İÇİNDEKİLER:

  1. İNTİHAR EDEN MÜFTÜNÜN EŞİ KONUŞTU: BİZ BUNUN HESABINI KİMDEN SORACAĞIZ?
  2. EMİN ÇÖLAŞAN: YENİ KARARGAH ÜNİVERSİTELER
  3. SEVİLAY YILMAN: YILDA 1.5 İLE 1.7 MİLYAR EURO GELİRİ OLDUĞU TAHMİN EDİLEN İGA SÖZLEŞME GEREĞİ YILLIK 1.2 MİLYAR EURO’YU ÖDEYEMEYECEĞİNİ SÖYLEYİP 20 YIL ERTELEME ALIYOR.
  4. İNSANLIK DÜNYANIN BİR YILLIK DOĞAL KAYNAĞINI ŞİMDİDEN TÜKETTİ!
  5. FACEBOOK’TA KRALI ELEŞTİREN ADAMA 5 YIL HAPİS CEZASI
  6. PAZAR VE KASAPTAKİ FİYATLAR DURDURULAMIYOR: BÖYLE BİR ZULÜM GÖRÜLMEDİ…
  7. DİSNEY PLUS’A TEPKİLER ÇIĞ GİBİ: ERMENİ LOBİSİNDEN YENİ AÇIKLAMA GELDİ
  8. DOLARDA 26,95’İN SIRRI ÇÖZÜLDÜ
  9. İRAN BİNLERCE AFGAN’I SINIR DIŞI ETTİ
  10. ‘KANAL İSTANBUL ARTIK HAYAL İSTANBUL’ DUR!’
  11. ENDİŞE VERİCİ ARAŞTIRMA: DEEPFAKE KONUŞMALARIN ÇOĞU TESPİT EDİLEMEDİ
  12. TOGG FABRİKASI ŞANTİYESİNDE ÇALIŞAN İŞÇİLER İŞ BIRAKTI
  13. DANİMARKA’DA KUR’AN-I KERİM’E YÖNELİK SALDIRILAR DEVAM ETTİ
  14. OĞUZHAN UĞUR ‘DAN DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ALİ ERBAŞ’ A ‘SALAVAT’ YANITI
  15. İRAN ASILLI KADIN, POLİS KORUMASI EŞLİĞİNDE KUR’AN-I KERİM YAKTI
  16. DENİZ ZEYREK: ZOR SORULAR!
  17. DİYANET: MESAİ VE DERS SAATLERİNİ CUMA NAMAZINA GÖRE AYARLAYIN
  18. ALİ BAYRAMOĞLUDÜNYADA LİBERAL DEĞERLER ÖRSELENİYOR, TÜRKİYE’DE POPÜLİST OTORİTER İKTİDAR NORMALLEŞİYOR, MUHALEFET PUSULASIZ
  19. 16 ŞİRKET, BİRBİRİNİN ÇALIŞANINI İŞE ALMAMAK İÇİN ‘CENTİLMENLİK ANLAŞMASI’ İMZALAMIŞ
  20. KILIÇDAROĞLU’NU DÖVDÜREREK KAZANMIŞ MI OLACAKSINIZ?
  21. SÜPER İLETKEN İDDİALARI YATIRIMCILARI ÇILGINA ÇEVİRDİ ANCAK BİLİM DÜNYASI ŞÜPHECİ
  22. RUSYA’DAN YABANCI FONLARINI DONDURMA KARARI
  23. FATİH ALTAYLIPİSLİĞİNİ YEŞİLLE YIKAMA
  24. ‘UÇUŞ SIRASINDA NAMAZ KILMAK RİSKLİ’ DİYEN PİLOT THY’DEN ATILDI
  25. ZAFER YÖRÜKLOZAN I: GİZLİ MADDELER HİSTERİSİNİN GİZLEDİKLERİ
  26. HATAY ‘DAKİ YIKIMI GÖRÜNTÜLEYEN GAZETECİYE ’ SANSÜR YASASI’NDAN DAVA: ÜÇ YILA KADAR HAPSİ İSTENDİ
  27. YAVRU KEDİLERİ AYAĞIYLA EZİP ÖLDÜRMÜŞTÜ: SERBEST KALIR KALMAZ YENİDEN KEDİ ÇALMAYA KALKIŞTI
  28. YARGIDA YÜKSELEN YENİ GÜÇ: DİYANET! – ALİ DURAN TOPUZ (ARTI GERÇEK)
  29. SAMSUN’DA DEVLET HASTANESİ İNŞAATINDA ÇALIŞAN İŞÇİLER, MAAŞLARINI ALAMADIĞI İÇİN İŞ BIRAKTI
  30. YÜZDE 73 ENGELLİ KADINA CİNSEL İSTİSMAR DAVASINDA, MAHKEME KADININ ‘RIZASI VAR’ DEDİ, SANIK BERAAT ETTİ
  31. AFRİKA’DA FRANSA İÇİN GÜNEŞ BATIYOR – FEHİM TAŞTEKİN (GAZETE DUVAR)
  32. ETÖ’NÜN İKİZİ GİBİ… ABD’Lİ OYUNCUDAN SCİENTOLOGY’E DAVA: TACİZ, GİZLİ TAKİP, KARALAMA…
  33. LAİKLİK Mİ, O DA NE? DİYANET’TEN ‘NAMAZA GÖRE MESAİ’ ÇAĞRISI
  34. ‘TARİKAT KAMPI’ SKANDALINDA YENİ AYRINTILAR: YÖNETİCİLER ÇOCUKLARI EVE DE ALABİLİYOR!
  35. MARS’TA KORKUTAN ŞÜPHE…
  36. AKBELEN’DE JANDARMA SUYU DA KESTİ
  37. UŞAK’TA YAPI DENETİMİ YAPAN İKİ İNŞAAT MÜHENDİSİ DARBEDİLDİ
  38. LİSE MEZUNU MAHKUMUN TAHLİYESİNE "OKUMA YAZMA BİLMİYOR" ENGELİ!
  39. MORGAN STANLEY TARİH VERDİ: TÜRKİYE’DE ENFLASYON ZİRVE YAPACAK
  40. FRANSA’DA NİJER’E MEDYA YAYINLARIYLA İLGİLİ KINAMA
  41. FESTİVAL YASAKLARINA KARŞI 90 KURUMDAN ORTAK AÇIKLAMA: MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE ÇAĞIRIYORUZ
  42. HAFTANIN VİZYON FİLMLERİ
  43. DEVLET KORUMASINDAKİ ÇOCUKLARI KAMPA ALAN TARİKAT İLE BAKANLIK ARASINDAKİ PROTOKOL ORTAYA ÇIKTI


İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

İNTİHAR EDEN MÜFTÜNÜN EŞİ KONUŞTU: BİZ BUNUN HESABINI KİMDEN SORACAĞIZ?

Müftü Mehmet Deniz, motosiklete bindiği ve cübbe giymediği için ihraç edilince intihar etti. Eşi Zeynep Deniz, DİB Ali Erbaş’a “Bunun hesabını nasıl vereceksiniz?” diye seslendi.

Halil ATAŞ

03 Ağustos 2023

Balıkesir’de görevli müftü Mehmet Deniz, bisiklet ve motosikletle işe gitmesi ve cübbe giymemesi sebep gösterilerek, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından açılan soruşturma kapsamında meslekten ihraç edildi.

Soruşturmanın ardından müftülükten atılan Mehmet Deniz, bunun üzerine mahkemeye başvurdu. Balıkesir İdare Mahkemesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kınama cezasını ve müftülükten atılma kararını bozarak göreve iade kararı verdi. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı bu kararı işleme koymadı.

AYM KARARINI BEKLEYEMEDİ

Müftü Mehmet Deniz bunun üzerine durumu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Anayasa Mahkemesi süreci devam ederken, yaşadıklarına daha fazla dayanamayan beş çocuk babası Mehmet Deniz, intihar ederek yaşamına son verdi. Ölmeden önce bıraktığı mektup ise savcılık tarafından incelemeye alındı. Cenazesi adli tıp kurumundan alınan Müftü Mehmet Deniz, Dursunbey’in Beyce Mahallesi’nde sevenlerinin gözyaşları arasında toprağa verildi. Manisa Kırkağaç İlçe Müftüsü olarak görev yaparken geçirdiği soruşturma sonrası Balıkesir İl Vaiziliği görevine atanan ve yaşadığı bu durumu kaldıramayacak 51 yaşında intihar eden Mehmet Deniz’in acılı eşi Zeynep Deniz, Diyanet yetkilileri ve devlet erkanına seslenerek şunları söyledi:

MAHKEMEYE MÜDAHALE VAR”

Hayatı boyunca onuru ve şerefi ile yaşamış olan eşim hangi sebepten dolayı cezalandırıldı? Bunları kaldıramayan eşim yaşamına son verdi. Mahkeme kararları kim için ve ne için verildi? Sayın Ali Erbaş‘a sesleniyorum; Hz. Ömer demiyor muydu, ‘Fırat kenarında kuzuyu bir kurt kapsa hesabı Ömer’ den sorulur.’ Biz bunun hesabını kimden soracağız Sayın Başkan? Benim, eşimin ve çocuklarımın vebali kimlerin? Bunun hesabını nasıl vereceksiniz bana? Bize ‘Mazlumsunuz, mahkemeye gidin’ dediğiniz halde, bu mahkeme kararları kimler tarafından müdahale edilerek bu hale getirildi? Bu işle alakalı olduğunuzu inkar edebilecek misiniz? Bu vebali nasıl kaldırabileceksiniz?”

BU ÖLÜMÜN ALTINDA DİB'İN KARARLARI VAR

Adaletli, Dinamik, İdealist, Liyakatli Diyanet ve Vakıf Çalışanları Sendikası (Diyanet Adil-Sen) Başkanı Ahmet Murat Hocaoğlu, meslektaşları Mehmet Deniz’in intiharından Diyanet İşleri Başkanlığı’nı sorumlu tuttu.

Hocaoğlu “ Bu ölümün altında ben inanıyorum ki başkanlığın verdiği karar vardır. Hukuki olarak, tüm altyapımız ile hocamızın yanındayız. Kampanya başlayacağız. Bugünden itibaren Diyanet’te birçok şeyler değişecek” dedi. Mil-Diyanet Sen Genel Başkanı Celaleddin Gül ise “Makamı, mevkisi ve unvanı ne olursa olsun, Mehmet Deniz’in intihar etmesine direk ya da dolaylı olarak sebep olan kişilerin araştırılmasını, soruşturulmasını, hukuk çerçevesinde gereğinin yapılmasını talep ediyoruz” açıklamasını yaptı.

https://www.sozcu.com.tr/2023/gundem/biz-bunun-hesabini-kimden-soracagiz-7762267/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

*

* *======================= * * *

EMİN ÇÖLAŞAN: YENİ KARARGAH ÜNİVERSİTELER

emincolasan@sozcum.com

03 Ağustos 2023

Sevgili okurlarım, hangi ülkede olursa olsun her iktidar, adamlarını devlet yönetimine yerleştirir.

Ama bu işin bir haddi hesabı olmalıdır.

Bu kural bizim gibi tam gelişmemiş ülkelerde de geçerli olmalıdır da, kim takar!

Bizdeki iktidar partisi devleti babasının çiftliği, görev verilecek kimseleri de emir kulu ırgatlar olarak görür.

Dolayısıyla devletin memuru (komutanlar, hakimler ve savcılar dahil) herkes ağzını açamaz duruma düşürülür.

Bu ele geçirme süreci devlete bire bir ait olmayan bütün kurumlarda da geçerlidir.

★★★

Size bizim meşhur Kızılay’dan örnek vereyim…

Sözüm ona kara gün dostu Kızılay!

Zor günlerde yanımızda olması gereken Kızılay!

Tarihi 100 yıldan fazla öncesine dayanan, geçmişte yaptıklarını anımsadıkça gurur duyduğumuz yardımlaşma kurumu…

Şimdi ise AKP iktidarının elinde oyuncak olmuş, particiliğe ve siyasi oyunlara alet edilmiş Kızılay.

Yolsuzluklar derseniz fazlasıyla var. Depremzedelere çadır bile satıyor!

Eğer yoksa Genel Müdür Kerem Kınık görevden niçin alındı?

Hakkında herhangi bir işlem yapıldı mı? (Hayır yapılmadı.)

★★★

Kızılay, AKP iktidarının nasıl şubesi olduysa, Diyanet de öyle…

Diyanet, Türkiye’de parası en çok, olanakları en bol olan kuruluş.

Yüz binlerce kişiden fazla kadrolarının büyük çoğunluğu iktidarın adamlarından oluşuyor.

Başında Ali Erbaş isimli bir şahıs var ki, AKP'nin ve günümüz iktidarının en ‘güvenilir’ biri.

Parti siyasetinin tam da göbeğinde… Geçmişe, Osmanlı döneminde Allah’la kul arasına girmeye kalkışan eski halifelere özeniyor…

Ve elinde halifelerin kılıcıyla birlikte Ayasofya’nın minberine çıkıp millete o kılıkta nutuk atıyor.

AKP iktidarı memleketteki bütün kurumlara el attı, her birini ayrı ayrı devşirip kucağa oturtmayı başardı.

★★★

Şimdi gelelim el attıkları son kurumlara, üniversitelere…

Türkiye’de irili ufaklı tam 208 üniversite var.

Devlet üniversiteleri, vakıf üniversiteleri ve özeller…

Bazıları gecekondu eğitim kurumları.

Bilim dünyasında hiçbir ağırlığı olmayan kuruluşlar.

İktidar kadrolarına bol kepçe profesör unvanı dağıtan ve onlara en üst düzeyde unvanlar ihsan eden ticari kuruluşlar ama isimleri ‘üniversite’.

★★★

Bu üniversitelerin her birinin yönetici kadroları ve özellikle de en tepedeki rektörleri var.

Yeni sistem uyarınca çoğunun atamasını Recep Tayyip yapıyor. Aldığı atama kararları Resmi Gazete’de onun imzasıyla yayınlanıyor.

Ayrıca yüksek öğrenimi yöneten ve bu konuda en keskin kararları veren YÖK var.

YÖK üyelerini de cumhurbaşkanı tek başına seçiyor.

★★★

Karşımıza üniversitelerle ilgili olarak çıkan tablo aynen şöyle:

Rektörleri ve dolayısıyla üniversitelerin üst düzey kadrolarını seçen cumhurbaşkanı.

YÖK üyelerini seçen de kendisi.

Dolayısıyla memleketteki üniversite eğitimi sadece ve sadece bir tek kişinin tercihlerine bırakılmış.

Adına üniversite özerkliği, üniversitelerin bilimsel özerkliği denilen kavramları artık hiç aramayın!

O kavramlar çiğnendi, yok edildi ve çöp kutularına atılalı çok oldu.

Bu süreçte (Boğaziçi Üniversitesinde olduğu gibi) beklenmeyen bazı gelişmeler yaşandığı takdirde görünmez ve görünür eller hemen devreye giriyor, rektör derhal görevden alınıp yenisi atanıyor.

★★★

Recep Bey gerek YÖK ve gerekse rektörler konusunda iki gün önce yeni atamalar yaptı.

Her zaman olduğu gibi YÖK'e kendi adamlarından beş yeni üye atadı.

Sırada boş olan rektörlük atamaları vardı.

20 adet yeni rektör seçti.

Tamamı AKP'li!

Seçimde AKP'den aday adayı olmuş şahıslar.

Partililer ve eski milletvekilleri.

Cemaatlerin ve tarikatların adamları.

★★★

Kızılay tamam!..

Diyanet ve bütün kamu kurumları zaten çoktan beri tamam…

Şimdi eksik kalan YÖK üyeleri ve rektörler idi.

208 üniversiteden birkaçı dışında üniversiteler zaten iktidarın elindeydi.

Şimdi son kaleleri de ellerine geçiriyorlar.

Özellikle üniversiteler çok önemli.

Yandaşların kullanılacağı yeni karargâh üniversiteler!

Parası bol, verimli bir maden.

Kazmayı vurdukça altın çıkıyor!

Güle güle kullansınlar, hayrını görsünler!

https://www.sozcu.com.tr/2023/yazarlar/emin-colasan/yeni-karargah-universiteler-7762241/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

SEVİLAY YILMAN: YILDA 1.5 İLE 1.7 MİLYAR EURO GELİRİ OLDUĞU TAHMİN EDİLEN İGA SÖZLEŞME GEREĞİ YILLIK 1.2 MİLYAR EURO’YU ÖDEYEMEYECEĞİNİ SÖYLEYİP 20 YIL ERTELEME ALIYOR.

@sevilayyaziyor

Uzmanların İGA nın ortalama 500 milyon Euro yıllık kar elde ettiğini söylediğine göre bu erteleme neden?

Ne için? Bir yurttaş ve gazeteci olarak bunun cevabını öğrenmek istiyorum @dhmikurumsal Ve Sayın @memetsimsek in de bu meseleye bir el atması gerektiğini düşünüyorum….

https://twitter.com/sevilayyaziyor/status/1687028992484818944

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

İNSANLIK DÜNYANIN BİR YILLIK DOĞAL KAYNAĞINI ŞİMDİDEN TÜKETTİ!

İktisat, insanların ihtiyaçlarının sınırsız olduğunu ancak kaynakların sınırlı olduğunu söyler. Bunu, dünyanın bir yıllık kaynağının daha şimdiden tükenmesiyle açıkça görüyoruz.

03 Ağustos 2023

Çoğu kişi fark etmese de Dünya, 2 Ağustos’ta Dünya Limit Aşımı Günü’nü “kutladı”. Geride bıraktığımız gün, insanlığın yıl boyunca dünyanın sunduğu toplam kaynak miktarından daha fazlasını tükettiği gün olarak hesaplandı. Üstelik bu gün, her geçen yıl daha da erkene kayıyor. Dolayısıyla bugün tükettiğimiz kaynakla aslında 2024 yılına borçlanmaya başladık.

DÜNYA LİMİT AŞIM GÜNÜ NEDİR?

Dünya Limit Aşım Günü, doğal süreçlerden elde edilebilen toplam ekolojik hizmet miktarını tanımlayan ve ardından bunu insanlığın bu süreçleri ne kadar hızlı tükettiğiyle karşılaştıran bir ölçümdür.Bu hizmetler arasında temiz hava ve su, orman ürünleri, verimli toprak, tozlaşma, balıkçılık, arazi kullanımı vb. yer alıyor.

Kaynakları uzunca bir süredir erkenden tüketiyoruz

Bununla birlikte 1970’lerden bu yana insanlık, elimizdeki hizmetleri tüketmekle yetinmeyip bunları aşırı kullanmaya başladı - böylece gelecekte aynı kaynakların daha az kullanılmasına neden olan uzun vadeli etkiler yaratarak bu sorunları daha da derinleştirdi. Organizasyon tarafından 1961’den bu yana tutulan verilere göre ilk kaynak aşımı 25 Aralık 1971’de oldu.

Aşırı kullanma ise oldukça farklı şekillerde olabilir. Ormansızlaşmayı, aşırı avlanan okyanusları, çölleşmeye yol açan aşırı kullanılan ekim alanlarını, banliyölerin yayılmasından kaynaklanan verimsiz arazi kullanımını ve atmosferdeki karbon ve diğer kirlilik türlerinin doğanın bunları ortadan kaldırma yeteneğini aşacak şekilde yoğunlaşması verilebilecek örnekler arasında sayılabilir.

46.000 YILLIK SOLUCAN HAYATA DÖNDÜRÜLDÜ VE YAVRULAMAYA BAŞLADI

İnsanlık daha kalabalık hale geldikçe ve insanlar daha fazla kaynak talep ettikçe, bu durum sorunu daha da derinleştiriyor. Daha az savurgan olmalı ve daha az kaynak kullanmalıyız, ancak sadece ters yönde ilerliyoruz. Bu durum da akıllara İktisat biliminde üzerinde durulan şu varsayımı akıllara getiriyor: “Dünyada kaynaklar sınırlıdır fakat insanoğlunun istekleri sınırsızdır.”

Yine de her ülke kaynak bütçesini aynı anda aşmıyor, her ülkenin kaynak kullanımı tüketimine göre hesaplanıyor. Örneğin tüm dünya kaynakları Katar veya ABD’nin kullandığı gibi kullansaydı meyve ağaçları çiçek açmadan Dünya’nın mevcut kaynaklarını aşılmış olacaktı.

TÜRKİYE KAYNAKLARINI ÇOKTAN TÜKETTİ

Yukarıdaki görselden de görebileceğiniz üzere Türkiye, kaynak kapasitesini 22 Haziran tarihinde aştı ve bu tarihten itibaren 2024’ün kaynaklarını kullanmaya başladı. Katar, bu yılki doğal kaynaklarını 10 Şubat’ta tüketerek gelecek yıla borçlanmaya başlayan ilk ülke oldu. Ardından sırasıyla, kaynaklarını 14 Şubat’ta tüketen Lüksemburg; 13 Mart’ta tüketen ABD, Kanada, Birleşik Arap Emirlikleri; ve 23 Mart’ta tüketen Avustralya geldi. Listenin sonunda ise kaynaklarını 20 Aralık’ta tüketeceği hesaplanan Jamaika yer alıyor.

ÇÖZÜMLER ÖNÜMÜZDE

Dünya Limit Aşım Günü organizasyonu aynı zamanda kaynak tüketimini günlerce geriye çekebilecek birtakım çözümler de öneriyor. Bu çözümler ise aslında şaşırtıcı olmaktan uzak, oldukça bariz çözümler. Örneğin karbon kirliliğine bir fiyat konulabilir. Karbon bütçesini aşan kişilerden veya kurum/şirketlerden vergi alınabilir. Alınan vergi temiz enerjiye aktarılabilir. Öneriler arasında kadınlar için üreme sağlığı, yenilenebilir enerji ve akıllı şehirler gibi pek çok seçenek bulunuyor.

KAYNAKÇA

⦿ https://www.overshootday.org/

https://electrek.co/2023/08/02/humanity-will-use-1-7-earths-worth-of-resources-this-year/

https://www.donanimhaber.com/insanlik-dunyanin-bir-yillik-dogal-kaynagini-simdiden-tuketti--166446

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

FACEBOOK’TA KRALI ELEŞTİREN ADAMA 5 YIL HAPİS CEZASI

Faslı bir internet kullanıcısının, kralı, ülkenin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi konusunda Facebook’ta eleştirdiği için beş yıl hapis cezasına çarptırıldığı ortaya çıktı.

03 Ağustos 2023

Avukat El Hassan Essouni çarşamba günü yaptığı açıklamada, İsrail ile normalleşmeyi “krala eleştiri olarak yorumlanabilecek bir şekilde” kınayan paylaşımları nedeniyle 48 yaşındaki Said Boukioud’un pazartesi günü hapse atıldığını söyleyerek temyize gittiğini açıkladı.

Ülke anayasasına göre dış ilişkiler, hükümdar Kral VI. Muhammed’in ayrıcalığında yer alıyor. Fas ve İsrail, ABD destekli Abraham Anlaşmaları’nın bir parçası olarak Aralık 2020’de ilişkilerini normalleştirdi.

Avukat ise mahkemenin kararını “sert ve anlaşılmaz” olarak yorumladı. Müvekkilinin İsrail ile bağları reddettiğini ifade etmesine rağmen, bunu yaparken kralı gücendirmek gibi bir niyeti olmadığını da sözlerine ekledi.

Facebook’taki gönderiler, Boukioud’un Katar’da yaşadığı ve çalıştığı 2020’nin sonlarına ait. Avukat, Fas’ta yargılandığını öğrendiğinde paylaşımları sildiğini ve hesabını kapattığını belirtti.

Boukioud, monarşiyi baltalayan herkes için altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngören ceza yasasının 267-5 maddesi uyarınca mahkum edildi. Ancak bir suçun elektronik araçlar da dahil olmak üzere alenen işlenmesi halinde bu ceza beş yıla kadar artırılabilecek.

İNSAN HAKLARI AKTİVİSTLERİ KARŞI ÇIKTI

İnsan hakları aktivistleri, yasanın ifade özgürlüğünü engellediğini ve yasanın ifadesinin monarşiye yönelik “neyin bir saldırı teşkil edebileceğini tam olarak belirtmediğini” söylüyor.

Fas ve İsrail ilişkileri normalleştirdiğinden beri güvenlik, ticaret ve turizm gibi alanlarda işbirliğini artırdı.

Ancak tüm Faslılar bunu desteklemiyor, özellikle de geçen yıl aralık ayında başbakan Benjamin Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı koalisyonun iktidara gelmesinden bu yana birçok Faslı da Filistin yanlısı görüşlere sahip.

Kral, 1999’da tahta çıkışının yıldönümü münasebetiyle cumartesi günü yaptığı konuşmada, “Fas’ın adil Filistin davasına ve Filistin halkının meşru haklarına destek konusundaki sarsılmaz duruşunu” yineledi.

https://www.sozcu.com.tr/2023/dunya/facebookta-krali-elestiren-adama-5-yil-hapis-cezasi-7763016/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

PAZAR VE KASAPTAKİ FİYATLAR DURDURULAMIYOR: BÖYLE BİR ZULÜM GÖRÜLMEDİ…

Enflasyon temmuz ayında rekor kırarken gıda fiyatlarına da ateş düştü. 40 yıldan fazladır manavlık yapan bir esnaf, "Böyle bir zulüm görülmedi... Kışı düşünemiyorum" dedi. İşte tezgahtaki ürünlerin dudak uçuklatan fiyatları...

Batuhan SERİM

03 Ağustos 2023

CHP İstanbul eski Milletvekili Gürsel Tekin, Kadıköy ilçesinde çarşı esnafını ziyaret etti. Tekin, seçim öncesindeki fiyatlarla şu anki fiyatları da karşılaştırdı.

Halk arasında ‘'pöç" diye tabir edilen dana kuyruğunun bir kasap dükkanında 170 TL ’den satıldığı görüldü.

İstanbul Kadıköy’de bulunan bir sakatatçı esnafından bilgi alan Tekin; “Dananın kuyruğu 170 lira ise eti kaç paradır?” diye sorduğunda esnafın yanıtı, “Dana ciğeri 220 TL, kuzu ciğeri ise 310 TL” oldu.

HAYALDİ, GERÇEK OLDU”

Tekin‘in bir şarküteri esnafını ziyaretinde ise peynir fiyatları dikkat çekti. 360 TL ile 640 TL arasında değişen fiyatları gören Tekin, 4 ay önce 350 TL olan gravyer peynirin şimdi 640 TL’den satıldığını görünce “Hayaldi, gerçek oldu” dedi.

image small

TAVUK KEMİĞİNİN KİLOSU 17 TL

2 yıl önce Sultanbeyli ‘de bir semt pazarında kilosu 1 TL’ ye tavuk kemiği satıldığını gördüğünü hatırlatan Tekin, tavuk kemiğinin şu anki kilogram fiyatının ise 17 TL olduğunu gördü.

BÖYLE BİR ZULÜM GÖRÜLMEDİ”

40 yılı aşkın süredir manavlık yapan bir esnaf, Gürsel Tekin’e “Böyle bir zulüm görülmedi” dedi. Tam sezonunda olan yerli bamyanı 120 TL, taze fasulyenin 90 TL, rokanın 20 TL olduğu görüldü. Esnaf, “Kışın bu sebzelerin fiyatı ne olacak?” sorusuna ise, ‘Kışı düşünemiyorum" yanıtını verdi.

image small

VERİN YETKİYİ, GÖRÜN ETKİYİ”

CHP'li Gürsel Tekin, seçim öncesi, ‘'Verin yetkiyi, görün etkiyi" sloganıyla vatandaştan oy isteyen iktidar yetkililerine seslendi, “Esnaf perişan, halk perişan. Esnaf sattığı malın yerine yenisini koyamıyor, halk gün geçtikçe daha da kötü duruma gidiyor. İşçi, emekli, memur her hafta çok rahatlıkla et alabiliyordu ama şu an kasap dükkanın önünden geçemez hale geldiler. Bir kilo kıymanın 370 TL olduğunu bu iktidar döneminde gördük” şeklinde konuştu.

https://www.sozcu.com.tr/2023/ekonomi/pazar-ve-kasaptaki-fiyatlar-durdurulamiyor-boyle-bir-zulum-gorulmedi-7763006/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

DİSNEY PLUS’A TEPKİLER ÇIĞ GİBİ: ERMENİ LOBİSİNDEN YENİ AÇIKLAMA GELDİ

Geçen yıl Türk izleyicinin karşısına çıkan ve Atatürk ‘ü anlatacak bir dizinin müjdesini verdikten sonra çark eden Disney Plus’ a (Disney+) tepkiler çığ gibi büyüyor... Siyasetçiler, sanatçılar ve halk Disney+’a tepki gösterirken, Ermeni lobisi de Amerikan medyasına konuşarak tahrik etmeyi sürdürdü.

03 Ağustos 2023

ABD merkezli eğlence şirketi Disney+’ın Türkiye’de arka arkaya attığı skandal adımlara tepkiler giderek büyüyor…

Geçen yıl sosyal medya üzerinden Atatürk ile ilgili bir dizinin yayınlanacağını ve başrolünde Aras Bulut İynemli’nin yer alacağını açıklayan Disney+, bir süredir iddia olarak kulislerde dolaşan “Dizi küresel pazarda yayınlanmayacak, sadece platformdaki Türk izleyiciler izleyebilecek” iddiasını adeta eline yüzüne bulaştırdı.

Platform, dizinin iki film olarak televizyonlarda ve Türkiye’deki sinemalarda yayınlanacağını açıkladı. Fox kanalında yayınlanacak “yeni filmin” ilk bölümünün 29 Ekim’de TV’de yayınlanacağı, 3 Kasım ve 22 Aralık’ta da ikinci filmin yayınlanacağı açıklandı. 2024 yılının yaz ayında ise her iki filmin de yeniden televizyonlarda yayınlanacağı duyuruldu.

Başrolü üstlenen Aras Bulut İynemli konuyla ilgili bir açıklama yapmadı.

STRATEJİNİN NEDEN DEĞİŞTİĞİ AÇIKLANMADI

Yönetmen koltuğunda Mehmet Ada Öztekin’in yer aldığı dizi ile ilgili Walt Disney Company Türkiye Genel Müdürü Cenk Soner de kafaları karıştıran bir açıklama yaptı.

Soner şirketin içerik stratejisinin değiştiğini söylerken bunun gerekçesinin bahsedildiği gibi Ermeni lobisinin baskısı olup olmadığını ise söylemedi.

Soner, “Atatürk içeriğimizi Cumhuriyetimizin 100. yılında izleyicilerimiz ile buluşturuyoruz. İçerik stratejimizde yapılan değişiklikler sonucunda iki film olarak planladığımız Atatürk’ün ilk TV özel versiyonunun FOX kanalımızda yayınlanmasının ardından, iki film sinemalarda ve sonrasında FOX ekranlarında olacak. Böylece, ‘Atatürk’ ü çok daha geniş kitlelere ulaştırmış olacağız” dedi.

Dizi bütün dünyada aynı anda Disney+ platformunda yayınlanırsa milyarlarca potansiyel izleyicinin izlemesinin önü kapatılırken dizinin yapımcısı Saner Ayar ise dikkat çekici bir iddiada bulundu.

GEREKÇE TÜRKİYE’DE DAHA ÇOK İZLEYİCİYE ULAŞMAKMIŞ

Ayar, uluslararası kamuoyunun izlemesinin engellendiği dizinin bu şekilde 85 milyon nüfuslu Türkiye’de parça parça yayınlanmasının daha çok izleyici çekeceğini söyledi. Eğer altyazı ve dublaj seçenekleriyle yayınlansaydı, Atatürk’ü daha çok kişi izleyebilirdi. Zira Disney+’ın resmi rakamlarına göre dünya çapında 161 milyondan fazla abonesi bulunuyor. Her abonenin 4 profil açtığı düşünülürse bu rakamın daha da yüksek olması bekleniyor.

Ayar, “Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlamaları kapsamında ‘Atatürk’ ü Ekim ayından itibaren TV özel versiyonuyla yayınlayarak, çok daha geniş bir seyirci kitlesine ulaştıracak olmaktan gurur duyuyoruz. Bu çok özel yapımı iki ayrı film halinde sunacağız ve TV’nin yanı sıra sinemalarda da yayınlayarak izleyicilerimize büyük ekranda film izleme keyfi yaşatacağız” dedi.

ERMENİ LOBİSİNDEN SKANDALA DEVAM

Öte yandan Ermeni lobisinden isimler de Disney+’ın geri adım atmasından sonra Amerikan medyasına açıklamalarda bulundu. Ermeni lobisinin Washington’daki aktif gruplarından ANCA’nın Yönetici Direktörü Aram Hamparian bir açıklamada bulundu.

Hamparian, “Atatürk’ün Disney tarafından resmedilmesi korkunç bir öneri. Onun soykırım yaptığını görmezden gelerek geri kalanları öne çıkarmak yaptığı şeylerin normalleştirilmesi riskini ortaya çıkarır. Şimdi bu konuda ulusal ya da uluslararası bir tartışma olması iyi bir şey” dedi.

Dizinin kaldırılması için büyük lobi yapan ANCA’nın yöneticisi, “Türkiye, Atatürk’ü George Washington gibi göstermek için özel bir çaba sarf ediyor” ifadelerini kullandı.

ÇİN’DE GERİ ADIM ATMAMIŞLARDI

Disney+, yaklaşık 3 yıl önce benzer bir krizi Çin’de yaşamıştı… O dönemde yayına giren bir halk hikayesi olan Mulan’dan uyarlanan isimli filmin bazı bölümlerinin Şincan bölgesinde çekilmesi üzerine insan hakları örgütleri ve aktivistleri Disney’i protesto etmişti.

Disney’in Çin’i iyi göstermek için çok sayıda Uygur Türkünün esir tutulduğu bölgede yapılan çekimleri kullandığı iddia edilmişti. O dönemde çok sayıda ABD’li siyasetçi de Disney’i sert bir dille eleştirmişti.

ABD medyası ise, “Mulan, Hollywood’un ikiyüzlülüğünü ve Çin ile iş yapmak uğruna değerlerini feda etmeye ne kadar hazır olduğunu gösteriyor” ifadelerine yer vermişti. Fakat bütün bu tepkilere rağmen Mulan yayınlanmış ve halen de platformda gösterilmektedir.

CEO’NUN ESKİ AÇIKLAMALARI GÜNDEME GELDİ

Geçen yılın sonunda Disney’in başına geçen Bob Iger, bu yıl katıldığı bir toplantıda, şirketin yapısında değişikliğe gidileceğini ve harcamaları azaltmayı gündemine aldığını söylemişti.

Iger, “Yeniden organizasyon yapısı kurmanın bir tarafı da uluslararası pazarlarda yapılan içeriklerle ABD’de yapılan içeriklerin küresel dağıtımı konusunda bir dengesizlik olmasıdır. Bence Disney+ platformundaki bölge müdürleri yerel üretimlere ağırlık veriyordu. Bunların biraz değeri olsa da küresel tüketime oranla düşüktü. Belki de küresel tüketim için üretilenlere o kadar da güvenmiyorlardı. Bu da bizim harcamaları azaltmamız için baika bir fırsat” yorumunu yaptı.

https://www.sozcu.com.tr/2023/dunya/disney-plusa-tepkiler-cig-gibi-ermeni-lobisinden-yeni-aciklama-geldi-7762768/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

DOLARDA 26,95’İN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

Dolar kurunun son iki haftada 26,95 civarında yatay seyretmesinin arkasındaki neden belli oldu.

Emre DEVECİ

03 Ağustos 2023

Seçimlerin sonrasında kademeli olarak yükselen dolar/TL’de son iki haftada yaklaşık 26,95 etrafındaki yatay seyir dikkat çekiyor.

Kur, son iki haftadır 26,90 ile 26,99 aralığında hareket ediyor.

Seçim öncesinde baskılanan döviz kurları, hızla yükselen cari açığın ödemeler dengesi krizi riskini artırması nedeniyle seçim sonrasında kısmen “serbest” bırakılmış ve Merkez Bankası (TCMB) rezerv biriktirmeye başlamıştı.

Ancak dolar kurunun yatay seyrettiği son iki haftalık dönemde TCMB’nin net döviz satışı yaptığı ortaya çıktı.

TCMB’nin eski baş ekonomisti Hakan Kara’nın hesaplamasına göre, 14-31 Temmuz arasındaki dönemde TCMB nette 3,7 milyar dolarlık döviz satışı yaptı.

Kara, konuya ilişkin, “Seçimden sonra epey döviz toplayan TCMB, temmuzun ikinci yarısında kuru sabit tutabilmek için nette piyasaya tekrar döviz likiditesi verdi” dedi.

Prof. Dr. Kara’nın TCMB verilerinden yaptığı hesaplamaya göre, banka 9 Haziran-13 Temmuz arasındaki dönemde nette toplam 19,1 milyar dolarlık döviz alımı yapmıştı.

Seçim döneminde 26 Mayıs’ta 96,5 milyar dolara kadar gerileyen TCMB’nin brüt döviz rezervi, 21 Temmuz’da 113,6 milyar dolara kadar yükselmişti.

KURDA SEÇİM SONRASI HIZLI ARTIŞ

Sene başında 18,73 seviyesinde olan dolar kuru, 14 Mayıs’taki seçim öncesinde 19,60 TL’yi, 28 Mayıs’taki ikinci tur öncesinde ise 19,98 TL’yi görmüştü.

Seçimler öncesinde kur korumalı mevduat (KKM) uygulamasının yanı sıra TCMB’nin döviz rezervleri satılarak ve döviz işlemlerine kısıtlamalar getirilerek kontrol altında tutulmaya çalışılan dolar kuru, seçimlerin ardından hızla yükselmişti.

7 Haziran’da 23 lirayı, 26 Haziran’da 26 lirayı aşan kur, 18 Temmuz’da 27 liranın üzerini gördü ve sonrasında iki haftalık dönemde 26-90-26,99 aralığında hareket etti.

Dövizdeki artış ödemeler dengesi krizi riskini azaltsa da yeni zam dalgası yaratarak enflasyonun tekrar yükselmesine neden oldu.

TCMB’NİN DÖVİZ KAYNAKLARI

TCMB’nin, uzun süredir kullanmadığı “doğrudan döviz alım ihaleleri” yöntemi dışında mevcut durumda beş farklı döviz gelir kaynağı bulunuyor.

TCMB, mal ve hizmet ihraç gelirlerinin yüzde 40’ını alıp karşılığında TL veriyor.

Dövizden KKM'ye dönenlerin döviz satışları da TCMB’ye geliyor.

TL reeskont kredisi kullananların döviz satışları ile döviz reeskont kredisi geri ödemeleri de TCMB’nin döviz kaynakları arasında bulunuyor.

Yurt dışı yerleşiklerden döviz çekmek için başlatılan KKM benzeri YUVAM uygulaması ile yabancıya gayrimenkul satışlarından elde edilen dövizler de TCMB’nin rezervlerine ekleniyor.

GAYE ERKAN NE DEMİŞTİ?

Enflasyon raporu bilgilendirme toplantısı nedeniyle geçen hafta ilk kez basın mensupları ve ekonomistlerin karşısına çıkan TCMB Başkanı Gaye Erkan, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile TCMB arasındaki kamu bankalarına döviz satma olanağı sağlayan protokole ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine “Hazine protokolünü kullanmıyoruz” demişti.

Merkez Bankasının kur istikrarı üzerinde de görevi vardır. Dolayısıyla bir kur seviyesi hedeflemiyoruz ancak kurdaki aşırılıklar görüldüğünde de müdahale, aşırılığı ve oynaklığı azaltmak amacıyla, Merkez Bankasının görev tanımındadır” diyen Erkan, “Hazine protokolü kullanmıyoruz ama KKM’yle alakalı piyasayı oluşturmak bizdedir. Bunu da yaparken şeffaflığı vurguladık. Şeffaflık adına doğrudan satışla bankalara yapıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

https://www.sozcu.com.tr/2023/finans/dolarda-2695in-sirri-cozuldu-7762723/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

İRAN BİNLERCE AFGAN’I SINIR DIŞI ETTİ

İran son bir ayda 43 binden fazla Afgan’ı sınır dışı etti.

03 Ağustos 2023

İran binlerce Afgan’ı sınır dışı ettiTaliban, son bir ayda 43 binden fazla Afgan’ın İran tarafından sınır dışı edildiğini, 46 bin Afgan’ın da kendi isteğiyle ülkesine döndüğünü açıkladı.

Taliban geçici hükümetinin Göç ve Geri Dönüşler Bakan Yardımcısı Abdurrahman Raşid, konuyla ilgili basın mensuplarına açıklamada bulundu. Son bir ayda yasal belgeleri olmayan 43 binden fazla Afgan’ın İran tarafından sınır dışı edildiğini belirten Raşid, yaklaşık 46 bin Afgan’ın da kendi isteğiyle ülkesine geri döndüğünü kaydetti.

İranlı yetkililer, zaman zaman yaptıkları açıklamalarda, yaklaşık 5 milyon Afgan’ın İran’da yaşadığını belirtiyor. İran çoğunlukla Herat ve Nimruz vilayetlerinde bulunan sınır kapılarından Afganları sınır dışı ediyor.

Söz konusu sınır dışı etmeler zaman zaman artış gösteriyor. (AA)

https://www.sozcu.com.tr/2023/dunya/iran-binlerce-afgani-sinir-disi-etti-7762751/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

KANAL İSTANBUL ARTIK HAYAL İSTANBUL’ DUR!’

CHP’li Nadir Ataman projede sürecin tıkandığını dile getirdi ve “Gerçeğe dönüp depremi konuşalım” dedi.

03 Ağustos 2023

Türkiye ‘nin 12 yıldır tartıştığı Kanal İstanbul projesinde süreç tıkandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ ın “çılgın projesi” çevresine kurulacak Yenişehir kördüğüm oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) CHP’li Meclis Üyesi Nadir Ataman “Kanal İstanbul ve Yenişehir, ’hayal İstanbul ‘dur’. Artık gerçek gündeme dönün” dedi.

Ataman, TOKİ'nin Arnavutköy’de yapacağı konut projesinin 3. etap ihalesini 4 kez iptal ettiğini hatırlatarak “Temelini Cumhurbaşkanı’nın attığı Sazlıdere Köprüsü ve otoyol inşaatı, Rusya-Ukrayna Savaşı bahane edilerek yavaşlatıldı, yer yer durduruldu. Dursunköy’de yapılacak 13 bin 750 konutluk projede kuralar da çekilmedi, inşaat da başlamadı” dedi. Ataman, Yenişehir’in imar uygulamasının da bitmediğini kaydedip şu çağrıyı yaptı:

PROJEDEN ARTIK SÖZEDİLMİYOR

Cumhurbaşkanı ‘Hele bir seçilelim, Kanal İstanbul ile ilgili adım atacağız’ diyordu. Artık kanaldan ve Yenişehir’den bahsetmiyor bile. Senelerce hayal proje ile Türkiye gündemini meşgul ettiniz. Gerçek gündemi hiç konuşturmadınız. ‘Kanal İstanbul ve Yenişehir, hayal İstanbuldur’ dedik. Her mecradan bize laf yetiştirdiler. Artık gerçek gündeme dönün. İstanbul’un deprem sorunu ile ilgili çalışmalar nelerdir, ondan bahsedin.

Kanal İstanbul manzaralı 12 bin 585 konuta onayİlginizi ÇekebilirKanal İstanbul manzaralı 12 bin 585 konuta onay

⦿ https://www.sozcu.com.tr/2023/gundem/kanal-istanbul-manzarali-12-bin-585-konuta-onay-7753517/

Kanal İstanbul’un konut ihalesi 4. kez iptal edildiİlginizi ÇekebilirKanal İstanbul’un konut ihalesi 4. kez iptal edildi

⦿ https://www.sozcu.com.tr/2023/emlak/kanal-istanbulun-konut-ihalesi-4-kez-iptal-edildi-7723356/

Günün Trend Videosu

https://www.sozcu.com.tr/2023/gundem/kanal-istanbul-artik-hayal-istanbuldur-7762270/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

ENDİŞE VERİCİ ARAŞTIRMA: DEEPFAKE KONUŞMALARIN ÇOĞU TESPİT EDİLEMEDİ

Yapılan bir araştırmaya göre, insanlar yapay zekayla üretilmiş konuşmaları yalnızca %73 oranında algılayabiliyor. İngilizce ve Mandarin Çincesi dili konuşanların, yapay olarak oluşturulmuş konuşmaları algılarken aynı düzeyde doğruluğa sahip olduğu da bulundu.

03 Ağustos 2023

İngiltere’deki University College London’dan araştırmacılar, her dilde 50 sahte konuşma örneği oluşturmak için biri İngilizce ve diğeri Mandarin dilinde olmak üzere halka açık iki veri kümesi üzerinde eğitilmiş algoritma kullandılar.

Yapay zekanın bir türü olan Deepfake, gerçek bir kişinin sesine veya görünüşünün benzerliğine erişmek için oluşturulan sentetik bir medyadır.

Gerçek örneği sahte konuşmadan tespit edip edemediklerini görmek için 529 katılımcıya ses örnekleri dinletildi. Katılımcılar, sahte konuşmayı örneklerin yalnızca %73’ünde tespit edebildiler. Bu sayı, katılımcılar sahte konuşmanın özelliklerini tanımak için eğitim aldıktan sonra biraz arttı.

Çalışma, insanın İngilizce dışındaki bir dilde yapay olarak oluşturulmuş konuşmayı algılama yeteneğini değerlendiren ilk çalışma olarak nitelendiriliyor. Uzmanlar, insanların, eğitilmelerine rağmen bir sesin, sahte olduğunu tutarlı bir şekilde tespit edemediği konusundaki endişelerini dile getirdi.

UYGULAMALAR DA ANLAYAMIYOR

Çalışmanın ilk yazarı Kimberly Mai, “Çalışmamızda, insanları yapay zekayla sahtekarlıkları tespit etmeleri için eğitmenin, bu konuda daha iyi olmalarına yardımcı olmak için mutlaka güvenilir bir yol olmadığını gösterdik. Ne yazık ki, deneylerimiz şu anda otomatik dedektörlerin de güvenilir olmadığını gösteriyor.”

Eğitim aşamasında benzer örnekler görmüşlerse, örneğin konuşmacı aynıysa veya klipler benzer bir ses ortamında kaydedilmişse, deepfake’leri tespit etmede gerçekten çok iyiler. Ancak farklı bir konuşmacı olması gibi ses koşullarında değişiklikler olduğunda güvenilir değiller.” dedi.

Deepfake ile oluşturulmuş videoda, sentetik olarak oluşturulup oluşturulmadığını belirlemek için sesten daha fazla ipucuna bakılıyor.

Bu yıl Microsoft’un başkanı Brad Smith, yapay zeka konusundaki en büyük endişesinin deepfake olduğunu söyledi.

Yapay zekayla yapılan sahtekarlıkların gelişimi devam ederken bilinen yaygın tespit sistemleri ise geride kalıyor.

https://www.sozcu.com.tr/2023/teknoloji/endise-verici-arastirma-deepfake-konusmalarin-cogu-tespit-edilemedi-7762818/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

TOGG FABRİKASI ŞANTİYESİNDE ÇALIŞAN İŞÇİLER İŞ BIRAKTI

Bursa’da TOGG fabrikası şantiyesinde çalışan İnşaat ve Yapı İşleri Sendikası üyesi işçiler, iki aydır ücret alamayınca iş bırakma eylemi yaptı.

Halil ATAŞ

03 Ağustos 2023

TOGG’un Bursa’nın Gemlik ilçesindeki fabrika şantiyesinde yüklenici Yapı Merkezi firmasının teşeronu Anel Elektrik ve Sinay Enerji bünyesinde çalışan İnşaat ve Yapı İşleri Sendikası üyesi işçiler, ücretlerini iki aydır almadıklarını belirterek iş bıraktı.

BUGÜNDEN İTİBAREN GREVE ÇIKIYORUZ”

Şantiye bahçesinde toplanan işçiler, yaptıkları basın açıklamasında şunları kaydetti:

TOGG fabrikasının şantiyesinde çalışan işçiler olarak, yüklenici firma Yapı Merkezi taşeron firmaları Amel Elektrik ve Sineği Enerji binasında çalışan inşaat işçileriyiz.

Ödenmeyen ücretlerimiz için bugünden itibaren greve çıkıyoruz. Ücretlerimiz ödenene kadar greve devam edeceğiz. İki aydır ödenmeyen ücretlerimizin ödenmesini istiyoruz.”

https://www.sozcu.com.tr/2023/ekonomi/togg-fabrikasi-santiyesinde-calisan-isciler-is-birakti-7762944/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

DANİMARKA’DA KUR’AN-I KERİM’E YÖNELİK SALDIRILAR DEVAM ETTİ

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılar bugün yine devam etti.

Muhammet İkbal Arslan | 03.08.2023 - Güncelleme: 03.08.2023

Cenevre

İslam karşıtı ve aşırı milliyetçi "Danske Patrioter (Danimarkalı Vatanseverler)" isimli grubun üyeleri, Türkiye, Irak, Mısır, Suudi Arabistan ve İran’ın Kopenhag büyükelçilikleri önünde Kur’an-ı Kerim yaktı.

İslam karşıtı pankart açan ve sloganlar atan grup, sosyal medya hesabından canlı yayın yaptı.

Provokasyonlar, polis koruması eşliğinde gerçekleştirildi.

Grup, sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılarını Danimarka genelinde gerçekleştireceklerini de duyurdu.

Facebook, grubun bazı videolarına kısıtlama getirdi.

İsveç ve Danimarka’da Kur’an-ı Kerim’e yönelik provokasyonlar

İsveç ve Danimarka’da son dönemde Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılar yoğunlaşırken, bu provokasyonlara izin verilmesi tepkiyle karşılanıyor.

Danimarkalı aşırı sağcı politikacı ve Sıkı Yön Partisi lideri Rasmus Paludan, 2022’de Paskalya tatili boyunca İsveç’in Malmö, Norköpin, Jönköping kentleri ile başkent Stockholm’de Kur’an-ı Kerim yakma provokasyonlarını sürdürmüştü.

Paludan, 21 Ocak’ta Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği ve 27 Ocak’ta Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçiliği önünde Kur’an-ı Kerim yakmıştı.

Stockholm’de Irak asıllı Salwan Momika da Kurban Bayramı’nın birinci gününe denk gelen 28 Haziran’da, Stockholm Camisi önünde polis koruması altında Kur’an-ı Kerim yakmıştı.

Momika, 20 Temmuz’da da Irak’ın Stockholm Büyükelçiliği önünde polis koruması altında Kur’an-ı Kerim’i ve Irak bayrağını ayaklar altına almıştı.

Danimarka’daki İslam düşmanı ve aşırı milliyetçi bir grup, nisan itibarıyla Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçiliği önünde Türk bayrağına ve Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırı düzenlemeye başlamıştı.

İslam karşıtı pankart açan ve İslam’a hakaret içeren sloganlar atan grup üyeleri, 21 Temmuz’da Irak’ın, 24 Temmuz’da İran ve Irak’ın, 25 Temmuz’da da Mısır ve Türkiye’nin Kopenhag büyükelçilikleri önünde Kur’an-ı Kerim yakmıştı.

Grup, 28 Temmuz’da Kopenhag’daki bir caminin önünde, 1 Ağustos’ta Türkiye, Irak, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Kopenhag büyükelçilikleri önünde Kur’an-ı Kerim’i ateşe vermişti.

Gruptakiler, yazarı Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lökke Rasmussen olduğu söyleyen bir kitabı da yakmıştı.

Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırıları ele almak amacıyla 31 Temmuz’da gerçekleştirilen İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) 18. Olağanüstü Dışişleri Bakanları toplantısıyla eş zamanlı olarak Danimarka ve İsveç’te yine Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılar düzenlenmişti.

Bu eylemlerin, polis koruması eşliğinde ve yetkili makamlardan izin alınarak yapılmasına, Türkiye başta olmak üzere birçok ülke tepki göstermişti.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 25 Temmuz’da, kutsal kitaplara yönelik şiddeti uluslararası hukukun ihlali olarak tanıyan ve bu tür eylemleri şiddetle kınayan karar tasarısı kabul edilmişti.

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/danimarkada-kuran-i-kerime-yonelik-saldirilar-devam-etti/2960876

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

OĞUZHAN UĞUR ‘DAN DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ALİ ERBAŞ’ A ‘SALAVAT’ YANITI

Daha çok gençlerin izlediği Babala TV'nin kurucusu Oğuzhan Oğur’dan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın "Doğru düzgün salavat getiremeyen gençler var" sözlerine imalı yanıt: "Salavat getiremedikleri yetmiyor, bunlar ayın sonunu da getiremiyor."

Artı Gerçek - Babala TV'nin kurucusu Oğuzhan Oğur, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın "Sokak röportajlarında izliyoruz, doğru düzgün salavat getiremeyen gençler var" sözlerine ekonomik kriz üzerinden göndermede bulundu. Oğur, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda "Haklısınız hocam. Salavat getiremedikleri yetmiyor, bunlar ayın sonunu da getiremiyor" dedi.

Haklısınız hocam. Salavat getiremedikleri yetmiyor, bunlar ayın sonunu da getiremiyor.

Oğuzhan Uğur (@OguzhanUgur) August 3, 2023

ERBAŞ NE DEMİŞTİ?

Erbaş, Kocaeli’deki Eyüp Sultan İmam Hatip Ortaokulu Örgün Eğitim İle Birlikte Hafızlık Eğitimi Proje Okulu’nun birinci hafızlık icazet merasiminde şu ifadeleri kullanmıştı:

"Bazı okullarda yüzde 10’larda öğrenci seçiyor. Bu o okul müdürü için üzülünülecek bir hadisedir. Diğer yüzde 90 öğrenci neden seçmez. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerine sesleniyorum. Devlerimizin marifeti ile 9 yıl alınması sağlanıyor. Aziz kardeşlerim 9 yılda imamlık yapacak derece bilgi alınması mümkün. Sokak röportajlarında bir mikrofonu uzattığına salavat getirmeyen gencin vebali kimin üzerine. 9 yıl boyunca bu çocuklarımıza ne öğretiyor Din Kültürü ve Ahlak bilgisi öğretmenleri? Bunun vebali hepimize zarar verir." (HABER MERKEZİ)

https://artigercek.com/guncel/oguzhan-ugurdan-diyanet-isleri-baskani-ali-erbasa-salavat-yaniti-260219h

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

İRAN ASILLI KADIN, POLİS KORUMASI EŞLİĞİNDE KUR’AN-I KERİM YAKTI

Dün 15:41

İsveçin başkenti Stockholmde İran asıllı Bayrami Marjan, Kuran-ı Kerim yaktı. Tüm dinlerin yok edilmesi gerektiğini savunan kadın, provokasyonu polis koruması eşliğinde gerçekleştirdi.

© Haberler.com tarafından sağlanmıştır

İsveç’in başkenti Stockholm’de İran asıllı Bayrami Marjan isimli kadın Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırı düzenlendi. Tüm dinlerin yok edilmesi gerektiğini söyleyen kadın, kutsal kitabımızı mangalda yaktı.

MANGALDA YAKTI

Stockholm’ün Bromma bölgesinde bulunan Angbybadet sahilinde 47 yaşındaki İran asıllı Bayrami Marjan, polis korumasında Kur’an-ı Kerim yakarak tüm dinlerin yok edilmesi gerektiğini savundu. Marjan, Kur’an-ı Kerim’i mangalda yakarken polis bölgede güvenlik önlemleri aldı.

BU KAÇINCI SKANDAL?

Danimarkalı aşırı sağcı politikacı ve Sıkı Yön Partisi lideri Rasmus Paludan, 2022’de Paskalya tatili boyunca İsveç’in Malmö, Norköpin, Jönköping kentleri ile başkent Stockholm’de Kur’an-ı Kerim yakma provokasyonlarını sürdürmüştü. Paludan, 21 Ocak’ta Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde de Kur’an-ı Kerim yakmıştı.

Stockholm’de Irak asıllı Salwan Momika da Kurban Bayramı’nın birinci gününe denk gelen 28 Haziran’da, Stockholm Camisi önünde polis koruması altında Kur’an-ı Kerim yakmıştı.

Momika, 20 Temmuz’da da Irak’ın Stockholm Büyükelçiliği önünde, 31 Temmuz’da İsveç parlamentosu önünde polis koruması altında Kur’an-ı Kerim’i ve Irak bayrağını ayaklar altına almıştı.

https://www.msn.com/tr-tr/haber/other/İran-asıllı-kadın-polis-koruması-eşliğinde-kur-an-ı-kerim-yaktı/ar-AA1eKm8v

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

*

* *======================= * * *

DENİZ ZEYREK: ZOR SORULAR!

denizzeyrek@sozcu.com.tr

04 Ağustos 2023

Disney Plus isimli dijital yayın platformunun Türkiye’de yapılan ve Cumhuriyet’in 100. yıldönümünde yayınlanması öngörülen Atatürk dizisini platformda yayınlamaktan vazgeçtiği haberleri çok yankı yarattı.

Şirket yöneticileri, bir süre önce bütün yerel içerikleri kaldırma kararı almıştı.

Atatürk dizisinin de bu kapsamda Disney Plus‘ta yayınlanmayacağı, bunun yerine Fox TV’de yayınlanacağı bilgisi geldi.

Ancak, Disney Plus platformunun diziyi yayınlamama kararının arkasında ABD'deki Ermeni ve Rum lobisinin kampanyalarının etkili olduğu bilgileri yayıldı.

★★★

Öncelikle, bu kararın düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu düşünüyorum ve Disney Plus’ın kararını son derece yanlış buluyorum.

Ermeni ya da Rum Lobisi, Türkiye’de çekilen dizinin mesajını, içeriğini beğenmediyse, dizinin yayınlanmasını engellemek yerine kendi bakış açılarını yansıtan bir dizi hazırlayabilirdi. Disney Plus da o diziyi yayınlayarak bir denge sağlayabilirdi. Bunun yerine dizinin yayından kaldırılması bariz bir düşünce özgürlüğü ihlalidir.

İkinci olarak, dünya liderimizin Ermeni ve Rum lobilerinin ABD'deki gücünü kıracak bir Türk Lobisi oluşturamadığına dikkat çekmek istiyorum. Hadi diyelim bu karar, ülkemizi yönetenlerle siyasetçilerimizin işine geliyor ve bilinçli bir şekilde bir şey yapmıyorlar. Peki yurt dışında yaşayıp, Erdoğan’ı yeniden iktidar yapan gurbetçilerimiz o lobiler karşısında ne yapıyordu? Disney Plus, bulundukları ülkede benzer, hatta daha güçlü bir tepkiyi Türklerden de görebilir, yayından kaldırma kararını gözden geçirebilirdi.

Üçüncü olarak da ortadaki ikiyüzlülüğü vurgulamak istiyorum.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik şöyle demiş:

Bir dizi/film platformunun Ermeni lobisinin baskısına boyun eğerek ‘Atatürk’ dizisini yayından kaldırması utanç vericidir. Söz konusu platformun bu tutumu, Türkiye Cumhuriyeti’nin değerlerine ve milletimize saygısızlıktır.”

Bak sen!

Kendilerine bazı zor sorular sormak istiyorum:

Atatürk’e ve silah arkadaşı İsmet İnönü’ye “İki ayyaş” diyenler kime boyun eğmişti?

Eskişehir, Elazığ, Antalya, Afyon, Konya, Bursa, Sakarya, Antakya, Kayseri, Rize ve Giresun stadyumlarından ‘Atatürk’ ismini kaldırıp yerine Timsah Arena, Kadir Has Arena, Eti Arena gibi tuhaf isimler koyanlar kime boyun eğmişti?

(Neyse ki Elazığ Stadyumu’nun adı tepkiler üzerine tekrar Atatürk Stadı oldu)

Atatürk Havalimanı’nı kapatıp yerine millet bahçesi yapan, yeni havalimanına Atatürk ismini vermeyenler kime boyun eğmişti? Havalimanındaki serbest bölgeden Atatürk ismini çıkarıp yerine “İhtisas” sözcüğünü koyanlar hangi lobiye teslim olmuştu?

30 Ağustos, 29 Ekim, 23 Nisan gibi önemli günlere denk gelen Cuma hutbelerinde Atatürk’ü anmayı bırakan Diyanet kime boyun eğiyordu?

Ayasofya’nın açılışında Atatürk’ü hain ilan eden Diyanet İşleri Başkanı kime boyun eğiyordu?

Otuz hastane, onlarca okul, yüzlerce cadde. sokak ve meydanın ismini değiştirenler kime boyun eğmişti?

Atatürk’ün büstlerine, heykellerine, posterlerine baltayla saldıranlar kime güveniyordu?

Atatürk düşmanı Fesli Kadir’i Atatürk’ün ölüm yıldönümünden bir gün önce (9 Kasım’da) cüppesiyle ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı kime boyun eğiyordu?

Atatürk ve silah arkadaşlarının isimlerini okul kitaplarından çıkarma girişimine cüret edenler kime boyun eğiyordu?

Peki ya gelir gelmez üniversitelerinden, internet sitelerinden Atatürk resimlerini kaldıran rektörler kimin adamıydı?

Atatürk Orman Çiftliği’ni yağmalayan, çiftliğin ismini belgelere Gazi Orman Çiftliği ya da Yenimahalle Orman Çiftliği olarak yazanlar, o ismi Atatürk O.Ç. olarak kısaltanlar kimdi? Kime boyun eğiyorlardı?

★★★

Daha uzatıp sinirlerinizi hoplatmak istemem.

Anayasa’dan “Atatürk İlkeleri doğrultusunda” ifadesini çıkarmak isteyip, çocuklara “Andımız”ı okutmayanlar, popülizm uğruna şimdi Atatürkçü kesilmişler.

Ömer Çelik Cumhuriyetin değerlerine ve milletimize Atatürk üzerinden bir saygısızlık arıyorsa, önce bir kısmını yukarda aktardığım kendi iktidarlarının icraatlarına baksın.

Bu arada biz de çuvaldızı biraz kendimize batıralım!

Şimdi yabancı bir şirketin baskılara boyun eğerek ve ekonomik çıkarları uğruna aldığı bir karara karşı gösterdiğimiz tepkiyi, kendi vatanımızda, kendi hükümetimizin, kendi yöneticilerimizin, kendi halkımızın bir bölümünün Atatürk’ü düşmanca hedef almasına, her yerden silmesine karşı gösterebildik mi?

https://www.sozcu.com.tr/2023/yazarlar/deniz-zeyrek/zor-sorular-7763219/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

DİYANET: MESAİ VE DERS SAATLERİNİ CUMA NAMAZINA GÖRE AYARLAYIN

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu haftaki cuma hutbesinde, “İş yerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını cuma namazının vaktine göre düzenleyelim” denildi.

04 Ağustos Cuma 2023

DUVAR - Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu hafta yayınladığı cuma hutbesinde, “Çalışanlarımızın ve öğrenci kardeşlerimizin en önemli farz ibadetlerinden birisi olan Cuma namazını eda edebilmelerine yardımcı olalım. İş yerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını Cuma namazının vaktine göre düzenleyelim” denildi.

ANKA'nın haberine göre, Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 4 Ağustos 2023 tarihli cuma hutbesinde, iş yerlerindeki mesai saatleri ve okullardaki ders programlarının cuma namazına göre düzenlenmesi çağrısı yaptı.

Diyanet’in Cuma Hutbesi şöyle:

Aziz Kardeşlerim! Cuma gününün bereketinden, sevincinden, maddi ve manevi kazanımlarından kendimizi mahrum bırakmayalım. Günde beş defa eda ettiğimiz namazlarımızı Cuma namazıyla taçlandıralım. “Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.” ilahi hitabına kulak vererek Cuma namazını birbirimize hatırlatalım.

Gençlerimizi, çocuklarımızı sevgiyle, muhabbetle, güzel bir üslupla camiye teşvik edelim. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla Allah’ın evlerine koşalım. Çalışanlarımızın ve öğrenci kardeşlerimizin en önemli farz ibadetlerinden birisi olan Cuma namazını eda edebilmelerine yardımcı olalım. İş yerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını Cuma namazının vaktine göre düzenleyelim. Unutmayalım ki ibadet özgürlüğü ve insan haklarına riayet bunu gerektirir. Bu hususta hassas davranmayanlar büyük bir vebal altına girmektedir.” (HABER MERKEZİ)

https://www.gazeteduvar.com.tr/diyanet-mesai-ve-ders-saatlerini-cuma-namazina-gore-ayarlayin-haber-1631360

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

ALİ BAYRAMOĞLUDÜNYADA LİBERAL DEĞERLER ÖRSELENİYOR, TÜRKİYE’DE POPÜLİST OTORİTER İKTİDAR NORMALLEŞİYOR, MUHALEFET PUSULASIZ

Ali Bayramoğlu: “Liberal ekonominin ve ona bağlı olarak bütün o liberal değerlerin bir örselenme yaşadığı muhakkak. Silahlanma, devlete önem verme, güçlü olma, güçlü lider üretme gibi toplumlardaki insanların güven duygusunun sistemden çok kişiye, şahsa yönelmeye başlaması, güce yönelmeye başlaması bunların sonuçlarından bir tanesi. Dünya 1980’lerde ve 1990’ların ilk yarısında çok kültürlülüğü veri alan, çok kültürlülüğün değer olarak skalanın en tepesine konduğu bir istikamette ilerliyordu. Bugün bunun tersini görüyoruz. Türkiye’de de benzer bir hal yok mu? Popülist ve otoriter iktidar tabiileşiyor, yavaş yavaş yerleşiyor. CHP ve İYİ Parti’deki pusulasızlık, şahısların daha çok vurgulanmasının da popülist dalga ve bunun izdüşümleriyle ilişkisi yok denemez.”

4 Ağustos 2023

2020’deki ABD Başkanlığı seçimlerinde Trump’ın kaybetmesi ve Biden’ın kazanması, birçok kesimde dünyada otokrasilerin bundan olumsuz etkileneceği, demokratların ve demokrasilerin kârlı çıkacağı şeklinde yorumlandı. Trump seçimi kaybetti, Biden kazandı ama beklenen etki dünyada olmadı. İtalya’da aşırı sağcı hükümet başa geldi, Fransa’da Le Pen tarihinin en yüksek oyunu aldı, Macaristan’da Orban, Türkiye’de Erdoğan seçimlerden galibiyetle çıktı. Neden böyle oldu? Türkiye’deki mevcut durumu da göz önünde bulundurarak bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Mustafa istersen tespitten başlayalım. Sen tabii tespiti oldukça keskin bir şekilde formüle ettin. Ama Biden geldiği zaman demokrasi bahçesinin çiçekleri hemen yeşerecek beklentisi o kadar var mıydı, bundan çok emin değilim. Fakat Trump’ın ifade ettiği, temsil ettiği o keyfilik, yönetim tarzı, bunun Amerika Birleşik Devletleri gibi bir ülkede olmasının ürettiği bir siyasi rol model olma hali gibi durumlar vardı. Bunlar o kadar rahatsız ediciydi ki, Biden’ın gelmesi bunun mefhumu muhalifini yani karşı kutbunu bunu bize düşündürdü. Demokratik alana ya da kurumsal demokratik bir devlet işleyişine daha yatkın bir lider diye düşünüldü Biden. Öyleydi nitekim. Trump kalsaydı bugün Amerika Birleşik Devletleri politikaları ne olurdu? Rusya’yla ilişkiler ne durumda olurdu? Bütün bunları bilmek mümkün değil. Muhtemelen çok daha kötü olurdu. Biden bu Trump’ın aşırı popülist gidişinin Amerika Birleşik Devletleri açısından durdurulmasına, yavaşlatılmasına bir katkıda bulundu mu? Evet, bunun tersini söylemek mümkün değil.

Bununla birlikte Biden çok kuvvetli bir siyasi lider çıkmadı. Dilini, söylemini, kurallarını, ilkelerini, politikalarını çok daha kuvvetli bir şekilde anlatan, empoze eden, alabileceği tavırlarla ön açan bir siyasi lider olmadı. Aslında Obama’dan beri Amerika Birleşik Devletleri’nde böyle bir eğilimi görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin Clinton döneminde oynadığı rol ya da Bush döneminde oynadığı rolü veri alırsak, bu dönemlerin geride kaldığını söyleyebiliriz. Biden’ı da bu limitler içinde değerlendirmek lazım. Biden hem Amerika Birleşik Devletleri’nin ağırlığının başka dengeler karşısında nispeten zayıfladığı, Amerika Birleşik Devletleri’nin de müdahaleci olma tercihinin giderek azaldığı bir dönemin başkanlarından biri ve kendisi de çok kuvvetli bir lider değil.

Tabii bütün bunların yanında “nasıl bir dünyada yaşıyoruz” sorusunu da sormak yazım. Ekonomik kriz dünyada pandemiden beri varlığını sürdürüyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde hala enflasyonun geri çekilmesi mücadelesi sürüyor. Avrupa Birliği’nde benzer bir ekonomik sıkıntı var. İşsizlikle, enflasyonun yükselmesiyle, büyüme oranlarının düşüklüğüyle ilgili var. Bir refah döneminde değil dünya ve bu ekonomik krizin davet ettiği ekonomik politikaların kimi kitleleri daha zora soktuğu da muhakkak. Dolayısıyla liberal ekonominin ve ona bağlı olarak bütün o liberal değerlerin bir örselenme yaşadığı, oraya yönelik örtülü bir tartışmanın yapıldığı muhakkak. Bu bir veri. Bir diğer veri de, dünyada çatışma, güç, ulus devlet etrafındaki varoluş dalgasıyla ilgili. Ukrayna, Rusya çatışması süre gidiyor ve bu çatışmayla dünyayı etkiliyor. Bunun global siyasete etkileri çok azımsanmayacak etkiler. Silahlanma, devlete önem verme, güçlü olma, güçlü lider üretme gibi toplumlardaki insanların güven duygusunun sistemden çok kişiye, şahsa yönelmeye başlaması, güce yönelmeye başlaması bunların sonuçlarından bir tanesi.

Şimdi bir son husus da göçmen meselesiyle zirve yapan çok kültürlülük krizi. Dünya 1980’lerde ve 1990’ların ilk yarısında çok kültürlülüğü veri alan, çok kültürlülüğün değer olarak skalanın en tepesine konduğu bir istikamette ilerliyordu. Bugün bunun tersini görüyoruz. Çok kültürlülük, yani farklı inançların, farklı etnisitelerin bir toplumda birlikte yaşamasının önünde artık sıkıntılar, buna yönelik itirazlar ve tepkiler var. Bu durum, bir dizi entegrasyon krizi ürettiği gibi bir dizi çok kültürlülük haline yönelik de kriz üretiyor. Bunu çeşitli dönemlerde çeşitli biçimlerde görüyoruz. işte. En son Kur’an-ı Kerim’le ilgili gelişmeler, bunlara verilen tepkiler hala bunun ipuçları olmayı sürdürüyorlar. Şimdi böyle bir ortamda demokratik olanın gelişmesi, demokratik olanın ana yelken olması, büyük yelken olması tabii çok kolay değil. Onun için hala şahıs etrafında oluşan siyasi rejimler, başkanlık rejimleri, onların ima ettiği otoriterlik halleri, aşırı sağın yükselmesi, işte toplumsal bazı rahatsızlıkların toplumsal patlamalara imkan verdiği sert ekonomik ve benzer tedbirler dünyayı kuşatmış bulunuyor. Dolayısıyla Biden dönemini bu çerçevede değerlendirmek lazım. Soruyu da bu çerçevede ele almak lazım. Biden, tek başına gelip bütün bunların hepsini değiştiremezdi. Bu zemin üzerinde biraz da silik kalan bir kişi olarak karşımızda.

Buradan da Türkiye’ye gelecek olursak; nitekim Türkiye’de de benzer bir hal yok mu? Yani seçim öncesi büyük bir umut dalgası, muhalefet kazanılacak beklentisi bir anda rafa kalktı. Şu anda doğal olarak bütün toplum, iş adamıyla, orta sınıflarıyla siyasi iktidarı yeniden benimsemiş, yeniden satın almış durumda. Onun attığı adımlara kendini endekslemiş bir şekilde ilerliyor. Memnuniyetsizlik halinin duygu olarak olmasa bile, ifade olarak, dışa vurum olarak azaldığı da bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bu, tabii popülist ve otoriter bir siyasi iktidarın tabiileşmesi, yavaş yavaş yerleşmesinin de bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Karşı tarafa baktığımız zaman, bu iktidarı silip süpürecek bir muhalefet beklentisi vardı Türkiye’nin. Bırakın silip süpürmeyi, bu muhalefet bir seçim yenilgisiyle büyük bir siyasi krizin içine düştü. Gerek İYİ Parti’de, gerek Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki gelişmeler bir arayış krizinin, bir pusulasızlık krizinin ifadesi gibi. Bunun da bu popülist dalga ve bunun izdüşümleriyle ilişkisi yok denemez. Nitekim şahıs merkezli siyaset arayışları Cumhuriyet Halk Partisi’nde olduğu gibi ya da İYİ Parti’de olduğu gibi şahsın daha çok vurgulandığı bir yeniden kendine gelme, girilme arayışıyla ortaya çıkıyor.

Bütün bunlar bize aslında dünyadaki o dalgaların Türkiye’yi de etkilediğini gösteriyor. Bu tabii hazin. Çünkü özellikle büyük amiral gemileri, muhalefetin amiral gemilerinden beklenen bu popülist, otoriter sinmiş dalgalara karşı bir siyasi canlanma üretmesidir. Maalesef bu bu da olamıyor.

https://serbestiyet.com/featured/dunyada-liberal-degerler-orseleniyor-turkiyede-populist-otoriter-iktidar-normallesiyor-muhalefet-pusulasiz-138157/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

16 ŞİRKET, BİRBİRİNİN ÇALIŞANINI İŞE ALMAMAK İÇİN ‘CENTİLMENLİK ANLAŞMASI’ İMZALAMIŞ

Rekabet Kurulu, 16 şirketin birbirlerlerinden işçi almamak için anlaşma yaptığını tespit etti ve bu şirketlere 151 milyon 148 bin lira ceza verilmesini kararlaştırdı.

Serbestiyet

4 Ağustos 2023

Rekabet Kurumu’nun sitesindeki açıklamaya göre 16 şirketin, birbirlerinin çalışanlarının istihdam edilmesini engellemek ve çalışan hareketliliğini kısıtlamak için ‘işçi ayartmama’ anlaşması yapıp yapmadıkları incelendi. Bu anlaşmaların temelinde, işverenlerin en önemli girdilerden olan emek üzerinde rekabet etmekten karşılıklı olarak vazgeçmelerinin yattığı tespit edildi.

Ceza kesilen şirketler şu şekilde:

D-Market Elektronik Hizmetler ve Ticaret AŞ’ye 4 milyon 834 bin 124 lira,

Vodafone Telekomünikasyon AŞ’ye 5 milyon 319 bin 292 lira,

Zeplin Yazılım Sistemleri ve Bilgi Teknolojileri AŞ’ye 192 bin 973 lira,

Arvato Lojistik Dış Ticaret ve E-Ticaret Hizmetleri AŞ’ye 2 milyon 159 bin 522 lira,

Çiçeksepeti İnternet Hizmetleri AŞ’ye 517 bin 883 lira,

Sosyo Plus Bilgi Bilişim Teknolojileri Danışmanlık Hizmetleri Ticaret AŞ’ye 1 milyon 94 bin 131 lira,

TAB Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ’ye 7 milyon 293 bin 869 lira,

Vivense Teknoloji Hizmetleri ve Ticaret AŞ’ye 1 milyon 218 bin 89 lira,

Türk Telekomünikasyon AŞ’ye 41 milyon 22 bin 658 lira,

Zomato İnternet Hizmetleri Ticaret AŞ’ye 20 bin 827 lira, Binovist Bilişim Danışmanlık AŞ’ye 49 bin 831 lira,

Bilge Adam Yazılım ve Teknoloji Anonim Şirketi’ne 2 milyon 183 bin 227 lira,

Flo Mağazacılık ve Pazarlama AŞ’ye 18 milyon 21 bin 702 lira, Koçsistem Bilgi ve İletişim Hizmetleri AŞ’ye 6 milyon 513 bin 239 lira,

LC Waikiki Mağazacılık Hizmetleri Ticaret AŞ’ye 59 milyon 590 bin 457 lira,

Veripark Yazılım AŞ’ye 1 milyon 116 bin 70 lira.

Böylece söz konusu 16 teşebbüse toplam 151 milyon 148 bin lira cezası verildi.

https://serbestiyet.com/haberler/16-sirket-birbirinin-calisanini-ise-almamak-icin-centilmenlik-anlasmasi-imzalamis-138151/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

KILIÇDAROĞLU’NU DÖVDÜREREK KAZANMIŞ MI OLACAKSINIZ?

Tüm faturayı sadece Kılıçdaroğlu’na kesmeye çalışanların bir kesimi, ittifak siyasetini, helalleşmeyi benimsememiş olanlardan oluşuyor. İkinci bir kesimi, “Yenilginin acısını kimden çıkarmalıyız?” diye bir anlamda depresyona girenler oluşturuyor. Kılıçdaroğlu’nu, dövseniz de sövseniz o yeni bir CHP kurguladı. Peki bu dönüşüm bundan sonra nasıl devam edecek?

Oral Çalışlar

4 Ağustos 2023

Her seçim bir yarıştır. Türkiye bir seçimden geçti. İktidardaki AK Parti, MHP ile ittifakını sürdürerek 5 yıl daha Türkiye’yi yönetme imkanını elde etti. Kemal Kılıçdaroğlu, seçim kampanyasını, sosyal demokrasinin, CHP’nin kalıplarını zorlayan bir ufuk içinde yürüttü. Geçmişte muhafazakar kampta yer almış isimlerin liderliğindeki üç partiyi de kapsayan demokrasi temelli bir seçim ittifakı kuruldu. Kürt siyasi akımının desteği de hedeflendi. Keza ülkücü gelenekten gelen parti de müttefik olarak dahil oldu. Herkes elinden geleni yaptı. “Türkiye artık farklı bir mecraya girsin” diyenler, Avrupa Birliği üyeliğini isteyenler, Kürt meselesinin masaya getirilmesinden yana olanlar, bu yeni ittifaktan umuda kapıldı.

CHP gibi Cumhuriyet kurucusu bir partinin eski katılığından sıyrılarak esnek ve birleştirici bir önderlik altında, toplumun muhafazakar kesimlerinin de desteği ile yeni bir uzlaşma cephesi yaratması, yeni kapılar açabilirdi. Çeşitli engelleri aştığına tanık olduğumuz Kemal Kılıçdaroğlu, sonuç olarak, hedefine ulaşamadı. İttifakın tam anlamıyla benimsenmediğini de hep birlikte gördük. Siyasette uzlaşma zor ve çetrefil bir meseledir. On yıllarca “bölücülük ve irtica”yı Cumhuriyet’in varlığına tehdit olarak tanımlamış ve bu tanım etrafında siyaset yapmış bir devlet partisi olan CHP’nin kendine özgü zorluklarını da ayrıca hesaba katmak gerekir.

SEÇİMİ YALNIZCA KILIÇDAROĞLU MU KAYBETTİ?

Muharrem İnce’ler ve daha niceleri işte bu değişime, bu denemeye katılmak istemedi.. Şimdi gelelim kritik noktaya: Seçimi yalnızca Kılıçdaroğlu mu kaybetti? “Sen kaybettin git” diyenler, yenilginin verdiği acıyı böylece tek kişinin üzerine atarak ve onu döverek rahata ermek istiyor olabilir. Kılıçdaroğlu CHP’nin daha geniş bir kitle partisine dönüşmesi için gereken asgari koşulların önemli bir bölümünü gördü ve o koşullara göre bir yaklaşım geliştirmeye çalıştı.

Partisi ve müttefikleri içinde, onun yaklaşımını benimsemeyenler de oldu. Sonuç olarak ortaya çıkan birikim iktidara gelmeye yetmedi. Tüm faturayı sadece Kılıçdaroğlu’na kesmeye çalışanların bir kesimi, ittifak siyasetini, helalleşmeyi benimsememiş olanlardan oluşuyor. İkinci bir kesimi, “Yenilginin acısını kimden çıkarmalıyız?” diye bir anlamda depresyona girenler oluşturuyor. Kılıçdaroğlu’nu, dövseniz de sövseniz o yeni bir CHP kurguladı. Peki bu dönüşüm bundan sonra nasıl devam edecek? Buna CHP kitlesi karar verecek.

https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/kilicdaroglunu-dovdurerek-kazanmis-mi-olacaksiniz-138110/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

SÜPER İLETKEN İDDİALARI YATIRIMCILARI ÇILGINA ÇEVİRDİ ANCAK BİLİM DÜNYASI ŞÜPHECİ

Geçtiğimiz hafta LK-99 olarak adlandırılan bir süper iletken malzeme geliştirildiği iddia edildi. Bu iddialar yatırımcıları çılgına çevirirken bilim camiası oldukça şüpheci.

04 Ağustos 2023

Metin Akpınar

Teknoloji Editörü

Geçtiğimiz hafta Güney Koreli bilim insanları tarafından hazırlanan iki makale, sosyal medyada çılgınlığa yol açan ve Çin ile Güney Kore’deki bazı hisse senetlerinin fiyatlarını yükselten sıra dışı bir iddiada bulundu: Oda sıcaklığında pratik bir süper iletken malzemenin keşfi.

SÜPER İLETKEN İDDİASI YATIRIMCILARI HEYECANLANDIRDI

Süper iletkenler, elektrik akımının direnç göstermeden akmasını sağlayan malzemelerdir; bu özellik, enerjinin iletim sırasında kaybolduğu elektrik şebekelerinde devrim yaratacak ve elektrik direncinin hız sınırı olarak işlev gördüğü bilgisayar çipleri gibi alanları tümüyle değiştirecek bir potansiyele sahip. Günümüzde ise adını sıkça kullandığımız “yarı iletken” malzemeleri kullanıyoruz. Aşina olanlar bu malzemelerin neredeyse her türlü elektronik cihazda olduğunu biliyordur. Dolayısıyla süper iletkenler yeni bir devrim noktası olarak kabul ediliyor. Bu arada Çin ile Güney Kore’deki yatıcımlar ise şimdiden heyecana kapılmış durumda.

LK-99: DEVRİM NİTELİĞİNDEKİ ‘MUCİZE MADDE’ VE TÜM DETAYLAR

⦿ https://www.donanimhaber.com/lk-99-devrim-niteligindeki-mucize-madde-ve-tum-detaylar--166411

Bilim insanlarının resmi hakem değerlendirmesi ve yayın öncesinde araştırmalarını paylaşmak için kullandıkları bir web sitesinde yer alan makaleler, en az iki ABD ulusal laboratuarı ve üç Çin üniversitesi de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki araştırmacıları önerilen malzemeye daha yakından bakmaya teşvik etti. Zaten ilgili bir haberimizde bunların tüm detaylarını sizlere aktardık, bu haberimize hemen üstten ulaşabilirsiniz.

BİLİM CAMİASI ŞÜPHECİ

Süper iletken iddiası: Yatırımcılar çıldırıyor, bilim ise şüpheci

Güney Koreli bilim insanları LK-99 olarak adlandırılan ve kurşun apatit adı verilen nispeten yaygın bir mineralin alınıp içine az sayıda bakır atomu eklenmesini içeren süper iletken malzemeyi yapmak için bir tarif yayınladılar. Güney Koreli araştırmacılar, üç yazarlı bir ilk makale ve ilk makaledeki yazarlardan yalnızca ikisini içeren altı yazarlı ikinci, daha ayrıntılı bir makale olmak üzere iki makale yayınladılar. Her iki makaleden de anlaşılacağı üzere ekipler, LK-99’un nispeten kolay bir şekilde yapılacağını öne sürüyor. Dolayısıyla dünyanın dört bir yanındaki laboratuvarların aynı sonuçlara ulaşması bekleniyor.

Son günlerde en az üç Çin üniversitesinden araştırmacılar LK-99’un farklı sonuçlar veren versiyonlarını ürettiklerini açıkladılar. Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden bir ekip, malzemenin bir mıknatıs üzerinde havalandığını gösterdiğini iddia eden bir video yayınladı; bu önemli çünkü gerçek süper iletkenler bir pusula gibi dönmeden herhangi bir yönde bir mıknatıs üzerinde havada kalabilir.

Ancak Qufu Normal Üniversitesi’nden bir başka ekip, bir süper iletkenin gerekli özelliklerinden biri olan sıfır direnç gözlemlemediklerini söyledi. Çin’in doğusundaki Nanjing kentinde bulunan Güneydoğu Üniversitesi’nden üçüncü bir ekip ise sıfır direnci ancak -163 santigrat derece sıcaklıkta ölçebildiklerini söyledi.

Bill Gates’in Breakthrough Energy Ventures şirketinde bilim adamlığından yatırımcıya dönüşen Eric Toone, saygın laboratuarlar tarafından yapılan her türlü hakem incelemesini ve yeniden üretim çabalarını izlediğini söyledi.

Toone, "Süperiletkenliği doğrulamak ya da göstermek için ihtiyaç duyduğunuz ölçümleri yapmak çok zor. Eğer doğruysa bu tamamen oyunun kurallarını değiştirir, ancak daha fazla doğrulama elde edene kadar sabırlı olmamız gerekiyor." dedi.

KANDIRMACA İHTİMALİ

LK-99 için olası kötü haber, süperiletkenlik alanının ilk başta umut vaat eden ancak inceleme altında dağılan malzemelerle dolu olmasıdır. Araştırmacıların bunlar için kullanışlı bir ismi bile var: tanımlanamayan süperiletken nesneler. Argonne Ulusal Laboratuvarı‘nda yoğun madde fizikçisi olan Mike Norman, "Biz onlara USO diyoruz. USO’ların uzun bir geçmişi var, buna bir süper iletkene sahip olduklarını düşünen ancak olmayan bazı çok ünlü insanlar da dahil. Bilimdeki her şey gibi - kandırılabilirsiniz. İyi insanlar bile kandırılabilir." ifadelerini kullandı.

ORİJİNAL MAKALEDEKİ SORUNLAR

Norman ayrıca orijinal makalede sorunlar olduğunu söyledi. Bu sorunların en büyüğü ise malzemenin süper iletken bir durumda olduğunda ve olmadığında nasıl davrandığını göstermek için geniş bir sıcaklık aralığında veri eksikliğiydi.

Diğer araştırmacılar da ihtiyatlı olmak için nedenler buldular. Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’nda çalışan katı hal fizikçisi Sinéad Griffin, önerilen malzemeyi simüle etmek için ABD Enerji Bakanlığı’na ait bir süper bilgisayar kullandı. Griffin, bakır atomlarının kurşun apatit içine yerleştirilmesinin, malzemenin atomlarının mevcut süper iletkenlere benzeyen beklenmedik bir şekilde yeniden düzenlenmesine neden olduğunu buldu. Ancak bu etki, bakır atomlarının doğal olarak gitmek istemedikleri bir noktaya gitmelerine bağlı ve bu da malzemenin toplu miktarlarda üretilmesini zorlaştırabilir. Griffin, LK-99’un teorik olarak mümkün olabileceğini de söylüyor.

Avustralya’nın Melbourne kentindeki Monash Üniversitesi’nde fizik profesörü olan Michael Fuhrer, LK-99’un oda sıcaklığında bir süper iletken olduğu ortaya çıksa bile, ne kadar yararlı olabileceğini belirlemenin zaman alacağını söyledi. Örneğin Fuhrer, malzemenin ne kadar elektrik akımı taşıyabileceği ve hala bir süper iletken olabileceği konusunda hiçbir veri sağlanmadığını, bunun güç şebekelerini iyileştirmek için önemli bir soru olduğunu söyledi.

Yine de Fuhrer ve diğer fizikçiler, süper iletkenler hakkında bilinmeyenler ve bunların yaygın bir malzemede tesadüfen keşfedilme olasılığı göz önüne alındığında sonuçların incelenmeye değer olduğunu söyledi. Halihazırda dünyanın dört bir yanındaki araştırma ekipleri LK-99 hakkında iddiaları test etmeye devam ediyor. Önümüzdeki günler ve haftalarda daha net ve kesin sonuçlar ortaya çıkacaktır. Yeni gelişmeleri sizlere aktarmaya devam edeceğiz.

⦿ https://www.reuters.com/technology/superconductor-claims-spark-investor-frenzy-scientists-are-skeptical-2023-08-0

https://www.donanimhaber.com/super-iletken-iddiasi-yatirimcilar-cildiriyor-bilim-ise-supheci--166469

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

RUSYA’DAN YABANCI FONLARINI DONDURMA KARARI

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yaptırım uygulanan yabancı şahıs ve kurumlara ait fonların dondurulmasına izin veren kararı onayladı.

04 Ağustos 2023

Rusya’dan yabancı fonlarını dondurma kararı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin imzalanan ve yaptırım uygulanan yabancıların sınır ötesi para transferlerinin de yasaklanmasına izin veren karar, 180 gün içerisinde yürürlüğe girecek.

Kararla, bankaların yaptırım uygulanan yurt dışındaki kurum veya şahıslara para transferleri de yasaklandı.

https://www.bloomberght.com/rusya-dan-yabanci-fonlarini-dondurma-karari-2336046

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

FATİH ALTAYLIPİSLİĞİNİ YEŞİLLE YIKAMA

Ağustos 4, 2023

Copy URL

Akbelen’de ormanları katleden şirketin ortaklarından LİMAK’ın 2. kuşak patronu Ebru Özdemir’in Dünya Yaban Hayatını Koruma Fonu WWF’nin Türkiye’deki organizasyonunun mütevelli heyetinin üyesi olduğunun anlaşılması milleti hayli şaşırtmıştı.

Herkes “Allah Allah, hem ormanları katlet, doğayı mahvet hem de Yaban Hayatını Koruma Fonu’na üye ol, bu nasıl iş” sorusunu sormaya başlamış, Ebru Özdemir’in ne iş yaptığını daha önce hiç fark etmeyen ve kendisini bir hippi grubunun lideri zanneden WWF Türkiye de “Aaaa, çok fena kandırılmışız. Meğer bu hanımefendi enerji alanında da büyük yatırımları olan bir şirketin sahibiymiş. Tüh nasıl da böyle bir tongaya bastık.” diyerek Ebru Özdemir’i mütevelli heyet üyeliğinden çıkarmıştı.

Biz de “yemiştik.”

Yahu o dev şirketler olmasa, bu gibi kuruluşlar parasızlıktan perişan olur.

Yıllardır en bilinen çevreci örgütler, özellikle fosil yakıt şirketlerinden, madencilik devlerinden, genetiği ile oynanmış tohumların en bilinen üreticilerinden büyük fonlar almakla suçlanırlar.

Çevre savaşçılığı dendiği zaman akla ilk gelen kurum olan Greenpeace ile ilgili olarak bu tip suçlamaların yer aldığı yüzbinlerce sayfa internette bulunabilir. Greenpeace ise bu suçlamalara karşı “Biz ne hükümetlerden ne şirketlerden tek kuruş almayız. Bizim bağışçılarımız sadece kişilerdir” diye kendini savunur ama bunca kaynağın tekil kişiler ile sağlanmasının zorluğu bu savunmaların inandırıcılığını oldukça azaltır.

LİMAK’ın patronu Ebru Özdemir’i üyelikten atarak “vicdanını ve imajını” temizlemeye çalışan WWF’in ise bu konuda elle tutulur tarafı yoktur.

Ebru Özdemir’i mütevelli heyetinden atan Vakfın, dünyanın en zengin iş insanlarından aldığı paralar, bu iş insanlarının içinde bulunduğu sanayi kolları nedeniyle zaten yeterince tartışma konusu iken Fon’un ayrıca dünyanın en tartışmalı şirketleri ile de parasal ilişkileri olduğu çok da gizli değildir.

WWF’in kurumsal destekçileri arasında “evil company” yani şeytani şirket olarak bilinen Monsanto vardır. Monsanto, Vietnam Savaşı sırasında ABD ordusunun kullandığı ve Kamboçya halkını katleden, hâlâ sakat doğumlara neden olan “Agent Orange”ı üreten şirkettir. Tartışmalı pek çok yapay tatlandırıcının da üreticisi ve patent sahibidir.

WWF’in bir diğer destekçisi de Alcoa’dır. Şirket, ABD’nin en büyük alüminyum üreticisi ve ABD’nin doğaya en fazla zarar veren şirketler sıralamasının 13.’südür.

Keza Marine Harvest adlı dünyanın bir numaralı somon balığı üreticisi de WWF’in destekçisidir ve Marine Harvest işlettiği somon balığı çiftlikleri ile doğaya büyük zarar vermekle suçlanan bir şirkettir.

Hepinizin yakından bildiği Cargill de tahmin edebileceğiniz üzere bir WWF destekçisidir.

Dünya petrol devlerinin WWF’in destekçisi olduğu ise zaten çok bilinen bir sırdır. Hatta 14 yıl boyunca Shell’in yönetim kurulu başkanlığı yapmış olan John Loudon, aynı yıllarda 5 yıl boyunca WWF’in de başkanıydı.

WWF’in başkanlığını yapan bir diğer tartışmalı isim ise İngiltere Kraliçesi’nin eşi Prens Philip’ti. Üstelik de tam da başkanlığı sırasında Hindistan’da bir ava katılmış ve bir kaplan vurmuştu.

Tüm bu rezaletler yıllar önce Almanya’da Pandaların Sessizliği adıyla kitaplaştırıldı.

Uzun süre sonra da Pandaleaks adı ile İngilizceye çevrildi.

Anlayacağınız WWF’in sicilinde Ebru Özdemir’i mumla aratacak ne isimler ne olaylar vardır.

Buna “greenwash” denir. Yani pisliğini yeşille yıkama.

Kimine göre bu durum hiç yoktan iyidir, zannederim bu gibi örgütlerin mottosu “Engelleyemiyoruz bari haraca keselim”dir.

Ya da siyasette bir dönem söylendiği gibi “Komünizm getirilecekse, onu da biz getiririz”in çevreci versiyonudur.

Yaşlıların tansiyon sorunu

Geçenlerde yolda yürüyorum.

Gençlik yıllarını hayli geride bıraktığı belli olan bir hanımefendi durdurdu.

Fatih Beyciğim selamlar. Vaktiniz var ise, rahatsız etmiyor isem size çok önemli bir sorunu aktarmak istiyorum. Belki yazarsınız ya da anlatırsınız” dedi.

Tabii buyrun” dedim.

Fatih Bey, ben az ilerde oturuyorum. 87 yaşındayım. Ve şimdi hastaneye yürüyorum” dedi.

Nedenini anlattı.

Yaş icabı zaman zaman tansiyonumun yükseldiğini ya da bazen düştüğünü hissediyorum. Eskiden evime 50 metre mesafede bir eczaneye gider tansiyonumu ölçtürür, bir anormallik var ise doktoruma haber verirdim. Ne yazık ki, artık eczanelerin tansiyon ölçmesi yasaklandı. Diyeceksin ki, eve bir tansiyon aleti al. Onu da denedim. Kolay olanları güvenilir değil. Güvenilir olanları da ben kullanmakta zorlanıyorum. Doğru ölçüm yapamıyorum. Her seferinde kalkıp hastaneye gitmek zorunda kalıyorum. Hastane 1 kilometre mesafede. Taksi zaten yok ama olsa da yakın mesafe diye almıyorlar. Bu sıcakta yürüyorum. Kışın da soğukta, yağmurda yürüyorum. Tansiyonum yüksek ya da düşükken bir de bunca yolu yürümek kolay değil. Bir gün şuracıkta tık diye düşüp kalacağım. Kaldırımda ölümü bulacaklar. Niye eczaneler tansiyon ölçemesin? Bunda ne beis var? Siz Sağlık Bakanı’na ulaşabiliyorsunuz. Lütfen sorun” dedi.

İlk eczaneye girdim. “Tansiyon ölçüyor musunuz?” diye sordum.

Eczacı hanım “Fatih Bey aslında yasak ama acil bir durum var ise yardımcı olayım” dedi.

Teşekkür edip çıktım.

Düşündüm. Gerçekten ciddi bir sorundu.

Yazayım dedim.

Fesli yaşasa idi o da Atatürkçü olmuştu

Disney tartışması sürüyor ve Türkiye’nin en tanınmış Atatürk düşmanları birden Atatürkçü kesilip, muhalif tavrı ile bilinen insanlara “Disney’e küfretmedin. Para alıyorsun değil mi!” diye saldırıyorlar.

Öyle ki, bu köşede son birkaç gün içinde iki kez Disney’in her türlü hakareti hak ettiğini yazan ve hayatında bir gün bile Disney Plus’a abone olmamış beni de bu kervana dahil ettiler.

Üstelik Disney ile bir gün bile bir anlaşma imzalamamış olan ve hemen her televizyondan ya da yapımcıdan gelen senaryo yazma tekliflerini genelde “Aman uğraşamam. Çok yoruluyorum” diyerek geri çeviren eşimi de olaya dahil ederek.

Benim sorduğum sorulara yanıt vermektense, böyle karşı saldırıya geçmek elbette daha kolay.

Oysa benim sorularım çok basit. Yok yok, niye Atatürk’e söven bir grup siyasal İslamcıyı yıllardır baş tacı ettiniz diye sormayacağım. Onun yanıtı sizde yok biliyorum. Sorularım başka.

Madem dünyanın en saygın, en güçlü ülkelerinden biriyiz. Niye bir Ermeni lobisi bizim gibi bir dünya gücü ülkeye böyle bir sorun yaratabiliyor?

Dünya lideri olan liderimiz nasıl oluyor da bir televizyon şirketinin Ermeni lobisine boyun eğmesini engelleyemiyor? Oysa daha kısa süre önce Ermenistan Başbakanı Paşinyan Ankara’da idi ve Cumhurbaşkanı’nın görevi kendine devir ettiği törende Aliyev’in arkasına, 2. sıraya oturtularak kendisine haddi bildirilmişti!

Oy verme zamanı gelince Türkiye’yi çok seven yurt dışındaki Türk vatandaşlarımız mesele Türkiye’nin uluslararası çıkarları olunca niye bir lobi oluşturmazlar? Oralardaki Türkleri, Türkiye siyaseti için organize eden başta Diyanet olmak üzere dini oluşumlar, niye Türkiye’nin uluslararası çıkarları için organize etmezler?

Bu soruların yanıtlarını vermek zor olduğu için vur Cem’e, vur Tarkan’a, vur Ata’ya, vur Gülse’ye, vur Şahan’a.

Eh kendilerine vuracak halleri yok ya…

Ya da üç otuzluk troll “Yahu bu İletişim Başkanlığı sadece iç iletişim için midir? Bunca milyarlar niye harcanıyor” diye soracak değil ya!

Tabii ki, konuyu alakasız bir yere çekip, başkalarını hedef yapacaklar.

Bunların yöntemi bu.

Bu arada şunu da söylemeden geçmeyeyim.

Disney’e çok kızmama, tarihi çarpıtan bir grubun oyuncağına olmasına, tipik bir Amerikan cehaleti içinde hareket etmesine deli olmama ve yaptıklarını çok aşağılıkça bulmama rağmen bir yandan de kendilerine teşekkür etmek istiyorum.

Bizim 100 yıldır Atatürkçü yapamadığımız bir güruhu bir günde Atatürkçü, hatta neredeyse Kemalist yaptılar.

Fesli Kadir hayatta olsa idi, muhtemelen bugün o da Atatürkçü olmuştu.

Rezilsin Disney Plus ama bu yüzden yine de teşekkürler!

İZLEYİN:

⦿ https://youtu.be/R-r6OrKzdos

New York’taki göçmenler ve belediye

Biz 10 milyonu aşan mülteciyi sorun olarak görmeyelim, İstanbul’daki sayıları 2 milyondan fazla olan mülteciyi sorun olarak görüp, önlem alınmasını isteyenleri faşistlikle suçlayaduralım, her yıl kura ile yüzbinlerce göçmen alan, bunun birkaç katını da gayrı yasal yollardan ülkeye ister istemez kabul eden ABD’de New York kenti 85 bin kaçak göçmeni ne yapacağını tartışıyor.

Son 15 ayda kente gelen 15 bin mülteci kentte ciddi bir sorun olarak görülüyor.

Ve şimdi ünlü Central Park’ta ve o kadar da meşhur olmayan Brooklyn’in Prospect Parkı’nda 95 bin mültecinin yerleştirilmesi için planlar yapılıyor.

New York Belediye Meclisi 3000 ayrı yerleşim yeri belirleyerek, göçmenlerin buralarda barındırılmasını sağlamak için uğraşıyor.

Peki, siz hiç Türkiye’de bir belediye meclisinin göçmen meselesine eğildiği bir toplantı, bir özel oturum duydunuz mu!

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Doğruyu duymaktan korkmadığımız zaman.

https://fatihaltayli.com.tr/kose-yazisi/2023/08/04/pisligini-yesille-yikama

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

UÇUŞ SIRASINDA NAMAZ KILMAK RİSKLİ’ DİYEN PİLOT THY’DEN ATILDI

Türk Hava Yolları’nda 30 yılı aşkın süredir çalışan bir pilot işten atıldı. Sebebi ise “Uçuş sırasında kokpitte namaz kılmak uçuş güvenliği açısından riskli” demesi.

04 Ağustos Cuma 2023

DUVAR - Yurt dışı uçuşunda kaptan pilot ile ikinci pilot arasında, uçuşta esnasında namaz kılmak ve oruç tutmak arasında bir diyalog gerçekleşti. Kaptan pilot bunun güvenlik açısından risk barındırdığını söyledi. Bunun üzerine ikinci pilot şikayetçi oldu.

Halk Tv’den Fırat Fıstık’ın haberine göre, gerekçe dahi sunulmadan, kaptan pilotun işine son verildi. Karar, uçuştan birkaç gün sonra kaptan pilota sunulurken, THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat’ın, sebebini soran pilota “Sebep söylemek zorunda değilim, istediğimi atarım” dediği öne sürüldü.

Uzmanlara göre de özellikle uzun uçuşlarda oruç tutulması riskli. Nedeni ise baş dönmesi, dikkat kaybı gibi olası etkiler. Uçuş sırasında namaz kılmanın da uçuş güvenliği açısından riskli olduğu söyleniyor. Çünkü pilotlar zorunlu haller dışında bulundukları yeri bırakamıyorlar. Bu hem kendileri ve hem de uçakta bulunan yolcular için risk barındırıyor.

Uçuş sırasında pilotun bulunduğu yeri terk etmesine dair olumsuz örnekler oldukça fazla. Örneğin Rusya’da düşen Airbus 310 uçağı, kaptan pilotun koltuğunda olmaması, koltuğa oğlunu oturtması nedeniyle kontrolü kaybederek düşmüştü. Bu kaza onlarca kişinin hayatına mal olmuştu.

Fakat THY yönetiminin konuya dair ısrarı sürüyor. THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat, Temmuz ayında yaptığı bir paylaşımda, kokpitte namaz kılmakla ilgili yeni düzenleme yapılacağını duyurmuştu. Konu, THY kurullarında da daha önce tartışılmış birçok pilot uygulamanın risk barındırdığını belirtmişti. (HABER MERKEZİ)

THY’den ‘kokpitte namaz’ düzenlemesi

⦿ https://www.gazeteduvar.com.tr/thyden-kokpitte-namaz-duzenlemesi-haber-1627429

https://www.gazeteduvar.com.tr/ucus-sirasinda-namaz-kilmak-riskli-diyen-pilot-thyden-atildi-haber-1631334

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

ZAFER YÖRÜKLOZAN I: GİZLİ MADDELER HİSTERİSİNİN GİZLEDİKLERİ

yazar@gazeteduvar.com.tr

Lozan tevatürlerinin başlıca referansı, konferansta Ankara’yı temsil eden üç asıl delegeden biri olan Rıza Nur’un pek güvenilir olmayan anılarıdır. Tek parti yönetiminin son döneminde Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dergisinde çeşitli biçimlerde alıntılanmış ve İslamcı hareketlerin önemli besin kaynaklarından biri olmuştur.

04 Ağustos Cuma 2023 Saat: 00:02

Tarihin henüz ağır ağır yol aldığı çağlarda, az sayıdaki olaylar belleklerde rahatça yer ediyor ve önünde özel yaşamın çekici serüvenlerinin izlendiği bir arka fon perdesi oluşturuyordu. Günümüzdeyse zaman büyük adımlarla ilerliyor. Tarihi olaylar bir gecede unutuluveriyor, hemen ertesi sabah bir yenisinin çiğ damlacıkları parıldamaya başlıyor ve artık öykücünün anlattıklarına bir fon perdesi oluşturmaktan çıkıp özel yaşamın o tekdüze bayağılıklarının arka planda yer aldığı bir perdede oynanan çok şaşırtıcı bir serüvene dönüşüyor.”

Geçtiğimiz ay hayata veda eden Milan Kundera’nın Gülüşün ve Unutuşun Kitabı’nda yaptığı bu ‘hızlandırılmış tarih’ saptaması, yıllardır Lozan’ın yüzüncü yılı üzerine üretilen tevatürlerin ve ateşli tartışmaların son kullanma tarihi geçtiği anda hızla sahneden çekilip yerini aynı kişi ve kurumlar tarafından aynı tutku ve şiddette ama hiç alakasız başka konular üzerine (CHP’nin sorunları, Disney Plus kanalı, Merkez Bankası başkanının kılık-kıyafeti ve benzeri) tartışmalara bırakmasında gözlenebilir. Muhtemelen önümüzdeki aylarda cumhuriyetin yüzüncü yılı tartışmaları da böyle bir anda alevlenip 30 Ekim günü itibarıyla sönecek. Ama bu kurucu vakaları sorunsallaştırma süreçlerinin gerek içerik gerekse aldığı biçimler bakımından incelenmesi, meraklısını günümüz Türkiye toplumunun kök problemlerine ulaştıracak ‘kraliyet yolu’ olabilir. Bu nedenle analitik bir fikri takibi, daha doğru bir deyişle bir soykütüğü araştırmasını hak ediyor.

Lozan tevatürlerinin başlıca referansı, konferansta Ankara’yı temsil eden üç asıl delegeden biri olan Rıza Nur’un pek güvenilir olmayan anılarıdır. Tek parti yönetiminin son döneminde Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dergisinde çeşitli biçimlerde alıntılanmış ve İslamcı hareketlerin önemli besin kaynaklarından biri olmuştur. Bu eleştiri, delegasyon başkanı İsmet Bey’in Hayım Nahum adlı danışmanı tarafından Lord Curzon’la gizli bir anlaşma yapmaya ikna edildiğini iddiasına dayanır. Bu anlaşmaya göre, Türkiye coğrafyası üzerinde Kemalist egemenliğin tanınması karşılığında hilafet kaldırılacak, laiklik getirilecektir. Öte yandan İngilizler, Misak-ı Milli dahilindeki Musul’u almış, Ege adaları ve Batı Trakya’yı da Yunanistan’a vermiştir. Dikkatli bakıldığında Kemalistlerin 1923 yılından itibaren bazı “iç ve dış güçlerin” talimatıyla hareket ettikleri iddiasından başka bir önerme içermeyen bu anlatıya Necip Fazıl çizgisi içinden yetiştiği bilinen Erdoğan’ın kani olması gayet doğaldır:

Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada. Şöyle bağırsan duyulacak adaları biz Lozan’da verdik. Zafer bu mu? Oralar bizimdi." (2016)

Aslında gizli anlaşma tevatürü, Lozan’ın imzalanma sürecinde Ankara’daki meclis içinde yaşanan tartışmaların metaforu olarak hayat buldu. Mustafa Kemal’in diktatörlük hevesi içinde Misak-ı Milli’den ödün vermeyi kabullendiği, hilafeti ilga ederek laiklik getirmeyi amaçladığı iddialarının muhalif vekiller tarafından sürekli dile getirildiği meclisten Lozan anlaşmasının geçmesi mümkün görünmüyordu. Bu nedenle Lozan görüşmelerine ara verildiği sırada Ankara’da seçim kararı alınarak meclis dağıtıldı. ‘Seçme’ vekillerden oluşan yeni meclis, Lozan’ı, cumhuriyet ilanını ve 1924 anayasasını ardı ardına onaylayacaktı. Ama monolitik Kemalist iktidarın on yıllar süren reformist icraatının, azledilmiş vekillerle birlikte eşrafın söyleminde Lozan’daki ‘hezimetin’ sonuçları olarak yorumlanmayı sürdürmesi kaçınılmazdı. Kemalistlerin bugün de iddia ettiği gibi Lozan eleştirisi, aslında cumhuriyet, laiklik ve modernleşme ‘inkılaplarının’ reddi anlamını taşımaktadır ama Atatürk’ün Manevi Şahsiyetini Koruma Kanunu ve benzeri polisiye engeller nedeniyle ‘gizli Lozan’ miti ve her şeyin sorumlusu ‘anti-kahraman’ İsmet Bey (İnönü) algısı sürdürülebilmiştir.

Bu negatif mit karşısında Kemalist savunma hattı, başından itibaren ‘Sévres öcüsü’ üzerinden örüldü. Anadolu, Rumeli ve Mezopotamya’nın büyük güçler tarafından bölünüp paylaşılarak farklı renklerle işaretlenmiş haritası, Türklerin karşı karşıya bırakıldığı o ‘makus talihin’ korkunç imgesi olarak sürekli göz önünde tutulur: Ders kitaplarında, ‘bilimsel araştırma’ metinlerinde, gazetelerde, televizyonlarda ve sosyal medyada… Bunun karşısına, Lozan’da ‘yedi düvele’ kabul ettirilen yeni ülke haritası konduğunda tartışma kendiliğinden sonuçlanacaktır: Osmanlıcı/İslamcı cenahın iddialarının aksine Lozan bir milli zaferdir. Kemalizmin mutlak militarist gücünü muhafaza ettiği 20. yüzyıl boyunca bunun aksinin iddia edilmesi ‘teklif dahi edilemezdi’ ve polisiye tedbirlerin konusuydu. AKP iktidarı altında geçen 2000’li yıllar boyunca Kemalizmin ağır darbelenme sonucu sivilleşmesi, resmi ideolojide İslamcı tadilat ve Osmanlıcı restorasyon olanaklarını beraberinde getirdi. Bu süreçte, Lozan’ın zafer değil hezimet olduğu ve bu hezimetin İngiltere’yle gizli protokollerden kaynaklandığı imaları yeraltından yüzeye yansımaya başladı. Erdoğan’ın yukarıda alıntılanan 2016 tarihli Lozan değerlendirmesi, bu ‘cüretin’ zirvesi olarak belirir.

Ama gerek açık eleştirinin ‘gizli maddeler’ mitinin etki düzeyini yakalamasının imkânsızlığı gerekse eleştirel söylemin zirveye oturması sonucu içine girdikleri varoluşsal tehlike, komplo teorisyenleri için el yükseltme gereğini ortaya çıkarıyordu. Merdiven-altı Lozan efsanesinin gizli maddelerine maden/petrol çıkarma yasaklarıyla 100 yıllık süre şartının eklenmesinin, bu atmosfer içinde beliren bir zorunluluk olduğu anlaşılıyor. İşte bütün ‘emperyalist’ dizginlerin salıverildiği, Türk’ün gücü önündeki Lozan engelinin ortadan kalktığı o gün artık gelip çattı ve yaşanan hayal kırıklığının boyutları üzerine konuşmak için henüz erken. Özelikle iktidarın basın-yayın-medya organlarında aniden başlayan Lozan suskunluğunun, yenilen kolektif darbenin şiddetiyle baş etmenin tek yolu olarak düşünülmüş olması kuvvetle muhtemel.

Lozan’ın yüzüncü yılı denildiğinde ilk akla gelen bu mesnetsiz İslamcı-Kemalist ya da Osmanlıcı-cumhuriyetçi tartışmasının yüzeyde bu kadar yayılarak keskinleşmesinin önemli pratik işlevlerinden biri, bu kurucu tarihsel olguyu ciddi bir sorgulama ve eleştiri faaliyetinin konusu yapan söylemlerin üzerini örtmek ve anlaşmanın açık hükümleri üzerine yürüyen hukuki ve siyasi tartışmayı gizli tutmak, perdelemek oldu. Örneğin Kürt siyasal parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri hem Lozan’da hem de Diyarbakır’da yüzüncü yıl konferansları gerçekleştirerek Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası kurumlara şöyle seslendiler: “Lozan Antlaşması, Kürt halkı için yüz yıldır devam eden bölünme, inkâr ve katliamların yolunu açan kara günün adıdır. Halkımızın kendi kaderini tayin etme ve Lozan cenderesini aşma mücadelesine destek istiyoruz.” Lozan’ın sorunsallaştırılmasında görülen bir diğer çizginin özet ifadesi için Temmuz ayında aramızdan ayrılan sosyalist şair Roni Margulies’in kitaplarından birinin adını anmak yeterli: Türk’ün Hizmetçisi – Türkiye’de Azınlık Olmak (2020).

Bu kısa soykütüğü araştırmasının ikinci bölümünde, gizli maddeler histerisinin ardında Lozan’ın açık hükümlerinin oluşumu ve hayata geçirilişi üzerine sürmekte olan yüz yıllık ‘gerçek’ tartışmalar, eleştiriler ve mücadeleler ele alınacak.

Zafer Yörük Kimdir?

Londra Üniversitesi’nde iktisat ve siyaset bilimi dallarında lisans eğitiminin ardından Essex Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde ideoloji ve söylem analizi dalında yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Londra, Erbil ve İzmir’de siyaset bilimi ve medya/iletişim alanlarında çeşitli üniversitelerin akademik kadrosu içinde yer aldı. Akademik çalışma alanları; post-yapısalcı kuram, psikanaliz ve kimlik siyasetidir. Türkiye ve Orta Doğu siyaseti üzerine akademik yayınları vardır. Halen Duvar English ve Medya News internet yayınlarında ve Yeni Yaşam gazetesinde köşe yazmaktadır.

https://www.gazeteduvar.com.tr/lozan-i-gizli-maddeler-histerisinin-gizledikleri-makale-1631243

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

HATAY ‘DAKİ YIKIMI GÖRÜNTÜLEYEN GAZETECİYE ’ SANSÜR YASASI’NDAN DAVA: ÜÇ YILA KADAR HAPSİ İSTENDİ

Kamuoyunu Hatay ‘daki yıkım konusunda ilk bilgilendiren gazetecilerden Hasan Sivri’ ye ‘sansür yasası’ olarak bilinen "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" suçlamasıyla dava açıldı. Sivri’nin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası istendi.

Artı Gerçek - 6 Şubat Maraş depreminin hemen ardından Antakya‘da çektiği görüntüleri sosyal medya hesabında “Onlar not etsin tabi, bunlar da bizim delilleriyle not ettiklerimiz” ifadeleri ile paylaşan Gazeteci Hasan Sivri hakkında ‘sansür yasası’ olarak bilinen ve çok tartışılan “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” maddesi ile suçlandı. Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası istenen Sivri, 12 Aralık’ta Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.

Kamuoyunu Hatay’daki yıkım konusunda ilk bilgilendiren gazetecilerden Hasan Sivri, 6 Şubat depremlerinin ardından geçen iki gün boyunca Antakya’da Elektrik Mahallesi ile Armutlu, Defne, Samandağ ve Turunçlu’da çektiği görüntüleri, 25 Şubat’ta sosyal medya hesabında paylaştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, depremlerden kısa bir süre sonra, 14 Şubat’ta yaptığı açıklamada; “Milyonlarca insanımızın deprem felaketinin yıkıntıları önünde acıyla kıvrandığı, diğerlerinin onların acılarını paylaştığı bir ortamda sırf siyasi çıkar elde etmek için sağa sola saldıranları görmekten doğrusu üzüntü duyuyorum. Yürekleri kavrulan insanların duygularını istismardan ırkçılığa, fedakârca yürütülen çalışmaları değersizleştirmek için iftiraya ve dezenformasyona kadar her türlü çirkefliği sergileyenleri şimdilik biz de not ediyoruz” demişti.

Sivri, birbirine bağlı 13 paylaşımda gözlemlerini; “Halkın yalnızlığını ve çaresizliğini gösteren ilk iki gün çektiğim videolardan bazılarını sıralıyorum; onlar not etsin tabi, bunlar da bizim delilleriyle not ettiklerimiz!” ifadeleri ile aktardı.

İDDİANAMEDE ‘HALKI YANILTICI BİLGİYİ ALENEN YAYMA’ SUÇUNU İŞLEDİ İDDİA EDİLDİ

Sivri hakkında, bu sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek dava açıldı. Sivri hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede; delillerin, “Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Güvenlik Şube Müdürlüğü tarafından yapılan ‘sanal devriye’ çalışmaları kapsamında toplandığı” belirtildi.

İddianamede Sivri’nin, paylaşımlarıyla Türk Ceza Kanunu’nun 217/A-1 maddesi uyarınca “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu işledi iddia edildi.

İddianamede, “Şüphelinin sosyal medya hesabı üzerinden belirsiz sayıda kişinin görebileceği şekilde yanıltıcı bilgiyi yorum yazmak ve paylaşmak suretiyle yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu işlediği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, atılı sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi” ifadeleri kullanıldı.

SANSÜR YASASININ EN ÇOK TARTIŞILAN MADDESİ

Kamuoyunda “sansür yasası” olarak bilinen internet medyası ve sosyal medyaya ağır yaptırımlar içeren kanunun en çok tartışılan ve “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu düzenleyen maddesine göre, Sivri; bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak. Sivri hakkındaki yargılamanın ilk duruşması, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde, 12 Aralık’ta yapılacak. (ANKA)

Hatay‘daki son durum görüntülendi: ’İnsanlar kendi imkanlarıyla çalışma yapıyor’

⦿ https://artigercek.com/guncel/hataydaki-son-durum-goruntulendi-insanlar-kendi-imkanlariyla-calisma-yapiyor-238098h

https://artigercek.com/guncel/hataydaki-yikimi-goruntuleyen-gazeteciye-sansur-yasasindan-dava-uc-yila-kadar-260366h

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

YAVRU KEDİLERİ AYAĞIYLA EZİP ÖLDÜRMÜŞTÜ: SERBEST KALIR KALMAZ YENİDEN KEDİ ÇALMAYA KALKIŞTI

Trabzon’da iki kediyi ayağıyla ezerek öldürdüğü için gözaltına alınan şüpheli, serbest bırakılır bırakılmaz yine kedi çalmaya çalıştı. Hayvanseverler, şüpheliyi engelledi. Şüpheli tekrar gözaltına alınıp tekrar serbest bırakıldı.

Artı Gerçek - Trabzon’da iki yavru kediyi, ayağıyla ezerek öldürdüğü suçlamasıyla gözaltına alınıp, çıkarıldığı mahkemece yeniden akıl sağlığı raporu alınması karşılığında ev hapsi verilen yüzde 25 zihinsel engelli Ö.Ü., adliyeden çıktıktan sonra Akçaabat ilçesinin Kavaklı Mahallesi’nde daha önce kedi çaldığı ve bir kez de çalmaya teşebbüs ettiği markete gitti.

Gözüne kestirdiği kedileri yeniden çalmak isteyen Ö.Ü.'yü tanıyan hayvanseverler, şüpheliyi engelledi. Ö.Ü., çağırılan jandarma ekiplerince gözaltına alındıktan sonra yeniden Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla serbest bırakıldı. Ö.Ü.'nün kedi almaya çalıştığı anlar, çevredekiler tarafından cep telefonuyla görüntülendi, bir iş yerinin de güvenlik kameralarına yansıdı.

'ÇIKAR ÇIKMAZ GELİP KEDİ ALMAYA ÇALIŞTI'

Şüphelinin serbest kalmasına hayvanseverler tepki gösterdi. Vatandaşlardan Buğrahan Çelik, "Adamı daha önceden görüyorduk ama öldürdüğünü bilmiyordum. Buralara gelip para istiyordu, gariban diye bir şey yapmıyorduk. Geçen pazar günü beslediğimiz kedileri almaya çalışınca durdurmuştum. Arkadaşım birinin buraya gelip kedileri topladığını söyledi. Az ileride bunun kedileri çekmeye çalıştığını görünce ne yaptığını sordum. Bana, İzmit’ten geldiğini ve kedileri toplayıp evine götürdüğünü söyleyince durdurdum. Sosyal medyada kedi öldürdüğünü görünce şaşırdık. Ertesi gün de içerden çıkar çıkmaz üzerinde aynı kıyafetlerle buraya gelip kedi almaya çalıştı. 5 aylık bir kediyi almak istiyordu, ona kafayı takıp buraya gelmiş. Tam buna müdahale edecektik, jandarma alıp götürdü. Bu durumdan rahatsızız" dedi.

'GELMEZ DEMİŞTİK AMA ÇIKIP YİNE GELDİ'

Ö.Ü.'nün özellikle evcil kedileri almaya çalıştığını anlatan Muhammet Esmer ise "Bu adam normalde sokak kedilerini alamıyor çünkü onlar yanaşmıyor. Bu kedileri evcil yetiştirdik. Herkes sevdiği ve insandan kaçmadığı için bu kediler ona daha cazip geliyor. Kediye bir şey verince yanına gidiyor, bu da kediyi götürüp zarar veriyor. Haberlere çıktığını görünce bir daha gelmez demiştik ama akşamüstü çıkıp gelince bunu yakaladık. Ben öldürmedim diye ağlayıp yalvarıyor" diye konuştu.

'KEDİLERİM KAYIP, MUHTEMELEN ALIP ÖLDÜRDÜ'

Özge Keçeci de "Bir marketin önünde duran 3 tane kedim kayboldu. Bu adamın kedileri kasa içine koyup götürdüğünü görenler var. Muhtemelen alıp öldürdü. Bu adamın kedileri aldığının görüntüsünü toplayıp şikayette bulunacağım. Biz çok rahatsızız. Kedilerim kaybolacak diye korkuyorum. Birçok kedim zaten kayıp. 60’a yakın kedimiz var. Bu adam yeni doğum yapan kedilerin yavrularını toplamaya çalıştı" ifadelerini kullandı.

NE OLMUŞTU?

Trabzon’un Ortahisar ilçesi İskenderpaşa Mahallesi’nde, 4 gün önce saat 22.30 sıralarında Ö.Ü., sokakta çöp konteynerinin yanına getirdiği 2 yavru kediyi ayağıyla ezerek öldürmüştü. O anlar çevredeki bir çocuk tarafından cep telefonuyla kaydedilmişti. Çocuğun olayı anlattığı ailesinin ihbarı üzerine bölgeye belediye ekipleri gelmişti. Ekipler, ölü kedileri incelemek üzere almıştı. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler ise hayvanseverlerin tepkisini çekmişti. Veteriner raporunda kedilerin vahşice öldürüldüğü tespit edilmişti. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Trabzon Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği (TRAHAYKO), olayla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu.

SAHİPLENME’ BAHANESİYLE KEDİ TOPLAMIŞ

Emniyet güçlerinin aradığı Ö.Ü. bir gün sonra sokağa geri gelmişti. Hayvanseverlerin tanıyıp tepki gösterdiği Ö.Ü. kaçarak uzaklaşmıştı. İhbar üzerine polis, zihinsel engelli olduğu öne sürülen şüpheliyi yakalamıştı.

Polisin araştırmasında, şüphelinin daha önce de birçok mahalleden, ‘sahiplenme’ bahanesiyle yavru kedileri topladığı ortaya çıkmıştı. Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen Ö.Ü. mahkemedeki ifadesinde, yavru kedileri annelerine götürdüğünü gerekçe gösterip kendini savunmuştu. Yüzde 25 oranında zihinsel engelli raporu bulunan Ö.Ü.'ye, yeniden akıl sağlığı raporu alınması şartıyla ev hapsi cezası verilmişti. (DHA)

https://artigercek.com/guncel/yavru-kedileri-ayagiyla-ezip-oldurmustu-serbest-kalir-kalmaz-yeniden-kedi-260338h

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

YARGIDA YÜKSELEN YENİ GÜÇ: DİYANET! – ALİ DURAN TOPUZ (ARTI GERÇEK)

4 Ağustos 2023

Diyanet’in Kobanê davasındaki dilekçesi “davaya katılan”ın dilekçesi değil, tahkir eşliğinde yargılananları dini ve ahlaki olarak mahkûm etmeyi hedefleyen bir metin. Yazılanlar talep değil fetva niteliğinde

Yargıda yükselen yeni güç: Diyanet! – Ali Duran Topuz (Artı Gerçek)

Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, “Kobanê davası”na müdahil olarak mahkemeye bir dilekçe verdi. Malum, ceza davalarında yargılanan kişilerin suç oluşturduğu iddia edilen fiillerinden zarar görenler, savcının yanında davaya müdahil olmak için katılma talebinde bulunurlar. Diyanet de daha önce bu talepte bulunmuş ve bu kabul edilmiş. Niye? O zamanki eylemler sırasında camiler zarar gördüğü için.

Prosedürel olarak Diyanet’in bu son “dilekçesi”, davadaki “katılan”ın, eski deyimle müdahilin beyanları niteliğinde. Zaten, “Mütalaaya ilişkin beyanlarımız” demişler.

Fakat durum sadece prosedürel olarak böyle, dilekçeyi okuyacak olursak, karşımızda bir “mütalaaya ilişkin beyan” filan değil, tahkirin, karalamanın, iftiranın havada uçuştuğu bir hınç metni görürüz. Dahası, davanın kanun gereği doğal bir parçası imiş gibi talep ile talimat karışımı bir üslupla boy gösteriyor Diyanet. “Zarar gören camiler”e ilişkin, aşağıda değineceğim bir cümle hariç, tek bir laf yok.

BÜTÜN İNSANLIĞIN BARIŞI VE HUZURU…”

Ne zaman “Adaletsizlikte dibi gördük, daha ötesi mümkün değil” desek, devlet ve kurumları “Durun daha bu başlangıç” dercesine yeni bir hukuksuzluk yolu, yani zulüm imkânı icat etmeyi başarıyor. Diyanet’in son hamlesi de bu icatlardan biri.

Dilekçe, Diyanet’in kanunla tanımlı görevlerini hayli abartılı, ifadelerle anlatarak başlıyor; şöyle bir cümle bile var mesela: “… Başkanlığımız; toplumun dini, ahlaki ve manevi değerlerini sürekli ayakta tutan, bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan… bir kurumdur.”

Bu TC sınırlarını aşan tumturaklı laflamanın ardından, müdahil olmasını daha iyi gerekçelendirmek için olsa gerek, “Davaya konu kişilerin fiil ve davranışları, bu durumu temelden sarsan ve telafisi imkânsız sonuçlara sebep olmaktadır” gibi garip bir cümleyle devam ediliyor ve hemen ardından akıl almaz bir cümle daha geliyor: “Nitekim vicdanlara hitap eden din hizmetlerinde itimat ve güvenin kaybolması halinde boşluk kabul etmeyen bu alanın çeşitli sapık akım ve gruplara kalacağı tartışmasızdır.”

DAVAYA KONU KİŞİLER”

Ne diyor burada “müdahil” olarak? Hangi yargılananın hangi fiilinden ne zarar gördüğünü mü anlatıyor? Başkanın Ayasofya’da gözümüze soktuğu kılıcını mı çalmışlar, ne olmuş? Hiçbir somut bilgi yok. Oysa bir davaya müdahil olan “kişi”nin uğradığı bir zarar olmalı, talepleri de bu zararla bağlantılı olmalı. “Davaya konu kişilerin fiil ve davranışları” diyor sadece, hangisi? Üstelik o kişiler “davaya konu” değiller, davada “şüpheli” sıfatıyla da olsa aktif fail niteliğindeler.

Resmi dili bile doğru dürüst kullanamayan resmi kuruluş mu “bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan” bir kurum oluyor şimdi? Bir davada, fiilleri hakkında henüz hüküm verilmemiş kişileri dini-ahlaki karalamayla kamuoyuna işaret etmek nasıl olacak da “bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı” sağlayacak? Ya da bir davada yargılananlara, lafları yuvarlayarak “sapık” demeye kalkmanın adalete, ahlaka ve barışa nasıl bir katkısı olacak?

TALEP DEĞİL FETVA!

Tekrar edelim: Bu bir “katılan” dilekçesi değil, bir tahkir dilekçesi, yargılananları “dini otorite” olarak mahkûm etme görevini üstlenmiş, daha hüküm verilmeden yargılananların dinsel ve ahlaki açıdan mahkûm edilmesini hedefleyen bir saldırıdır.

Metinde, “taraf olma”yı akla getirebilecek bir tek, “camilerin terör eylemleri sebebiyle zarar görmesi toplum nezdinde Devleti itibarsızlaştırmaya yöneliktir” lafı var. Hangi sanık, hangi yerde, hangi şekilde hangi camiye zarar vermiş, söylemeye zahmet edecek değil ya? Dilekçede, “savcılık mütalaasına katılıyoruz” deniliyor ama dilekçeye dikkatle bakarsak, asalında hem mütalaaya “dinsel bir destek” anlamını taşıyor, hem de mütalaanın hüküm haline gelmesi için mahkemeye “dinsel” ve “bürokratik” (unutmayalım, adında “Cumhurbaşkanlığı” var!) bir tür talimat, “dinsel otorite” olduğuna göre de “fetva” veriyor. Diyanet’e katılıyor böylece. Zaten bu katılmanın bir mantığı olsaydı, okul zarar gördü diye Milli Eğitim’in, hastane, eczane zarar gördü diye Sağlık Bakanlığı’nın, karakol zarar gördü diye İçişleri’nin, yol zarar gördü diye Ulaştırma’nın filan da katılması gerekirdi. Onlar katılmıyor çünkü onları sözü zaten “iddianeme”de devlet olarak var; devlete bağlı bir başka kurum, Diyanet katılıyor çünkü devlet Diyanet’i yargının üstüne yerleştirme arzusunda.

Özetle, aslında Diyanet davaya katılmıyor, davaya bakan mahkeme Diyanet’e katılıyor.

https://sendika.org/2023/08/yargida-yukselen-yeni-guc-diyanet-ali-duran-topuz-arti-gercek-689511/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

SAMSUN’DA DEVLET HASTANESİ İNŞAATINDA ÇALIŞAN İŞÇİLER, MAAŞLARINI ALAMADIĞI İÇİN İŞ BIRAKTI

4 Ağustos 2023

Samsun’un Tekkeköy ilçesinde yapımı süren devlet hastanesi inşaatında çalışan işçiler iki aydır maaş alamadıkları gerekçesi ile iş bıraktı.

Tekkeköy ilçesinde 2018 yılından beri bitmesi beklenen devlet hastanesi inşaatında işçiler iş bıraktı. İki aydır maaşlarını alamadıkları gerekçesi ile iş bırakan Tekkeköy Devlet Hastanesi inşaatında çalışan işçiler, maaşları ödenene kadar eylemlerinin süreceğini söyledi.

Tekkeköy Devlet Hastanesi inşaatının yapım ihalesini alan firmanın, taşeron firmaya ödeme yapmadığı, yüklenici firmanın devletten ödenek alamadığı yönünde bahaneler uydurduğu öne sürüldü. Hastane inşaatında çalışan 70 civarında işçinin iki aydır maaş alamadıkları için mağdur oldukları bu nedenle iş bırakma eylemi yaptıkları öğrenildi.

https://sendika.org/2023/08/samsunda-devlet-hastanesi-insaatinda-calisan-isciler-maaslarini-alamadigi-icin-is-birakti-689506/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

YÜZDE 73 ENGELLİ KADINA CİNSEL İSTİSMAR DAVASINDA, MAHKEME KADININ ‘RIZASI VAR’ DEDİ, SANIK BERAAT ETTİ

4 Ağustos 2023

İzmir ‘de engelli olan C.C’ ye cinsel saldırıda bulunan H.Ş. hakkında açılan davada mahkeme, C.C. yönünden birçok şüphe olduğuna kanaat getirip sanığın beraatine karar verdi. Mahkeme, "C.C.’nin ilişkide rızası olduğu" kanaatine vardıklarını belirtti

16 Ekim 2022 tarihinde meydana gelen olayda, iddiaya göre H.Ş. otobüs durağında karşılaştığı C.C.’yi yaşadığı eve götürdü. Burada H.Ş. tarafından alıkonulan C.C., nitelikli cinsel saldırıya uğradı. Evden çıkan C.C., emniyete giderek durumu anlattı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Soruşturmanın ardından hazırlanan iddianame, İzmir 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. İddianamede, H.Ş.’nin hakkındaki suçlamaları reddettiğine yer verildi. C.C.’nin 2016 yılında alınan hastane raporunda mental orta ruhsal bozukluğu nedeniyle yüzde 73 oranında engelli olduğu da iddianameye girdi.

SAVCI CEZA İSTEDİ

Savcı, H.Ş.’nin mental retardasyon rahatsızlığı bulunan C.C.’ye karşı zincirleme olarak nitelikli cinsel saldırı ve beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediğine kanaat getirip şüphelinin 52,5 yıla kadar hapsini istedi.

DOSYADA SOMUT DELİL YOK”

Geçen hafta görülen duruşmada karar çıktı. Heyet, kararında şüpheden sanık yararlanır ilkesine atıfta bulundu. H.Ş’nin üzerine atılı eylemlerin, C.C.’nin soyut iddiası dışında, görgü tanığı, kamera kaydı gibi başka bir somut delilin dosya arasında bulunmadığı belirtildi.

H.Ş.’nin ailesiyle birlikte yaşadığını belirten heyet, C.C.’nin bu kişilere sesini duyurabilme imkanı varken hiçbir şey yapmadığına kanaat getirdi. Ayrıca C.C.’nin, H.Ş. ile beraber kaldıkları evden dışarı çıktıkları ve arkadaşını gördüklerini belirten heyet, C.C.’nin yardım istememesinin olağan görülmediğine karar verdi. Mahkeme, C.C.’nin evine gitmek istememesinin de samimiyet noktasında mahkemeyi şüpheye sevk ettiği de kararda yer aldı.

RIZASI OLDUĞUNA KANAAT GETİRİLDİ

Heyet, C.C.’nin H.Ş’nin telefonundan yardım istemediğini, bu durumunda cinsel saldırı iddiasında mahkemeyi şüpheye sevk ettiğini belirtti. Alınan raporlardan da heyetin C.C.’nin ilişkide rızası olduğu kanaatine vardıkları gerekçeli kararda yer buldu.

Ege Üniversitesi Hastanesi tarafından düzenlenen raporda, C.C.’nin beden veya ruh bakımından kendisini savunabilecek durumda olduğuna dair rapor tanzim edildiği belirtildi.

Heyet, H.Ş. hakkında ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmışsa da sanığın savunmasının aksine soyut iddiayı destekler her türlü şüpheden uzak, somut bir delilin bulunmaması göz önünde bulundurularak ‘şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ gereğince H.Ş’nin üzerine atılı suçu işlediği sabit görülmediğinden beraatine karar verdi.

H.Ş’nin ailesiyle birlikte yaşaması, C.C. ile birlikte dışarı çıkmaları, uyuşturucu tedavisi için hastaneye gittiklerinin hastane kayıtları ile sabit olması ve C.C.’nin H.Ş’nin evindeyken telefon kullanması sebebiyle heyet, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da H.Ş’nin beraatine karar verdi.

https://sendika.org/2023/08/yuzde-73-engelli-kadina-cinsel-istismar-davasinda-mahkeme-kadinin-rizasi-var-dedi-sanik-beraat-etti-689498/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

AFRİKA’DA FRANSA İÇİN GÜNEŞ BATIYOR – FEHİM TAŞTEKİN (GAZETE DUVAR)

4 Ağustos 2023

Fransa ‘nın Afrika’ daki çıkarlarını koruyabilmesi her geçen yıl güçleşiyor. Élysée ve Quai d’Orsay’ın “Afrika bunalımı” büyüyor. Ve muhalefet Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un tamamen çuvalladığını düşünüyor. Kaçınılmaz olarak Fransa için güneş batıyor

Afrika’da Fransa için güneş batıyor – Fehim Taştekin (Gazete Duvar)

Fransa, Muammer Kaddafi’nin Afrika’yı birleştirme planlarını Fransız hegemonyasının sonu olarak gördüğü için 2011’deki türbülansı fırsat bilip Libya’ya ilk bombayı atan güç payesini kimseye kaptırmamıştı. NATO’nun Libya müdahalesi Sahra altındaki cihatçı cini şişeden çıkarttı. İslamcı örgütler yayılırken Fransa bu kez “terörle mücadele” adı altında ‘Fransız Afrikası’ na vazgeçilmezliğini gösteriyordu! Ya da varlığını dayatıyordu!

Son 30 yılda Afrika’daki asker sayısını 13 binden 5 bine düşürse de halihazırda Cibuti, Fildişi Sahili, Gabon ve Senegal’de kalıcı üslerle hegemonyayı sürdürüyordu. Bu üsler hala Fransa’ya askeri mobilizasyon yeteneği sağlıyor. 2013’te Serval Operasyonu ile Mali’de başlayan askeri hareketlilik 2014’ten itibaren Barhane Operasyonu ile Moritanya, Nijer, Burkina Faso ve Çad’ı içine aldı. Fakat radikal İslamcı yayılma geriletilemeyince Fransız varlığının kerameti sorgulanır oldu. 2020’de Mali’de, 2022’de Burkina Faso’da gerçekleşen darbelerin ardından cuntacıların Fransa’yı kapı dışı etmesi terörle mücadeledeki hezimetin de sonucuydu. Tabii darbecilerin meşruiyet kazanmak için Fransız karşıtlığını kullandığına dair yakınmaları da görebilirsiniz.

Mali ve Burkina Faso’daki çekilmenin ardından Nijer sadece Fransa değil diğer Batılı güçler için de yeni bir merkeze dönüştü. ABD en büyük SİHA üslerinden birini buraya kurdu. Başkent Niamey’deki 101 Hava Üssü’ne ABD ve Fransız askerleri yerleşti. ABD’nin Cibuti’deki daimi üssünden sonra Afrika’daki en büyük üssü olan Agadez yakınlarındaki Nijer 201, Amerikan İHA ve SİHA filosuna ev sahipliği yapıyor. Bu üs Sahel’deki tüm askeri operasyonların gözü sayılıyor. AB de Nijer ordusuna yönelik eğitim programları yürütüyor. Nijer insani yardım operasyonlarında da merkeze alındı. Birkaç yılda Batı’nın en sadık müttefiki oluverdi. 27 Temmuz’da askeri darbeyle Nijer de kaybedildi.

* *

Fransız medyasının darbeye maruz kalan seçilmiş Devlet Başkanı Muhammed Bazum’u “Fransa için değerli bir varlık” diye nitelemesi yönetime bakışı ve Paris için kaybın önemini vurguluyor. Afrika uzmanı gazeteci Vincent Hugeux şunu söylüyor: “Sahel’deki en sadık müttefiki kaybederek kendimizi tamamen kelleşmiş buluyoruz. Fransa sağlam, sadık ve güvenilir bir müttefikini kaybediyor.”

Peki boşluğu kim dolduruyor? Mali ve Burkina Faso’daki darbeler Rusya’ya yaramıştı. Fransızlar Mali’den çekilirken boşalan üslere Rus özel savaş aparatı Wagner yerleşmişti. Nijer’de cuntayı destekleyen göstericilerin Rusya bayrağını dalgalandırması rüzgârın kimden yana estiğini gösteriyor. Darbeler ve gösterilerin arkasında Rusya’nın olup olmadığına dair spekülasyonlar yayılsa da somut veriler henüz ortaya çıkmadı.

Burkina Faso’dan sonra aynı senaryonun Nijer’de tekrarlanabileceğine dair işaretler vardı. Fransız askerlerinin kapı dışı edilmesinden etkilenen anti-sömürgeci ve anti-emperyalist sivil örgütler Ağustos 2022’de M62 çatısı altında birleşip Fransa’yı hedef alan kampanyalar başlatmıştı. Tam adı “Ulusun Onuru ve Egemenliğini Korumak için Kutsal Birlik.” M62, Eylül 2022’de Niamey’de düzenlenen gösteride “Barhane dışarı”, “Kahrolsun Fransa” ve “Çok yaşa Putin ve Rusya” sloganlarıyla dikkat çekmişti. Gösteriler olası bir darbenin popüler olabileceğinin habercisiydi.

Geçen hafta başkent Niamey’de Fransız Büyükelçiliği’ni hedef alan gösteriyi M62 organize etti. Göstericilerin iki talebi vardı: Fransız askerleri ve Fransız elçisinin defolup gitmesi. Burkina Faso’da da sivil örgütler 19’uncu yüzyılda Fransız işgaline karşı direnen büyük savaşçının anısına M30 “Naaba Wobgo” adıyla örgütlenmişti. Onlar da Vagadugu’da Fransız elçiliğine yürürken Rus bayrağını açmıştı. Burkina Faso’da birkaç kez cihatçılara silah taşıdıkları suçlamasıyla Fransız askeri konvoyunun önü kalabalıklar tarafından kesilmişti. Mali’de darbeciler Wagner’i davet ederken Burkina Faso’da darbeci lider İbrahim Traoré daha ilk bildirisinde terörizmle mücadelede güvenilir ortak olarak Rusya’yı işaret etmişti. Burkina Faso’daki darbeyi “Sömürgecilikten arınmada yeni dönem” diye selamlayan Wagner’in kurucusu Evgeni Prigojin’in Nijer darbesini bağımsızlığa kavuşma olarak nitelemesi boşuna değil. Putin sömürgeciliğin lanet mirasını ve Batılı güçlerin başarısızlıklarını kendi nüfuz savaşı için kullanıyor. Bu konuda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la aynı yolun yolcusu.

* *

Batılılar askerlerini bölgeden çekmeleri halinde cihatçı örgütlerin yayılacağı korkusunu canlı tutuyor. Fakat yerelde insanlar 9 Kasım 2022’de resmen sona eren Barhane Harekâtı’nı gerçek anlamda terörle mücadele çabası olarak görmüyor. Ciddi bir inanç aşınması var. Nijer’deki darbenin lideri General Ömer Tşiani teröristlerin yerini tespit ettiklerinde Bazum’un operasyonu “Fransızlara sorun” diyerek engellediğini öne sürdü. Bölgede artık gösterilere de yansıyan kanaat şu: Eğer bir dış güçle askeri iş birliği yapılacaksa bu ülke Rusya olmalı. Haliyle bu gidişatta Rus etkisinden dolaylı olarak söz edilebilir. Darbeye karşı çıkanlar ise bir emperyal gücü kovup ötekine sarılmanın mantığını sorguluyor.

Henüz darbenin nereye varacağı belirsiz. Afrika Birliği anayasal düzene dönülmesi için cuntaya 15 gün süre verdi. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) da 30 Temmuz’da Bazum’un görevine döndürülmesi için 1 hafta süre tanıdı. Bu müdahale tehdidi anlamına geliyor. Geçmişte Fildişi Sahili, Liberya, Gine Bissau ve Mali’de barış gücü olarak konuşlanmış olan ECOWAS’ın iktidar değişimi için askeri müdahalesine tek örnek Gambiya. ECOWAS güçleri 2017’de Gambiya’da seçimin sonuçlarını tanımayan Yahya Jammeh’i zorla indirmişti. Nijer’de de ECOWAS’tan müdahale gelir mi sorusu hala yanıt arıyor. Batılı ülkelerin vatandaşlarını tahliye operasyonuna girişmesi askeri müdahale ihtimalinin daha fazla konuşulmasına neden oluyor.

Cunta, Dışişleri Bakanı Hasumi Massaudu’nun, Fransa’ya, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı bombalama yetkisi verdiğini öne sürdü. Mali ve Burkina Faso, Nijer’e yapılacak müdahaleyi kendileri için savaş ilanı sayacaklarını duyurdu. Darbeciler darbecilerle dayanışıyor. Herhangi bir Batılı müdahalenin yeni bir sömürgeleştirme hamlesi olarak algılanacağına dair kaygılar da paylaşılıyor. Nijerya-Nijer bağlantılı doğalgaz hattı projesinin kumlara gömülmesi endişesi yaşayan Cezayir gibi ECOWAS üyesi olmayan bazı ülkeler de askeri müdahaleye karşı.

* *

Afrika’da giderek gerileyen Fransa bu gidişatla eski sömürgelerini hepten kaybeder mi? Fransa’nın Afrika ile ticareti geriliyor. Askeri varlığı zayıflıyor. Kıtada giderek yayılan Çin, Fransa’yı 10’a katlayan büyük işler çeviriyor. Çin’in sadece Nijer’deki doğrudan yatırımları 2020 sonu itibariyle 2.68 milyar dolardı. Sürekli artıyor. PetroChina 2008’de Agadem petrol sahasına girmiş, Soraz rafinerisini yüzde 60 hisse karşılığı inşa etmiş, ardından Agadem ile Beninese Limanı arasındaki 2 bin km’lik boru hattı projesini üstlenmişti. Bu yatırımların değeri 4 milyar doları buluyor. Çin’in enerji devi Sinopec de geçen mayısta Nijer’le petrol ve gaz alanında iş birliği için anlaşma yaptı. Çin’in ulusal nükleer şirketi CNNC 2007’de Azelik uranyum madeni için hükümetle el sıkıştı. Çin bu ortaklıkları kredi açarak yapıyor. Batılılar bunu ‘borç tuzağı’ olarak okuyor. Çinlilerin reddettiği bir tanımlama.

Beri tarafta Putin’in Rusya’sı, Afrika’nın sömürgeciliğe karşı mücadelesini yardım, hibe ve eğitim kanallarıyla destekleyip silah temin eden SSCB’nin ayak izlerinden gidiyor. Geçen hafta St. Petersburg’da düzenlenen ikinci Afrika-Rusya Zirvesi, Moskova’nın kararlılığını güçlendirdi. Orta Afrika, Libya, Sudan, Mozambik, Mali ve Madagaskar’da çalışan Wagner’in el sıkıştığı hükümetlerin sayısı artabilir.

Afrika genelinde üs sayısını 29’a çıkaran ABD hem Çin hem Rusya ile kapışıyor. Almanya gibi ülkelerin de etkinliği artıyor. Tabii yeni Afrika fatihleri arasında Türkiye de var. Tutunmaya çalışan İngiltere’yi saymazsak bu tabloda gerileyen tek ülke Fransa. Nijer’de statükonun değişmesi ilk etapta uranyumda ortaklığı gündeme getiriyor. Dünyanın yedinci büyük uranyum üreticisi olan Nijer 53 yıldır Fransa’yı besliyor. Fransız devletine ait Orano (eski Areva) şirketi Arlit yakınlarındaki uranyum madenlerini işletiyor. 18 nükleer santral ve 56 reaktöre sahip olan Fransa’nın uranyum ithalatının yüzde 10’u Nijer kaynaklı. Bu oranı yüzde 20’ye çıkaran kaynaklar da var. Nijer’in Avrupa’nın ithalatındaki payı ise yüzde 25. Avrupa Komisyonu kısa vadeli tedarik risklerini azaltmak için yeterli uranyum stokuna sahip olduklarını duyurdu. Fransa “Üç yıllık stokumuz var” diyor. Fransa Nijer’deki kaybını en büyük iki tedarikçisi Kazakistan ve Avustralya ile kapatabilir. Öte tarafta uranyum zengini Kanada da var. Fakat Fransa her halükârda imtiyazlı ve ucuz bir kaynaktan olacak. Sömürgeciliğin ekonomik, mali ve kültürel tezahürleri sorgulanıyor. Bu minvalde mali istikrarı teminen eski sömürge ülkelerinin döviz rezervlerinin yüzde 50’sini Fransa Hazinesi’nde tutulmasını şart koşan CFA Frangı (Afrika Finans Topluluğu Frangı) uzun zamandır tartışma konusu. Macron birkaç yıl önce “Ekonomisine güvenen kendi kararıyla ayrılır” anlamına gelen bir rest çekmişti. Farklı platformlar, toplantılar ve konferanslarda CFA bölgesinde reforma gidilmesi, ECOWAS’ın 15 üyesi arasında ortak para birimi olarak ECO’ya geçilmesi ya da ulusal para birimlerine ağırlık verilmesi yönünde alternatifler konuşuluyor. Fakat Fransa’nın eski sömürge bölgeleriyle ilişkisini tanımlayan CFA Frangını tarihe gömecek siyasi ve ekonomik olgunluk henüz oluşabilmiş değil. Yine de Fransa’nın Afrika’daki çıkarlarını koruyabilmesi her geçen yıl güçleşiyor. Élysée ve Quai d’Orsay’ın “Afrika bunalımı” büyüyor. Ve muhalefet Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un tamamen çuvalladığını düşünüyor. Kaçınılmaz olarak Fransa için güneş batıyor. Ne yapsa ne etse parlak günlere dönmesi imkânsız. İlişkilerine format atmak zorunda.

https://sendika.org/2023/08/afrikada-fransa-icin-gunes-batiyor-fehim-tastekin-gazete-duvar-689494/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

ETÖ’NÜN İKİZİ GİBİ… ABD’Lİ OYUNCUDAN SCİENTOLOGY’E DAVA: TACİZ, GİZLİ TAKİP, KARALAMA…

ABD’li aktris Leah Remini, aralarında bazı ünlülerin de bulunduğu ve medyada ‘tarikat’ olarak adlandırılan Scientology’e karşı kendisine yönelik taciz, göz korkutma, gizli takip ve karalama kampanyası gerekçesiyle dava açtı.

4 Ağustos 2023, 15:46 yayınlandı 4 Ağustos 2023, 15:55 güncellendi

ABD’de King of Queens ve Cheers gibi ünlü komedi dizilerinde rol alan ünlü oyuncu Leah Remini, dün Scientology tarafından kendisine karşı yürütülen taciz, göz korkutma, gizli takip ve karalama kampanyaları nedeniyle Scientology Kilisesi ve kilisenin lideri David Miscavige’e dava açtığını duyurdu. ABD’li bilim kurgu yazarı L. Ron Hubbard tarafından 1950’de kurulan ve 1954’te Scientology Kilisesi adını alarak ‘dini kuruluşlara uygulanan vergi muafiyetinden yararlanan’ Scientology Kilisesi, zaman içinde dünya basınında ‘tarikat’ olarak adlandırılmaya başlandı.

2013 YILINDA AYRILMIŞTI

2013 yılında Scientology Kilisesi’nden ayrılan Leah Remini dün yaptığı basın açıklamasında, takipçileri arasında Tom Cruise ve John Travolta gibi bir çok ünlünün de olduğu söylenen Scientology’nin kendisine karşı 17 yıl boyunca taciz, göz korkutma, gizli takip ve karalama kampanyası yürüttüğünü ifade etti. Remini açıklamasında şu ifadelere yer verdi;

Scientology kurbanlarını savunmak hayatımı ve kariyerimi önemli ölçüde etkilese de Scientology’nin beni susturma gibi nihai amacı başarılı olmadı. Bu dava Scientology’nin bana yaptıklarıyla ilgili olsa da son yetmiş yılda Scientology’nin binlerce hedefinden biriyim.”

Basın, Scientology’nin kişisel hayatlarını ve kariyerlerini mahvedebilecek sofistike bir istihbarat operasyonuyla karşılaşmadan Scientology hakkında haber yapma hakkına sahiptir. Kolluk kuvvetlerinin iş kaybından korkmadan Scientology’deki suçları soruşturma hakkı vardır.”

SCİENTOLOGY KİLİSESİ’NDEN AÇIKLAMA

Scientology Kilisesi ise Remini’nin basın açıklamasına ve davasına karşılık olarak şu açıklamayı yaptı;

Bu dava gülünç ve iddialar tamamen delilik. Remini on yıldır nefret ve yalanlar yayıyor ve şimdi insanlar ifade özgürlüğü haklarını kullandıklarında rahatsız oluyor ve onun kim olduğunu, yani ifade özgürlüğü karşıtı bir bağnaz olduğunu ifşa ediyor.”

https://www.veryansintv.com/fetonun-ikizi-gibi-abdli-oyuncudan-scientologye-dava-taciz-gizli-takip-karalama/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

LAİKLİK Mİ, O DA NE? DİYANET’TEN ‘NAMAZA GÖRE MESAİ’ ÇAĞRISI

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bugün yayımladığı cuma hutbesinde çalışma saatlerinin cuma namazı saatlerine göre ayarlanması gerektiği ifade edildi. Hutbede cuma ezanı okunduktan sonra alışveriş yapmanın ve elde edilen kazancın da helal olmadığı iddia edildi. Diyanet laiklik karşıtı bu önerisiyle sosyal yaşamı din kurallarına göre düzenlemeyi önermiş oldu.

4 Ağustos 2023, 13:31 yayınlandı 4 Ağustos 2023, 15:19 güncellendi

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bugün yayımladığı cuma hutbesinde dikkat çeken çağrılar yer aldı.

Hutbede, “Çalışanlarımızın ve öğrenci kardeşlerimizin en önemli farz ibadetlerinden birisi olan Cuma namazını eda edebilmelerine yardımcı olalım. İş yerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını Cuma namazının vaktine göre düzenleyelim” ifadeleri yer aldı.

Diyanet laiklik karşıtı bu önerisiyle sosyal yaşamı din kurallarına göre düzenlemeyi önermiş oldu.

CUMA NAMAZINDAN SONRA ALIŞVERİŞ HARAM’

Cuma namazı farz olan kimselerin ezan okunduktan sonra alışveriş ve elde ettikleri kazancın helal olmadığına vurgu yapılan açıklamada, “İş yerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını Cuma namazının vaktine göre düzenleyelim. Unutmayalım ki ibadet özgürlüğü ve insan haklarına riayet bunu gerektirir. Bu hususta hassas davranmayanlar büyük bir vebal altına girmektedir” ifadeleri yer aldı.

İşte hutbenin tamamı…

⦿ https://cdn.veryansintv.com/2023/08/04/Web-yakalama_4-8-2023_132159_-725x1024.jpeg

https://www.veryansintv.com/laiklik-mi-o-da-ne-diyanetten-namaza-gore-mesai-cagrisi/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

TARİKAT KAMPI’ SKANDALINDA YENİ AYRINTILAR: YÖNETİCİLER ÇOCUKLARI EVE DE ALABİLİYOR!

Kimsesiz çocukları yaz kampına alan Mutlu Yuva Derneği’nin bakanlıkla yaptığı protokolle uzun süredir çocukları kıskaca aldığı ortaya çıktı. Dernek bu yolla tam bin çocuğa ulaşmış. Derneğin bakanlığın yanı sıra belediyelerle de protokol imzaladığı ortaya çıktı. Dernek yöneticileri ve üyeleri bu yöntemle kimsesiz çocukları kendi evlerine bile götürebiliyor.

4 Ağustos 2023, 09:59 yayınlandı 4 Ağustos 2023, 10:15 güncellendi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koruması altındaki çocukların tarikat yurdunda kampa gönderilmesiyle ilgili yeni ayrıntılar ortaya çıktı.

Birgün’den Mustafa Kömüş’ün haberine göre, kampı düzenleyen dernekle bakanlık arasında protokol yapıldığı anlaşıldı. Derneğin ayrıca başka kamu kurumlarıyla da işbirliği protokolü imzaladığı öğrenildi. Protokol kapsamında dernek koruma altındaki çocuklara uzun süredir kanca atmış. Derneğin yönetim kurulu başkanlığını 22’nci dönem AKP Milletvekili Muzaffer Gülyurt, başkan yardımcılığını ise bürokratlara baskı yaptığı öne sürülen Merkez Valisi Abdülkadir Yazıcı yapıyor.

thumbnail

İlişkili Haber

Devlet koruması altındaki çocuklar tarikat kampına mı yollandı?

⦿ https://www.veryansintv.com/devlet-korumasi-altindaki-cocuklar-tarikat-kampina-mi-yollandi/

BİNDEN FAZLA ÇOCUK

Derneğin Nurcu Suffa Vakfı’yla ilişkisi bulunuyor. Suffa Vakfı’nın internet sitesinde derneğe ilişkin bilgilere yer veriliyor. Hem Suffa Vakfı’nın hem de Mutlu Yuva Derneği’nin sitesinde şu ifadelere yer veriliyor: “Mutlu Yuva Derneği, kimsesiz ve korunmaya ihtiyacı olan çocukların her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarını sevgi dolu bir yuvada karşılamak amacıyla 2010 yılında kurulmuştur. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde faaliyetlerini yürütmektedir. 2021 yılı itibariyle Müstakil yönetimleri olan İstanbul, Bursa, Ankara, Yozgat, Şanlıurfa ve Diyarbakır olmak üzere 6 ilde, 124 çocuk evinde 700 civarı çocuğa hizmet vermeye devam etmektedir ve bugüne kadar 1000’den fazla çocuğa ulaşılmıştır.”

Derneğin misyonunda ise kimsesiz çocuklara kanca atıldığı açıkça ifade ediliyor: “Kimsesiz çocukların değer katan, üreten, ahlaki ve dini değerlere sahip, sağlıklı bireyler olarak topluma katılımını destekleyici projeler üretmektir. Derneğin açmış olduğu çocuk evlerinde yaşayan çocukların yoksunluk ihmal veya istismar nedeniyle oluşan problemlerini rehabilite ederek fiziksel ve ruhsal gelişimlerinin sağlıklı olması için gerekli mesleki çalışmalara uygun ortam oluşturmaktadır.”

Dernekle bakanlık arasında yapılan protokol çerçevesinde açılan çocuk evleriyle koruma altında olan çocuklar derneğe teslim ediliyor. Bakanlığın sitesinde çocuk evlerine ilişkin şu bilgiler veriliyor: “Çocuk evi hizmeti, korunma altında bulunan çocukların daha küçük birimlerde bakımının sağlanması amacıyla her ilin sosyal, kültürel ve fiziksel yapısı, çocuk yetiştirmeye uygun bölgelerinde, tercihen il merkezinde, okullara ve hastanelere yakın apartman dairesi veya müstakil dairelerde verilen yatılı sosyal hizmet modelidir.”

YÖNETİCİLER ALABİLİRLER’

Protokolde bu uygulamaya ilişkin şunlar deniliyor: “Çocuk evlerinde hizmetin devamlılığının sağlanması ve çocukların yüksek yararı göz önüne alınarak çocuk evleri koordinasyon merkezi, çocuk evi sorumlusu, dernek koordinatörünün ortak alacakları idari kararlar uygulanır. Dernek yöneticileri, üyeleri ve diğer gönüllüler ziyaretçisi olmayan veya psikolojik açıdan bir aile yanında kalması uygun görülen çocukları ilgili mevzuat çerçevesinde çocuk evlerinde görev yapan ilgili meslek elemanının da görüşü alınarak, gönüllü aile statüsünde evlerine misafir olarak alabilirler. Dernek yöneticileri, üyeleri ile gönüllüler, çocuk evleri koordinasyon merkezi ve derneğin ilgili elemanlarınca ortaklaşa belirlenen gün ve saatler çerçevesinde evlere misafir olarak kabul edilebilirler.” Ayrıca protokolde derneğe ‘koruyucu aile’ bulma hakkı da veriliyor.

Dernek ayrıca İstanbul’da AKP’li Tuzla Belediyesi’yle korunmaya muhtaç ve kimsesiz çocuklar için ‘yaşam merkezi’ açılması için protokol imzalamıştı. Protokolle “Tuzla ilçe sınırlarındaki ailesini kaybetmiş, terk edilmiş, fiziki ya da manevi şiddete maruz kalmaktan ötürü devlet korumasına alınmış kimsesiz çocukların korunması, rehabilitasyonu, beceri ve yeteneklerinin geliştirilmesi, yetiştirilmesi eğitim ve mesleki olarak geleceklerinin desteklenmesi projesi” adı altında kimsesiz çocuklar derneğin insafına bırakılmıştı.

DERNEK BAŞKANI AKP’Lİ

Derneğin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Muzaffer Gülyurt’un aynı zamanda Nurcu Suffa Vakfı’nda da görevleri bulunuyor. Gülyurt aynı zamanda 2002 ve 2007 seçimlerinde AKP’den milletvekili seçildi. Yine dernekte ve vakıfta görev alan bir diğer isim ise Abdulkadir Yazıcı. Merkez Valisi olarak görev yapan Yazıcı hem dernek hem de Suffa Vakfı’yla ilişkili. Derneğin yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini yapan Yazıcı aynı zamanda vakfın da mütevelli heyet başkanı.

Derneğin Yozgat ve Urfa il başkanlıklarında da eski AKP Milletvekilleri yapıyor. Yozgat’ın il başkanı Yusuf Başer, Urfa’nın il başkanı ise Halil Özcan.

PROTOKOL FESHEDİLECEK Mİ?

Türkiye Komünist Partisi (TKP) yöneticileri ve avukatlarından oluşan bir heyet, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne konuya ilişkin dilekçe verdi. Dilekçede şu sorular soruldu:

Suffa Vakfının Gündüzalp Erkek Öğrenci Yurduyla ilişkisi nedir, neden sitelerinde eğitim faaliyetleri içerisinde gösterilmiştir?

Koruma altındaki çocukların devlet gözetimi altında olması gerekmektedir. Çocukların, dernek ve vakıflara teslim edilmesi anayasa ve ilgili kanunlara aykırı değil midir? İlgili vakfın iddiası, şimdiye kadar 1000’e yakın devlet korumasındaki çocuğa ulaştıkları yönündedir. Bu çocukların ilgili vakıfla ve vakfın bağlı bulunduğu Nur cemaatiyle ilişkisi ne durumdadır. Devlet korumasındaki çocuklar ilgili vakıf eliyle Nur Cemaatine mi peşkeş çekilmektedir?

Protokolün feshedilmesi mümkün müdür, bakanlığınızın bu protokolü feshetme gündemi var mıdır?

FOTOĞRAFLAR SİLİNDİ

İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, haberi yalanlamak isterken doğrulamıştı.

Açıklamada şu ifadeler kullanılmıştı: “Mutlu Yuva Derneği ile 05.09.2019 yılında imzalanan çocuk evlerine ilişkin işbirliği protokolüne istinaden çalışmalar yürütülmektedir. Mutlu Yuva Derneğinin 23.06.2023 tarihli yazısına istinaden çocuk evlerinde kalan çocukların yaz tatilini verimli geçirmeleri için Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Gündüzalp Erkek Öğrenci Yurdunda yaz programına katılmaları planlanmıştır. Haberlerde iddia edilen ‘çocukların refakatçileri olmadan tarikat kampına gönderildiği’ iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır.”

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da, bahsi geçen yurdun Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ve devlet denetimi altında hizmet vermekte olan bir yurt olduğu belirtilmişti.

İlişkili Haber

Bakanlık ‘tarikat kampı’ haberini yalanlayım derken büyük skandalı itiraf etti!

2 gün önce

⦿ https://www.veryansintv.com/bakanlik-tarikat-kampi-haberini-yalanlayim-derken-buyuk-skandali-itiraf-etti/

Açıklamanın hemen ardından Gündüzalp Erkek Öğrenci Yurdu, Facebook hesabından, çocukların katıldığı, yaz kampına dair paylaşımlarını apar topar sildi. Silinen paylaşımlarda kimsesiz çocukların yüzleri açıkça gösteriliyordu.

https://www.veryansintv.com/tarikat-kampi-skandalinda-yeni-ayrintilar-yoneticiler-cocuklari-eve-de-alabiliyor/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

MARS’TA KORKUTAN ŞÜPHE…

August 4, 2023

Mars’ın yüzeyinde oluşan sivri çıkıntıların görüntülerinin ortaya çıkması, kızıl gezegene “uzaylılara ait bir aracın çarptığı” iddialarını gündeme getirdi.

İddialar, NASA’nın Curiosity keşif aracının Nisan ayında gezegenin yüzeyindeki sivri çıkıntıların görüntülerini yakalamasının ardından geldi.

İddialar arasında gezegenin yüzeyindeki tuhaf çıkıntıların, güçlü depremler sonucunda belirli kumlarda oluşan “sivri kum uçları” olabileceği, gezegene düşen bir “uzay aracının enkazı” ve insanlar tarafından fırlatılan “keşif araçlarının kalıntısı” olabileceği yer aldı.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; resimlerde yakalanan garip oluşumlar, 154 km uzunluğundaki Gale Krateri’nin tabanındaki kayalardan çıkan bir dizi sivri uç ve keskin açıları gösteriyor.

Keşfedilen tuhaf bulguların, bilim insanlarını alarma geçirdiği ve Mars yüzeyinde şimdiye kadar tespit edilen en tuhaf şeylerden birine işaret ettiği kaydedildi.

NASA’dan astrobiyolog Dr. Nathalie Cabrol, bunun, Mars’ı incelediği 20 yıl boyunca gördüğü “en tuhaf” oluşum olduğunu söyledi.

Çalışmanın yazarları tarafından yapılan açıklamada, “Dünya dışı ya da karasal bir uzay aracından gelen bir parça mutlak bir kesinlikle göz ardı edilemez” denildi.

https://acikgazete.com/marsta-korkutan-suphe/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

AKBELEN’DE JANDARMA SUYU DA KESTİ

Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı’nda kömür ocağının faaliyetleri için başlatılan ağaç kesimine karşı İkizköylüler ve yaşam savunucularının direnişi 12. gününde.

Diyar Saraçoğlu İstanbul - BİA Haber Merkezi 04 Ağustos 2023, Cuma 10:54

Akbelen’de direniş 12. gününe girdi, köylüler ve doğa savunucularının nöbeti sürüyor. Günlük yaşam ziyaretçiler ile birlikte kendi rutinini oluşturmuş durumda.

Direnişçiler, askerlerin ve şirket görevlilerinin çalışmalarını yakından izliyorlar. Bir yandan yeni ağaçların kesilmesini engellemeye çalışırken bir yandan hukuksal girişimlerini sürdürüyorlar.

Doğa savunucularının günlük kullanım için tanker ile getirdiği suyun alana girmesi jandarma tarafından engellenmeye başladı. Traktör ile getirilen suyun alana girmesini engelleyen jandarma iletişimi kesmek iin jammer kullanmaya başladı.

Ekokırım Akbelen’de yaşananları en iyi tarifleyen sözcük belki de. Direnişçiler cumartesi günü kesilen, etrafı bariyerlerle ve dikenlerle çevrili alana Ekokırım Suç Mahalli tabelası diktiler.

Akbelen Ormanı direniş alanında yeni bir yaşam alanı kuruluyor, köpekler de buna dahil.

Direnişçiler Limak Holding’in aldığı Camp Nou stadyumunun yenileme ihalesinin iptali için günlerdir Barcelona spor kulübüne çağrı yapıyor. Barcelona spor kulübü atkısı jandarmanın çektiği polis bariyerlerine asıldı.

Direniş alanında müzik de eksik olmuyor, bekleyiş sürerken türküler ve şarkılar birlikte söyleniyor.

Köylüler ve yaşam savunucuları Akbelen için direnirken Dikmece ve Cudi için direnenlerle de dayanışma duygularını ifade ediyorlar.

YK Enerji için başlatılan orman kıyımı askerlerin kontrolünde sürüyor. Kesilen ağaçların tomruk haline getirilmesi işlemi sabah 6’dan akşam karanlığına kadar sürüyor.

Ağaçların kesilmesi ve tomrukların kaldırılmasının ardından alan düzleştiriliyor ve ocak için hazır hale getiriliyor.

Havanın kararması ile yemekler yeniliyor ve yenin günün hazırlıkları başlıyor

(DS/Mİ)

DİYAR SARAÇOĞLU

Yazar ve çevirmen. Medya, bilişim ve kolektif hareketler ile ilgileniyor. "Sosyal Medya: Eleştirel Bir Giriş", "Maske ve Bayrak", "Gazetecilik Saldırı Altında", "Dijital Kapitalizm Çağında Marx’ı Yeniden Okumak", "Kadın Gazeteciler İçin Güvenlik El Kitabı", "Ne Yapmalı...?" çevirdiği kitaplar arasında. Bilgisayar mühendisliği bölümü mezunu.

Akbelen’de jandarma suyu da kesti

Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı’nda kömür ocağının faaliyetleri için başlatılan ağaç kesimine karşı İkizköylüler ve yaşam savunucularının direnişi 12. gününde.

Diyar Saraçoğlu İstanbul - BİA Haber Merkezi 04 Ağustos 2023, Cuma 10:54

https://bianet.org/bianet/insan-haklari/282396-akbelen-de-jandarma-suyu-da-kesti

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

UŞAK’TA YAPI DENETİMİ YAPAN İKİ İNŞAAT MÜHENDİSİ DARBEDİLDİ

04 Ağustos 2023

Uşak’ta yapımı süren inşaatı denetime giden A.A. ve F.B. isimli iki inşaat mühendisi, beton dökümü sırasında betonun vibratörle sıkıştırılmasını isteyince inşaat ustası tarafından saldırıya uğradı.

Uşak’ta dün iki inşaat mühendisi denetim yaptıkları sırada saldırıya uğradı. Edinilen bilgiye göre, Fevzi Çakmak Mahallesi’nde yapımı süren inşaatı denetime giden A.A. ve F.B. isimli iki inşaat mühendisi, beton dökümü sırasında betonun vibratörle sıkıştırılmasını isteyince inşaat ustası tarafından keserle saldırıya uğradı.

Mühendislerin kol ve boyun bölgelerinden yaralandığı öğrenilirken, mühendisler kendilerine saldıran inşaat ustası hakkında suç duyurusunda bulundu. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) ve Yapı Denetim Kuruluşları Birliği konuyla ilgili yazlı açıklama yayımladı.

DENETİMLE KAMU ELİYLE YAPILMALI”

Yapı denetimi sürecinin halkın can ve mal güvenliğini doğrudan ilgilendiren kamusal bir görev olduğunu hatırlatan İMO açıklamasında, yapı denetiminin kamu eliyle yapılması gerektiğini söyledi.

Özel sektörde, serbest piyasanın işleyişine terk edilen yapı denetimi süreci, meslektaşlarımızın görevlerini tam ve etkin bir şekilde yerine getirmelerini engellemenin yanı sıra halkın can ve mal güvenliğini de tehdit etmektedir” denilen açıklamada, her şantiyede tam zamanlı olarak bir şantiye şefinin görevi başında bulunmasının önemine değinildi. Açıklamada, saldırının takipçisi olacakları ifade edildi.

CAN GÜVENLİĞİMİZ YOK”

Yapı Denetim Kuruluşları Birliği ise açıklamasında, “Her bir yapı denetim çalışanının, denetim görevlerini yerine getirirken şantiyelerde aynı riskle karşı karşıya olduğunu belirtmek isteriz. Hakaret, tehdit, taciz, küfür -maalesef ki- sıklıkla karşılaştığımız durumlar. Oysa biz, halkın can güvenliği için binaların mühendislik kurallarına göre yapılmasını sağlamak üzere görevli kuruluşlarız. Denetimlerimiz sırasında yaptığımız her uyarı, düzeltilmesini istediğimiz her yanlış imalat, yaşadığımız depremleri ve daha önce defalarca yaşadığımız büyük acıları yaşamamak için. Ancak geldiğimiz noktada görüyoruz ki, kendi can güvenliğimiz yok” dedi.

HER ŞANTİYEYE BİR ŞANTİYE ŞEFİ”

Böylesine önemli bir kamu görevini yerine getirirken karşılaştıkları şiddetin hiçbir izahı olamayacak belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi; “Bu yüzden tüm halkımızı ve yetkilileri yanımızda durmaya, destek olmaya davet ediyoruz. Özellikle kamu adına çalışan firmalar olarak yaptırımların kamu personeline karşı işlenen suçlardaki şekilde yani TCK Madde 265 tabi tutulması talep ediyoruz. Görevimizi bir şantiye şefinin kontrolünde yapmak için ‘Her şantiyeye bir şantiye şefi’ diyoruz.” (Uşak/EVRENSEL)

https://www.evrensel.net/haber/496301/usakta-yapi-denetimi-yapan-iki-insaat-muhendisi-darbedildi

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

LİSE MEZUNU MAHKUMUN TAHLİYESİNE "OKUMA YAZMA BİLMİYOR" ENGELİ!

04 Ağustos 2023

Şakran Kadın Kapalı Cezaevinde tutulan lise mezunu Hatice Calıhan’ın tahliyesi, "okur yazar olmayıp eğitimi ile ilgili herhangi bir eğitim programına dahil edilmediği" iddiasıyla ertelendi.

Hatice Calıhan

Şakran Kadın Kapalı Cezaevinde 13 yıldır tutulan Hatice Calıhan’ın tahliyesi, "okur yazar olmayıp eğitimi ile ilgili herhangi bir eğitim programına dahil edilmediği" iddiasıyla ertelendi.

Hatice Calıhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Gençlik Meclisi üyesi olduğu 2010 yılında Diyarbakır’da tutuklandı. Calıhan, “örgüt üyeliği”, "görevi yaptırmamak için direnme" ve "örgüt propagandası” iddialarıyla yargılandı. Calıhan, yapılan yargılamada 15 yıl 30 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. 13 yıldır tutuklu bulunan Calıhan, şu an Şakran Kadın Kapalı Cezaevinde tutuluyor.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre Calıhan’ın 3 Haziran’da tahliye edilmesi gerekiyordu. Ancak İdare ve Gözlem Kurulu tarafından tahliyesi 8 ay ertelendi. Lise mezunu olup okuma ve yazma bilen Calıhan’ın tahliyesinin ertelenmesine, “Hükümlü okur yazar olmayıp kurumda bulunduğu süre içerisinde eğitimi ile ilgili herhangi bir eğitim programına dahil edilmediği” gerekçesi öne sürüldü.

Kararın devamında, “Açlık grevi, slogan atma, dosyasında pişmanlık göstermemesi, daha önce göndermiş olduğu 5 mektubun sakıncalı görünmesi, milli, dini günlerdeki tören ve anma programlarına kurumda bulunduğu süre zarfında hiçbir etkinliğe katılım sağlamadığı, kurum kütüphanesinden faydalanmadığı, manevi rehberlik birimi tarafından yürütülen kurs, eğitim, koğuş dersi ve ahlak eğitimi gibi programlar ile rehberlik çalışmalarına katılım sağlamadığı” gerekçeleri sıralandı. Avukatlar, karara karşı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuruda bulundu.

"YASALARA AYKIRI"

Avukatı Abdülmecit Yıldırım, karara karşı itirazlarını sürdüreceklerini söyledi. Yıldırım, 2021 yılında yürürlüğe giren İdare ve Gözlem Kurulları ile hak ihlalleri ve hukuksuzluğun arttığını söyledi. Hukuksuz kararlardan birinin de müvekkili Calıhan için verildiğini belirten Yıldırım, “Müvekkilime ‘Okuma yazma bilmiyor’ denilerek infazı 8 ay erteleniyor. Ama müvekkilim lise mezunu ve okuma yazma biliyor. Okuma yazma bilmemesi infazın ertelenmesi gerekçesi olarak gösterilirken, aynı kararda müvekkilimin kütüphaneden faydalanmaması gerekçe yapılmış. Yine kanunun geçmişe yürümeme ilkesi de ihlal edilmiş. Yapılanlar mevcut yasalara aykırıdır. Siyasi atmosferin etkisiyle siyasi tutsakların bırakılmamasına uyduruk gerekçeler oluşturuluyor” dedi.

Yıldırım, İdari Gözlem Kurulu’nun 2021 yılında yürürlüğe girmesine rağmen daha önce verilen disiplin cezalarını kararlara gerekçe yapıldığına dikkat çekerek, şunları söyledi: "Tutsağın fazla su harcaması infazına uzama gerekçesi yapılıyor. Ancak başka bir tutsak, az su kullanmasıyla temizlik ilkelerine riayet etmediği gerekçesiyle infazı ertelenebiliyor. Bunun gibi bir çok absürt gerekçe var. Tutuklular kütüphaneden faydalanmadı deniyor. Yıllardır cezaevinde olan tutuklular 11 kişilik gözlem kurulu heyetinden daha çok kitap okumuştur ama son 6 ayda kütüphaneden kitap almadığı için infazı ertelenebiliyor” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

30 yıl hapsin ardından bir de ‘iyi hal’ cezası: Umut etme hakkımız elimizden alınıyor

⦿ https://www.evrensel.net/haber/496251/30-yil-hapsin-ardindan-bir-de-iyi-hal-cezasi-umut-etme-hakkimiz-elimizden-aliniyor

https://www.evrensel.net/haber/496275/lise-mezunu-mahkumun-tahliyesine-okuma-yazma-bilmiyor-engeli

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

MORGAN STANLEY TARİH VERDİ: TÜRKİYE’DE ENFLASYON ZİRVE YAPACAK

Türkiye’nin yıl sonu TÜFE tahminini de artıran analistler enflasyonun Mayıs 2024’te yüzde 67 ile zirve yapmasını bekliyor.

04-08-2023

ABD merkezli Morgan Stanley, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu’na yeni atamaların ardından eylül sonrasında faiz artışı görülmesi olasılığının arttığını belirtti.

Morgan Stanley analistleri, TCMB’nin bu ay 150 baz puanlık artışla faizi yüzde 19’a çıkarmasını, Eylül’de ise 100 baz puanlık faiz artışı yapmasını bekliyor.

Bloomberght’nin aktardığına göre, analistler raporda, “Enflasyondaki yükselişe rağmen TCMB’nin faiz artırımlarına kademeli olarak devam etmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Analistler yıl sonu TÜFE tahminini yüzde 62’ye yükseltirken enflasyonun Mayıs 2024’te yüzde 67 ile zirve yapmasını bekliyor.

Raporda “TCMB tarafından işaret edilen kademeli faiz artırım hızı göz önüne alındığında, kur ve vergi/yönetilen fiyatlardaki potansiyel ilave ayarlamalar enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü riskler oluşturuyor” değerlendirmeleri yer aldı.

https://gazetemanifesto.com/2023/morgan-stanley-tarih-verdi-turkiyede-enflasyon-zirve-yapacak-513953/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

FRANSA’DA NİJER’E MEDYA YAYINLARIYLA İLGİLİ KINAMA

Fransa Dışişleri Bakanlığı, Nijer ‘de darbe sonrasında yönetime el koyan hükümetin France 24 ve RFI’ nın yayınlarını askıya alma kararını kınadı.

04 Ağustos 2023

Nijer’de 26 Temmuz’da yapılan darbe sonucunda yönetime el koyan General Abdurrahmane (Ömer) Tchiani yönetimindeki Vatanı Koruma Ulusal Konseyi (CNSP) adlı hükümet, dün Fransa menşeli France 24 ve RFI’nın yayınlarını askıya almıştı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı, kararı en güçlü şekilde kınadıklarını vurguladı.

Yapılan açıklamada, Fransa basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne ve gazeteciler ile dünyanın her yerinde ücretsiz, çoğulcu bilgi sağlamaya ve kamusal tartışmaya katkıda bulunmaya yardımcı olan herkesin güvenliğine olan kuvvetli ve sarsılmaz bağlılığını yeniden teyit eder. Nijer’de basına yönelik alınan tedbirler, darbe girişiminden sorumlu kişiler tarafından yürütülen otoriter baskının bir parçasıdır” açıklamasını yaptı.

Macron’dan Nijer darbesini öngöremeyen istihbarat şefine azarİlginizi ÇekebilirMacron’dan Nijer darbesini öngöremeyen istihbarat şefine azar

⦿ https://www.sozcu.com.tr/2023/dunya/macrondan-nijer-darbesini-ongoremeyen-istihbarat-sefine-azar-7763449/

Darbe sonrası Nijer’den tahliyeler sürüyorİlginizi ÇekebilirDarbe sonrası Nijer’den tahliyeler sürüyor

⦿ https://www.sozcu.com.tr/2023/dunya/darbe-sonrasi-nijerden-tahliyeler-suruyor-7762622/

Fransa ve İtalya, Nijer’den vatandaşlarını tahliye ettiİlginizi ÇekebilirFransa ve İtalya, Nijer’den vatandaşlarını tahliye etti

⦿ https://www.sozcu.com.tr/2023/dunya/fransa-ve-italya-nijerden-vatandaslarini-tahliye-etti-7761416/

https://www.sozcu.com.tr/2023/dunya/fransada-nijere-medya-yayinlariyla-ilgili-kinama-7763626/

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

FESTİVAL YASAKLARINA KARŞI 90 KURUMDAN ORTAK AÇIKLAMA: MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE ÇAĞIRIYORUZ

Konser ve festival yasaklarına karşı Grup İsyan Ateşi’nin öncülüğünde 90 kurum ortak açıklama yaptı. Sanatın toplumsal gücüne vurgu yapılan açıklamada, yasakların keyfi uygulamalar olduğu belirtilerek ortak mücadele çağrısı yapıldı.

Artı Gerçek - Türkiye’nin çeşitli yerlerinde devam eden konser ve festival yasaklarına karşı Grup İsyan Ateşi’nin çağrıcısı olduğu ve 90 kurumun destek verdiği bir açıklama yapıldı.

Son olarak Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde sahneye çıkacak Grup İsyan Ateşi, Grup Yorum’un konserleri ve Ermeni dans grubu Veradardz Folk’un sahne gösterilerinin yasaklanmasının ardından gelen açıklamada, yasakların keyfi uygulamalar olduğu vurgulanarak “Sanatımızın toplumsal gücüyle mücadeleyi büyütmeye ve yasaklara karşı ses yükseltmeye çağırıyoruz” denildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Yirmi yılı aşkın süredir Dersim’in doğasına ve kültürüne sahip çıkmanın, direnişin ve mücadelenin adı olan Munzur Kültür ve Doğa festivalinin özü bu yasaklarla karartılmaya çalışılmaktadır. Şüphesiz bu daha önceden de uygulanan yasakçı bir zihniyetin ürünüdür. Birçok alanda sanatçılar, etkinlikler ve konserler keyfi gerekçelerle yasaklanmaktadır. Halkın acılarını, yaşadığı zorlukları dile getirmekten korkmayan ve düzene karşı duran her özne ve grup bu yasaklarla karşılaşmaktadır.

YASAKÇI ZİHNİYETİN SİSTEMATİK SALDIRISI

Grup İsyan Ateşi, Grup Yorum ve Veradardz Folk Grubu’nun yasaklanması, Grup İsyan Ateşi üyelerinin işkenceyle gözaltına alınıp Dersim sınırlarının dışına çıkarılması, Grup Yorum üyelerinin Dersim’e girişi yasaklanması özelde devrimci demokrat sanatçılara dönük bir saldırı olsa da düzene muhalif bütün kesimleri hedef alan bir saldırıdır. Yasakçı zihniyetin sanatın sesini boğmasına dönük sistematik bir saldırısının ürünüdür. Bu saldırılardan coğrafyamızdaki tüm sanatçılar bir biçimde etkilenmekte, sansürlerle sanatın gücü egemenlerce engellenmeye çalışılmaktadır. Bu saldırılar işçilerin, Kürt halkının, Ermeni kültürünün, Alevilerin, gençlerin, LGBTİ+’lerin ve kadınların sesi olan tüm sanat çalışmaları için geçerlidir.

'MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE ÇAĞIRIYORUZ'

Biz aşağıda imzası olan müzisyen, sanat kurumları, yazar ve aydınlar olarak halkımıza, doğamıza, kültürümüze yönelik bu topyekûn saldırılardan hiçbirimizin azade olmadığı bilinciyle bütün sanatçı dostlarımızı yasakçı, faşist zihniyetin saldırılarına karşı sanatımızın toplumsal gücüyle mücadeleyi büyütmeye ve yasaklara karşı ses yükseltmeye çağırıyoruz.”

İMZA VEREN SANATÇILAR VE KURUMLAR

Adalılar, Adem Aslandoğan, Adil Arslan, Ahmet Fazıl Taner, Ahmet Telli, Ali Asker, Ali Ergül, Ali Jiyan, Avni Sağlam, Aygül Erce, Ayşe Hür, Bajar, Baran Bozyel, Barış Atay, Barış Yıldırım, BEKSAV, Bektaş Sarıataş, Burhan Karacan, Cenk Dost Verdi, Cevahir Canpolat, Cezmi Ersöz, Cihan Berk, Doğan Özgüden, Emrah Cilasun, Enver Toksoy, Eren Keskin, Ferhat Tunç, Geniş Merdiven, Gölgedekiler, Grup Munzur, Grup Vardiya, Grup Yel Değirmeni, Haluk Tolga İlhan, Hasan Aksu, Hayri Tunç, Hovsep Hayreni, Hüseyin Şenol, Hüsnü Yıldız, İ. Metin Ayçiçek, İbrahim Ekinci, İbrahim Karaca, İnci Tuğsavul, İsmail Güney Yılmaz, Kadir Çat, Kadir Demir, Kazım Öz, Kerem Fırtına, Leman Stehen, Metin Kayaoğlu, Metin Yoksu, Mezopotamya Kültür Merkezi, Mikail Aslan, Mikail Değirmenci, Murat Bilgiç, Murat Mengirkaon, Mustafa Demir, Nesimi Ataş, Nihat Behram, Nurettin Güleç, Nurhak Kılagöz, Orhan Aydın, Ozan Çoban, Özgür Başkaya, Özgür Cihan Uçar, Pınar Aydınlar, Pınar Gayıp, Prof. Mustafa Şener, Rapzan Belâgat, Reza Algül, Ruken Yılmaz, Sancı Kültür, Edebiyat ve Sanat Dergisi, Selçuk Delibaş, Serhad Raşa, Serkan Tosun, Sevinç Ayçiçek, Sevinç Öztürk, Sibel Özbudun, Sol Müzik Arşivi, Songül Bulur, Suat Kaya, Şebnem Korur Fincancı, Şenol Akdağ, Temel Demirer, Tülay Yıldırım Ede, Volkan Şahin, Yalçın Dönmez, Yasin Serindere, Yaşar Gündem, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi (KÜLTÜR SANAT)

https://artigercek.com/kultur-sanat/festival-yasaklarina-karsi-90-kurumdan-ortak-aciklama-mucadeleyi-buyutmeye-260368h

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

HAFTANIN VİZYON FİLMLERİ

Bu hafta sinema salonlarında yerli ve yabancı toplam 7 film vizyona girdi. İşte 4 Ağustos Cuma gününden itibaren vizyona giren filmler...

YAYINLAMA: 04 Ağustos 2023 Cuma 13:28

MEG 2: ÇUKUR

Tür: Aksiyon, Gerilim

Yönetmen: Ben Wheatley

Oyuncular: Jason Statham, Jing Wu, Cliff Curtis

'Meg 2: Çukur', tarih öncesi köpek balığı Meg’lere karşı mücadele eden bir araştırma ekibinin hikayesini konu ediyor.

NEFES ALMA

Tür: Aksiyon, Gerilim

Yönetmen: Lucky McKee

Oyuncular: Stephen Lang, Marc Senter, Patch Darragh

'Nefes Alma', yürüyüş yapaken kaybolup yaşlı bir adamın kapısını çalan genç bir adamın hikayesini konu ediyor.

LANETLİ MİRAS: YANLIŞ ADRES

Tür: Gerilim

Yönetmen: Omma Okan Kılıç

Oyuncular: Caner Çiftçi, Turgay Yıldız, Ebrar Gür

Asiye, geçmişine ait bilmediği gerçekleri öğrendiğinde, yüzleşmeye casaret edemez. Bu nedenle Asiye, profesyonel paranormal araştırma ekibi Ozan ve Taner’den yardım ister. Asiye ekibe, artık terk edilmiş olan, eskiden yaşadığı ev ile ilgili hikayeyi anlatır. Anlatılanları ilgi çekici bulup, eve giden ekip, burada birtakım paranormal olaylar yaşar.

VENÜS’TE GÖRÜŞÜRÜZ

Tür: Dram, Romantik

Yönetmen: Joaquín Llamas

Oyuncular: Virginia Gardner, Alex Aiono, Rob Estes

Ölmekte olan 18 yaşındaki öksüz bir kadın, biyolojik annesinin izini sürmek için Avrupa’ya gitmek ister. Ölümcül bir kazanın suçluluk duygusuyla sarsılan iyi kalpli bir genç adamla tanıştığında, onu yolculukta kendisine eşlik etmesi için ikna eder.

BAŞKALARININ ÇOCUKLARI

Tür: Dram

Yönetmen: Rebecca Zlotowski

Oyuncular: Virginie Efira, Roschdy Zem, Chiara Mastroianni

Kendini işine adamış okul öğretmeni Rachel, Ali’ye aşık olunca, Ali’nin kızı Leila ile yakınlaşması da çok uzun sürmez. Rachel, kendini bir anne gibi hissetse de Leila başka bir kadının kızıdır.

NİNJA KAPLUMBAĞALAR: MUTANT KARGAŞASI

Tür: Aksiyon, Macera, Animasyon

Yönetmen: Jeff Rowe, Kyler Spears

Oyuncular: Nicolas Cantu, Shamon Brown Jr., Micah Abbey

"Ninja Kaplumbağalar: Mutant Kargaşası", insanların dünyasını korumaya çalışırken kendilerini büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulan Kaplumbağa kardeşlerin hikayesini konu ediyor.

MİR: ANKA

Tür: Korku

Yönetmen: Ekrem Düzgünoğlu

Oyuncular: Simge Can, Ethem Çap, Umut Durmaz

"Mir: Anka", aldıkları kötü bir haberin ardından, bambaşka gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalan bir grup arkadaşın hikayesini konu ediyor.

https://artigercek.com/kultur-sanat/haftanin-vizyon-filmleri-1-260343h#image7

İÇİNDEKİLERE DÖN  ↑  ↑  ↑  ↑  ↑

=======================

DEVLET KORUMASINDAKİ ÇOCUKLARI KAMPA ALAN TARİKAT İLE BAKANLIK ARASINDAKİ PROTOKOL ORTAYA ÇIKTI

Devlet korumasındaki çocukları hiçbir kamu görevlisinin refakati olmaksızın yaz kampına alan Nur Cemaatine yakın Mutlu Yuva Derneği’nin, bakanlıkla yaptığı protokol ortaya çıktı. Protokole göre dernek uzun süredir çocukları kıskaca almış durumda.

Artı Gerçek - İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü sorumluluğundaki çocukların Nur cemaatinin bir kolu olan Suffa Vakfı ‘yla ilişkili Mutlu Yuva Derneği’ nin ‘eğitim kampına’ gönderilmesinin yankıları sürüyor. Kampı düzenleyen dernekle bakanlık arasında protokol yapıldığı ortaya çıktı. Derneğin ayrıca başka kamu kurumlarıyla da işbirliği protokolü imzaladığı öğrenildi. Protokol kapsamında dernek koruma altındaki çocuklara uzun süredir kıskacına aldığı görülüyor. Derneğin yönetim kurulu başkanlığını 22’nci dönem AKP Milletvekili Muzaffer Gülyurt, başkan yardımcılığını ise bürokratlara baskı yaptığı öne sürülen Merkez Valisi Abdülkadir Yazıcı yapıyor.

BİNDEN FAZLA ÇOCUK

Derneğin Nurcu Suffa Vakfı’yla ilişkisi bulunuyor. Suffa Vakfı’nın internet sitesinde derneğe ilişkin bilgilere yer veriliyor. Hem Suffa Vakfı’nın hem de Mutlu Yuva Derneği’nin sitesinde şu ifadelere yer veriliyor: “Mutlu Yuva Derneği, kimsesiz ve korunmaya ihtiyacı olan çocukların her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarını sevgi dolu bir yuvada karşılamak amacıyla 2010 yılında kurulmuştur. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde faaliyetlerini yürütmektedir. 2021 yılı itibariyle Müstakil yönetimleri olan İstanbul, Bursa, Ankara, Yozgat, Şanlıurfa ve Diyarbakır olmak üzere 6 ilde, 124 çocuk evinde 700 civarı çocuğa hizmet vermeye devam etmektedir ve bugüne kadar 1000’den fazla çocuğa ulaşılmıştır.”

YÖNETİCİLER ÇOCUKLARI EVLERİNE GÖTÜREBİLİYOR’

Protokolde “Demek yöneticileri, üyeleri ve diğer gönüllüler ziyaretçisi olmayan veya psikolojik açıdan bir aile yanında kalması uygun görülen çocukları ilgili mevzuat çerçevesinde çocuk evlerinde görev yapan ilgili meslek elemanının da görüşü alınarak, gönüllü aile statüsünde evlerine misafir olarak alabilirler. Dernek yöneticileri, üyeleri ile gönüllüler, çocuk evleri koordinasyon merkezi ve derneğin ilgili elemanlarınca ortaklaşa belirlenen gün ve saatler çerçevesinde evlere misafir olarak kabul edilebilirler” ifadeleri kullanılıyor.

Ayrıca protokolde derneğe ‘koruyucu aile’ bulma hakkı da veriliyor. (Kaynak)

https://artigercek.com/guncel/devlet-korumasindaki-cocuklari-kampa-alan-tarikat-ile-bakanlik-arasindaki-260300h

=================




Free Hit Counters

HTML hit counter \- Quick\-counter\.net



visitors by country counter
flag counter