=======================
Çinli profesör Jiang Xueqin, milyar dolarlık dev şirketlerin büyük yalanlarını tek tek ifşa etmiş.
Eğer doğruysa, bazı küresel markalara bakışınız tamamen değişecek.
Siz ne düşünüyorsunuz?
https://
x.com/i/status/2030914189422625104
=======================
“Ben aslında söylemeyecektim ama NASA beni Mars projesi için çağırmıştı… gitmedim, mahalleyi bırakamadım.”
“Dün gece üç saat uyudum, çünkü geri kalan zamanda iki farklı ülkede toplantım vardı.”
“Benim hafıza çok güçlüdür, hatta doğduğum günü net hatırlıyorum.”
“Ben küçükken satrançta bilgisayarı yenmiştim… sonra bilgisayar pes etti.”
“Bana Nobel’i teklif ettiler ama tören kalabalık olur diye kabul etmedim.”
“Yok yok yanlış anlamışsın, ben yalan söylemem… sadece gerçekleri ileri tarihte açıklıyorum.”
“Aslında doğruyu söyledim ama gerçek biraz gecikti.”
“Benim anlattığım olaylar genelde birkaç yıl sonra gerçekleşiyor.”
“O gün oradaydım ama görünmez moddaydım, o yüzden görmemiş olabilirsiniz.”
“Benim hayatım biraz spoiler içeriyor.”
“Geçen hafta yanlışlıkla bir ülkenin ekonomisini kurtardım.”
“Ben Google’a bazı fikirler vermiştim ama adımı yazmayı unutmuşlar.”
“Bir ara Hollywood’dan teklif geldi, ama ben mahalledeki çekirdek ortamını tercih ettim.”
“Uçağı ben indirecektim de pilot izin vermedi.”
“Bir gün yanlışlıkla olimpiyatlara katıldım, madalya veriyorlardı almadım.”
“Ben yalan söylemem, sadece gerçekleri biraz süslerim.”
“Benim anlattıklarımın hepsi doğru… bazıları henüz gerçekleşmedi.”
“Gerçek dediğin şey zaten bakış açısıdır.”
“Ben detayları değiştirmem, sadece hikâyeyi geliştiririm.”
“Yalan değil, alternatif gerçek.”
“Telefonum çekmedi çünkü uzaydan sinyal geliyordu.”
“Geç kaldım çünkü bir kaplumbağaya yol vermek zorunda kaldım.”
“Toplantıya gelmedim çünkü yanlışlıkla başka bir toplantının kahramanı oldum.”
“Seni arayacaktım ama dünya dönüyordu.”
“Planım vardı ama kader beni başka bir senaryoya yazdı.”
“Ben üniversitede üç bölüm okudum… hocalar yetişemediği için iki tanesini bıraktım.”
“Satrançta dünya şampiyonunu yenecektim ama moralini bozmak istemedim.”
“Benim yazdığım bir şiir vardı, internete koymadım; çünkü internet kaldırmaz diye korktum.”
“Bir ara gizli bir projede çalıştım, o kadar gizli ki ben bile ne yaptığımı bilmiyorum.”
“Benim bir icadım vardı ama insanlık henüz hazır değil.”
“Ben sana dün söylemiştim… sen fark etmemiş olabilirsin, çünkü çok hızlı söyledim.”
“Aslında olay tam öyle değil… ben kısaca anlattım.”
“Orada değildim ama olayın ruhunu yaşadım.”
“Detaylara takılma, hikâyenin özü doğru.”
“Benim anlattığım versiyon daha sinematik.”
“Ben yalan söylemem… sadece gerçekleri dramatize ederim.”
“Yüzde yüz doğru demedim zaten, yüzde doksan dokuz buçuk dedim.”
“Bazen gerçekler benim anlattıklarıma yetişemiyor.”
“Ben olayı hızlandırıyorum sadece.”
“Gerçek biraz yavaş kalıyor, ben onu motive ediyorum.”
“Geç kaldım çünkü kedim bana motivasyon konuşması yaptı.”
“Telefonum kapalıydı çünkü düşünüyordum.”
“Mesajını gördüm ama evren cevap vermemi erteledi.”
“Yolda geliyordum ama bir anda felsefi bir tartışmaya girdim.”
“Saatim ileri gidiyordu ama zaman geri kaldı.”
“O fotoğraf eski… yani gelecekte çekilmişti.”
“Tanık var diyorsun ama o gün herkes beni görmezden geliyordu.”
“Harita yanlış olabilir, ben doğru gitmişimdir.”
“Beni orada görmediysen demek ki başka bir yerdeydim.”
“Benim anlattığım versiyon daha gerçekçi.”
“Bir gün yanlışlıkla bir ülkenin başbakanına tavsiye verdim.”
“Dünya turuna çıktım ama pasaport istemediler.”
“Bir kasırgayı konuşarak sakinleştirmiştim.”
“Bir ara zaman yolculuğu yaptım ama trafik çoktu geri döndüm.”
“Benim hayatımda normal gün yok, sadece fragman var.”
“Gerçek dediğin şey anlatılana göre şekillenir.”
“Ben yalan söylemem, alternatif ihtimaller anlatırım.”
“Hikâyeyi güzelleştirmek suç mu?”
“Ben gerçeğin yönetmeniyim.”
“Hayat zaten kurgu, ben sadece senaryoya katkı yapıyorum.”
“Cumhuriyet dedikleri şey zaten geçiciymiş, ben çocukken de ‘birazdan bitecek’ diyorlardı.”
“Atatürk’ün bütün planlarını ben çözdüm… ama şu an hatırlamıyorum.”
“Onlar laikliği getirdi ama elektrik gelmeden önceydi, o yüzden sayılmaz.”
“Cumhuriyet olmasaydı şu an çok daha ilerideydik… tam nerede olurduk bilmiyorum ama ileride.”
“Ben tarih kitabı okumam; çünkü gerçekleri saklıyorlar.”
“Aslında cumhuriyeti ilan ettiklerinde mahallede kimseye sormamışlar.”
“Benim dedem anlatırdı… o sırada dedem daha doğmamıştı ama yine de anlatırdı.”
“Cumhuriyet gelince herkes kravat taktı diye biliyorum.”
“Ben olsaydım o dönemde iki günde hallederdim bütün işi.”
“O zamanın interneti yoktu, o yüzden yanlış kararlar alınmış.”
“Ben ideolojik değilim, sadece bütün fikirlerim aynı yönde.”
“Araştırdım diyorum ya… üç tane video izledim.”
“Tarihi kazananlar yazmış diyorsunuz ama ben de kaybedenlerin YouTube kanalını izledim.”
“Ben tarafsızım, sadece herkes benim gibi düşünmeli.”
“Gerçekleri söylüyorum, ama kanıtları şu an yanımda değil.”
“Cumhuriyet gelmeden önce her şey çok düzenliydi… tam nasıl olduğunu bilmiyorum ama düzenliydi.”
“O dönemde bana danışsalardı tarih farklı olurdu.”
“Ben aslında siyasete karışmam, sadece her konuda kesin fikrim var.”
“Laiklik dedikleri şey aslında çok gizli bir planmış… detayını henüz çözemedim.”
“Cumhuriyetçiler hep aynı şeyi söylüyor: kanıt, belge, tarih… biraz da hayal gücü lazım.”
“Benim büyük dedem cumhuriyet ilan edilirken ‘bu iş uzamaz’ demiş.”
“Bütün mesele zaten yanlış anlaşılma.”
“Ben bir gün arşivleri açtıracağım, o zaman herkes bana hak verecek.”
“Aslında ben siyasetten anlamam ama doğrusu ortada.”
“Tarihi değiştiremezsin diyorlar ama ben yorumunu değiştirdim.”
“Cumhuriyet gelmeden önce her şey çok iyiydi… detaylarını tarihçiler gizliyor.”
“Ben o dönemi araştırdım.Vikipedi’nin yorum kısmını okudum.”
“Tarih dediğin şey zaten yorum meselesi; ben de kendi yorumumu yaptım.”
“Cumhuriyet ilan edilmeden önce bana danışsalardı böyle olmazdı.”
“Benim tarih bilgim güçlüdür; üç farklı komplo belgeseli izledim.”
“Bütün mesele zaten gizli plan… planın ne olduğunu tam bilmiyorum ama var.”
“O dönemde bazı şeyler olmuş ama belgeleri saklıyorlar.”
“Ben bir gün bütün arşivleri açtıracağım… önce arşivlerin nerede olduğunu bulmam lazım.”
“Bu işin arkasında büyük güçler var… hangileri olduğunu araştırıyorum.”
“Bana göre cumhuriyet bir deneydi, ama deney tüpünü kaybettik.”
“Cumhuriyet olmasaydı kesin daha iyi olurduk… nasıl olacağını sonra düşünürüz.”
“Ben laikliği desteklerim ama bana sorulmadan gelmesine karşıyım.”
“Cumhuriyetçiler hep belge istiyor, halbuki sezgi de önemli.”
“Ben tarafsızım; sadece benim taraf doğru.”
“Gerçekler bana uymuyorsa demek ki eksik anlatılmış.”
“Ben ideolojik değilim, sadece bütün fikirlerim aynı doğrultuda.”
“Ben araştırmacıyım; videoları iki kat hızda izliyorum.”
“Bana kaynak soruyorlar ama gerçekler kalpte hissedilir.”
“Benim dedem anlatmıştı… dedem de birinden duymuş.”
“Ben tarih okumadım ama sezgilerim kuvvetlidir.”
“Benim planım vardı; cumhuriyet yerine ‘hafta sonu yönetimi’ kuracaktım.”
“O dönemde internet olsaydı ben yorum yazardım, tarih değişirdi.”
“Aslında mesele çok basit ama ben şimdilik karmaşık anlatıyorum.”
“Cumhuriyetçiler beni yanlış anlıyor çünkü ben çok derin düşünüyorum.”
“Ben tarihe karşı değilim; sadece farklı bir geçmiş öneriyorum.”
“Ben siyasetten anlamam ama bütün çözümler bende.”
“Benim teorilerim var ama henüz gerçeklerle test etmedim.”
“Tarih kitapları yanlış; benim not defterim daha doğru.”
“Benim anlattığım versiyon daha heyecanlı.”
“Gerçekler bazen sıkıcıdır, o yüzden ben biraz geliştiriyorum.”
“Bilmediğim şey yanlıştır” safsatası Bilinmeyen veya anlaşılmayan bir şeyi doğrudan reddetmek.
“Evrimi anlamıyorum, o yüzden doğru olamaz.”
“Kuantum fiziğini kimse anlamıyor zaten; demek ki o da uydurma.”
“Boşlukları Tanrı ile doldurma” (God of the gaps) Bilimin henüz tam açıklayamadığı yerleri doğrudan metafizikle açıklamak.
“Bilim evrenin başlangıcını tam açıklayamıyorsa demek ki doğrudan yaratıldı.”
“DNA çok karmaşık; bunu ancak doğrudan biri tasarlamış olabilir.” Yanlış analoji Doğadaki bir süreci tamamen alakasız bir örnekle açıklamaya çalışmak.
“Telefon kendiliğinden oluşamaz; o halde canlılar da oluşamaz.”
“Bir araba ustasız yapılmaz; o zaman evrim de olamaz.” Karikatürleştirme (strawman) Bilimsel teoriyi yanlış anlatıp sonra o yanlış versiyonu eleştirmek.
“Evrim diyorsunuz ama insanın bir gün maymundan doğduğunu iddia ediyorsunuz.”
“Bilim adamları evrenin pat diye boşlukta patladığını söylüyor.”
“Her şey kusursuz” varsayımı Doğadaki karmaşıklığı doğrudan mükemmellik olarak yorumlamak.
“İnsan gözü bu kadar mükemmelken evrim olamaz.”
“Doğada hiçbir hata yok, demek ki hepsi tasarlanmış.” (Oysa biyolojide kör nokta, ters retina, gereksiz sinir yolları gibi birçok evrimsel
“kusur” örneği vardır.) Otoriteye başvurma Bilimsel kanıt yerine saygı duyulan bir kişinin görüşünü kanıt saymak.
“Filanca alim evrimin yanlış olduğunu söylemiş.”
“Bu konuyu bir profesör reddetmiş, demek ki bilim de reddediyor.” Komplo açıklaması Bilimsel konsensüsü bir gizli plan gibi yorumlamak.
“Evrim aslında büyük bir akademik komplo.”
“Bilim insanları gerçeği biliyor ama saklıyorlar.”
“Karmaşık = imkânsız” çıkarımı Karmaşıklığın doğal süreçlerle oluşamayacağını varsaymak.
“Bir hücre çok karmaşık; o yüzden evrimle oluşamaz.”
“Beyin bu kadar gelişmişken rastgele süreçle ortaya çıkamaz.” Yanlış olasılık hesabı Çok küçük olasılıkları yanlış yorumlamak.
“Bir proteinin rastgele oluşma ihtimali trilyonda bir; o yüzden imkânsız.” (Oysa evrim tek seferlik rastgele olay değil, milyonlarca nesil boyunca biriken süreçtir.) Gündelik gözlemden evrensel sonuç çıkarma Yerel gözlemi evrensel kurala dönüştürmek.
“Ben hiç tür değiştiren hayvan görmedim.”
“Maymunlar hâlâ varsa evrim nasıl doğru olabilir?”
“İnsan maymundan geldi.” Yanlış. İnsanlar günümüzde yaşayan maymunlardan gelmez. İnsanlar ve modern maymunlar ortak bir atayı paylaşır.
“Evrim sadece bir teoridir.” Bilimde
“teori” güçlü kanıtlarla desteklenen açıklama demektir. Örneğin yerçekimi teorisi gibi.
“Evrim tamamen rastgeledir.” Mutasyonlar rastgele olabilir fakat doğal seçilim rastgele değildir.
“Evrim bireylerde gerçekleşir.” Evrim popülasyonlar ve nesiller boyunca gerçekleşir.
“Evrim insanların kökenini açıklamaz.” Genetik, fosiller ve anatomi insanın evrimsel geçmişini güçlü biçimde ortaya koyar.
“Ara fosiller yok.” Aslında çok sayıda ara form bulunmuştur. Örneğin:, Archaeopteryx, Tiktaalik
“Doğada türler sabittir.” Yeni tür oluşumu (speciation) hem doğada hem laboratuvarda gözlenmiştir.
“Evrim mükemmel organizmalar üretir.” Evrim uyum sağlayan organizmalar üretir, mükemmel olanları değil.
“Evrim hedefe doğru ilerler.” Evrimin bir amacı veya yönü yoktur.
“İnsan evrimin zirvesidir.” Evrim ağaç şeklindedir, merdiven değildir.
“Evrim çok hızlı gerçekleşemez.” Bazı organizmalarda evrim çok hızlı gerçekleşebilir (örneğin bakteriler).
“DNA benzerliği tesadüftür.” Genetik benzerlikler ortak ataya güçlü kanıt sağlar.
“Evrim gözlemlenmemiştir.” Antibiyotik direnci gibi süreçler doğrudan gözlemlenmiştir.
“Fosil kayıtları evrimi desteklemez.” Fosil kayıtları evrimsel değişimi açıkça gösterir.
“Evrim insanın ortaya çıkmasını imkânsız kılar.” Bilim, insanın ortaya çıkmasını açıklayan doğal süreçleri araştırır.
“Büyük Patlama uzayda bir noktada oldu.” Yanlış. Uzayın her yerinde aynı anda gerçekleşen bir genişleme sürecidir.
“Büyük Patlama bir patlamadır.” Aslında bir uzay genişlemesidir.
“Büyük Patlama’dan önce boşluk vardı.” Fiziksel anlamda “önce” kavramı belirsizdir çünkü zaman da bu süreçle ortaya çıkmıştır.
“Evrenin merkezi vardır.” Evren genişlerken her nokta merkez gibi görünür.
“Galaksiler uzayda uçuyor.” Aslında uzayın kendisi genişliyor.
“Güneş evrenin merkezine yakındır.” Güneş sıradan bir yıldızdır ve Milky Way galaksisinin dış kısımlarında yer alır.
“Evren küçük bir balon gibi boşlukta genişliyor.” Evren başka bir boşluk içinde genişlemek zorunda değildir.
“Kara delikler her şeyi yutar.” Kara delikler yalnızca çok yakınındaki maddeleri etkiler.
“Kara delikler evreni yok eder.” Evrenin büyük kısmı kara deliklerden çok uzaktadır.
“Uzay tamamen boşluktur.” Uzayda:, gaz, toz, radyasyon, karanlık madde bulunur.
“Işık hızından hızlı hiçbir şey yok.” Uzayın kendisi genişlerken mesafeler ışık hızından hızlı büyüyebilir.
“Kara madde görünmez olduğu için hayalidir.” Dolaylı gözlemlerle güçlü şekilde desteklenir. Dark Matter
“Evrenin yaşı kesin bilinmez.” Birçok ölçüm yöntemi yaklaşık 13.8 milyar yıl sonucunu verir.
“Dünya evrende özel bir konumdadır.” Kozmolojide buna karşı çıkan ilke:
“Bilim evrenin kökeni hakkında hiçbir şey bilmiyor.” Modern kozmoloji çok sayıda gözleme dayanır:, kozmik mikrodalga arka planı, galaksi kırmızıya kayması, element bollukları
“İnsan maymundan geldiyse maymunlar neden hâlâ var?” Evrimi merdiven gibi düşünme hatası.
“Ben hiç tür değiştiren hayvan görmedim.” Evrimin uzun zaman ölçeklerinde gerçekleştiğini göz ardı etmek.
“DNA bu kadar karmaşık olamaz, kesin biri tasarladı.” Karmaşıklık = tasarım varsayımı.
“Telefon bile ustasız yapılmaz; insan nasıl kendiliğinden oluşsun?” Yanlış analoji.
“Evrim doğruysa yarı maymun yarı insan nerede?” Ara form kavramının yanlış anlaşılması.
“Büyük patlama olduysa onu kim patlattı?” Bilimsel modelin yanlış yorumlanması.
“Hiçbir şey yokken bir anda evren nasıl oluşsun?” Kozmolojide “hiçlik” kavramının yanlış anlaşılması.
“Evren patladıysa parçalar nerede?” Uzayın genişlemesi kavramının karıştırılması.
“Evren bu kadar düzenliyse kesin tasarlanmış.” düzen = bilinçli tasarım varsayımı.
“Dünya dönüyorsa neden düşmüyoruz?”
“Dünya dönüyorsa uçaklar havada sabit durunca neden geri gitmiyor?”
“Atmosfer dönmüyorsa dünya nasıl dönüyor?”
“Uzay boşluksa güneş nasıl yanıyor?”
“Uzay boşsa ses neden gitmiyor ama ışık gidiyor?”
“Yerçekimi görünmüyorsa gerçek değildir.”
“Mikrop dediğiniz şeyi kim görmüş?”
“Virüs canlı bile değil, o zaman nasıl hasta ediyor?”
“Bilim her yıl değişiyor, o yüzden güvenilmez.”
“Bilim adamları da hata yapıyor, demek ki hepsi yanlış olabilir.”
“Bilim insanları gerçeği saklıyor olabilir.”
“Evrim aslında büyük bir akademik propaganda.”
“NASA uzayı olduğundan farklı gösteriyor.”
“Bilim insanları fon almak için böyle söylüyor.” •Günlük Hayatta Komik Kaçan Sorular
“Dünya dönüyorsa neden rüzgâr sürekli aynı yönde esmiyor?”
“Yerçekimi varsa kuşlar neden düşmüyor?”
“Her şeyin bir sebebi varsa evrenin de sebebi olmalı.”
“Evrim varsa hayatın anlamı kalmaz.”
“Maymun akıllıysa neden üniversiteye gitmiyor?”
“Bilim adamları Tanrı’yı mikroskopta göremedi diye yok sayıyor.”
“Bilim her şeyi açıklayamaz, o zaman hiçbir şey açıklayamaz.”
“Evrim doğruysa neden insanlar hâlâ evrimleşmiyor?” •Evrimin milyonlarca yıl süren süreç olduğu unutulur.
“Evrim olsaydı her hayvan değişirdi.” •Evrimin her türde aynı hızda gerçekleşmediği göz ardı edilir.
“Evrim doğruysa bütün canlılar birbirine benzer olurdu.” •Evrimsel dallanma (filogenetik ağaç) yanlış anlaşılır.
“Ara fosiller varsa neden müzelerde sadece birkaç tane var?” •Aslında binlerce ara form fosili vardır. Örneğin:Tiktaalik
“Evrim doğruysa köpek bir gün kedi olur.” •Türleşme mekanizması yanlış anlaşılır.
“Evren genişliyorsa nereye genişliyor?” •Uzayın başka bir boşluk içinde olması gerektiği varsayılır.
“Evren genişliyorsa neden galaksiler çarpışıyor?” •Yerel kütleçekimi etkileri göz ardı edilir.
“Büyük patlama olduysa ses neden duyulmadı?” •Patlama kelimesi yanıltıcıdır; uzay boşluğunda ses yayılmaz.
“Evren sonsuzsa sınırı nerede?” •Sonsuzluk kavramının matematiksel anlamı karıştırılır.
“Dünya dönüyorsa neden uçaklar sürekli doğuya gitmiyor?”
“Dünya yuvarlaksa ufuk neden düz görünüyor?”
“Dünya dönüyorsa topu yukarı atınca neden geriye düşmüyor?”
“Dünya saatte binlerce kilometre dönüyorsa bunu hissetmemiz gerekmez mi?”
“Yerçekimi görünmediği için gerçek değildir.”
“Boşlukta hareket için itici güç gerekir.” •Newton mekaniği yanlış anlaşılır.
“Uzay boşluksa roketler nasıl hareket ediyor?”
“Bakteriler evrimleşseydi artık tamamen farklı olurdu.”
“Virüs canlı değilse nasıl çoğalıyor?”
“Bilim insanları gerçeği açıklasa düzen bozulur.”
“Bilim insanları hep aynı şeyi söylüyorsa kesin anlaşmışlardır.”
“Her şeyin sebebi varsa bilimin de bir sebebi olmalı.”
“Bilim açıklayamadığı şeyi reddeder.”
“Bilim kesin değilse güvenilmezdir.”
“Evrim doğruysa neden maymunlar vergi ödemiyor?”
“Bilim adamları her şeyi biliyorsa yarın hava kesin neden değişiyor?”
“Evren genişliyorsa benim oda neden büyümüyor?”
“Kara delik varsa neden her şeyi çekip bitirmiyor?”
“Uzay boşsa uydular neden düşmüyor?”
“Uzayda oksijen yoksa Güneş nasıl yanıyor?”
“Bilim her şeyi açıklıyorsa neden hâlâ soru soruyoruz?”
=======================
General Ludenforf 1931 yılında yazdığı kitabında bir sonraki dünya savaşının kimler tarafından çıkarılacağını açıklarken bunda da ana kaynağın farklı ülkelerde değişik adlarla yerleşik olan Yahudileri işaret etmiştir.
Yahudilerin ısrarla reddettikleri Siyon Prokotollerinde ifade edilen kararların zaman içinde gerçekleştirildiği ortaya çıktıkça bu red ve inkar politikasının doğru olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
ABD otomotiv dünyasının büyük ismi Henry Ford 21 Şubat 1921 tarihinde protokoller hakkında şu cümleyi ifade etmiştir.
“Protokoller hakkında yegane söyleyeceğim şey, halihazırda cereyan etmekte olan olaylara tıpatıp uyduklarıdır.
Şu ana kadar dünyada cereyan eden hadiselere uyuyorlar.
Ve şu anda dahi uyuyorlar.” Bugüne bakacak olursak bu protollerden yedincisi içinde yer alan önemli bir cümle geleceğimizin karanlık ve acı günlerle dolu olabileceğini düşündürüyor.
“Bize muhalefet eden devletlere, komşuları tarafından harp açtırabilecek durumda olmalıyız.
Eğer bu komşu devletler de bize karşı birleşirlerse, bir DÜNYASAVAŞI çıkarmalıyız.” Gelecek karanlık görünüyor…
Kaynaklar:
1.İnternational Jewry, Henry Ford 2. The protocols of the meetings of the learned elders of Zion, Sergius Nilus 3. 1932 senesinde yeni bir cihan harbi, General Ludendorf Dr.
Vedat Köseoğlu
=======================
https://
x.com/i/status/2030769049798406234
=======================
Tüm sanıklar İmamoğlu’nu ayakta alkışladı.
Özel:Hakim hakaretle başlıyor, itibarsızlaştıracak ses tonuyla konuşuyor.
Reddi hakim taleplerine ret İmamoğlu kürsüye yürüdü:
Derdiniz benimle bu insanları serbest bırakın.
=======================
Bunun, Donald Trump ve Amerika için ciddi bir hata olacağı ifade edildi.
► GBU-43/B MOAB, ABD’nin en büyük konvansiyonel (nükleer olmayan) bombalarından biridir.
“Mother of All Bombs” yani “Tüm Bombaların Anası” olarak bilinir.
Temel Teknik Özellikler Ağırlık:~9.800 kg (yaklaşık 9.8 ton)
Uzunluk: 9.17 metre
Çap:1.03 metre
Patlayıcı türü: H-6 (RDX + TNT + alüminyum karışımı)
Patlayıcı miktarı: yaklaşık 8.4 ton
Etkili yarıçap: yaklaşık 1–1.5 km
Patlama gücü: yaklaşık 11 ton TNT eşdeğeri Nasıl Atılır?
Normal savaş uçaklarından değil, MC-130 özel operasyon uçağından atılır.
Bombanın arkasında paraşüt sistemi vardır.
Uçaktan bir palet üzerinde bırakılır ve GPS ile yönlendirilir.
Etkisi Devasa basınç dalgası oluşturur.
Geniş alanı aynı anda tahrip eder.
Mağaralar, tüneller, yeraltı sığınakları ve geniş alan hedefleri için tasarlanmıştır.
İlk Kullanım 2017 yılında Afganistan’da kullanıldı.
Nangarhar bölgesinde yeraltı tünel ağlarına karşı atıldı.
=======================
Qaani’nin şu an İsrail’de olduğu doğrulandı.
=======================
► 4 füzeleri Tel Aviv’de hedefleri vuruyor.
Demir Kubbe’nin tamamıyla devre dışı kaldığı gözlemleniyor.
https://
x.com/i/status/2030416309582721414
=======================
=======================
=======================
“Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suud‘daki ABD üsleri, gezegenin en büyük askeri tesislerinden bazıları” "ABD Tarihinin En Büyük Yıkımıyla Karşı Karşıya" "Pearl Harbor’dan Bu Yana En Büyük Kayıp"“Trilyon $ Yatırımlar Yok Edildi.” ➖Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan’daki Amerikan üsleri, ABD’nin gezegenin herhangi bir yerindeki en büyük askeri tesislerinden bazılarıdır.
➖Bunlar, inşa edilmesi milyarlarca değil, trilyonlarca dolara mal olan varlıklardır.
➖Çünkü size hatırlatmam gerekir ki, ABD savunma bütçesi yılda neredeyse 1 trilyon dolardır.
➖Bunların hiçbiri bir yılda inşa edilmedi; bunlar onlarca yıl boyunca inşa edildi.
➖Bu, 30 yıl veya daha fazla süren Amerikan askeri harcamalarının büyük bir kısmının duman olup uçtuğunu gördüğümüz şeydir.
➖Tanesi yüz milyonlarca dolar veya bir milyar doların üzerinde olan radarların bir anda yok edildiğini görüyoruz.
➖Askeri üslerin tamamen terk edildiğini, yakıldığını, harap edildiğini ve yok edildiğini görüyoruz.
➖Amerikan askeri tarihine dair bilgilerimden yola çıkarak söylüyorum ki —bir uzman değilim ama tamamen cahil de değilim—:
➖ABD, Pearl Harbor dışında tüm tarihinde hiç bu kadar büyük bir yıkıma uğramamıştı.
➖Ve bu sadece bir kez, bir günde oldu.
➖Normal bir savaşta hiçbir düşman, İranlıların şu anda ABD ordusuna yaptığını yapmamıştır.
➖Şu anda.
➖Bu, hâlâ inanılamayacak kadar öte bir durum.
➖Bu, inanca meydan okuyor.
➖Askeri durum o kadar kötü ki —bu tarif ettiğim ilk savaş— sansür, bu savaşla ilgili neredeyse her yeni bilgi akışını engelliyor.
➖Fark ettiyseniz, her geçen gün buna daha az maruz kalıyoruz.
https://
x.com/i/status/2030656298425958703
=======================
Savaşın pornografisi ve Orwell’in alegorik başyapıtları Benim Orwell’den anladığım şu:
Eğer insan olmayanlar nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyorsa, bu insan olanlar da nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyor anlamına geliyor.
Bu ikisi birbiriyle ilişkili.
Orwell savaşlarda, sömürgelerde bizzat yaşadıkları, gözlemledikleri ile insan olanlarla olmayanlar arasında herhangi bir farkın anlamsızlaştığını, olmadığını gördü.
Kitaplarında nesneleştirici şiddetin bu ikisiyle ilişkili olduğunu göstermiş oldu.
Bu yüzden Orwell’in bu alegorik baş yapıtı -tıpkı zamansız sanat yapıtları gibi- belli bir bağlama ait değilmiş gibi gözüküyor ve zamana direniyor ve sürekli güncelleniyor.
09 Mart, 2026, Pazartesi
Donald Trump:
"Hakkımda ‘savaşı hemen bitirecek, o sıkılır’ diyorlar.
(Ama savaş benim için) Hiç sıkıcı değil." Savaştan hoşlanan, keyif alan ve aynı zamanda da kendisini barışı savunan bir kişi gibi gören bir ABD başkanı…
Bu sözler dünyada nasıl bir yankı yaratıyor?
Kimileri “Trump bu, o böyle saçmalıklar yapar” diyor.
8 ile 12 yaş arasındaki 160’dan fazla kız öğrencinin bombalanan bir okulda feci bir şekilde can verdiği günlerde Trump’ın bu iğrençlik ötesi sözleriyle aklı başında olan herkesin sarsıldığını tahmin ediyorum.
Ama zannedersem kendisi pek sarsılmıyor.
Bir taraftan masum insanların üzerine bombalar yağdırırken diğer taraftan barıştan söz edebiliyor.
Yaptıkları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne kendisinin aday gösterilmesini hayal etmesi, ya da “Barış Komitesi” ile kendisi gibi karar vericilerin üzerinde kendisine ayrı bir pozisyon biçmesi.
Şiddet yoluyla oyunun kurallarını koymaya çalışması.
Canlı yayınlarda şehirlerde patlayan bombalar, göğe yükselen dumanlar, yıkılan binalar, parçalanan insanlar…
Bunların televizyon kanallarında yayınlanan dizilerden, savaş filmlerinden yani kurmacalardan hiç bir farkları yok.
Trump kendisini bir müsabakadaymış gibi hissediyor.
Savaş onun için bir oyun.
Çoklu ekranlardaki canlı görüntülerle savaş tıpkı bir müsabaka gibi izleniyor.
Dikkatler başka yere çekilerek, müzakereler arasında İranlı üst düzey yöneticileri gafil avlandığında onlar da gol atmış futbolcu gibi seviniyor.
Bir oyun gibi algılıyor ve sürekli “her şey çok iyi gidiyor” demekten geri kalmıyor.
Felaket başka türlü nasıl bu kadar kolay izlenebilir?
Bu dolaysızlık durumuna “savaşın pornografisi” deniyor.
Pornografinin özelliği bakan göz ile nesnesi arasındaki ayrımı ortadan kaldırması ve imgeler karşısında “gözüne ışık tutulan bir tavşan gibi” izleyiciyi felç etmesi.
Ekran başında mıhlanıp kalmış olan seyirci gerçek ile kurmaca arasındaki farkı yitiriyor.
Gördükleriyle arasında mesafenin kalmadığını zanneden özne nesneleştirilmiş hale geliyor.
Üstelik bu pornografik şiddet kurgulayıcı ile izleyiciyi sanki eşitmiş gibi gösteren, failin gözüyle izleyicinin bakışını örtüştüren, felaketin tanıklığını dahi ele geçirecek kadar iğrençleşen bir oyun.
Özneyi nesneye dönüştürmeye ve kendi bakışı doğrultusunda biçimlendirmeye çalışacak kadar hem totaliter, hem de onunla aynıymış gibi kendisini gösterecek kadar haysiyetsiz…
Bu yüzden olmalı ki bakışla görülen arasında mesafe koyan, sorgulatan alegorik imgelemin gerçeklik imgeleminden daha sorgulatıcı ve düşündürücü olduğuna işaret etmek gerekiyor.
“Savaş Barıştır”, “Özgürlük Köleliktir” ve “Cehalet Güçtür” Son günlerde ünlü yazar George Orwell’in “1984” adlı baş yapıtına referans veren kişilere sıklıkla rastlanıyor.
Orwell’in 1948’de yazdığı karşı-ütopya denebilecek bu roman sanki günümüzü anlatıyor.
Rejimlerin düşünceler üzerinde nasıl hegemonik bir sistem kurduklarını, barış, özgürlük, hakikat gibi kavramları nasıl eğip büktüklerini parlak bir hicivle anlatan zamansız bir başyapıt.
Bu arada hatırlatalım, 1950’li yıllarda bu ünlü roman Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çevirtilip yayınlanmış, okulların müfredatı içinde yer almış.
“Soğuk Savaş” dönemi koşullarında Sovyetler Birliği’ni eleştirdiği düşünülerek.
Buna karşılık bu tür alegorik yapıtların kendilerini güncelleme kapasitelerinin olduğu da hesaba katılmalı.
Nitekim bugün de öyle de oluyor.
Trump insanların gözüne baka baka aslında şunu söylüyor:
“Kendinizi huzurlu ve başarılı hissetmeniz, yani barış için hepinizin savaşa ihtiyacı var.
“Ancak çatışmalarla insanlar birbirini boğazladıkları sürece barıştan söz edilebilir, düzen istikrara kavuşur.
“Savaş Barıştır”.
Çünkü çatışmalar, düşmanlıklar olmadan eşitsizlikleri, haksızlıkları gizlemek mümkün değildir.
“Özgürlük Köleliktir.” Çünkü kitleler kendilerini özgürleştirdiklerini düşünürken köleliği, başkalarına yapılan eziyeti görmezler.
Nihayet “Cehalet Güçtür”, çünkü kitleler kendilerini temsil ettiğini zannettikleri iktidarlara teslim olurken, onun eteğine yapışan medyanın ve hakikat sınıfının kendi çıkarlarını savunan bir zümreye dönüştüğünü fark etmezler.
Orwell’in 1945’de yayınlanan “Hayvan Çiftliği” (Animal Farm) başlıklı kitabı ise hayvanlar alemi alegorisiyle iktidarların değiştiğini, devrimlerin gerçekleştiği ama şiddetin, sömürünün hiç değişmediği bir dünyayı anlatıyor.
Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar kendilerini sömüren insan efendilerini deviriyorlar.
Adalet ve eşitlik için yola çıkıyorlar.
Ancak iktidar düşkünü domuzlar, zamanla bütün idealleri tersine çevirerek çiftlikte eskisinden daha acımasız ve baskıcı bir diktatörlük kuruyorlar.
Lise yıllarında okuma fırsatı bulduğum bu kitapta yer alan hayvanlar ve özellikle de bütün hayatı boyunca yağmurda çamurda araba çeken ve ihtiyarlayıp güçten düşünce de aldatılıp kasaba kıyma yapılmak üzere verilen “At Boxer” beni hep düşündürmüştür.
“Hayvanlar Çiftliği” allegorik bir yapıt ama nereye kadar?
Uzun zamandan beridir “sahi bu Orwell’inki de yalnızca bir allegori (ya da mecaz) midir” diye sormaktan kendimi alamıyorum.
“Hayvanlar Çiftliği” görünüşte evet, allegorik bir yapıt ama nereye kadar?
İnsan olanların da tıpkı “At Boxer” - ya da insan olmayanlar- gibi kolayca köleleştirilmesini, nesneleştirilmesini sağlayan ortak özellik ne olabilir diye düşünüyorum.
Ayrıca Orwell’in romanındaki insan olmayanların da insan olanlar gibi isyan ettikleri, iktidarı ele geçirdiklerinde ve hatta düzeni değiştirdiklerini zannettiklerinde bile kölelikten, sömürüden kurtulamadıklarını dikkate alırsak?
Hep itaat eden, kolayca oyuna getirilen, en büyük haksızlıklar karşısında bile itiraz etmeye bile yeltenmeyen “At Boxer” kapitalist gerçekliğin, yani bu kurmaca dünyanın nesneleştirilen, köleleştirilen öznelerini temsil ediyor olabilir mi?
Bugünden bakıldığında Karl Marx’ın kapitalizmi sınıfsal bir perspektifle analiz ettiği tarihteki en büyük eksikliği acaba insanmerkezci (antroposantrik) yaklaşımı olabilir miydi?
Kapitalizmi, sömürüyü, eşitsizliği insanmerkezci bir biçimde okuması mıydı?
Onun fikirlerini savunduklarını zannedenler acaba bu nedenle mi kendilerini kolayca kapitalist gerçekçiliğin içinde buluverdiler?
Benim Orwell’den anladığım şu:
Eğer insan olmayanlar nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyorsa, bu insan olanlar da nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyor anlamına geliyor.
Bu ikisi birbiriyle ilişkili.
Orwell savaşlarda, sömürgelerde bizzat yaşadıkları, gözlemledikleri ile insan olanlarla olmayanlar arasında herhangi bir farkın anlamsızlaştığını, olmadığını gördü.
Kitaplarında nesneleştirici şiddetin bu ikisiyle ilişkili olduğunu göstermiş oldu.
Bu yüzden Orwell’in bu alegorik baş yapıtı -tıpkı zamansız sanat yapıtları gibi- belli bir bağlama ait değilmiş gibi gözüküyor ve zamana direniyor ve sürekli güncelleniyor.
Buna karşılık kendisinin simgesel bir kurgu olduğunu gizleyen, kapitalist gerçeklik nesneleştirdiklerinin yeni bedenlere kavuşan hayaletler gibi yaşanan felaketlerle geri dönmesine neden oluyor.
Birbirleriyle zincirleme ilişkiler içinde karşılaşılan iklim krizi, afetler, savaşlar gibi felaketlerle.
https://
www.yeniarayis.com/yazi/savasin-pornografisi-ve-orwellin-
alegorik-basyapitlari-12791
=======================
Epstein’den Büyük İsrail’e 6 Mart 2026 İsrail güçleri, 24 Şubat 2026’da Batı Şeria’daki Cenin’de Lubben ve Yaben kasabalarına baskın düzenleyerek birkaç Filistinliyi gözaltına aldı.
[İssam Rimawi - Anadolu Ajansı] Sarmad İşfaq tarafından ABD Kongresi, Nicolás Maduro, İran’daki isyanlar, Jeffrey Epstein ve Suriye’nin yıkımının ortak noktası nedir?
Siyonizm ve İsrail, 1948’den önce bile soykırım, yabancı müdahale, bal tuzağı, sahte bayrak operasyonları ve diğer iğrenç planların ön saflarında yer almıştır - ancak bu durum on yıllarca ana akım medya tarafından gizlenmiştir.
Bununla birlikte, Gazze’deki son soykırım, İsrail’in iğrenç suçlarını ve ihlallerini gün yüzüne çıkardı.
Bu makale, Gazze soykırımının dışında dünyadaki en önemli Siyonist operasyonlardan bazılarını vurgulamaktadır.
Müşterileri: dünyanın dört bir yanından elit politikacılar, kraliyet ailesi üyeleri, girişimciler, ünlüler ve bilim insanları.
Gözden düşmüş Yahudi medya patronu ve politikacı Robert Maxwell, İsrail’in ateşli bir destekçisiydi.
Biyografi yazarları, "Robert Maxwell, İsrail’in Süper Casusu" adlı kitaplarında, 1960’larda İsrail istihbaratı tarafından işe alındığını ve Mossad için İsrail teknoloji şirketleri satın almaya başladığını anlatıyorlar.
Ayrıca birçok İsrail yanlısı gazetenin sahibiydi ve Henry Kissinger’ı en yakın arkadaşlarından biri olarak göstererek İngiltere milletvekili oldu.
Ölümünden sonra, görkemli cenazesine İsrail elitleri katıldı, "aralarında İsrail istihbarat örgütlerinin yaşayan altı başkanı da vardı." İsrail Başbakanı Yitzhak Shamir onu şu sözlerle övdü:
"Robert Maxwell, bugün söylenebileceklerden çok daha fazlasını İsrail için yaptı." Yıllar sonra, Robert’ın kızı Ghislaine ve Epstein, suç ve rezillik ortakları olacaklardı.
Ghislaine ve Epstein çocuk cinsel istismarı ve insan ticareti yaparken, son derece etkili bazı arkadaşlarının da aynı ahlaksız faaliyetlerde bulunduğu iddia ediliyor.
Bu etkili ağ ve Epstein dosyaları, daha önce çocuk cinsel istismarcısına yakın olan ABD başkanı için bir baş ağrısı haline geldi.
Trump’ın Epstein dosyalarını yayınlama konusundaki isteksizliği açıkça ortadayken, Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası yönetimi zorladı ve Eylül-Aralık 2025’te 33.000 sayfa ve Ocak 2026’da 3 milyondan fazla sayfa yayınladı;
bu dosyalarda Bill Gates, Trump, Les Wexner, Bill Clinton, Stephen Hawking, Noam Chomsky vb.
isimlerden bahsediliyor.
İran ile bölgesel savaş sırasında İsrail baskınları Batı Şeria’da artıyor
Bu belgeler ayrıca Epstein’ın Mossad ile olan bağlarını da ortaya koyuyor.
Dosyalar, bir FBI raporu aracılığıyla, gizli bir muhbirin "Epstein’ın Mossad’ın işbirlikçi bir ajanı olduğuna ikna olduğunu" aydınlatıyor.
Rapor, Epstein’ın bir casus olduğunu iddia ediyordu.
Dahası, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile olan ilişkisi de aydınlatıcı oldu;
zira ikili sık sık görüşmekle kalmadı, Epstein Barak için bir "süper bağlantı kurucu" gibi davranarak onu Steve Bannon, Sultan Ahmed Bin Süleyman, Woody Allen ve daha birçok kişiyle tanıştırdı.
Epstein ve Barak 2013 ile 2017 yılları arasında yaklaşık 30 kez görüştüler.
Bunun dışında, son belgeler Epstein’ın İsrail Savunma Kuvvetleri Dostları (FIDF) ve Yahudi Ulusal Fonu’na (JNF) yaptığı cömert bağışları da ortaya koydu;
bu gruplara sırasıyla 25.000 ve 15.000 dolar bağışta bulundu.
Epstein dosyalarının bu son bölümü yayınlanmadan önce bile, birçok kişi aynı Siyonist/Mossad bağlantılarına işaret ediyordu.
Örneğin, İsrail Askeri İstihbarat Müdürlüğü’nün eski üst düzey yöneticisi Ari-Ben Menashe, bir röportajda, “Bence Amerikalılar bir bakıma İsrailliler tarafından tuzağa düşürüldüler.
Jeffrey Epstein, onları tuzağa düşürmek için kullandıkları araçlardan biri” dedi.
Aynı röportajda, Trump’ın İsraillilerden kadınlar ve mali konularla ilgili olarak aleyhine söyleyebilecekleri şeyler yüzünden korktuğunu iddia etti.
Narativ ile yaptığı başka bir röportajda ise, 1980’lerin ortalarında Epstein ile Robert Maxwell’in kendisi tarafından tanıştırıldığını iddia etti.
Ayrıca, 1980’lerde Epstein ve Ghislaine Maxwell ile tanıştığını ve ikisinin de o dönemde İsrail istihbaratıyla çalıştığını anlattı.
Dahası, “Adaletin Çarpıtılması: Jeffrey Epstein Hikayesi” kitabının yazarı Miami Herald araştırmacı muhabiri Julie K.
Brown, Times of Israel ile yaptığı bir röportajda, “Epstein’ın [İsrail istihbarat topluluğuyla] bağlantıları olması ihtimal dışı değil” dedi.
Epstein, 2005 yılında ilk kez çocuk kaçakçılığıyla suçlandı, ancak o dönemde federal savcı olan Alex Acosta’nın mimarı olduğu bir kovuşturma yapılmama anlaşmasıyla sadece 13 ay hapis yattı.
Bir Beyaz Saray çalışanı, Acosta‘nın "Bana Epstein’ın ‘istihbarata ait olduğu’ ve ona dokunmamam gerektiği söylendi" dediğini iddia etti.
Ghislaine Maxwell’in "kızların çoğunu Epstein’ın istismarı için kolay para, mankenlik kariyeri ve eğitim yardımı vaatleriyle kandırdığı" anlaşılıyor.
MintPress’e konuşan eski bir ABD istihbarat yetkilisi, Epstein’ın siyasi hedefleri tehlikeye atmak/şantaj yapmak için yasadışı yollarla finanse edildiğini açıkladı.
Bu, Epstein skandalını belki de tarihteki en kapsamlı ve sonuçları en ağır şantaj operasyonlarından biri haline getiriyor.
Epstein’ın duruşmasından önce ölme şekli bile, intihar olmayabileceğini düşündüren kanıtlarla birlikte, daha fazla şüphe uyandırmak için yeterli.
İncil geleneklerine dayanarak, bazı Siyonistler İsrail’in sadece şu anda işgal ettiği topraklara değil, aynı zamanda Gazze Şeridi, Batı Şeria, Suriye, Mısır ve Lübnan’ın bazı bölgelerine de doğuştan gelen bir hakkı olduğunu savunuyorlar.
Netanyahu’nun aşırı sağcı rejiminde yankı bulan bu utanç verici felsefe, İsrail’in varlığından çok önce, Theodor Herzl’in günlüklerinde İsrail’in "Mısır Nehri’nden Fırat’a kadar" uzanması gerektiğini yazmasıyla başlamıştır.
Büyük İsrail projesi, devletin DNA'sının ayrılmaz bir parçasıdır;
Netanyahu’nun Likud partisinde bu kavram, kurucu tüzüğe "Akdeniz ile Ürdün Nehri arasında sadece İsrail egemenliği olacaktır" diyerek yerleştirilmiştir.
Netanyahu hükümetindeki Bezalel Smotrich gibi irinistler, İsrail’in sınırlarının Suriye’nin başkenti Şam’ı da içermesi gerektiğini sevinçle savunuyorlar.
Filistin‘in pahasına İsrail’i övme modasına uygun olarak, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, yakın zamanda tartışmalı bir şekilde, İsrail’in Orta Doğu’nun tamamını ele geçirmesi durumunda "sorun olmayacağını" söyledi.
Büyük İsrail ideolojisi, Orta Doğu’nun ve ötesinin tarihsel ve çağdaş yıkımını göz önünde bulundurulduğunda, düşünüldüğü kadar fantastik değildir.
Tehlikeli olmadığı düşünülen ülkeler için, barış antlaşmaları (Ürdün ve Mısır’a bakınız) veya İbrahim Anlaşmaları (BAE, Sudan vb.) yoluyla daha yumuşak bir yaklaşım benimsenmektedir - en azından şimdilik.
Öte yandan Suriye, Lübnan, İran ve Irak gibi ülkelere ise saldırgan bir şekilde davranılmaktadır.
Irak’a gelince, John Mershaimer ve Stephen Walt’ın çığır açan eseri "İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası", ".
[Irak] savaşının büyük ölçüde İsrail’i daha güvenli hale getirme arzusundan kaynaklandığını" vurgulamaktadır.
O dönemde eski Başbakan Netanyahu, Kongre önünde Saddam’ın devrilmesinin bölge genelinde olumlu yankılar yaratacağını ifade etmişti.
O zamanlar İsrail Başbakanı olan Ariel Şaron, Irak‘ın kitle imha silahlarıyla ilgili olarak ABD’ye önemli miktarda istihbarat sağlamıştı;
bu istihbaratın daha sonra yanlış olduğu ortaya çıkmıştı.
Dahası, AIPAC ve Washington’daki İsrail yanlısı neo-muhafazakarlar da Bush’u Irak’ı işgal etmeye zorlamıştı;
bu da yüz binlerce Iraklının ölümüne yol açmıştı.
Bu, Amerika’nın İsrail’e olan sürekli bağımlılığının bir örneğidir.
Suriye askeri altyapısının bombalanması, İsrail birliklerinin Suriye’ye girmesi ve Beşar sonrası bir tampon bölge oluşturması da, belirtilen Büyük İsrail hedefine doğru atılmış önemli bir adımdır.
Aslında, ülke Beşar’ın devrilmesinden bu yana yüzlerce kilometrekarelik alanı işgal etmiş, Hermon Dağı’nın Suriye tarafını ele geçirmiş ve Kuneytra ve Daraa vilayetlerindeki önemli kasabalarda askeri üsler kurmuştur.
Bu, İsrail’in 1967’de Suriye’nin Golan Tepeleri’ni ilhak etmesinin üzerine geliyor.
İsrail Hava Kuvvetleri de cezasız bir şekilde hareket ediyor;
Suriye Dışişleri Bakanı, ülkenin Aralık 2024’ten bu yana 1000 İsrail hava saldırısına maruz kaldığını iddia ediyor.
Şu anda Lübnan’da, İsrail hükümeti ülkeyi düzenli ve yasadışı bir şekilde bombalamakla kalmıyor, aynı zamanda bazı stratejik Lübnan tepelerini de ele geçirmiş durumda.
Hatta aşırılıkçı bir İsrail yerleşimci grubunun Güney Lübnan sınırını geçerek "sözde genişleme bayrağı altında genişleme çağrısında bulunduğu" bir olay bile yaşandı.
“Büyük İsrail”.
IDF askerlerinin üniformalarında da Büyük İsrail haritası görüldü ve bu durum kısa sürede viral oldu.
Batı Şeria ve Gazze söz konusu olduğunda, İsrail yerleşimci grupları, ülkenin en aşırı sağcı hükümeti tarafından desteklenip cesaretlendirilerek yavaş ama istikrarlı bir şekilde toprakları aşındırıyorlar.
Örneğin, İsrail kabinesi yakın zamanda Yahudi İsraillilerin Batı Şeria’da toprak satın almalarına izin veren önlemleri onayladı.
Maliye Bakanı Smotrich utanmazca “Filistin devleti fikrini öldürmeye devam edeceğiz” derken, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz “Yerleşimi İsrail hükümet politikasının ayrılmaz bir parçası olarak yerleştiriyoruz” diye detaylandırdı.
İkincisi ayrıca IDF'nin Gazze’yi “asla terk etmeyeceğini” ve kuzeyde yerleşimler inşa edileceğini söyledi.
Bu nedenle, bu sapkın Büyük İsrail felsefesinden hala habersiz olanlar için, bunun artık marjinal bir inanç değil, günümüz gerçeği olduğu açıkça görülmelidir.
İran İsyanları, 12 Günlük ve Güncel Savaş Çoğu analist İran’ın Protestolar ekonomik zayıflık, enflasyon ve su kaynaklarının yetersizliği nedeniyle başladı, ancak camilerin ve türbelerin bile yakıldığı isyanlar oldukça sıra dışıydı ve dış müdahale konusunda soruları gündeme getirdi.
Mossad’ın İran’daki neredeyse tek tip nüfuzunu (tarihsel ve yakın zamanda görüldüğü gibi) göz önünde bulundurarak, protestoların isyanlara dönüşmesinin bu kurum tarafından istismar edildiğini söylemek abartı olmaz.
En büyük kanıtlardan biri, eski CIA direktörü ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun protestolar sırasında attığı şu tweet’ti:
"Sokaklardaki her İranlıya mutlu yıllar.
Ayrıca yanlarında yürüyen her Mossad ajanına da." Garip bir şekilde, bu tweet, Mossad bağlantılı bir hesabın İranlı protestoculara attığı şu tweet’ten günler sonra geldi:
"Birlikte sokaklara çıkın.
Zaman geldi.
Sizinleyiz.
Sadece uzaktan ve sözlü olarak değil." "Sahada sizinleyiz." Bu, ajansın İran içinde aktif olduğuna dair nadir ve şok edici bir itiraftı.
Tweet’leri bir kenara bırakırsak, Mossad’ın ülkedeki yerleşmesi, 2025’teki 12 günlük İsrail-İran savaşı sırasında nasıl faaliyet gösterdiğiyle karakterize edildi.
İsrail’in başlattığı savaş sırasında, "Mossad, İsrail’in 13 üst düzey İranlı askeri yetkiliden dokuzunu ve yaklaşık bir düzine İranlı nükleer bilim insanını öldürmesinde ön saflarda yer aldı".
Dahası, Mossad, Yükselen Aslan Operasyonu’nda sadece insan casusları değil, insansız hava araçlarını da kullandığını itiraf etti.
Hatta ajans, İran’da Mossad ajanlarının insansız hava araçları ve füzeler monte ettiğini gösteren görüntüler yayınladı - İran içinde bir insansız hava aracı üssü bile kuruldu.
İsrail ordusu savaşta 436 İranlı sivili öldürdü (İran’ın 28’ine kıyasla) ve 12 gün içinde İran’ın askeri ve hükümet liderliğinin çoğunu da ortadan kaldırdı.
Filistinli çocuklar İsrail baskınlarında yaralandı, yasadışı yerleşimciler Batı’da saldırılarını artırdı Banka ABD-İsrail ittifakı tarafından yürütülen devam eden savaşa gelince, bu da Büyük İsrail projesinin bir parçasıdır.
İsrail ve ABD bombardımanları, (bu yazının yazıldığı sırada) sadece birkaç günlük çatışmada 1000’den fazla sivili öldürdü;
bunların arasında 183 çocuk da bulunuyor - çocukların çoğu Minab Okulu grevinde hayatını kaybetti.
Ayrıca İran’ın Yüksek Lideri ve ailesinin üyelerine de suikast düzenlediler.
Savaş şiddetlendikçe kayıplar hızla artıyor ve yüz binlerce İranlı yerinden edildi.
İran, bölgedeki ABD askeri üslerine ve İsrail’e saldırarak misilleme yaptı ve Siyonist saldırganlık nedeniyle en az 16 ülke bu çatışmaya dahil oldu.
Marco Rubio, İsrail’in İran’a saldırmaları konusunda İran’ı zorladığını kabul etti;
ancak tepkiler nedeniyle geri adım attı.
İsrail ayrıca Lübnan’daki saldırılarını yoğunlaştırmaya ve şehirlerini yerle bir etmeye başladı.
İsrail Savunma Kuvvetleri yaklaşık 102 sivili öldürdü ve eylemleri yüz binlerce kişinin yerinden edilmesine neden oldu.
Lübnanlı.
Mike Huckabee bir röportajda Venezuela’daki rejim değişikliği operasyonunun İsrail için büyük bir zafer olduğunu neden ima etti?
Yüzeyde, ABD'nin Venezuela başkanını yakalama motivasyonunun uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek veya petrol açlığını gidermek olduğu görülüyordu, ancak daha derine inildiğinde İsrail’in önemli bir motivasyon kaynağı olduğu ortaya çıkıyor.
2009’dan beri, o zamanlar Hugo Chavez yönetimindeki Venezuela, 2008-09 Gazze Savaşı nedeniyle İsrail ile ilişkilerini kesti.
Venezuela daha sonra Filistin’e daha da yakınlaştı ve onu tanıyan Amerika kıtasındaki ilk ülke oldu.
İran ve Hizbullah ile diplomatik ve ekonomik ilişkiler de gelişti.
Demokrasiyi Savunma Vakfı’ndan Atlantik Konseyi’ne kadar İsrail yanlısı ABD düşünce kuruluşları, Hizbullah ve Hamas’ın Caracas ile ittifakının ABD için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu öne sürdü.
Bu nedenle, Maduro basitçe Chavez’in Filistin yanlısı ve Siyonizm karşıtı dış politikasının genişletilmesinin bir kurbanı.
Dolayısıyla Maduro’yu devirmekle, en azından Tel Aviv’in bakış açısından, İran ve Hizbullah’ın önemli bir müttefiki/uydusu ciddi şekilde zayıflatıldı.
Bu durum, izole bir olay olarak değil, küresel Filistin yanlısı ve İran ağını zayıflatmaya yönelik panoptik bir Siyonist çerçeve olarak ele alındığında daha belirgin hale geliyor:
Suriye rejim değişikliği, Husilerin bombalanması, Hizbullah’ın üst düzey liderliğinin ortadan kaldırılması ve İran protestoları vb.
olaylara bakın.
ABD ve İsrail’in şimdi İsrail yanlısı bir rejim kurmaya çalışacağı açık.
Venezuela’daki ana muhalefet lideri Maria Corina Machado adaylardan biri olabilir.
Yakın zamanda Donald Trump ile görüştü ve kendi Nobel Barış Ödülü’nü ona hediye etti.
ABD'deki birçok milletvekili onun bir sonraki başkan olmasını destekliyor, ancak Trump henüz onu desteklemedi.
Bununla birlikte, Venezuela’nın büyükelçiliğini Tel Aviv’e taşıyacağını ve "Kesinlikle, Venezuela Latin Amerika’da İsrail’in en yakın müttefiki olacak" dedi.
İster halef olarak desteklensin ister başkası, ABD'nin Venezuela’nın benimsediği Filistin yanlısı dış politikanın devamına izin vermesinin hiçbir yolu yok.
Bu strateji, aynı zamanda İsrail’in İsac Anlaşmaları’na da çarpıcı bir şekilde uyuyor;
bu anlaşmalar, Arjantin’in Siyonizm yanlısı başkanı Javier Milei’nin İsrail ile birlikte başlattığı İbrahim Anlaşmaları’nın Latin Amerika versiyonudur.
Greg Pence, makalesinde yerinde bir şekilde şöyle yazıyor:
"İsrail artık sadece bölgesel bir müttefik değil, ABD dış politikasında tehditleri tanımlamak için bir ölçüt haline geldi." Venezuela, savaşçı, aşırı İsrail merkezli ABD dış politikasının son kurbanı oldu.
Son Somaliland tanınması meselesi;
Pegasus gibi İsrail yapımı casus yazılımların kullanımı;
Pakistan’daki Beluç ayrılıkçılarına Mossad ve CIA desteği ve daha birçok şey eksik.
Komplo teorisyenleri birkaç konuda haklıydı:
Elitler tecavüzcü, çocuk istismarcısı ve insan kaçakçısıdır;
Orta Doğu’nun istikrarsızlaştırılması tesadüfi değil, tasarımla gerçekleşmiştir;
Soykırımlar ve rejim değişiklikleri, bunları işleyenler bizi yönetenler olduğunda affedilebilir.
Kontrollü medya, dünyayı karanlıkta ve gerçeklerden habersiz tuttu.
Tüm bu iğrenç gerçekler tek bir şeytana işaret ediyor:
Siyonizm.
Peki, bundan sonra ne olacak?
Sözde dürüstlükleriyle açgözlü Siyonistler, Üçüncü Tapınağı inşa etme, sınırlarını genişletme, Mesihlerini karşılama, Filistinlileri ortadan kaldırma ve Yahudi olmayanlara üstün gelme kehanetlerini yerine getirene kadar durmayacaklar.
From Epstein to Greater Israel March 6, 2026 Israeli forces raid the towns of Lubben and Yaben, detaining several Palestinians during the raid operation on February 24, 2026, in Jenin, West Bank.
[Issam Rimawi - Anadolu Agency] by Sarmad Ishfaq What do the US Congress, Nicolás Maduro, the riots in Iran, Jeffrey Epstein, and the destruction of Syria have in common?
Zionism and Israel have been at the forefront of genocide, foreign interference, honey traps, false flags, and other repugnant schemes since before 1948 – albeit obfuscated for decades by the mainstream media.
However, the latest genocide in Gaza has lifted the veil from Israeli heinous crimes and transgressions.
This article highlights some of the most significant Zionist operations in the world apart from the Gaza genocide.
Their clientele:
elite politicians, royalty, entrepreneurs, celebrities, and scientists from the world over.
A disgraced Jewish media tycoon and politician, Robert Maxwell, was an ardent supporter of Israel.
His biographers narrate in their book “Robert Maxwell, Israel’s Superspy” that he was recruited by Israeli intelligence in the 1960s and that he began buying Israeli tech companies for Mossad.
He also owned many pro-Israel newspapers and became a UK member of parliament, citing Henry Kissinger as one of his closest friends.
After his death, his lavish funeral was attended by Israeli elites, “including no fewer than six living heads of Israeli intelligence organizations.” Israeli Prime Minister Yitzhak Shamir eulogized him in the following words:
“Robert Maxwell has done more for Israel than can today be said.” Years later, Robert’s daughter, Ghislaine, and Epstein would become partners in crime and infamy.
While Ghislaine and Epstein were partaking in child sex and human trafficking, it is also alleged that some of their mega-influential friends were also engaging in the same lascivious activities.
This influential network and the Epstein files have become a thorn in the US president’s side, who was previously close to the child sex offender.
While Trump’s disinclination towards releasing the Epstein files was palpable, the Epstein Files Transparency Act forced the administration’s hand, and it released 33,000 pages in September-December 2025 and over 3 million pages in January 2026 – files that mention Bill Gates, Trump, Les Wexner, Bill Clinton, Stephen Hawking, Noam Chomsky, etc.
Israeli raids surge across West Bank amid regional war with Iran
These documents also showcase Epstein’s own Mossad ties.
The files illuminate via an FBI report that a confidential informant was “convinced that Epstein was a co-opted Mossad agent”.
The report claimed that Epstein was a spy.
Moreover, his relationship with Ehud Barak, former Israeli prime minister, has also been enlightening, as not only did the duo meet frequently, but Epstein acted like a “superconnector” for Barak, where he linked the latter to Steve Bannon, Sultan Ahmad Bin Sulayem, Woody Allen, and many others.
Epstein and Barak met around 30 times between 2013 and 2017.
Apart from this, the recent tranche illuminated Epstein’s generous donations to the Friends of the Israeli Defense Forces (FIDF) as well as the Jewish National Fund (JNF), gifting $25,000 and $15,000 to the groups, respectively.
Even before this recent tranche of Epstein files was released, many have alluded to the same Zionist/Mossad connections.
For example, Ari-Ben Menashe, a former senior executive for Israel’s Directorate of Military Intelligence, stated in an interview that “I believe the Americans are sort of trapped by the Israelis.
Jefferey Epstein is one of their tools to trap them.” In the same interview, he asserted that Trump is scared of the Israelis because of what they might say against him vis-à-vis women and finances.
In another interview with Narativ, he claimed that he was introduced to Epstein by Robert Maxwell himself in the mid-1980s.
Furthermore, he narrated that he met Epstein and Ghislaine Maxwell in the 1980s and that they were both working with Israeli intelligence at that time.
Moreover, Miami Herald investigative reporter Julie K.
Brown, author of “Perversion of Justice:
The Jeffrey Epstein Story,” stated in a Times of Israel interview that “It’s not beyond the realm of possibility that Epstein had connections to the [Israeli intelligence community].” Epstein was charged with child trafficking for the first time in 2005, but he served only 13 months in a non-prosecution deal whose architect was Alex Acosta, then a federal prosecutor.
A White House Staffer claimed that Acosta said, “I was told Epstein ‘belonged to intelligence’ and to leave it alone.” It is understood that Ghislaine Maxwell “lured most of the girls for Epstein’s abuse with promises of easy money, modelling careers, and educational assistance.” Talking to MintPress, a former US intelligence official revealed that Epstein was financed via illicit means so he could compromise/blackmail political targets.
This makes the Epstein scandal perhaps one of the most expansive and consequential blackmail operations in history.
Even the controversial way Epstein died before his trial, with evidence suggesting it might not have been a suicide, is enough to raise further suspicions.
Based on Biblical traditions, some Zionists contend that Israel has a birthright to not only the current land it occupies but also the Gaza Strip, the West Bank, parts of Syria, Egypt, and Lebanon.
This ignominious philosophy, while resonant in Netanyahu’s far-right regime, finds its inception long before Israel existed, with Theodor Herzl writing in his diaries that Israel should run “from the Brook of Egypt to the Euphrates”.
The Greater Israel project is an inveterate part of the state’s DNA – in Netanyahu’s Likud party, this concept was enshrined in the founding charter, saying “between the [Mediterranean] Sea and the Jordan [River] there will only be Israeli sovereignty”.
Irridentists in Netanyahu’s government, such as Bezalel Smotrich, gleefully assert that Israel’s borders should include Damascus, Syria’s capital.
In perpetual fashion to romance Israel at Palestine’s expense, Mike Huckabee, the American Ambassador to Israel, controversially remarked recently that if Israel takes all of the Middle East, “it would be fine”.
The Greater Israel ideology is not as fantastical as one thinks when one considers the historic and contemporary dismantling of the Middle East and beyond.
For the countries deemed not as dangerous, a softer approach is used via peace treaties (see Jordan and Egypt) or the Abraham Accords (UAE, Sudan, and so on) – at least for now.
Countries such as Syria, Lebanon, Iran, and Iraq, on the other hand, are treated belligerently.
Vis-à-vis Iraq, the seminal work “The Israel Lobby & US Foreign Policy” by John Mershaimer and Stephen Walt highlights that “…
the [Iraq] war was motivated in good part by a desire to make Israel more secure.” At that time, former PM Netanyahu testified in front of Congress that toppling Saddam would have positive reverberations across the region.
Ariel Sharon, then the prime minister of Israel, had provided significant amounts of intelligence to the US regarding Iraq’s WMDs, which later turned out to be false.
Furthermore, AIPAC and Washington’s pro-Israel neocons also pushed Bush to invade Iraq – a move that led to the deaths of hundreds of thousands of Iraqis.
This exemplifies America’s perennial vassalage to Israel.
The bombardment of Syrian military infrastructure, as well as Israeli troops entering Syria and creating a buffer zone post-Bashaar is also a significant step towards the stated Greater Israel goal.
In fact, the country has occupied hundreds of square kilometers since Bashar’s ouster, has taken over the Syrian side of Mount Hermon, and has constructed military bases in key towns in the Quneitra and Daraa governorates.
This is on top of Israel’s 1967 annexation of Syria’s Golan Heights.
The Israel Air Force is also acting with impunity, with Syria’s foreign minister claiming that the country has suffered 1,000 Israeli airstrikes since Dec 2024.
Presently in Lebanon, the Israeli government is not only regularly and illegally bombarding the country but has also taken over some Lebanese strategic hilltops.
There was even a case where an extremist Israeli settler group crossed the border into Southern Lebanon and “called for expansion under the banner of so-called Greater Israel”.
IDF soldiers have also been seen wearing a Greater Israel map on their uniforms, which has since gone viral.
When it comes to the West Bank and Gaza, Israeli settler groups have been chipping away slowly yet steadily patroned and emboldened by the country’s most far-right government ever.
For example, recently, Israel’s cabinet approved measures allowing Jewish Israelis to purchase land in the West Bank.
Finance Minister Smotrich shamelessly avowed that “We will continue to kill the idea of a Palestinian state”, while Israeli Defense Minister Israel Katz detailed that “We are anchoring settlement as an inseparable part of Israel’s government policy”.
The latter also said the IDF will “never leave” Gaza and settlements will be built in the north.
Therefore, if one is still incognizant of this perverse Greater Israel philosophy, it should be transparent by now that it is no longer a fringe belief but a present-day reality.
The Iranian Riots, the 12-day & Current War Most analysts agree that the Iranian protests began due to economic frailty, inflation, and lack of water resources, however the riots that ensued, in which even Mosques and Shrines were burnt, were markedly anomalous and have raised questions about outside intervention.
Knowing Mossad’s near-monolithic infiltration in Iran (as witnessed historically and recently), it would not be far-fetched to say that the protests-turned-riots were exploited by the agency.
One huge smoking gun was Mike Pompeo, the former CIA director and Secretary of State, tweeting during the protests, “Happy New Year to every Iranian in the streets.
Also to every Mossad agent walking beside them”.
Oddly enough, this tweet came days after a Mossad-linked account tweeted to Iranian protesters, “Go out together into the streets.
The time has come.
We are with you.
Not only from a distance and verbally.
We are with you in the field”.
This was a rare and shocking admission from the agency that it was active inside Iran.
Tweets aside, Mossad’s entrenchment in the country was characterized by how it operated during the 12-day Israel-Iran war in 2025.
During the war that Israel started, “the Mossad was at the forefront of Israel’s assassination of nine out of 13 top Iranian military officials and around a dozen Iranian nuclear scientists”.
Furthermore, the Mossad admitted that it not only utilized human spies but also drones in Operation Rising Lion.
In fact, the agency released footage showing Mossad agents in Iran assembling drones and missiles – a drone base was even set up inside Iran.
Israel’s military killed 436 Iranian civilians in the war (compared to Iran’s 28) and also eliminated many of Iran’s military and government leadership in the 12 days.
Palestinian children injured in Israeli raids, as illegal settlers step up attacks in West Bank Coming to the ongoing war waged by the US- Israel nexus, this too is a part of the Greater Israel project.
Israel and US bombings have killed over 1000 civilians in just a few days of fighting (at the time of writing this), which includes 183 children – most of the children passed away in the Minab School strike.
They have also assassinated Iran’s Supreme Leader and members of his family.
The casualties are increasing rapidly as the war rages on, and hundreds of thousands of Iranians have been displaced.
Iran has retaliated by attacking US military bases in the region, as well as Israel, and at least 16 countries have become involved in this conflict due to Zionist aggression.
Marco Rubio admitted that Israel forced their hand in attacking Iran;
however, due to the backlash, he backtracked on this.
Israel has also started intensifying its attacks in Lebanon and is razing its cities.
The IDF has killed around 102 civilians, and its actions have caused the displacement of a hundred thousand Lebanese.
Why did Mike Huckabee imply in an interview that the Venezuelan regime change operation was a massive victory for Israel?
On the surface, it appeared that the US’s motive for the capture of Venezuela’s president was to counter drug trafficking or to satiate its gluttony for oil, but digging deeper reveals Israel as a key motivator.
Since 2009, Venezuela, then under Hugo Chavez, severed relations with Israel due to the 2008-09 Gaza War.
Venezuela had then become closer to Palestine, being the first country in the Americas to recognize it.
Diplomatic and economic relations also thrived with Iran and with Hezbollah.
Pro-Israel US think tanks, from the Foundation for Defense of Democracies to the Atlantic Council, have touted that Hezbollah and Hamas’ alliance with Caracas poses a direct threat to the US.
Therefore, Maduro was simply a victim of extending Chavez’s pro-Palestine and anti-Zionist foreign policy.
So in taking down Maduro, a key Iranian and Hezbollah ally/satellite was severely undermined – at least from Tel Aviv’s standpoint.
This becomes more apparent when viewed not as an isolated incident but as a panoptic Zionist framework of weakening the global pro-Palestinian and Iranian network:
see the Syrian regime change, bombardment of the Houthis, the elimination of Hezbollah’s top leadership, and Iranian protests etcetera.
The US and Israel will obviously be looking to set up a pro-Israel regime now.
The main opposition leader in Venezuela, Maria Corina Machado, might be one candidate.
She recently met Donald Trump and gifted her own Nobel Peace Prize to him.
Many legislators in the US back her to be the next president, although Trump has not endorsed her so far.
She, however, has stated that she would relocate Venezuela’s embassy to Tel Aviv and that “Certainly, Venezuela will be Israel’s closest ally in Latin America”.
Whether she is backed as the successor or someone else, there is no way the US will allow a continuation of the pro-Palestinian foreign policy Venezuela adopted.
This stratagem also falls poignantly into Israel’s Issac Accords – the Latin American version of the Abraham Accords, which the pro-Zionist president of Argentina, Javier Milei, launched alongside Israel.
Greg Pence, in his article, aptly writes, “Israel is no longer merely a regional ally but has become the benchmark for defining threats in U.
S.foreign policy”.
Venezuela was the latest fatality of a bellicose, hyper-Israel-centric US foreign policy.
It is missing the recent Somaliland recognition issue;
the use of Israeli-made spyware such as Pegasus;
Mossad and CIA support for Baloch separatists in Pakistan and much more.
The conspiracy theorists were right about a few things:
The elites are rapists, child abusers, and human traffickers;
The Middle East’s destabilization is by design – not circumstantial;
Genocides and regime changes are pardonable when the ones committing them are the ones ruling over us.
The controlled media has kept the world benighted and ignorant of the truth.
All these repulsive facts point towards one devil:
Zionism.
So, what happens next?
The voracious Zionists in their so-called rectitude will not cease until they fulfil their prophecy of building the Third Temple, expanding their borders, welcoming their Messiah, removing the Palestinians, and prevailing over non-Jews.
=======================
=======================
173 askeri esir içinde 1 Albay 2 Yarbay 4 binbaşı 5 yüzbaşı bulunuyor!
Esirler, İran Dışişleri Bakanlığına bağlı bir binada tutuklu bulunuyor!
Sağlık kontrollerinin yapıldığı ve yaralı olanların tedaviye alındığı, misafir muamelesi yapıldığı, kötü muamele yapılmadığı aktarılıyor!
YAPAYZEKA SAVAŞLARINDA İran Açıkara Önde gidiyor!
İran Destekçileride İnanıp Zafer Naraları atıyor!
"Arif’e Deve Türkü Söyler mi Diye Sormuşlar, DINLEYECEKEŞEKBULURSA Ğazel bile Okur demiş!
MİLLETİEŞEK YERİNE niye Koyuyorsunuz kardeşim?"?゚ᆱマ?゚ᆱマ
=======================
=======================
Buradaki yanılsama düzeyi açıklanamaz.
=======================
https://
www.sozcu.com.tr/anadolu-ajansi-israil-e-bomba-satan-firmayi-
oven-haberlerini-kaldirdi-p300175
=======================
Adaletin olduğu yerde korkuya ve yasaklara ihtiyaç yoktur 08.
► CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, Marmara Ceza İnfaz Kurumu çevresinde alınan yasak kararına ilişkin, "Demokratik hukuk devletlerinde yargılama süreçleri yasaklarla değil şeffaflıkla yürütülür.
Unutulmamalıdır ki, adaletin olduğu yerde korkuya ve yasaklara ihtiyaç yoktur.
Demokrasilerde güvenlik, özgürlükleri ortadan kaldırarak değil;
hukuk içinde koruyarak sağlanır.
Hukuk devleti yasaklarla değil, hak ve özgürlüklerle yaşar" dedi.
CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Silivri’de bulunan Marmara Ceza İnfaz Kurumu çevresinde alınan yasak kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tanal, 1 Mart ile 31 Mart tarihleri arasında cezaevi çevresinde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılmasının, basın açıklaması ve röportaj verilmesinin, pankart ve döviz açılmasının, slogan atılmasının ve cep telefonu ile görüntü alınmasının yasaklanmasına tepki gösterdi.
Tanal, söz konusu yasakların Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere müdahale niteliğinde olduğunu belirterek, "Silivri’de bulunan Marmara Ceza İnfaz Kurumu çevresinde 1 – 31 Mart tarihleri arasında toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılmasının, basın açıklaması ve röportaj verilmesinin, pankart ve döviz açılmasının, slogan atılmasının ve hatta cep telefonu ile görüntü alınmasının dahi yasaklanması;
Anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklere açık bir müdahaledir" ifadelerini kullandı.
Tanal, "Türkiye’nin yakın tarihinde Ergenekon ve Balyoz davaları, hatta 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında FETÖ yargılamaları gibi son derece kritik ve hassas davalar Silivri’de görülmüştür" dedi.
Tanal, şunları kaydetti:
"Bu süreçlerde kamuoyu yoğun şekilde davaları takip etmiş, basın açıklamaları yapılmış, vatandaşlar duruşmaları izlemek için cezaevi çevresinde bulunmuştur.
Ancak o dönemlerde bile Silivri çevresinde bir kilometrelik alanı kapsayan, basın açıklamasını, pankartı, sloganı ve hatta görüntü alınmasını yasaklayan bu ölçekte bir karar alınmamıştır.
Bugün böyle bir yasak kararının 9 Mart’ta başlayacak İBB davalarının ilk duruşması öncesinde alınması, kamuoyunda haklı olarak ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Elbette cezaevlerinin güvenliği önemlidir.
Ancak güvenlik gerekçesi, temel hak ve özgürlüklerin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekçesi olamaz.
Demokratik hukuk devletlerinde yargılama süreçleri yasaklarla değil şeffaflıkla yürütülür.
Toplumun ve basının yargı süreçlerini takip edebilmesi, adaletin görünürlüğünün ve kamu denetiminin temel unsurudur.
Unutulmamalıdır ki, adaletin olduğu yerde korkuya ve yasaklara ihtiyaç yoktur.
Demokrasilerde güvenlik, özgürlükleri ortadan kaldırarak değil;
hukuk içinde koruyarak sağlanır.
Hukuk devleti yasaklarla değil, hak ve özgürlüklerle yaşar." Sonrakini Oku GÜNDEM İran, Hamaney’in halef seçiminin neredeyse tamamlandığını bildirdi, İsrail, halef kim olursa "vururuz"dedi
=======================
Kadına yönelik şiddetin, cinayet ve istismar artışlarının önlenmesi için yasalar ve cezalar artırılmalı
=======================
"Kadınların önündeki engeller kalktıkça ülkemiz güçlenir, geleceğimiz aydınlanır"
=======================
https://
ankahaber.net/haber/detay/
chpli_tanaldan_silivrideki_cezaevi_cevresinin_yasakli_bolge_ilan_edilmesine_tepki_adaletin_oldugu_yerde_korkuya_ve_yasaklara_ihtiyac_yoktur_297349
=======================
https://
halktv.com.tr/siyaset/ataturk-heykelini-tugva-afisiyle-
kapattilar-1013928h
=======================
=======================
=======================
Ünlü piyasa uzmanından altın ve gümüş tahmini:
Gram altında 10 bin TL öngörüsü!
https://
www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/islam-memis-ten-altin-ve-gumus-
tahmini-gram-altinda-10-bin-tl-ongorusu-2485373
=======================
Mümin, düşünen, soru soran, itiraz eden, kurcalayan bir adam değildir.
İman, en saçma olana bile "doğrudur" demek;
"işittik ve itaat ettik" demektir.
Övülen mümin karakteri, bir köle karakteridir.
https://
x.com/i/status/2030354049141211471
=======================
"Askerî liseler ve askerî hastaneler derhâl geri açılmalıdır.
Dünyada hastanesi olmayan tek ordu biziz.
Askerî hastaneler olmadan olmaz!"
=======================
2011’de ABD Genelkurmay Başkanı David Petraeus, doğum gününde milyarder Thomas Pritzker’e, Afgan çiftçi avına çıkması için iki askeri helikopter tahsis etmiş.
Mailin yazıldığı dönemde Afganistan’da sivil ölümleri zirve yapmış.
https://
x.com/i/status/2030420675668607013
=======================
"Amerikan kamuoyuna savaşın ilerleyişi hakkında yalan söyleniyor.
İran, ABD'ye ait beş gelişmiş radarı (ikisi tanesi 1 milyar dolar değerinde) ve üç THAAD füze savunma sistemini imha etti;
bu da Amerika’nın küresel THAAD füze savunma sisteminin yaklaşık %30’una denk geliyor.
Bir hafta içinde yaklaşık 4 milyar dolarlık radar sistemi kayboldu.
Bahreyn’deki deniz üssü "esas olarak yok edildi."
https://
x.com/i/status/2030290449328447629
=======================
Ben Gurion Havalimanı yakınlarında az önce kaydedilen korkunç görüntüler.
İran füzeleri adeta yağmur gibi yağıyor.
https://
x.com/i/status/2030778849248542838
=======================
Atatürk’ün tarikat ve cemaatleri kapatmasını yıllarca anlamamış ve eleştirmiş bir insan olarak bugün “Kapatılsın mı?” diye sorulduğunda “Evet, kapatılsın” dersem, bunun suçlusu ben değilim.
Tarikatların zenginleşmesini ve Menzil içindeki kavgaları gördükçe bir Müslüman olarak utanıyorum.
“Atatürk haklıymış” demek zorunda bıraktılar beni.
=======================
Bu devri çok güzel yıkacaklarmış!
Git anlat savcıya şimdi nasıl yıkacaksınız.
https://
x.com/i/status/2030263647130321254
=======================
Soprano, Alto, Tenor, Bass)** hazırlayabiliriz.
Ateist bir ilahi olduğu için sözler aynı, ama armoni ve kontrapunkt tam **katedral/klasik kilise korosu havası** verecek şekilde düzenlenecek.
Aşağıda hem **akord ve SATB notasyonu taslağı** hem de **çarpıcı çok sesli yapı önerisi** var:
# **Işığın Türküsü – Çok Sesli Koro (SATB)** **Ton:
* Dm **Tempo:
* Andante (~70 BPM) **Ölçü:
* 4/4 **Ses Dizilimi:
* * **Soprano (S):
* Melodi ana hattı * **Alto (A):
* Soprano’ya karşıt armoni (terz veya alt dize) * **Tenor (T):
* Alt orta (genellikle 3.-6.
aralık) * **Bass (B):
* Temel akorları güçlendirir
## **Kıta 1 (SATB)** | Dm | Bb | F | C | S:
D – F – A – F | C – D – F – E | F – A – G – F | E – F – D – C A:
A – D – F – D | F – A – Bb – A | D – F – A – F | C – D – E – D T:
F – A – D – A | D – F – Bb – F | C – D – F – C | Bb – C – D – Bb B:
D – D – D – D | Bb – Bb – Bb – Bb | F – F – F – F | C – C – C – C Söz:
> Sessizliğin içinden doğduk biz > Yıldız tozundan yoğrulan iz > Ne gökten emir, ne gizli söz > Yolumuzu çizer akıl ve öz
## **Nakarat (SATB)** | F | C | Dm | Bb | S:
A – A – G – F | G – A – Bb – A | A – G – F – D | F – G – A – Bb A:
F – G – A – F | E – F – G – E | F – G – A – F | D – F – G – F T:
C – D – E – C | G – A – B – G | D – E – F – D | Bb – C – D – Bb B:
F – F – F – F | C – C – C – C | D – D – D – D | Bb – Bb – Bb – Bb Söz:
> Ey sonsuz evren, karanlık ışık > Sende başlar bütün varlık > Korku değil bize rehber > Gerçek, merak ve emek var
## **Köprü (SATB)** | Bb | F | C | Dm | S:
Bb – A – G – F | F – A – G – F | G – A – B – G | D – F – G – A A:
F – G – A – F | D – F – A – F | E – F – G – E | F – A – G – F T:
D – F – G – D | C – F – A – C | C – D – E – C | D – F – D – F B:
Bb – Bb – Bb – Bb | F – F – F – F | C – C – C – C | D – D – D – D Söz:
> Bir kıvılcım milyar yılın > Hikâyesi her canlıda > Sorularla büyür insan > Özgür düşün dünyada
###? Düzenleme Notları:
1. **Soprano:
* Melodiyi taşır, kilise havası için çoğu zaman tert aralıklarla desteklenir.
2. **Alto & Tenor:
* Soprano ile kontrapunktik çizgiler oluşturur, armoni ve çözülmelerle dramatik etki yaratır.
3. **Bass:
* Güçlü pedal tonlarıyla temel armoniyi destekler, özellikle Dm ve Bb geçişlerinde etkili.
4. **Dinamikler:
* Mezzo-forte ile başla, nakaratlarda forte, köprüde crescendo → climax etkisi.
5. **Orkestrasyon (opsiyonel):
* Org veya piyano ile çalındığında, 16.
yüzyıl kilise armonilerini çağrıştırır.
Eğer istersen bir sonraki adımda sana **MuseScore veya Sibelius için doğrudan SATB porteli PDF** veya **MIDI versiyonu** hazırlayabilirim, böylece **gerçek koro deneyimi** elde edebilirsin.
Bunu yapmamı ister misin?
=======================
“İran savaş gemisinin konumunu biz bildirdik”“Konumlarını İsrail’e bildirmek görevimizdi” "İsrail Stratejik Ortağımız, İstihbarat Paylaşımı Görevimizdir” "Uluslararası Sulardaki Eylemler İsrail’in Kararıdır" ➖ İran’daki durumu yakından takip ediyoruz.
➖ İsrail bizim yakın müttefikimizdir.
➖ İran donanma gemisinin batırılması gerçekten talihsiz bir durumdur ancak bu uluslararası sularda gerçekleşmiştir.
➖ İran gemisi Hindistan sularında kaldığı sürece koruma altındaydı, ancak uluslararası sulara geçtiğinde İsrail’in stratejik müttefiki olarak yeni stratejik anlaşmamızın bir parçası gereği tam konumlarını İsrail’e bildirmek görevimizdi.
➖ Bu nedenle İran donanma gemilerinin Hindistan topraklarında imha edildiğini varsaymakla yanılıyorsunuz.
➖ İsrail’in uluslararası sularda ne yaptığı kendi bileceği iştir.
➖ İsrail‘e konum veya istihbarat sağlayabiliriz ancak İsrail ve ABD’nin ortak torpido saldırısında bir rolümüz yoktu.
➖ Onlar kendi işlerini yaptılar, bu İran’ın savaşıdır ve Hindistan’ın bununla hiçbir ilgisi yoktur.
➖ Bizim odağımız Pakistan olmaya devam ediyor ve İsrail bu hedefe ulaşmamızda bize yardımcı olacaktır.
➖ Rusya’dan ithalat izni almamıza yardımcı olduğu için Başbakan Benjamin Netanyahu’ya minnettarız.
https://
x.com/i/status/2030737620494373117
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
=================
(Ateist İlahi)
=======================
Irak’ın kuzeyindeki Doğu Kürdistan olarak bilinen Sinneh şehrinde İran füzeleri ve dronları bir hedefi bombaladı!
Bu hedef bir ABD mühimmat deposuydu.
Peki bölgedeki ABD silah stoklarının lokasyonları hakkında İran’a istihbarat veren kim?
https://
x.com/i/status/2030673697434951877
=======================
=======================
=======================
https://
x.com/i/status/2030770798277902652
=======================
► "CHP'nin şu cevabı vermesi lazım:
Dini inanç hürriyeti anlamında Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptığı dönemdeki gibi mi düşünüyor?"
► "Mesela diyor ki ‘Başörtüsüne özgürlük tanımak toplumun huzuru ilkesine aykırıdır.’ Yani başörtüsüyle bir gencin üniversiteye gitmesi toplumun huzurunu bozar."
► Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Esra Kardeşimin Araf proğramına konuk oldu Şu sözleri önemliydi “Şunun da farkındayım, kabir başında rakı içmeyi, Anadolu kültürü olarak tanıyan bir kişinin benim ramazan genelgesinden rahatsız olacağını tahmin ediyorum.”
https://
x.com/i/status/2030770798277902652
=======================
"Askeri vesayeti bitirmek için AKP olarak Fetö ve ABD ile ortak çalıştık." Daha ne desin?
https://
x.com/i/status/2030919238303555989
=======================
“Batı hükümetlerinin antisemitizmle mücadele etmek ve dünya çapında Yahudi toplulukları için güvenlik sağlamak için gerekeni yapmasını talep ediyorum.”“ŞİMDİ onlardan eylem talep ediyorum, yoksa sonuçları olacak.”
https://
x.com/i/status/2030314834844061770
=======================
Özgürlük mü?
Makale, 1970’lerde ortaya çıkan petro-dolar sisteminin ABD dolarına nasıl talep yarattığını ve bazı ülkelerin bu düzeni tehdit eden girişimleri sonrası uğradıkları müdahaleleri inceliyor.
Rothschild bankacılık ailesinin finansal dünyadaki tarihsel etkisi ve 1971’de Nixon’ın doların altın karşılığını sona erdiren kararıyla yaşanan dönüşüm anlatılıyor.
Bu perspektiften, küresel ekonomik sistemin özgürlük ve kölelik arasındaki dengesi sorgulanıyor.
07 Mart 2026 / Milano Bugün 7 Mart 2026.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasından bu yana 8 gün geçti.
Bu savaş öyle sıradan bir savaş değil, bütün dünyanın ve sizlerin kaderini derinden etkileyecek bir savaştır.
İnsanlık tarihi bir dönüm noktasında.
Ya dijital kölelik noktasına doğru ilerleyecek ya da özgürlüğün kapılarını aralayacağız.
Başınıza nasıl bir çorap örülmek istendiğini görmelisiniz.
O yüzden bu makaleyi dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.
Bu makalede İran’a yapılan saldırı bağlamında kurulan küresel tuzak, dünyayı yönetenlerin kurduğu parasal düzen, içimizdeki hainler, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun öldürülme ihtimali ve çözüm önerileri anlatılacaktır.
Dünyayı Parayı Kontrol Edenler Yönetir Bir soruyla başlayalım.
ABD ve İsrail’in İran’a attığı füze ve bombaların parasını kim ödeyecek?
Cevabı ben vereyim.
Her bir füzenin ve bombanın parasını sizler ödeyeceksiniz.
Şaka yapmıyorum.
Bütün savaş masraflarını söke söke sizden alacaklar.
Nasıl mı?
Anlatacağız.
Tarihteki bütün savaşlara mutlaka ve mutlaka para ekseninden bakmalısınız.
Parayı yönetenlerin amacını anlayamazsanız çıkartılan savaş hakkında da doğru düzgün yorum yapamaz ve gerekli tedbirleri almadığınız gibi her seferinde tuzağa düşersiniz.
Başlıyoruz.
Geçen sene 2025 yılında Rothshild ailesinden Bayan Dame Hannah Rothschild, CNBC’ye verdiği bir röportajda dedelerinin Rothshild hanedanlığını nasıl kurduğunu anlatmıştı.
Dedeleri Mayer Amschel Rothschild, 5 oğlunu Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli’ye göndererek oralarda banka kurmalarını sağlamış.
Böylece aile bağlarıyla birbirine sıkı sıkıya bağlı tarihteki ilk uluslararası bankacılık ağı doğmuş.
Bu ağ kurulduktan kısa bir süre sonra dünyada hiçbir kral, hiçbir hükümet, Rothshildlerin desteğini almadan savaşa girmeye cesaret edememiş.
Bayan Dame Hannah’ın söylediğine göre Rothshild ailesi, bankacılık sistemi üzerinden savaşları kontrol etme yeteneğini 1789 ile 1815 yılları arasında inşa etmiş.
[1] Bakın bu tarihler çok önemli!
Dede Amschel’in son oğlunun bankacılık ağındaki eksik parçayı kurma tarihi 1789.
Hatırlayın bu tarih aynı zamanda Fransız ihtilalinin gerçekleştiği tarihtir.
Hemen küçük bir hatırlatma yapayım.
Fransız ihtilalinin ana sebebi finansal kriz kaynaklı derin bir ekonomik krizdir.
İhtilal ile birlikte Fransız kralı devrilmiş bir müddet sonra iktidara İmparator sıfatıyla Napoleon Bonaparte gelmiştir.
Bonaparte ailesi o dönemki Fransız Merkez Bankasının ortağıdır.
Yani kral gitmiş yerini para babaları oturmuştur.
Peki 1815 yılında ne oldu?
Onu da hatırlatalım.
Napoleon, Fransa’yı çok büyük bir savaşa sürüklemişti ve Waterloo savaşında İngilizlere karşı büyük bir yenilgiye uğradı.
Bu savaşta her iki tarafı da finanse eden Rothshild ailesiydi.
Savaşın kaderini onlar belirledi ve savaş esnasında yaptıkları borsa operasyonlarıyla İngiliz Merkez bankasını ele geçirmeyi başarmışlardı.
Tekrar edeyim.
Bayan Hannah ne diyor?
1815 yılından itibaren hiçbir hükümet, hiçbir devlet başkanı Rothshild ailesinin desteği olmadan savaş kararı alamıyormuş!
Peki gelelim bugünkü İran savaşına.
Trump ve Netanyahu’nun, İran’a savaş açmadan önce bu küresel bankerlerle bir teması olmamış mıdır?
Parantez içinde şu yazayım:
(Ben bu karanlık küresel bankerleri Vatansız Para olarak adlandırıyorum.
Çünkü bunların herhangi bir ülkeye veya bir millete bağlılıkları yoktur.
Bunlar sadece ve sadece parayı kontrol etmeyi ve böylece dünyayı yönetmeyi düşünürler.) Parantezi kapatıp devam edelim.
Kambersiz düğün olur mu?
Olmaz.
Dolayısıyla Trump ve Netanyahu, İran’a saldırmadan önce mutlaka ve mutlaka bu küresel karanlık yapıya danışmış ve onların talimatını almış olmalıdır.
Şimdi sizlere bu karanlık küresel yapının İran savaşının neresinde olduğunu anlatmaya çalışacağım.
İşte o zaman bunların cebinizdeki paranızı nasıl çalmayı planladıklarını daha iyi göreceksiniz.
Dolar, dünya rezerv para birimidir.
Uluslararası ticaret dolar ile yapılır.
Bir ülke bir şey satacaksa dolar talep eder, satın alacaksa yine dolar ile ödeme yapar.
Peki doları kim üretiyor, kim yaratıyor?
Doları başta Amerikan Merkez Bankası Federal Reserve (FED) üretir.
FED kimim?
FED Amerikan devletinin değil, Vatansız Para’nındır.
Yani 8-10 ailenin sahibi olduğu özel bir bankadır.
Doları sadece FED üretmez.
Şöyle anlatayım.
Dünyada tedavülde dolaşan kâğıt paraların miktarı toplam paranın %10’u kadardır.
Geri kalan %90 banka parasıdır.
Yani bankalarda elektronik olarak durur.
Bu parayı bankalar kredi vererek yaratır.
Küresel bankerlerin para kazanma gibi bir derdi yoktur.
Çünkü parayı onlar yaratırlar.
ABD Merkez Bankası da küresel finans kuruluşları da onların malıdır.
Peki dolar denilen bu yeşil boyalı bir kâğıt parçasına değeri kim vermektedir?
Doların değerini o kâğıt parçasına olan talep belirler.
Eskiden doların bir altın karşılığı vardı.
2’nci Dünya Savaşından sonra 1944 yılında imzalanan Bretton Woods anlaşması ile dolar altın karşılığına bağlanmıştı.
1 ons altın 35 dolar ediyordu.
Bütün paraların değeri de dolara endekslenmişti.
O tarihlerde ABD dünya altın stokunun %70’ine sahipti.
Durumu ilk fark eden Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle idi.
Fransa Merkez Bankasındaki dolarları gönderip altın karşılığını istedi.
Onun bu hamlesi, bütün ülkelerin ABD’ye dolar verip altın talep etmesine sebep oldu.
Ancak ABD Hazinesi ve Merkez Bankasında talebi karşılayacak miktarda altın yoktu.
Çünkü bu Vatansız Para, ABD Merkez bankasını da soyuyordu.
Bunun üzerine Başkan Richard Nixon, 1971 yılında doların altın karşılığı olmadığını ilan etti.
Artık dolar bir kâğıt parçası haline gelmişti.
Ancak bu küresel bankerler, bir dünya rezerv para birimi olmadan dünya ekonomisini ve dolayısıyla dünyayı yönetemezler.
Hemen bir çözüm buldular.
Çözümü bulan ve hayata geçiren ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger idi.
Henry Kissinger, bir Aşkenaz Yahudi’sidir.
Yani küresel bankerler ile kan bağı vardır.
Altın karşılığı olmayan dolar hızla devalüe oluyor, sürekli değer kaybediyordu.
Bunun üzerine petrol satan ülkeler, satışlarını başka para birimleri üzerinden yapmayı planlamaya başlamıştı.
Bu eğilimin önüne geçmek gerekiyordu.
ABD, en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan ile gizli bir anlaşma yaptı.
Anlaşmaya göre ABD, kral ve ailesi ile birlikte petrol bölgelerini her türlü tehdide karşı koruma altına alacak, buna karşılık Suudi Arabistan Krallığı da petrolü yine dolar üzerinden satmaya devam edecekti.
Ayrıca elde edilen kâr, Amerikan bankaları ve hazine kâğıtlarına yatıracaktı.
Bu anlaşma sonrası ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve İsrail Savunma Bakanı Moshe Dayan, Yom Kippur Savaşını tezgâhladılar.
Savaştan sonra dünya çok büyük bir petrol kriziyle karşılaştı.
Petrol krizini anlatacağım ama önce şunu söyleyeyim.
Yom Kippur Savaşı Ekim 1973 yılında başladı.
Savaştan tam 5 ay önce Mayıs 1973’de Royal Dutch Shell, British Petroleum (BP), Total S.
, ENI, Exxon gibi büyük petrol şirketleri temsilcileri, çeşitli bankaların patronları, Baron Edmond de Rothschild ve David Rockefeller, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger önderliğinde, bir Bilderberg grubu toplantısı yapmışlardı.
Toplantının konusu, petrol fiyatlarının nasıl yükseltileceği değil, %400 oranında artması öngörülen petrol fiyatlarından elde edilecek “petro-dolar”ların ne şekilde yatırıma çevrileceğiydi.
Arapları savaşa teşvik ettiler.
Tezgâha gelen Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, Yahudilerin en büyük bayramı Yom Kippur günü, 6 Ekim 1973’de İsrail’e saldırdılar.
Tabi ki ABD’nin desteğiyle savaşı İsrail kazandı.
Bu büyük yenilgi sonrası Suudi Arabistan liderliğindeki Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), İsrail’e yardım ettiği gerekçesiyle 17 Ekim’de başta ABD olmak üzere, Batı Avrupa ülkeleri ve Japonya’ya petrol ambargosu başlattı.
Ambargoyla birlikte petrol fiyatları hızla yükselmeye başladı.
Petrol fiyatı bir günde %400 artmıştı.
1973’de 3 dolar civarında olan ham petrolün varil fiyatı, 1980’lere geldiğinde 40 dolara yaklaşmıştı.
Şimdi şöyle düşünün:
Yom Kippur Savaşından önce petrol satın almak için merkez bankanızda 100 dolar bulundurmanız gerekiyordu.
Bu savaştan sonra OPEC ülkelerinin uyguladığı petrol ambargosuyla petrol fiyatları %400 artınca artık merkez bankanızda tam dört katı yani 400 dolar bulundurmanız gerekir oldu.
Yani petrol fiyatlarını yükselterek dolara olan talebi yükselttiler böylece şu an çökmekte olan petro-dolar sistemi kurulmuş oldular.
Şimdi onu anlatalım.
Gelişmekte olan ülkeler, her geçen gün dünya ekonomik rekabetine dâhil oluyordu.
Mesela bugün Türkiye kendi otomobili TOGG’u üretiyor.
Çünkü yatırım yapacak parası var.
O yıllarda da ülkeler dışa bağımlılıktan kurtulup kendi mallarını üretmeye başlamışlardı.
Hal böyle olunca küresel şirketlerin karlılık oranı ciddi ölçüde azalmıştı.
Ancak petrol fiyatları astronomik bir şekilde artınca öz kaynakları kısıtlı olan gelişmekte olan ülkeler, enerji ithalatına daha çok para ayırmak zorunda kaldılar.
Mesela Türkiye 1977 yılına gelindiğinde ihracattan elde ettiği gelirin %82’sini enerji ithalatına ayırmak zorunda kalmıştı.
Türkiye gibi birçok ülke ekonomik krize girdi.
Sosyal çalkantılar başladı.
Petrol krizi sebebiyle Türkiye’de sürekli hükümet değişiklikleri oldu.
Dönemin Başbakanlarından Süleyman Demirel konuyla ilgili “Türkiye’de petrol vardı da Nazmiye ile ben mi içtim” demişti.
Yine aynı dönemlerde başbakanlık yapan Bülent Ecevit de 1978 yılında TBMM’de yaptığı bir konuşmada hazinenin 70 sente muhtaç olduğunu söylemişti.
https:// www.sunsavunma.net/wp-content/uploads/2026/03/ Gemini_Generated_Image_3trvi33trvi33trv.png
Ekonomik istikrarsızlık, Türkiye gibi ülkeleri küresel finans sisteminden borç almaya zorlamıştı.
Bu ülkeler petrole fazladan para ödüyor, o para OPEC ülkeleri üzerinden küresel finans sistemine gidiyordu.
Sonra borç olarak tekrar o ülkeye geri dönüyordu.
Bir başka deyişle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kendi paralarını faizle borç almak zorunda kaldıkları bir düzen kurulmuştu.
Bu düzende devletleri özelleştirmeler yoluyla mülksüzleştirdiler.
Uzun lafın kısası, Vatansız Para, bir tezgâh kurarak petrol fiyatlarını astronomik bir şekilde artırmış, bu sayede dünyayı kontrol ettiği yeni parasal düzen, petro-dolar sistemini kurmuştu.
Dünyada en fazla ticareti yapılan meta petrol ve doğal gazdır.
Bu iki enerji kaynağının toplam dünya ticaretindeki yeri kabaca %20’dir.
Yani cep telefonu, madenler, tarım ürünleri vb bütün kalemlerin toplam ticaretteki yeri %80, tek başına enerji ticaretinin tuttuğu pay %20’dir.
Bu oranın çok büyük olması diğer ticaretin de dolar ile yapılmasına vesile olmaktadır.
İşte doların ticaretteki bu hakimiyeti sayesinde küresel bankerler istedikleri kadar karşılıksız dolar basıp dünyayı soyabilmektedir.
Bu duruma günümüzde başkaldıran BRICS ülkeleri oldu.
Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin Halk Cumhuriyeti ve Güney Afrika’nın oluşturdu BRICS ülkeleri artık dolar dışında kendi para birimleri ile ticaret yapmanın yollarını aramaya başladılar.
Ukrayna savaşıyla birlikte ABD, Rusaya’yı SWIFT sisteminden çıkardı.
Dünyada bütün ticaret dolar ile yapılıyor demiştik.
SWIFT sistemi bankalar arası ödemeleri mümkün kılan bir sistemdir.
SWIFT sistemi dışında hiç kimse dolar ile alışveriş yapamaz.
Rusya bu sistemin dışına atılınca başka para birimleri üzerinde ticaret yapma konusunda daha fazla çabaya girdi ve sonunda Çin para birimi Yuan ile alışveriş yapılan yeni bir sistem doğmaya başladı.
BRICS ülkelerinin dizdiği bu kervana daha sonra İran, Suudi Arabistan ve BAE katıldı.
2023 yılından itibaren bu ülkeler de Çin’e Yuan karşılığı petrol satmaya başladılar.
Bu hamle petro-dolar sitemine vurulan çok büyük bir darbeydi.
Amerikan dolarının tahtı sallanmaya başlamıştı.
Sürecin devam etmesi, petro-dolar sistemin çökmesi ve dolayısıyla ABD’nin çökmesi anlamana geliyordu.
Şimdi günümüze geliyoruz.
ABD’nin kendisini kurtarması için ne yapması gerekir?
Bu sorunun cevabını düşünün.
Çözüm, Yuan karşılığı Petrol satan ülkelerin ya bu işten vaz geçmesi ya da bu ülkelerin petrol ve gaz ihracatının durdurulmasıdır.
Bir başka deyişle İran, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Irak, Kuveyt ve Bahreyn’in petrol ve gaz ürünleri dünya piyasasına çıkmamalıdır.
Bu ülkeler petrol ve gaz ihracatını hangi yol üzerinden yapıyor?
Bütün akış Hürmüz Boğazı üzerinden geçer.
Daha açık yazalım.
Amerikan dolarının hakimiyetinin devam etmesi için Hürmüz Boğazının kapanması ve/veya körfez ülkelerinin petrol ve gaz tesislerinin tahrip olması gerekir.
Konu hakkında 2016 yılında Odatv’de “Bütün Körfezi Yakacaklar” başlıklı bir makale yazmıştık, detaylara oradan bakılabilir.
[2] Savaşın ilk günü ABD ne yaptı?
Nerelere saldırdı?
İran’ın Hark Adasındaki ham petrol ihracat tesislerini vurdular.
Savaşın ilk günü enerji kaynakları vurulur mu?
Düşmanın komuta kontrol sistemlerine, radarlarına ve hava savunma sistemlerine taarruz edersiniz.
Bunlar ne yaptı?
Önce enerji nakil tesislerini imha etti.
Yani İran’ı enerji kaynaklarını en az bir yıl dünya pazarına çıkaramayacak hale getirdi.
İran’ı en büyük gelir kaynağından yoksun bıraktılar.
Bunu yapmalarının asıl sebebi şudur:
İstiyorlar ki İran’da karşı tarafın, Suudi Arabistan’ın, BAE’nin, Katar’ın enerji tesislerini vursun.
Dünyada kanıtlanmış petrol rezervinin %45–50’si yine doğal gaz rezervlerinin %40–45’ini Basra Körfezi ülkelerinde bulunuyor.
Küresel bankerler, dünya enerji kaynaklarının neredeyse yarısını bir müddet kullanılamaz hale getirmek istiyor.
Bakın bu konuda size bir haber aktarayım.
Ünlü Kennedy ailesinden Robert Francis Kennedy, 23 Şubat 2008’de Suriye ile ilgili bir makale kaleme almıştı.
Kennedy, makalesinde 2008 yılına ait Pentagon destekli Rand Corporation’un bir raporundan bahsediyor.
Rapor;
körfez petrol ve gaz kaynaklarının değerlendirilmeden oldukları gibi kalmalarının ABD için stratejik öneme sahip olduğunu söylüyor ve bölgedeki savaş ortamının sürmesinin bu konuda faydalı olacağı belirtiliyor.
İşte size Büyük Ortadoğu Projesi (BOP).
Bütün Ortadoğu’yu parçalayıp istikrarsızlaştırmak istiyorlar.
Bu sayede ABD ve İsrail uçakları bu iki ülke üzerinden geçerek İran’ı vurabiliyor.
“Ben BOP projesinin eş başkanıyım” diyenler bu plana bilerek veya bilmeden hizmet etmiştir.
İran eski Cumhurbaşkanı Ahmed-i Nejat verdiği bir röportajda İran’daki Mossad ajanları yakalamak için özel bir istihbarat birimi kurduklarını, birimin başına getirdikleri kişinin Mossad ajanı çıktığını söylemişti.
Türkiye’de bu tip adamlar yok mudur?
İnanın ki vardır.
Devleti ve yöneticilerimizi BOP projesine, Esad rejiminin devrilmesine kim ikna ettiyse bilin ki onlar Mossad’a ve dolayısıyla küresel bankerlere çalışmaktadır.
Çünkü onlar da aynı soydan gelirler.
Hatırlayın İran, Suriye’den çıkarıldığında yandaş medya çok sevinmişti.
Devlet yetkililerinden de İran’ın Suriye’den çıkartılmasıyla önemli bir sonunun ortadan kalktığını söyleyenler olmuştu.
Bugün Suriye rejimi ayakta kalsa ve İran orada olsa idi, İsrail ve ABD İran’a saldırıp küresel bir ekonomik kriz yaratmayı planlayabilir miydi?
Önümüzdeki aylarda Türkiye’nin yaşayacağı ekonomik krizin sorumluları Devlete ve yöneticilerimize BOP eş-başkanlığını kabul ettirenlerdir.
Neyse tekrar bir noktanın altını çizerek konumuza dönelim.
Küresel Bankerlerin İsrail ve ABD’yi İran’a saldırtmalarının ana sebebi dünya petrol rezervinin %45-50’sini ve gaz rezervinin %40-50’sinin uzun bir süre kullanılamaz bir hale getirmektir.
Şundan emin olabilirsiniz.
Eğer İran, körfez ülkelerinin petrol ve gaz tesislerini vurmaz ise İsrail ve ABD sahte bayrak operasyonu ile vuracak ve onları kullanılamaz hale getirecektir.
ABDCENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper yaptığı bir açıklamada, “İran’ın kamikaze İHA’sını ele geçirdik, kopyaladık şimdi İran’a karşı kullanıyoruz” demişti.
Demek ki körfez ülkelerinin tesislerine İran saldırmış gibi göstererek saldırabilirler.
Hali hazırda sosyal medyada Suudi Arabistan’ın Aramco’ya ait en büyük rafinerisi Ras Tanura’ya yapılan saldırının İsrail tarafından yapıldığını iddia eden haberler yer alıyor.
Bu ve benzeri saldırılar artacaktır.
Tabi ki bu da enerji fiyatlarını doğrudan etkileyecek.
Brent petrolün varil fiyatı savaştan önce 70 dolar civarındaydı bugün 90 doları geçti, bir hafta içerisinde %30’luk bir artış oldu.
https:// www.sunsavunma.net/wp-content/uploads/2026/03/hurmuz- bogazi-infografik.png
İsrail Silahlı Kuvvetlerini Siz Finanse Edeceksiniz!
Emin olun bu fiyatlar çok daha fazla artacak.
Artan enerji fiyatları kime yansıyacak?
Tabi ki size.
Petrol fiyatlarının artışı gıdadan temizliğe bütün tüketim mallarını etkileyecektir.
Önümüzdeki aylarda devletler enerji ithalatı için çok daha fazla para yani dolar ödemek zorunda kalacaklar.
Peki devlet parayı kimden alır, nereden bulur?
Devletlerin vergiden başka hiçbir geliri yoktur.
Devletler, 1980’lerde mülksüzleştirildi, sahip oldukları bütün kamu mallarını sattılar.
Hatırlayın, AKP’nin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan 2005 yılında Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT)’nin satışı için “babalar gibi satarız” demişti.
Son mallarımızı da o sattı.
Şimdi devletin satacak bir şeyi de yok.
Tek çare vergi almak.
Peki vergiyi kim ödüyor?
Zenginler vergi ödemez.
Onların varsa vergi borcu, o da silinir.
Vergiyi sadece ve sadece orta direk öder.
İşte devletler artan petrol fiyatlarının parasını çıkarmak için her şeye zam yapacak.
Bunun acısını sizler çekeceksiniz.
Peki bu paralar nereye gidecek?
Tabi ki küresel finans sistemine.
Yani neymiş ABD ve İsrail’in attığı füzelerin parasını sizler ödeyecekmişsiniz.
Tüm dünya petrol kriziyle tetiklenen çok daha büyük küresel bir finansal krizle karşı karşıya olabilir.
Dün,14 trilyon dolar gibi astronomik bir parayı kontrol eden dünyanın en büyük yatırım ve finans kuruluşu BlackRock ile ilgili önemli bir gelişme oldu.
Yatırımcılar fondan 1.
2 milyar dolar para çekmek istediler.
BlackRock bu talebi reddetti.
Talep edilen para fondaki paranın yaklaşık %9,3’ü idi.
BlackRock çekme taleplerini %5 ile sınırlandırdı.
Detayına girmeyeceğim, dünyadaki büyük siyasal ve ekonomik değişimler merkez bankaları tarafından yaratılan finansal krizlerle hayata geçirilmiştir.
Fransız İhtilali de böyledir.
1848 yılında Avrupa çapında yaşanan halk ayaklanmaları da böyledir.
BlackRock gibi Vatansız Para’nın ana organı para ödemiyorum derse, bu domino etkisi yaratarak bütün finansal sistemi kökünden sarsan korkunç bir finansal krizle birlikte küresel bir ekonomik krizi tetikleyebilir.
İşte bu ortamda küresel bankerler bütün dünyaya yeni bir parasal düzen dayatacaktır.
Muhtemelen bu düzen programlanabilir dijital para olacak.
Artık herkesin bütün varlıkları dijital ortamda olacak ve dijital paranın kullanım sınırları olacak.
Harcamazsan kendiliğinden bitebilecek veya her istediğini alamayacaksın, onlar neye izin verirse onları satın alabileceksin.
Aslına bakarsanız dijital parayla kontrol edilen bir kölelik sistemi inşa edilmeye çalışıyor.
Anlayacağınız bugün İran, bilerek veya bilmeyerek bu kölelik düzenine karşı bir savaş veriyor.
Hepimizin köle olmamak için İran’ın yanında olmamız gerekir.
Mesela Türkiye’nin ilk yapması gereken şey, İsrail’e balistik füze bilgilerini aktaran Kürecik Radarını kapatmaktır.
Bunu yapmayanlar dijital köleliğe hizmet ediyor demektir.
Lord Jacop Rothschild, 2017 yılında Balfour Deklerasyonunun 100.
Yılı sebebiyle eski İsrail Büyükelçisi Daniel Taub ile yaptığı bir röportajda “İsrail devletini benim ailem kurdu” demişti.
Gerçekten de İsrail devletini Rothshild ailesi kurmuştur.
Peki İsrail devletinin Filistin’de kurulmasının gerçek sebebi acaba bu toprakların Yahudiler için kutsal olması mıdır?
Bir Yahudi devleti kurma fikrini ortaya atan kişi Theodor Herzl’dir.
Tabi ki onun ilk tercihi de Yahudi devletinin kutsal topraklar olan Kudüs civarında kurulmasıydı.
Bunun için çok çalıştı.
Osmanlı devleti ile temaslar kurdu ama olmadı.
Ancak Theodor Herzl, çok rasyonel bir adamdı.
Filistin’de bir devlet kurmak mümkün olmuyorsa Arjantin veya Uganda’da bir devlet kurulabileceğini düşünmüş ve Uganda konusuna yoğunlaşmıştı.
Ancak ansızın hiç beklenmedik bir şekilde hastalandı ve Paris’te iki hafta içerisinde 44 yaşındayken öldü.
İsrailli yazar Barry Chamish’e göre, bu noktada Sabetaist/Frankistler devreye girmiş ve Theodor Herzl’i öldürmüşlerdi.
Çünkü İsrail devleti için tek seçenek Filistin olmalıydı.
Rothshildler daha 1’inci Dünya Savaşı bitmeden 1917 yılında Balfour Deklerasyonu ile İngilizlerden Filistin’de bir Yahudi devleti kurma iznini almışlardı.
Ama o tarihte başaramadılar.
Çünkü Yahudiler o topraklara göç etmek istemedi.
Daha sonra Hitler’in baskısıyla Avrupa’dan önemli bir Yahudi nüfusunu bu topraklara göç etmeye zorlayarak 1948 yılında İsrail devletini kurmayı başardılar.
Yahudi devletinin Filistin’de kurulmasının ana nedeni Ortadoğu’da dünyanın geleceğine şekil verecek olan en büyük enerji kaynağı petrolün bulunmasıdır.
Rothshildler, Ortadoğu coğrafyasında bir üslerinin olmasını istemiştir.
Böylece Ortadoğu’ya istedikleri gibi müdahale edebileceklerdi.
Şöyle bir örnekle size durumu açıklamaya çalışayım.
Su ile dolu bir tencerenin ortasına bir sinek atın.
Sinek ölmemek için çırpınacaktır.
Rothshildler, Müslüman denizinin ortasına bir Yahudi devleti attı.
Bu devlet yaşamak için çırpınıyor.
Komşularından tehdit algıladığı için onları istikrarsızlaştırmak için var gücüyle çabalıyor.
Bunun bir sonucu olarak Ortadoğu hiçbir zaman istikrar bulmamış, petrolden kazanılan paralar bir türlü bölge ülkelerinde yaptırıma dönüşmemiştir.
Bütün para sürekli küresel finans sisteminin kasasına akmaktadır.
İsrail’in bölgede kurulma sebebini bugün daha iyi anlıyoruz.
Vatansız Para, petro-dolar sistemindeki sıkışmışlığı yeni bir parasal sisteme geçiş için fırsata çevirmek istiyor.
Bu sebeple İsrail’i üs olarak kullanıp İran’a saldırıyor.
İran’a saldırı için bölge ülkelerinin neredeyse tamamı topraklarındaki Amerikan üslerinin bu saldırı maksadıyla kullanılmasına izin vermedi.
Sadece İsrail bu saldırılar için üs olarak kullanılıyor.
Vatansız Para’nın demir yumruğu ABD hava kuvvetleri ağırlıklı olarak İsrail’deki üslere konuşlanmış durumda.
Netanyahu konusuna gelmeden önce kısaca Yahudi şeriatından bahsetmek gerekiyor.
En katı şeriat inancı Yahudilerde vardır.
Küresel bankerler, Yahudi şeriatını bir itici güç olarak kullanılıyorlar.
Onları “Vaat Edilmiş Topraklar” hikayesine inandırmışlar.
İnançlı kimseler bu uğurda mücadele ederken aslında birkaç ailenin dünyayı yönetmesi için kurduğu oyunlara alet olmaktadırlar.
Ancak şu nokta gözden kaçırılmamalıdır.
İsrail’deki Yahudilerin önemli bir kısmı bu derece katı şeriatçı değildir.
Hatta önemli bir kısmı ateisttir.
İşte bu kesim yavaş yavaş ülkelerinin ve kendilerinin birer maşa olarak kullanıldığının farkına varıyor.
ABD ve İsrail’in, İran’a saldırmasının İsrail’de yaşayan Yahudilerin güvenliği ile bir alakası yoktur.
Aksine bu saldırılar Yahudi halkının konforunu ve güvenliğini bozmaktadır.
Bu bağlamda İsrail başbakanı Benjamen Netanyahu önce İsrail halkını değil küresel bankerlerin çıkarını düşünmektedir.
Çünkü kendisi onların adamıdır.
Dikkat ediyor musunuz savaş başladığından buyana Natenyahu hiç ortalarda gözükmüyor.
Sadece ara sıra, ne zaman nerede çekildiği belli olmayan fotoğraflar paylaşıyor.
Netanyahu’nun korktuğu çok açık.
Ama İran füzelerinin onu yakalamasından korkmuyor.
İçeriden vatan sever bir Yahudi’nin kafasına sıkmasından korkuyor.
Bu anlamda Netanyahu öldürülür veya ülkeden kaçarsa hiç şaşırmayın.
Ancak şunu da açıkça söyleyelim:
Bu savaşı kazanmak için başlatmadılar.
Vatansız Para’nın asli niyeti bölgeyi istikrarsızlaştırmaktır.
Konuyu bir başka Aşkenaz Yahudi’si olan Zbigniew Brzezinski’nin, Büyük Satranç Tahtası isimli kitabından bir örnekle anlatmaya çalışalım:
Brzezinski kitabında, “Amerika’nın küresel liderliği doğrudan doğruya Avrasya Kıtasındaki üstünlüğüne ve etkinliğine bağlıdır…
Amerika’nın öncelikli çıkarı, herhangi bir gücün bu jeopolitik bölgeyi tek başına kontrol etmesini engellemek ve herhangi bir küresel topluluğun finansal ve ekonomik açıdan engelsiz bir şekilde bu bölgeye ulaşmasını önlemektir.” diye yazıyordu.
Tekrar edelim.
Vatansız Para bu savaşı ABD kazansın diye başlatmadı.
Onların tek istediği şey Ortadoğu’nun istikrarsızlaşmasıdır.
Yoksa ABD kazanmış kaybetmiş önemli değildir.
Bu savaş sonrasında büyük ihtimalle Suudi Arabistan ve İran parçalanacaktır.
Asli hedef budur.
İran’ın parçalanması demek Türkiye’nin parçalanması demektir.
Çünkü İran’dan kopacak bir parça Türkiye ve Irak sınırına paralel olan Kürt bölgesidir.
Zaten Irak’ta Barzanistan kurulmuş durumda.
Suriye’de de Kürtler Fırat’ın doğusunda kendilerine bahşedilen bölgeyi kontrol ediyorlar.
İran parçası da koptuktan sonra geriye bir tek Türkiye’deki parça kalmış olacak.
Bir Kürt devleti kurma girişimi bölgeyi yıllarca iç savaş ve kaosa sürükleyecektir.
İç savaş nükleer savaştan çok daha tehlikelidir.
İstanbul’a nükleer bomba asalar milyonlarca insan ölür ancak Hiroşima ve Nagazaki’de olduğu gibi kısa sürede küllerimizde yeniden doğar, ayağa kalkarız.
Ama iç savaşın etkileri onlarca yıl geçmez.
1991’de Irak’ta başlayan iç savaş 35 yıldır hâlâ devam ediyor.
Vatansız Para, bir coğrafyayı sömürmek istiyorsa orayı mutlaka iç savaşa sürükler.
Tahminimce terör örgütü PKK ve onun lideri Abdullah Öcalan üzerinden başlatılan “Terörsüz Türkiye” projesi, Türkiye’nin parçalanma sürecine ayrılıkçı terör örgütü PKK’nın liderlik etmesi için planlanmıştır.
Bu hain tuzağı Türkiye’ye kim kuruyor dikkat etmek gerekir.
Vatansız Para’nın yıkıcı kaos olarak adlandırabileceğimiz bu bölgesel planında, BAE, Katar ve Kuveyt gibi küçük ülkelerinin nasibine ise fakirleşmek ve orta çağ karanlığına sürüklenmek düşecektir.
1) Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn, kesinlikle savaşa katılmamalı ve mümkün olan en kısa süre içerisinde ABD ve İsrail’in topraklarını ve hava sahasını kullanmasını engellemelidir.
Her ülke kendi petrol ve gaz tesislerine yapılacak bir kırmızı bayrak operasyonunu engellemek için elinden gelen her türlü güvenlik önlemini almalıdır.
2) İran, körfez ülkelerinin petrol ve gaz tesislerine kesinlikle saldırmamalı ve derhal Hürmüz Boğazını çift taraflı trafiğe açmalıdır.
Tanker trafiğinin devamı enerji fiyatlarının yükselişini engelleyerek petro-dolar sistemine darbe vuracaktır.
3) İran, sadece kendisinin hedefte olmadığını aslında gelişmekte olan bütün ülkelere kurulmuş küresel bir finansal kriz tuzağı ile karşı karşıya olduğumuzu bütün dünyaya anlatmalıdır.
Bunu yapmanın en iyi yolu, bölgedeki Vatansız Para’nın bankalarına sembolik olarak saldırı düzenlemektir.
Ancak bu saldırılar mutlaka önceden haber verilerek yapılmalı ve kesinlikle can kaybına sebep olunmamalıdır.
Hatta saldırı yapmadan bu yönde yapılacak açıklamalar bile yeterli olacaktır.
4) Karşı karşıya olduğumuz durum tarihi bir yol ayrımıdır.
Bu savaş, insanlığın dijital köle olma veya özgür kalma savaşıdır.
Bu sebeple hangi ülkenin vatandaşı olursanız olun, hangi siyasi görüşe veya dine mensup olursanız olun, sizler de elinizden gelen her şeyle bu mücadeleye katılmak zorundasınız.
Çünkü çocuklarınıza kalacak mirasın sorumlusu siz olacaksınız.
Bu dünyaya, bu insanlığa bir borcunuz varsa şimdi ödeme zamanı.
O yüzden okuyun okutun.
[1] https:// www.cnbc.com/video/2025/12/13/dame-hannah-rothschild-cnbc- meets-legacies.html
[2] https:// www.odatv.com/analiz/osman-basibuyuk-yazdi-butun-korfezi- yakacaklar-95053
https://
www.sunsavunma.net/kuresel-tuzak-kolelik-mi-ozgurluk-mu/
=======================
https://
video.bsky.app/watch/did%3Aplc%3A4i6s4aqbcjzhjf5sfuw77qh7/
bafkreih6ybqrjnvhomi5m6uxjmcsyixhcvjeccutbkf2hbajgx6mimkruu/
thumbnail.jpg
=======================
Ne oldu Erdoğan’a kadar?
Tank Palet tank üretti mi?
Aselsan mobil telefon üretti, dönemin iktidarı ne yaptı?
O telefon iptal nokia serbest.
Roketsan hangi roketi üretti?
Sorun şu?
Siyasi irade.
Bağımsızlık fikri.
Milli savunma sanayiinde yerlilik Erdoğan öncesi yüzde 20’ydi, bugün yüzde 80.
Bu zavallı ezikliği tedavi edecek bir ilaç ne yazık ki yok.
=======================
Daha önce aynı ekip pong oynatmıştı, şimdi direkt fpse geçmişler.
Silikon çiple entegre edilmiş canlı nöronlar elektrik uyarılarıyla oyunu kontrol ediyor.
Burada asıl mesele oyun falan değil.
Biyolojik hesaplama denen şey artık laboratuvar fantezisi olmaktan çıkıyor.
Klasik silikon çipler ısınıyor, enerji yiyor, fiziksel limitlere dayanıyor.
Ama canlı nöronlar kendi kendine adapte oluyor, öğreniyor, üstelik watt başına verimlilik açısından hiçbir gpu yanına yaklaşamıyor.
Şu an 200 bin hücreyle doom oynatan adamlar yarın milyonlarca nöronla ne yapacak bir düşünün.
Yapay zeka donanım yarışında herkes daha büyük çip daha fazla transistör derken biyolojik bilgisayar sessizce arka kapıdan giriyor.
Bu gelişmeyi hafife alan yanılır, çünkü evrim milyarlarca yıldır optimize ettiği sistemi bize bedavaya veriyor, biz sadece arayüzü bulmaya çalışıyoruz.
https://
x.com/i/status/2030294901695361444
=======================
=======================
Kendi halkını acımasızca, keyif alarak katleden bir pilot.
Nasıl olur da böyle bir kadının adı havalimanına verilir?
Sabiha Gökçen ilk kadın katliamcı savaş pilotudur.”
https://
x.com/i/status/2030515853100204206
=======================
Eğer insan olmayanlar nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyorsa, bu insan olanlar da nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyor anlamına geliyor.
Bu ikisi birbiriyle ilişkili.
Orwell savaşlarda, sömürgelerde bizzat yaşadıkları, gözlemledikleri ile insan olanlarla olmayanlar arasında herhangi bir farkın anlamsızlaştığını, olmadığını gördü.
Kitaplarında nesneleştirici şiddetin bu ikisiyle ilişkili olduğunu göstermiş oldu.
Bu yüzden Orwell’in bu alegorik baş yapıtı -tıpkı zamansız sanat yapıtları gibi- belli bir bağlama ait değilmiş gibi gözüküyor ve zamana direniyor ve sürekli güncelleniyor.
09 Mart, 2026, Pazartesi
Donald Trump:
"Hakkımda ‘savaşı hemen bitirecek, o sıkılır’ diyorlar.
(Ama savaş benim için) Hiç sıkıcı değil." Savaştan hoşlanan, keyif alan ve aynı zamanda da kendisini barışı savunan bir kişi gibi gören bir ABD başkanı…
Bu sözler dünyada nasıl bir yankı yaratıyor?
Kimileri “Trump bu, o böyle saçmalıklar yapar” diyor.
8 ile 12 yaş arasındaki 160’dan fazla kız öğrencinin bombalanan bir okulda feci bir şekilde can verdiği günlerde Trump’ın bu iğrençlik ötesi sözleriyle aklı başında olan herkesin sarsıldığını tahmin ediyorum.
Ama zannedersem kendisi pek sarsılmıyor.
Bir taraftan masum insanların üzerine bombalar yağdırırken diğer taraftan barıştan söz edebiliyor.
Yaptıkları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne kendisinin aday gösterilmesini hayal etmesi, ya da “Barış Komitesi” ile kendisi gibi karar vericilerin üzerinde kendisine ayrı bir pozisyon biçmesi…
Şiddet yoluyla oyunun kurallarını koymaya çalışması…
Canlı yayınlarda şehirlerde patlayan bombalar, göğe yükselen dumanlar, yıkılan binalar, parçalanan insanlar…
Bunların televizyon kanallarında yayınlanan dizilerden, savaş filmlerinden yani kurmacalardan hiç bir farkları yok.
Trump kendisini bir müsabakadaymış gibi hissediyor.
Savaş onun için bir oyun.
Çoklu ekranlardaki canlı görüntülerle savaş tıpkı bir müsabaka gibi izleniyor.
Dikkatler başka yere çekilerek, müzakereler arasında İranlı üst düzey yöneticileri gafil avlandığında onlar da gol atmış futbolcu gibi seviniyor.
Bir oyun gibi algılıyor ve sürekli “her şey çok iyi gidiyor” demekten geri kalmıyor.
Felaket başka türlü nasıl bu kadar kolay izlenebilir?
Bu dolaysızlık durumuna “savaşın pornografisi” deniyor.
Pornografinin özelliği bakan göz ile nesnesi arasındaki ayrımı ortadan kaldırması ve imgeler karşısında “gözüne ışık tutulan bir tavşan gibi” izleyiciyi felç etmesi.
Ekran başında mıhlanıp kalmış olan seyirci gerçek ile kurmaca arasındaki farkı yitiriyor.
Gördükleriyle arasında mesafenin kalmadığını zanneden özne nesneleştirilmiş hale geliyor.
Üstelik bu pornografik şiddet kurgulayıcı ile izleyiciyi sanki eşitmiş gibi gösteren, failin gözüyle izleyicinin bakışını örtüştüren, felaketin tanıklığını dahi ele geçirecek kadar iğrençleşen bir oyun.
Özneyi nesneye dönüştürmeye ve kendi bakışı doğrultusunda biçimlendirmeye çalışacak kadar hem totaliter, hem de onunla aynıymış gibi kendisini gösterecek kadar haysiyetsiz…
Bu yüzden olmalı ki bakışla görülen arasında mesafe koyan, sorgulatan alegorik imgelemin gerçeklik imgeleminden daha sorgulatıcı ve düşündürücü olduğuna işaret etmek gerekiyor.
“Savaş Barıştır”, “Özgürlük Köleliktir” ve “Cehalet Güçtür” Son günlerde ünlü yazar George Orwell’in “1984” adlı baş yapıtına referans veren kişilere sıklıkla rastlanıyor.
Orwell’in 1948’de yazdığı karşı-ütopya denebilecek bu roman sanki günümüzü anlatıyor.
Rejimlerin düşünceler üzerinde nasıl hegemonik bir sistem kurduklarını, barış, özgürlük, hakikat gibi kavramları nasıl eğip büktüklerini parlak bir hicivle anlatan zamansız bir başyapıt.
Bu arada hatırlatalım, 1950’li yıllarda bu ünlü roman Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çevirtilip yayınlanmış, okulların müfredatı içinde yer almış.
“Soğuk Savaş” dönemi koşullarında Sovyetler Birliği’ni eleştirdiği düşünülerek.
Buna karşılık bu tür alegorik yapıtların kendilerini güncelleme kapasitelerinin olduğu da hesaba katılmalı.
Nitekim bugün de öyle de oluyor.
Trump insanların gözüne baka baka aslında şunu söylüyor:
“Kendinizi huzurlu ve başarılı hissetmeniz, yani barış için hepinizin savaşa ihtiyacı var.
“Ancak çatışmalarla insanlar birbirini boğazladıkları sürece barıştan söz edilebilir, düzen istikrara kavuşur.
“Savaş Barıştır”.
Çünkü çatışmalar, düşmanlıklar olmadan eşitsizlikleri, haksızlıkları gizlemek mümkün değildir.
“Özgürlük Köleliktir.” Çünkü kitleler kendilerini özgürleştirdiklerini düşünürken köleliği, başkalarına yapılan eziyeti görmezler.
Nihayet “Cehalet Güçtür”, çünkü kitleler kendilerini temsil ettiğini zannettikleri iktidarlara teslim olurken, onun eteğine yapışan medyanın ve hakikat sınıfının kendi çıkarlarını savunan bir zümreye dönüştüğünü fark etmezler.
Orwell’in 1945’de yayınlanan “Hayvan Çiftliği” (Animal Farm) başlıklı kitabı ise hayvanlar alemi alegorisiyle iktidarların değiştiğini, devrimlerin gerçekleştiği ama şiddetin, sömürünün hiç değişmediği bir dünyayı anlatıyor.
Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar kendilerini sömüren insan efendilerini deviriyorlar.
Adalet ve eşitlik için yola çıkıyorlar.
Ancak iktidar düşkünü domuzlar, zamanla bütün idealleri tersine çevirerek çiftlikte eskisinden daha acımasız ve baskıcı bir diktatörlük kuruyorlar.
Lise yıllarında okuma fırsatı bulduğum bu kitapta yer alan hayvanlar ve özellikle de bütün hayatı boyunca yağmurda çamurda araba çeken ve ihtiyarlayıp güçten düşünce de aldatılıp kasaba kıyma yapılmak üzere verilen “At Boxer” beni hep düşündürmüştür.
“Hayvanlar Çiftliği” allegorik bir yapıt ama nereye kadar?
Uzun zamandan beridir “sahi bu Orwell’inki de yalnızca bir allegori (ya da mecaz) midir” diye sormaktan kendimi alamıyorum.
“Hayvanlar Çiftliği” görünüşte evet, allegorik bir yapıt ama nereye kadar?
İnsan olanların da tıpkı “At Boxer” - ya da insan olmayanlar- gibi kolayca köleleştirilmesini, nesneleştirilmesini sağlayan ortak özellik ne olabilir diye düşünüyorum.
Ayrıca Orwell’in romanındaki insan olmayanların da insan olanlar gibi isyan ettikleri, iktidarı ele geçirdiklerinde ve hatta düzeni değiştirdiklerini zannettiklerinde bile kölelikten, sömürüden kurtulamadıklarını dikkate alırsak?
Hep itaat eden, kolayca oyuna getirilen, en büyük haksızlıklar karşısında bile itiraz etmeye bile yeltenmeyen “At Boxer” kapitalist gerçekliğin, yani bu kurmaca dünyanın nesneleştirilen, köleleştirilen öznelerini temsil ediyor olabilir mi?
Bugünden bakıldığında Karl Marx’ın kapitalizmi sınıfsal bir perspektifle analiz ettiği tarihteki en büyük eksikliği acaba insanmerkezci (antroposantrik) yaklaşımı olabilir miydi?
Kapitalizmi, sömürüyü, eşitsizliği insanmerkezci bir biçimde okuması mıydı?
Onun fikirlerini savunduklarını zannedenler acaba bu nedenle mi kendilerini kolayca kapitalist gerçekçiliğin içinde buluverdiler?
Benim Orwell’den anladığım şu:
Eğer insan olmayanlar nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyorsa, bu insan olanlar da nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyor anlamına geliyor.
Bu ikisi birbiriyle ilişkili.
Orwell savaşlarda, sömürgelerde bizzat yaşadıkları, gözlemledikleri ile insan olanlarla olmayanlar arasında herhangi bir farkın anlamsızlaştığını, olmadığını gördü.
Kitaplarında nesneleştirici şiddetin bu ikisiyle ilişkili olduğunu göstermiş oldu.
Bu yüzden Orwell’in bu alegorik baş yapıtı -tıpkı zamansız sanat yapıtları gibi- belli bir bağlama ait değilmiş gibi gözüküyor ve zamana direniyor ve sürekli güncelleniyor.
Buna karşılık kendisinin simgesel bir kurgu olduğunu gizleyen, kapitalist gerçeklik nesneleştirdiklerinin yeni bedenlere kavuşan hayaletler gibi yaşanan felaketlerle geri dönmesine neden oluyor.
Birbirleriyle zincirleme ilişkiler içinde karşılaşılan iklim krizi, afetler, savaşlar gibi felaketlerle.
https://
www.yeniarayis.com/yazi/savasin-pornografisi-ve-orwellin-
alegorik-basyapitlari-12791
=======================
Epstein’den Büyük İsrail’e 6 Mart 2026 İsrail güçleri, 24 Şubat 2026’da Batı Şeria’daki Cenin’de Lubben ve Yaben kasabalarına baskın düzenleyerek birkaç Filistinliyi gözaltına aldı.
[İssam Rimawi - Anadolu Ajansı] Sarmad İşfaq tarafından ABD Kongresi, Nicolás Maduro, İran’daki isyanlar, Jeffrey Epstein ve Suriye’nin yıkımının ortak noktası nedir?
Siyonizm ve İsrail, 1948’den önce bile soykırım, yabancı müdahale, bal tuzağı, sahte bayrak operasyonları ve diğer iğrenç planların ön saflarında yer almıştır - ancak bu durum on yıllarca ana akım medya tarafından gizlenmiştir.
Bununla birlikte, Gazze’deki son soykırım, İsrail’in iğrenç suçlarını ve ihlallerini gün yüzüne çıkardı.
Bu makale, Gazze soykırımının dışında dünyadaki en önemli Siyonist operasyonlardan bazılarını vurgulamaktadır.
Müşterileri:
dünyanın dört bir yanından elit politikacılar, kraliyet ailesi üyeleri, girişimciler, ünlüler ve bilim insanları.
Gözden düşmüş Yahudi medya patronu ve politikacı Robert Maxwell, İsrail’in ateşli bir destekçisiydi.
Biyografi yazarları, "Robert Maxwell, İsrail’in Süper Casusu" adlı kitaplarında, 1960’larda İsrail istihbaratı tarafından işe alındığını ve Mossad için İsrail teknoloji şirketleri satın almaya başladığını anlatıyorlar.
Ayrıca birçok İsrail yanlısı gazetenin sahibiydi ve Henry Kissinger’ı en yakın arkadaşlarından biri olarak göstererek İngiltere milletvekili oldu.
Ölümünden sonra, görkemli cenazesine İsrail elitleri katıldı, "aralarında İsrail istihbarat örgütlerinin yaşayan altı başkanı da vardı." İsrail Başbakanı Yitzhak Shamir onu şu sözlerle övdü:
"Robert Maxwell, bugün söylenebileceklerden çok daha fazlasını İsrail için yaptı." Yıllar sonra, Robert’ın kızı Ghislaine ve Epstein, suç ve rezillik ortakları olacaklardı.
Ghislaine ve Epstein çocuk cinsel istismarı ve insan ticareti yaparken, son derece etkili bazı arkadaşlarının da aynı ahlaksız faaliyetlerde bulunduğu iddia ediliyor.
Bu etkili ağ ve Epstein dosyaları, daha önce çocuk cinsel istismarcısına yakın olan ABD başkanı için bir baş ağrısı haline geldi.
Trump’ın Epstein dosyalarını yayınlama konusundaki isteksizliği açıkça ortadayken, Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası yönetimi zorladı ve Eylül-Aralık 2025’te 33.
000 sayfa ve Ocak 2026’da 3 milyondan fazla sayfa yayınladı;
bu dosyalarda Bill Gates, Trump, Les Wexner, Bill Clinton, Stephen Hawking, Noam Chomsky vb.
isimlerden bahsediliyor.
İran ile bölgesel savaş sırasında İsrail baskınları Batı Şeria’da artıyor
Bu belgeler ayrıca Epstein’ın Mossad ile olan bağlarını da ortaya koyuyor.
Dosyalar, bir FBI raporu aracılığıyla, gizli bir muhbirin "Epstein’ın Mossad’ın işbirlikçi bir ajanı olduğuna ikna olduğunu" aydınlatıyor.
Rapor, Epstein’ın bir casus olduğunu iddia ediyordu.
Dahası, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile olan ilişkisi de aydınlatıcı oldu;
zira ikili sık sık görüşmekle kalmadı, Epstein Barak için bir "süper bağlantı kurucu" gibi davranarak onu Steve Bannon, Sultan Ahmed Bin Süleyman, Woody Allen ve daha birçok kişiyle tanıştırdı.
Epstein ve Barak 2013 ile 2017 yılları arasında yaklaşık 30 kez görüştüler.
Bunun dışında, son belgeler Epstein’ın İsrail Savunma Kuvvetleri Dostları (FIDF) ve Yahudi Ulusal Fonu’na (JNF) yaptığı cömert bağışları da ortaya koydu;
bu gruplara sırasıyla 25.000 ve 15.000 dolar bağışta bulundu.
Epstein dosyalarının bu son bölümü yayınlanmadan önce bile, birçok kişi aynı Siyonist/Mossad bağlantılarına işaret ediyordu.
Örneğin, İsrail Askeri İstihbarat Müdürlüğü’nün eski üst düzey yöneticisi Ari-Ben Menashe, bir röportajda, “Bence Amerikalılar bir bakıma İsrailliler tarafından tuzağa düşürüldüler.
Jeffrey Epstein, onları tuzağa düşürmek için kullandıkları araçlardan biri” dedi.
Aynı röportajda, Trump’ın İsraillilerden kadınlar ve mali konularla ilgili olarak aleyhine söyleyebilecekleri şeyler yüzünden korktuğunu iddia etti.
Narativ ile yaptığı başka bir röportajda ise, 1980’lerin ortalarında Epstein ile Robert Maxwell’in kendisi tarafından tanıştırıldığını iddia etti.
Ayrıca, 1980’lerde Epstein ve Ghislaine Maxwell ile tanıştığını ve ikisinin de o dönemde İsrail istihbaratıyla çalıştığını anlattı.
Dahası, “Adaletin Çarpıtılması:
Jeffrey Epstein Hikayesi” kitabının yazarı Miami Herald araştırmacı muhabiri Julie K.
Brown, Times of Israel ile yaptığı bir röportajda, “Epstein’ın [İsrail istihbarat topluluğuyla] bağlantıları olması ihtimal dışı değil” dedi.
Epstein, 2005 yılında ilk kez çocuk kaçakçılığıyla suçlandı, ancak o dönemde federal savcı olan Alex Acosta’nın mimarı olduğu bir kovuşturma yapılmama anlaşmasıyla sadece 13 ay hapis yattı.
Bir Beyaz Saray çalışanı, Acosta‘nın "Bana Epstein’ın ‘istihbarata ait olduğu’ ve ona dokunmamam gerektiği söylendi" dediğini iddia etti.
Ghislaine Maxwell’in "kızların çoğunu Epstein’ın istismarı için kolay para, mankenlik kariyeri ve eğitim yardımı vaatleriyle kandırdığı" anlaşılıyor.
MintPress’e konuşan eski bir ABD istihbarat yetkilisi, Epstein’ın siyasi hedefleri tehlikeye atmak/şantaj yapmak için yasadışı yollarla finanse edildiğini açıkladı.
Bu, Epstein skandalını belki de tarihteki en kapsamlı ve sonuçları en ağır şantaj operasyonlarından biri haline getiriyor.
Epstein’ın duruşmasından önce ölme şekli bile, intihar olmayabileceğini düşündüren kanıtlarla birlikte, daha fazla şüphe uyandırmak için yeterli.
İncil geleneklerine dayanarak, bazı Siyonistler İsrail’in sadece şu anda işgal ettiği topraklara değil, aynı zamanda Gazze Şeridi, Batı Şeria, Suriye, Mısır ve Lübnan’ın bazı bölgelerine de doğuştan gelen bir hakkı olduğunu savunuyorlar.
Netanyahu’nun aşırı sağcı rejiminde yankı bulan bu utanç verici felsefe, İsrail’in varlığından çok önce, Theodor Herzl’in günlüklerinde İsrail’in "Mısır Nehri’nden Fırat’a kadar" uzanması gerektiğini yazmasıyla başlamıştır.
Büyük İsrail projesi, devletin DNA'sının ayrılmaz bir parçasıdır;
Netanyahu’nun Likud partisinde bu kavram, kurucu tüzüğe "Akdeniz ile Ürdün Nehri arasında sadece İsrail egemenliği olacaktır" diyerek yerleştirilmiştir.
Netanyahu hükümetindeki Bezalel Smotrich gibi irinistler, İsrail’in sınırlarının Suriye’nin başkenti Şam’ı da içermesi gerektiğini sevinçle savunuyorlar.
Filistin‘in pahasına İsrail’i övme modasına uygun olarak, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, yakın zamanda tartışmalı bir şekilde, İsrail’in Orta Doğu’nun tamamını ele geçirmesi durumunda "sorun olmayacağını" söyledi.
Büyük İsrail ideolojisi, Orta Doğu’nun ve ötesinin tarihsel ve çağdaş yıkımını göz önünde bulundurulduğunda, düşünüldüğü kadar fantastik değildir.
Tehlikeli olmadığı düşünülen ülkeler için, barış antlaşmaları (Ürdün ve Mısır’a bakınız) veya İbrahim Anlaşmaları (BAE, Sudan vb.) yoluyla daha yumuşak bir yaklaşım benimsenmektedir - en azından şimdilik.
Öte yandan Suriye, Lübnan, İran ve Irak gibi ülkelere ise saldırgan bir şekilde davranılmaktadır.
Irak’a gelince, John Mershaimer ve Stephen Walt’ın çığır açan eseri "İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası", "…
[Irak] savaşının büyük ölçüde İsrail’i daha güvenli hale getirme arzusundan kaynaklandığını" vurgulamaktadır.
O dönemde eski Başbakan Netanyahu, Kongre önünde Saddam’ın devrilmesinin bölge genelinde olumlu yankılar yaratacağını ifade etmişti.
O zamanlar İsrail Başbakanı olan Ariel Şaron, Irak‘ın kitle imha silahlarıyla ilgili olarak ABD’ye önemli miktarda istihbarat sağlamıştı;
bu istihbaratın daha sonra yanlış olduğu ortaya çıkmıştı.
Dahası, AIPAC ve Washington’daki İsrail yanlısı neo-muhafazakarlar da Bush’u Irak’ı işgal etmeye zorlamıştı;
bu da yüz binlerce Iraklının ölümüne yol açmıştı.
Bu, Amerika’nın İsrail’e olan sürekli bağımlılığının bir örneğidir.
Suriye askeri altyapısının bombalanması, İsrail birliklerinin Suriye’ye girmesi ve Beşar sonrası bir tampon bölge oluşturması da, belirtilen Büyük İsrail hedefine doğru atılmış önemli bir adımdır.
Aslında, ülke Beşar’ın devrilmesinden bu yana yüzlerce kilometrekarelik alanı işgal etmiş, Hermon Dağı’nın Suriye tarafını ele geçirmiş ve Kuneytra ve Daraa vilayetlerindeki önemli kasabalarda askeri üsler kurmuştur.
Bu, İsrail’in 1967’de Suriye’nin Golan Tepeleri’ni ilhak etmesinin üzerine geliyor.
İsrail Hava Kuvvetleri de cezasız bir şekilde hareket ediyor;
Suriye Dışişleri Bakanı, ülkenin Aralık 2024’ten bu yana 1000 İsrail hava saldırısına maruz kaldığını iddia ediyor.
Şu anda Lübnan’da, İsrail hükümeti ülkeyi düzenli ve yasadışı bir şekilde bombalamakla kalmıyor, aynı zamanda bazı stratejik Lübnan tepelerini de ele geçirmiş durumda.
Hatta aşırılıkçı bir İsrail yerleşimci grubunun Güney Lübnan sınırını geçerek "sözde genişleme bayrağı altında genişleme çağrısında bulunduğu" bir olay bile yaşandı.
“Büyük İsrail”.
IDF askerlerinin üniformalarında da Büyük İsrail haritası görüldü ve bu durum kısa sürede viral oldu.
Batı Şeria ve Gazze söz konusu olduğunda, İsrail yerleşimci grupları, ülkenin en aşırı sağcı hükümeti tarafından desteklenip cesaretlendirilerek yavaş ama istikrarlı bir şekilde toprakları aşındırıyorlar.
Örneğin, İsrail kabinesi yakın zamanda Yahudi İsraillilerin Batı Şeria’da toprak satın almalarına izin veren önlemleri onayladı.
Maliye Bakanı Smotrich utanmazca “Filistin devleti fikrini öldürmeye devam edeceğiz” derken, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz “Yerleşimi İsrail hükümet politikasının ayrılmaz bir parçası olarak yerleştiriyoruz” diye detaylandırdı.
İkincisi ayrıca IDF'nin Gazze’yi “asla terk etmeyeceğini” ve kuzeyde yerleşimler inşa edileceğini söyledi.
Bu nedenle, bu sapkın Büyük İsrail felsefesinden hala habersiz olanlar için, bunun artık marjinal bir inanç değil, günümüz gerçeği olduğu açıkça görülmelidir.
İran İsyanları, 12 Günlük ve Güncel Savaş Çoğu analist İran’ın Protestolar ekonomik zayıflık, enflasyon ve su kaynaklarının yetersizliği nedeniyle başladı, ancak camilerin ve türbelerin bile yakıldığı isyanlar oldukça sıra dışıydı ve dış müdahale konusunda soruları gündeme getirdi.
Mossad’ın İran’daki neredeyse tek tip nüfuzunu (tarihsel ve yakın zamanda görüldüğü gibi) göz önünde bulundurarak, protestoların isyanlara dönüşmesinin bu kurum tarafından istismar edildiğini söylemek abartı olmaz.
En büyük kanıtlardan biri, eski CIA direktörü ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun protestolar sırasında attığı şu tweet’ti:
"Sokaklardaki her İranlıya mutlu yıllar.
Ayrıca yanlarında yürüyen her Mossad ajanına da." Garip bir şekilde, bu tweet, Mossad bağlantılı bir hesabın İranlı protestoculara attığı şu tweet’ten günler sonra geldi:
"Birlikte sokaklara çıkın.
Zaman geldi.
Sizinleyiz.
Sadece uzaktan ve sözlü olarak değil." "Sahada sizinleyiz." Bu, ajansın İran içinde aktif olduğuna dair nadir ve şok edici bir itiraftı.
Tweet’leri bir kenara bırakırsak, Mossad’ın ülkedeki yerleşmesi, 2025’teki 12 günlük İsrail-İran savaşı sırasında nasıl faaliyet gösterdiğiyle karakterize edildi.
İsrail’in başlattığı savaş sırasında, "Mossad, İsrail’in 13 üst düzey İranlı askeri yetkiliden dokuzunu ve yaklaşık bir düzine İranlı nükleer bilim insanını öldürmesinde ön saflarda yer aldı".
Dahası, Mossad, Yükselen Aslan Operasyonu’nda sadece insan casusları değil, insansız hava araçlarını da kullandığını itiraf etti.
Hatta ajans, İran’da Mossad ajanlarının insansız hava araçları ve füzeler monte ettiğini gösteren görüntüler yayınladı - İran içinde bir insansız hava aracı üssü bile kuruldu.
İsrail ordusu savaşta 436 İranlı sivili öldürdü (İran’ın 28’ine kıyasla) ve 12 gün içinde İran’ın askeri ve hükümet liderliğinin çoğunu da ortadan kaldırdı.
Filistinli çocuklar İsrail baskınlarında yaralandı, yasadışı yerleşimciler Batı’da saldırılarını artırdı Banka ABD-İsrail ittifakı tarafından yürütülen devam eden savaşa gelince, bu da Büyük İsrail projesinin bir parçasıdır.
İsrail ve ABD bombardımanları, (bu yazının yazıldığı sırada) sadece birkaç günlük çatışmada 1000’den fazla sivili öldürdü;
bunların arasında 183 çocuk da bulunuyor - çocukların çoğu Minab Okulu grevinde hayatını kaybetti.
Ayrıca İran’ın Yüksek Lideri ve ailesinin üyelerine de suikast düzenlediler.
Savaş şiddetlendikçe kayıplar hızla artıyor ve yüz binlerce İranlı yerinden edildi.
İran, bölgedeki ABD askeri üslerine ve İsrail’e saldırarak misilleme yaptı ve Siyonist saldırganlık nedeniyle en az 16 ülke bu çatışmaya dahil oldu.
Marco Rubio, İsrail’in İran’a saldırmaları konusunda İran’ı zorladığını kabul etti;
ancak tepkiler nedeniyle geri adım attı.
İsrail ayrıca Lübnan’daki saldırılarını yoğunlaştırmaya ve şehirlerini yerle bir etmeye başladı.
İsrail Savunma Kuvvetleri yaklaşık 102 sivili öldürdü ve eylemleri yüz binlerce kişinin yerinden edilmesine neden oldu.
Lübnanlı.
Mike Huckabee bir röportajda Venezuela’daki rejim değişikliği operasyonunun İsrail için büyük bir zafer olduğunu neden ima etti?
Yüzeyde, ABD'nin Venezuela başkanını yakalama motivasyonunun uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek veya petrol açlığını gidermek olduğu görülüyordu, ancak daha derine inildiğinde İsrail’in önemli bir motivasyon kaynağı olduğu ortaya çıkıyor.
2009’dan beri, o zamanlar Hugo Chavez yönetimindeki Venezuela, 2008-09 Gazze Savaşı nedeniyle İsrail ile ilişkilerini kesti.
Venezuela daha sonra Filistin’e daha da yakınlaştı ve onu tanıyan Amerika kıtasındaki ilk ülke oldu.
İran ve Hizbullah ile diplomatik ve ekonomik ilişkiler de gelişti.
Demokrasiyi Savunma Vakfı’ndan Atlantik Konseyi’ne kadar İsrail yanlısı ABD düşünce kuruluşları, Hizbullah ve Hamas’ın Caracas ile ittifakının ABD için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu öne sürdü.
Bu nedenle, Maduro basitçe Chavez’in Filistin yanlısı ve Siyonizm karşıtı dış politikasının genişletilmesinin bir kurbanı.
Dolayısıyla Maduro’yu devirmekle, en azından Tel Aviv’in bakış açısından, İran ve Hizbullah’ın önemli bir müttefiki/uydusu ciddi şekilde zayıflatıldı.
Bu durum, izole bir olay olarak değil, küresel Filistin yanlısı ve İran ağını zayıflatmaya yönelik panoptik bir Siyonist çerçeve olarak ele alındığında daha belirgin hale geliyor:
Suriye rejim değişikliği, Husilerin bombalanması, Hizbullah’ın üst düzey liderliğinin ortadan kaldırılması ve İran protestoları vb.
olaylara bakın.
ABD ve İsrail’in şimdi İsrail yanlısı bir rejim kurmaya çalışacağı açık.
Venezuela’daki ana muhalefet lideri Maria Corina Machado adaylardan biri olabilir.
Yakın zamanda Donald Trump ile görüştü ve kendi Nobel Barış Ödülü’nü ona hediye etti.
ABD'deki birçok milletvekili onun bir sonraki başkan olmasını destekliyor, ancak Trump henüz onu desteklemedi.
Bununla birlikte, Venezuela’nın büyükelçiliğini Tel Aviv’e taşıyacağını ve "Kesinlikle, Venezuela Latin Amerika’da İsrail’in en yakın müttefiki olacak" dedi.
İster halef olarak desteklensin ister başkası, ABD'nin Venezuela’nın benimsediği Filistin yanlısı dış politikanın devamına izin vermesinin hiçbir yolu yok.
Bu strateji, aynı zamanda İsrail’in İsac Anlaşmaları’na da çarpıcı bir şekilde uyuyor;
bu anlaşmalar, Arjantin’in Siyonizm yanlısı başkanı Javier Milei’nin İsrail ile birlikte başlattığı İbrahim Anlaşmaları’nın Latin Amerika versiyonudur.
Greg Pence, makalesinde yerinde bir şekilde şöyle yazıyor:
"İsrail artık sadece bölgesel bir müttefik değil, ABD dış politikasında tehditleri tanımlamak için bir ölçüt haline geldi." Venezuela, savaşçı, aşırı İsrail merkezli ABD dış politikasının son kurbanı oldu.
Son Somaliland tanınması meselesi;
Pegasus gibi İsrail yapımı casus yazılımların kullanımı;
Pakistan’daki Beluç ayrılıkçılarına Mossad ve CIA desteği ve daha birçok şey eksik.
Komplo teorisyenleri birkaç konuda haklıydı:
Elitler tecavüzcü, çocuk istismarcısı ve insan kaçakçısıdır;
Orta Doğu’nun istikrarsızlaştırılması tesadüfi değil, tasarımla gerçekleşmiştir;
Soykırımlar ve rejim değişiklikleri, bunları işleyenler bizi yönetenler olduğunda affedilebilir.
Kontrollü medya, dünyayı karanlıkta ve gerçeklerden habersiz tuttu.
Tüm bu iğrenç gerçekler tek bir şeytana işaret ediyor:
Siyonizm.
Peki, bundan sonra ne olacak?
Sözde dürüstlükleriyle açgözlü Siyonistler, Üçüncü Tapınağı inşa etme, sınırlarını genişletme, Mesihlerini karşılama, Filistinlileri ortadan kaldırma ve Yahudi olmayanlara üstün gelme kehanetlerini yerine getirene kadar durmayacaklar.
► Zionism’s grip over the world: From Epstein to Greater Israel
March 6, 2026
Israeli forces raid the towns of Lubben and Yaben, detaining several Palestinians during the raid operation on February 24, 2026, in Jenin, West Bank.
[Issam Rimawi - Anadolu Agency] by Sarmad Ishfaq What do the US Congress, Nicolás Maduro, the riots in Iran, Jeffrey Epstein, and the destruction of Syria have in common?
Zionism and Israel have been at the forefront of genocide, foreign interference, honey traps, false flags, and other repugnant schemes since before 1948 – albeit obfuscated for decades by the mainstream media.
However, the latest genocide in Gaza has lifted the veil from Israeli heinous crimes and transgressions.
This article highlights some of the most significant Zionist operations in the world apart from the Gaza genocide.
Their clientele:
elite politicians, royalty, entrepreneurs, celebrities, and scientists from the world over.
A disgraced Jewish media tycoon and politician, Robert Maxwell, was an ardent supporter of Israel.
His biographers narrate in their book “Robert Maxwell, Israel’s Superspy” that he was recruited by Israeli intelligence in the 1960s and that he began buying Israeli tech companies for Mossad.
He also owned many pro-Israel newspapers and became a UK member of parliament, citing Henry Kissinger as one of his closest friends.
After his death, his lavish funeral was attended by Israeli elites, “including no fewer than six living heads of Israeli intelligence organizations.” Israeli Prime Minister Yitzhak Shamir eulogized him in the following words:
“Robert Maxwell has done more for Israel than can today be said.” Years later, Robert’s daughter, Ghislaine, and Epstein would become partners in crime and infamy.
While Ghislaine and Epstein were partaking in child sex and human trafficking, it is also alleged that some of their mega-influential friends were also engaging in the same lascivious activities.
This influential network and the Epstein files have become a thorn in the US president’s side, who was previously close to the child sex offender.
While Trump’s disinclination towards releasing the Epstein files was palpable, the Epstein Files Transparency Act forced the administration’s hand, and it released 33,000 pages in September-December 2025 and over 3 million pages in January 2026 – files that mention Bill Gates, Trump, Les Wexner, Bill Clinton, Stephen Hawking, Noam Chomsky, etc.
READ: Israeli raids surge across West Bank amid regional war with Iran
These documents also showcase Epstein’s own Mossad ties.
The files illuminate via an FBI report that a confidential informant was “convinced that Epstein was a co-opted Mossad agent”.
The report claimed that Epstein was a spy.
Moreover, his relationship with Ehud Barak, former Israeli prime minister, has also been enlightening, as not only did the duo meet frequently, but Epstein acted like a “superconnector” for Barak, where he linked the latter to Steve Bannon, Sultan Ahmad Bin Sulayem, Woody Allen, and many others.
Epstein and Barak met around 30 times between 2013 and 2017.
Apart from this, the recent tranche illuminated Epstein’s generous donations to the Friends of the Israeli Defense Forces (FIDF) as well as the Jewish National Fund (JNF), gifting $25,000 and $15,000 to the groups, respectively.
Even before this recent tranche of Epstein files was released, many have alluded to the same Zionist/Mossad connections.
For example, Ari-Ben Menashe, a former senior executive for Israel’s Directorate of Military Intelligence, stated in an interview that “I believe the Americans are sort of trapped by the Israelis.
Jefferey Epstein is one of their tools to trap them.” In the same interview, he asserted that Trump is scared of the Israelis because of what they might say against him vis-à-vis women and finances.
In another interview with Narativ, he claimed that he was introduced to Epstein by Robert Maxwell himself in the mid-1980s.Furthermore, he narrated that he met Epstein and Ghislaine Maxwell in the 1980s and that they were both working with Israeli intelligence at that time.
Moreover, Miami Herald investigative reporter Julie K.Brown, author of “Perversion of Justice:
The Jeffrey Epstein Story,” stated in a Times of Israel interview that “It’s not beyond the realm of possibility that Epstein had connections to the [Israeli intelligence community].” Epstein was charged with child trafficking for the first time in 2005, but he served only 13 months in a non-prosecution deal whose architect was Alex Acosta, then a federal prosecutor.
A White House Staffer claimed that Acosta said, “I was told Epstein ‘belonged to intelligence’ and to leave it alone.” It is understood that Ghislaine Maxwell “lured most of the girls for Epstein’s abuse with promises of easy money, modelling careers, and educational assistance.” Talking to MintPress, a former US intelligence official revealed that Epstein was financed via illicit means so he could compromise/blackmail political targets.
This makes the Epstein scandal perhaps one of the most expansive and consequential blackmail operations in history.
Even the controversial way Epstein died before his trial, with evidence suggesting it might not have been a suicide, is enough to raise further suspicions.
Based on Biblical traditions, some Zionists contend that Israel has a birthright to not only the current land it occupies but also the Gaza Strip, the West Bank, parts of Syria, Egypt, and Lebanon.
This ignominious philosophy, while resonant in Netanyahu’s far-right regime, finds its inception long before Israel existed, with Theodor Herzl writing in his diaries that Israel should run “from the Brook of Egypt to the Euphrates”.
The Greater Israel project is an inveterate part of the state’s DNA – in Netanyahu’s Likud party, this concept was enshrined in the founding charter, saying “between the [Mediterranean] Sea and the Jordan [River] there will only be Israeli sovereignty”.
Irridentists in Netanyahu’s government, such as Bezalel Smotrich, gleefully assert that Israel’s borders should include Damascus, Syria’s capital.
In perpetual fashion to romance Israel at Palestine’s expense, Mike Huckabee, the American Ambassador to Israel, controversially remarked recently that if Israel takes all of the Middle East, “it would be fine”.
The Greater Israel ideology is not as fantastical as one thinks when one considers the historic and contemporary dismantling of the Middle East and beyond.
For the countries deemed not as dangerous, a softer approach is used via peace treaties (see Jordan and Egypt) or the Abraham Accords (UAE, Sudan, and so on) – at least for now.
Countries such as Syria, Lebanon, Iran, and Iraq, on the other hand, are treated belligerently.
Vis-à-vis Iraq, the seminal work “The Israel Lobby & US Foreign Policy” by John Mershaimer and Stephen Walt highlights that “…
the [Iraq] war was motivated in good part by a desire to make Israel more secure.” At that time, former PM Netanyahu testified in front of Congress that toppling Saddam would have positive reverberations across the region.
Ariel Sharon, then the prime minister of Israel, had provided significant amounts of intelligence to the US regarding Iraq’s WMDs, which later turned out to be false.
Furthermore, AIPAC and Washington’s pro-Israel neocons also pushed Bush to invade Iraq – a move that led to the deaths of hundreds of thousands of Iraqis.
This exemplifies America’s perennial vassalage to Israel.
The bombardment of Syrian military infrastructure, as well as Israeli troops entering Syria and creating a buffer zone post-Bashaar is also a significant step towards the stated Greater Israel goal.
In fact, the country has occupied hundreds of square kilometers since Bashar’s ouster, has taken over the Syrian side of Mount Hermon, and has constructed military bases in key towns in the Quneitra and Daraa governorates.
This is on top of Israel’s 1967 annexation of Syria’s Golan Heights.
The Israel Air Force is also acting with impunity, with Syria’s foreign minister claiming that the country has suffered 1,000 Israeli airstrikes since Dec 2024.
Presently in Lebanon, the Israeli government is not only regularly and illegally bombarding the country but has also taken over some Lebanese strategic hilltops.
There was even a case where an extremist Israeli settler group crossed the border into Southern Lebanon and “called for expansion under the banner of so-called Greater Israel”.
IDF soldiers have also been seen wearing a Greater Israel map on their uniforms, which has since gone viral.
When it comes to the West Bank and Gaza, Israeli settler groups have been chipping away slowly yet steadily patroned and emboldened by the country’s most far-right government ever.
For example, recently, Israel’s cabinet approved measures allowing Jewish Israelis to purchase land in the West Bank.
Finance Minister Smotrich shamelessly avowed that “We will continue to kill the idea of a Palestinian state”, while Israeli Defense Minister Israel Katz detailed that “We are anchoring settlement as an inseparable part of Israel’s government policy”.
The latter also said the IDF will “never leave” Gaza and settlements will be built in the north.
Therefore, if one is still incognizant of this perverse Greater Israel philosophy, it should be transparent by now that it is no longer a fringe belief but a present-day reality.
The Iranian Riots, the 12-day & Current War Most analysts agree that the Iranian protests began due to economic frailty, inflation, and lack of water resources, however the riots that ensued, in which even Mosques and Shrines were burnt, were markedly anomalous and have raised questions about outside intervention.
Knowing Mossad’s near-monolithic infiltration in Iran (as witnessed historically and recently), it would not be far-fetched to say that the protests-turned-riots were exploited by the agency.
One huge smoking gun was Mike Pompeo, the former CIA director and Secretary of State, tweeting during the protests, “Happy New Year to every Iranian in the streets.
Also to every Mossad agent walking beside them”.
Oddly enough, this tweet came days after a Mossad-linked account tweeted to Iranian protesters, “Go out together into the streets.
The time has come.
We are with you.
Not only from a distance and verbally.
We are with you in the field”.
This was a rare and shocking admission from the agency that it was active inside Iran.
Tweets aside, Mossad’s entrenchment in the country was characterized by how it operated during the 12-day Israel-Iran war in 2025.
During the war that Israel started, “the Mossad was at the forefront of Israel’s assassination of nine out of 13 top Iranian military officials and around a dozen Iranian nuclear scientists”.
Furthermore, the Mossad admitted that it not only utilized human spies but also drones in Operation Rising Lion.
In fact, the agency released footage showing Mossad agents in Iran assembling drones and missiles – a drone base was even set up inside Iran.
Israel’s military killed 436 Iranian civilians in the war (compared to Iran’s 28) and also eliminated many of Iran’s military and government leadership in the 12 days.
Palestinian children injured in Israeli raids, as illegal settlers step up attacks in West Bank Coming to the ongoing war waged by the US- Israel nexus, this too is a part of the Greater Israel project.
Israel and US bombings have killed over 1000 civilians in just a few days of fighting (at the time of writing this), which includes 183 children – most of the children passed away in the Minab School strike.
They have also assassinated Iran’s Supreme Leader and members of his family.
The casualties are increasing rapidly as the war rages on, and hundreds of thousands of Iranians have been displaced.
Iran has retaliated by attacking US military bases in the region, as well as Israel, and at least 16 countries have become involved in this conflict due to Zionist aggression.
Marco Rubio admitted that Israel forced their hand in attacking Iran;
however, due to the backlash, he backtracked on this.
Israel has also started intensifying its attacks in Lebanon and is razing its cities.
The IDF has killed around 102 civilians, and its actions have caused the displacement of a hundred thousand Lebanese.
Why did Mike Huckabee imply in an interview that the Venezuelan regime change operation was a massive victory for Israel?
On the surface, it appeared that the US’s motive for the capture of Venezuela’s president was to counter drug trafficking or to satiate its gluttony for oil, but digging deeper reveals Israel as a key motivator.
Since 2009, Venezuela, then under Hugo Chavez, severed relations with Israel due to the 2008-09 Gaza War.
Venezuela had then become closer to Palestine, being the first country in the Americas to recognize it.
Diplomatic and economic relations also thrived with Iran and with Hezbollah.
Pro-Israel US think tanks, from the Foundation for Defense of Democracies to the Atlantic Council, have touted that Hezbollah and Hamas’ alliance with Caracas poses a direct threat to the US.
Therefore, Maduro was simply a victim of extending Chavez’s pro-Palestine and anti-Zionist foreign policy.
So in taking down Maduro, a key Iranian and Hezbollah ally/satellite was severely undermined – at least from Tel Aviv’s standpoint.
This becomes more apparent when viewed not as an isolated incident but as a panoptic Zionist framework of weakening the global pro-Palestinian and Iranian network:
see the Syrian regime change, bombardment of the Houthis, the elimination of Hezbollah’s top leadership, and Iranian protests etcetera.
The US and Israel will obviously be looking to set up a pro-Israel regime now.
The main opposition leader in Venezuela, Maria Corina Machado, might be one candidate.
She recently met Donald Trump and gifted her own Nobel Peace Prize to him.
Many legislators in the US back her to be the next president, although Trump has not endorsed her so far.
She, however, has stated that she would relocate Venezuela’s embassy to Tel Aviv and that “Certainly, Venezuela will be Israel’s closest ally in Latin America”.
Whether she is backed as the successor or someone else, there is no way the US will allow a continuation of the pro-Palestinian foreign policy Venezuela adopted.
This stratagem also falls poignantly into Israel’s Issac Accords – the Latin American version of the Abraham Accords, which the pro-Zionist president of Argentina, Javier Milei, launched alongside Israel.
Greg Pence, in his article, aptly writes, “Israel is no longer merely a regional ally but has become the benchmark for defining threats in U.S. foreign policy”.
Venezuela was the latest fatality of a bellicose, hyper-Israel-centric US foreign policy.
It is missing the recent Somaliland recognition issue;
the use of Israeli-made spyware such as Pegasus;
Mossad and CIA support for Baloch separatists in Pakistan and much more.
The conspiracy theorists were right about a few things:
The elites are rapists, child abusers, and human traffickers;
The Middle East’s destabilization is by design – not circumstantial;
Genocides and regime changes are pardonable when the ones committing them are the ones ruling over us.
The controlled media has kept the world benighted and ignorant of the truth.
All these repulsive facts point towards one devil:
Zionism.
So, what happens next?
The voracious Zionists in their so-called rectitude will not cease until they fulfil their prophecy of building the Third Temple, expanding their borders, welcoming their Messiah, removing the Palestinians, and prevailing over non-Jews.
https://
www.middleeastmonitor.com/20260306-zionisms-grip-over-the-
world-from-epstein-to-greater-israel/
=======================
ABD eski Dışişleri Bakanı Anthony Blinken şok itirafta bulundu.
İyi dinleyin:
“— İsrail Obama’yı İran’ı bombalamaya zorlamaya çalıştı, "sizinle veya siz olmadan İran’ı bombalayacağız" dedi, Obama ise buna direndi.
— Trump ise aynı taktiğe boyun eğdi.
— Çünkü Epstein’ın kayıtları onlarda.” Dünyada yaşanan bu krizin, çocukların ölmesinin, hatta ve hatta Türkiye’de Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının bile sebebi her şeyi dizayn eden Trump ve Epstein çetesi!
Lanet olsun!
https://
x.com/i/status/2030923375208485106
=======================
Donald Trump’ın Epstein dosyalarının yayınlanması halinde savaş başlatmakla tehdit ettiğine dair şok bir ses kaydı yayınlandı.
Donald Trump:
“— Epstein dosyalarını yayınlamayın!
Marjorie Taylor’ı s…tir edin, ne yaparsanız yapın, eğer ben düşersem, benimle beraber herkesi düşürürüm!”
https://
x.com/i/status/2030288381901451371
=======================
En son haberler ve analizler için canlı blogumuzu takip edin ⤵️
=======================
=======================
► şükürler olsun. arkamdan girmedi. ya da "neyse ki götü kurtardık" der.
► oh bee, dünya warmış.
► küçüktü. evet evet küçüktü. bir şey hissetmedim bile.
► böylece bu ihtiyacımı da gidermiş oldum. sonuçta yemek, içmek gibi doğal bişey bu! en azından insaflı bir tecavüzcüye denk geldim, neyse
► çoraplarımı, ayakkabılarımı, üstelik bluzumu çıkarmadı üzerimden, bir de giyinmekle uğraşmayacağım en azından. ahahah.
► bir gün olsun rol yapmadan sevişmiş oldum, olduğum gibi oldum, üzülmem değil sevinmem gerek.
► şekerlerim. cebimdeki şekerlerden haberi bile yok, hepsi bana kaldı!
► neyse oh, dotumdeki basur memelerine iyi geldi bu dubur masaji. artik o kadar da acimiyolar. lokman hekim miydi o tecavuzcu ne?
=======================
Müthiş
https://
x.com/i/status/2030734777347621372
=======================
=======================
=======================
“Fakirler her zaman Allah’a yakındır.
Sakın ola, neden fakirim demeyin;
sakın ola, neden fakirim diye şikayetçi olmayın.
Sizler bilmez misiniz ki fakirler, Yaradan’ın en şanslı kullarıdır.
Allah-u Teala onların yakınında olmasını isteyecek, ‘Nerede?’ diyecek;
‘Benim fakir kullarım nerede?’ diyecek, ‘Benim aciz, yoksul kullarım?’ İşte o vakit sizler, yani fakir fukara, garip gureba, göğsünüzü gere gere yaradana doğru yürüyeceksiniz;
bizler ise, muhtemelen yani zırhlı araçlara binenler, köşklerde, konaklarda, saraylarda yaşayan bizler, cennetin banyosunda, Yaradandan uzakta size gıpta ile bakıyor olacağız.”
https://
x.com/i/status/2030519605379158238
=======================
Follow our live blog for the latest news and analysis ⤵️
https://
bloom.bg/4cCep1q
=======================
S and Israelis themselves threaten Turks by saying “Turkey is the next,” Meanwhile, The only radar system still protecting them from the missiles raining on their country is Kürecik.
The level of delusion here is beyond explanation.
=======================
=======================
bir tanrı neden sürekli cinsellik üzeriden ödül verir ki.
Böyle bir tanrı olabilir mi
https://
x.com/i/status/2030369780335804432
=======================
?Trump 160 çocuğun öldüğü katliamı İran’ın yaptığını iddia etmişti.
Çocukların üzerine atılan füzelerin ABD füzesi olduğu kesinleşti!
https://
haber.sol.org.tr/haber/trumpin-yalani-ortaya-cikti-
iranda-160tan-fazla-cocugun-katledildigi-okul-saldirisi-abd
https://
cdn.bsky.app/img/feed_thumbnail/plain/
did:plc:i4kgn6plmmu7t7x5cajpntg3/
bafkreibst2gqw433cobnihjfwuw6eobopuwjcfogbpzcqhwzi5eojpudpm
=======================
08 Mart 2026 Pazar
Türkiye, Lockheed Martin tarafından geliştirilen F-35 Lightning II Müşterek Taarruz Uçağı (JSF) projesine 20 Haziran 2002 tarihinde 3.
seviye ortak olarak dahil olmuştur.
Projenin başından beri önemli katkılar sağlayan Türkiye, aynı zamanda uçak parçalarının üretiminde de yer almış, ancak 17 Temmuz 2019’da programdan çıkarılmıştır.
CAATSA yaptırımı nedir?
Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasasıdır.
İran, Kuzey Kore, Rusya ve Türkiye’ye yaptırımlar uygulayan bir Birleşik Devletler federal yasasıdır.
29 Ekim 2019 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi, ülkemize yaptırım uygulanmasına dair bir kanun tasarısını kabul ederek onayladı.
Ayrıca Temsilciler Meclisi’nde neredeyse fire vermeden kabul edilen bu yasa, burada alınan pozisyonun bir nevi partiler üstü bir yaklaşımla sergilendiğini göstermektedir.
ABD Başkanı, ilgili komitenin erteleme talebini ve bu talebe dayanak bilgi, belge ve bulguları incelemesine müteakip 12 başlıkta CAATSA yaptırımlarının uygulanmasının ertelenmesine karar verebilir ancak kaldırılmıyor.
Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda da 1975-1978 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye’ye ambargo uygulanmıştı.
Amerika her istediğini aldığı Türkiye’ye teknoloji transferi yapmıyor.
Ürettiği kritik silah ve teçhizatları vermiyor.
Savunması için olmazsa olmaz hava savunma silahlarını bile vermiyor.
Üstelik komşularına tehdit eden radar, silah ve nükleer mühimmatı ABD adına kendi ülkesinde barındırıyor.
Türkiye sözde müttefiktir.
Teknolojik tüm engellemelere karşın Türkiye, ABD hükümranlığından çıkmıyor.
Üstelik sınır bölgelerinde Türkiye’ye tehdit üreten oluşumlara destek veren Amerika’ya her koşulda bağlılığını, göstermekten çekinmiyor.
Oysa PKK ve türevlerini, FETÖ’yü Türkiye’de hâkim kılan yegâne güç Amerika olduğu halde.
İçişleri Bakanı, Haber Global’de katıldığı bir programda, "15 Temmuz’un arkasında sadece FETÖ yok, ABD var" demiş ertesi gün Hürriyet’e yaptığı açıklamada da "Amerika’nın 15 Temmuz’un arkasında olduğu apaçık ortada.
Onların talimatıyla bunu icra eden de FETÖ idi" demiş şöyle devam etmişti.
"Biz 1960 darbesinin arkasında Amerika olduğunu uzun yıllar sonra dönemin İngiliz belgelerinden öğrendik.
1980 darbesinin arkasında Amerika olduğunu, ‘Bizim çocuklar başardı’ sözünden sonra anladık.
28 Şubat’ın arkasında kimler olduğu belli.
Ben 20-30 yıl geçmeden bu darbenin arkasında Amerika olduğunu söyleyip tarihe bir not olarak bıraktım.
Bugün değil, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 24 saat geçmeden söyledim.
Ondan sonra ben İçişleri Bakanı oldum.
İçişleri Bakanı olduktan sonra Amerika’nın etkin olduğu her yerde FETÖ olduğunu gördüm." Diyor.
Bugünkü hükümetin FETÖ ile birlik olup TSK’lerine karşı başlattığı kumpas operasyonlarıyla 6 yıla yakın Silivri esaretinde, iki kişilik hücrede eski MİT başkanı Orgeneral Teoman Koman ile kaldığım günlerde kendisinden saatlerce ABD’nin Türk Devleti’ne ve kadim Milletimize yaptığı fenalıkları, yürek yakan itiraflarını dinledim.
Bugün Amerika, sınırımızın hemen ötesinde binlerce yıllık kardeşlik bağımız olan İran’a saldırıyor.
Üstelik tüm insanlığın bugüne kadar gördüğü en barbar acımasız katiller sürüsü Siyonist ruh hastalarının yönettiği İsrail devletiyle ortaklık yaparak.
Türkiye sessiz.
Adım adım sıranın kendisine gelmesini izleyerek.
Bu esarete neden karşı konulamıyor?
Alan Watts, ‘Olağan dini âdetlerle yönetenlerin en çok düştükleri hata, sembolle gerçekliği birbirine karıştırmak, yol gösteren parmağa bakıp onu takip etmek yerine huzur almak için onu emmektir’ demiş.
Türkiye, kurucu atası Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasına ihanet etti.
Tam bağımsız devlet politikalarından ayrıldı.
Onun devrimlerini ilerleteceğine, eksikliklerini tamamlayacağına karşısında oldu.
İnsanlığın düşmanlarıyla ortaklık kurdu, onlara biat etti.
Ağzına sözde müttefiklik emziği aldı.
Şimdi devlette söz sahibi olanlar beka tehlikesinden bahsediyorlar.
Haklılar.
Dünya yolsuzluk endeksinde en az yolsuzluk yapan ilk 55 ülke arasında bir tane Müslüman ülke yoktur.
Halkın parasıyla lüks ve şatafat içinde dindarlık saltanatı sürerlerken halka gerçek dindarlığın “bir lokma bir hırka” olduğunu öğütlüyorlar.
Dindarlıklarını profesyonel bir meslek gibi kurguluyor, ses kayıtlarındaki yolsuzlukların gerçek olduğunu biliyorlar.
1920’lerin ve 1930’ların Müslüman devletlerinde “modernleştirici" üçlüsünü oluşturan Afganistan, İran ve Türkiye’de özellikle 1970’lerden sonra emperyalizmden medet umarak halkına ya şiddet ya da radikal bir anti-demokrasinin kurulması yoluyla eziyet ederek ve kendisi de yozlaşarak, çürüyerek toplumlarının geleceğini ipotek altına alıyorlar.
Sekülerliği din karşıtlığı değil;
siyasete, ticarete, aslında tüm beşerî münasebetlere dini bulaştırmamak olarak görmek, algılamak gerekiyor.
Yunus Emre’den, Mevlânâ’dan ve insan merkezli örf ve adetlerimizin terbiyesinden de ilham alan, herkese eşit gözle bakmayı öneren bir demokratlığı, özgürlükçülüğü ve çoğulculuğu kalıcı hale getirilebilir.
İsmi anılan kardeş üç ülke dün anti-emperyalizmle mücadeleye ağırlık vererek birlikte yükseldiler ve tarihin bir cilvesi olarak bugün birlikte batıyorlar.
İçine düşülen bu çukuru kadim kardeş halklar değil dini siyasete alet eden yönetici elitler kazdı.
Eğer mesele Batı’nın yaptıklarına öfkeyse, Ortadoğu niçin ölüm kazanı oldu?
Emperyalistler karşısında birlik olmak varken Müslümanlar arasındaki bunca kavga, savaş, çatışma niye?
Murat Menteş’in, ‘Ruhi Mücerret’ adlı romanında yazdığı gibi, cennete gitmek isteniliyorsa, öncelikle yaşanan dünyayı cennete dönüştürmek için çalışılmalıdır.
Siyasi İslamcıların elinde cennet gibi özgür, güzel olmuş bir yer var mıdır?
Bir vatandaşımızın İspanya Başbakanı Pedro Sanchez‘i İran’ın karşılaştığı hukuksuzluğun karşısında dimdik durduğu için ‘Ümmetin Lideri’ ilan etmesi tesadüf olabilir mi?
Onur Ünlü ‘nün yazıp yönettiği ‘İtirazım Var’ filmine 18 yaş yasağı konulmuş, yasağı duyan izliyor.
Filmde ne bir erotik sahne var ne de şiddet.
Peki, yasak niye konulmuş?
Film, Siyasi İslamcı ile Müslüman arasındaki farkı gösteriyor.
Bu filme koyulan yasak, Siyasi İslamcıların, gerçek Müslümanlığın yayılmasından, bilinmesinden, anlaşılmasından fena halde korktukları olabilir mi?
Sahi, Siyasi İslamcılar demokrasiyle neden barışamıyor?
Türk ve Atatürk düşmanlığının sebebi nedir?
İran’ın Hürmüzgan Eyaleti, Minab kentinde ilk okulun bombalanmasında ölen 170 Müslüman kız çocuğuna neden sessiz kalınıyor?
Üstelik aynı okul ikinci kez vurulduğu halde.
Azerbaycan lideri Aliyev’in, Suriye’nin başına getirilen Şara’nın Siyonist Haçlı saldırılarında öne çıkan tavırları ibretliktir.
Kim kimdir?
Sorusunun cevaplarıdır.
Atatürk yaşasaydı, İran’ın Haçlı saldırısı karşısında ne yapardı?
Düşünülmesi bile çözümün kendisidir.
İran düşerse Türkiye’nin düşeceği görülmelidir.
İran’ı emperyalistler karşısında Irak, Libya ve Suriye’de olduğu gibi yalnız bırakmak, Trump’ın başkanlık odasında yapılan (Siyonist-Evangelist) Hristiyanlık inancına göre İncil’in mesajını yayan, müjdeleyen ve vaaz eden Haçlı ayinine katılmak olduğunu düşünüyorum.
Tarih kaydedicidir.
https://
www.5gvirusnews.com/yazarlar/yeni-hacli-seferi-h1851.html
=======================
The Jewish people’s credit for victimhood and innocence has now run out.
- - - - - - - - - - - -
-
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur- gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur- gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |