz-on hücrenin hiçbirinde hareket olmadı. Ben de gönülsüz, süpürmeyi bıraktım, çöpleri beklemeye başladım. Kimsenin kımıldamadığını görünce polis sinirlenmişti:
Ulan çöplerinizi dışarı çıkartın! Vatan haini Tarık Akan toplayacak!
O da ne? İlk kez biri bana 'vatan haini' diyordu… Sözler kulağımda yankılandı… Zaman geçiyordu, ama hala hiçbir hareket yoktu. Sinirine hakim olamayan polis, bir numaralı hücrenin kapısına sıkı bir tekme attı ve ana avrat küfre başladı. Bir bana dönüyor, Vatan haini! diye bağırıyor, bir hücrelerden yana dönüyor, küfrediyordu. Sonra en uçtaki hücrelerden onu çılgına çeviren ses duyuldu:
Memur bey, ben süpürürüm… Tuvaletleri de yıkarım… Ama ona yakışmaz…
Hiç bu kadar gururlandığımı anımsamıyorum… Boğazım düğümlenmişti…
Siz beni devrimci diye fişlediniz, kabulümdür, tarih de sizi hain olarak fişleyecek.
=======================
3 mehmetçiğimiz şu anda yaralı.
5-7 Mayıs’ta kongre yapıyor 11 Mayıs’ta benim askerime kurşun sıkıyor.
PKK silah bırakacakmış, bitmiş.
Adamlar 50 tane örgüt kuracağım diyor.
Hadi beni MSB çıkıp yalanlasın, dava açsın.
⦿ https://x.com/i/ status/1921837878574817295
=======================
Şirketin kasasına bir imza ile güncel kurla 70 milyar lira aktarılırken, iddiaya göre Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu bu artırımı Karayolları Genel Müdürü olduğu dönemde de önerdi, ancak o dönem kabul edilmedi.
Konu, CHP
Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu tarafından TBMM
gündemine taşındı.
=======================
=======================
Her yandan yandaş kanallarda sabahtan beri bayram havası estiriliyor!…
Terör örgütü PKK, fesih kararını resmen açıklamış… Açıklama metninin tamamını defalarca okudum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne dayatmaların ve pazarlık taleplerinin derhal yerine getirilmesini içeren uzun direktif namede en dikkatimi çeken ifade, PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı satırıydı. Tiyatroyu, tezgahı anlayabilmek adına başka hiçbir şeye gerek kalmadı. PKK çoktan düzenli orduya geçmiş ve YPG/SDG adını almıştı. Bu satırla, teröristler, bizdeki siyasetçilerden de daha dürüst davrandıklarını göstermiş oldular!.. Aynı zamanda, durmak yok, yola devam dediler!.. Anlayacağınız fesih sadece adda kaldı!…
PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG, Türkiye tarafından artık terör örgütü olarak görülmüyor. MSB, geçtiğimiz günlerde bu yapıya YPG yerine SDG diyerek ilk işareti zaten vermişti.
Saray iktidarının elindeki daha önce hazırlanmış kutlama açıklamaları da sabahın ilk saatleriyle hemen servis edilmeye başlandı.
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum,Türkiye Yüzyılı; Türk ve Kürt yüzyılıdır deyiverdi. Uçum’un açıklaması aynı zamanda yakın zaman yol haritasını da gösterir nitelikteydi. Şöyle;
Demokrasi ve hukuk alanında kapsamlı reformların yapılacağı, ulusal ve yurtsever demokrasi hukukunun somutlandığı yeni bir aşamaya geçileceği herkesin kabulündedir. Görüldüğü üzere Kurtuluşla başlayan, Cumhuriyetin ilanıyla tescillenen Kuruluş sürecimiz, Terörsüz Türkiye’ye geçişi takiben yeni anayasa başta olmak üzere kapsayıcı reformların yapılmasıyla tamamlanacaktır.
Devlet Bahçeli’nin çalışma ofisinin yanındaki odada hazır bekletilen af yasası ve anayasa değişiklikleri çok yakında ortaya çıkacak. O zaman Türk ve Kürt Yüzyılı ete, kemiğe bürünmüş olacak!.
*
Ben söylemiştim, ben yazmıştım demekten hiç hazzetmem. Çok nadir ancak ve ancak çok zorunlu hallerde geriye dönüş yaparım ve hatırlatma babında ben demiştim derim. Yine çok zorunda kaldım!.. PKK’nın fesih süreci ile ilgili yapay gündem senaryolarının eşliğinde gelişmeleri takip ediyorsunuz. Nasıl bir aldatmacanın tuzağında olduğumuzu defalarca yazdım. Bu sefer, sizleri, biraz daha geriye götüreceğim. Yeniçağ Gazetesinin Ankara Temsilciliği görevini yürütürken Adsız da yazdığım 18-Ağustos-2016 tarihli Afrin’den iki kare… başlıklı köşe yazımın tamamına tekrar yer vereceğim. O zamanlar bu bilgileri Genelkurmay Başkanlığı üst düzey yetkililerinden bizzat alıyordum. Fotoğrafları da öyle.. Yine kaynağımı açıklamayacağım. Bu yazıyı kaleme aldığım günler Yaşar Güler Genelkurmay ikinci başkanıydı. Şimdi Savuma Bakanı… Kulakları çınlasın!.
İşte o yazı;
► Afrin’den iki kare…
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry gelecekti 24 Ağustos’ta… Üst akıl bu… Tabii ki sorgu sual edilemez!.. Kararını değiştirdi. ABD, Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı yolluyor Türkiye’ye…
ADSIZ'ın sıkı takipçileri, Biden’ın her Türkiye gelişinde saltanat mensuplarına ne ev ödevleri verdiğini yakından bilirler. Görüntüye bakarsanız, bizimkiler Biden’den hiç haz etmezler ama bir dediğini de ikiletmezler.
15 Temmuz hain darbe girişimin ardından Türkiye içine kapanırken, TSK tasfiye edilirken, kırmızı çizgilerimiz kimsenin hatırına bile gelemezken sessiz sedasız değil, göstere göstere işi hallediverdiler!.. Menbic’i PYD/PKK’ya teslim ettiler. Suriye’nin Kuzey’inde Kürt koridorunu tamamladılar.
Görüntüye bakarsanız; AKP iktidarı FETÖnün iadesi için ABD ile sıkı bir kavga içinde. Karşılıklı açıklamalara bakarsanız da, pazarlıkta borsa dalgalı bir seyir izliyor. Resmi açıklamalara bakarsanız, kavgaya kuzu kuzu inanır giderseniz. Fakat, sizlere, 15 Temmuz öncesinde de arşivleri karıştırmanızı ve her sözde şiddetli ABD kavgasının ardından okyanus ötesinden gelen ziyaretçilerle görüşmeler sonrası Suriye’de neler olduğunu, bir dizi kazığı nasıl afiyetle yediğimizi görmenizi öneririm.
Azez- Mare hattı kırmızı çizgimizdi… ABD üniformalı YPG/PKK militanları ile yaptıkları operasyonların fotoğraflarını dalga geçercesine gözümüze sokuverdiler. Sonra bizimkiler başladı masala, ABD söz verdi, güvence verdi, Kürt koridoru olmayacak diye.
Hain darbe girişiminin gecesinden sonra beklendiği üzere FETÖ kavgası senarist ABD ile daha da alevlendi. Türkiye’ye iade edilirdi… Edilmezdi… Derken hafta başında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ortalıkta görünüverdi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na, MHP yöneticilerine gidiverdi. İsrail mutabakatının Meclis’ten geçirilmesi için arıza çıkarılmamasını istedi.
Menbic operasyonu bittikten sonra PYD'nin tekrar Fırat Nehri’nin doğusuna geçeceği yönünde ABD’nin sözü var. Şimdi ABD’nin bu sözünü tutması gerekiyor. Bu konuda temaslarımızı sürdürüyoruz da dedi. Yersen pazarı!…
Şimdi sizlerin dikkatine, burnumuzun dibinden Hatay’ımızın hemen karşısından Kuzey Suriye/Afrin’den 2 kare fotoğrafı sunacağım;
* **
Yakın zamanda güvenlik güçlerimizin elde ettiği bu fotoğraf kareleri Afrin’deki PKK kamplarına ait. Bu fotoğraflar ne anlatıyor aslında?…
► Kanlı bölücü terör örgütünün düzenli orduya geçtiğini.
► Bu hainleri çıplak gözle görebildiğimiz halde hiçbir müdahalede bulunamadığımızı.
► Kandil’e şiddetle bomba yağdırdık söylemlerinin kamuoyunun gazını almaktan ibaret olduğunu.
► Atı alanın çoktaan Üsküdar’ı geçtiğini!…
Güneydoğu’da her gün bombalar patlıyor. Şehit haberleri ile kavruluyoruz. Dün sabah, TSK’nın tasfiye sürecinde bir adım daha atan yeni bir kanun hükmünde kararname ve cezaevlerinde kısmi affı düzenleyen kararname ile uyandık. Televizyonlardan af sevinci pompalanırken bir de baktık ki İsrail mutabakatı Meclis’e gönderilmiş.
Bu ne acele demeyeceğim!…
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, 24 Ağustos’ta Türkiye’ye geliyor…
Kim?…
Hani şu çapulcu başı Barzaniye, müsterih olun. İkimizin de ömrü Kürt Devleti görmeye yetecektir diyen zat-ı muhterem!…
Siz esas, 25 Ağustos’u bekleyin… İtirafçı kanallardan ne masallar dinleyeceksiniz?.. FETÖnün iadesi hakkında Biden’a nasıl sert çaktığımız hakkında!.. Ver kavurmayı gör savurmayı misali!…
Biden’ın her gelişinde bizimkilerin önüne koyduğu Kıbrıs ödevlerini yine merak bile etmeyeceksiniz. ABD’nin verdiği sözleri tutmasını beklerken, TSK’nın tasfiye edilmesi ile birlikte Kıbrıs’ta neler başımıza gelebileceğini tahmin bile edemeyeceksiniz.
Afrin’den iki kare…
Terör örgütü ile mücadele!…
Bakalım!.. Ömrümüz bir sabah uyandığımızda Büyük İsrail Devleti’ne atanan büyükelçinin kararnamesini görmeye yetecek mi?…
=======================
İsrail merkezli Jerusalem Post gazetesinde bugün yayımlanan bir makalede, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki askeri varlığı ve bölgedeki dış politikası yayılmacı olmakla eleştirilirken, Türkiye’nin bölgesel etkisini durdurmanın tek yolunun, Kürtler için Akdeniz’e erişimi olan bağımsız bir devlet kurmak olduğu savunuldu.
11-Mayıs-2025
Türkiye’nin bir NATO üyesi ve Batı için uzun süredir stratejik ortak olduğuna dikkat çeken yazıda, bu durumun Ankara’nın politikalarına karşı koymayı zorlaştırdığı ifade edildi.
Anka’nın aktardığına göre, Ankara’nın Musul, Halep ve Şam gibi stratejik kentler üzerinde yayılmacı hedefler güttüğü ve bu hedefleri açıkça dile getirdiği öne sürülen yazıda şu ifadelere yer verildi:
BBC’nin son haberine göre Türkiye, Kuzey Irak’ta sivillerin girmesinin yasak olduğu 136 yarı kalıcı askeri üs kurmuş durumda. Kuzey Suriye’de ise Türkiye, iki büyük kara parçasını fiilen ilhak etti. Ankara, Şam’daki yeni İslamcı yöneticilerle bağlarını ya da İsrail’e karşı ‘savaşa öncülük etme’ ve Kudüs’ü Siyonist varlıktan kurtarma hevesini gizlemiyor.
Bugün İsrail’i kaygılandıran şey, Türkiye’nin uzun vadeli stratejik yayılmacılık planlarının bir devamı. Kürtler tek başına Türkiye’yi durduramaz.
Şimdi Kürtler ve İsrail, ABD’nin Suriye’den tamamen çekilmesi ihtimalinden giderek daha fazla endişe duyuyor. Türkiye daha geniş fetih hedefleri peşindeyken, İsrail bu konuda uluslararası alarm zilleri çalmaya başladı. Ancak çözüm, Türkiye ile Suriye’de nüfuz alanları paylaşmaya dayalı örtük bir anlaşma değil…
Türkiye’yi Suriye ya da Irak’ta durdurmanın tek yolu, Kürtlerin kendi siyasal ajandasını kurmasına yardımcı olmak: Tarihsel toprakları üzerinde kurulan, Akdeniz’e Lazkiye üzerinden çıkışı olan bir Kürt ulus devleti. Kurulduğunda bu devlet, her türlü toprak saldırısını püskürtebilecek savunma araçlarına, gerekli silahlara sahip olmalı.
=======================
Oğlu çakarlı araba ile TikTok videosu paylaşarak polislere gözdağı Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’den açıklama geldi.
12-Mayıs-2025
Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’nin oğlu Tarık Çiftçi’nin sosyal medya hesabından polislere gözdağı veren paylaşımları büyük tepki çekti.
Sosyal medyada paylaşılan, videoda çakarlı araç gösterilerek polis emojisiyle birlikte Tahsis belgeni alayım. Me: Ben de sicil numaranı alayım notu düşüldü.
Çiftçi, olay sonrası sosyal medya hesaplarından zaruri açıklama başlıklı bir paylaşım yaptı.
Çiftçi, Sahipsiz sokak hayvanlarının dahi hakkını-hukukunu savunur görünen mütecaviz ve hadsiz güruhun, aynı hassasiyeti (hata yapmış) bir genç delikanlıdan neden esirgediklerini de aziz milletimizin takdirine bırakıyorum dedi.
Vali Çiftçi, şu ifadeleri kullandı:
Birkaç gündür bazı sosyal medya platformlarında ve internet sitelerinde, küçük evladımın yaptığı bir paylaşım üzerinden şahsıma ve aileme yönelik itibarsızlaştırma ve linç kampanyası başlatılmıştır. Öncelikle 18 yaşındaki oğlum A.T’nin yaptığı paylaşımın içeriği hakkında kısaca bilgi vermek isterim. Valiliğimize ait kapalı garajda, çakarlı aracın videosunu çeken oğlum, aracın üzerine polis memuru ikonu koymuş ve karşılıklı bir konuşma metnine yer vermiş ve bu diyaloğu da kendi sosyal medya hesabında paylaşmıştır. Böyle bir hadiseden dolayı evladımın ve şahsımın gündeme gelmesinden, haber olmasından dolayı son derece üzüntü ve hicap duyduğumu belirtmek isterim. Görev yaptığım Erzurum halkından ve aziz milletimizden özür diliyor, onların engin hoşgörüsüne sığınıyorum.
Videoda da açıkça görüleceği üzere, paylaşım tamamen kurgusaldır. Çakarlı aracın trafikte kullanılması, denetim amaçlı polis tarafından durdurulması, evrak istenmesi ve polis memurunun sicil numarasının, evladım tarafından talep edilmesi gerçekte kesinlikle vuku bulmamıştır. Hal böyle iken, sanki hadise gerçekte yaşanmış, resmi çakarlı araç trafikte veya konvoyda kullanılmış, evrak isteyen polis memuru tehdit edilmiş, baskı yapılmış gibi bir algı yaratılması, Çorum Valiliğim döneminde 5 yıl boyunca anma etkinliklerine katıldığım (mazlum, mağdur ve şehit) İskilipli Muhammed Atıf Efendi olayı ile irtibat kurulması ve bunun üzerinden şahsımın, sayın İçişleri Bakanımızın ve hükümetimizin yıpratılmaya çalışılması tamamen art niyetli bir yaklaşımdır, itibar suikastıdır.
Öte yandan bir kamu görevine atanan kişinin ‘makam diyeti’ yapmasını, kendisine sunulan ve makama bağlı haklardan veya imkanlardan en asgari düzeyde faydalanması gerektiğini her ortamda savunurken, evladım da olsa kimsenin kamu araçlarını amaç dışı kullanmasına izin vermem veya kamu görevlilerine baskı yapılmasını kabul etmem asla düşünülemez veya iddia edilemez. Sahipsiz sokak hayvanlarının dahi hakkını-hukukunu savunur görünen mütecaviz ve hadsiz güruhun, aynı hassasiyeti (hata yapmış) bir genç delikanlıdan neden esirgediklerini de aziz milletimizin takdirine bırakıyorum. Üst düzey kamu görevlilerinin, sürekli olarak halkın gözü önünde bulunanların kendilerine, hal ve hareketlerine, yaşantılarına, aile fertlerine dikkat etmeleri bir mecburiyettir. Yıllarca bu bilinçle kamu görevimi sürdürdüm, aileme, yakınlarıma hep bu hususları telkin ettim.
Beşer, şaşar’ ilkesi gereğince, oğlumun yaptığı bir hatalı paylaşım sebebiyle insanların şahsıma ve aileme eleştiri yöneltmesi, tepki göstermesi anlaşılabilir ve makul karşılanabilir ancak bunun ötesine geçilmesi, hakaret edilmesi, galiz ifadeler kullanılması hukuken sorumluluk doğurur ve bu tür ifadeler kullanan kişiler hakkında yasal haklarımı kullanacağımı ifade etmek isterim. ‘Şüphesiz sizin mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir’ ilahi buyruğu gereğince, herkesin benzer durumlarla yüz yüze gelebileceğini, herkesin evladıyla sınanabileceğini hatırlatır, eleştirilerde insaf ve vicdan ölçülerine riayet etmenin doğru bir yaklaşım olduğunu bilgilerinize sunarım. Karar ve takdir milletimizindir.
⦿ https://www.veryansintv.com/ oglu-polislere-gozdagi-vermisti-erzurum-valisinden- aciklama
=======================
Terör örgütü PKK'nın 'fesih' açıklamasında, Lozan antlaşması hedef alındı, 1924 Anayası’nın Kürtleri inkar ettiğini öne sürüldü. Cumhuriyeti soykırım ile suçlayan örgütün açıklamasında, PKK adıyla yapılan çalışmalar sonlandırıldığı belirtilirken YPG ve KCK’nın faaliyetlerinin devam edip etmeyeceği, fesih kararına dahil olup olmadığına ilişkin bir bilgilendirme yapılmadı. Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, PKK’nın açıklamasının arka planını anlatıp Türkiye’de iktidar ve muhalefetin bu gerçeği görmesi gerekir. Türkiye her koşulda jeopolitik önceliklerini iç siyaset üzerinde tutmalıdır. Tarihten ders almalı ve Mustafa Kemal Atatürk gibi davranmalıyız uyarısında bulundu.
12-Mayıs-2025
Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, terör örgütü PKK’nın ‘fesih’ açıklamasını sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla değerlendirdi.
Gürdeniz, PKK’nın açıklamasında ‘Lozan’ antlaşmasının hedef alınarak 1924 Anayası’nın Kürtleri inkar ettiğinin öne sürülmesine dikkat çekti. Gürdeniz, PKK’nın Cumhuriyeti soykırım ile suçladığını ve Türk milleti yerine Türkiye Halkı dediğini de belirtti.
Gürdeniz, ‘PKK adıyla yapılan çalışmalar sonlandırıldı’ ifadesinin yer aldığı açıklamada Türkiye’de KCK ile Suriye ve Irak’taki PKK türevlerinin (PYD/YPG) silah ve insan gücünün tasfiyesine yönelik hiçbir husus yoktur ifadelerini kullandı.
Gürdeniz, açıklamasında şunları kaydetti:
Silahlı terör örgütü PKK’nın kendini feshettiği kongre açıklaması Cumhuriyetin kurucu anlaşması Lozan’ı ve 1924 Anayasasını düşman belliyor. Cumhuriyeti soykırım ile suçluyor. Türk Milleti yerine Türkiye Halkı diyor.
Sanki büyük bir askeri zafer kazanmış olmanın kibiri ve buyurganlığı ile kaleme alınan ve PKK adıyla yapılan çalışmalar sonlandırıldı ifadesinin yer aldığı açıklamada Türkiye’de KCK ile Suriye ve Irak’taki PKK türevlerinin (PYD/YPG) silah ve insan gücünün tasfiyesine yönelik hiçbir husus yoktur.
2003 sonrası Kuzey Irak’ta; 2011 sonrası Kuzey Suriye’de denize çıkışı olan ABD, İsrail, İngiltere ve AB koruması altında kukla Kürdistan kurulmasının temelleri atıldı. Irak ve Suriye kürtleri birleştiğinde fay hatları kırılacaktır.
Bugün bölgede yaşananlar ortada iken Türkiye’de PKK’nın silah bırakma kararının Irak ve Suriye’de yaşananlara yönelik hiçbir jeopolitik sonucu yoktur.
Türkiye’nin iç siyasetinde halkın büyük çoğunluğu Suriye ve Irak’taki yapılanmalar ortada iken bu sürecin Türkiye’de büyük bir barış başarısı olarak sunulmasını kabullenememiştir. Bu durumun yeni tartışmaları tetiklemesi kaçınılmazdır. Türkiye’nin iç cephede zaten çok kırılgan olduğu bir döneme bu durum daha da farklı dengesizlikler yaratacaktır.
Devletimiz yıllarca Kürt sorunu yoktur Terör sorunu vardır tezini savundu. Bu doğru bir tezdi.
Bugün doğuda, batıda, güneyde ve kuzeyde Anadolu’nun her yerinde yaşayan Kürt vatandaşlarımızın ulus devlet, üniter yapı, Türk vatandaşlığı ve üst kimliği ile bir sorunu yoktur. Her meslek grubu ve faaliyette bir ayrımcılığa uğramaları söz konusu değildir. Etle tırnak olunmuştur.
Ancak emperyalizmin hedefi bölmektir. Cumhuriyet 1925 Şeyh Sait isyanı ile ayrılıkçı ve silahlı Kürt sorunu ile tanıştı. O dönem İngiliz emperyalizminin vizyonu olan ayrılıkçılık daha sonra ABD, İsrail ve AB’nin ortak vizyonuna dönüştü. Binlerce masum insan ve devlet görevlileri katledildi.
Türkiye’de sözde Kürt sorunu olarak lanse edilen algı gerçekte emperyalizmin su ve tarım kaynaklarına, petrol ve doğal gaza, nadir metallere erişimi ile yaratılacak kukla bir devletin emperyalizmin enstrümanı olarak kullanılmasına yönelik jeopolitik bir hedefe erişimin aracıdır.
PKK’nın bu kararına BBC, EURONEWS, CNN sevinç çığlıklarıyla eşlik ederken Emperyalizmin fikir merkezi İngiliz Chatham House bu kararı yere göğe koyamıyor.
Bizim AB ve ABD muhiplerimiz de çok mutlu.
Emperyalizmin mutlu olması Türk milletini düşünmeye sevk etmelidir.
Türkiye’de iktidar ve muhalefetin bu gerçeği görmesi gerekir. Türkiye her koşulda jeopolitik önceliklerini iç siyaset üzerinde tutmalıdır.
Tarihten ders almalı ve Mustafa Kemal Atatürk gibi davranmalıyız.
► Silahlı terör örgütü PKK’nın kendini feshettiği kongre açıklaması Cumhuriyetin kurucu anlaşması Lozan’ı ve 1924 Anayasasını düşman belliyor. Cumhuriyeti soykırım ile suçluyor. Türk Milleti yerine Türkiye Halkı diyor.
► Sanki büyük bir askeri zafer kazanmış olmanın kibiri ve…
— Cem GÜRDENİZ (@cemgurdeniznet) 12-May-2025
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’deki konuşmasının ardından başlayan süreçte terörist başı Abdullah Öcalan’ın silah bırakma çağrısını yaptığı terör örgütü PKK, kongresinin ardından kendini feshettiğini duyurdu.
Örgütün açıklamasında PKK adıyla yürütülen çalışmaların sonlandırıldığı ve silahlı mücadelenin sona erdiği ifade edildi. Açıklamada PKK adı ile sona erdirilen ‘mücadelenin’ bundan sonra başka bir örgüt çatısı (YPG) adı altında devam edip etmeyeceğine dair bir detay görülmedi. YPG’nin yanı sıra PKK’nın çatı örgütü olan KCK’nın faaliyetlerinin devam edip etmeyeceği, fesih kararına dahil olup olmadığına ilişkin bir açıklama yapılmadı.
PKK’nın açıklamasında dikkat çeken ve rahatsızlık yaratan bir başka detay ise ‘Lozan’ antlaşması hedef alınması ’1924 Anayası’nın Kürtleri inkar ettiğinin’ ifade edilmesi oldu. PKK’nın 1924 anayasası ve Lozan Antlaşması ile ’soykırım ve asimilasyon politikalarının’ etkili olduğu bir dönemde şekillendiği ifade edildi.
PKK’nın açıklamasında şöyle denildi:
Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı. Doğuşunda reel sosyalizmin etkilerini yaşadı ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesini benimseyerek, silahlı mücadele stratejisi temelinde meşru, haklı bir mücadele yürüttü. PKK katı Kürt inkarının, buna dayalı imha siyasetinin, soykırım ve asimilasyon politikalarının egemen olduğu koşullarda şekillendi. 1978’den başlayarak yürüttüğü özgürlük mücadelesiyle Kürt varlığını kabul ettirmeyi ve Kürt sorununun Türkiye’nin temel realitesi olarak görülmesini esas aldı.
Açıklamada 3. Dünya Savaşı kapsamında Ortadoğu’da yaşananlara karşın, Kürt- Türk ilişkilerini yeniden düzenlemeyi kaçınılmaz olduğu sözlerle ifade edildi:
Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleşen Kürt isyanları, 1000 yıllık tarihi Kürt-Türk ilişki diyalektiği ve 52 yıllık Önderlik mücadelesi Kürt sorununun ancak Ortak Vatan ve Eşit Yurttaşlık temelinde çözülmesinin kazandıracağını göstermiştir. 3. Dünya Savaşı kapsamında Ortadoğu’da yaşanan güncel gelişmeler de Kürt-Türk ilişkilerini yeniden düzenlemeyi kaçınılmaz kılmaktadır.
PKK’nın açıklamasında Meclis’e ve muhalefete atıfta bulunulan kısmında ise şu ifadeler aldı:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihi sorumlulukla rolünü oynaması önemli olmaktadır. Aynı şekilde hükümet ve ana muhalefet partisi başta olmak üzere Meclis’te temsili bulunan tüm siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini, din ve inanç topluluklarını, demokratik basın kuruluşlarını, kanaat önderlerini, aydınları, akademisyenleri, sanatçıları, işçi-emekçi sendikalarını, kadın-gençlik örgütlerini, ekolojist hareketleri sorumluluk altına girerek barış ve demokratik toplum sürecine katılmaya çağırıyoruz.
=======================
12-05-2025 11
Meclis’e ‘üçüncü çocuğunu doğuran kadınlara talep etmeleri halinde kamuda memur statüsünde istihdam hakkı tanınması’ için kanun teklifi verildi.
Teklif sosyal medyada gündem oldu.
Hükümet, Türkiye’de nüfus artış hızındaki düşüş nedeniyle 2025’i ‘aile yılı’ ilan etmiş, evlilik ve doğum için bir dizi teşvik açıklamıştı.
İYİ Parti’den de ‘üç çocuklu kadınlara memurluk’ teklifi geldi.
8 Mayıs’ta Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in sunduğu teklif, şu an TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda.
Teklife göre bu kişilere memurluk için en az üç çocuk sahibi olmasının dışında bu şartlar aranacak:
► Bu kapsamda istihdam edilecek kişiler için Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) şart aranmaz ancak; atanacak kişilerin, atanacaklan kadro veya pozisyonlar için sınavlara ilişkin hükümler hariç olmak üzere başvuru usul ve esasları ile görevlendirilecek kurumlar Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynaklan Ofisi ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ortaklaşa belirlenir.
► Adayların yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymemiş olması, kamu hizmetinden yasaklı olmaması ve genel sağlık şartları taşıması zorunludur.
► Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından belirlenen hak sahiplerinin ataması kura usulüyle kamu kurumlarına yerleştirilmesi yoluyla yapılır.
► Bir defa atama hakkı kullanılabilir.
► İlkokul, ortaokul ve ilköğretim mezunları; hizmetli unvanlı kadro ve pozisyonlara, ortaöğretim ve yükseköğretim mezunları; öğrenim durumlarına uygun memur unvanlı kadro ve pozisyonlara atanır.
► İşçi statüsünde istihdam edilecek olanlar için sürekli işçi unvanlı kadrolar kullanılabilir.
► Atama işlemleri teklifin kamu kurumuna ulaşmasından itibaren 30 gün içinde tamamlanır.
► Atama onayı alınmasına rağmen göreve başlamayanlar ya da başladıktan sonra herhangi bir sebeple görevden ayrılanlar kanun kapsamında yeniden istihdam edilemezler.
İYİ Partili vekil teklif için Üçüncü çocuğu yap, memuriyeti kap! sloganının kullanılabileceğini de ekledi.
Sosyal medyada gündem olan teklife X’te kimi kullanıcılar teklife tepki gösterdi.
Bir kullanıcı şöyle yazdı: Üç çocuk doğurmak liyakat sağlıyorsa beyin ameliyatını, bina inşaatını, uzun yol pilotluğunu da yapsınlar.
=======================
Nevşehir’de İl Özel İdaresi sokakta yaşayan hayvanları öldürmek için ihaleye çıktı. İhaleyi kazanan firma, sokaktan topladığı kedi ve köpekleri kısa süre önce kötü görüntüler ile hafızalarda yer edinen barınaklara teslim edecek.
Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz hafta içinde sokakta yaşayan hayvanların öldürülmesine onay veren yasayı görüştü ve herhangi bir sorun görmedi. Hayvan dostları bir umut AYM'den çıkacak kararı beklerken çoktan sokaktaki hayvanları öldürmek için ihaleler açılmıştı.
Sokaktaki hayvanları toplamak için ihaleye çıkanlardan biri de Nevşehir İl Özel İdaresi. Kurum 3 Nisan 2025’de çıktığı ihale için bir hafta sonra bir düzeltme yaptı. Kamu ihale Kanunu’na göre yapılması gereken ihale ilanına
İlan Metni 4.4.1 Maddesi
► Kamu veya özel sektörde gerçekleştirilmiş, Sahipsiz hayvanların nakil veya yakalama ve alındığı alana tekrar bırakılma veya rehabilitasyon veya tedavi hizmetleri veya Veteriner hizmetleri alanında tedarik hizmetleri veya Halk Sağlığı Alanında Temizlik Hizmetleri veya Sahipsiz hayvanların nakil, yakalama ve alındığı alana tekrar bırakılma hizmetlerinden birini yaptığına dair iş deneyim belgesi sunulacaktır.olarak değiştirilmiştir.
maddesi eklendi.
25 Nisan’da sonuçlanan ihaleyi Cemre Personel Kaynakları Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi kazandı. Sözleşme bedeli ise 4 milyon 665 bin TL olarak belirlendi. Manisa’da faaliyet gösteren şirketin sahibi Habip Aslan görünüyor. Önceki adı Ege Ayaz Temizlik Gıda İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olan işletmenin faaliyet alanı temizlik, inşaat ve gıda gibi alanlar olarak belirlenmiş. Ancak sözleşmeye göre deneyimli olması istenen firmanın Ticaret Sicil Ggazetesinde yer alan tüzüğündeki faaliyet alanı bile ihale ile ilgisiz görülüyor.
Sözleşmeye göre ihaleyi kazanan firmanın sokaktan topladığı hayvanları Nevşehir sınırları içerisindeki hayvan barınaklarına teslim etmek zorunda. Oysa Nevşehir’deki barınaklar bir süre önce kötü görüntüler ile gündemdeydi.
⦿ https://www.facebook.com/ share/v/1EdAjqoEiU/
Yine Nevşehir’de benzer bir ihaleyi alan firma ile ilgili suç duyurusunda bulunulmuştu
⦿ https://bianet.org/haber/ nevsehir-de-hayvanlara-olum-ihalesi-307311
=======================
Uluslararası Af Örgütü’nün 150 ülkeyi değerlendirdiği 2024-25 Dünya İnsan Haklarının Durumu raporu yayımlandı. Raporda, Teknolojinin insan haklarını ihlal etmek için nasıl kullanıldığının gözler önüne serildiği, hükümetlerin yeni teknolojileri yeterince düzenlemekte başarısız olan, gözetim araçlarını kötüye kullanan ve yapay zekâ aracılığıyla ayrımcılığı ve eşitsizlikleri kalıcı hale getirdiğine vurgu yapıldı.
11-05-2025
İmamoğlu: Allah’ın izniyle; bu tek adamcı, ucube sistemi el birliğiyle değiştireceğiz İmamoğlu: Allah’ın izniyle; bu tek adamcı, ucube sistemi el birliğiyle değiştireceğiz
Büyük Birader Tüm Dünyayı Gözetliyor Raporda Yüz tanıma teknolojileri pek çok ülkede protesto hakkı üzerinde caydırıcı bir etki yarattı. Bazı ülkelerde polis, barışçıl protestocuları insansız hava araçları ve görüntülü takip araçlarındaki son derece gelişmiş kameralarla izledi. Bu uygulama özel hayatın gizliliğini ihlal ediyor, barışçıl toplanma hakkı üzerinde caydırıcı bir etki yaratıyor ve ayrımcı etkilere yol açabiliyor. Ifadelerine yer verildi. Var Olan Ayrımcılık Daha Şiddetli Hale Geliyor Uluslararası Af Örgütü’nün raporunda Hükümetler, kısmen ABD yönetimindeki değişikliklerle tetiklenen ve endüstri çıkarlarından büyük ölçüde etkilenen yeni teknolojileri düzenleme taahhütlerinden geri adım attı. Devletler, yapay zekâ teknolojilerini; sosyal yardım, polis uygulamaları, göç ve askeri alanlar gibi kamu sektörü işlevlerine daha fazla entegre etti. Bu teknolojiler genellikle idari verimlilik, maliyet tasarrufu veya diğer kemer sıkma tedbirleri gerekçeleriyle kullanılıyor ancak gerçekte var olan ayrımcılığı daha şiddetli hale getiriyor, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini artırıyor, ırk temelli ve sosyo-ekonomik güç sistemlerini kalıcılaştırıyor. ifadelerine yer verildi. Sosyal Medya Şirketleri Nefret ve Şiddet İçeriklerinin Yayılmasına Olanak Sağladı Raporda Kontrolsüz bir güçle faaliyet gösteren sosyal medya şirketleri, en fazla ötekileştirilen ve risk altındaki gruplara yönelik zararları önlemeyi amaçlayan korumaları geri aldı. Ayrıca sistematik olarak etkileşimi her şeyin üzerinde tutmaya devam ederek nefret ve şiddet içeren içeriklerin yayılmasına olanak sağladılar. ifadelerine yer verildi. Dijital Hizmetler Yasası İnsan Haklarına Saygı Duyulması Yükümlülüğünü Getirdi Raporda ayrıca AB’nin İnsan Hakları konusunda daha karma bir durumda olduğu belirtilirken Avrupa Birliği, teknoloji alanındaki düzenlemeler konusunda karma bir emsal oluşturdu. Dönüm noktası niteliğindeki Dijital Hizmetler Yasası, çevrimiçi platformlara ve arama motorlarına insan haklarına saygı gösterilmesini sağlama yükümlülüğü getirdi. Avrupa Komisyonu, TikTok hakkında, genç kullanıcıları koruyamadığı için yönetmeliği ihlal etmiş olma ihtimali üzerine bir soruşturma başlatılmasına karar verdi. AB’nin Ağustos 2024’te yürürlüğe giren Yapay Zekâ Yasası, insanları ve haklarını merkeze koymakta başarısız olmasına rağmen, yapay zekânın en çok hak ihlaline yol açan bazı kullanımlarına çeşitli sınırlamalar getirdi. ifadelerine yer verildi.
Kaynak: RSS
=======================
12-Mayıs-2025
Ekonomimizin kötü sayılması için hala hangi seviyeye düşmesi gerekiyor acaba? İnsanlar sokakta üstünü başını mı yırtmalı yoksa açlıktan sapır sapır kırılmalı mı?
Sabahın zifiri karanlığında, yirmi lira ucuz kıyma için saatlerce kuyruk beklemek yetmiyor belli ki… Bulursan şükret, bulamazsan sabret felsefesiyle gidilecek yol artık bitti.
*
Peki ekonomiyi kim bu hale getirdi? Suçlu hazır tabii… Hem de bu kez yeni ambalajıyla söyledi. Dış mihrak, üst akıl, iç hain derken şimdi de repertuara malum çevreler eklendi.
Nitekim her sabah dünyanın dört bir yanında insanlar Bugün Türkiye’ye ne kötülük yapsam diye uyanıyor. Hatta bazı ülkelerin anayasasında, değişmez ilk üç madde arasında Türkiye’nin kuyusunu kazmak görev olarak yazıyor.
Öyle anlatılıyor ki; gezegenin en hayati gündemi bizmişiz, herkes işini gücünü bırakmış, topluca ‘Türkiye operasyonu’ planlıyor.
*
Bu ezberi bozmak için Mehmet Şimşek iki yıl döndü dolaştı. Dünyada gezmediği ülke kalmadı. Topladığı uçuş milleri ile hayatı boyunca uçağa para vermemeyi garanti altına aldı.
Yabancı yatırımcılara, Bakın, biz aslında aklı başında insanlarız diye sunum yapıp durdu. Üç-beş fon yöneticisini de ikna eder gibi oldu; tam para geliyor derken 19 Mart’ta hop, yeni bir operasyon patladı. Gelenler kaçtı. Elde yine malum çevreler kaldı.
Oysa ne hayalleri vardı. Büyüme coşacaktı, ihracat patlayacaktı, enflasyon canavarı dövülüp boğulacaktı!
Meğerse dünyadaki yatırımcılar, Bir ülkenin kaderi tek bir dudak hareketine bakıyorsa, biz o oyuna girmeyelim diyecek kadar zeki insanlarmış.
Şirket dava açsa mahkeme yok, mahkeme bulsa karar uygulanmıyor. Avrupa mahkemelerine taşısa dosyayı, orada bile Bu kararı tanımıyoruz tabelası… Yatırımcı kime anlatacak derdini?
*
Gerçek şu; trilyon dolarlık fon yöneten insanlar, adaletin olmadığı toprakta ot bitmeyeceğini bizden iyi biliyor. İstediğin kadar enflasyonu makyajla düşür, faizi kırp, doları zımbayla tut; hukuk yoksa para ilgilenmez. Yabancı sermaye önce sorar;
Şeffaflık var mı? Hukuk işliyor mu? Bağımsız olması gereken kurumlar gerçekten bağımsız mı?
Kısaca kafası rahat edecek mi? Millet olarak bizim kafamız rahat değil, onların nasıl olacak ki?
*
Sonuç ortada. Türkiye’den Mısır’a fabrikasını taşıyan firma sayısı 300’ü geçti. Kendi ülkende ayranın yok içmeye, tahtırevanla gidiyorsun el alemin ülkesine yatırımcıları ikna etmeye…
Daha da fenası, parası olan evini barkını bile yurt dışında almaya başladı. Ne yalan söyleyeyim, hepsi haklı…
Ekonomide bundan daha iyisini beklemeyin. Velhasıl, mevcut sistemle bu hikâye burada bitti. Düzelme falan yalan dolan… Filmin sonunu merak ediyorsanız, tam bir hüsran!
=======================
Ekrem İmamoğlu’nun X hesabının engellenmesinin ardından, İmamoğlu’nun paylaşımlarını kağıda bastırarak sokaklarda dağıtan ve bu görüntüleri sosyal medya hesabından paylaşan avukat Burak Saldıroğlu, ’Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla tutuklandı.
10-Mayıs-2025
CHP’nin önceki dönem Beykoz Gençlik Kolları Başkanı Avukat Burak Saldıroğlu, Ekrem İmamoğlu’nun paylaşımlarını çıktı alarak sokaklarda dağıttığı ve bu görüntüleri sosyal medya hesabından paylaştığı iddiasıyla gözaltına alındı.
Emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen Saldıroğlu, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.
ANKA’nın haberine göre hakimlik, avukat Saldıroğlu’nun tutuklanmasına karar verdi.
Gün boyunca gelişmeleri hem emniyette hem adliyede takip eden meslektaşları tutuklama kararını alkışlarla protesto etti.
=======================
12-05-2025
CHP’nin boykot sitesi üçüncü kez erişime engellendi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun da tutuklandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) odaklı soruşturmalar sonrası 24 Mart’ta Saraçhane’de yapılan mitingde bir boykot listesi açıklamıştı. Ertesi gün ‘boykotyap.com’ adresli site yayına girmişti. Site iki gün sonra erişime engellenmişti.
Engellemeden yaklaşık 12 saat sonraysa site ‘boykotyap.net’ adresiyle geri gelmişti. Bu site de 2 Nisan’da erişime kapatılmıştı. Ardından aynı gün ’boykotyap.org’ sitesi açılmıştı.
Engelli Web’in aktardığına göre ‘boykotyap.org’ da bugün Küçükçekmece 3’üncü Sulh Ceza Hakimliği’nce erişime kapatıldı.
CHP’nin güncel boykot listesi şöyleydi:
► Albayrak Medya
► Anadolu Ajansı
► DBL Entertainment
► Akşam gazetesi
► Audi
► Beyaz TV
► Doğuş Grubu
► Günaydın Restaurant
► Kral FM
► NTV
► Nusr-Et
► Skoda
► Star TV
► Türkiye gazetesi
► Volkswagen
► Yeni Şafak gazetesi
► Espresso Lab
► etstur
► D&R
► İhlas Pazarlama
► İdefix
► CNN Türk
► TRT
► TGRT
► DHA (Demirören Haber Ajansı)
► İhlas Medya Grubu
► A Haber
► ATV
► Sabah gazetesi
► Kanal D
► İhlas Haber Ajansı (İHA)
► Demirören
► İhlas Ev Aletleri
► Turkuvaz Medya Grubu
► Milli Piyango
► Misli
► İddaa
Espressolab: Boykot çağrılarına değil hakaretlere dava açtık
⦿ https://www.diken.com.tr/ espressolab-boykot-cagrilarina-degil-hakaretlere-dava- actik/
Espressolab öyle istedi: Boykot paylaşımına erişim engeli
⦿ https://www.diken.com.tr/ espressolab-oyle-istedi-boykot-paylasimina-erisim-engeli/
CHP’nin boykot listesi güncellendi
⦿ https://www.diken.com.tr/ chpnin-boykot-listesi-guncellendi/
Boykot bir anayasal hak mıdır?
⦿ https://www.diken.com.tr/ boykot-bir-anayasal-hak-midir/
CHP boykot listesine AA ve DBL’i de ekledi
⦿ https://www.diken.com.tr/ chp-boykot-listesine-aa-ve-dbli-de-ekledi/
Boykot sitesi yine kapatıldı
⦿ https://www.diken.com.tr/ boykot-sitesi-yine-kapatildi/
2 Nisan boykotu: ‘Sokaklar sessiz’
⦿ https://www.diken.com.tr/2- nisan-boykotu-sokaklar-sessiz/
Ticaret bakanı, boykotu ‘boykot’ etti
⦿ https://www.diken.com.tr/ ticaret-bakani-boykotu-boykot-etti/
AYM kararını hatırlayalım: Boykota çağrı suç değil, ifade özgürlüğüdür
⦿ https://www.diken.com.tr/ aym-kararini-hatirlayalim-boykota-cagri-suc-degil-ifade- ozgurlugudur/
CHP’nin boykot listesinin son hali
⦿ https://www.diken.com.tr/ chpnin-boykot-listesinin-son-hali/
Ticaret bakanı: Boykot çağrısı yapanlara maddi kaybı olan tazminat davası açabilir
Boykot çağrıları hakkında soruşturma başlatıldı
⦿ https://www.diken.com.tr/ boykot-cagrilari-hakkinda-sorusturma-baslatildi/
Boykot soruşturması: 10 kişi gözaltında
⦿ https://www.diken.com.tr/ boykot-sorusturmasi-10-kisi-gozaltinda/
DBL’in patronu bin pişmanmış: O tweeti atmaz olaydım
⦿ https://www.diken.com.tr/ dblin-patronu-bin-pismanmis-o-tweeti-atmaz-olaydim/
Muse konserini 2026’ya erteledi: DBL ile çalışmayacağız
⦿ https://www.diken.com.tr/ muse-konserini-2026ya-erteledi-dbl-ile-calismayacagiz/
Boykot havlu attırdı: DBL tüm projelerden çekildi
⦿ https://www.diken.com.tr/ boykot-havlu-attirdi-dbl-tum-projelerden-cekildi/
Muse ve Robbie Williams’a dayanışma çağrısı: ‘İstanbul konserinizi iptal edin’
Boykotun hedefinde: DBL’nin patronu ‘derin üzüntü’ bildirdi
⦿ https://www.diken.com.tr/ boykot-edilen-dbl-entertainmentin-sahibi-derin-bir-uzuntu- icindeyim/
Muse ve Robbie Williams’a dayanışma çağrısı: ‘İstanbul konserinizi iptal edin’
Trevor Noah gösterisi iptal edildi
⦿ https://www.diken.com.tr/ trevor-noah-gosterisi-iptal-edildi/
Organizatör DBL hedefte: Boykot çağrısı
⦿ https://www.diken.com.tr/ organizator-dbl-hedefte-muse-konseri-icin-boykot-cagrisi/
https:// www.diken.com.tr/boykot-sitesi-yine-erisime-engellendi/
=======================
Shira Perlmutter’ın kovulması, ofisin yapay zeka eğitimi için telif hakkıyla korunan materyallerin belirli kullanımlarına ilişkin endişeleri dile getiren raporu ile ilişkili.
Tuğçe İçözü
Trump, yapay zeka eğitimini ele alan bir raporun ardından ABD Telif Hakkı Ofisi direktörünü görevden aldı
Trump yönetimi Telif Hakkı Tescil Memuru ve ABD Telif Hakkı Ofisi Direktörü Shira Perlmutter’ı görevden aldı. Politico’nun aktardıklarına göre; Perlmutter’ın kovulması, ofisin yapay zeka eğitimi için telif hakkıyla korunan materyallerin belirli kullanımlarına ilişkin endişeleri dile getiren raporu ile ilişkili olabilir. Söz konusu rapor, yapay zeka ile ilgili telif hakkı yasasını analiz eden rapor serisinin bir parçası.
⦿ https://www.politico.com/ news/2025/05/10/trump-u-s-copyright-official-00340306
https://www.copyright.gov/ ai/Copyright-and-Artificial-Intelligence-Part-3- Generative-AI-Training-Report-Pre-Publication- Version.pdf#page111
Raporda, Telif Hakkı Ofisi, bireysel davaların sonucunu önceden yargılamanın mümkün olmadığını belirtiyor. Bununla beraber ofis, yapay zeka şirketlerinin telif hakkıyla korunan içeriklerle modellerini eğitirken savunma olarak adil kullanıma ne kadar güvenebileceklerine dair sınırlamalar olduğunu belirtiyor. Örneğin, raporda araştırma ve analizlerin muhtemelen izin verileceği belirtiliyor. Ancak raporda şu ifadelere de yer veriliyor:
► Ancak, telif hakkıyla korunan eserlerin büyük bir kısmını, mevcut pazarlarda bunlarla rekabet edecek ifade içeriği üretmek için ticari olarak kullanmak, özellikle de bu yasadışı erişim yoluyla gerçekleştirildiğinde, yerleşik adil kullanım sınırlarını aşar.
Telif Hakkı Tescil Memuru, Kongre Kütüphanecisi’ne bağlı olarak çalışmakta. Bu görevi en son, hafta başında görevden alınan Carla Hayden yürütmekteydi. Trump yönetimi, özellikle de Elon Musk’ın eş başkanı olduğu DOGE, yapay zekanın daha geniş kullanımını teşvik ediyor. Nisan ayında Beyaz Saray, federal kurumları yapay zeka stratejileri geliştirmeleri ve Yapay Zeka Direktörleri atamaları için çağrıda bulundu. Bahsi geçen direktörlerin, değişim ajanları ve yapay zeka savunucuları olarak görev yapması amaçlanıyor.
Perlmutter’ın kovulduğu haberi ortaya çıktıktan sonra yayınlanan bir açıklamada, Temsilciler Meclisi İdare Komitesi’nin en üst düzey Demokrat üyesi Joe Morelle, bu hamleyi yasal dayanağı olmayan, küstahça ve eşi görülmemiş bir iktidar gaspı olarak nitelendirdi. Joe Morelle sözlerini şöyle devam ettirdi:
► Elon Musk’ın yapay zeka modellerini eğitmek için telif hakkıyla korunan eserleri toplama çabalarını onaylamayı reddettikten bir gün sonra Donald Trump’ın bu hamleyi yapması kesinlikle tesadüf değil.
⦿ https:// webrazzi.com/2025/05/12/trump-abd-telif-hakki-ofisi- direktorunu-gorevden-aldi/
=======================
Güney Kore Donanması, planlanan uçak gemisi için almayı değerlendirdiği F-35B uçaklarından vazgeçti. Ülke, bunun yerine projeyi değiştirerek insansız hava araçlarına yönelecek.
12-Mayıs-2025
Metin Akpınar
Teknoloji Editörü
Güney Kore, donanma stratejisinde önemli bir değişikliğe giderek daha önce planlanan hafif uçak gemisi projesini rafa kaldırdı ve F-35 satın alma planlarından vazgeçti. Bunun yerine, gelişmiş insansız hava araçlarıyla donatılacak çok amaçlı bir komuta gemisi inşa etmeye hazırlanıyor. Bu yeni yaklaşım, özellikle Ukrayna’daki savaşın gösterdiği modern harp dinamiklerine dayandırılıyor.
Güney Kore Ulusal Meclisi Savunma Komitesi’ne sunulan yeni plan, önceki Hafif Uçak Gemisi projesinin yerini alacak Çok Amaçlı İnsansız ve İnsanlı Entegre Komuta Gemisi programını içeriyor. Large Transport Vessel-II olarak bilinen ve 30.000 ton deplasmana sahip olması planlanan gemi, başlangıçta 20 adet F-35B dikey kalkış yapabilen savaş uçağı taşıyacaktı. Ancak yüksek maliyetler ve değişen stratejik öncelikler nedeniyle bu konsept terk edildi.
Bunun yerine yeni gemi, F-35B'lerin yerini muharip İHA’lar, gezici mühimmatlar ve keşif dronlarıyla dolduracak. Yine de amfibi operasyonlar için sınırlı sayıda insanlı platform, örneğin saldırı ve nakliye helikopterlerinin gemide yer alması bekleniyor. Ancak hava gücünün ana yükü artık insansız sistemlerin omuzlarında olacak.
Çin’den hayalet uçakları nokta atışı tespit edebilen cihaz
⦿ https:// www.donanimhaber.com/cin-den-hayalet-ucaklari-nokta-atisi- tespit-edebilen-cihaz--191209
Bu strateji değişiminde modern savaş sahasının etkisi büyük. Güney Kore donanma yetkililerine göre, hibrit sistemlere sahip insansız platformlar, geleceğin savaş koşullarına daha iyi uyum sağlıyor. Yeni geminin boyutlarının önceki uçak gemisi konseptiyle benzer kalması planlanırken, proje maliyetlerinde ciddi bir düşüş öngörülüyor. F-35B’lerin yerini insansız hava araçlarının alması, Güney KoreSavunma Bakanlığı bütçesinde yaklaşık 1 milyar dolarlık tasarruf sağlayabilir. Ülke, dikey kalkış özellikle donanma tipi F-35B’lerden vazgeçse de halihazırda 40 adet F-35A uçağı bulunuyor ve 25 adet daha sipariş vermiş vaziyette.
Nisan ayında HD Hyundai Heavy Industries ile konsept tasarımı için sözleşme imzalayan Güney Kore Donanması, bu ay sonunda Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı’na resmi sunum yapmayı planlıyor. Nihai onayın ardından geminin tasarım ve inşa sürecinin 2030’ların ikinci yarısında başlaması bekleniyor.
⦿ https://defence-blog.com/f-35- dropped-south-korea-turns-to-unmanned-naval-power/
https:// www.donanimhaber.com/guney-kore-donanma-icin-f-35- planlarindan-vazgecti--191266
=======================
Çin’in, Amerikan hayalet uçaklarını görünür kılabilecek bir teknoloji geliştirdiği iddia edildi. 70 bin dolara mal edilen bir cihaz, LPI radar sinyallerini santimetre hassasiyetle tespit edebiliyor.
10-Mayıs-2025
Onur
Teknoloji Editörü
Çinli araştırmacılar, ABD'nin hayalet uçaklarını tespit edebilen yenilikçi ve ekonomik bir cihaz geliştirdiklerini duyurdu. İddialara göre, 70 bin doların altında maliyetle hayata geçirilen bu cihaz, ticari bir telekomünikasyon spektrum analiz cihazının ustaca modifiye edilmesiyle oluşturuldu. Söz konusu teknoloji, LPI (Low Probability of Intercept – Yakalanma Olasılığı Düşük) radarların yaydığı zayıf sinyalleri bile yakalayarak, kaynağın konumunu santimetre hassasiyetinde belirleyebiliyor.
LPI radarlarının tespit edilmesi son derece zordur. Güçlü ve kolayca fark edilebilen sinyaller yerine, sürekli frekans değiştiren ve gürültüye benzer zayıf dalgalar yayarlar. Aynı zamanda uyarlanabilir güç yönetimi ve karmaşık sinyal işleme algoritmaları kullanırlar. Amaç, radarın varlığını gizleyerek tespit edilmesini imkansız hale getirmek. Bu teknoloji ABD'nin F-35 Lightning II, F-22 Raptor ve B-2 Spirit gibi hayalet uçak sistemlerinin bel kemiğini oluşturuyor.
Çinli bilim insanları bu teknolojiyi aşmanın bir yolunu bulduklarını söylüyorlar. Yaklaşık 500 bin yuan (68.6 bin dolar) değerindeki sivil bir telekomünikasyon spektrum analiz cihazı, LPI radar sinyallerini algılayacak şekilde modifiye edildi. TFNRMT744A olarak bilinen bu cihazın, yapılan testlerde askeri düzeyde bir performans sergilediği belirtiliyor. Geliştirilen sistem, radar sinyalinin kaynağını sadece 10 ila 13.5 milimetrelik bir hassasiyetle tespit edebilmekte.
Üstelik bu başarı, sinyal gürültüsünün ve parazitlerin olduğu ortamlarda bile sağlanabiliyor. Araştırmacılar teknik detayları açıklamadı. Ancak bu yüksek hassasiyetin gelişmiş sinyal işleme yöntemleri, makine öğrenimi ve titiz kalibrasyon çalışmalarıyla elde edildiği düşünülüyor. Eğer bu iddialar doğrulanırsa, ABD'nin gizlilik teknolojisine dayalı askeri üstünlüğü ciddi tehdit altına girebilir. Çünkü bu teknoloji, hayalet uçakların yerini tespit ederek onları izleme ve hedef alma imkanı sağlayacaktır.
⦿ https:// interestingengineering.com/military/chinese-device-can- outsmart-us-stealth-tech
⦿ https:// www.donanimhaber.com/cin-den-hayalet-ucaklari-nokta-atisi- tespit-edebilen-cihaz--191209
=======================
PKK terör örgütü fesih bildirisinde;
► TC Devleti soykırımla suçlanıyor,
► Türk-Kürt savaşı deniliyor,
► Lozan’ı reddediyor, yani Cumhuriyeti reddediyor,
► Yani Atatürk’ün ulus, üniter devlet yapısı reddediliyor.
► Soykırım ve Türk-Kürt savaşı 5-10 yıl sonra uluslararası mahkemelerde ve yurt dışında Türkiye’nin başına büyük bela olacak.
► TC Devleti bu ifadeleri hemen reddetmelidir.
=======================
@alicanuludag
PKK, silahlı mücadeleye son verdiğini ve örgütsel varlığını feshettiğini açıkladı.
Açıklama şöyle:
PKK’nin Olağanüstü 12.Kongresi PKK mücadelesinin, halkımız üzerindeki inkâr ve imha siyasetini parçaladığını, Kürt sorununu demokratik siyaset yoluyla çözme noktasına getirdiğini, bu yönüyle PKK’nin tarihi misyonunu tamamladığını değerlendirdi.
Bu temelde PKK 12.Kongresi, pratikleşme süreci Önder APO tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere PKK’nin örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırması kararlarını alarak PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı.
=======================
Siyasi iktidarın hep yaptığını desteklemesiyle bilinen bir köşe yazarı, terör örgütü PKK’nın kendini fesih sürecini bir zafer gibi sunmuş. Bu zat köşesinde, PKK’dan (Köşe yazısında bu kısaltmanın başına hiçbir yerinde terör örgütü ibaresini koyamamış!) kurtulacağız ama bunlardan kurtulamadık![1] demiş. Bizlerden maraza çıkaranlar[2]yani kavgaya yol açanlar, anlaşmazlığa yol açanlar olarak bahsediyor.
Evet, maraza çıkaracağız, merak etmeyin bizlerden kurtulamayacaksınız…!
Şimdi tekrar hatırlatıyorum… Çünkü hatırlamamayı bir meziyet gibi görüp bizlere pembe rüyalar empoze etmeye çalışıyorsunuz ama bunlara karnımız tok.
1. PKK, KCK ana yapılanması altında bir terör örgütüdür ve Abdullah Öcalan’da bu kanlı örgütü kuran bir bebek katilidir. Bu katil yaptıklarının hesabını vermeye devam edecek ve ömrünü de İmralı’da tamamlayacaktır.
2. Bu kanlı örgüt ile mücadelede Türkiye Cumhuriyeti Devleti binlerce şehit verdi, yine binlerce gazimiz var… Bu şehitlerimizin ve gazilerimizin haklarını sizlere gasp ettirmeyiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti zannettiğinden çok büyüktür. Devlet terör örgütü ile pazarlık yapmaz, devlet terör örgütünün başına ezer, şehitlerimizin, gazilerimizin kanını yerde bırakmaz, bunların hesabını sorar. Devletin görevi onunla bununla pazarlık etmek değil, yüce Türk milletine karşı sorumluluklarını yerine getirmekten ibarettir.
3. Bu örgütün silah bırakması, KCK ana yapılanmasının kendisini lağvetmediği takdirde bir anlam ifade etmez, sadece bir gösteriden ibarettir. KCK, Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ı içerisine alan, Kürdistan hedefleyen bir terör örgütüdür, sadece PKK’nın kendini feshi bu örgütün bir dalının budanmasıdır. Ağacın kökü dipten kesilmedikçe sizin barış safsatalarınıza inanmayız. PKK tamam fesih oldu, peki Vay Pi Gi (YPG) ne olacak (Tek YPG’de değil, ya PJAK, PÇDK)? Ülkemize terör tehdidi devam ediyor, bunu neden söylemiyorsunuz? Yıllarca süren bu belanın bu kadar kolay çözülmesinin nedeni nedir? Madem bu kadar kolaydı, yıllarca neden bekledik? Arkasında kimler bu işe çanak tutuyor, cevapları biz biliyoruz, bizi kandıramazsınız.
⦿ https://miro.medium.com/v2/ resize:fit:640/format:webp/1 *h1_ YQQDTSJP w JT a9pzHkpA.jpeg
4. Hani hep milli irade diyorsunuz ya, ikinci parti durumuna düşmüş bir siyasi iktidar ile onun koltuk değneği durumunda olan sözde milliyetçi bir partinin dayatması ile başlattığınız bu süreci kabul etmeyiz. Halkın, muhalefetin bilgisinden kaçırılarak kapalı kapılar ardında yürütülen bu süreç yok hükmündedir. Türk Milletine her türlü detayı ve kapalı kapılar ardında neler konuşulduğunun hesabını vermelisiniz.
5. Yere göre sığdıramadığınız artık bitmiş, tükenmiş siyasi iktidarın sırf bu süreci yürütmek için ülkenin gündemine soktuğu Yeni Anayasa safsatalarını desteklemiyoruz. T.C Anayasası’nın ilk dört maddesini değiştiremeyeceksiniz. KCK’nın Suriye ve Irak’ta elde ettiği kazanımlar sonrası İran ve Türkiye’de neler olacağını az çok iyi biliyoruz. Sizin Türk kavramının içini boşaltma isteğinizi, ulusal bir devlet anlayışından federatif esnek bir yapıya geçiş arzunuzu ve AKP Başkanını bu gerekçelerle tekrar seçtirme gayretlerinizin farkındayız. Bir şer birlikteliği içerisindesiniz. Bu dayatmaya direncimizden kurtulamayacaksınız ve Atatürk milliyetçiliği ateşimizi söndüremeyeceksiniz.
6. Bu sürecin ödünleri olarak önümüze koyacağınız af girişimine karşıyız. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı suç işlemiş hiçbir teröristin salınmasını, affedilmesini desteklemeyiz. Bu hainler Türk Milletine hesap vermelidir.
7. PKK Terör örgütünün açıklamasında ki tuzağı biliyoruz. Fesih kandırmacası altında örgütün silahlarının nasıl buhar olacağının ve kimlere ve nerelere aktarılacağının bilincindeyiz. Terör örgütünün eli kanlı liderlerinin yüce Türk Milletine hesap vermeden bilmem neredeki İskandinav ülkesinde keyif sürmelerini kabul etmeyiz. Peşlerinde oluruz, iki ellerimizde her daim yakalarında olur.
8. Bundan sonra tüm barış çağırışları sonrası bir tek vatandaşımızın kanının akmasını vebali de üstünüzedir. Sonrasında Kandırıldık, Caydılar, Tüh az daha başarıyorduk… demenizi ve benzer mazeretlerinizi kabul etmeyiz…
İşte böyle… Ey gafiller, biz zannetmeyin böyle sadece yutkunacağız. Biz öz be öz Türk Halkıyız. Pes etmeyiz. Bizleri sindiremezsiniz. Kahramanlarımızı, şehitlerimizi, gazilerimizi unutmamız mümkün mü?
Bu iş olmayacak kardeşim, başaramayacaksınız. Kanımızın son damlasına kadar Kral Çıplak diyeceğiz, var gücümüzle bu işe direneceğiz.
Sizin deyiminizle, PKK’dan! kurtulursunuz (Siz öyle zannedin.), bizden kurtulamazsınız…
Unutmayacağız, unutturmayacağız, affetmeyeceğiz.
[2] Maraza çıkarmak: Anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak, kavgaya yol açmak.
⦿ https://medium.com/ @vmurattulga/kurtulamayacaksiniz-85b06c7c3c6e
=======================
Yazar: Arşen Kaan
Yayın: Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir
⸻
1986 yılında
Kamerun’un kuzeybatısında yer alan Nyos Gölü’nde meydana gelen
felaket, doğanın ne denli sinsi ve yıkıcı olabileceğini gözler
önüne sermiştir. Derin göl sularında biriken karbondioksit (CO₂),
bir gece aniden yüzeye fışkırmış ve 1.700’den fazla insan ile
binlerce hayvanın ölümüne neden olmuştur. Bu trajik olay,
bilim insanlarını doğa sistemlerindeki benzer gaz
birikimlerine daha yakından bakmaya yöneltmiştir. Bugün,
Karadeniz’in 200 metre altındaki hidrojen sülfür (H₂S)
tabakası benzer bir potansiyel risk içermektedir. Bu makalede
Nyos Gölü felaketi bilimsel temelde incelenmekte ve
Karadeniz’deki gaz birikiminin benzer bir senaryoda neler
doğurabileceği tartışılmaktadır.
⸻
1986 yılında Nyos Gölü’nde volkanik kökenli yer altı gazlarının göl dibinde yüksek konsantrasyonlara ulaşmasıyla başlayan süreç, ani bir karbondioksit salımıyla son buldu. Gölden çıkan CO₂, soğuk ve yoğun olduğu için yer seviyesinde yayıldı ve 25 km²’lik bir alanda yaşayan canlıları boğarak öldürdü. Gazın, volkanik aktiviteyle ısınan tortular veya küçük bir toprak kayması sonucu salındığı tahmin edilmektedir.
⸻
Karadeniz, dünyanın en büyük anoksik (oksijensiz) denizidir. 150–200 metreden sonra oksijen seviyesi sıfıra düşmekte ve bu seviyenin altında hidrojen sülfür gazı yoğun olarak bulunmaktadır. Bu toksik gaz, bakteri faaliyeti ve organik çökellerin ayrışmasıyla ortaya çıkar. H₂S, son derece zehirli ve yanıcıdır; solunduğunda kısa sürede ölüme yol açabilir.
⸻
Özellik Nyos Gölü Karadeniz
Gaz Türü Karbondioksit (CO₂) Hidrojen Sülfür (H₂S)
Derinlik ~200 m 2,200 m
Etkilenen Alan ~25 km² 461,000 km²
Riskin Kaynağı Volkanik gaz birikimi Organik ayrışma, anoksik yapı
Potansiyel Tehlike Boğulma ve ani ölüm Boğulma, toksik etki, yangın riski
⸻
Eğer Karadeniz’deki hidrojen sülfür tabakası herhangi bir tetikleyici (denizaltı depremi, volkanik aktivite, büyük çaplı su karışımı vb.) ile ani şekilde yüzeye çıkarsa:
• Kıyı şehirleri (İstanbul, Trabzon, Samsun) yoğun H₂S bulutları altında kalabilir.
• Solunum yoluyla maruz kalan insanlarda birkaç dakikada ölüm gerçekleşebilir.
• Bölgede yaşayan milyonlarca insanın tahliyesi teknik olarak neredeyse imkânsızdır.
• Yangın riski de yüksektir; çünkü H₂S son derece yanıcıdır.
Bu senaryo, yalnızca çevresel değil; ekonomik, siyasi ve toplumsal felaketin de habercisi olabilir.
⸻
Karadeniz’in yapısal özellikleri uzun süredir bilinmektedir. Ancak derin su analizleri, gaz birikimi takibi ve çevresel modelleme çalışmalarına daha fazla yatırım yapılmalıdır. Ayrıca:
• Derinlik sensörleri ve otomatik uyarı sistemleri kurulmalıdır.
• Bölgesel acil durum planları hazırlanmalı, kıyı kentleri bilgilendirilmelidir.
• Uluslararası çevre ve deniz güvenliği işbirlikleri güçlendirilmelidir.
⸻
Nyos Gölü felaketi, doğanın küçük bir gölde bile ne denli ölümcül olabileceğini göstermiştir. Karadeniz ise bu tür felaketin kıtalararası boyutlara ulaşabileceği, çok daha büyük bir sistemdir. Yüzeydeki sakin görüntüsüne aldanmadan, derinlerdeki görünmeyen tehditlere karşı bilimsel uyanıklık şarttır. Türkiye başta olmak üzere Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin bu konuda ortak sorumluluğu bulunmaktadır.
⸻
• Sigurdsson, H. et al. (1987). The Lake Nyos Gas Disaster. Scientific American.
• DergiPark: Karadeniz’in Hidrojen Sülfür Yapısı
• NASA Earth Observatory, European Geosciences Union Publications Daha Azını Gör
=======================
Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Şehir Devleti Başkanı Papa Francesco’nun vefatının ardından Türkiye vasiyeti ortaya çıktı. Papa Francesco, Ben hayatta olmazsam halefim mutlaka İznik’e gitsin ifadelerini kullanırken yeni seçilen Papa 14. Leo’nun yıl içinde Türkiye’ye gitmesi bekleniyor. Papa’nın önce Ankara’da Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmesi, ardından İznik’e geçmesi planlanacak.
Bölünmüş Hristiyan dünyasında uzlaşma sağlama çabalarının ilk örneklerinden olan Birinci İznik Konsili’nin 1700’üncü yıl dönümüne denk gelen Mayıs ayı sonunda Papa Francesco’nun Türkiye’ye gitmesi ve Fener Rum Patriği Bartholomeos ile birlikte ortak bir ayin düzenlemesi bekleniyordu.
Kiliselerin birliği için önem taşıyan ve Paskalya tarihi başta olmak üzere anlaşamadıkları bir dizi ayrışma konusunun da ele alınması beklenen bu etkinliğe, Fener Rum Patrikhanesi ve Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı yerel kilise temsilcilerinin de katılması planlanıyordu.
Ancak Papa Francesco’nun Şubat ortasında hastalanması ve 21 Nisan’da da hayatını kaybetmesi üzerine bu seyahati, 8 Mayıs’ta bu makama seçilen halefi Papa 14. Leo’nun gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği henüz netlik kazanmadı.
Vatikan, yeni Papa’nın Mayıs’ın 25’ine kadar olan programını paylaştı ve o tarihe kadar Türkiye ziyareti olmadığı görüldü.
ANKA Haber Ajansı’nın Fener Rum Patrikhanesi’ne yakın kaynaklardan edindiği bilgiye göre; Papa 14. Leo’nun 18 Mayıs’ta yapılacak resmi göreve başlama törenine katılacak olan Patrik Bartholomeos, bu vesileyle onunla ayrıca bir görüşme gerçekleştirip Birinci İznik Konsili’nin yıl dönümü için Papa’yı Türkiye’ye davet edecek.
Papa’nın bu daveti kabul etmesi halinde bir tarih üzerinde anlaşılacak. Bunun, önümüzdeki yaz ya da sonbaharda olabileceği düşünülürken, yine Mayıs sonunun da halen ihtimal dışı bırakılmadığı belirtiliyor.
Ancak bu ziyaretin gerçekleşmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Papa’ya resmi davet mektubu göndermesi gerekecek. Böylece Papa’nın ziyareti bir devlet ziyareti statüsünde gerçekleşecek.
Bu nedenle de, Papa’nın önce Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelmesi, ardından İznik’e geçmesi planlanacak.
Türkiye’nin, Papa’nın ilk yurtdışı seyahat rotası olabileceği de belirtiliyor.
Bu ziyaretin gerçekleşmesi halinde Papa 14. Leo, Türkiye’ye gelen 5’inci Papa olacak. Türkiye’ye 2014 yılında giden Papa Francesco’nun yanı sıra, Papa 6. Paul (1967), Papa 2. Jean Paul (1979) ve Papa 16. Benedikt (2006) de birer ziyarette bulunmuştu.
Öte yandan, Papa Francesco’nun, 10 yıl önce Kutsal Topraklar ziyareti sırasında Patrik Bartholomeos’la İznik buluşmasını planladığı belirtildi. Patrikhanenin bazı danışmanları tarafından ortaya atılan bu fikre iki dini lider de sıcak baktı.
Papa Francesco’nun bu ziyarete ne kadar önem verdiği, yine Patrikhaneye yakın kaynağın ANKA’ya aktardığı bilgiyle ortaya çıktı. Buna göre; Papa, Hayatta olur muyum o tarihte bilmiyorum, ama ölürsem bu ziyareti mutlaka gerçekleştirmesi için halefime vasiyette bulunuyorum ifadelerini kullandı.
Papa Francesco’nun ayrıca, Şubat ortasında hastaneye yatmasının ardından Patrik Bartholomeos’tan, mayıs sonu yapılması planlanan bu etkinliğin tarihini ertelemesi konusunda ısrarcı olduğu ve bu şekilde iyileşip bu ziyareti gerçekleştirmeyi umduğu ifade ediliyor.
Merhum Papa Francesco, Vatikan tarafından hiçbir zaman resmi olarak açıklanmasa da, geçen yıl üç ayrı etkinlikte İznik’e gitme isteğinden bahsetmişti. Hem Vatikan hem de Patrikhane buna dair hazırlıkları ileriye taşımıştı.
Papa Francesco, geçen haziran ayında Fener Rum Patrikhanesi’nden bir heyeti Vatikan’da kabulü sırasında, İznik ziyaretini yapmayı kalpten istediğini ifade etti.
Kasım ayındaki bir başka toplantı sırasında yine Türkiye’ye gitmeyi düşündüğünü söyleyen Papa, 2025’te ilk büyük ekümenik konsil olan İznik Konsili’nin 1700’üncü yıl dönümünü kutlama fırsatı bulacağız diyerek bu konsilin, Kilise’nin ve tüm insanlığın yürüyüşünde bir dönüm noktası olduğunu söyledi.
Aralık ayında da Dünya Metodist Konseyi’nden bir delegasyonu kabul eden Papa Francesco, bu yıl dönümü etkinliğinin, tüm Kiliselere ve tüm dinsel topluluklara görünür bir birliğe doğru ilerlemeleri için bir davet olduğunu dile getirdi.
Kiliselerin birliğine çok önem veren ve bunu her vesilede belirten Papa, yine Aralık’taki bu etkinlikte Kiliselere birlikte yürüme çağrısı yaparak, Çünkü hepimiz biriz dedi.
Hristiyanlığın ilk evrensel kilise meclisi olan İznik Konsili 325 yılının Mayıs ayında burada toplandı. Burada kabul edilen itikat formülü, Hristiyanlığın esasını oluşturdu.
1981 yılından beri Türkiye’yi sıklıkla ziyaret eden, Bizans tarihi ve arkeolojisi alanında birçok bilimsel araştırma ve çalışmalar yapmış olan Emerit Profesör Vincenzo Ruggieri, Birinci İznik Konsili’nin önemini ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Roma İmparatoru I. Konstantin’in çağrısıyla farklı kiliselere bağlı birçok episkoposun katılımıyla düzenlenen Konsilin toplanmasının ana nedenlerinden birinin kiliselerin farklı tarihlerde Paskalya Yortusunu kutluyor olması olduğunu belirtti.
İmparator Konstantin’in tamamen bu farklılığa karşı durduğunu dile getiren Ruggieri, bir diğer ana meselenin de, İskenderiye ruhbanları arasında Hz. İsa’nın kökeni ve Baba Tanrı ile olan ilişkisine dair teolojik tartışmalar olduğunu anlattı.
Büyük sorun yaratan bu meselenin çözüldüğünü belirten Ruggieri, İznik’in ayrıca Katolik inancının tanımlandığı yer olduğuna da dikkati çekti.
Konsile 318 episkoposun katıldığı öne sürülse de bu sayının 260-265 arası olduğunu belirten Ruggieri, bunların çoğunun Doğu kiliselerinin temsilcileri olduğu ve Batı’dan az katılım olduğu bilgisini aktardı.
Konsilde, Paskalya’nın her yıl ilkbahar ekinoksundan sonraki ilk dolunayın ardından gelen Pazar günü kutlanması da kararlaştırıldı.
Vincenzo Ruggieri, Papa 14. Leo’nun, resmi ziyaret programlarına başlayacağı zaman tabii ki kendi kararları doğrultusunda Türkiye’ye gidebileceğini ve Francesconun açtığı bu yolu devam ettireceğini düşündüğünü ifade etti.
Papa 14. Leo, seçilmesinin ardından yaptığı ilk açıklamalarda selefi Francesco’ya teşekkür ederek, onun izinden gideceğini söylemişti.
=======================
Kazdağları, İstanbul’un sinir ve stresinden bir nebze de olsa uzaklaşmak isteyen İstanbulluların ilk tercihi haline geldi. Ancak çoğu kişinin bilmediği bu gizemli yerleri bilmiyor.
Hafta sonunu kafa dinlemek için Kazdağları’na mesken kuran İstanbullular için daha önce görmedikleri kıyıda köşede kalmış noktalarını sizler için derledik. Bu noktalar hem kafa dinlemek için biçilmiş kaftan hem de ailesiyle birlikte vakit isteyenlere enfes bir öneri. İşte Kazdağları’nın pek çok kişi tarafından bilinmeyen 10 noktası:
Kazdağları, Türkiye’nin oksijen deposu olarak bilinen ve doğal güzellikleriyle öne çıkan bir bölgedir. Ancak, bu bölgenin pek bilinmeyen, keşfedilmeyi bekleyen birçok saklı köşesi de bulunmaktadır. İşte Kazdağları’nın az bilinen 10 noktası:
1. Mehmetalan Köyü: Edremit’e bağlı, 200 yıllık geçmişe sahip bu köy, ekoturizm açısından potansiyel taşıyan yürüyüş ve bisiklet parkurlarıyla dikkat çeker.
2. Küçükçetmi Köyü: Ayvacık ilçesine 25 km mesafede yer alan bu köy, tarihi Afrodit Kaplıcası’na ev sahipliği yapar ve taş evleriyle otantik bir atmosfer sunar.
3. Beyoba Köyü: Edremit’e bağlı, 1500–1600 yıllarına uzanan tarihiyle bilinen bu köy, zeytin ağaçlarıyla çevrilidir ve tipik köy hayatının sürdüğü bir yerdir.
4. Eski Güre Köyü: Edremit’in Güre beldesinde bulunan ve neredeyse terk edilmiş olan bu köy, taş evleri ve sessiz sokaklarıyla etkileyici bir atmosfere sahiptir.
5. Tahtakuşlar Köyü: Edremit’e bağlı bu Türkmen köyü, Türkiye’nin ilk özel etnografya müzesi olan Tahtakuşlar Etnografya Galerisi’ne ev sahipliği yapar.
6. Şahindere Kanyonu: 26 kilometre uzunluğundaki bu kanyon, çam ve iyot kokularının birleştiği, doğa yürüyüşleri için ideal bir bölgedir.
7. Kıraçoba Köyü: Çanakkale’nin Yenice ilçesine bağlı bu köy, terk edilmiş yapısıyla Kazdağları’nın en ıssız köşelerinden biridir.
8. Arıklı Köyü: Ayvacık ilçesine bağlı bu köy, doğal güzellikleriyle dikkat çekerken, ekonomik nedenlerle gelişememiştir.
9. Behramkale Köyü: Ayvacık ilçesine bağlı, Osmanlı döneminde kurulmuş ve sit alanı olarak koruma altına alınmış bu köy, tarihi dokusunu korumaktadır.
10. Nusratlı Köyü: Ayvacık ilçesinde yer alan bu köy, zeytin, zeytinyağı ve organik ürünlerin satıldığı dükkanlarıyla dikkat çeker.
=======================
Her yandan yandaş kanallarda sabahtan beri bayram havası estiriliyor!…
Terör örgütü PKK, fesih kararını resmen açıklamış… Açıklama metninin tamamını defalarca okudum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne dayatmaların ve pazarlık taleplerinin derhal yerine getirilmesini içeren uzun direktif namede en dikkatimi çeken ifade, PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı satırıydı. Tiyatroyu, tezgahı anlayabilmek adına başka hiçbir şeye gerek kalmadı. PKK çoktan düzenli orduya geçmiş ve YPG/SDG adını almıştı. Bu satırla, teröristler, bizdeki siyasetçilerden de daha dürüst davrandıklarını göstermiş oldular!.. Aynı zamanda, durmak yok, yola devam dediler!.. Anlayacağınız fesih sadece adda kaldı!…
PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG, Türkiye tarafından artık terör örgütü olarak görülmüyor. MSB, geçtiğimiz günlerde bu yapıya YPG yerine SDG diyerek ilk işareti zaten vermişti.
Saray iktidarının elindeki daha önce hazırlanmış kutlama açıklamaları da sabahın ilk saatleriyle hemen servis edilmeye başlandı.
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum,Türkiye Yüzyılı; Türk ve Kürt yüzyılıdır deyiverdi. Uçum’un açıklaması aynı zamanda yakın zaman yol haritasını da gösterir nitelikteydi. Şöyle;
Demokrasi ve hukuk alanında kapsamlı reformların yapılacağı, ulusal ve yurtsever demokrasi hukukunun somutlandığı yeni bir aşamaya geçileceği herkesin kabulündedir. Görüldüğü üzere Kurtuluşla başlayan, Cumhuriyetin ilanıyla tescillenen Kuruluş sürecimiz, Terörsüz Türkiye’ye geçişi takiben yeni anayasa başta olmak üzere kapsayıcı reformların yapılmasıyla tamamlanacaktır.
Devlet Bahçeli’nin çalışma ofisinin yanındaki odada hazır bekletilen af yasası ve anayasa değişiklikleri çok yakında ortaya çıkacak. O zaman Türk ve Kürt Yüzyılı ete, kemiğe bürünmüş olacak!.
*
Ben söylemiştim, ben yazmıştım demekten hiç hazzetmem. Çok nadir ancak ve ancak çok zorunlu hallerde geriye dönüş yaparım ve hatırlatma babında ben demiştim derim. Yine çok zorunda kaldım!.. PKK’nın fesih süreci ile ilgili yapay gündem senaryolarının eşliğinde gelişmeleri takip ediyorsunuz. Nasıl bir aldatmacanın tuzağında olduğumuzu defalarca yazdım. Bu sefer, sizleri, biraz daha geriye götüreceğim. Yeniçağ Gazetesinin Ankara Temsilciliği görevini yürütürken Adsız da yazdığım 18-Ağustos-2016 tarihli Afrin’den iki kare… başlıklı köşe yazımın tamamına tekrar yer vereceğim. O zamanlar bu bilgileri Genelkurmay Başkanlığı üst düzey yetkililerinden bizzat alıyordum. Fotoğrafları da öyle.. Yine kaynağımı açıklamayacağım. Bu yazıyı kaleme aldığım günler Yaşar Güler Genelkurmay ikinci başkanıydı. Şimdi Savuma Bakanı… Kulakları çınlasın!.
İşte o yazı;
► Afrin’den iki kare…
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry gelecekti 24 Ağustos’ta… Üst akıl bu… Tabii ki sorgu sual edilemez!.. Kararını değiştirdi. ABD, Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı yolluyor Türkiye’ye…
ADSIZ'ın sıkı takipçileri, Biden’ın her Türkiye gelişinde saltanat mensuplarına ne ev ödevleri verdiğini yakından bilirler. Görüntüye bakarsanız, bizimkiler Biden’den hiç haz etmezler ama bir dediğini de ikiletmezler.
15 Temmuz hain darbe girişimin ardından Türkiye içine kapanırken, TSK tasfiye edilirken, kırmızı çizgilerimiz kimsenin hatırına bile gelemezken sessiz sedasız değil, göstere göstere işi hallediverdiler!.. Menbic’i PYD/PKK’ya teslim ettiler. Suriye’nin Kuzey’inde Kürt koridorunu tamamladılar.
Görüntüye bakarsanız; AKP iktidarı FETÖnün iadesi için ABD ile sıkı bir kavga içinde. Karşılıklı açıklamalara bakarsanız da, pazarlıkta borsa dalgalı bir seyir izliyor. Resmi açıklamalara bakarsanız, kavgaya kuzu kuzu inanır giderseniz. Fakat, sizlere, 15 Temmuz öncesinde de arşivleri karıştırmanızı ve her sözde şiddetli ABD kavgasının ardından okyanus ötesinden gelen ziyaretçilerle görüşmeler sonrası Suriye’de neler olduğunu, bir dizi kazığı nasıl afiyetle yediğimizi görmenizi öneririm.
Azez- Mare hattı kırmızı çizgimizdi… ABD üniformalı YPG/PKK militanları ile yaptıkları operasyonların fotoğraflarını dalga geçercesine gözümüze sokuverdiler. Sonra bizimkiler başladı masala, ABD söz verdi, güvence verdi, Kürt koridoru olmayacak diye.
Hain darbe girişiminin gecesinden sonra beklendiği üzere FETÖ kavgası senarist ABD ile daha da alevlendi. Türkiye’ye iade edilirdi… Edilmezdi… Derken hafta başında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ortalıkta görünüverdi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na, MHP yöneticilerine gidiverdi. İsrail mutabakatının Meclis’ten geçirilmesi için arıza çıkarılmamasını istedi.
Menbic operasyonu bittikten sonra PYD'nin tekrar Fırat Nehri’nin doğusuna geçeceği yönünde ABD’nin sözü var. Şimdi ABD’nin bu sözünü tutması gerekiyor. Bu konuda temaslarımızı sürdürüyoruz da dedi. Yersen pazarı!…
Şimdi sizlerin dikkatine, burnumuzun dibinden Hatay’ımızın hemen karşısından Kuzey Suriye/Afrin’den 2 kare fotoğrafı sunacağım;
* **
Yakın zamanda güvenlik güçlerimizin elde ettiği bu fotoğraf kareleri Afrin’deki PKK kamplarına ait. Bu fotoğraflar ne anlatıyor aslında?…
► Kanlı bölücü terör örgütünün düzenli orduya geçtiğini.
► Bu hainleri çıplak gözle görebildiğimiz halde hiçbir müdahalede bulunamadığımızı.
► Kandil’e şiddetle bomba yağdırdık söylemlerinin kamuoyunun gazını almaktan ibaret olduğunu.
► Atı alanın çoktaan Üsküdar’ı geçtiğini!…
Güneydoğu’da her gün bombalar patlıyor. Şehit haberleri ile kavruluyoruz. Dün sabah, TSK’nın tasfiye sürecinde bir adım daha atan yeni bir kanun hükmünde kararname ve cezaevlerinde kısmi affı düzenleyen kararname ile uyandık. Televizyonlardan af sevinci pompalanırken bir de baktık ki İsrail mutabakatı Meclis’e gönderilmiş.
Bu ne acele demeyeceğim!…
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, 24 Ağustos’ta Türkiye’ye geliyor…
Kim?…
Hani şu çapulcu başı Barzaniye, müsterih olun. İkimizin de ömrü Kürt Devleti görmeye yetecektir diyen zat-ı muhterem!…
Siz esas, 25 Ağustos’u bekleyin… İtirafçı kanallardan ne masallar dinleyeceksiniz?.. FETÖnün iadesi hakkında Biden’a nasıl sert çaktığımız hakkında!.. Ver kavurmayı gör savurmayı misali!…
Biden’ın her gelişinde bizimkilerin önüne koyduğu Kıbrıs ödevlerini yine merak bile etmeyeceksiniz. ABD’nin verdiği sözleri tutmasını beklerken, TSK’nın tasfiye edilmesi ile birlikte Kıbrıs’ta neler başımıza gelebileceğini tahmin bile edemeyeceksiniz.
Afrin’den iki kare…
Terör örgütü ile mücadele!…
Bakalım!.. Ömrümüz bir sabah uyandığımızda Büyük İsrail Devleti’ne atanan büyükelçinin kararnamesini görmeye yetecek mi?…
=======================
CHP kurmayları, terör örgütü PKK'nın fesih kararını barış açısından olumlu bulurken, silahların nereye teslim edileceği ve silah bırakanların akıbeti gibi kritik soruların hâlâ yanıtlanmadığını vurguladı.
12-Mayıs-2025
CHP MYK bugün Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında çevrimiçi olarak toplandı. CHP lideri Özel’in Manisa’dan katıldığı MYK toplantısının en önemli gündem maddesi, terör örgütü PKK’nın toplantıdan saatler önce yaptığı fesih ve silah bırakma kararı oldu. ANKA Haber Ajansı’na CHP’nin sürece yönelik ilk değerlendirmelerini anlatan CHP kurmayları, Silah bırakma kararı barış açısından olumlu bir adım. Türkiye’de barışın sağlanmasını en çok CHP ister. CHP Kürt sorununu hiçbir zaman inkar etmedi ifadesini kullandı.
Lozan’ı tartışmaya açmak yeniden bir Cumhuriyet tanımlaması yapmak demek
Terör örgütü PKK'nın bildirisinde Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın geçtiğine dikkati çeken CHP’liler, 1924 Anayasası’nda üniter devlet tanımının yer aldığının altını çizdi. Lozan Antlaşması’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu niteliğinde olduğunu vurgulayan CHP kurmayları, Lozan’ı tartışmaya açmak, yeniden bir Cumhuriyet tanımlaması yapmak demek ifadesini kullandı.
1 Ekim 2024’te TBMM’de başlayan, DEM Parti heyetinin İmralı ziyaretleriyle devam eden ve terör örgütü PKK’nın fesih açıklamasına evrilen sürecin Orta Doğu’daki gelişmelerden bağımsız ele alınamayacağını kaydeden CHP’liler, Hem Putin’in yakın zamanda anlaşma yapacak olması hem bugün bu olayın olması... Zamanlama tesadüf değil. YPG ile ilgili hiçbir açıklama yok. PKK kendini feshediyor. Üst tarafta Rusya ve Ukrayna anlaşıyor. Aşağıda Suriye politikası oluşturulmaya çalışılıyor. Günün sonunda tabloyu kaldırdığımızda altından ABD çıkacak. Yeniden bir Orta Doğu projesinin altyapısı. değerlendirmesini yaptı.
Bir ileri iki geri siyaset
AK Parti’nin Kürt sorununun çözümüne yönelik adımlarının samimi olmadığına işaret eden CHP’liler, CHP’nin ise Kürt sorununa yönelik tarihsel bir tutarlılık içinde olduğunu vurguladı. Kürt sorununun yalnızca güvenlik politikalarıyla ele alınmaması gerektiğine dikkati çeken CHP’liler, sözlerini Yalnızca Kürt sorunu değil, bunun bir demokratikleşme sorunu olduğunu, birlikte ortak yaşamın sağlanması gerekliliğini on yıllardır söylüyoruz. Düne kadar Kürtlere ‘terörist’ diyen, düne kadar hesaplaşma kültürüyle, bir öç alma kültürüyle hareket eden, sonra barış sürecini ortaya koyan, barış sürecinden hendek politikasına, Gar Katliamı politikasına gelen, sonra yeniden çark eden; yani bir ileri iki geri yapan bir siyaset var Kürtlerin karşısında. şeklinde sürdürdü.
CHP’liler, PKK’nın kendini fesih ve silah bırakma kararına karşı, yanıt bekleyen sorular olduğunu belirterek, Metinde, ‘Demokratik mücadelenin yolu açılmıştır’ deniliyor ama o mücadelenin yolu ne, yöntemi ne, ne verildi? Durup dururken bugüne kadar bu demokratik mücadele ortamıyla ilgili ne değişti de silah bırakmaya evrildi bu süreç? Silahlar ne olacak, nereye teslim edilecek? Silah bırakanlar ne olacak? Bunlar hiç konuşulmadan mı bu kişiler silah bıraktı? ’Hadi, Bahçeli istedi. Silah bıraktık’ mı diyecekler? Ne üzerine anlaşıldı? Selahattin Demirtaş ne olacak? Öcalan’ın süreci ne olacak? Bir af getirecekse ki kısmi aftan bahsediliyor, ’Bir genel af olmayacak’ deniliyor. Sadece bu af karşılığı mı bu işler yapıldı? dedi.
Üniter devlet yapısının önemine dikkati çeken kurmaylar, Kırmızı çizgilerimizi tekrar hatırlatarak, gündemimizden kopmayarak yola devam edeceğiz. AK Parti’ye güven olmaz. Bugün bunları yapacak, kendi oyunu yükseltecek, bir dış politika oyunu kuracak. Ama yarın Kürtleri yine terörize edip farklı bir sürece girmeyeceğinin garantisi yok ki bunları yaşadık. Recep Tayyip Erdoğan’ın koltuğunu koruduğu, bunun için bir takım pazarlıklar yapıldığı bir sürece destek veremeyiz. dedi.
=======================
Türkiye, 3 ay içinde Suriye’ye günlük 6 milyon metreküp doğal gaz göndermeye başlayacak. Yıllık 2 milyar metreküpe ulaşacak gaz sevkiyatı, Suriye’nin elektrik üretimini güçlendirecek.
13-Mayıs-2025
6 milyon metreküplük dev destek! Türkiye’nin gaz desteği Suriye’yi aydınlatacak
Suriye’nin enerji altyapısı Türkiye ile canlanacak. Günlük 6 milyon metreküp doğal gaz sevkiyatı, 3 ay içinde başlayarak ülkenin elektrik üretimine destek sağlayacak.
Suriye’ye elektrik Türkiye’den yapılacak gaz sevkiyatıyla sağlanacak
Yıllık 2 milyar metreküpe ulaştırılması planlanan doğal gazın, Suriye’de elektrik üretiminde kullanılması hedefleniyor.
Baas rejiminin yıkılmasının ardından 13 yıllık savaş sonrası bütün altyapısı hasar gören Suriye’de, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre 16 milyon kişi acil sağlık desteğine ihtiyaç duyuyor.
Bu bağlamda Türkiye, Suriye’nin yeniden inşasına büyük önem veriyor. Ülkede, petrol ve doğal gaz arama, sondaj, rafinaj, elektrik iletim hatları ve elektrik üretim santrallerin rehabilitasyonu, petrokimya rafinerilerinin yeniden inşası ve madencilik alanında çalışma imkanları bulunuyor.
Mayıs başında Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir’in ilk resmi temaslarına Türkiye’den başlaması ve Suriye’deki devrimin başlangıcından bu yana Türkiye’nin süren desteğine vurgu yapması, enerji alanındaki altyapı çalışmalarının hızlanarak devam edeceği sinyali verdi.
Türkiye ile Suriye arasında yaklaşık 200 megavatlık elektrik tedariki bulunuyor, bu miktara yakın zamanda 300-400 megavat ilave edilmesi planlanıyor.
Elektrik üretiminin önem arz ettiği Suriye’de elektrik arzının sağlanamaması sebebiyle mobil ve küçük ölçekli elektrik üretim cihazları ve jeneratörler kullanılıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın 3 ay içinde Türkiye’den Suriye’ye günlük 6 milyon metreküp hacminde doğal gaz gönderileceğini ve gazın elektrik üretiminde kullanılacağını duyurmasının ardından gözler altyapı hazırlıklarına çevrildi.
Kilis’te doğal gaz boru hattı Suriye sınırına yaklaşırken, Suriye tarafında hatla ilgili altyapı çalışmalarına hız verildi. Doğal gazın Kilis üzerinden Halep’e gönderileceğini ifade eden Bayraktar, Oradaki gaz santrallerinin bir anlamda yakıtını biz o şekilde tedarik etmiş olacağız. ifadelerini kullanmıştı.
Suriye, enerji sorununu çözmekte kararlı
Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Başkanı Oğuzhan Akyener, Türkiye’nin birçok farklı ülkeye elektrik ve doğal gaz ticareti yaptığını, elektrik şebeke sisteminin rahatlatma açısından farklı ülkelere elektrik tedarik etmesinin önemli olduğunu söyledi.
Suriye’de elektrikten doğal gaza kadar bütün altyapının çöktüğünü ifade eden Akyener, şöyle konuştu:
Şam dahil Suriye’nin hiçbir vilayetinde günün 3’te 1’inden fazlasında elektrik sağlanamıyor. Suriye bu sorunu çözmek için çalışmalara başladı. Bu konuda kararlı. Daha önce Ürdün üzerinden Mısır doğal gazını alıp, Suriye üzerinden Türkiye’ye gitmesi planlanan bir boru hattı vardı. ’Arap Gas Pipeline’ isimli. Kilis, İskenderun kısmında çalışma vardı. Ürdün kısmı da tamamlanmıştı.
Suriye’deki karışıklıklar sebebiyle bu plan ertelendi. Şimdi bu hattın Ürdün kısmı kullanılarak, Katar gazının Şam’a ulaşması hedefleniyor. Diğer taraftan benzer şekilde, Şam yönetimi Türkiye’den de doğal gaz alarak, hızlı bir şekilde doğal gaz çevrim santrallerini aktif etmek istiyor. Suriye bölgeden ilave doğal gaz alıp, bu çevrim santralleri yardımıyla elektrik şebekesini beslemeyi hedefliyor.
Doğal gaz çevrim santrallerinin istenilen zamanda açılıp kapatılabilme özelliği olduğunu ifade eden Akyener, Suriye’nin yapabileceği en önemli adım bu şebekelerin iyileştirilmesi. Türkiye bunların hepsine destek verecek. Doğal gaz çevrim santralleri kurmak da nispeten diğer santrallere göre çok daha hızlı ve mantıklı değerlendirmesinde bulundu.
Akyener, Türkiye’nin bölgede en fazla doğal gaz tüketen bölge olduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:
Türkiye artık bölgedeki en büyük doğal gaz tüketicisi ve aynı zamanda bir doğal gaz ihracatçısı ülke haline de geldi. Enerji merkezi olma hedeflerimiz doğrultusunda attığımız adımlarla, yaptığımız yatırımlarla, kurduğumuz ağlarla bu hedefi güçlendirmeye devam ediyoruz.
=======================
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) ile Mısır’ın kamu enerji şirketi EGAS arasında imzalanan sözleşme ile BOTAŞ envanterindeki bir Yüzer LNG Depolama ve Gazlaştırma Ünitesi’nin (FSRU) ilk kez yurt dışında dönemsel görev yapacağını bildirdi.
13-Mayıs-2025
Bayraktar, yazılı açıklamasında, Mısır Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Karim Badawi ve heyeti ile bakanlıkta bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti.
Toplantı sonrası Türkiye-Mısır diplomatik ilişkilerinin 100. yılında enerji alanındaki işbirliğini güçlendirecek 2 önemli anlaşmaya imza attıklarını ifade eden Bayraktar, Sayın Badawi ile hidrokarbonlar ve madencilik alanlarındaki iş birliğimizi kurumsal bir zemine taşıyan Mutabakat Zaptı’nı imza altına aldık. Bu kapsamda petrol, doğal gaz, jeotermal, hidrojen ve kritik mineraller gibi stratejik alanlarda ortak çalışmalar yürütecek teknik bilgi ve uzmanlık paylaşımını artıracağız. değerlendirmesinde bulundu.
Bayraktar, ayrıca iki ülke arasında yeni bir anlaşma ile Türkiye’nin bir ilki daha gerçekleştirdiğinin altını çizerek, şunları kaydetti:
Milli şirketimiz BOTAŞ ile Mısır’ın kamu enerji şirketi EGAS arasında imzalanan sözleşme ile BOTAŞ envanterindeki bir FSRU ilk kez yurt dışında dönemsel görev yapacak. Böylece hem ülkemizin hem de Mısır’ın doğal gaz arz güvenliğine katkı sağlayacak esnek ve verimli bir kullanım modeli devreye alınmış olacak. Bu adımların Türkiye-Mısır enerji ilişkilerinde yeni bir sayfa açacağına yürekten inanıyor, ülkelerimiz için hayırlı olmasını diliyorum.
Mısır Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Sayın Karim Badawi ve heyeti ile Bakanlığımızda bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantı sonrası Türkiye-Mısır diplomatik ilişkilerinin 100. yılında enerji alanındaki iş birliğimizi güçlendirecek iki önemli anlaşmaya imza attık.
Sayın Badawi… pic.twitter.com/86z5gfeoFk
— Alparslan Bayraktar (@aBayraktar1) 13-May-2025
https:// twitter.com/aBayraktar1/status/1922249124302487632
⦿ https://www.bloomberght.com/ turkiyenin-fsru-gemisi-misirda-gorev-yapacak-3748359
=======================
Bilim insanları nükleer füzyon enerjisinin önündeki büyük bir engeli aşmak için yeni bir teknik geliştirdi: Yüksek enerjili parçacıkların füzyon reaktörlerinde doğru bir şekilde tutulabilmesi.
12-Mayıs-2025
Metin Akpınar
Teknoloji Editörü
⦿ https:// www.donanimhaber.com/cache-v2/
Temiz, bol ve düşük maliyetli enerji üretiminin önündeki en büyük engellerden biri daha aşıldı. Teksas Üniversitesi, Los Alamos Ulusal Laboratuvarı ve Type One Energy Group’tan bilim insanları, neredeyse 70 yıldır çözüm bekleyen bir füzyon enerjisi sorununu çözüme kavuşturarak geleceğin enerji kaynakları için önemli bir eşiği daha aştı.
⦿ https:// www.donanimhaber.com/dunyanin-en-buyuk-stellarator-fuzyon- santrali-kuruluyor--187675
Füzyon reaktörlerinin en büyük sorunlarından biri, yüksek enerjili parçacıkların reaktör içinde yeterince uzun süre tutulamamasıydı. Bu parçacıklar — özellikle alfa parçacıkları — reaktörden sızdığında, plazmanın gereken sıcaklık ve yoğunluğa ulaşması engelleniyor. Bu da füzyon reaksiyonunun sürdürülebilirliğini sekteye uğratıyor. Mühendisler bu sorunu çözmek için karmaşık manyetik hapsedici sistemler tasarlıyor, ancak bu sistemlerde de genellikle sızıntıya neden olan manyetik delikler bulunuyor. Bu deliklerin yerini tespit etmekse son derece zaman alıcı ve maliyetli hesaplamalar gerektiriyor.
Yeni bir çalışmaya göre, araştırma ekibi bu sorunu 10 kat daha hızlı ve aynı doğrulukla çözebilen yeni bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem, özellikle 1950’lerden beri teorik olarak önerilen ancak uygulanmasında ciddi zorluklar yaşanan stellarator veya yıldızlaştırıcı olarak adlandırılan füzyon reaktörleri için büyük bir dönüm noktası niteliğinde.
Simetri temelli yaklaşım
⦿ https:// www.donanimhaber.com/cache-v2/
Stellarator tipi reaktörler, plazmayı — yani yüksek sıcaklıkta iyonize olmuş gazı — doğrudan fiziksel temas olmadan kontrol altında tutmak için tamamen dıştan yerleştirilmiş, karmaşık biçimli elektromanyetik bobinler kullanır. Bu bobinler, üç boyutlu kıvrımlı bir geometriye sahip manyetik alanlar oluşturarak plazmayı manyetik bir kafes içinde tutar. Böylece yüksek enerjili parçacıkların reaktör duvarlarına çarparak enerji kaybına ya da yapısal hasara yol açması önlenir. Stellarator’ün en önemli özelliği, bu manyetik alanı tamamen dıştan sağladığı için sürekli çalışmaya daha uygun olmasıdır; bu da onu, plazmanın sabit olarak hapsedilebildiği ve teorik olarak kesintisiz enerji üretiminin mümkün olduğu bir sistem haline getirir.
Bu reaktörde oluşan manyetik delikleri Newton’un hareket yasalarıyla son derece hassas bir şekilde tespit etmek mümkün olsa da bu, son derece zaman alıcı ve haliyle maliyetlidir. Stellarator tasarımı yapılırken binlerce farklı varyasyonun test edilmesi gerektiğinden, bunu yapmak esasında neredeyse imkansız hale geliyor.
Bu yüzden araştırmacılar genellikle daha basit ama daha az hassas bir yöntem olan pertürbasyon teorisine başvuruyordu. Ancak bu da hatalara yol açıyor ve gelişmeleri yavaşlatıyordu. Araştırmacıların geliştirdiği yeni yöntem ise simetri teorisine dayanıyor. Bu yaklaşım, hem doğruluk hem de hesaplama süresi açısından mevcut yöntemleri geride bırakıyor.
Yeni yöntemin yalnızca yıldızlaştırıcı tipi reaktörlerde değil, daha yaygın olan tokamak tasarımlarında da önemli bir sorunu çözebileceği belirtiliyor. Tokamaklarda yüksek enerjili elektronların duvarlara zarar vermesi, yani kaçak elektron sorunu yaşanıyor. Yeni simetri temelli yaklaşım, bu kaçakların oluşabileceği manyetik alan açıklarını da önceden tespit etme potansiyeline sahip.
⦿ https://scitechdaily.com/ scientists-crack-70-year-fusion-puzzle-paving-way-for- clean-energy/
https:// www.donanimhaber.com/70-yillik-fuzyon-enerjisi- bilmecesi-cozuldu--191289
=======================
E-postalarınızın spam klasöründe kaybolmadan, doğrudan alıcının gelen kutusuna inmesini sağlayacak altı olmazsa olmaz yöntemi listeliyoruz…
Cem Sinanoğlu
13-Mayıs-2025
E-postalarınızın spam klasörüne düşmesini önlemek, dijital iletişiminizi daha etkili hale getirmek için kritik bir adımdır. İşte e-postalarınızın güvenle alıcıların gelen kutusuna ulaşmasını sağlamak için uygulayabileceğiniz 6 etkili yöntem…
Spam filtreleri, belirli kelimeler ve formatları otomatik olarak işaretleyerek e-postanızı istenmeyen posta klasörüne yönlendirebilir. İşte kaçınmanız gereken bazı yaygın hatalar:
► Tümü büyük harfli konu satırları veya aşırı ünlem işaretleri kullanmak (ŞİMDİ AL!!! gibi).
► Yanıltıcı dil ve kimlik avına benzer içerikler eklemek.
► Abonelikten çıkma bağlantısının olmaması.
► Çok fazla görsel ve ek dosya kullanmak, spam filtreleri tarafından potansiyel risk olarak algılanmak.
Basit yazım hataları bile e-postalarınızın spam olarak işaretlenmesine neden olabilir. Gönderimden önce e-postalarınızı gözden geçirin ve dilbilgisi hatalarından kaçının. Grammarly gibi yazım denetleme araçları, profesyonel bir görünüm elde etmenize yardımcı olabilir.
E-posta pazarlamasında başarılı olmanın anahtarlarından biri, alıcılardan açık onay almaktır. Onaysız gönderimler hem spam filtrelerini tetikleyebilir hem de yasal sorunlara yol açabilir. Abonelik formunda açıkça bir onay kutusu sunarak ve kişilere net bir seçim hakkı tanıyarak e-posta listenizi güvenilir bir şekilde oluşturabilirsiniz.
Alıcılarınızın e-posta adresinizi güvenli gönderenler listesine eklemelerini isteyerek spam filtrelerinden kaçınabilirsiniz. Bunu yapmalarını kolaylaştırmak için net yönlendirmeler sağlayın ve abonelerinizle etkileşim halinde olun.
E-posta kimlik doğrulaması, e-postalarınızın güvenilirliğini artırarak spam klasörüne düşmesini önler. SPF (Sender Policy Framework) ve DKIM (DomainKeys Identified Mail) gibi doğrulama protokolleri, sunucular arasında güvenli bir bağlantı sağlayarak e-postalarınızın meşru görünmesini sağlar.
E-posta kampanyalarınızın spam filtrelerine takılmasını önlemek için GlockApps gibi analiz araçlarını kullanabilirsiniz. Bu tür araçlar, e-posta teslim edilebilirliğinizi değerlendirebilir ve gereken iyileştirmeleri size önerir.
Sonuç: Daha Etkili E-posta Kampanyaları İçin Stratejinizi Geliştirin
E-postalarınızın spam klasörüne düşmesini önlemek, daha iyi erişim ve etkileşim oranları elde etmek için büyük önem taşır. Yukarıdaki ipuçlarını uygulayarak e-posta pazarlama stratejinizi optimize edebilir ve hedef kitlenize güvenle ulaşabilirsiniz.
=======================
İzmir’de yaşayan 69 yaşındaki emekli bir yurttaş hakkında sosyal medyada diplomasız Erdoğan ve hırsız, katil Erdoğan paylaşımını retweet ettiği gerekçesiyle yurt dışına çıkış yasağı şartıyla adli kontrol kararı verildi.
13-05-2025
İzmir’de yaşayan 69 yaşındaki emekli bir emekli vatandaş hakkında sosyal medyada diplomasız Erdoğan ve hırsız, katil Erdoğan paylaşımını retweet ettiği gerekçesiyle yurt dışına çıkış yasağı şartıyla adli kontrol kararı verildi.
İzmir’de yaşayan 69 yaşındaki bir emekli, sosyal medyada diplomasız Erdoğan ve hırsız, katil Erdoğan paylaşımlarını retweet ettiği gerekçesiyle ifadesi alınmak üzere savcılığa çağrıldı. Savcılık, emekliyi tutuklama talebiyle İzmir 2. Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti.
ANKA Haber Ajansı’nın edindiği bilgilere göre, emekli savunmasında üzerine atılı suçlamaları kabul etmedi. Savunmasında, Bu tweetlerin yazılmasıyla ilgim yoktur. Böyle bir paylaşım yaptığımı hatırlamıyorum. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmak istiyorum dedi.
Emekli vatandaşın avukatı ise müvekkilinin söz konusu içeriğin üreticisi olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
Dosyada yer alan açık kaynak araştırma raporunda da belirtildiği üzere, teyide muhtaç bir bilgi söz konusudur. Savcılığın araştırma yazısına göre usulsüzlük bulunmaktadır; zira savcı talimatı olmadan açık kaynak araştırması yapılmıştır. Bu durum hukuken geçerli değildir. Ayrıca, içerik kabul anlamına gelmemekle birlikte ifade özgürlüğü kapsamındadır. En fazla ağır eleştiri olarak değerlendirilebilir.
Müvekkilim işçi emeklisidir, bypass ameliyatı geçirmiştir ve düzenli olarak ilaç kullanmaktadır. Bu ilaçlara ilişkin raporu dosyaya sunuyoruz. Atılı suç, katalog suç kapsamında değildir. Müvekkilimin kaçma veya delilleri karartma ihtimali bulunmamaktadır. Sabit ikametgâha sahip olan müvekkilimin, tutuksuz yargılanmak üzere öncelikle bihakkın, bu mümkün değilse adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakılmasını talep ederiz.
Mahkeme, Başsavcılığın tutuklama talebini reddederek, emeklinin yurt dışına çıkışını yasaklayan adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.
=======================
Bölücü terör örgütü PKK'nın fesih kongresiyle ilgili Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’nden açıklama geldi. PKK’nın fesih tiyatrosuyla, ABD-İsrail emperyalizmi BOP projesi kapsamında Türkiye’yi parçalama planını uygulamaya koymuştur. ifadelerine yer verilen açıklamada, PKK’ya bağlı PJAK, PYD gibi terör örgütlerinin faaliyetlerine devam ettiği belirtildi. AKP-MHP ortaklığının Anayasa’yı değiştirerek, Türkiye’nin federasyona götürme planları yaptığı ve bölünmenin altyapısının hazırlandığı dile getirilirken, ’Terörsüz Türkiye’ sloganının, Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesinin örtüsü olduğunu kavrayarak bunun karşısında Hainsiz Türkiye parolasını partimizin en önemli şiarı olarak yükseltiyoruz. ifadeleri kullanıldı.
13-Mayıs-2025
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi, (CVP) PKK’nın silah kongresiyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada, ABD ve İsrail’in Türkiye’yi parçalama planını uygulamaya koyduğunu vurguladı.
Emperyalist devletlerin beslediği PKK’nın amacının uydu bir Kürt devleti yaratmak olduğu, AKP-MHP ortaklığının da Türkiye’yi federasyona götürme planları yaptığı belirtilen açıklamada AKP-MHP-DEM ortaklığı suç işliyor, bölünmenin altyapısı hazırlıyor. denildi.
PKK’nın fesih tiyatrosuyla, ABD-İsrail emperyalizmi bop projesi kapsamında Türkiye’yi parçalama planını uygulamaya koymuştur. ifadeleriyle başlayan yazılı açıklama şöyle:
1- Terör örgütü PKK, ABD-İsrail-AB emperyalizminin maşası olarak kurulmuş ve büyütülmüş, bunlar tarafından sürekli desteklenmiştir. ABD-İsrail-AB emperyalizminin finansal ve silah desteğiyle 40.000 asker, öğretmen, doktor ve sivil yurttaşımızı şehit eden terör örgütü PKK, Türkiye’yi bölmek için zihinsel bir iklim oluşturmaya çalışmıştır. Tüm etnik yapıların üzerindeki Türkiye Cumhuriyetini kuran Anadolu halkına Türk milleti denir. kavrayışını yok etmeye çalışan terör örgütü PKK, Türk milletinin Kürt kökenli yurttaşlarını Türkiye’den zihinsel olarak koparmaya çalışmış, ancak bu iklimi yaratamamış, başarılı olamamıştır.
2- PKK terörünün yaratılmasının en önemli sonuçlarından birisi, PKK’nın kurucusu ve hamisi ABD-İsrail-AB emperyalizminin silah endüstrisine, Türkiye’nin 500 milyar dolardan fazla para harcaması olmuştur. SAVAŞBARONLARININ yönettiği EMPERYALİSTDEVLETLER, Ortadoğu halklarının ve Türk milletinin kanıyla beslenmiştir/beslenmektedir.
3- PKK’nın silah bırakma tiyatrosu, Türk halkının algılarını değiştirmeye ve vatanı korumak yönündeki reflekslerini köreltmeye yönelik atılmış sahte bir adımdır. AKP-MHP iktidarının havuz medyasıyla, TOPLUMMÜHENDİSLİĞİ yapılarak SAHTE bir ALGI oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Gerçekte PKK’nın bağlı olduğu üst yapılanma ve buna bağlı olan PJAK, PYD, YPG terör örgütleri varlığını devam ettirmektedir. PKK silahlarını ve teröristlerini bu kardeş terör örgütlerine devredecektir
Emperyalizmin asıl amacı Suriye-Irak ve Türkiye’nin toprakları üzerinde uydu-kukla bir Kürt Devleti kurarak, bu uydu-kukla devleti Ortadoğu’daki diğer halklara karşı tetikçi olarak kullanmaktır.
4- PKK silah bırakma açıklamasında Lozan Antlaşması’nı hedefe koyarak hem hizmet ettiği emperyalizmin hiç vazgeçmediği planlarını hem de emperyalizmin maşası olduğunu ortaya koymuştur. AKP-MHP ortaklığına, Erdoğan’ın bir kez daha seçilmesi karşılığında verilen görev ise Sevr Antlaşması’nı hortlatmak için (işbirlikçi Kılıçdaroğlu’nun 6’lı masa hilesiyle Meclis’e soktuğu 36 siyasal İslamcının da oyuyla) Anayasa değişikliği yaparak, Türklüğü kaldırıp ülkeyi federasyona götürüp, bölünmenin altyapısını hazırlamaktır. ABD-İsrail emperyalizminin isteklerini yerine getirmekte tereddüt etmeyen AKP-MHP iktidarı; yandaş medyayla sahte bir terör bitirme algısı üzerinden can çekişen siyasi ömrünü uzatmaya çalışmaktadır. AKP-MHP ortaklığının birinci stratejisi, gerçekler üzerinden değil, sahte algılar üzerinden iktidarını yürütmektir.
5- 1999 yılında Başbakan Bülent Ecevit’in Amerika bize Apo’yu neden teslim etti anlamadım? sorusunun cevabı, bugünlerde yaratılan bu sahte algının anahtarı olarak Apo’nun kullanılmasında yatmaktadır. ABD-İsrail emperyalizmi, planları doğrultusunda zamanı geldiğinde kullanmak için, maşası bebek katili cani Apo’yu Türkiye’ye teslim etmiştir. Cumhuriyet’in büyük aydını Uğur Mumcu ise, Abdullah Öcalan’ın emperyalizm bağlantılarını tespit ettiği ve bu bağlantılar üzerinden kurulan planların deşifre olmaması için MOSSAD tarafından katledilmiştir. Uğur Mumcu’nun katledilmeden önceki 350 civarındaki yazısının 150’si terör örgütü PKK ve emperyalist bağlantıları üzerinedir.
6- AKP-MHP-DEM ortaklığı ve gizli ortak ikinci Cumhuriyetçi CHP yönetimi ile yandaş medya her gün suç işlemektedir. Terörü meşrulaştıran söylemler, Türk Ceza Kanunu md. 302’ye göre Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçudur. Ayrıca Terörle Mücadele Kanunu md. 6’ya göre Terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru göstermek suçtur.
Terör örgütü lideri, bebek katili, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin düşmanı ve ABD-İsrail-AB emperyalizminin maşası olan Abdullah Öcalan’ı ve PKK’yı meşrulaştırmak gelecekte yargılanacak suç fiilleridir. Siyasal iktidar bileşkesi ve tüm aparatlarının kullanmış olduğu ‘terörsüz Türkiye’ sloganının, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde vatanın namuslu evlatlarıyla kurulmuş olan Türk egemenliği üzerine inşa edilmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesinin örtüsü olduğunu kavrayarak bunun karşısında Hainsiz Türkiye parolasını partimizin en önemli şiarı olarak yükseltiyoruz.
‘Terörsüz Türkiye’ operasyonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk egemenliğinin tarihten gelen zaferlerden gelen meşruiyetini topyekün değersizleştirme ve yok etme operasyonudur. Milli şuurun, milli egemenliğin terör karşısında boyun büktürülmesi bir milletin tarih sahnesinden silinmesi anlamına gelir.
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak, tasfiye edilmeye çalışılan Türk Cumhuriyeti ve Türk milli şuurunu yeniden inşa etmek üzere, yeniden halkçı-laik Cumhuriyet devrimi için devrimci bir örgütlenme teşkilat yapısı için tüm Türk milletine davette bulunuyoruz. Bugün emperyalizmin ulus devlet yapımızı yok etmek için hiç vazgeçmediği planlarına karşı Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
=======================
İmamoğlu PKK'nın feshi sonrası açıklama yaptı: Artık konuşmanın, diyalogun, siyasetin, işe koyulmanın vaktidir. O kötü günlere bir daha geri dönmemek için hem içeride hem dışarıda yapmamız gerekenler var, Kırk yıllık acının, bir kısmı devletimizin uygulamalarından kaynaklanan köklü sebepleri var, Kürtleri herkesle eşit hissettirebilirsek ülkemiz Ortadoğu’nun kutup yıldızı olur
Serbestiyet
12-Mayıs-2025
İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, PKK’nın fesih kararını duyurmasıyla ilgili açıklama yaptı.
İmamoğlu’nun kendi hesabının engellenmesi nedeniyle açıklamalarının paylaşıldığı Cumhurbaşkanı Aday Ofisi X hesabından paylaşılan açıklama şöyle:
Aziz Milletim, terör örgütü PKK’nın kendisini feshedip, silah bırakma kararı almış olduğunu öğrendim. Geride kalan kırk sene boyunca gençlerimizin, Türk ve Kürt on binlerce vatandaşımızın hayatına mal olan, kaynaklarımızı kurutan bir dönemin nihayet kapanıyor olmasına ülkem adına çok sevindim.
Artık konuşmanın, diyalogun, siyasetin vakti
Artık konuşmanın, diyalogun, siyasetin, işe koyulmanın vaktidir. O kötü günlere bir daha geri dönmemek için hem içeride hem dışarıda yapmamız gerekenler vardır.
Fesih ve silah bırakma sürecinin sorunsuz tamamlanmasından, vatandaşlarımızın Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit mensupları olmaktan kaynaklanan haklarının tanınmasını sağlamaya kadar uzanan geniş bir alanda yasal düzenlemeler yapmamız, sosyal ve psikolojik alanlarda adımlar atmamız, kapsamlı siyasi ve hukuki reformlar gerçekleştirmemiz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde büyük bir kalkınma hamlesine girişmemiz gerekmektedir.
Bu süreç asgari demokratik şartlar olmadan yürütülemez
Böylesine büyük ve önemli bir süreç, iktidarın yapmaya çalıştığı gibi az sayıdaki siyasetçinin kapalı kapılar ardında yapacağı görüşmelerle, toplumun desteği ve onayı alınmadan, uzmanlar dahil edilmeden, ifade ve örgütlenme özgürlüğü gibi asgari demokratik şartlar olmadan yürütülemez. Yine, böylesine büyük ve önemli bir süreç; günü kurtarmayı ve seçim kazanmayı esas alan, kısa vadeli ve meselenin bölgesel boyutunu ihmal eden bir perspektifle başarıya ulaştırılamaz.
Aksine, bu büyük ve önemli sürecin gereğini bihakkın yerine getirebilmek için; şeffaflığa, Meclis zemininin güçlendirilmesine, kapsayıcılığa, özgürlük ve demokrasi iklimine, uzun vadeli ve bölgesel bir perspektife ihtiyacımız vardır.
Kırk senedir kahrını çektiğimiz meselenin nüksetmemesi için, başta şehit ve gazi ailelerimiz olmak üzere acıların yaşandığı tüm ailelerin hassasiyetle dinlenmesi, sürece dair aydınlatılmaları ve helalliklerinin alınması büyük bir önem arz etmektedir. Ulusal güvenliği ilgilendiren hassas kısımları hariç olmak üzere, sürecin bütün boyutlarının kamuoyunca bilinir ve şeffaf olması, milletin sürece ortak edilmesi, farklı kanaatlere, sivil toplumun ve ilgili uzmanların önerilerine kulak verilmesi, herkesin sözünü söylemesine izin verecek bir siyasi atmosferin ve hukuk düzeninin oluşması elzemdir.
Bu çerçevede, süreci silahın tamama erdirebilmek üzere, TBMM’de bir genel görüşme açılması, ardından da Mecliste temsil olunan bütün partilerin katıldığı bir komisyon oluşturularak konunun ele alınması gerekmektedir.
Kırk yıllık acının, bir kısmı devletimizin uygulamalarından kaynaklanan köklü sebepleri var
Sevgili vatandaşlarım, ülkemize ve milletimize büyük sıkıntılar yaşatan bir dönemin sona eriyor olmasına ne kadar sevınsek az. Öte yandan, şunun da idrakinde olmamız lazım: Kırk senedir büyük acılarla yol açan bu meselenin bir geçmişi ve bir kısmı devletimizin yanlış uygulamalarından kaynaklanan köklü sebepleri var.
Kürt vatandaşlarımızın kendilerini Cumhuriyetimizin eşit vatandaşları olarak hissetmelerini sağlayamamış, sınırlarımızın haricindeki Kürtlere güvenlik perspektifiyle bakmış olmamız bu sebeplerin başta gelenleri.
Kürtleri herkesle eşit hissettirebilirsek ülkemiz Ortadoğu’nun kutup yıldızı olur
Ülkemizin bu en köklü meselesini bir daha nüksetmeyecek biçimde çözebilmemiz için Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün fertlerini eşit hak sahibi vatandaşlar, Cumhuriyetimizin eşit hissedarları, vatandaşımız olmayan Kürtleri de kardeşlerimiz kılmamız gerekiyor. Kürt vatandaşlarımızı herkesle eşit hissettirebilir, vatandaşımız olmayan Kürtleri kardeşlerimiz kılabilirsek, sorunumuzu çözmekle kalmaz, ülkemizi gerçek manasıyla bölgenin büyük gücü, Ortadoğu’nun kutup yıldızı haline getirebiliriz.
Cumhuriyet’in eşit yurttaşları ve vatanımızın eşit hissedarları olarak kendimizi güvende ve hak sahibi hissetmemiz, sadece adaletin gereği değil, Cumhuriyetimizin sürdürülebilirliği ve demokrasimizin derinleşmesi açısından da tarihsel bir zorunluluktur. Bu prensipler bizi birlikte millet yapan; ortak vatan, ortak kader, ortak gelecek idealinde birleştiren en güçlü temel olacaktır.
=======================
99 felaketinde yardıma uzaktan gelenler arasında farklı deneyimlere sahip kişiler vardı. Japonya’dan gelen heyette Japon İmparatoru’nun başdanışmanı gibi önemli ve deneyimli kişiler bulunuyordu. Yetkililer ile ilişki kurmak için bütün yolları denediler. Ancak muhatap bulmakta zannedersem biraz zorlandılar. Japonya Büyükelçisi de geldikleri ilk gün yapılan toplantıda bu zorluğa işaret etmişti: Bu ülkedeki zorluk, uzmanların sorunları anlamaya uğraşmaları değil, her şeyi önceden bildiklerini iddia etmeleridir. Bu nedenle yerel insanlardan bir şeyler öğrenebilirsiniz. Ama kamu işlevleri yerine getiren sınıflar, özellikle kamu imkanlarını kullanan kişiler genellikle –en olmayacak bir şekilde- kendilerini temsil ederler…
Korhan Gümüş
13-Mayıs-2025
Büyük Savaş sonrası Japonya’daki yeniden yapılanma hamlelerini gören bazı üniversite hocalarının acaba onların gelişme modelini örnek alabilir miyiz diyerek sorular sordukları, tezler hazırlattıkları hala aklımda. Bazılarının Japonya seyahatlerine gittiklerini, kendi mahfillerinde ve okullarda konferanslar verdiklerini de hatırlıyorum. Bu seçkinler Türkiye ile Japonya arasında gelenekler ve modernleşme biçimi açısından bir bağ kurmaya çalışıyorlardı. Japonya’ya duyulan bu ilginin mimarlık çevrelerinde ortaya çıkması çok şaşırtıcı olmasa gerek. O tarihlerde Cumhuriyet’in modernleşme projesinin başarısızlıklarının işaretlerinin mimarlık ve şehircilik alanında ortaya çıktığını tahmin etmek zor değil.
Öğrencilik hayatımın başlamasından bir çeyrek asır sonra, kendimi benzer bir sorgulama biçimi içinde buldum. 99 felaketinde yardıma uzaktan gelenler arasında farklı deneyimlere sahip kişiler vardı. Bir bakıma afet sonrası yardım çalışmaları bir karşılaşma alanı oldu. Bunlardan en ilginç olanlarından biri de Japonya’dan gelen Acil Yardım Heyeti’ydi. İçlerinde Japon İmparatoru’nun başdanışmanı gibi önemli ve deneyimli kişiler bulunuyordu. Her biri akademik alanda isim yapmış bilge kişilerdi. Ayrıca Kobe felaketinde ve dünyanın değişik yerlerinde onlarca kere yardım faaliyetlerine katılmış deneyimli aktivistler, STK temsilcileri de bu heyetle ilişkili olarak gelmişti.
Japon İmparatoru’nun başdanışmanı ile birlikte gelen bu üst düzey yardım ekibi içinde 90’lı yaşlara gelmiş gönüllü kişiler de bulunuyordu. Bu deneyimli uzman kişiler yetkililer ile ilişki kurmak için bütün yolları denediler. Ancak muhatap bulmakta zannedersem biraz zorlandılar.
Biz de aynı hataları yapmıştık…
Gelişlerinin ilk günlerinde yapılan bir toplantıda hatırladığım kadarıyla Japonya Büyükelçisi de bu zorluğa işaret etmişti. İtiraf etmem gerekirse, heyetin Büyükelçi ile olan bu görüşmesine istemeden katılmış oldum.
Aklımda kaldığı kadarıyla bir çelişkiye işaret etti ve şunları söyledi: Bu ülkedeki zorluk, uzmanların sorunları anlamaya uğraşmaları değil, her şeyi önceden bildiklerini iddia etmeleridir. Bu nedenle yerel insanlardan bir şeyler öğrenebilirsiniz. Ama kamu işlevleri yerine getiren sınıflar, özellikle kamu imkanlarını kullanan kişiler genellikle –en olmayacak bir şekilde- kendilerini temsil ederler…
Japonya Büyükelçisi sorunu böyle teşhis ediyordu. Japonya’dan yanlarında getirdikleri tercümanla birlikteydim ve beni de heyetin bir üyesi zannetmişti. Türkiye hakkında onlara bazı bilgiler vermeye, uyarılar yapmaya çalıştı.
Sonra randevular alındı. İlk görüşmelerden biri dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı ile yapıldı. Bu uzmanlar son derece nazik kişiler olmalarına rağmen Belediye Başkanı ile bir türlü diyalog kuramadılar. Çünkü şehrin yönetiminden sorumlu kişi sürekli broşür bastırıyorduk, ama yetiştiremedik, burada bir afet merkezi oluşturuyoruz ama henüz daha başlayamadık gibi sözler söyleyip duruyordu. Onlar da nezaketlerinden dolayı dinleyip, bu söylenenleri biz de aynı hataları yapmıştık diye cevaplandırıyorlardı. Bir süre sabrettikten sonra onunla işbirliği yapamayacaklarını anladılar. Sizinle ne yazık ki görüşmemizin bir faydası olamayacak deyip ayrıldılar.
Tıpkı bütün diğer yerli ve yabancı ekipler gibi, Japon Acil Yardım Heyeti de Sivil Koordinasyon Merkezi ile çalışmaya başladılar.
Sivillerin oluşturduğu bu merkez 17 Ağustos sabahı birkaç gönüllü kişiden ibaret iken bir gün sonra neredeyse binlerce kişiye ulaşmıştı. Felaketin ertesi günü birçok yerden ve yurt dışından bir dolu ekip daha geldi. Afet bölgesine giden gönüllülerin sayısı yüzbinlere ulaştığı için yönlendirilmeleri Taksim Meydanı’nda yapılıyordu. İlk günlerde yollar kapalı olduğu için acil yardım malzemelerini iletmek için seferlerini durduran İDO’nun deniz otobüsleri kullanıldı. Yanaşabilecekleri yeni yerler tespit edildi. İlk gün arama kurtarma aletleri, ceset torbaları, bölgede acil olarak kurulması gereken üç sahra hastanesinin malzemeleri, ilaçlar, yiyecekler, içecekler, deneyimli ekiplerin bir bölümü böylece hızla yerine ulaştı. Ofiste eski model çevirmeli iki telefon vardı. Ertesi sabah yirmiden fazla telefon daha alınması gerekti. Artık bütün basın, televizyonlar haberleri bölgedeki yardım çalışmalarını koordine eden sivillerden alıyorlardı. Bir süre sonra afetzedeler için yardımları yönlendirmek yanında acil mobil barınak, sosyal dayanışma, iş edindirme, yerel tarım çalışmalarına kadar uzandılar.
Yöntem gayet basit: Planlamayı tarafları yeni bir eşiğe taşıyan karşılıklı bir öğrenme sürecine dönüştürmek
Deprem bölgesinde yıllarca süren çalışmalardan acil yardım faaliyetleri nihayetlendikten sonra da şehircilikte mikrobölgeleme tabir edilen yerel planlama yöntemini uygulamak için Beyoğlu’nda gönüllü bir grup oluşturuldu ve yıllarca süren çalışmalar yapıldı. Japon Acil Yardım Heyeti, Tokyo Yaşam Kalitesini Geliştirme Laboratuvarı, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden öğretim üyeleri de, Beyoğlu Belediyesi de destek verdi. Japon uzmanlarla yürütülen risk gözlem ve azaltma eylem planları hazırlama yöntemlerini kullanarak. Bu mikrobölgeleme yöntemi ve sokak sokak, ev ev, mahalle mahalle yapılan çalışmalar yıllarca gönüllüler tarafından sürdürüldü. Japonya’da da uygulanan bu yöntem son derece başarılı oldu.
Bu kavram zemin etüdleri ve haritalarını hazırlama yanında çok yönlü ve süreç odaklı bir planlama yöntemini içeriyordu. Kullandıkları yöntem çok basitti: Bu amaçla birincisi kural koyucu diye tanımlanan kamu tarafından yetkili, ikincisi faaliyetin sürekliliğini, ilişkileri sağlayan, yöneten STK üyeleri, üçüncüsü yerel halktan temsilciler ve nihayet deneyimli uzmanlardan oluşan çalışma grupları oluşturuluyordu. Bu ekip sokak sokak, ev ev çalışıyor ve riskleri araştırıyor, çözüm yollarını gösteriyor ve uygulamaları izliyordu. Beyoğlu’nda gizli derelerin kenarlarında duvardan ayrılarak insanların üzerine düşen taş kaplamalar, yan yana inşa edildiği halde şaşırtılan katlar, paslanarak bağlayıcılık işlevini kaybeden demirler, kimin neden ve nasıl yaptığı bilinmeyen taşıyıcı duvar kaldırmalar, depolanmış yanıcı ve patlayıcı malzemeler gibi birçok risk tipi görünür hale geldi. Bunları yerel insanlar çok iyi biliyorlar ve uzmanlara yol gösteriyorlardı. Böylece çok sayıda insanın hayatı kurtarıldı.
Japon Acil Yardım Heyeti içinde yer alan uzmanlar bizim gibi gönüllüler ile gece yarılarına kadar çalışıyorlardı. Resmi görevliler kısa mesafe de olsa bir yere gitmek için makam arabalarını beklerken bu yaşlı ve gönüllü insanlar bizimle birlikte koşturuyorlardı. Resmi kuruluşların temsilcileri iyi maaş almalarına rağmen saat 16.00 civarında mesailerinin bittiğini söyleyip ayrılıyor ve niye geldiklerini bile bilmediklerini belli eden yüz ifadeleri ile hiçbir katkıda bulunmadan oturuyorlardı. Afet bölgesine merkezden gönderilen vali yardımcıları, kaymakamlar da hatırladığım kadarıyla Bolu’daki kaplıcalarda borsa, döviz kurlarını, v.s. izleyerek günlerini geçiriyorlardı. Çünkü emir vermeyi biliyorlardı ama yatay ilişkiler nasıl kurulur, gönüllülerin enerjisi nasıl harekete geçirilir, yerel halktan nasıl öğrenilir, bunları bilmiyorlardı.
Felaketleri engellediğini varsayan modernleşme biçiminden şüphe duymak
Ne tuhaf değil mi? Felaketler yaşayarak 9 şiddetindeki bir depremde bile can kaybı yaşamamayı öğrenmiş Japonya devletinin göndermiş olduğu gönüllü yardım heyetinin değil yalnızca, Hollanda, Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkelerden gelen uzmanların da çalışma şekli aşağı yukarı aynıydı.
Japon İmparatoru’nun baş danışmanının -son nefesini verene kadar- bilginin deneysel ve eylemsel, yani karşılıklı öğrenmeye dayanan bir şey olduğunu, hakikat olmadığını kavrayarak uğraştığını gördüm. Adeta kendisini yok edercesine…
Bu süreçte heyetin üyelerinin bambaşka bir ilişki biçimi kurduklarını gördük. Onlar için koşullarda bir değişiklik yaratmayı amaçlamak, uzmanların didaktik bir şekilde bildiklerini topluluklara aktarmaları değil, sorun sahiplerinin bildiklerini açığa çıkarmaya, öğrenmeye ve anlamaya çalışmaktı.
Bilme eylemi sembolik sınıfın kendi kamu yararı kavramını tanımlama biçimi halini alınca, ürettiği gerçeklik de sermayesizler için görünmez olabiliyor. Hatta eşitsizlik üretmek, imtiyaz sahibi, olmak (hatta şiddet uygulamak) için gerçekleştirilen bir eylemlilik biçimi olarak algılanabiliyor.
Bugün hala yetkili ağızlardan tek çözümün kentsel dönüşüm olduğunu duyuyoruz. Sabah akşam fay hatlarının yerlerini tartışıyoruz. Bu meselenin artık ciddiye alınmayacak, geçiştirilecek bir durumu kalmadı. Afeti hazırlayan en önemli neden zannedersem deneyim biriktirememek, hep hazırlıksız yakalanmak ve sürekli yeniden başlamak. Afetlere dirençli şehircilik deneyimleri yerle temas ederek, süreç odaklı olarak tasarlanıyor, çok yönlü, çok öncelikli ilişkilerle. Kamu-özel karışımı ilişkilerle katılaşan hakikatler bilimle topluluklar arasında mesafe koyuyor, bilgi iyileştirici etkisini kaybediyor.
İşte bu nedenle erke bağımlı, sekülerleşmemiş bilgi üretiminin toplulukları akılcılaştırma fırsatlarından mahrum bıraktığını, yapılan hatalarla karşıtlık içindeymiş gibi gözükürken bile onlara güç sağladığını düşünüyorum. Felaketleri engellediğini varsayan bu modernleşme biçiminin felaketleri olanaklı kıldığından şüphe duyuyorum.
=======================
DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: Şimdi, büyük bedellerle yürütülen mücadele, yerini Kürt meselesinin çözümüne ve demokratik bir toplumun inşasına bırakıyor. Alınan karar, Kürt-Türk ilişkilerinde demokratik bir zemin kurma, ortak bir vatan fikrini büyütme ve barışçıl bir çözüm arayışını güçlendirme çağrısıdır.
Serbestiyet
13-Mayıs-2025
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda PKK’nın fesih kongresine dair açıklamalar yaptı.
Bakırhan’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
Tarihi bir anın içinden geçiyoruz ve geleceğe umutla bakıyoruz. Toplumun yıllardır hayalini kurduğu günlerin kapısı aralanıyor. 86 milyon insanın yüreği barış için atıyor. Acılarla yoğrulmuş bir tarih, on yılların umudu ve milyonların bekleyişi var şimdi. Kürt şair Pîremêrd, Diyorlar ki bir yıl on iki aydır; ben ay gördüm, ömrü on dört yıl olan der. Barış ve çözümü beklediğimiz her gün neredeyse bir yıl gibiydi. İşte biz yıllarca böyle yaşadık.
5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde PKK tarafından yapılan kongre ve ardından 12 Mayıs’ta açıklanan kararlar, demokratik çözüm için bir şans, barış için önemli bir fırsat sunmuştur. 12 Mayıs artık Türkiye’de yalnızca bir takvim yaprağı değil; geçmişin ağır yükünü hafifletmenin başlangıcıdır.
Geldiğimiz bu nokta; mücadele edenlerin, bedel ödeyenlerin, kaybettiklerimizin, anne babaların duaları ve çabaları sayesinde mümkün olmuştur. Barış ve demokrasi mücadelesinde yitirdiğimiz tüm canlarımızı minnet ve şükranla anıyorum. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Dün, Türkiye ve Ortadoğu’nun en tarihi günlerinden biri yaşandı. 27 Şubat’tan 12 Mayıs’a uzanan bu kısa ama anlamlı süreç, bir dönemin kapanışının ve yeni bir dönemin ilanıdır. Sayın Abdullah Öcalan’ın öncülüğünde gerçekleşen bu dönüşüm, hem Kürt siyasal tarihi hem de Türkiye tarihinin belki de en sarsıcı olaylarından biridir.
Şimdi, büyük bedellerle yürütülen mücadele, yerini Kürt meselesinin çözümüne ve demokratik bir toplumun inşasına bırakıyor. Alınan karar, Kürt-Türk ilişkilerinde demokratik bir zemin kurma, ortak bir vatan fikrini büyütme ve barışçıl bir çözüm arayışını güçlendirme çağrısıdır. Bu karar yalnızca Kürtlere değil, tüm Türkiye toplumuna ve uluslararası kamuoyuna yöneltilmiş güçlü bir mesaj niteliğindedir.
86 milyondan beklenen; haklarına, geleceğine en güçlü şekilde sahip çıkması, sözünü büyütmesi ve demokratik siyaseti dönüştüren bir irade haline gelmesidir. Siyasetin görevi ise açıktır: Barış sürecini kalıcı kılacak hukuki ve siyasi düzenlemeleri hayata geçirme sorumluluğunu üstlenmektir. Uluslararası kamuoyuna düşen görev de bu sürece gerçek anlamda destek vermek, omuz omuza durmaktır.
Başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere, tüm siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve aydınlar bu sürecin gerçek sahipleridir. Bu sürecin başarıya ulaşması için ellerinden geleni yapacaklarına dair inancımız tamdır.
Sayın Devlet Bahçeli’nin dün yaptığı Barış havası kalıcı ve gerçekçi olmalıdır. Siyasi ve hukuki adımlarla siyasetin güçlendirilmesi şeklindeki değerlendirmesini değerli buluyor, bu yapıcı yaklaşımı yürekten destekliyoruz. Aynı şekilde, Sayın Özgür Özel’in Kalıcı toplumsal barışın olması; atılacak adımların samimiyetine ve hukukiliğine bağlıdır tespiti de son derece kıymetlidir. Yürütme erkinin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesini bekliyoruz.
Türkiye’nin kaderini değiştirecek olan bu karar neden önemlidir, kısaca anlatmaya çalışacağım. Düşünün, bir köydeyiz. Hepimizin yaşam bulacağı bir su kuyusu var. Ancak bu kuyu için yıllardır didişiyoruz. Kimi zaman kuyu kuruyor, su tükeniyor. Ya bu kuyu için kavgaya devam edecek ve hep birlikte tükeneceğiz ya da ellerimizi birleştirip yaşam suyuna ulaşarak hayatı yeniden kuracağız. Su da, kuyu da hepimizin ortak kaderidir.
İşte bugün biz de o kuyunun başındaki Türkiye’yiz. Hepimiz, susuzluktan kavrulan topraklarımızla, yanan yüreklerimizle, o kuyunun başında birbirimize bakıyoruz. Bugün, kuruyan suyu canlandırmak, yeni yaşam kuyuları açmak için tarihi günlerden geçiyoruz.
22 Ekim’de Sayın Bahçeli’nin cesur çıkışı, 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın tarihi çağrısı, 10 Nisan’da Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreci sahiplenmesi ve gösterdiği kararlılık, barışı limana ulaştırmanın rehberi olmuştur. 12 Mayıs’ta PKK’nin yeni bir dönemin kapısını aralayan kongre kararları ise eşit ve demokratik bir geleceği müjdeliyor.
Emin olun; zor ve zahmetli bir yoldayız. Ama siyasetin iradesi, gençlerin inancı, kadınların gücü ve herkesin duası ile bir gün bu topraklarda barışı sağlayacağımıza tüm kalbimle inanıyorum.
Bir anne düşünün… Her kapı çaldığında yüreği ağzına gelen, her telefon sesinde dizlerinin bağı çözülen.
Bir baba düşünün… Oğlunun cenazesini alabilmek için günlerce bekleyen, sonunda eline oğlunun kemikleri bir torbada verilen.
Bir çocuk düşünün… Arkadaşlarına babasının nerede olduğunu anlatamayan, geceleri yıldızlara bakıp Babam hangi yıldızın altında? diye düşünen.
Dilin sustuğu, kelimelerin anlamsız kaldığı bir tarih yaşadık. Bu acı dolu deneyimler, on yıllardır bu toprakların sessiz tanıklığına dönüştü.
Allah, bu ülkenin insanlarına bir daha kaldıramayacakları acılar yaşatmasın.
Bugün, Türkiye’nin kırık umutlarını onarma, acılarını dindirme, dağlanmış kalplerine merhem olma günüdür.
Kederi birlikte yaşadık; şimdi ortak kaderi ve kardeşliği büyütme zamanıdır.
Mezopotamya’nın bereketli ovalarından Karadeniz’in yemyeşil yaylalarına, Ege’nin zeytin kokulu kıyılarından Zagros’un karlı zirvelerine kadar hep birlikte aynı gökyüzünü paylaştık, aynı toprağın kokusunu ciğerlerimize çektik.
Kars’ta meşhur bir söz vardır: Türk ile Kürdün anaları aynı güneşin altında paltar guruttu.
Artık ölümden değil yaşamdan, çatışma ve şiddetten değil barıştan yana olma zamanıdır.
Afyon’un Çobanözü Köyü’ne, Trabzon’un Barışlı Köyü’ne, Cizre’nin Hebler Köyü’ne, Muş’un Betuli Köyü’ne gençlerin cenazesi gitmesin artık.
Geçmişten taşıdığımız yükler geleceğimizin üzerine bir karabasan gibi çökmesin.
Gotin rehet e, lê kirin zehmet e… Werin em bikin. (Söylemesi kolay, yapması zordur… Gelin birlikte yapalım.)
Nelson Mandela, yıllar sonra işkence gördüğü gardiyanla bir restoranda karşılaştığında onun yanına gidip şunu söyler: Ben bu masaya geçmişin yüküyle gelmedim.
O, tarihin tekerrür etmesini istemiyor; yeni bir başlangıçtan söz ediyordu.
Elbette bizler de geçmişle yüzleşeceğiz. Ama ona takılıp kalmadan, birlikte barışı inşa edeceğiz.
Yeter ki cesur ve kararlı olalım. Yeter ki siyasi çıkarlarımızı barışın önüne koymayalım.
Alevilerin semahında, Sünnilerin duasında, Türklerin türküsünde, Kürtlerin dengbêjinde, Ermenilerin ağıtında, Çerkeslerin dansında, Lazların horonunda barışı bulalım.
Bir Kürt deyişi şöyle der: Eğer kapına bir fırsat gelmişse, onu ertelemek haramdır.
Bugün de barışı ertelemek haramdır. Çünkü barış helaldir, hoştur. Bu topraklara barış yakışıyor.
Bütün bu temennilerin gerçeğe dönüşmesini sağlayacak yer Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir sözü artık yalnızca bir ilke değil, somut bir gerçeklik haline gelmelidir. Meclis, halkın barış çağrısına kulak vermeli ve barışın kurucu gücü olarak görev üstlenmelidir. Cumhuriyeti kuran Meclis’in, yüz yıl sonra Cumhuriyet’i demokratikleştirme sorumluluğu vardır.
Kürt meselesinin çözümü ve ülkenin demokratikleşmesi açısından Meclis’in önünde tarihi bir görev durmaktadır. Başta yasama organı olmak üzere tüm erklerin sorumluluk alma zamanı gelmiştir. Eğer silahlar susuyorsa, konuşması gereken artık demokratik siyasettir. Emin olunmalı ki demokratik siyaset, yalnızca siyasal zemini değil, toplumsal dayanışmayı da güçlendirecek ve hepimizi zenginleştirecektir.
Yüz yıllık Kürt meselesi, demokrasi sorunu ve çatışmalı sürecin sona erdirilmesi demokratik siyasetin inşa gücünde saklıdır. Aynı şekilde, demokratik siyaset, yüz yıllık paranoyaları, kırk yıllık acıları iyileştirecek kapasiteye sahiptir. Artık bölme söylemleri, beka kaygıları ve düşman hukuku gibi anlayışlar tarihsel ömürlerini tamamlamıştır. Bunlar geride kalmalı, devletin demokratikleşmesi için ortak akılda buluşulmalıdır.
Ortak vatan fikriyle Cumhuriyet’in demokrasiyle buluşması sağlanmalı; devlet, sadece denetleyen, kontrol eden ve cezalandıran bir yapı olmaktan çıkmalı, adalet dağıtan, özgürlükleri koruyan ve düzenleyen bir yapıya kavuşmalıdır. Devleti ve Cumhuriyet’i demokrasiyle buluşturmak için yasal ve kurumsal zemini birlikte inşa etmek hepimizin sorumluluğudur. Çünkü barış, demokrasi ve hukuk yalnızca bir kesimin değil, tüm Türkiye’nin ortak kazanımıdır.
Barış bir lütuf değil, haktır. Bir yenilgi değil, herkesin kazandığı bir başarıdır. Barış demokrasiyi genişletir, demokrasi ise barışı büyütür. Barışı sağlarsak, demokrasi ve hukuk krizinin yanı sıra ekonomik krize de çözüm üretmiş oluruz.
Bu nedenle bu süreci iki taraf arasında bir al-ver süreci olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Bu sürecin pusulası siyaset, teminatı ise hukuktur. Bugün, tarihin bize sunduğu eşsiz bir fırsatı değerlendirme günüdür.
Orhun Abideleri’nde geçen bir sözü hatırlatmak istiyorum: Barış, aç olanı tok etmek, az olanı çok etmektir. İşte bugün yaşadığımız süreç, böyle bir barışın kapılarını aralıyor.
Bu tarihi sürecin gelişmesinde sorumluluk üstlenen Sayın Abdullah Öcalan’a, çözüm yönünde cesur bir duruş sergileyen Sayın Devlet Bahçeli’ye, bu iradeyi sahiplenen Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve sürece ilk günden destek sunan Sayın Özgür Özel’e, Sayın Davutoğlu’na, Sayın Babacan’a, Sayın Arıkan’a ve tüm muhalefet partisi liderlerine en içten şükranlarımızı sunuyoruz.
Şimdi, hep birlikte yeni bir sayfa açıyoruz. Bu sayfayı umutla, dayanışmayla ve güzelliklerle doldurmak bizim elimizde. Sabahattin Ali’nin o unutulmaz sözünü hatırlatmak isterim: İnsanların birbirleriyle karşılaşması kaderdir, ama yan yana kalmaları gayrete bağlıdır. Evet, bu topraklarda Türkler ve Kürtler olarak karşılaşmamız kaderin bir cilvesi olabilir. Ancak yan yana, kardeşçe, gönül gönüle yaşamamız, bizim irademizin ve ortak gayretimizin eseri olacaktır.
Ömrünü barışa ve halkların kardeşliğine adamış, yüreği daima ezilenlerin safında atan yol arkadaşımız Sırrı Süreyya Önder’i ve kısa süre önce kaybettiğimiz Batman İl Eş Başkanımız Mustafa Mesut Tetik’i rahmetle anıyor, onların şahsında bu uzun ve zorlu mücadelede yitirdiğimiz tüm canlara saygılarımı sunuyorum.
Savaşın küllerinden barışın ateşini yakacağımız aydınlık günlere olan inançla, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
=======================
12-05-2025
‘Altı yaşında evlenilebileceği’ne dair fetvasıyla hatırlanan ilahiyatçı Nurettin Yıldız Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü’nün (BİSAK) etkinliğinde konuşacak.
Yıldız, 2015’te katıldığı bir programda ‘altı yaşında evlenilebileceği’ne dair fetva vermişti.
Yıldız şöyle konuşmuştu: Evlilikle ilgili şeriatımız İslam’ın yaş haddi yoktur. Buluğ çağından önce de bir çocuk evlenebilir. (…) 10 yaşında, 7 yaşında, 6 yaşında, 78 yaşında yaşıyorsa 135 yaşında bir insan evlenmeye adaydır.
Üç yıl sonraysa yabancı bir erkekle kadının asansörde yalnız kalması neticesinde İslam’a göre ‘halvet’ şartlarının oluşacağını söylemişti.
Yıldız şöyle konuşmuştu: Asansör, bir apartmanın giriş katından sekizinci katına kadar çıkacak olan bir asansör. Halvet ortamı oluşturur mu? Yani yabancı bir erkek ve bir kadın giriş katında bindiler, sekizinci kata kadar çıkacaklar. Görünürde yani bir dakika, iki dakikayı geçmeyen bir yolculuk bu. Ama dinimizin bu konudaki hassasiyeti açısından bakıldığında… Halvet şartları, yani erkekle kadının kapalı bir ortamda bulunması durumu asansörde oluşmaktadır.
‘Halvet’in Türk Dil Kurumu’ndaki karşılığı şöyle: Birisi veya birileriyle yalnız görüşmek amacıyla içeriye başkasını veya başkalarını almamak.
Yıldız, BİSAK etkinliğinde ‘İslami İlimler: Kim için, ne kadar?’ etkinliğinde soruları yanıtlayacak…
► İslami ilimler herkes için gerekli midir? Eğer gerekliyse ne ölçüde öğrenilmelidir?
► Nureddin Yıldız Hocamızın katılımıyla İslami İlimler: Kim İçin, Ne Kadar?
► etkinliğimizde bu soruları konuşuyoruz.
► 13 Mayıs Salı, 17:30’da hepinizi bekliyoruz! pic.twitter.com/o1rhQhKuHv
— BİSAK (@bisakboun) 11-May-2025
⦿ https://twitter.com/ bisakboun/status/1921618839587967298
AYM’den ‘Nurettin Yıldız’ kararı: Gökdemir’e verilen ceza ’basın özgürlüğü ihlali’
‘Asansör fetvacısı’ Yıldız’ın vakfı savunmada: Montajla algı operasyonu
⦿ https://www.diken.com.tr/ asansor-fetvacisi-yildizin-vakfi-savunmada-montajla-algi- operasyonu/
Bir ilahiyatçının ‘fantezi’ dünyası: Asansörde ’halvet’ olur
⦿ https://www.diken.com.tr/ bir-ilahiyatcinin-fantezi-dunyasi-asansorde-halvet-olur/
‘Altı yaşında evlenilebilir’ diyen ’fetvacı’, Diken’in haberini engelletti
⦿ https://www.diken.com.tr/ alti-yasinda-evlenilebilir-diyen-fetvaci-dikenin-haberini- engelletti/
=======================
13-05-2025
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Dünyada ne Tevrat hafızı var, ne de İncil hafızı var ama milyonlarca Kuran hafızı var dedi.
Ordu’da 452 hafız için düzenlenen icazet törenine katılan Erbaş şöyle konuştu:
Kuran’ın dışında dünyada başka hiçbir kitaba başından sonuna bu şekilde ezberlenmek nasip olmamıştır. Kutsal kitaplar dahildir. Dünyada ne Tevrat hafızı var, ne de İncil hafızı var ama milyonlarca Kuran hafızı var.
Erbaş, Türkiye’deki hafızların sayısına ilişkin şu bilgileri verdi:
► Ülkemizde icazetnamesini almış 255 bin hafızımız var. Bir o kadar icazetnamesi bulunmayan hafızımız var. Nereden baksanız yarım milyon Kuran hafızına sahip bir ülkeyiz.
► Diyanet İşleri Başkanlığında farklı unvanlarda görev yapan hocalarımızın 50 bine yakını hafız. 150 bine yakın hocamızın 50 bine yakını hafız hocalarımız. Hamdolsun.
AA’nın aktardığına göre hafızlara icazet belgesinin verildiği törene katılanlar şöyle:
► Vali Muammer Erol
► Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler
► İl Emniyet Müdürü Ahmet Acar
► İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Sadi Akman
► Ordu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hakan Timur
► İlçe kaymakamları, ilçe belediye başkanları ve hafızların aileleri
Ali Erbaş: Audi’yi Diyanet İşleri başkanına çok gördüler
⦿ https://www.diken.com.tr/ ali-erbas-audiyi-diyanet-isleri-baskanina-cok-gorduler/
Diyanet’ten gençlik merkezi: ‘Gençlerin şahsiyetini inşa etmeye çalışacağız’
Ali Erbaş: Sahih dini bilgiler içeren ‘yapay zeka chatbotlar’ geliştirilmeli
=======================
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Özdil’in devleti hedef alan paylaşımlar yaptığını öne sürdü.
Gazeteci Yılmaz Özdil hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dün (12 Mayıs) resen soruşturma başlatıldı.
Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre savcılık, Özdil’in sosyal medya paylaşımında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hedef alan ve aşağılayıcı nitelikte ifadelerin yer aldığını iddia etti.
Soruşturma, Türk Ceza Kanunu’nun Türk Milleti’ni, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama suçunu düzenleyen 301. maddesi kapsamında yürütülüyor.
Özdil, PKK'nin dün (12 Mayıs) örgütsel yapısını feshettiğini ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırdığını duyurması üzerine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu an itibarıyla devlet olma özelliğini yitirmiş durumda, demişti.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu an itibarıyla devlet olma özelliğini yitirmiş durumda.
— Yılmaz ÖZDİL (@Yilmaz_Ozdill) 12-May-2025
⦿ https://twitter.com/ Yilmaz_Ozdill/status/1921857814718226702
⦿ https://bianet.org/haber/ yilmaz-ozdil-hakkinda-sorusturma-307384
=======================
26-NİSAN-2022
OKUMAYAN OKUSUN,GÖRMEYEN GÖRSÜN
Ankara Belediyesinin İnternet Sitesinde;
İSRAF SAYFASIAÇTI!!…
Ankapark denilen çakma Disneyland’a!…
Yapılan harcamaları kalem kalem açıkladı.
★
DİNOZOR Maketlerine 9 Milyon Dolar!!…
Ödenmiş Kardeşim.
FISKİYE; 15 Milyon Dolar.
Asrın Liderimiz burasının açılışını bizzat
yaparken TÜRKİYE'nin Gururudur demişti.
Sırf Kapısına 14 Milyon Dolar Harcamışlar.
NE KADAR GURUR DUYSAK AZ HAKİKATEN
TREN Yapmışlar, 34 Milyon Dolar.l!!…
Geçmediğimiz Köprüye!…
Girmediğimiz Tünele!…
Görmediğimiz Otoyola!…
Dolar bazında garantili para ödediğimizi
biliyorduk!…
Meğer biletini almadığımız hiç biryere giden Oyuncak Trene de Ödemişiz!!…
Uçan Ada Yapmışlar.
8 Milyon Dolarcık!…
Ben en çok bunu!.. Beğendim.
Çünkü adı üstünde!.. Uçmuş.
Trenin hiç olmazsa!. Hurdasını kiloyla
filan satabilirsin!!…
ADA YOK!!…
ÇEVRE DOSTU PROJE demişlerdi,
16 Milyon Dolarcık!…
ZATEN YÜRÜYÜŞYOLUYDU!!…
Bu kepazeliği oraya kondurup zaten
varolan Yürüyüş yolunun yerine!...,
Yürüyüş Yolu Yapmışlar!!.. 18 Milyon Dolar!
E!. Kaldırımsız olmaz,Kaldırım da yapmışlar,
3.5 Milyon Dolar.
Timsah Maketi, Nuh’un Gemisi Maketi,
Fiberglastan Fosil Maketi, Vahşi Batı Dekoru, Oyun Çadırı, Lazer Sesi Çıkaran Robot, Çarpışan Arabalar, Gondol filan
almışlar, 45 Milyon Dolar!!…
★
50 Milyon Dolarımız Yok Diye!!…
TANK Fabrikamızı Katar’a Verdiler.
Buraya Teleferik Yapmışlar,
50 Milyon Dolar Ödemişler!…
★
Ankapark’a saçıp döktükleri toplam
Para, 801 Milyon Dolar!!…
★
Aynı dönemden birkaç örnek vermek gerekirse!!…
★
Tekel’in alkollü içecekler bölümünü,
292 Milyon Dolara Sattılar.
Eti Bakır’ı 33 Milyon Dolara Sattılar.
Eti Gümüş’ü 41 milyon dolara sattılar.
Eti Krom’u 58 Milyon Dolara Sattılar.
Kütahya Şeker Fabrikasını,
23 Milyon Dolara sattılar.
Adapazarı Şeker Fabrikasını,
45 Milyon Dolara Sattılar.
Antalya Limanı’nı 140 Milyon Dolara Sattılar
Türk Hava Yolları’nın yüzde 20’sini,
175 Milyon Dolara Sattılar.
★
Ne Etti??…
807 Milyon Dolar.
★
BUNLARI SATTILAR!!…
BU KADAR PARAYA DİNOZOR MAKETİ
★
ETİ BAKIR'I MESELA! …
Kasasında Nakit 10 Milyon Doları varken!…
9 Milyon Dolar değerinde Arazileri varken!…
Depolarında hemen Nakde çevrilebilir.
7 Milyon Dolar değerinde BAKIR varken!…
240 Milyon Dolar değerinde bilinen rezervi
varken!!..Sadece 33 Milyon Dolara Sattılar.
BİR DEFABİLEKULLANILMAYANOYUNCAK TRENE 34 MİLYONDOLARÖDEMİŞLER!!…
★
ŞEKER FABRİKASISATINALMAYAYETENPARAYLA FISKİYEALMIŞLAR!!…
★
250 BİN DOLARA TÜRKİYE CUMHURİYETİ
VATANDAŞLIĞINI SATIYORLAR!!!…
ALDIKLARI PLASTİK AĞAÇ BİLE DAHA
★
E!!..HÂLÂ MERAKEDİLİYOR??…
Merkez Bankasının Kasası Nasıl Boşaldı??…
Enflasyon Niye Patladı??…
Elektrik Faturaları Neden Böyle Oldu,??…
Market Etiketlerinde Niye Yangın Var??…
Patlıcanı Niye Anca Taneyle Alabiliyoruz,??…
NİYE YOKSULLAŞTIK??…
=======================